Mayıs 20, 2018, 06:06:09 ÖS
Haberler:

Güzel davrananlar için bir hidayet rehberi ve rahmet olmak üzere (indirilmiştir). (Lokman - 3)


Son İletiler

Sayfa1 2 3 ... 10
1
Sağlık / Sıcak SU
Last post by MiM - Mart 12, 2018, 05:46:55 ÖS
Bir grup Japon doktor *sıcak suyun bazı sağlık sorunlarının çözümünde% 100 etkili olduğunu doğruladı*.

*1 migren*
*2 Yüksek tansiyon*
*3 Düşük kan basıncı*
*4 Eklem ağrısı*
*5 Kalp atışının aniden yükselmesi ve azalması*
*6 Epilepsi*
*7 Artan kolesterol düzeyi*
*8 Öksürük*
*9 Beden rahatsızlığı*
*10 Golu ağrısı*
*11 Astım*
*12 Hooping öksürüğü*
*13 Damar tıkanıklığı*
*Uterus ve İdrar ile ilgili hastalık*
*15 Mide sorunları*
*16 iştahsızlık*
*17 Ayrıca gözler, kulak* *boğaz ile ilgili tüm* *hastalıklar*
*Baş ağrısı*


*SICAK SU NASIL KULLANILIR*

 *Sabah erkenden kalkın ve mideniz boşaldığında yaklaşık 4 bardak ılık su için*
Başlangıçta 4 bardak yapamayabilir, ancak yavaş yavaş yapacaksınız.

*NOT: Suyu aldıktan sonra 45 dakikalık bir şey yemeyin*.

*Sıcak su terapisi sağlık problemlerini makul bir süre içinde çözecektir:*

✔ 30 gün içinde şeker hastalığı
✔ 30 gün içinde kan basıncı
✔ 10 gün içinde mide sorunları
✔ 9 ay içinde her çeşit kanser
✔ 6 ayda damar tıkanması
✔ 10 gün içinde iştah azalması
✔ Uterus ve ilgili hastalıklar 10 gün içinde
✔ 10 gün içinde burun, kulak ve boğaz problemleri
✔ 15 gün içinde kadın sorunları
✔ 30 gün içinde kalp rahatsızlıkları
✔ Baş ağrısı / migren 3 gün içinde
✔ 4 ayda kolestrol
✔ Epilepsi ve felç 9 ayda sürekli
✔ Astım 4 ayda

*SOĞUK SU SİZİN İÇİN KÖTÜ BİR SEÇENEK*

*Soğuk su sizi genç yaşta etkilemezse, yaşlılıkta size zarar verir*.

*Soğuk su, kalbin 4 damarını kapatır ve kalp krizine neden olur. Soğuk içecekler kalp krizinin ana nedenidir.*

*Ayrıca karaciğerde sorunlar da yapar Yağ karaciğeri sıkıştırabilir. Karaciğer nakli için bekleyen insanların çoğu soğuk su içilmesinin kurbanlarıdır.*

*Soğuk su midenin iç duvarlarını etkiler. Büyük bağırsağı etkiler ve Kanser ile sonuçlandırır*
2
Çocuk Psikolojisi / Gerçek Özgürlük
Last post by MiM - Mart 12, 2018, 05:37:06 ÖS
Yirmi altı yaşındaydım. Amerika'ya yeni gitmiştim. Osgood'un araştırma asistanlığını yapıyorum. Aynı odada John ve Gary adında iki asistan daha var. Bir cumartesi günü ofise gittiğimde Halının üstünde emekleyen bir oğlan çocuğu gördüm. Gary oğlunu getirmişti. Herkes kendi işini yapıyordu. Ben de masama oturdum. Çalışmaya başladım.

Odada oldukça alçak meşin bir koltuk vardı. Fark ettiğimde, çocuk ona çıkmaya çalışıyordu. Bir bacağını atıyor tutunuyor ama bir türlü koltuğa çıkamıyordu. Çocuk bunu dört beş kez denedi. Baba bir yandan çalışırken bir yandan göz ucuyla oğlunu takip ediyordu. John ise hiç ilgilenmiyordu. Tamamıyla kendi işiyle meşguldü.

Çocuk yine deneyip çıkamayınca yerimden kalktım. Çocuğun koltuk altlarından tuttum. "Hoppa!" dedim ve onu meşin koltuğun üstüne bıraktım. Çocuk hiç beklemiyordu. Önce şaşaladı. Sonra koltuğun üstünde öyle kalakaldı. O zaman bilmiyordum. Ama şimdi biliyorum. Benim anlam çerçevem içinde o küçük çocuk benim yeğenimdi ben de onun amcası. İçinde büyüdüğüm kasabanın anlam çerçevesi o çocukla aramızdaki ilişkiyi öyle tanımlamıştı. Yeğenim koltuğa çıkmaya çalışıyordu ve amcası olarak ona yardım etmek bana düşerdi. Çünkü babası Gary ve amcası John bir şey yapmaya pek niyetli gözükmüyordu!!!

Vazifesini yapmış bir amcanın mutluluğu içinde gülümseyerek Gary'e baktım. "Neden yaptın?" diye sordu. Vazifesini yapmış bir amcanın rahatlığı içinde "Çıkmaya çalışıyordu" dedim. Gary "Ben de biliyordum çıkmaya çalıştığını... Sen niye yaptın?" diye üsteledi. Şaşırdım ve sinirlendim. İçimden bu Amerikalılara iyilik yaramıyor diye düşündüm. Ama merak etmekten de kendimi alamıyorum. Sonra sordu "Sen ne yaptığının farkında mısın?" İçimden yine sinirlendim. İstanbul psikolojiyi bitirmiş, iki yıl asistanlık yapmış, aydın bir insandım. Ne yaptığımın farkında olmayacak biri değildim.

"Bak" dedi. "Çocuk koltuğa çıkacağına inanıyordu. Belki yarım saat, belki bir saat uğraşacaktı ama eninde sonunda çıkacaktı. Öyle ucundan tutmuyordu. Çıkacağına inanmış biri olarak kedi yavrusu gibi tutunmuştu. Bırakmayacaktı. Deneyecek, deneyecek, en sonunda çıkacaktı. Çıkınca dönüp bana bakacaktı. Ben de ona çıktın diyecektim. Sonra inecekti. Yine uğraşacaktı. Bir saatte çıktığını belki yirmi dakikada çıkacaktı. Bugün bütün gün onunla uğraşacaktı ve belki de beş dakikada çıkar hale gelecekti. Bu onun bugünkü zaferi olacaktı. Sen onun zaferini çaldın!"

Öylece bakakaldım. Bu hayatımda hiç unutmayacağım bir ders olmuştu bana.

Biliyor musunuz iki hafta sonra Gary'e sordum. Neden sadece "Çıktın!" diyecektin??? Neden "Aferin sana oğlum, alkış alkış" değil??? Verdiği cevabı hiç unutmayacağım; "Ben zaferine sadece tanık olurum. Onun benden aferin almak için başarı peşinde koşması doğru değil. Kendisi için başarır ama benim bildiğimi, gözlediğimi, tanık olduğumu bilir!!!"

( Doğan Cüceloğlu - Gerçek Özgürlük )
3
Türk tarihi / 'Ben SEYYİDİM'
Last post by MiM - Mart 12, 2018, 05:30:31 ÖS
Köyünde onu herkes öldü bilmektedir.
Çanakkale'den Havran'daki köyüne kadar 145 kilometreyi 13 günde yayan yürür.
Geldiğinde evine giremez. Çünkü 9 yılda belki karısı, yeniden evlenmiş olabilir. Akşamdan geldiği evini sabaha kadar göz hapsine alır. Sabah koyunları çıkarmak için gelen bir akrabası ile karşılaşır.
"-Sen kimsin?
-Ben Seyidim.
-Biz seni öldü biliyoruz.
-İşte sağ döndüm. Benim hanım evli mi?
-Hayır evli değil. Bir çocuğun var içeride, çocuğu korkutursun. Bağırarak git, haberi olsun."

