ÇOCUGUNUZLA ARKADAŞ GİBİ OLMAYİN!!!!!

  • Konbuyu başlatan f.nur
  • Başlangıç tarihi
F

f.nur

Guest
Birçok anne-babanın övündüğü bir özelliktir “çocukla arkadaş gibi olmak”... Çok zaman, çok yerde, anneler, “iyi bir anne” olduklarını göstermek için, “kızları ile tıpkı bir arkadaş gibi” olduklarını vurgularlar. Babaların da “benim delikanlı oğlum” diye başladığı konuşmalarını “ben, kendi çocuklarımla tıpkı bir arkadaş gibiyim, çocuklarımla, bir baba oğul gibi değil, tıpkı iki arkadaş gibiyiz” diyerek gururlandıklarına şahit oluruz.

Acaba, çocuklarla anne-babaların bir arkadaş gibi olması doğru mudur? Bu konuya girmeden önce, “bir yeni gelin”in halinden bahsetmek istiyorum.

Daha düğünü yapılalı kırk gün bile olmadan, kaynanası, yeni gelinden helva yapmasını istemiş. Gelin acemi... Kaynana sert... Eski zaman bu, yemek tarifi kitabı da yok ki açıp baksın, ya da telefon yok ki, konu komşudan sorsun gelin hanım. Hem nasıl sorar ki, bir gelin, hem de taze gelin, “helva yapmasını bilmiyormuş” diye el aleme rezil olmayı da göze alamamış... Kaynanası evden çıktıktan sonra, mutfağa girmiş. Gözlerini kapatmış. Annesini hayal etmiş. “Annem, helva yaparken hangi malzemeleri kullanıyordu” acaba diye, derin derin düşünmeye başlamış. Önce “un” aklına gelmiş, sevinmiş. Sonra “yağ” aklına gelmiş, içi rahatlamış. Sonra bir malzemeye gelmiş takılmış. “Acaba annem, unu yağ ile kavururken içine attığı beyaz şey ne idi?” diye düşünmüş... düşünmüş... ama çıkartamamış... “tuz muydu, şeker miydi?” bilememiş... “O beyaz şeyin tuz mu, şeker mi olduğunu nasıl öğrenebilirim acaba?” diye diye evin bahçesine çıkmış... Tam o sırada yaşlı bir amcayı, bastonuna dayanmış, güçlükle camiye doğru giderken görmüş... Gelinin aklına bir kurnazlık gelmiş... Sallana sallana yürüyen yaşlı adama “amcacığım, amcacığım, yaşın daha gence benziyor, ama niye tuzsuz helva gibi sallanıp duruyorsun?” diye seslenmiş... Yaşlı adam, gün görmüş biri imiş. Sesin geldiği yöne dönmüş. Acemi gelinin telaşını tebessümle karşılamış ve “kızım, helvada tuz olmaz, sen şeker kat istersen” diye cevap vermiş. Gelin başındaki bu koca problemi, böyle bir kurnazlıkla çözüvermiş... O gün bu gündür, bir iş yaparken, yanlış metot kullanıldığında, “tuzsuz helva gibi sallanıp duruyor” deyimi kullanılır...

Helvada tuz kullanılmaz mı? Kullanabilirsiniz, ama o yaptığınız şeye helva denilmez. İnsanın canını sıkan, midesini bulandıran tuhaf bir şey olur. Ne misafirlerin önüne “buyurun...” diye ikram edebilirsiniz... Ne de kendiniz akşam kitap okurken, afiyetle yiyebilirsiniz....

Çocuk terbiye etmek, helva yapmaktan daha çok dikkat ister. Nasıl ki helva yaparken, gelin hanım “aman n’olacak canım, tuz da beyaz, şeker de beyaz. Kim fark edecek?” demedi ve hal çaresini aradı ise, çocuk terbiyesindeki usullerde de “aman sen de” diyemezsiniz...

