Gönderen Konu: Osmanlı İmparatorluğu  (Okunma sayısı 70688 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı MiM

  • ADMiN
  • __HiÇ__
  • *****
  • İleti: 11923
  • "Nerede oLursanız oLun, ALLah sizinLe beraberdir"
Osmanlı İmparatorluğu
« : Ekim 16, 2009, 01:20:24 ÖÖ »
Osmanlı İmparatorluğu


Osmanlı İmparatorluğu'nun Kuruluşu


         Anadolu (Türkiye) Selçuklularının 1308 yılında ortadan kalkmasıyla beraber, özellikle Batı Anadolu'daki beylikler arasında, Türk birliğini yeniden tesis etmeyi amaçlayan mücadeleler kızışmış idi. İşte bu mücadelelerin neticesinde Anadolu'da Osmanoğulları nın yıldızı parlayacak ve altı yüz yılı aşan muhteşem bir Türk devletine tarih tanıklık edecektir. Osmanoğullarının Menşe'i: Tarihi kaynaklara göre Osmanlı İmparatorluğu'nu kuranlar, Oğuzların 24 boyundan biri olan Kayı boyuna mensuptur. Oğuz an'anesine göre Kayılar, sağ kolda yer alan Bozokların Günhan kolunun en büyük boyudur. Dolayısıyla Oğuz teşkil''t yapısında Kayılar, hakim unsurdur. Bundan dolayı Dede Korkut'ta "H''kimiyet bir gün Kayı'ya değe; bu dediğim Osman neslidir" denilerek Osmanoğullarının h''kimiyeti meşrulaştırılır.

          Kayılar, Malazgirt Meydan Savaşı'nın hemen akabinde Anadolu'ya gelen Oğuz boylarındandır. Dolayısıyla onların Anadolu coğrafyası içerisinde yurt tutmaya yönelik göç hareketleri hem Anadolu'nun Türkleşmesi hem de Türkiye tarihinin şekillenmesi bakımından oldukça önemlidir. Tarihî kaynaklara göre elli bin kadar Tatar ve Türkmen gaza ve cihat maksadıyla önce Erzurum ve Erzincan'a, ardından da Artuklu sahasında yer alan Güneydoğu Anadolu'ya yönelmişlerdi. Kayı boyunun beyi Süleyman Şah, Halep'e giderken Fırat'ta boğulmuş ve "Türk Mezarı" da denilen Caber Kalesi'nde defnedilmiştir. Beylerini kaybeden "göçer evli"lerin bir kısmı, bugünkü Urfa-Viranşehir ve Mardin-Derik kazaları arasında bulunan Beriyye'ye gitmiş bir kısmı ise Anadolu'ya dağılmıştır. Bu sahalar, Kayı boyuna mensup Karakeçililer'in günümüzde de yoğun olarak yaşadıkları bölgelerdir.

          Babasının ölümü üzerine dört yüz kadar göçer evli ile bölgeyi terk eden Ertuğrul G''zi önce Pasin Ovası'na, Sürmeliçukuru'na varıp bir müddet burada kalmış, sonra Selçuklu Hükümdarı Sultan Alaaddin'in çağrısı üzerine Adıyaman ve ardından Ankara civarına gelmiştir. Yaklaşan Moğol tehlikesi ve uçları basan Bizans'a karşı yardımını gördüğü Ertuğrul G''zi liderliğindeki Kayıları Ankara civarındaki Karacadağ'a konduran Sultan Alaaddin, Rumlara karşı Sultanönü (Eskişehir)'nde kazanılan zaferde, ordusunun akıncılığını üstlenen Ertuğrul G''zi'ye Söğüt, Domaniç ve Ermeni Beli'ni yaylak ve kışlak olarak tahsis etmiştir. Ertuğrul G''zi'nin vefatı üzerine (1281 veya 1288), küçük oğlu Osman Bey, Kayıların başına geçmiştir. Oğuz aşiretlerinin ittifakıyla başa geçtikten sonra, siyasî ve dinî bakımdan Anadolu'nun en itibarlı ve nüfuzlu tarikatlarından Ahilerin mühim bir şahsiyeti olan Şeyh Edebali'nin kızı ile evlenerek, gücünü artırmış, bundan sonra da Osman G''zi, Bizans'a karşı genişleme politikasını uygulamıştır.



akçakoca bey              osmangazi              konur alp



« Son Düzenleme: Aralık 05, 2010, 12:11:13 ÖÖ by MiM »

Bana öyle bir resim çiz ki... Gözlerim açıkken değil, kapatınca göreyim!

Çevrimdışı MiM

  • ADMiN
  • __HiÇ__
  • *****
  • İleti: 11923
  • "Nerede oLursanız oLun, ALLah sizinLe beraberdir"
Ynt: Osmanlı İmparatorluğu
« Yanıtla #1 : Ekim 16, 2009, 01:24:00 ÖÖ »
Osman G''zi (1299-1326)




1299 Osmanlı İmparatorluğu'nun kuruluşu
1300 Yondhisar ve Yenişehir kalelerin fethi
1302 Koyunhisar zaferi
1302 Köprühisar fethi
1303 İznik kuşatması
1303 Marmaracık Kalesi'nin fethi
1306 Dinboz Zaferi sonucunda Kestel, Kete ve Ulubat kalelerinin fethi
1306 İlk askeri antlaşma (Ulubat tekfuruyla)
1307 İznik'in sıkıştırılması ve Yalova akını
1308 İmralı Adası'nın fethi ve Osmanlıların Marmara Adası'na dayanmaları
1308 Koçhisar fethi
1313 Harmankaya Tekfuru Köse Mihail'in Müslüman olması, kalesi ve taraftarları ile birlikte Osmanlılara katılması



Bana öyle bir resim çiz ki... Gözlerim açıkken değil, kapatınca göreyim!