Kapıdan eşinin ismini seslenir. 8 yaşında bir kız çocuğu kapıya gelir. "Anne" diyor, "kapıda sakallı biri var korktum." Annesi geliyor kapıya bakıyor ki, adamı. "Korkma kızım o senin baban."
Ve 9 yıl sonra kızıyla böyle tanışıyor.
O kız, sonradan nine olduğunda torunlarına, "Baba deyip de bir müddet kucağına oturamazdım" der.
***
Kocaseyit namı, Seyit Ali Çabuk tam adı.
Çanakkale'de 276 kiloluk top mermisini tek başına sırtlayıp İngiliz zırhlısını vuran kahraman.
1889'da Balıkesir'in Havran ilçesine bağlı bir orman köyü olan Manastır köyünde doğan Seyit Ali, Yörük çocuğudur.
Mavi gözlü ve ufak tefektir.
Gariban Anadolu köylüsü.
Keçi güder arada kaçak odun kömürü yapar satar.
1909'da askere gider.
1912'de Balkan Savaşı'na katılır.
1914'te Birinci Dünya Savaşı başlayınca Çanakkale cephesinde topçu eri olarak bulundu.
18 Mart1915'te Müttefik donanması Çanakkale Boğazı'nı geçmek için saldırıya geçti. Bu sırada Seyit Ali, Rumeli Mecidiye Tabyası'nda görevlidir.

(Savaşın en kritik anlarından birinde Queen Elizabeth zırhlısından atılan bir top mermisi Mecidiye Tabyası'na isabet eder. Mecidiye Tabyası'nın pozisyonu çok kritiktir. Boğazdan geçen düşman savaş gemilerini vurmak üzere oradadır. Ve hedef alınan tabyada geriye sadece iki er ve tabya komutanı kalmıştır. Bu erlerden bir tanesi Seyit Ali Çabuk'tur.

Seyit, 276 kiloluk bir mermiyi, mataforası yani vinci bozuk olan topçu bataryasına tek başına sırtlayarak yerleştirmeyi başarır.

Ve Ocean gemisini dümen sisteminden vurmayı başarır. Ocean daha sonra sürüklenir ve Nusrat'ın döşediği mayınlardan birine çarparak batar.
Bu başarısından ötürü onbaşı rütbesine yükseltilmiş bir de ödül olarak çift tayın verilmiş.
O da bir hafta sonra kursağından geçmeyince istememiş.
Seyit Ali, 1909'da gittiği askerden, 1918'de onbaşı olarak döner.
1915'teki zaferden sonra 3 yıl daha Çanakkale'de askerliğe devam eder.
1918'de terhis olur.
***
Kocaseyit, harpten döndükten sonra burada köyünde kimseye savaş ile ilgili bir şey anlatmaz. 9 yılda yaşadıklarını kendine saklar. Kolay değil, yaşanan olaylar, büyük travmalar yaratmıştır muhtemelen. 1929'da Mustafa Kemal, bir açılış için Havran'a gelir. Açılıştan sonra Havran Nahiye Müdürü'ne der ki, "Burada bir Seyit Onbaşı olacaktı onu görmem lazım."

Ancak Havran Nahiye Müdürü, Seyit Onbaşı'nın hangi köyde olduğunu bilmez. "Buluruz tabii Paşam" deyip, Edremit askerlik şubesinden Seyit'i sordurur. Manastır köyünde bulunur. Şubeden 2 jandarma görevlendirilip salınır. Sabah çıkan jandarmalar akşamüstü köye gelir. Kocaseyit, dağa kömüre gitmiştir. Jandarmalar evinin önünde akşama dek bekler. Akşam geç saatte evine gelen Seyit, jandarmayı görünce, kaçak kömür için geldiklerini sanır. Ama bozuntuya vermez. Askerlere "suçum ne ki" diye sorar. "Hayır, suçun yok biz seni bekliyoruz. Seni Paşa çağırıyor." Seyit, sevinir.

Gece yarısı vardıklarında nahiye müdürü, Seyit'i perişan vaziyette görünce, önce onu bir güzel yıkatır, berberde saç sakal traşı yaptırır. Sabah da elbisesini verir. Atatürk'ün yanına çıktığında, biraz sohbetten sonra Paşa 'ne istersen, iste sen büyük kahramanlık yaptın' der.
Maaş bağlatılmasını teklif eder. Seyit Ali, "Hayır paşam" demiş, "biz görevimizi yaptık maaş için değil" der. Tek bir isteği olur Atatürk'ten, "Ben dağda kaçak odunla kömür imal ediyorum. Havran ve Edremit'te gece kaçak satıyorum. Senin emrinle o dağdaki ormancılar baltamı almasa. Rahat çalışsam, maaş da istemem"

Atatürk, nahiye müdürüne talimat verir, Seyit'e dokunulmasın diye.
Ancak iki yıl sonra yeni gelen nahiye müdürü bu emri uygulamaz, Seyit'e pek rahat verilmez.
Seyit Ali Onbaşı, bir süre daha dağda odun kömürü yapar.

Yaşlanmaya başlayınca zorlanır, Havran'da bir fabrikada hamallığa başlar.
Seyit Ali Çabuk, 1939'da 50 yaşındayken, zatürreye yakalanır ve yaşamını yitirir.
Köyündeki mezara gömülür.
Kocaseyit'in öyküsü, bir yerde Türkiye'nin tüm kahramanlarının öyküsüdür...
4
Türk tarihi / BU UNUTULUR MU?
Last post by MiM - Mart 12, 2018, 05:26:22 ÖS
_BU UNUTULUR MU?
___(Unuttuk Maalesef...)

****

Birinci Dünya Savaşı'nda
İngilizlere,
150 bin askerimiz esir düştü.
Bu askerlerden bir kısmı da Mısır'ın
İskenderiye şehri yakınlarında bulunan Seydibeşir Usare Kampı'na
Hapsedildi.

****

Kampın tam adı,
'Seydibeşir Kuveysna Osmani Useray-I Harbiye Kampı' idi.
Bu kampta,
1918'de
Filistin Cephesinde esir düşen 16. Tümen'in 48. Alayı'na bağlı
Osmanlı Askerleri
Tutuluyordu.

****

12 Haziran 1920'ye kadar
Iki yıl boyunca
Her türlü işkence, eziyet, ağır hakaretler ve aşağılamaya maruz kaldılar.

****

İnsanlık dışı muamelenin nedeni ise Ermeniler idi...

****

Kamptaki, Türkçe bilen Ermeni tercümanların
Yalan yanlış çevirileri ve
kışkırtmaları nedeniyle,
kampların İngiliz komutanları,
azılı Türk Düşmanı haline
gelmişlerdi.

****

Savaş bitmişti.
Ancak,
Kamptaki ağır koşullar nedeniyle
ölenler dışındaki askerleri
Teslim etmek,
İngilizlerin işine
Gelmiyordu.
Çünkü,
olası yeni bir savaşta,
Bu askerlerin
Yeniden karşılarına çıkabilecekleri, Ermeniler tarafından,
İngilizlerin beyinlerine işlenmişti.

