Ana Sayfa
Forum
Theme Shop
Shop
Buy a theme
Ara
Downloads
Giriş Yap
Kayıt Ol
Emeklilik
Sigorta
Kasko
fussilet.com Fikir Verir
»
Forum
»
hayatın anlamı"İSLAM"
»
ALLAH (cc.) ve KURAN-I KERİM
»
KuR_aN-ı KeRiM
»
Bakara Sûresi, Âyet: 1 (Elif l''m mîm)
« önceki
sonraki »
Yazdır
Sayfa: [
1
]
Aşağı git
Gönderen
Konu: Bakara Sûresi, Âyet: 1 (Elif l''m mîm) (Okunma sayısı 16091 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Resulehasret
Ziyaretçi
Bakara Sûresi, Âyet: 1 (Elif l''m mîm)
«
:
Haziran 04, 2008, 12:41:01 ÖS »
Bu sûre, Kur’''n-ı kerîmdeki en uzun sûre olma vasfına s''hiptir. Kur’''n-ı kerîmin bu ikinci sûresi, 286 ''yet-i kerîmeden meydana gelmiş en uzun sûredir. Kur’''n-ı kerîmde, aşağı-yukarı iki buçuk cüz'lük bir yer işgal etmektedir. Bu sûre-i celîle, içerisinde, Cen''b-ı Hakkın, Yahudilere, kesmelerini emrettiği bir sığırdan bahsedildiği için, "Bakara" ismini almıştır.
Medine-i Münevvere'de n''zil olmuş olan bu sûre, Kur’''n-ı kerîmin hakîkaten son derece belîğ, fevkal''de i’c''zk''r if''desini, üslûbunu, h''rika üslûbunu aksettiren büyük sûrelerinden bir tanesidir. İnş''allah bu sûre-i celîlede anlatılanları, mümkün olduğu kadar anlaşılır bir dil ile sizlere aktarmağa, îz''h etmeğe çalışacağız.
Sûre-i celîlenin tefsîrine başlamadan önce belirtelim ki, “Kur'''n okuduğun (okumak istediğin, okuyacağın zaman), önce o kovulmuş şeyt''ndan Allah'a sığın” (Nahl, 98) emri gereğince, aslında her ''yetin başında bizim isti''ze okumamız l''zım. “Eûzü bill''hi mineş-şeyt''nir-racîm, Bismill''hir-rahm''nir-rahîm” diyerek Cen''b-ı Hakka sığınmamız ve Onun rahmet-i İl''hiyyesine iltic'' ederek okumamız l''zım.
Bakara sûresi, Kur’''n-ı kerîmde "Elif l''m mîm" diye başlayan sûrelerden bir tanesini teşkil eder. Bu baştaki harfler, "Hurûf-ı mukattaa" ismini almaktadır. Tefsîr ilminde bunlara, "Hurûf-ı mukattaa" denilmektedir. Bazı ''limler, bu harflerin if''de ettiği ma’n'' üzerinde bir takım açıklamalar ve yorumlar yapmışsa da, genellikle bu harflerin kesin olarak ma’n''sının, ancak Cen''b-ı Hak tarafından bilineceğini, müfessirler bey''n etmişler, açıklamışlardır.
Bize kadar intik''l eden bilgilere baktığımız zaman, bu "Elif l''m mîm" lafzının, sözünün, aslında Kur’''n-ı kerîmin isimlerinden bir isim olduğunu, sûresinin adlarından bir ad olduğunu, "İsm-i a'zam" olduğunu bey''n edenler olmuş, bazı ''limler ise, bunların birer şifre mahiyetinde, remz olduğunu if''de etmişler ve demişlerdir ki, mesela "Elif" Allah'a, "Lam" Cibrîl aleyhissel''ma, "Mim" de Muhammed aleyhissel''ma iş''rettir. Yani “Allah tarafından, Cebr''îl aleyhissel''m vasıtasıyla, Muhammed aleyhissel''ma gönderilen teblîğ''ttır, Kur'''ndır” ma’n''sında îz''h etmişlerdir.
Âlimlerden bir kısmı, "Allahü a'lemü" şeklinde bir açıklama da yapmışlardır. "Enallahü a'lemü", yani buradaki hemze, Allah'ın "Ene": “ben”, "Allahü" lafzındaki lam harfi de, lafza-i Cel''ldeki l''m'a iş''ret ve dolayısıyla sonundaki "Mîm" de, "A'lemü"ye iş''ret olarak, "Ben sizin içinizde, bütün mevcûd''t ve mahlûk''t arasında, hakîkatleri, gerçekleri en iyi bilenim" ma’n''sında Cen''b-ı Hak tarafından bey''n edilmiş, ortaya konmuş bir if''de olarak da îz''h edilmiştir.
Fakat bunların hiçbiri kesinlik if''de etmemektedir. Bunlar, tamamen birer te’vîl, yorum m''hiyetindedirler. Genellikle tefsîr ilminde sahîh haberlere ve sağlam kaynaklara istin''t eden ''limler, “bu sözlerle, Allah'ın ne kastettiğini, Allah daha iyi bilir” diye, s''lim bir if''de kullanmışlardır. Biz de aynı şeyi söylüyoruz ve z''ten bunu bilmek zorunluluğunda da değiliz. "Elf''z-ı müteş''bihe" dediğimiz, ma’n''sını kesin olarak insanların anlayamayacağı lafızlardan kabûl edilecek olursa, mes’ele halledilmiş olur. Bu bakımdan bu mes’elenin teferru''tına, detaylarına fazla girmekte fayda mül''haza edilmemiştir aslında. Onun içindir ki İsl''m ''limleri, bu konuyla ilgili meseleyi, böylece kısaca if''de etmişler ve en s''lim yolu seçmişlerdir. Biz de aynı şeyi takip ediyor, aynı şeyi söylüyoruz. “Allah, bunun en iyisini, en doğrusunu, mutlaka en iyi bilendir. En is''betli olanı, ancak Cen''b-ı Hak bilmektedir.”
Z''ten Peygamber Efendimizden de, bu konu ile ilgili olarak sarîh bir bilgi, kesin bir bilgi bize intik''l etmiş değildir. Resûlullah (aleyhis-sal''tu ves-sel''m) hazretleri, bunun açıklanmasında zarûret görmüş olsaydı, mutlaka îz''h eder, açıklar ve bununla ilgili bilgileri aktarırlardı.
Kayıtlı
Yazdır
Sayfa: [
1
]
Yukarı git
« önceki
sonraki »