Çevrimdışı MiM

  • ADMiN
  • __HiÇ__
  • *****
  • İleti: 11923
  • "Nerede oLursanız oLun, ALLah sizinLe beraberdir"
Ynt: Osmanlı İmparatorluğu
« Yanıtla #2 : Ekim 16, 2009, 01:25:59 ÖÖ »
Orhan G''zi (1326-1360)



1326 Orhan G''zi'nin tahta geçişi
1326 Bursa'nın Osmanlılar tarafından alınışı
1331 İznik'in Osmanlılar tarafından alınışı
1331 İlk Osmanlı medresesinin İznik'te Orhan G''zi tarafından kurulması
1334 Karesi Beyliği'nin ilhakı
1337 Kocaeli bölgesinin Osmanlılar tarafından alınışı
1346 Orhan G''zi'nin Kantakuzenos'un kızı ile evliliği ve Bizans ile ittifakı
1349-1352 Bizans'a yardım için Süleyman Paşa'nın Rumeli'ye geçişi ve Çimpe Kalesi'nin Osmanlılar tarafından üs olarak alınışı
1352 Osmanlılar'ın Cenevizliler'e Osmanlı topraklarında serbest ticaret yapma imtiyazı vermeleri
1354 Gelibolu'nun Osmanlılar tarafından alınışı
 


Bana öyle bir resim çiz ki... Gözlerim açıkken değil, kapatınca göreyim!

Çevrimdışı MiM

  • ADMiN
  • __HiÇ__
  • *****
  • İleti: 11923
  • "Nerede oLursanız oLun, ALLah sizinLe beraberdir"
Ynt: Osmanlı İmparatorluğu
« Yanıtla #3 : Ekim 16, 2009, 01:29:18 ÖÖ »
Sultan I.Murad (Hüd''vendigar) (1362-1389)




1362 Orhan G''zi'nin vefatı ve I. Murat'ın tahta çıkışı
1362 İlk müzikli spor gösterisi: Edirne Kırkpınar yağlı güreşleri
1362 Kadıaskerliğin teşkili
1363 Pençik Kanununun çıkışı
1364 Sırpsındığı Savaşı

Sırpsındığı Savaşı

          Sırp Sındığı Savaşı, 1364 yılında, 20.000 Sırp, Macar, Bulgar ve Eflaklıdan oluşan Haçlı İttifakı'nın, Osmanlılar'ı Balkanlar'dan atmak için başlattıkları bir savaştır.

          Osmanlıların Edirne'yi 1362de ele geçirdikleri zaman Konstantinopolis'ten Avrupa'ya giden stratejik ana yol kesilmişti. Türk göçmenler çok sayıda ve çok hızla Trakya'ya yerleşmeye başlamışlardı. Osmanlıların 1363de Filibe (şimdi Plovdiv)'i ele geçirmeleri sırasında kaçan ve Sırbistan'a sığınan Bizans kumandanı Osmanlılar üzerine yürünmesini devamlı olarak tavsiyede bulunuyordu. Balkanlarda bulunan Hıristiyan devletler olan Macar ve Sırp kralıkları ile Efl''k ve Bosna prenslikleri birleşik olarak bir Haçlı seferi yapmaya karar verdiler ve Osmanlı devletine karşı ilk kez Haçlı ittifakı oluşturuldu.

          1364 yazında Macar Kıralı I. Layoş, Prilep bölgesinin Sırp kökenli beyi Vukašin Mrnjavčević, İvan Ugleşa, Eflak Prensi ve Bosna Prensi idaresindeki birliklerden oluşan 20.000 kişilik bir Haçlı ordusu kurulup Macaristan Kralı Layoş komutasında Edirne üzerine yürümeye başladı.

          Trakya'daki Osmanlı birlikleri Lala Şahin Paşa idaresinde olup 12.000'i geçmiyordu. Osmanlı hükümdarı olan Murad Bey Karabiga kalesini ellerinde bulduran, kendilerini Anadolu'ya getirten Bizanslılara isyan etmiş Katalan Paralı Asker Birliği kalıntıları ile uğraşmaktaydı. Murad Bey Lala Şahin Paşa'ya Haçlı ordusunun ilerleyişini yavaşlatma emri vermişti. Lala Şahin Paşa ise Hacı İlbeyi emrine 10.000 kişilik akıncı birliği verip Haçlı ordusunun Meriç Irmağı'ni geçişini durdurmakla görevlendirmişti.

          Fakat Haçlı ordusu Meriç Nehrini İslimye'de geçmiş ve Edirne'ye iki günlük rahat yürüyüşle gidilebilecek mesafede olan bir mevkide Meriç Irmağı kıyısında kampa girmiş ve Edirne hemen ellerine geçeceğini umarak rahatlarına bakmaya düşmüşlerdi. 26 Eylül 1364 gecesi Hacı İlbeyi komutasındaki daha çok hafif süvari, akıncı, şeklinde olan Osmanlı kuvvetleri gece karanlığından yararlanarak Meriç Irmağı'nı çevreleyen bataklıkları aşarak Haçlı kampına saldırdı. Bu gece saldırışını beklemeyen çoğu uykuda veya akşamki eğlenceleri dolayısıyla içkili olan Haçlı ittifakı askerlerinin çoğu geldikleri yola doğru kaçıp çekilmeye çalıştılar. Fakat bu geri çekilme bir paniğe dönüştü. Birçoğu sel suları ile yüklü geniş ve derin Meriç Irmağı'nı yüzerek karşı tarafa geçmek isterken boğuldu. Binlerce boğulan Haçlı askerleri arasında Haçlı ordusu komutanlarından Prilep hükümdarı Valkaşin'de bulunuyordu.

          Sırp Sındığı Savaşı'nın kazanılmasıyla, Edirne ve Batı Trakya, Osmanlı için daha güvenli hale geldi. Meriç Irmağı, Osmanlı kontrolüne geçti. Balkanlardaki Macar üstünlüğü kırıldı. Bulgaristan vergiye bağlandı. Osmanlı ilk kez Haçlı ordusunu yendi. Balkanlara geçiş kolaylaştı.

1366 Gelibolu'nun Osmanlıların elinden çıkışı
1371 Çirmen Savaşı

Çirmen Savaşı


          26 Eylül 1371 Çirmen Savaşı, 1364 yılında yapılmış olan Sırpsındığı Savaşı'nın intikamını almak isteyen Sırplar ile Osmanlılar arasında yapılmıştır. Çirmen mevkiinde yapılan savaş, Osmanlı Devleti'nin zaferi ile sonuçlandı. Bu zafer ile Osmanlılara Makedonya'nın yolları açıldı. Makedonya'daki Sırp Prensleri, Bulgar Kralı ve Bizans İmparatoru Osmanlı hakimiyetini tanıdılar. Böylece Osmanlı Devleti'nin Balkanlar'daki fetihleri kolaylaştı. Osmanlı Devleti'nin Balkanlardaki ilerleyişi hız kazanmış oldu

1376 Bulgar Krallığı'nın Osmanlı hakimiyetini kabulü
1377 Gelibolu'nun Osmanlılar'a iadesi
1385-1386 Niş ve Sofya'nın Osmanlılar tarafından alınışı
1388 Ploşnik Savaşı ve Balkan ittifakının teşekkülü
1389 I. Kosova Savaşı

I.Kosova Savaşı

          I. Kosova Savaşı veya Birinci Kosova Meydan Muharebesi (28 Haziran 1389) Sultan I. Murat önderliğindeki Osmanlı ordusu ile Sırp kumandanı Lazar önderliğindeki bir Balkan ordusu arasında yapılmış bir muharebedir.