****

Çözüm
Toplu katliamdı...
Askerlerimiz,
Mikrop kırma bahanesiyle,
süngü zoruyla
Dezenfekte havuzlarına sokuldu.
Ancak;
Suya normalin çok üzerinde
'krizol' maddesi
katılmıştı..
Mehmetçik,
Suya daha ayağını soktuğunda,
aşırı krizol maddesi nedeniyle haşlanıyordu.
Ancak,
İngiliz Askerleri,
dipçik darbeleri ile askerlerimizin havuzdan çıkmalarına izin vermiyorlardı.

Mehmetçikler,
Bellerine kadar gelen suya başlarını sokmak istemediler.
Ancak,
Bu kez İngilizler havaya
(başlarının üzerine)
ateş etmeye başladı.
Askerlerimiz,
ölmemek için,
çömelerek başlarını suya soktular.
Ancak,
başını Sudan kaldıran artık göremiyordu.
Çünkü gözleri yanmıştı...

****

Dışarı çıkanların halini gören
sıradaki askerlerimizin direnişleri de fayda etmedi
Ve 15 000 (15 bin) askerimiz
kör oldu.
Bu vahşet,
25 Mayıs 1921 tarihinde
TBMM.' de görüşüldü.
Milletvekilleri Faik ve Şeref Beyler
Bir önerge vererek,
Mısır'da esirlerin
Krizol banyosuna sokularak,
15 bin vatan evladının gözlerinin kör edildiğini,
Bunun faili olan
İngiliz doktor,
Garnizon Komutanı ve
Askerlerin
cezalandırılması için,
TBMM' nin teşebbüse geçmesini istediler.

****

Ancak,
Yeni kurulan devletin bin türlü derdi vardı.
Ağır sorunlarla uğraşan TBMM' de
Bu hesap sorma işi
Unutuldu gitti.
Ama onlar
Unutmuyorlar...


Kendi ihanetlerini bile
soykırım ambalajına sarıp,
dünya kamuoyuna
Sunuyorlar.


En üzücü olanı da
Malum birilerinin,
Bu karalama kampanyalarına
çanak tutması...

****

ERMENİLER SOYKIRIM YAPILDI DİYE DÜNYAYI AYAĞA KALDIRIYOR.
BİZİM
TARİHİMİZDEN HABERİMİZ YOK.!!!


5
İSLAMİ KONULAR/SOHBET / ERKEKLER KÖLELEŞTİRİLİRKEN...
Last post by MiM - Mart 12, 2018, 05:20:25 ÖS

ERKEKLER KÖLELEŞTİRİLİRKEN...

9 yaşında bir erkek çocuğu, kız gibi davranıyor ve kız gibi giyiniyor. Kız olmaya 4 yaşında karar vermiş ve ailesi de ona destek olmuş. Kız olma sebebini anlatırken kullandığı bir cümle çok dikkat çekiciydi. "Kız arkadaşlarımın annesi bana pislikmişim gibi davranıyorlardı." demiş.

Kadınların davranışları sebebi ile küçük yaşta cinsiyetinden utanan bu erkek çocuğu günümüzde pek çok erkeğin dillendirmeye korktuğu bir davranışı, çocuk masumiyeti ile dile getirmiş ve kendince tedbir almış. Günümüzde tam da yapılan ve de yapılmak istenen bu. Erkekleri aşağılamak ve erkek oldukları için utandırmak. Psikolojik bir hadım bu aslında.

Anne-kız çarşının hemen başındaki parka oturmuşlar çekirdek çitleyip yere atıyorlar. Kırk yıllık çarşı esnafı beyefendi yanlarına yaklaşıp "Hanımlar o çekirdeklerin kabukların yere atmasanız iyi olur." diyor. Genç kız son derece terbiyesiz bir tavırla "Sana ne! İstediğimiz yere atarız. Defol git başımızdan yoksa şimdi 'beni taciz etti' diye bağırırım, bundan sonraki ömrünü kendini aklamaya çalışarak geçirirsin." demiş. Adamcağız korkmuş hemen yanlarından uzaklaşmış. Bu olayı adamın kızı anlattı bana.

Ya bağırsaydı, adamı tacizden tutup polisler götürseydi. Adamın hayatı kayardı. Artık bu devirde insanların çoğu erkeklerin suçlu olduğuna inanma eğilimindeler. Öyle ya. Bir kadın durup dururken neden bir adama iftira atsın, diye düşünülüyor. Oysa medya buna çok iyi zemin hazırlıyor ve kadınlar bundan ciddi anlamda etkileniyorlar.

Çarşıda yan tarafımda bir karı-koca yürüyor. Adam bir şeye gülüyor, kadın onun gülmesine sinir oluyor. Kocasına "Sen gülerken hiç aynaya baktın mı? Aynı şebeklere benziyorsun." diyor. Adam ne diyeceğini bilemiyor, hafif bir çıkışıyor karısına. Kadın karnı burnunda hamile. Kadına: "Şebek dediğin bu adamdan bir maymun doğurmazsın umarım." demek istiyorum fakat susuyorum. Adamı daha fazla utandırmanın mantığı yok.

Bu devirde erkeklere atış serbest. Etrafınıza bir bakın, gerek gerçek hayatta gerek medyada olsun erkekler sürekli aşağılanıyorlar. Kadınların öldürüldüğü ya da şiddet gördüğü haberleri bahanesi ile erkekler katil, tacizci, tecavüzcü ilan ediliyor.

Erkeklere odun, kütük ve aşağılama amaçlı havyan isimleri gayet rahat söylenebiliyor. Hatta erkeklerin hayvandan aşağı olduğu ile ilgili kamu spotları hazırlanıp yayınlanabiliyor. Toplumda pek tepki de görmüyor.

Fakat kimse kadınlara dokunamıyor. Onların dokunulmazlıkları var.

Son otuz yıldan beri dünya yeni bir döngüye girdi. Erkeklerin üzerine basarak kadınların yükselişi dönemindeyiz. Her ne kadar bu "eşitlik" gibi kulağa hoş gelen bir kelime ile sevimli gösterilmeye çalışılsa da aslında işin gerçeği kadınlar, erkeklere efendi olmaya çalışıyorlar.

Erkekler modern dünyanın aşağılanan, horlanan köleleri haline geldiler. Kadınlar ise tapınılacak varlıklar. "Onu bırakıp ancak dişilere tapıyorlar." (Nisa suresi 117)

Erkekler, kadınlar ne istediyse fazlasıyla verdiler; fakat kadınlar hâlâ memnun hâlâ mutlu değiller. Kadınlar, haksızlığa uğramış az sayıda kadın üzerinden çok sayıda erkeği aşağılamaktalar. Efendi olmuşlar hâlâ eziklik edebiyatı yapıyorlar. Kapitalist sistemin kadınlar üzerinden kurduğu feminizm tuzağı her geçen gün ülkelerin sonunu getirmekte.

Tüm dünyada aile kurumu büyük zarar gördü. İngiltere'de "Yalnızlık Bakanlığı" kuruldu. İngiltere'de 9 milyon yalnız insan varmış ve yalnız insanlar kışın basit bir gripte bile ölüyorlarmış.

Mevcut kanunlar yüzünden erkekler evlenmek istemiyor. Kadınlar o kadar yüceldiler ki (!) kendilerine uygun erkek bulamıyorlar. Batı'da artık çocuklar evlilik dışı doğuyor ve babasız büyüyorlar.

Maalesef ki bizim ülkemizde Batı'dan aldığımız kanunlar sebebi ile onların sonuna doğru gidiyor. Her geçen gün boşanmalar artıyor, şiddet artıyor, taciz, tecavüz artıyor fakat sebepler sorgulanmıyor ve görmezden geliniyor. Bütün suç erkeklere yükleniyor, çözüm odaklı çalışılmıyor. Hep cezalar konuşuluyor. Elbette ceza olmalı hem de caydırıcı olsun diye en ağırından olmalı fakat bizde cezalar nedense suçu azaltacağına artırıyor.

