Ebu hanife Alllahu teala mümine ameli kafire imani,münafigada ihlasi farz kilmistir diyor hocamm ben bunu anlamadım inşALLAH
amel -iman arasındaki ilişkiyi biraz anlatabilirmiyiz abimmm ALLAH cc razı olsun inşALLAH
mü'min amel etmezse,
kafir iman etmezse,
münafık ihlasa ermezse... cennete giremez!
yani farz kılınan şeyler cennete girişin şartlarıdır ablam...
***
gelelim iman-amel ilişkisine...
Bir müslümanı, helâl saymaması şartıyla, büyük günahlardan birini işlemesi ile kâfir sayamayız. Bu durumdaki bir kimseden îman ismini kaldıramayız, ona gerçek anlamda mü'min deriz. Bir mü'minin kâfir olmamakla beraber günahkâr olması caizdir.
Günahlar, mü'mine zarar vermez demeyiz. Keza günah işleyen kimse Cehennem'e girmez de demeyiz. Dünyadan mü'min olarak ayrılan kimse, fasık da olsa Cehennem'de ebedî kalacaktır, demeyiz.
Mürcie'nin dediği gibi, iyiliklerimiz makbul, kötülüklerimiz de affedilmiştir, demeyiz. Fakat kim bütün şartlarına uygun, müfsit ayıplardan uzak amel işler ve onu küfür ve dinden dönme gibi şeylerle boşa çıkarmaz ve dünyadan mü'min olarak ayrılırsa şüphesiz ALLAH onun amelini zayi etmez, bilakis kabul eder ve ondan dolayı sevap verir, deriz.
ALLAH'a ortak koşmak ve küfür dışında, büyük ve küçük günah işleyen, fakat tevbe etmeden mü'min olarak ölen kimsenin durumu ALLAH'ın dilemesine bağlıdır. Dilerse ona Cehennem'de azap eder, dilerse affeder ve hiç azaba uğratmaz. (İmam Azamın 5 eseri – Fikh-i Ekber)
***Kişi namaz kılıp oruç tuttuğundan dolayı ALLAH’a ve Rasulullah’a inanmış değildir, aksine ALLAH’a ve Rasulullah’a iman ettiği için namaz kılıp oruç tutar ve dinin diğer ilahi buyruklarını yerine getirir.
Ehl-i Sünnet'in müctehid imamları; imanın amelden bir cüz olmadığı hususunda müttefiktir.[1] İmam-ı Azam Ebû Hanife (rh.a) el-Vasiye isimli eserinde: "Sonra amel imandan, iman da amelden başkadır. Çünkü çoğu zaman mü'minden amel yapma mükellefiyeti kalkabilir. `Amel kalktığı zaman, iman da kalkar' denilmesi, caiz değildir. Zira hayız halindeki bir kadından; o hal içerisinde iken, namaz kalkar. Böyle bir kadın için iman da kendisinden kalkar, diyemeyiz. Yahud kendisine imanı da terketmesi emredilir, denilemez. Yine `fakire zekat yoktur' denilir . fakat fakire iman gerekli değildir, denilemez. Eğer iman amelden bir parça (cüz) olsaydı, amelin düştüğü hallerde, imanın da düşmesi gerekirdi. Halbuki durum böyle değildir." [2]
[1] Hanefi alimlerini kastediyor. Şafii, Maliki ve Hanbelilere göre amel imandan bir cüzdür. (Abdulvahid Metin)
[2] Aliyyü'1 Kari, Fıkh-ı Ekber, İst:1981, sh. 216. Yusuf Kerimoğlu, Kelimeler ve Kavramlar, İnkılap Yayınları: 206.
Amel, iradeye dayalı iş, davranış ve eylem demektir. Esasen tasdik ve ikrar da birer ameldir. Ancak amel deyince daha çok kalp ve dil dışında kalan organların ameli anlaşılmaktadır. Bu durumda iman ile amel birbirinden ayrı şeyler olmasına, amelin imanın bir parçası olmamasına rağmen, her ikisi arasında çok sıkı bir bağ ve ilişki bulunmaktadır.