          Osmanlılar'ın Balkanlar'daki ilerlemeleri ve Sofya, Niş, Manastır gibi önemli yerleri ele geçirmeleri Haçlı Seferi'nin düzenlenmesine sebep olmuştu. Vezir Çandarlı Ali Paşa komutasındaki Osmanlı Ordusu, önce Bulgarları etkisiz hale getirdi. Osmanlı Ordusu ilerlerken Kosova'da Haçlılar ile karşılaştı.Haçlı ordusu Sultan Murat Hüdavendigar'ın okçu piyadeleri ile Sırp atlı süvarileri arasında ki muharebede, Sırp öncü süvarilerinin önce oklanarak kendilerinin ya da atlarının vurulması ile başlamış, daha sonra Osmanlı Piyadelerinin kılıçlarını çekerek bozulan Sırpları gün batımına kadar süren bir meydan muharebesinden sonra bölgede tarih sayfalarından silerek yüzyıllar sürecek olan Osmanlı Hakimiyetini yerleştirmiştir. Savaş bazı kaynaklarca iddia edildiği gibi top kullanılarak kazanılmamıştır. Çünkü o tarihlerde Osmanlı Devletinde kurulmuş bir topçu ocağı bulunmuyordu.

          İki tarafın da büyük kayıp verdiği bu muharebe sonrasında I. Murat "Allah bana bir daha böyle zafer göstermesin" demiştir.

          Savaş sonunda bir Sırp soylusu Sultanın elini öpüp Müslüman olmak istediğini belirterek I. Murat'a yaklaşmış ve onu ani bir hamleyle hançerleyerek şehit etmiştir. Şehadetinden sonra Hüd''vendigar lakabının verildiği sultanın iç organları orada gömülmüş, geriye kalan naaşı Bursa'ya götürülerek orada defnedilmiştir. Bunun da etkisiyle I. Kosova Savaşı tarihte Sırp milliyetçiliğinin ilk yeşerdiği ve bugün Sırpların çok önem verdiği bir muharebedir.




« Son Düzenleme: Aralık 05, 2010, 12:11:54 ÖÖ by MiM »

Bana öyle bir resim çiz ki... Gözlerim açıkken değil, kapatınca göreyim!

Çevrimdışı MiM

  • ADMiN
  • __HiÇ__
  • *****
  • İleti: 11923
  • "Nerede oLursanız oLun, ALLah sizinLe beraberdir"
Ynt: Osmanlı İmparatorluğu
« Yanıtla #4 : Ekim 16, 2009, 01:35:39 ÖÖ »
Sultan I.Bayezid (Yıldırım) (1389-1402)




1389 I. Murat'ın ölümü, Yıldırım Bayezid'in tahta geçişi
1390 Aydın-Saruhan-Germiyan-Menteşe beyliklerinin ilhakı
1390 Karaman Seferi, Konya'nın kuşatılması
1390 Gelibolu tersanesi'nin inşası
1391 İstanbul'un kuşatılması
1395 Yıldırım'ın Anadolu Hisarı'nı yaptırması

İstanbul Kuşatması

          Yıldırım Bayezid, Anadolu'daki seferlerle meşgul olduğu sırada Bizanslılar, bu durumdan istifade ile bazı tedbirler almaya başladılar. Bu meyanda Bizans İmparatoru loannis, ayağındaki ağrılara ve yatalak bir halde bulunmasına rağmen, İstanbul surları ile kulelerinin bazı yerlerini tamir ettirmeye başladı. Bu durumdan haberdar olan Yıldırım Bayezid, bu harekete çok sert bir tepki göstererek tamir ettirilen yerlerin derhal yıkılmasını ister. İmparator, Yıldırım'ın yanında bulunan ve tahtın yeg''ne varisi olan Manüel'i düşünerek tamir edip yaptırdığı yerleri tekrar yıktırır. Ancak İmparator, surların yıktırılmasından kısa bir müddet sonra ölünce, Osmanlılarla birlikte Anadolu seferlerine iştirak eden ve Bursa'da bulunan Manuel, bir yolunu bularak Bursa'dan kaçıp İstanbul'a gelir ve babasının yerine tahta oturur.

          Âdet olduğu üzere, babasının matem günlerini geçirdikten sonra Bayezid'ın kendisine ve şehre karsı takındığı tavrı düşünmeye baslar. Bayezid, yeni imparatordan (II. Manuel) vergi artırımı, İstanbul'da bir Müslüman mahallesinin kurulması ve bir cami inşası ile bir kadı tayin etmesini ister. Bizans tarihçisi Dukas bu konuyu su ifadelerle dile getirir:

          "Bayezid, İmparator Manüel'e elçiler göndererek, İstanbul içerisinde Türklerin "kadı" tabir ettikleri bir h''kimin devamlı olarak bulunmasını arzu ettiğini bildirdi. Bu kadı, İstanbul'da ticaretle iştigal eden veya o maksatla oraya gidecek olan Müslümanlar arasında meydana çıkacak olan muamelat ve ihtilafları muhakeme ve h''lla faal edecekti. Bayezid, Müslümanların g''vur mahkemesinde muhakeme olunmalarının caiz olmadığını, Müslüman, kendi h''kiminin muhakeme etmesi icaba ettiğini, iftiralar ve haksızlıkları, daha birçok şeylerle beraber bildirmiş, nihayet sunu da ilave etmişti: "Sana eme ettiklerimi yapmak ve taleplerimi yerine getirmek istemezsen, kapıları kapa ve şehrin içinde hükümdarlığını yap. Hariçte bulunan her yer ve her şey k''milen benim olacaktır." Yıldırım'ın bu talebi reddedilince, İstanbul'u teslim almak için uzaktan muhasaraya başladı. 1391 senesinde başlayan bu tazyik sonucunda Bayezid, İstanbul surlarına kadar olan bütün Bizans köylerini muhasaraya başladı. Bu kuşatma sonunda Manuel, İstanbul'da birkaç yüz ev ile cami ve mahkemesi olan bir Müslüman mahallesinin kurulmasını ve Haliç'in kuzey tarafında bir Türk garnizonunun bulunmasını kabul etti. Ayrıca her sene Osmanlılara vermekte olduğu vergiyi de artırdı.