Verilen cezalar feministleri sevindirmekten başka bir işe yaramıyor. Şiddet her geçen gün artıyor. "Pozitif ayrımcılık" diye kadınlar haksız kazançlar elde ederken erkekler sürekli aşağılanıyor. Bir taraftan cinsel istismar için kimyasal hadım konuşurlarken aslında uzun süredir erkeklere psikolojik hadım yapılıyor. Hem de kanunlarla.

PSİKOLOJİK HADIM KANUNLARI

6284 nolu psikolojik hadım kanunu: Tanrıça'ya yan bakma cezası- 2684 Erkeğin erkek olduğu için cezalandırılması kanuna.

Güya kadına şiddeti bitirme amaçlı yapıldı Avrupa dayatması ile.

Sonuç: Şiddet hiç olmadığı kadar arttı.

Sebep: Adaletin yok sayılmış olması. 6284 e göre ailede bir anlaşmazlık olduğunda sadece kadının beyanı esas alınıyor, erkeğin beyanının hiçbir önemi yok. Erkeğin kadına fiziki şiddet uygulamasına da gerek yok. Kadının kocaya canı sıkıldı, şikayet etti. "Kocam bana bağırıyor, özgürlüğüme karışıyor, gece eve geç gelince nerdesin diyor... Kocamdan şikayetçiyim." Erkeğe hemen sopa gösteriliyor. "Heyy erkek haddini bil. Kadınlar bizim Tanrıçalarımızdır. (Dişilere tapıyorlar) Onlar asla yalan söylemezler, iftira atmazlar, haksızlık etmezler, onlar masum Tanrıçalarımızdır..."

Erkek hemen kurban ediliyor, cezası kesiliyor. Tanrıçayı rahatsız etmekten dolayı üç ay ya da altı ay gibi bir süre evinden atılıyor, evi bırakın o mahalleye giremiyor, okuluna gidip çocuğunu göremiyor. Bu arada karısının ve çocuklarının maddi ihtiyaçlarını da karşılamak zorunda. Erkek bu arada nerde kalır, ne yer ne içer, ruh hali nasıldır kimsenin umurunda değil. Karısını arayıp "neden bu haldeyiz barışalım" demesi de suç. Uzaklaştırma cezasını telefon açarak delerse hemen hapis cezası var.

Ülkemizde böyle adaletsiz bir kanun var ve binlerce erkek bundan muzdarip, mağdur, mazlum...Ve bizim meclisteki vekillerimiz acaba onlar sadece kadınların vekilleri mi zannediyorlar kendilerini, bilmiyorum. Bu haksız durumları düzeltmek için hiçbir şey yapmıyorlar.

Ezilen, şiddet gören kadınlar için çıktı bu kanun diye savunuluyor. Oysa gerçekten psikopat olan, karısına eziyet eden erkeklerin eşleri korkularından kocalarını şikayet edemiyorlar. Nerede bir kocasına gözdağı vermek isteyen kadın varsa onlar kullanıyor. Kullananların çoğu da pişman. Zira evden attırdığı kocası ya bir daha geri dönmüyor, boşanmak zorunda kalıyor ya da ilişkileri daha da kötü oluyor. Bu kanundan sonra binler değil, yüzbinlerce erkek evinden atıldı.

Son yıllarda kadın cinayetlerinin artmasının bir sebebi de bu kanun. Evden atılan mahallesine giremeyen, çocuklarını göremeyen, arkadaşlarının yüzüne bakamayan, aşağılanan erkek öfke patlamaları yaşayıp kadına gidip şiddet uyguluyor ya da cinayet işliyor. Şiddet arttıkça cezalar artırılmaya çalışılıyor, oysa bataklık kurutulmadan sivrisinekler bitmez.

Nafaka Kanunu: "Ciğer söken kanun" Erkeğe boşanma cezası-Tanrıçadan ayrılmanın bedeli. Anayasadan "Erkek evin reisidir" maddesi kaldırılmıştı. Erkek evin reisi değil deniyor fakat ailenin masrafları erkeğin üstüne yıkılıyor. Evlenirken ev kurmanın bütün yükü erkeklerin üzerinde. Ev kiralayacak, eşya alacak, nişan, düğün masrafı, geline takılacak takılar... Evlilikte bütün masraflar onun üstünde. Karısı harcamalardan memnun değilse 6284 e göre suç.

Erkeğin boşanmada kendi suçu olsa da olmasa da, az kusurlu da olsa ömür boyu eski karısına bakmak zorunda. Çocuğu varsa zaten ona nafaka ödeyecek, fakat çocuğu olmayan ve artık ona yabancı olan bir kadına neden hangi sebeple ömür boyu baksın? Araştırmalarıma göre dünyada hiçbir ülkede ömür boyu nafaka yok. Bizde bir gün bile evli kalsa kadın başkasıyla resmi olarak evlenmediği sürece (dini nikahlı eşi ve sevgilisi olabilir) erkek ona bakmak zorunda.

10 gün evli kalıp 20 yıl nafaka ödeyenler var. Neden kadın eski kocanın sırtından geçinsin? Hangi akla ve vicdana sığar bu? Ve kadınlar kanun zoru ile eski kocadan gelen geliri nasıl içlerine sindiriyorlar? Zannediyorlar mı ki o para onlara hayır getirsin, getirmez. Ancak eski eşin imkanı iyidir, gönlüyle verir; bunu helali hoş alıp harcayabilir.

Bu nafaka kanunu feminizme de aykırı. Kadın bu kadar aciz bir varlık mı ki arasında hiçbir bağ kalmamış artık ona yabancı olan bir erkeğe muhtaç yaşasın. Gerçekten ihtiyacı olan kadınlara devlet maaş bağlasın. Fakat eski kocanın negatif enerji ile verdiği parayı yemesin.

Tazminat ve Eşit Mal Paylaşımı: Boşanmada erkeğin kadına tazminat vermesi ve evlilik içinde edindiği malları eşit paylaşması da büyük bir haksızlık. Dinimizde kadını malı kadınındır erkeğin malı da erkeğin. Eğer evlilik içerisinde kadın gelir getiren bir işte çalışmışsa, erkeğe verdiği borçlar varsa ayrılırken onlar hesap edilip bir ödeme çıkarılırsa adaletli olur.

Çocuk Haczi: Erkeklerin babalık hakkının ellerinden alınması. Boşanma sonrası babalara ve çocuklara en büyük zulüm de bu. Boşanıldı, mahkeme çocukları genellikle anneye veriyor, baba istese de verilmiyor. Anne çocuğu aldı baba da nafakasını ödeyecek ve babanın çocuğunu görmesi hafta sonları ya da ayın belirli günleri saatine kadar mahkeme kararıyla belirlendi.

Buraya kadar da haksızlık var fakat esas haksızlık bundan sonra. Kadın çocuğu babaya göstermek istemiyor. Keyfi sebeplerle çocuğunu babasına göstermek istemeyen kadının akıl sağlığı yerinde değildir. Zira akıl sağlığı yerinde olsa çocuğun babasız büyümesinin zararlarını düşünebilir. Ancak baba psikopatsa ya da madde bağımlığı gibi çocuğa zarar gelme ihtimali varsa bu durumda çocuk korunur.