Sağlıklı bir ruh hali ile yetişen çocukta, tıpkı helvada olduğu gibi “un” olmalıdır. O un, “anne şefkati”dir. O unun, helva kıvamına gelmesi için yağda kavrulması lazımdır. O kavrulma, “baba otoritesi”dir... Ateş üstünde kıvama gelen helvaya tat verecek olan şey ise, şekerdir, yani kardeşler ve kuzenlerdir...

Şimdi bir yandan acemi gelinimizin helva yapışına dikkat edelim, diğer yandan da, çocukları ile arkadaş gibi olmak isteyen anne babanın durumunu analiz edelim.

Unun kavrulmasını, babanın otoritesine benzettik. Helva yapılan un kavrulmazsa ne olur? Çiğ kalır. Mide bulandırır. Tıpkı bunun gibi, baba otoritesinden yoksun büyüyen çocuk da, ergenlik dönemlerinde, “çiğ” kalma, “basit” kalma, “dirençsiz” olma tehlikeleri ile karşı karşıya olabilir. Eğer, gelin hanım, helva yapacağı unu, bir karar ölçüsünde değil de, keyfine göre, istediği kadar ateşte bekletirse “daha iyi pişsin” diye aşırıya kaçarsa, o takdirde karşısına “yanık bir un posası” çıkıverir. Eğer otoritede keyfilik söz konusu olursa veya denge sağlanmazsa, çocuk da bu otoritenin altında ezilir, unun ateşte yandığı gibi yanıverir...

Madem ki, un kavurmak bile bu kadar ustalık istiyor, o halde, çocuğunu sağlıklı terbiye etmek isteyen bir babanın da, aynı ustalık içinde otoritesini kullanması gerekmez mi? Çocuğu ile arkadaş gibi olmaya çalışan bir babanın durumu, ateşi sönmüş bir ocakta, un kavuran acemi gelinin durumu gibidir. Yıllar geçse de o helva kıvamına gelmez... Çünkü ateş yok... Otorite yok... Çocuk, kuralları bilmesi gerek... Kuralların birileri tarafından kontrol edilmesi gerek... Kuralsız bir futbol maçı... Hakemsiz bir müsabaka ne kadar abes ise... Otoritesiz bir çocuk için de hayat öyle abes gelecektir...

Peki otorite nedir?
Sözlüklerde otorite “Yaptırmak veya yasak etmek. İtaat ettirme hakkı veya gücü.” olarak tarif ediliyor. Yani, “kural koymaya ve o kurallara uyulması için önlemler almaya”, ve “gerekirse güç kullanmaya”, otorite deniliyor. Bir ülkede, devlet otoritedir. Kuralları vardır ve o kuralları uygulanması için her türlü mekanizmayı... gerekirse güç kullanmayı dahi hesaba katar... Devlet, otoritesini neden kullanır? Sosyal hayatı düzen içinde yürütmek için... Kaos oluşmasın, zayıflar ezilmesin, haklılar hakkını alabilsin diye kullanır. Bir okulda otorite var mıdır? Tabii ki vardır. Okul yönetimi bir otoritedir. Kural koyar ve o kurallara uyulmasını ister. Eğer kurallara uymayanlar olur ve okul düzenini bozacak birileri ortaya çıkacak olursa, okul yönetimi otoritesini kullanır ve gerekli cezayı verir. İşte tıpkı bu örneklerde olduğu gibi, ailede kural koyucu, konulan kuralları takip edici ve gerektiğinde değiştirici bir otorite şarttır ve o otorite de “baba” dır.

Baba tek başına mı kural koyucudur?
Nasıl ki, bir helva tek başına bir undan oluşmuyorsa, baba da tek başına aileyi ve o ailenin kurallarını oluşturamaz. Baba, anne ile ve hatta yetişkin çocuklarla birlikte istişare ederek ailenin kurallarını koyar... İstişaresiz kural koymak, abdestsiz namaz kılmak gibidir... Abdestsiz namaz, görünüşte namazdır... Ama bir kıymeti yoktur... İstişare edilmeden alınmış ailedeki kurallar kuraldır, ama bir kıymeti yoktur... Otoriter olmanın en büyük şartı, demokratik olmaktır. Demokratik olmayan otoriteye “diktatörlük” denilir. Anne-babanın aile içerisindeki durumları gözden geçirebilmesi, yeni kurallar koyabilmesi ve durum değerlendirmeleri yapabilmeleri için haftada (veya en azından ayda bir kere) istişare etmeleri gerekir... Yani, helvanın ateşi kontrol edilmelidir...