1396 Niğbolu Savaşı

Niğbolu Savaşı

          Niğbolu Savaşı Niğbolu önünde Osmanlı ve Haçlı orduları arasında, 25 Eylül 1396 tarihinde yapılan meydan savaşı. Niğbolu önünde Osmanlı ve Osmanlı Devletinin Avrupa kıt’asındaki fetihleri, başta Papa olmak üzere bütün Hıristiyan devletlerini telaşlandırıyordu. Osmanlı Devleti, Bulgaristan ve Sırbistan’ı fethederek, Tuna boylarına ve Macar Krallığı hudutlarına dayanmıştı.

          Osmanlı Devletinin, Avrupa kıtasındaki fetihleri, başta Papa olmak üzere bütün Hıristiyan devletlerini telaşlandırıyordu. Osmanlı Devleti, Bulgaristan ve Sırbistan’ı fethederek, Tuna boylarına ve Macar Krallığı hudutlarına dayanmıştı. Doğu Hıristiyanlığının temsilcisi Bizans Kayserliği küçültülüp, İstanbul ve çevresi surların içine sıkıştırılarak, Anadolu ve Trakya’dan kuşatılmış vaziyetteydi. Osmanlı akıncılarının, Bosna ve Arnavutluk’a yaptıkları akınlarla fethedilen bölgelere yerleşmeleri, Boyana Nehri ve Drac Limanına doğru yayılmaları, Latinleri ve buralarda nüfuz sahibi Venediklileri de telaşlandırdı. Bundan başka, Ege denizi sahilindeki beylikleri elde ettikten sonra, bu beyliklere mensup korsan gemilerinin faaliyetleri de bu telaşlarını artırıyordu. Ancak, asıl tehlikeyi hisseden, Macarlardı. Kralları Sigismund ile Bizans Kayseri İkinci Manuel’in, Avrupa’dan yardım isteyerek Papa Dokuzuncu Bonifacius’u bir Haçlı seferine davet etmeleri, tahtlarını tehlikede gören kralları, şato, m''lik''ne sahibi derebeyleri, Hıristiyan keşiş, papaz ve İsl''m hil''linin Haçlı salîbini ezeceği kuşkusuna kapılanları harekete geçirdi.

          Bütün Avrupa milletleri silaha sarıldı ve İngiltere ile Fransa arasındaki harbe son verildi. Fransa, İngiltere, İskoçya, Almanya, Polonya, Bohemya, Avusturya, Macaristan, İtalya, İsviçre, Belçika ve diğer Avrupa memleketlerinden ve Venediklilerle Rodos şövalyelerinden meydana gelen 120.000 kişilik büyük bir ehl-i salîb (Haçlı) ordusu toplandı.

          Harekete geçen Haçlılar, Macaristan’dan itibaren iki kola ayrıldı. Macar kralı Sigismund’un idaresindeki asıl büyük kol, önce Sırbistan istikametinde yürüyerek Tuna Vadisine ulaştı ve nehrin sol sahilini takip ederek Osmanlı toprağına girdi. Sonra Tuna’yı geçerek Vidin, Orsava ve Rahova şehirlerini zaptederek, buralardaki Türkleri kılıçtan geçirdiler. Sonra da Niğbolu önüne geldiler.

          Nevers kontu Jan’ın idaresindeki Fransızlar, Budin’den sonra Erdel üzerinden Eflak’a geçerek, Eflak voyvodası ile birlikte Niğbolu’da diğer kuvvetlerle birleşti. Haçlılar ilerlerken, Katoliklik taassubuyla, Balkanların Ortodoks Hıristiyanlarını da öldürüp mallarını yağma ettiler. Osmanlıların müsamahalı idaresine bağlanan Balkanların yerli Hıristiyan ahalisi; can, mal, ırz tecavüzüne uğrayarak, çok zarar gördü. Niğbolu’ya gelen Haçlılar, Osmanlı kumandanlarından Doğan Beyin muhafızlığındaki Niğbolu Kalesini, karadan ve nehirden kuşattılar. Niğbolu Kuşatmasının on altıncı gününe kadar, Sultan Bayezid Han (Yıldırım) ve Osmanlı ordusunun görünmemesi, Haçlıları ümitlendirdi. Macar Kralı Sigismund, burada ünlü şövalyeler, prensler ve seçme askerlerine verdiği zafer ziyafetinde, Suriye’nin işgaliyle birlikte Kudüs’ün alınmasından bahsediyordu.

          Öte yandan Avrupa’daki Haçlı hazırlıklarını öğrenip, ordularının, Osmanlı hududunu geçtiklerini haber alan Sultan Bayezid Han ise, İstanbul kuşatmasını tehir ederek, kuvvetlerini Edirne’de topladı. Kara Timurtaş Paşa ile şehzadelerinin kumandasındaki Anadolu askerleri süratle toplanarak Boğazlardan geçip, Edirne’de Padişaha yetiştiler. Rumeli askerleri de Edirne’de Bayezid Hana katılmışlardı. Yıldırım Bayezid Han, adına yakışan bir süratle Tuna boylarına doğru yürüdü. Osmanlı ordusu, Filibe-Şıpka Geçidi yoluyla Niğbolu’ya ilerlerken, Tırnova’da gıda maddeleri tedarik eden Haçlılarla karşılaştı. Bunlar esir alındı. Kaçanlar, Osmanlı ordusunun süratle geldiği haberini ulaştırdılar. Bu beklenmeyen bir durumdu. Mareşal Bubiko, Bayezid Hanın, Tırnova’ya gelebileceğine bir türlü ihtimal veremiyordu. Türklerin harp kabiliyetlerini iyi bilen Kral Sigismund, haberin doğruluğunu tetkik için, ileriye keşif kuvvetleri gönderdi. Bayezid Hanın Gazi Evrenos kumandasındaki öncüleri, Sigismund’un keşif kollarını tesirsiz h''le getirdiler. Osmanlı ordusu, Niğbolu’nun on kilometre kadar güneyine sokuldu. Cephesini kuzeye vererek ordug''h kurdu.

