Mâide / 89. Ayet
لَا يُؤَاخِذُكُمُ اللّٰهُ بِاللَّغْوِ ف۪ٓي اَيْمَانِكُمْ وَلٰكِنْ يُؤَاخِذُكُمْ بِمَا عَقَّدْتُمُ الْاَيْمَانَۚ فَكَفَّارَتُهُٓ اِطْعَامُ عَشَرَةِ مَسَاك۪ينَ مِنْ اَوْسَطِ مَا تُطْعِمُونَ اَهْل۪يكُمْ اَوْ كِسْوَتُهُمْ اَوْ تَحْر۪يرُ رَقَبَةٍۜ فَمَنْ لَمْ يَجِدْ فَصِيَامُ ثَلٰثَةِ اَيَّامٍۜ ذٰلِكَ كَفَّارَةُ اَيْمَانِكُمْ اِذَا حَلَفْتُمْۜ وَاحْفَظُٓوا اَيْمَانَكُمْۜ كَذٰلِكَ يُبَيِّنُ اللّٰهُ لَكُمْ اٰيَاتِه۪ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ

Allah kasýtsýz olarak yaptýðýnýz yeminlerden dolayý sizi sorumlu tutmaz, fakat bilerek yaptýðýnýz yeminlerden dolayý sorumlu tutar. Bunun kefâreti, ailenize yedirdiðinizin orta hallisiyle on fakiri bir gün sabah akþam doyurmak veya giydiðiniz orta hallisiyle onlarý giydirmek yahut bir köleyi hürriyetine kavuþturmaktýr. Buna gücü yetmeyen üç gün oruç tutmalýdýr. Ýþte yemin ettiðinizde onu bozmanýn kefâreti budur. Bununla birlikte, yeminlerinize baðlý kalýp gereðini yerine getirin. Þükredebilmeniz için Allah size âyetlerini iþte böyle açýklamaktadýr.

Advertise

Son Mesajlar

Top Download


Vesvese Hastalýðýna Müptelâ Olanlara Derstir


Ey maraz-ý vesvese ile müptelâ! Bilir misin vesvesen neye benzer? Musibete benzer. Sen ona ehemmiyet verdikçe þiþer, ehemmiyet vermezsen söner. Demek büyük nazarla baksan büyür, küçük görsen küçülür. Korksan, aðýrlaþýr, hasta eder. Korkmasan, hafif olur, hafî kalýr. Mahiyetini bilmesen devam eder, bilsen gider. Öyleyse, bu marazýn devasýndan "Beþ Vechini" beyan edeceðim. Belki, sana da þifa olur. Zira cehil onu dâvet eder. Ýlim onu tardeder.

Birinci vecih: Þeytan, þüpheyi kalbe atar. Eðer kalb kabul etmezse, o þüpheden, þetme döner. Hayale karþý, þetme benzer bazý hâtýralarý ve bazý münafi-i edeb çirkin halleri tasvir eder. Kalbe "eyvah!" dedirtir, ye'se düþürttürür. Vesveseli adam zanneder ki, kalbi Rabbisine karþý sû-i edepte bulunuyor. Müthiþ bir helecan hisseder. Bundan kurtulmak için huzurdan kaçar, gaflete dalmak ister.

Ey bîçare, telâþ etme! Çünkü o, þetm deðil, belki tahayyüldür. Tahayyül-ü küfür, küfür olmadýðý gibi, tahayyül-ü þetm dahi þetm deðildir. Zira þetm, hükümdür. Tahayyül, hüküm deðildir. Hem onunla beraber, o sözler, senin kalbin sözleri deðil. Çünkü kalbin o sözlerden müteessir ve müteessiftir. Belki o sözler, kalbe yakýn olan lümme-i þeytanîden gelen sözlerdir. Bunun zararý, yalnýz tevehhüm-ü zararla mütezarrýr olmaktýr. Çünkü tahayyülü, hakikat tevehhüm eder. Þeytanýn iþini kalbine mâl eder. Zarar diye anlar, zarara düþer. Þeytanýn dahi istediði odur.

Ýkinci vecih: Budur ki; mânâlar, kalbden çýktýklarý vakit, çýplak olarak çýkarlar ve çýplak olarak hayale girerler. Sûretleri, hayalde giyerler. Hayal ise, her vakit bir sebep tahtýnda bir nev'i sûretleri dokur. Ehemmiyet verdiði þeylerin sûretlerini yol üstünde býrakýr. Hangi mânâ geçse, ona giydirir. Ya takar, ya bulaþtýrýr, ya perde eder. Eðer mânâlar münezzeh ve temiz iseler, sûretler mülevves ve rezil ise, giymek yoktur; fakat temas vardýr. Vesveseli adam, temasý telebbüsle iltibas eder: "Eyvah" der. "Kalbim ne kadar bozulmuþ. Bu hisset-i nefis beni matrud eder."

Bu yaranýn merhemi ise, ey bîçare! Bak, nasýl ki namazýn edeb-i nezihanesinin vesilesi olan zâhirî taharete, batnýn bâtýnýndaki necaset tesir etmez. Öyle de, maâni-i mukaddesenin suver-i mülevveseye mücavereti zarar etmez. Meselâ, sen, âyât-ý Ýlâhiyeyi tefekkür ediyorsun. Birden bir maraz veya bir iþtah veya bevl gibi müheyyiç bir hal þiddetle senin hissine dokunur. Elbette hayalin, deva-yý illet ve kaza-yý hacet levazýmatýný görecek ve onlara münasip süfli sûretleri nescedecek. O süfli sûretlerin ortalarýndan geçecek olan maâni-i mukaddeseye ne televvüsü var, ne zararý var, ne hatarý var ve ne de beis var. Yalnýz hatâ, hasr ý nazardýr. Zann-ý zarardýr.

Üçüncü vecih: Eþya mabeynlerinde bazý münâsebât-ý hafiyye bulunur. Hiç ümit etmediðin þeyler içinde münasebet ipleri bulunur. Ya bizzat bulunur, veya senin hayalin o ipleri yapmýþ, onlarý birbiriyle baðlamýþ olur. Bu sýrrýn münasebatýndandýr ki; bazan bir mukaddes þeyi görmek, bir mülevves þeyi hatýra getirir.

Fenn-i beyanda beyan olunduðu gibi: "Hariçte uzaklýk sebebi olan zýddiyet, hayalde sebeb-i kurbiyettir." Yani iki zýddýn sûretlerinin cem'ine vasýta, bir münasebet-i hayaliyedir. Bu münasebetle olan tahattura, tedai-i efkâr tâbir edilir. Meselâ, sen namazda, münâcâtta, Kâbe karþýsýnda, huzur-u Rab'de iken, þu tedai-i efkâr seni tutup en uzak mâlâyaniyat-ý rezileye sevk eder. Sen, intibaha geldiðin anda dön. "Aman ne kusur ettim" deyip tetkikle meþgul olup durma!