Amel İmanın Ayrılmaz Parçası Değildir
Ehl-i sünnet bilginlerine göre amel, imanın parçası, rüknü ve olmazsa olmaz unsuru değildir. Bu sebeple bütün dinî esasları kalpten benimsemiş fakat çeşitli sebeplerle buyrukları yerine getirmemiş veya yasakları çiğnemiş olan kimse, işlediği günahı helal saymadığı müddetçe mümin sayılır. Çünkü;
a) Kur'an-ı Kerîm'de "İman edenler ve salih amel işlenenler..." diye başlayan pek çok ayet vardır
(el-Bakara 2/277; Yunus 10/9; Hüd 11/23). Bu ayetlerde iman edenlerle salih amel işleyenler ayrı ayrı zikredilmiştir. Eğer amel imanın bir parçası olsaydı, "iman edenler" denildikten sonra bir de "salih amel işleyenler" denmesine gerek olmazdı.
b) Bazı ayetlerde iman, amelin geçerli olabilmesi için şart kılınmıştır. Mesela: "Her kim mümin, olarak iyi işler yaparsa, artık o, ne zulümden ne de hakkının çiğnenmesinden korkar"
(Taha 20/112) buyurulmuştur. Eğer iman ile amel aynı şey veya amel imanın parçası olsaydı, o zaman ayrı ayrı zikredilmezlerdi.
c) Bazı ayetlerde de büyük günahın imanla birlikte bulunabileceği ifade edilmiştir. Bunlardan birinde: "Eğer müminlerden iki grup birbirleriyle vuruşurlarsa aralarını düzeltin..."
(el-Hucurat 49/9; ayrıca bk. el-Bakara 2/178; et-Tahrîm 66/8) denilmiş, büyük günah sayılan öldürme fiilini işleyerek ameli terkeden kişilerden "müminler" diye söz edilmiştir.
d) Peygamber Efendimiz döneminden itibaren büyük din bilginleri, kalbinde imanı bulunduğu ve bunu diliyle söylediği halde dinin emrettiği amelleri işlemeyen veya bazı yasakları çiğneyen kimseleri -yaptıklarını helal ve meşru görmedikleri sürece- mümin saymışlar, ancak bu kimselerin günahkar mümin olduklarını ifade etmişlerdir. Bu, Ehl-i sünnet alimlerinin ortak görüşüdür.
Amelin Gerekliliği ve İmanla Olan İlgisi
Amel ile iman arasında çok yakın bir ilişki vardır. Kur’an-ı Kerim'in birçok ayetinde iman ile sahih amel yan yana zikredilmiş, müminlerin salih amelleri işleyerek maddî-manevî gelişmelerini sağlamaları ısrarla istenmiştir. Çünkü düşünce ve kalp alanından eylem ve hareket alanına çıkamamış olan iman meyvesiz bir ağaca benzer. Kalpte mevcut olan iman ışığının hiç sönmeden parlaması, giderek gücünü artırması salih amellerle mümkün olabilir. Ayrıca imanın olgunluğuna ermek, imanı üstün bir dereceye getirmek ve böyle iman sahiplerine ALLAH'ın vaad ettiği sonsuz nimetlere kavuşmak için de amel gereklidir. İnsan sadece inanılması gerekli şeyleri tasdik eder, ameli umursamayan bir tavır sergileyip yasakları çiğnerse, dine, ALLAH'a ve Peygamber'ine olan bağlılığı yavaş yavaş azalır, günün birinde kalbindeki iman ışığı da sönüp gider. O halde amelin hem imanı güçlendirmede üstlendiği rol, hem de müminin cehennem azabından kurtularak nimetlere ulaşmasına aracı olması ve Rabbine karşı kulluk görevini gerçek anlamda yerine getirmesi bakımından önemi çok büyüktür.
*****
sevgili yara benim, ayrıca aşağıya alıntıladığım yazının da bir başka boyutuyla size yardımcı olabileceğini düşünüyorum.
"İman ve amel, bir bütünü oluşturan parçalar değil, ayrı ayrı şeylerdir. Çünkü Kur'an-ı Kerim'de:
"İman edip iyi işler yapan, namaz kılan ve zekât verenler var ya onların mükafatları Rableri katındadır. Onlara korku yoktur, onlar üzüntü de çekmezler."10 buyurulmuş, amel, iman üzerine atfedilmiştir. Arapça gramer kuralına göre ancak ayrı ayrı manada olan şeyler birbirine atfedilebilirler. Daha açık bir ifade ile eğer amel imanın bir parçası olsaydı "İman edenler" ifadesinden sonra "iyi iş yapanlar" denmesine gerek kalmazdı.
İman ile amel, ayrı ayrı şeyler olmakla beraber aralarında çok sıkı bir ilişki vardır. ALLAH ancak olgun müminlerden razı olur. Olgun mümin olmak için de yalnız inanmak yeterli değildir. İman ile birlikte ibadet etmek ve güzel ahlâka sahip olmak gerekir. Hiç şüphe yok ki ibadet, imanın bir göstergesidir. Sadece inandım demek yeterli değildir. Kalpdeki iman ışığının sönmemesi için ibadet de gereklidir. İbadet yapmayan kimsenin kalbindeki iman yavaş yavaş zayıflar ve ALLAH korusun günün birinde sönebilir. Bu ise insan için en büyük bir kayıptır. İman nurunun söndüğü bir gönül, insan için bir yük olmanın ötesinde bir anlam taşımaz. Büyük Şair merhum M. Akif ne güzel söylemiş:
“İmandır o cevher ki, İlâhî ne büyüktür.