          Niğbolu’ya yaklaşan Osmanlı ordusu, keşif kollarıyla ovaya yayılmaya başlamıştı. Birdenbire Osmanlı ordusunu karşılarında gören Haçlılar sil''hbaşı ettiler. Kral Sigismund, derhal bir harp dîv''nı toplayıp muharebe nizamını tespit etti. 25 Eylül 1396 sabahı, Avrupa’nın dört köşesinden toplanmış 120 000 kişilik Haçlı ordusu ile bunun yarısı miktarındaki Osmanlı ordusu karşı karşıya geldikleri zaman, Osmanlı ordusunun harp nizamı şöyleydi:

          Birinci hatta Saruca Paşa kumandasında hafif piyadeleri teşkil eden azap askerleri, solda şehz''de Süleyman Çelebi kumandasında Rumeli askeri, sağda Şehz''de Mustafa Çelebi ve Anadolu beylerbeyi Kara Timurtaş Paşa kumandasında Anadolu askeri, ortada yeniçeriler vardı. Timarlı sipahiler sağ ve sol yanlara yerleştirilmişti. Sadrazam Ali Paşa, Rumeli beylerbeyi Firuz Bey, Malkoç Bey, sol kanattaki kuvvetlerin arasında bulunuyordu. Ön hatlara piyadeleri koyup, kesin sonucu, atlı askere bırakan Osmanlı harp nizamına mukabil, neticeyi yaya askere yükleyen Haçlı ordusu ise, önde birinci hatta atlı şövalyeler, ikinci hatta Macar kralı, sağ yanda Stefan Laskoviç kumandasında Hırvatlar, solda Voyvoda Mirça kumandasında Ulahlar olmak üzere tertibat almıştı. Ayrıca gerisini Tuna Nehrine ve kuşatmakta olduğu Niğbolu şehrine dayamıştı.

          İki ordu, bu harp düzeninde karşılaştılar. Fransız süvarileri, muzaffer olmak hissiyle ilk önce taarruz ettiler. Bu taarruz, Sultan Bayezid Hanın kumanda ettiği merkez kuvvetlerine yapıldı. Merkez kuvvetlerinin önündeki hafif yaya askeri olan azapları geçtiler. Yeniçeri askeriyle karşılaştılar. Yeniçerilerin ok yağmuruna tuttuğu Fransız süvarilerinin büyük bir kısmı imha edildi. Sol koldan Şehz''de Mustafa ve Anadolu kuvvetlerinin yandan taarruzuna uğradılarsa da, plan gereğince, Osmanlı merkez kuvvetleri, bir miktar geri alındı. Osmanlı ordusunun geri çekilişi, Fransızların kaybını daha da arttırıp, kurulan kıskacın içine girdiler. Osmanlı harp taktiğini bilen Sigismund’un tavsiyelerini dinlemeyip, daha da ilerlediler. Plan gereğince, üçüncü muharebe hattı da iki kola ayrıldı. Fransızlar, Osmanlıların çekildiği tepeyi işgal edince, zafer kazandıklarını zannettikleri anda, Sultan Bayezid Hanın kumandasında olan pusudaki kuvvetlerle karşılaşınca şaşırdılar. Zafer sarhoşluğu ile yaya olanlar atlarına tekrar binmek istedilerse de, hil''lin kıskacı kapandığından geri dönemediler. Macar Kralı Sigismund’un, müttefiki Fransızları kurtarmak için gönderdiği kuvvetler de kayıp vererek geri çekilmek mecburiyetinde kaldı. Kıskacın içindeki Haçlı kuvvetlerinin karşı koyanları imha edilip, kalanlar esir alındı. Üç saat içinde bütünüyle perişan edilen Haçlıların, en gözde birliklerine sahip Fransızların mağlûbiyeti, diğerlerinin taarruzuna imk''n vermedi. Eflak prensi Mirça, muharebe neticesinin Haçlılar için hüsran olacağını tahmin ederek, memleketine çekildi. Karşı taarruza geçen Osmanlı ordusu, süratle Sigismund’un üzerine hücum etti. İhtiyat kuvvetlerini bile muharebeye sokan Macar kralı, Osmanlılar karşısında hiçbir başarı sağlayamıyordu. Sultan Bayezid Han, kesin neticeyi almak için Osmanlı kuvvetlerinin hepsine taarruz emri verdi. Haçlılar, paniğe kapılıp dağıldılar. Kalabalık Haçlı ordusu ile Niğbolu’ya gelmekte iken, ordusunun muazzam sayısına bakarak; “Gök çökecek olsa mızraklarımızla tutarız” diyerek böbürlenen ve Osmanlıya atıp tutan Sigismund, Venedik kadırgasına binerek İstanbul Boğazı-Marmara ve Ege Denizi yoluyla Mora’daki Modon Limanına, sonra da Dalmaçya’da karaya ayak bastı. Oradan memleketine geçti. Haçlılardan, muharebeye katılmayanlar ve kaçanlar, kendilerini Tuna Nehrine atıp boğuldular. Muharebede pek çok asilz''de kumandan ve şövalye esir alındı.

          Başta Papalık ve Bizans olmak üzere, bütün Hıristiyan ''leminin, Osmanlıları Avrupa kıtasından atmak için, olanca imk''nlarını seferber ederek hazırladıkları büyük Haçlı ordusu, Sultan Bayezid Hanın karşısında mukavemet bile edememişti. 25 Eylül 1396 tarihinde Niğbolu’da kazanılan zaferle, Osmanlı himayesindeki Vidin-Bulgar Krallığına son verildi. Macaristan’a büyük bir akın yapılarak çok miktarda esir alındı. Haçlılardan alınan pek çok ganimetle, ülkede imar faaliyetleri, sosyal yardım müesseseleri ve sanat eserleri yapıldı. Esirleri önce Edirne’ye, oradan Gelibolu’ya gönderen, sonra da Bursa’ya gelince yanına getirten Sultan Bayezid Han, fidye karşılığı hepsini serbest bıraktı. Esirler arasında bulunan Korkusuz Jean ve arkadaşları, “Bu andan itibaren Yıldırım Bayezid’e karşı gelmeyeceğimize ve ona karşı sil''h kullanmayacağımıza namus ve şerefimiz üzerine yemin ederiz” deyince, Bayezid Han; “Bana karşı sil''h kullanmayacağınıza dair ettiğiniz yeminleri size iade ediyorum. Gidiniz, yeniden ordular toplayınız ve bizim üzerimize geliniz. Bana bir kere daha zafer kazanmak imk''nı sağlamış olursunuz. Zîr'' ben, ALLAHü te''l''nın dinini yaymak ve O’nun rız''sına kavuşmak için düny''ya gelmişim” dedi.

