Aralık 12, 2017, 12:41:31 ÖÖ
Haberler:

Fakat daha görmeden Rablerinden (azabından) korkanlara gelince, onlar için gerçekten hem bağışlanma hem de büyük mükâfat vardır. (Mulk -12)


Tasavvufta Tanrı Anlayışları

Başlatan Fussilet, Eylül 11, 2017, 04:55:15 ÖÖ

« önceki - sonraki »

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Fussilet

Tasavvufta Tanrı Anlayışları
 

Tasavvufçular, Yüce Allah'ı şek ve şüphenin karışmadığı ve hakkın yüce­liğine gölge düşürmeyen bir bilgi ile bildiklerini iddia ederler. Başkalarını da basiret körlüğü, akıl yetersizliği, düşünce sakatlığı, duygusuzluk ve zevk bozukluğu, his ve şuur yoksunluğu, kabuk ve zahir ehli, kör maddeye kulak­larına kadar batma ve maddeye körü körüne tapma ile itham ederler. Acaba tasavvufçular nasıl bir tanrıya inanıyorlar? Daha açık bir ifadeyle, inanıp taptıkları tanrı hangisidir?

Söylediğimiz şeylerde herhangi bir şüpheniz varsa, yahut onların büyü­leyici bir tebessümü veya bir aşığın teşbih ve dua terennümleri sizi haktan alıkoyuyorsa, tasavvufun tanrı anlayışını öğrenmek için lütfen onların ki­taplarından biraz okuyun. Mesela Futuhat-ı Mekkiyye, Fususu'l-Hikem, Ter-cümanu'LEşvak, Ankau Mağrib, Mevkaiu'n-Nücum gibi hepsi de ibn Ara­bi'nin olan bu kitaplardan biraz pkuyun. Abdulkerim el-Cîlî'nin el-İnsanu'l-Kamil, İbn el-Barıd'ın Taiyye sinden yahut onun Kaşani veya Nablusi şerh­lerinden okuyun. Şarani'nin et-Tabakat, el-Ceuahir, el-Kibritu'l-Ahmer, Ab-dulaziz ed-Debbagm el-îbriz, Ticani tarikatının Kitabu'l-Cevahir, er-Rimah kitaplarından okuyun. Yine Hasan Rıdvan'ın Ravdu'l-Kulub el-Mustetab, "atta şu anda İbadette kullandıkları Mecmuu'l-Evrad kitaplarından oku­yun.

Tasavvufçular İbn Arabi'yi şeyhi Ekber ve Kibrit-i Ahmer {som altın) r}, ye nitelemekte ve ona toz kondurmamaktadır. Abdulkerim el-Cîlî'yi, el-Ârj fu'r-Rabbani ve'1-Madinus-Samedani (Rabbani Arif ve İlahi Maden) diye ta nımlanıakta, îbn el-Farıd'ı Sultanu'l-Âşıkîn (Aşıkların Sultanı) ve Şa'raniV el-Heykelu's~Semadani ve'1-Kutbu'r-Rabbani (İlahi Ulu ve Rabbani Kutub) diye anmaktadır.

O halde, kitaplarından okuyun, derken tasavvufçulann kendisinden hak­kında delillerim ve hidayetin nurunu aldıkları kitapları değil, belki değişip eğilim ve yollarına rağmen kutsallaştırıp yücelttikleri, tevhid nuru için en yüce ufuk ve ilahi feyizler için tükenmez pınar bildikleri kitapları okuyun diyorum. Bu ve benzeri kitaplardan bir miktar okuduktan sonra dönüp Al­lah'ın Kitabına bakın, düşünün ve batılın karanlıklarına hak nurunun pro­jektörlerini tutun. O zaman Yüce Allah'ın bildirmediği ve Rasulullah'm Öğ­retmediği nasıl tuhaf bir tanrıya inandıklarını görecek ve onları kınamak­tan kendinizi alamayacaksınız. Bu kitaplarda tasavvufçularm tasvir ettiği ilahın, bitkin zihinlerde oluşan gerçek dışı resimler, felsefenin tarif ettiği şaşkınlık kuruntuları ve hayalde mitolojik öcülerden Öte bir varlık olmadığı­nı müşahade edeceksiniz.