Kadın mahkemenin belirlediği günlerde bile göstermediğinde babalar çocuklarını görmek için haczetmek zorunda. Eşya haczi kalktı fakat çocuk haczi devam ediyor. Baba haciz tutanağı tutturup 300 lira gibi bir para yatırıp bir ekiple polisle psikologla çocuğunu almaya ancak öyle gidiyor. Kadına neden mahkemenin kararına uymuyorsun diye ceza bile verilmiyor. Neden? Çünkü kadınlar Tanrıça. Onlar hata yapmazlar. Kadın çocuğu göstermiyorsa kesin baba kötüdür, diye bakılıyor. Kadının kininden, ruh sağlığından kimse şüpheye düşmüyor.

Pek çok kadın da sırf eski kocasına zorluk olsun ve çocuğu babasını sevmesin diye bunu yapıyor. Şimdi bu hem erkeğe hem çocuğu büyük bir zulüm değil mi? Hani kadın merhameti nerede? Kendi çocuğuna acımıyor onun babası bırakıyor.

Erkeklere psikolojik hadım kanunları bu kadar mı? Değil. Bakanlarımız bu kadar zulmü az bulmuşlar ve yakın zamanda yeni bir kanun geliyor. Müjde... 6284 e kardeş kanun geliyor. Ne mutlu! Erkekler bu kanunun kalkmasını beklerken, yetkililere ulaşıp uğraşırken sevgili bakanlarımız 6284 ü yeterli görmemişler ve ona kardeş kanun yapmaya karar vermişler. İkisi bir arada büyüsün diye!

657 nolu kanun: Bomba bir kanun. "Erkeksen geber kanunu" diyebiliriz kısaca. Haber bugünkü gazetede vardı. Başlık "Kadın düşmanına devlet kapısı kapalı" Bir de kadın düşmanı demişler oysa "Kadına yan bakana devlet kapısı kapalı" olmalıydı başlık.

657 nolu kanun şu anda devlete karşı işlenmiş suçları kapsıyor. Devlete karşı hainlik, dolandırıcılık, devlet sırlarını açığa çıkaranlara verilen ağır suçları kapsıyor. Bu suçu işleyenlere her türlü devlet kapısı kapanıyor, işlerinden atılıyorlar.

Kadına istismar ve şiddet suçları da bu kapsama girecekmiş. E yakışır. Sonuçta devlet kutsal kadın da kutsal! Tanrıçalara yan gözle bakan gebersin! Ne işi var devlet kapısında! Her atılan erkeğin yerine de bir kadın alınır. Oh ne âlâ! Kadın istihdamı sorunu da bu şekilde çözülmüş olur. Bir taşla on kuş. Attığımız taş da erkek olsun ne zararı var!

Cezalarla ilgili bu hazırlıklar devam ederken, çok önemli bir başka çalışma daha sessiz sedasız sürdürülüyormuş, bu gazete haberi ile öğrendik neyse ki. Bu konudaki yasal düzenleme ise çok yakında Meclis gündemine gelip torba yasaya eklenecekmiş. Kadına karşı suç işleyenler memur, sözleşmeli memur, işçi ya da taşeron gibi kamu personeli statüsünde devlet kurumlarında hiçbir statüde görev alamayacakmış.

6284 ile kanun ile erkekleri evden attık, 657 ile de devlet kurumlarından atacağız; bir kanun daha yapıverelim de erkekleri dünyadan atalım!

Haberde şöyle yazıyor: Çocuk ve kadınlara yönelik istismar, taciz, tecavüz gibi suçları işleyenlerle kadına karşı şiddet suçu işleyenlere devlet kapısı kapatılacak.

Çocuklara karşı işlenen suçlara tamam bir diyeceğimiz yok, suçu kesinse.

Fakat kadınlara karşı yapılacak suç kapsamına girecek dört suça bir bakalım.

1-Kadına karşı istismar: İstismar kelimesi tek başına kullanıldığında cinsel bir manası yok. İstismarın sözlük anlamı: Birinin iyi niyetini kötüye kullanma. Sömürme. Mesala kadın dedi ki ben çalışıyorum fakat yöneticim (erkek) ya da iş arkadaşım (erkek) (kadınların kadınlara her türlü zulmü yapması serbest) yaptığım işleri beğenmiyor, yaptığım projeyi kabul etmedi ya da beni çok çalıştırıyor, benim iyi niyetimi istismar ediyor dedi. Bu, kadına karşı istismara girer.

2-Taciz: Adam yaptıysa tamam cezasını çeksin diyelim, ya yapmadıysa. Çünkü bu delil ve ispatı olacak bir şey değil. Zaten 6284 nolu kanundaki gibi kadının beyanı esas alınacaktır. Mesala kadın iş yerinde bir adama gıcık oldu ondan kurtulmak istiyor. Ya da yöneticinin yerine göz dikti kendi o mevkiyi istiyor ya da bir erkekten çok hoşlanıyor fakat adam ona yüz vermedi. Şimdi kadın her gün o adamı görsün üzülsün mü? Beni taciz etti, diye bir şikayet yeter. Ya da kadın din düşmanı, iş yerinde dindar bir adam var ve ona gıcık oluyor. Bir şikayeti yeter. Adam mesleğinden olur, daha bir yerde de iş bulamaz, haysiyetsiz şekilde işinden oldu diye.

3-Tecavüz: Gerçekten yaptıysa Allah belasını versin. Fakat ya yapmadıysa? En çok kadın erkek birlikteliğinin ve evliliklerin iş yerinde tanışma ile olduğu son yılların bilimsel araştırmalarında yer alan bir konu. Mesela kadın-erkek aynı iş yerinde zamanla birbirlerinden hoşlandılar, gönüllü birlikte oldular fakat sonra bir şekilde ayrıldılar. Kadın iş yerinde onu artık görmek istemiyor. Dedi "Geçmişte birlikteliğimiz vardı fakat geçen akşam beni konuşalım diye evine çağırdı ve tecavüz etti." Artık bitti o adamın işi.

4- Şiddet: Şiddet deyince aklınıza hemen dayak, yüzü gözü morarmış kadınlar geldiyse yanılıyorsunuz. Kadına şiddetin kapsamı çok geniş. En tehlikelisi psikolojik şiddeti de kapsaması. Kanunlarımıza göre kadın erkeğe psikolojik şiddet yapabilir fakat koca karısına yapamaz. Erkek zaten erkek olduğu için suçlu. Erkekler hiç karşılık beklemeden kadınların bütün ihtiyaçlarını karşılamak zorunda olan ve bunları gönüllü yapması beklenen modern köleler oldu.

Psikolojik şiddet çok geniş bir kavram. 6284 kanunun uygulanmasında gördük. "Kocam bana bağırdı, kocam parayı az veriyor, kocam benimle cinsel birliktelik kurmak istiyor..." gibi suçlamalarla binlerce kadın kocayı evden attırdı. Başına gelmeyen inanmıyor; yok canım olur mu öyle şey, diye. Oluyor, hem de nasıl oluyor.

Bu durumda yapılacak şeyler:

1-Kanunun çıkışını sessizce seyredip memleketin nasıl karışacağını izlemek.

2-Erkeklerin kadına dönüşmesi: Bu kanunlarla erkek olarak yaşamak çok tehlikeli. Diyanet İşlerimiz bir fetva patlatsın. "Erkeklerin kadına dönüşmesi bu devirde caizdir" diye, devletimiz de kadına dönüşmek isteyen erkeklerin sağlık masraflarını üstlensin.

3-Kanuna hep birlikte "hayır" diyelim. Yakın zamanda meclise gelecekmiş, bir gecede geçiriverirler ruhumuz duymaz.

Önce devlet büyüklerimize sesleniyorum.

Sayın Cumhurbaşkanım!