          Niğbolu Zaferi, gönderilen fetihn''melerle, ülkenin her tarafına, Asya’daki hükümdarlara, Mısır sultanlarına, Irak ve Acem beylerine, Tatar hanına, Bursa kadısına müjdelendi. Mısır’da bulunan Abbasî halifesi, kendisine gönderilen zafern''meye verdiği cevapta, Bayezid Hana; “Sultan-ı İklim-i Rûm” unvanı ile hitap etti. O günden itibaren, Osmanlı hükümdarlarına sultan denilmesi ''det oldu.

1397-1398 Karaman Beylerbeyliği'nin Osmanlı hakimiyetini kabulü
1398 Kadı Burhaneddin'in ölümü
1398 Karadeniz beyliklerinin ilhakı
1400 Bursa'da I. Bayezid tarafından Ulu Cami'nin yaptırılması; İlk Osmanlı Darü'ş-şifa'sının Yıldırım Bayezid tarafından inşa edilmesi



Bursa Ulu Cami

1402 Ankara Savaşı ve Yıldırım Bayezid'in esareti

Ankara Savaşı

          Ankara Savaşı, Osmanlı Padişahı Yıldırım Bayezid ile Timur arasında, Ankara'nın Çubuk Ovası'nda yapılan savaş. Geç ortaçağ tarihinin en kanlı meydan savaşlarından biri olan ve Osmanlıların yenilgisiyle sonuçlanan Ankara Savaşı, Osmanlı Devleti'nin parçalanmasına ve Fetret Devri (1402-1413) olarak bilinen bir iktidar boşluğu döneminin yaşanmasına yol açtı.

          Osman Gazi ve Orhan Gazi ile I. Murad'ın inşa ettikleri devlet, daha çok Balkanlar'da genişlediği gibi, henüz gevşek vasallık bağlarına dayanıyordu. Bu dönemde Osmanlılar özellikle Anadolu'da hızlı ve kesin ilhaklara girişmişlerdi; aradaki çatışmalara karşın, Türk-İslam beylikleriyle daha yumuşak bir ilişkiyi gözetiyorlardı. Yıldırım Bayezid ise, İstanbul kuşatmasını sürdürürken, bir yandan da Anadolu birliğini sağlamak amacıyla çeşitli savaşlara girişti. Karamanlılara karşı kazanılan Akçay Muharebesi sonucu kazanılan zaferle (1398) Konya, Niğde, Karaman ve Develi Osmanlıların eline geçti; Sivas hükümdarı Kadı Burhaneddin'in öldürülmesiyle Sivas, Tokat, Kayseri ve Aksaray Osmanlı egemenliğine girdi (1399). Aynı yıl Memluk sultanı Berkuk'un ölümünden ve yerine çocuk yaştaki Nasıreddin Ferec'in geçmesinden yararlanan I. Bayezid, Malatya'yı Memluklerden aldı. Dulkadiroğullarının elinde bulunan Kahta, Divriği, Besni ve Darende kaleleri de Osmanlılara geçti. Osmanlı sınırları böylece Orta Fırat'a dayanmış oluyordu. Bütün bu fetihlerden sonra I. Bayezid, yenilgiye uğrayan yerel hanedanları tasfiyeye yönelerek, sıkı bir merkezi yapı kurmaya girişti. Bu amaçla Balkanlar'ın Hıristiyan prensliklerine ve aristokrasisine yaslanması ise, Türk beylerinin ve İslam ulemasının kendisine duyduğu tepkiyi artırıcı bir rol oynadı.

          Türkistan ve İran'da güçlü bir devlet kuran Timur, kendini İlhanlıların varisi sayarak Anadolu üzerinde hak ileri sürmekteydi. Bayezid döneminde Osmanlıların erken bir aşamada Ön Asya'ya dayandırması Timur'un dikkatini çekti. Timur'un saldırılarıyla topraklarını yitiren Celayir sultanı Ahmed ile Karakoyunlu devletinin hükümdarı Kara Yusuf Osmanlılara sığınınca, Bayezid ile Timur arasında mektuplaşma başladı. Bayezid, Timur'un, Kara Yusuf ile Sultan Ahmed'in geri verilmesi yolundaki isteğini kabul etmedi. Osmanlılara gözdağı vermek isteyen Timur, Bayezid tarafından toprakları ellerinden alınan ve Timur'un yarı-kabilesel devletinde kendilerine daha yakın bir sosyal düzen bulan Anadolu beylerinin de kışkırtmasıyla Sivas, Halep ve Şam'ı ele geçirdi . Timur'un Bağdat'a yönelmesi üzerine Bayezid, 'de doğuya ilerleyerek Timur'a bağlı Mutahharten'in egemenliğindeki Erzincan ve Kemah'ı istila etti. Bu gelişme iki hükümdarın arasını iyice açtı. Bayezid'e bir elçi gönderen Timur, Kemah'ın Mutahharten'e Anadolu Beyliklerinden alınan yerlerin de sahiplerine geri verilmesini, Kara Yusuf'un teslim edilmesini ve Osmanlıların kendisine bağlanmasını istedi. Bayezid'in Timur'un yerine getirilmesi zaten imk''nsız bu isteklerinin hiçbirini kabul etmemesi savaşın gerekçesi oldu.