İmansız olan paslı yürek sinede yüktür."
İman ile amel ayrı ayrı şeyler olunca, akla şöyle bir soru gelir. Farz olan ibadetleri yapmamak, ALLAH'ın yasakladığı büyük günahları işlemek imanı nasıl etkiler? Başka bir ifade ile farz olan ibadetleri yapmayan ve büyük günah işleyen kimse imandan çıkar mı?
Bu konuda farklı görüşler olmakla beraber Ehl-i Sünnetin görüşü, farz olan ibadetleri yapmamak ve büyük günah işlemek insanı dinden çıkarmaz, günahkâr yapar. Dinden çıkmak başka, günahkâr olmak başkadır. Nitekim Ashab-ı Kiram'dan Ebû zer (r.a.) şöyle demiştir:
"Peygamberimize geldim. Üzerinde beyaz bir elbise olduğu halde uyuyordu. Döndüm, sonra yine geldim, uyanmıştı şöyle buyurdu:
– Lâilâhe illALLAH –ALLAH'tan başka ilâh yoktur– diyen ve bu ikrar üzerine ölen hiç bir kul yoktur ki, cennete girmesin, buyurdu. Ben:
– Zina etse de hırsızlık etsede mi? dedim. Peygamberimiz:
– Evet, zina etsede hırsızlık etsede girer, buyurdu. Ben:
– Zina etsede hırsızlık etsede mi? dedim. Peygamberimiz:
– Evet, hırsızlık etsede zina etsede girer, buyurdu. Ben takrar:
– Ey ALLAH'ın Resûlü, zina etsede hırsızlık etsede mi? dedim. Peygamberimiz:
– Evet, Ebû Zerr'in burnu toprağa sürülse ve böylece zelil ve hakir olsa da muhakkak cennete girer, buyurdu.
Ebû Zer (r.a.) bu hadisi rivâyet ederken:
– Ebû Zerr'in burnu kırılsa da, yani istemese de peygamberimiz böyle buyurdu." demiştir.11
Şu hadisi şerif de büyük günah ile imanın bir arada bulunabileceğini ifade etmektedir:
Ubâde b. es-Samit (r.a.) şöyle demiştir: Peygamberimiz etrafında bir topluluk olduğu halde şöyle demiştir:
''ALLAH'a ibadette O'na hiç bir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarınızı öldürmemek, kendiliğinizden uyduracağınız bir yalanla kimseye bühtan etmemek, hiç bir ma'rufda isyan etmemek üzere bana biat ediniz. İçinizde sözünde duran olursa onun ecri ALLAH'a aittir. Bu dediklerimden birini yapıp da ondan dolayı dünyada azaba uğrarsa bu ona keffaret olur. Bunlardan birini yapıp da yaptığı işi ALLAH Teâlâ örterse işi ALLAH'a kalır; isterse onu affeder isterse ona azap eder" buyurdu, biz de bu şart üzerine kendisine biat ettik".12
Evet günahlar İmanın aslını olumsuz şekilde etkilemese de, İmanın kemalini etkiler. Nitekim Peygamberimiz:
"Zina eden kişi zina ederken mümin olarak zina etmez. Hırsız, çalarken mümin olarak çalmaz. Sarhoş, şarabı içerken mümin olarak içmez."13
Hadisi şerifte; zina eden, hırsızlık yapan ve içki içen kimsenin mümin olarak bunları yapmayacağı ifade edilmekte ise de Ehl-i sünnet bunu, "Kâmil mümin olarak bu günahları yapmaz" şeklinde anlamıştır. Az önce naklettiğimiz hadisi şerifte; ALLAH'tan başka ilâh olmadığını ve bu ikrar üzere ölen kimse zina etse de hırsızlık etse de cennete gireceği bir kaç kez teyid edilerek ifade buyurulmuştur.
Çünkü Peygamberimizden itibaren hemen her devir İslâm alimleri, imanı bulunduğu halde farz olan ibadetleri yapmayan veya haram ve büyük günahları işleyen kimseleri yaptıklarını helâl görmedikleri sürece, mü'min kabul etmişler, ancak bunların günahkâr olduklarını söylemişlerdir. Ehl-i sünnetin görüşü de budur."
not: son eklenen bu yazı diyanet sitesinden alıntılanmıştır.