Dış işlerle çok yoğunsunuz biliyorum, fakat sizin bu yoğunluğunuzdan faydalanıp başınıza çorap örmeye çalışıyorlar. Bu kanunlar çıkarsa Allah'a hesabını veremezsiniz. Aynı zamanda bu kanunların seçim öncesi alelacele çıkarılmaya çalışılması Ak Parti'ye kurulan bir tuzaktır. Bu kanunların çıkmasını kimler istiyorsa lütfen o kişilere karşı dikkatli olun. Kesinlikle dost değiller.

Sayın Adalet Bakanı ve Diğer Bakanlarımız!

İçinde zerrece adalet olmayan bu kanunu çıkarmayı nasıl düşünebiliyorsunuz?

Sayın Aile Bakanı!

Ev ev şehit ailesi gezmeyi bırakıp (onlar şehit yakını olmak gibi en büyük şerefle şereflenmişler, sizin ziyaretinizin onlara katacağı bir şeref yok) siz aile üzerine kurulan tuzaklara bir bakarsanız iyi olur. Bu geldiğiniz makamların çok büyük vebali var.

Sayın Devlet Bahçeli ve MHP Milletvekilleri!

Ak Parti Milletvekillerinden ümidi kestim, zira kendi partilerinden gelen bu yasa teklifi büyük ihtimal onaylayacaklar. Lütfen siz engel olun bu oyuna. Sizde bu cesaretin olduğuna inanıyorum.

Dikkat ederseniz bir yerden düğmeye bastılar ve özellikle hükümet karşıtı medya her gün taciz ve tecavüz haberlerini, mağdurun haklarını da hiçe sayarak detayları ile veriyor, hem halkın vicdanına dokunalım hem hükümeti mecbur bırakalım hem de halk desteklesin diye. Maksatları bu kanunların çıkmasına zemin hazırlamakmış meğer. 28 şubatın Fadime Şahinleri gibi yine bir oyunun içindeyiz. Allah sonumuzu hayreylesin. Devlet büyüklerimize basiret versin.

Sapıklara cezaya evet fakat sapık ve katiller bahanesi ile bütün erkekleri aşağılamaya ve suçlu ilan etmeye hayır.

Bizler "Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır." diyen Peygamberin ümmetleri! Şimdi bu haksızlıklar karşısında susacak mıyız?

Hayvan haklarını korumak için kanun çıkaran hükümetimizin erkekleri aşağılayan bu kanunlarına "dur" diyelim. Çok şey istemiyoruz. Erkekleri kadınların adaletine bırakmayın. Erkekler de insan sayılsın ve kadınlarla eşit haklara sahip olsunlar, yeter. Erkeklerin haysiyetini kanunlar yolu ile yok etmeyin. Hiçbir suçu olmayan tüm erkekleri, psikolojik hadıma, maruz bırakmayın. Erkekler için adalet istiyoruz.

Şu andan itibaren tepkilerimizi sosyal medya üzerinden ve imza kampanyaları ile göstermeye var mısınız?

İmza kampanyasına desteklerinizi bekliyoruz. Hep birlikte haksızlığa "DUR" diyelim.

Sema MARAŞLI

6
İslâm büyükleri/Alimleri / İMAM-I AZAM’A “EBÛ HANİFE” DEN...
Last post by MiM - Mart 12, 2018, 05:15:09 ÖS
İMAM-I AZAM'A "EBÛ HANİFE" DENMESİNİN SEBEBİ

"İmam-ı Azam", "Büyük İmam" anlamına gelir. "Ebu Hanife" ise "Hanife'nin Babası" demektir. Yani İmam-ı Azam kızının adıyla anılır. Böyle büyük bir imamın, kızının adıyla anılmasının sebebi, zaman zaman İmam-ı Azam'ın dahi cevap vermekte zorlanmış olduğu konularda kızı Hanife'nin çok önemli içtihatlarda bulunmuş olmasıdır. Bu içtihatlardan birkaç tanesini örnek olması açısından anlatalım:

***

İmam-ı Azam'ın yanına kadınlar geldiler.
- Erkekler dört kadınla evleniyor. Kadınlar neden dört erkekle evlenemiyor? İmam-ı Azam, Hanife'ye:
- Bunların sorusunun cevabını sen ver, dedi. Hanife boş bir leğen getirdi. Kadınlara:
- Her biriniz bu leğene birer tas su koyun. Kadınlar birer tas su koydular. Yine Hanife kadınlara:
- Herkes koyduğu suyu alsın, dedi ve tabiidir ki, herkes koyduğu suyu alamadı. Aciz kaldılar. Hanife:
- Benim gözümün önünde herkesin gözünün önünde, herkes koyduğu suyu aradan hiç zaman geçmeden alamıyor. Siz dört kocaya varırsanız, her birisi size birer tas su koymuş gibi gözünüzle gördüğünüzü seçemiyorsunuz. Bunun babasını nasıl seçeceksiniz? dedi. Bu cevabı bütün mezhep imamları ve İmam-ı Azam çok beğenmişti.

***

Yaşlı bir kadın ölürken vasiyet eder. Benim çocuklarımdan birisi piç (gayri meşrudur) tir. Babasının oğlu değil, ona mal verilmesin der. Çocuğun ismini söylemeden ölür. İmam-ı Azam'a gelirler gizliden kadının böyle vasiyeti var. Hangisi piç dediler. İmam-ı Azam içinden çıkamadı. En son Hanife'ye müracaat ettiler. Hanife kendi babasını ve oğlanların babasını bir odaya perde arkasına gizledi. Kendisi sıra ile oğlanları çağırdı. İlk gelene;
- Ben, seninle evleneceğim ama, bir şartla. İki kardeşini öldürürsen malın hepsi bize kalır. Ben başka adamları kiralarım sana hiç bir ziyan gelmez. Kardeşlerinin ölümüne razı olmazsan bu iş olmaz. Çünkü babanın malı gâyet çok, der. Bu çocuk Hanife'yi tersler.
- Ben mal için kardeşlerimin ölümüne razı olmam, der öfkelenir kızar gider. Hanife ikinci kardeşi de gizlice çağırır. Aynı sözleri söyler. O da aynı şekilde kızar gider. Üçüncü kardeşi çağırır. Ona da aynı meseleyi anlatır. Üçüncü oğlan:
- Zaten benim aklımdan da aynı bunlar geçiyordu. Kimse duymasın der, kabul eder. Hanife çocuğu dışarı çıkarır. İmam-ı Azam'la çocukların babasına:
- Üçüncü çocuk piçdir. Mal için kardeşlerinin ölümüne razı oldu. Diğerleri iyidir, der. Üçüncüye mal vermeyip evden ayırdılar. İmam-ı Azam'ın kızı Hanife de aynı İmam-ı Azam gibi çok meşhur oldu.

***

Yine İmam-ı Azam ailesine:
- Sen başın açık olarak dışarı çıkarsan, benden şu şartlar altında boş ol demişti. İmam-ı Azam'ın hanımı, başı açık olarak dışarı çıktığı için de boşamıştı. Geri birleşmelerine imkan yoktu. İmam-ı Azam'da buna bir çare bulamadı. Ayrılmaya karar verdiler. Hanife:
- Benim annem başı açık dışarı çıkmadı, dedi. İmam-ı Azam:
- Nasıl? diye sordu. Benim annem akşamdan sonra başı açık dışarı çıktı geceydi. Kur'an-ı Kerim'de Allah(cc) buyuruyor ki:

(Sûre-i Nebe, âyet 10): "Ben geceyi size elbise eyledim."