Tasavvufçulann inançlarını açıkça ortaya koyan sözlerim kitaplarından nakledeceğiz. Dinde yol ve şeriat kabul ettikleri ve tevil götürmez sarih ifa­delerini size aktaracağız. Huzurunda cennet kokusu ve havasını teneffüs edip Allah'ın ruhunu bulduklarını iddia ettikleri, sağır taşlarından ve çürü­müş kemiklerinden ruha sekinet bağışlaması, kalbe huzur ve güven verme­si, hayata hayır, bereket ve bolluk yağdırması, Allah'la ittihad etsinler diye mensuplarına rububiyet ve uluhiyetin hakikatini açması için yalvardıklan ulularını ve meşhurlarını ortaya koyan ibarelerini sergileyeceğiz. Çukurlar­da vücutlarını yiyen kurtlara yalvaran tasavvuf meşhurlarının kendileri için Allah'ın kaderinde tasarruf etmesini sağlaması ve kazasının üstüne çı­karması, Rabbani kutsallıklarla melekut aleminde dolaştırması için dua et­tiklerini gösteren sözlerini aktaracağız.

Tasavvufta tanrı anlayışlarını anlamak için önce Yunan felsefesinden iktibas ettiği ve felsefesine temel yaptığı, dinden hiçbir dayanağı olmayan ve salt hayal ile kuruntudan ibaret olan sudur (iniş) nazariyesinin mertebe­lerini görmemiz gerekir. Sudur nazariyesine göre Allah ile insanı kamil arasında yedi mertebe vardır. Var olma bakımından iniş mertebeleri şunlar­dır:

1-La taayyün, ıtlak ve sırf zat mertebesi; Bütün nisbetler ve şuûnlar bu mertebede zat'ta eriyip yok olduklarından, sırf zatın aynıdırlar. Vücud (varlık)un bu mertebede her türlü kayıttan uzak bulunması bakımından bu mertebeye AHADİYYET, zat mertebesi olup bu sebeple bilinemediğinden ötürü de GAYB-I MUTLAK, GAYBU'L-GAYB denir. Allah'ın bu mertebede-kiadıAHAD'dır.

2-İlk taayyün mertebesi; Allah bu mertebede zatını ve sıfatlarını ve bü­tün varlıklarını birbirinden ayırmaksızm toplu olarak bilir. Bu mertebeye VAHDET, HAKİKAT-I MUHAMMEDİYYE, MERTEBE-İ HÜVİYYET, ÎLM-İ MUTLAK mertebesi denir. Bu mertebede bilen, bilinen ve bilgi birdir. Sırf zat, bu mertebenin içi, bu da onun dışıdır.

3-İkinci taayyün mertebesi; Allah bu mertebede zatını, sıfatlarını ve bü­tün mevcudatını birbirinden ayırarak tafsil suretiyle bilir. Bu mertebede il­im (bilgi) suretleri birbirlerine ayrılık gösterdiklerinden ve bu suretle ilahi sıfatların suretleri olduğundan, bunlara AYAN-I SABİTE, HAKAİK-İ İLA-HİYYE, VAHİDİYYET, HAKİKAT-I İNSANİYYE denir. Bu suretler müm-kinatın hakikatları ve dayanaklarıdır. İlk taayyün mertebesi bunun içi, bu da onun dışıdır.

4-Ruhlar alemi mertebesi; Bu mertebe, mutlak olan zatın bir derece da­ha latifliğini kaybetmesinden ibarettir.[441] Bunda her bir ruh, kendisini ve kendi mislini ve kendisinin başlangıcı olan Hak'kı kavramıştır. Bu mertebe vahidiyyet mertebesinin dışı, o da bunun içidir.

5-Misal (ideler) alemi mertebesi; Ruhlar aleminde bulunan herbir ferdin cisimler aleminde görüneceği bir suretin benzeri bu alemde meydana çıkar. Bunları kavrayan muhayyile kuvveti olduğundan, bu aleme HAYAL alemi denir. BERZAH alemi diye de adlandırılmıştır. Bu ideler aleminde parçalan­mak ve ayrılmak söz konusu değildir.

