Önce Anne..

  • Konbuyu başlatan ..Evþan..
  • Başlangıç tarihi
E

..Evþan..

Guest
Dinimiz, ailenin çekirdeği mesabesinde bulunan anne ve babaya saygı ve itaata büyük önem verir ve onların hukukuna çok dikkat edilmesini tavsiye eder.

Bir taraftan “Cennet, annelerin ayakları altındadır.” hadis-i şerifiyle annelerin layık olduğu yüce mertebe belirlenirken; diğer taraftan da “Hiçbir evlad babasının hakkını ödeyemez.

Ancak babasını köle olarak bulur, satın alır ve azad ederse, bu durum müstesnadır.” hadis-i şerifi ile de babanın evlad üzerindeki hakkına dikkat çekilir.

İslam’da anne hukuku daima önde gelir. Zira aile içerisinde gördüğü hizmetlerin sonu ve çocukları için çektiği sıkıntıların sınırı yoktur.

Annenin evladı sebebiyle çektiği bu meşakkatler, hamile kaldığı günden başlar; doğum sancısı, çocuğun emzirilmesi, giydirilmesi, temizliğinin yapılması, terbiye edilmesi, tedavisi gibi ardı arkası kesilmeyen yoğun bir hizmetle ömür boyu devam eder.

Anneler, ilahi merhametten en fazla nasib almış varlıklardır. Cenab-ı Hakk’ın kendilerine verdiği engin şefkat duygusu; onları, bütün imkanları ve fedakarlıklarıyla çocuğuna hizmete sevk eder.

Evladın, bu hizmetleri maddi bir karşılıkla ödemesi asla mümkün değildir. Yapabileceği tek şey, annenin kendisine sunduğu anneliğin idrakinde olması, minnettarlığının şuurunda bulunduğunu annesine hissettirmesidir.

Evlat üzerinde elbette babanın da hukuku vardır. Maddi ihtiyaçlarının temininde gerekli fedakarlıklar ondandır. Doğumdan sonra annenin maruz kaldığı maddi ve manevi sıkıntılara o da ortak olmuştur.

Şu halde evlat, her ikisine de borçludur.
İslam dini evladın annesine ve babasına karşı olan saygı ve hizmet hususunda ısrar eder. Bu meyanda anne hukukuna daha öncelik tanır.

Annenin evlad üzerindeki hukukunun babanınkine nispetle en az üç misli olduğunu söyler. Nitekim bu husus, hadis-i şerifte açık bir şekilde ifade buyurulur:

Ebu Hüreyre -radıyallahü anh- anlatıyor:
Bir adam gelerek:

“-Ey Allah’ın Rasulü, iyi davranıp hoş sohbette bulunmama en ziyade kim hak sahibidir?” diye sordu. Hazret-i Peygamber -sallallahü aleyhi ve sellem-:

“-Annen!” diye cevap verdi. Adam:

“-Sonra kim?” dedi. Rasulüllah -sallallahü aleyhi ve sellem-:

“-Annen!” diye cevap verdi. Adam tekrar:

“-Sonra kim?” dedi. Rasulüllah -sallallahü aleyhi ve sellem- yine:

“-Annen!” diye cevap verdi. Adam tekrar sordu:
“-Sonra kim?” Rasulüllah -sallallahü aleyhi ve sellem-, bu dördüncüyü:

“-Baban!” diye cevapladı. (Buhari, Edeb, 2)

İslam alimleri, annenin babaya rağmen üç misli zahmet çektiğine, Kur’an-ı Kerim’deki şu ayet-i kerimede işaret edildiğini söylemektedirler:

“Biz insana, anne babasına karşı iyi davranmasını tavsiye etmişizdir. Zira annesi onu karnında, zorluğa uğrayarak taşımış, onu güçlükle doğurmuştur. Taşınması ve sütten kesilmesi otuz ay sürer…” (Ahkaf, 15)
Ulema der ki:

“Hadis-i şerifte anneye üç misli hak, ayette zikredilen şu üç şeye karşılıktır: hamilelik zahmeti, doğurma meşakkati ve emzirme sıkıntısı.”

Dinimiz, kız çocuklarının bakımı ve terbiyesini erkek çocuklarından önde tutmaktadır. Nitekim hadis-i şerifte şöyle buyurulur:

“Kim, (iki veya üç) kız çocuğunu erginlik çağına erişinceye kadar besleyip büyütürse, kıyamet gününde -iki parmağını birleştirerek- onunla şöylece beraber oluruz.” (Müslim)

Çarşıdan alınan yeni bir şeyi, çocuklara paylaştırırken önce kızlardan başlanarak ikram edilmesi de islami adaptandır.
Muhammed Bahaeddin Nakşibend Hazretleri, bir vasiyyetinde:

“-Benim kabrimi ziyaret etmek isteyenler, evvela annemin kabrini ziyaret etsinler, sonra da benimkini…” buyurur.
İşte bu tükenmek bilmeyen sıkıntı ve çileler sebebiyle yüce dinimiz anneye, öncelikli bir hizmet hakkı ve ulvi bir mevki ihsan etmiştir.

Şefkati gökler kadar derin ve sevgisi deryalar kadar engin ve birer zerafet abidesi olan anneler, bu fazilet ve şereflerini ömürleri boyunca korumaya çalışmalıdırlar.

 

[TB] Benzer konular

Üst