Annemin başında, Allah(cc)'ın örttüğü örtü vardı, dedi. Annesi ile babasını birleştirip, buna olumlu fetvayı verdiği için mezhebin içine "Ebû Hanife" diyerek ismi geçti.

***

Yine bir hâdise: Bir adam merkebini yitirir. Çok arar bulamaz. Çok büyük yemin eder. "Ben, seni bulursam üzerine binerim ve üzerinden de hiç inmem" der. Adam eşeği buldu, üzerine bindi. Yeminli olduğu için üzerinden inemiyordu. Merkebe binili olarak İmam-ı Azam'ın yanına geldi. Meseleyi anlattı. İmam-ı Azam bir fetva veremedi. Hanife'yi çağırdı ve anlattı. Hanife:
- Merkebi bir ağacın dibine çekin. Merkebten ağaca çıksın. Ağaçtan yere insin. Merkebden yere inmemiş olur, dedi. Öyle de yaptılar. Bazan da Hanife'nin içinden çıkamadığı bir çok dini meseleleri, İmam-ı Azam çözmüştür. (Allah (cc) komşuluk ve şefaatlarından himmet ve yardımlarından ayırmasın.)
7
CuMA NotLaRı / Ynt: CuMA NotLaRı/13
Last post by MiM - Mart 12, 2018, 05:29:19 ÖÖ
Vay be, tam 8 yıl olmuş bu yazıyı yazalı... Bu yazıyı rahmetli eşimle yaptığımız umre'nin akabinde yazmıştım. Sonra onu dört yıl sonra 2014 yılında kanserden kaybettim. Şimdi bu yazıları okuyunca sanki onunla beraber gezip yaşadığımız o güzelim günleri, hatıraları yeniden yaşamış gibi oldum.
8
Eğitim / Yurtdışı Öğretmenlerin Seçme S...
Last post by Fussilet - Aralık 16, 2017, 03:10:22 ÖÖ
Almanca, Fransızca ve İtalyanca Konuşulan Avrupa Ülkelerinde Görevlendirilecek Öğretmenlerin Seçme Sınavı 2018 
Almanca, Fransızca ve İtalyanca Konuşulan Avrupa Ülkelerinde Görevlendirilecek Öğretmenleri Seçme Sınavı Başvuru Kılavuzu için tıklayınız...

 
EK-1 Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Formu
EK-2 Başvuru Formu
EK-3 Dilekçe Formatı
9
Bunları biliyor musunuz? / Blue Origin hakkında bilinmesi...
Last post by Fussilet - Kasım 25, 2017, 06:55:43 ÖS
Blue Origin Başardı!
Uzaya fırlatılan roket Blue Origin, test amaçlı misyonunu başarıyla tamamladı. Böylelikle yakın gelecekte insanların uzaya çok daha düşük maliyetlerle...

Uzaya fırlatılan roket Blue Origin, test amaçlı misyonunu başarıyla tamamladı. Böylelikle yakın gelecekte insanların uzaya çok daha düşük maliyetlerle çıkması yolunda önemli bir aşama geride bırakılmış oldu. Konuya dair detaylar ve video, insanoğlu için başdöndürücü gelişmelerin habercisi adeta...

blue-origin

Öncelikle şu soruya yanıt verelim; Blue Origin nedir? ünlü girişimci ve dünyanın en zengin isimlerinden Jeff Bezos'un projesi. Temelde uzaya doğru hareket eden bir roket, roketin başlığının uzayda ayrılması ve insanların 4 dakika kadar dünyayı uzaydan izleyebilmesi fikrine dayanıyor. İşin çarpıcı yanı ise bunun için kullanılan roket, yeryüzüne zarar görmeden inebiliyor. Yani adeta bir tür asansör vazifesi görüyor. Dolayısıyla uzaya seyahat için söz konusu harcama inanılmaz derecede azalıyor.[/size][/color][/font][/size][/color]
blue-origin

Uzaya çıkan kapsül içindeki insanlarla birlikte bir süre sonra gezegene doğru düşmeye başlıyor. Bu aşamada paraşütler devreye giriyor ve güvenli bir inişin sağlanması hedefleniyor. Elbette bunları okurken bile akıllara soru işaretlerinin geldiğini biliyoruz. 'Ya paraşütler açılmazsa' burada sanıyoruz ki en önemli soru. Çalışmaların merkezinde güvenlik var ve bu yönde sonraki aşamalarda verimliliğin kusursuz seviyeye çıkarılacağı belirtiliyor.
Öte yandan Jeff Bezos'u tebrik eden isimlerden biri, uzaya seyahat konusunda yatırımları olan bir diğer isim Elon Musk oldu. SpaceX projesi ile benzer bir çalışma içinde olan ünlü milyarder, Bezos'a Twitter üzerinden tebriklerini iletii.
Haberin devamında konuya ilişkin videoyu izlebilirsiniz. İyi seyirler.
10
Biyografi (Başarılı İnsanlar) / Jeff Bezos hayat hikayesi
Last post by Fussilet - Kasım 25, 2017, 06:49:18 ÖS

Amazon'un kurucusu ve CEO'su Jeff Bezos, yaklaşık olarak 57 milyar dolarlık net serveti ile teknoloji dünyasının en güçlü isimlerinden.
Bugün "Everything Store" yılda 100 milyar dolar değerinde ürün satıyor.
Pekiyi Bezos'u bu günlere getiren hikayesine yakından bakmaya ne dersiniz?
Jeff'in annesi Jackie, 1964 yılında onu doğruduğunda daha çok gençti. Kübalı göçmen Mike Bezos ile evlendi ve Bezos, Jeff'i evlat edindi. Jeff, Mike'ın gerçek babası olmadığını 10 yaşına kadar bilmedi.

Bezos 4 yaşındayken annesi, biyolojik babasını kendisiyle iletişime geçmemesi için uyardı. O zamanlar bir sirk sanatçısı olan babası, sonrasında Brad Stone'a "The Everything Store" kitabı için verdiği röportajda oğlunun nerelere geldiğini bilmediğini itiraf etti.
Bezos, daha küçük yaştan zekası ile sivriliyordu. Küçükken bir tornavida yardımıyla beşiğini sökerek gerçek bir yatakta uyumak istediğini söylemişti.
4 yaşından 16 yaşına kadar Bezos, yazlarını dedesinin çiftliğinde geçirirdi. Burada yel değirmenlerini tamir eder, boğaları kısırlaştırırdı.
Dedesi Preston Gise, Bezos için büyük bir ilham kaynağıydı. Entellektüel uğraşlara olan tutkusunun büyümesine büyük katkısı oldu. 2010'da yaptığı bir konuşmada Bezos, dedesinin ona "nazik olmanın, akıllı olmaktan daha zor olduğunu" öğrettiğini açıkladı.
Bezos, aynı zamanda gençlik yıllarında büyük bir Star Trek hayranıydı. Zamanında Amazon'u, film karakteri Kaptan Jean-Luc Picard'ın bir sözü olan MakeItSo.com olarak adlandırmayı bile düşünmüştü.
Okulda ise Bezos, öğretmenlerine, insanlığın geleceğinin bu gezegende olmadığını söyler dururdu. Çocuk olarak hep bir uzay girişimcisi olmak isterdi. Şimdi ise Blue Origin isimli bir uzay araştırma şirketine sahip.
Ergenliği sırasında bir yaz dönemini McDonalds'da çalışarak geçiren Bezos, sonrasında kız arkadaşıyla birlikte çocuklar için 10 günlük bir yaz kampı niteliğinde olan Dream Enstitüsü'nü kurdu. Kampa katılım için kişi başına 600 dolar aldılar, ona rağmen 6 öğrenci yazdırmayı başarabildiler. Yüzüklerin Efendisi ise okuması zorunlu kitaplar listesindeydi.
Princeton Üniversitesi'ne giren Bezos, bilgisayar bilimleri okudu. Mezuniyeti sırasında Intel ve Bell Labs'ten aldığı iş tekliflerini reddederek Fitel isimli bir startupa katıldı.
Fitel'den ayrıldıktan sonra, ileride CNET'in kurucusu olacak olan Halsey Minor ile az kalsın faks üzerinden haber hizmeti sunan bir startup kuruyordu.
Ancak onun yerine Bezos, yatırım fonu olan D.E. Shaw'da çalışmaya başladı. Yalnızca 4 yıl çalıştıktan sonra kıdemli genel müdür yardımcısı oldu.
Bu sırada Bezos, aynı zamanda salon dansı dersleri alıyordu. Bezos'un buradaki amacı, 'analitik yoldan' kız ayarlamaktı.
1993 yılında ise D.E. Shaw'da tanıştığı MacKenzie Tuttle ile evlendi. Kendisi şu anda bir yazar.