6-Şehadet alemi mertebesi; Bu cisimler alemi, parçalanmayı ve ayrılma­yı kabul eden kesif ve birleşmiş eşyadan ibarettir.

Yukarıdan beri saydığımız ilk üç mertebe Allahın zatına ait tecellilerin-dendir. Bundan ötürü de gerçek olmayıp ilmidirler ve zaman dışıdırlar. Zi­ra bunlar, Allahın ezeli ve kadim olan sıfatlarıdır. Çünkü Allah ezeli ve ka­dimdir. Üçüncü mertebeden altıncı mertebeye kadar olanlar da Allahın mu­kaddes feyzindendir. Yani Allahın isimlerine ve sıfatlarına ait tecellilerin-dendir. Bundan ötürü bu son iniş de fiilidir, zamanidir, gerçektir.

7-İnsan mertebesi.[442]

Bütün bu mertebeler ve bunlarla ilgili değerlendirmeler salt aklın ürü­nü olup hiçbir vahiy bilgisine dayanmamaktadır. Faraziye ve tahminlerden öte hirşey ifade etmez.

Diğer taraftan, Yüce Allanın hiçbir şeye benzemediği ve herhangi bir şe­yin olmasını istediği zaman ona "ol" demekle hemen oluverdiği inancıyla da bağdaşmamaktadır. Nitekim Allah ile alemdeki varlıklar arasında orga­nik bir ilişkinin varlığım belirttiği için İslam açısından küfür sayılır. Çün­kü cinlerden Allah'a kızlar nisbet eden müşriklerin, Hz. Üzeyr ve Hz. İsa'nın Allahın oğlu olduğunu söyleyen Yahudi ve hıristiyanların kafir ol­dukları Kur'anda açıkça belirtilmiştir. Varlıkların Allahın evrimleşmesi ve indirgenerek şekillenmesi sonucu ortaya çıktığı söyleyen bu nazariye de Yüce Allahın yaratıkların niteliklerinden münezzeh olmasını öngören İslam inancına aykırıdır.

Allah'ı tanıma ve ona en mükemmel şekilde kulluk yapma iddiasındaki tasavvufçular İslam inançlarına aykırı olan sudur nazariyesini bu şekilde Yunan felsefesinden almış ve varlık alemini onunla açıklamaya çalışmışlar­dır. Gazali'den başlayarak, başta İbn Arabi olmak üzere felsefi tasavvufçu­lar düşüncelerini bu felsefeye oturtarak belirtmişlerdir. Bunların meşhur­larını görelim.[443]

kaynak: ibrahim sarmış tasavvuf ve islam


[441] Bütün eşya ve alem Allah'ın aşamalı görünümü kabul edildiği ve Allah'ın versiyonları sayıldığı için i-lahi zatın aşama aşama şekil değiştirdiği, yani evrimleşliği ve eşya yahut varlıklar olarak ortaya çıktığı an­latılmaktadır.

[442] Prof. Dr. Cavit Sunar, Varlık hakkında Ana Düşünceler, 183-184, Ankara 1977

[443] İbrahim Sarmış, Tasavvuf ve İslam, Ekin Yayınları: 165-168.



içimdeki tüm putları kırdım ve sana yöneldim Rabbim...
Bu gelişimi kabul et, beni benden al, beni sana bağışla...
-Fussilet-
_____________________________________________
Bugün gam tekkegahında feda bir canımız vardır
Gönül abdal-ı aşk olmuş gelin kurbanımız vardır
Çimende bülbülü gördüm yaman efgan ile söyler
Dili kahhar ile her dem gül-i handanımız vardır


Urfalı Abdi


Oruç nedir?, Orucu Bozan Haller ,  Ramazan Orucu...

 

Başlatan Hüda_i gülü


0 Yanıt
1758 Gösterim

Mart 13, 2009, 05:11:41 ÖS
by Hüda_i gülü

0 Yanıt
1235 Gösterim

Başlatan özleyis


0 Yanıt
1477 Gösterim