          Hem Balkanlar'da, hem de Anadolu'da yayılmış bulunan Osmanlıların Harekat inisiyatifini ele alan Timur, 1402 başlarında Gürcistan'da yeniden büyük bir ordu topladı; Erzincan, Kemah ve Sivas üzerinden Ankara'ya gelerek kenti kuşattı. Ama Bayezid'in Tokat üzerinden Ankara'ya doğru yaklaştığını haber alınca, kuşatmayı kaldırarak Çubuk Ovasına çekildi. Fillerle desteklenen ordusu Bayezid'inkinden daha kalabalık ve askeri malzeme bakımından daha güçlüydü. On dört saat süren savaşın başlarında üstün görülen Osmanlı ordusu Kara Tatarlarla eski Anadolu beyliklerine bağlı askerlerin Timur'un saflarına katılmasıyla güç durumda kaldı. Bir tek Sırp müttefikleri Bayezid'i sonuna kadar terk etmediler. Muharebe, Timur'un lehine döndüğü sırada, I. Bayezid'in oğullarından Süleyman Çelebi, Mehmed Çelebi ve Sadrazam Çandarlı Ali Paşa kuşatmayı yararak kaçmayı başardılar. Üç yüz kişi kalıncaya kadar çarpışan I. Bayezid ise sonunda tutsak düştü.

          Ankara Savaşı yenilgisi, Osmanlı Devleti'nin parçalanarak, devletin imparatorluk aşamasına geçmesinin 50 yıl kadar gecikmesine, Anadolu beyliklerinin yeniden kurulmasına ve Osmanlı tarihinde Fetret Devri olarak bilinen 11 yıllık bir iktidar boşluğu döneminin yaşanmasına neden oldu.



Fetret Devri (1402-1413)

1409 Süleyman Çelebi tarafından Türk Edebiyatı'nda ilk mevlid örneği olan Vesiletü'n-Necat adlı eserin yazılışı

          Fetret Devri, Bunalım Devri veya Fasıla-i Saltanat, Osmanlı Devleti'nde Yıldırım Bayezid'in 1402'de Ankara Savaşı'nda, Timur İmparatorluğu'nun kurucusu olan Timur'a yenilip esir düşmesi sonucu ortaya çıkan ve Yıldırım Bayezid'in oğulları arasındaki taht kavgaları nedeniyle 11 yıl süren kargaşa dönemidir.

          Yıldırım Bayezid'in altı oğlu vardır. Bunlar; Emir Süleyman, İsa Çelebi, Musa Çelebi, Mehmet Çelebi, Mustafa Çelebi ve Kasım Çelebi'dir.

          En büyük olan ve padişah olması beklenen Mustafa Çelebi, Ankara Savaşı'nda ortadan kaybolmuştur. Ali Paşa, Emir Süleyman'ı Rumeli'ye kaçırdı. Mehmet Çelebi de Amasya'ya çekildi. İsa Çelebi ve Musa Çelebi çatışa çatışa Karesi yöresine gittiler, sonunda Musa Çelebi, İsa Çelebi'yi öldürdü. Oradan Bursa'ya geçti. Emir Süleyman'ın Bursa'ya gelmesi üzerine Karaman Yöresine kaçtı ve Karamanoğulları'na sığındı. Bu arada Emir Süleyman, olabilecek anlaşmazlıklar, Trakya'nın emniyeti ve boğazlardan rahat geçişi sağlamak amacıyla erkek kardeşi Kasım'ı ve kız kardeşi Fatıma'yı Bizans'a rehin olarak verdi. Hemen ardından Karamanoğulları ile barış anlaşması yaptı.

          Mehmet Çelebi, ağabeyi Süleyman'a tabi olduğunu ve Hanlığını tanıdığını çeşitli hediyelerle bildirdi. Bu anlaşmalar üzerine can güvenliği iyice azalan Musa Çelebi, Karaman'dan da kaçarak, İsfendiyar Bey'in yardımlarıyla Eflak Kralı Mirçe'ye sığındı. Eflak Kralı, Trakya'da, egemenlik sağlamak için Musa Çelebi'ye çok sayıda asker verdi. Musa Çelebi de yanına verilen bu askerlerle kendini Han ilan edebilmek üzere Edirne'ye saldırdı. Emir Süleyman beklemediği bu saldırıya karşı koyamayarak İstanbul taraflarına yanında çok az sayıda adamıyla ancak kaçmayı başardı. Uğradıkları bir köyde tanınınca, köylüler sırf Musa Çelebi'den bahşiş alabilmek gayesiyle Emir Süleyman'ı katlettiler. Türk geleneğine göre: Saltanat soyundan kim olursa olsun; bir saltanat üyesi, diğer bir saltanat üyesini kendi emri üzerine öldürtür. Başkalarının olaya izinsiz müdahalesine, kişi ise idam, devlet ise savaşla yok etmek cezasını verir ve intikamını mutlak'' alırdı. Musa Çelebi de bu yüzden, köyü içindekilerle beraber yok etti, 1410'da Edirne'ye döndü ve tahta geçti.

          Bu olayları öğrenen Mehmet Çelebi de Amasya'dan Bursa'ya gelip burada tahta geçtiğini ilan etti. Emir Süleyman'ı destekleyenlerin hepsi Mehmet Çelebi'yi onayladılar ve tabi oldular. Rumeli'de, Samako'da son kez karşılaştılar ve Çamurlu Derbent Savaşı'nda Mehmet Çelebi, kardeşini yenip çadırında öldürttü.

          Mehmet Çelebi (I. Mehmet) tüm kardeşlerinin isyanlarını bastırarak, hükümdar olmuştur. Fetret Dönemi, yeni kurulmuş olan Osmanlı Devleti'nin fiilen parçalanmasına sebep olmuştur. Bu nedenle I. Mehmet için "ikinci kurucu" da denir.

          Ayrıca Fetret Devri'nde balkanlarda toprak kaybının fazla olmamasının nedeni Osmanlı Devleti'nin yeni aldığı topraklarda yaşayan insanlara karşı hoşgörülü bir siyaset izlemiş olması, adaletli vergi toplanması, dil ve din özgürlüğü tanınması, kişilerin güvenliğinin sağlanması ve iskan politikasını başarılı bir biçimde uygulamış olmasıdır.Ayrıca Avrupa'da yaşanan yüzyıl savaşları da Osmanlı Devletinin toprak kaybetmemesinde etkili olmuştur.




« Son Düzenleme: Aralık 05, 2010, 12:12:40 ÖÖ by MiM »

Bana öyle bir resim çiz ki... Gözlerim açıkken değil, kapatınca göreyim!