bezos-wife

1994 yılında Bezos, webin bir yılda yüzde 2,300 büyüme gösterdiğini öğrendi. Bu rakam onu inanılmaz derecede şaşırttı ve bu hızlı büyümeden bir şekilde yararlanması gerektiğine karar verdi. Online olarak satılabilecek 20 ürünün listesini çıkardıktan sonra en iyi seçeneğin kitaplar olduğuna karar verdi.
Harika bir işe sahip olmasına rağmen D.E. Shaw'dan ayrılmaya karar verdi: "Her şey harika giderken küçük şeyler dikkatinizi fazlasıyla dağıtabiliyor. Biliyorum ki 80 yaşıma bastığımda neden 1994 yılında, yılın ekonomik açıdan en kötü zamanında, Wall Street ikramiyesinden vazgeçtiğimi asla sorgulamayacağım. 80 yaşına bastığında böyle şeylere kafa yormazsın. Bununla birlikte, internet denen bu şeye katılmazsam hayatım boyunca bundan pişman olacağımı da biliyordum. İnternetin devrim yaratacak bir hareket olacağını tahmin edebiliyordum. Bu şekilde bakınca aslında karar vermek hiç de zor olmadı."
Firmadaki patronu David E. Shaw, Bezos'u kalması için ikna etmeye çalıştı. Ancak Bezos, çoktan kendi şirketini kurmaya karar vermişti bile.
Ve böylece Amazon doğdu. MacKenzie ve Jeff, Texas'ta bulunan babasından araba ödünç aldılar. Yol boyunca Bezos, kar öngörüleri yaptı.
Bezos, Amazon'u bir garajda başladı. Çoğu iş toplantısını da garajın yakınlarındaki Barnes & Noble'da gerçekleştirdi.
İlk zamanlarda, bir satış gerçekleştiğinde ofiste bir zil çalardı. Herkes, yeni bir müşteri olup olmadığını görmek için toplanırdı. Sadece birkaç hafta içerisinde zil o kadar sık çalmaya başlamıştı ki, durdurmak zorunda kaldılar.
Çıkışının ilk ayında Amazon, hem tüm 50 ABD eyaletine, hem de 45 farklı ülkeye kitap satmıştı. 1997 yılında ise halka açıldı.
Dot-com patlaması geldiğinde ise analistler, şirkete amazon.bomb (amazon.bomba) ismini taktılar. Ancak Amazon, bu patlama karşısında güçlü durdu ve dot-com fırtınası sırasında ortalıktan kaybolmayan birkaç startup arasında yer aldı.
Amazon'un hisseleri, bu patlamadan itibaren büyümeye devam etti. Şimdi ise kitap satışının yanısıra, beyaz eşyadan giyime ve bilgisayar hizmetlerine kadar aklınıza gelebilecek her türlü ürünü satıyor.
Jeff Bezos, talepkar bir patrondu ve bazen çalışanlarına patlayabiliyordu. Kimi söylentilere göre bu huyunu törpülemek adına bir liderlik koçu bile tutmuştu.
Bezos, Amazon'da Powerpoint sunumları yasaklamasıyla bilinir. Bunun yerine çalışanlarından sade, hedef odaklı, en fazla 6 sayfalık taslaklar sunmalarını istiyor.
Bununla birlikte bedava yemek dağıtmayıp masaj hizmeti sunmayan, tutumlu bir şirket kültürü yaratmakla da adından söz ettiriyor.
1998 yılında Bezos, Google'ın erken yatırımcılarından biri oldu. Yaptığı 250.000 dolarlık yatırım ile şirket halka açıldığında 3.3 milyon hisse sahibi oldu.
Şu anda Bezos'un net varlığı, yaklaşık 57 milyar dolar.
Pekiyi Bezos bu parayla ne yapıyor? 2012 yılında Washington'da eşcinsel evliliği desteklemek adına 2.5 milyon dolar bağış yapan Bezos, aynı zamanda hem Texas'taki arazisinin bir kısmını, hem de 42 milyon dolarını 10.000 yıl boyunca çalışmak için tasarlanan, The Clock of the Long Now  isimli bir yer altı saatine bağışladı.
2013 yılında ise Bezos, 250 milyon dolara The Washington Post'u satın aldı.
The Washington Post, oldukça hızlı büyümekte. Ekim raporlarına göre ilk defa The New York Times'ı tekil ziyaretçi sayısında geçti.
Öte yandan Bezos'un uzay şirketi Blue Originde geçtiğimiz yıl tekrar kullanılabilir bir roket fırlatarak tarih yazdı.
Bezos'un uçmaya olan ilgisi, ona sıkıntılar yaratmadı değil. 2003 yılında, bir helikopter kazasında neredeyse hayatını kaybediyordu.
Geçtiğimiz ay kişisel jetini, İran tarafından tutulan bir Washington Post çalışanını evine götürmek için kullandı.
2013'ün sonlarına doğru Bezos, Amazon'un, siparişleri 30 dakika içerisinde teslim edebilecek drone'lar üzerinde çalıştığını duyurarak yine herkes şaşırttı.
Bezos'un Lake Washington'da bir evi, Beverley Hills'te de 24.25 milyon dolarlık bir arsası var.
Amazon, donanım hedeflerini de büyütmeye devam ediyor. Geçtiğimiz aylarda kendine ait bir TV yayın aracı ile bir akıllı telefon piyasaya sürdü.
Fire Phone adı verilen bu akıllı telefon tam bir fiyaskoydu, ancak bu, Bezos'un donanım girişimlerini durduracak gibi görünmüyor. Geçtiğimiz yıl Business Insider'a verdiği bir röportajda, "Cihaz portfolyomuzu geniş açıdan incelersiniz, donanım ekibimizin harika işler çıkardığını göreceksiniz. Telefon konusuna gelince ise biraz daha beklemenizi tavsiye ederim." dedi.
Aslna bakarsanız Amazon'un birden fazla farklı işletmesi var. Şu an için en hızlı büyüyen işi aslında e-ticaret değil. Amazon Web Hizmetleri, cloud programlama hizmeti sayesinde geçtiğimiz yıl 8 milyar dolar ciro getirdi.
Bezos'un yakın zamanda yeni şeyler denemeyi bırakacağını düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz. Bezos'un Business Insider'a belirttiği gibi "Asıl önemli olan şu: Denemeyi sürdürmeyen, başarısızlığı kabullenip ileriye bakamayan firmalar, kurumsal varlıklarının sonunda sadece dua edebilecekleri bir konuma düşerler."
Sayfa1 2 3 ... 10