Her çocuğun hayatında yüzlerce arkadaşı olur... Ama annesi bir tanedir... O anne arkadaşlığa değil, anneliğe özenmelidir... Çocukları hayata hazırlayanlar anne ve babalardır... Bir serum içerisine konulmuş ilaç gibi, anneden şefkat, babadan otorite hissi ile çocuklar beslenmelidir... Hiçbir arkadaş, hiçbir arkadaşına hem şefkat hem de otorite hissini veremez... O anneye ve babaya aittir... Kıvamında bir çocuk terbiyesi için, otorite ve şefkat mutlak şarttır. Eksik duygular ile yetiştirilen çocuklar, ileride tuzsuz helva gibi sallanacaktır...

Razı olabilecek misiniz?
Siz yine de “helvaya tuz da katılır, şeker de katılır” diyorsanız, o halde aşağıdaki durumları içinize sindirmelisiniz...

1- Bir anne-baba, kendi çocuğundan en az 20-25 yaş büyüktür. Çocuğu ile arkadaş gibi olduğunu sanan bir anne-baba, “çocuğunun en yaşlı arkadaşı olmayı” içine sindirmelidir...

2- Çocuklar arkadaşları ile çok zaman küçük hatalar yapmaktan ve sonra o hatayı düzeltmekten zevk alırlar. Bu hatalar aynı zamanda, çocuklara, doğruyu bulma tecrübesi kazandırır. Anne baba olmanın en zor yanı, yanlışa tahammül edebilmektir. Anne-babalar, çocuklarının hata yapmalarını göze alamayacağı için, çocuklar da, hatadan dönme zevkini yaşayamayacaklardır. Öyle ise, çocukları ile arkadaş gibi olmak isteyen bir anne-baba, “her şeyi zevksizleştiren bir arkadaş” olmayı içlerine sindirmelidir...

3- Çocuklar, arkadaşları ile ne kadar eşit haklara sahiplerse, arkadaşlıklar o derecede derinleşir, samimileşir. Çocuklar, kendinden daha çok imkan ve güce sahip kişilerin arkadaşlıkları altında psikolojik olarak ezilirler. Samimi olamazlar... O halde çocukları ile arkadaş gibi olmaya çalışan bir anne-baba çocuklarını “psikolojik baskı altında tutan arkadaş” olmayı göze almalıdır...

4- Hiçbir çocuk, arkadaşları tarafından cezalandırılmaktan hoşlanmaz. Çocukları ile arkadaş gibi olmaya çalışan bir baba, “en çok ceza veren bir arkadaş” olmaya razı olmalıdır...

5- Çocukların her yaşta farklı sınırları vardır. Çocuk, kendisinin büyüdüğünü hissettikçe, bir önceki sınırlarını aşmak ister... Sınırlarını aşmaya çalışan çocuk, kendi yaş grubundaki diğer arkadaşından cesaret alır. Onlarla kendini kıyaslar. Çocuğun hayatındaki birçok sınır anne-baba tarafından çizilmiştir... Çocukları ile arkadaş gibi olmaya çalışan bir baba, “çocukları için, en çok sınır çizen arkadaş” olmayı içine sindirmelidir...

6- Çocukları ile arkadaş gibi olmaya çalışan bir anne baba, çocuklarını anne babasız bırakmayı da göze almalıdır... Unutmayın, çocuğunuz anneye ve babaya daha çok ihtiyaç duyar... Arkadaşa değil...

Pedagog Adem Güneş
 

[TB] Benzer konular

Üst