Çevrimdışı MiM

  • ADMiN
  • __HiÇ__
  • *****
  • İleti: 11923
  • "Nerede oLursanız oLun, ALLah sizinLe beraberdir"
Ynt: Osmanlı İmparatorluğu
« Yanıtla #5 : Ekim 16, 2009, 02:30:12 ÖS »
Sultan I.Mehmed (Çelebi) (1413-1421)




1413 I. Mehmed'in duruma hakim olup devleti yeniden kuruşu
1416 Şeyh Bedreddin isyanı
1416 Macaristan Seferi
1417 Avlonya'nın Osmanlılar tarafından alınışı
1418-1420 Samsun bölgesinin Osmanlılar tarafından alınışı
1419-1424 Bursa'da Hacı İvaz'a I. Mehmed tarafından Yeşil Cami'nin yaptırılması



Bana öyle bir resim çiz ki... Gözlerim açıkken değil, kapatınca göreyim!

Çevrimdışı MiM

  • ADMiN
  • __HiÇ__
  • *****
  • İleti: 11923
  • "Nerede oLursanız oLun, ALLah sizinLe beraberdir"
Ynt: Osmanlı İmparatorluğu
« Yanıtla #6 : Ekim 16, 2009, 02:33:15 ÖS »
Sultan II.Murad (1421-1444 / 1446-1451)




1421 Çelebi Mehmed'in ölümü ve II. Murad'ın tahta geçişi
1422 Mustafa Çelebi'nin (Düzme) bertarafı
1425 Molla Fenari'nın ilk Şeyhülislam olarak tayini
1425 -1426 Tekeoğulları Beyliği'nin topraklarının Osmanlılara geçmesi
1427-1428 Germiyanoğulları Beyliği'nin topraklarının Osmanlılara geçmesi
1430 Selanik'in Osmanlılar tarafından alınışı
1432 Fatih Sultan Mehmed'in doğumu
1434 Edirne'de II. Murad tarafından Muradiye Camii'nin yaptırılması
1439 Semendire'nin Osmanlılar tarafından alınışı
1444 II. Murat'ın tahttan çekilişi, II. Mehmed'in tahta geçişi ve Varna Savaşı

Varna Savaşı

          Varna Savaşı, 10 Kasım 1444 tarihinde, Macar, Leh, Papalık ve çeşitli Balkan milletlerinden oluşan, Hünyadi Yanoş komutasındaki Haçlı ordusu ile II. Murat önderliğindeki Osmanlı ordusu arasında bugünkü Bulgaristan'ın Varna şehri yakınında yapılmış bir savaştır.Osmanlı ordusu kazanmıştır.

          II. Murat, Papa IV. Eugenius'un önayak olmasıyla oluşturulan bir Haçlı ordusunu yenmiş ve 1444 yılının yaz aylarında Edirne-Segedin Antlaşması'nı imzalamıştı. Bu antlaşma 10 yıl sürelik bir barış dönemini öngörüyordu. Antlaşmanın imzası üzerine II. Murat tahtı 12 yaşındaki oğlu şehzade Mehmet'eII. Mehmed) bırakarak Manisa'ya çekilmişti. Ancak Edirne-Segedin Antlaşması'nın koşullarından hoşnut kalmayan Papalık, Kardinal Giuliano Cesarini vasıtasıyla Macar komutanı Hünyadi Yanoş'u "Papa’nın onayı olmadığından dolayı geçersizdir" iddiasıyla antlaşmayı ihlale ikna etmeğe çalışıyordu. Böylece Balkan ülkeleri Papa'nın da önayak olmasıyla tekrar bir ordu oluşturarak saldırıya hazırlandı.

          12 yaşındaki genç Şahzade Mehmet babası Murat'a ordunun başına tekrar geçmesi için mektup yazmıştır. Bu mektupta yazan bir kısım şudur. "Baba,eğer ki padişah sen isen ordunun başına geç, eğer padişah ben isem sana emrediyorum gel ve ordularının başına geç" yazmıştır. II. Murat önce tahta geri dönmeye isteksizdi. Tahtta oturan 12 yaşındaki II. Mehmed'in yaşından beklenmeyecek bir üslupta babasını ordularının başına geçmeye davet eden mektubu ve Veziriazam Çandarlı Halil Paşa’nın çağrısı üzerine, II. Murat askerleri ile beraber Manisa’dan İstanbul boğazına doğru hareket etti. Oradan, asker başına birer duka altın vererek; Ceneviz gemileriyle Rumeli'ye geçti. Oğlu II. Murat ve Veziriazam Çandarlı Halil Paşa'yı, Edirne’de bırakarak Varna’ya doğru Haçlı ordularını karşılamak üzere hareket etti.Osmanlı bu bölgedeki hakimiyetine başarı kattı.

          Osmanlı ve Haçlı orduları bugünkü Bulgaristan'ın Varna kenti yakınlarında karşılaştılar. II. Murat'ın bulunduğu yerde bir hendeğin yanında Haçlıların ihlal ettiği Edirne-Segedin Antlaşması'nın metni asılıydı. II. Murat'ın bu savaşta çok başarılı bir strateji uyguladığı bilinmektedir.

          Haçlı ordusunun sol tarafında bataklıklar yer almaktaydı. II. Murat savaş alanının avantajını kullanmak için baskın stratejisi kullanmıştır. Güneydeki bataklıkları hesaba katarak sağ kanadının savaş sırasında çevrilmesinin ihtimalini ortadan kaldırmak ve Haçlıları tam bir çembere almak için Haçlıların tek çıkış yolu olan Varna'nın kuzey yoluna 15.000 kişilik bir kuvvet koyarak tam imha düzeni almıştır. Bu düzen Haçlıları psikolojik olarak sarstı. Ama II. Murat yolu tutan kuvvetleri çarpışmalar süresince savaşa sokmadı. Ancak Osmanlı Ordusu'nun en zorlandığı anda bu kuvvetleri çağırdı. Kuzey yolunu boşaltarak dengeyi kendi lehine çevirdi. Haçlılara "Kaçış yolunuz var." mesajı vererek, kaçmaya eğilimli Haçlı askerlerini savaş alanından kaçışa özendirerek bir taşla iki kuş vurmuş oldu.

          Haçlı ordularının başında Macar komutan Hünyadi Yanoş, Macaristan kralı I. Ulászló (III. Władysław adıyla Lehistan kralı), Kardinal Cesarini, Franko, Varadin ve Erlan piskoposları bulunuyordu. II. Murat ordusunu kademeli olarak düzenlemiş, Rumeli beylerbeyi Turhan Bey'i Rumeli askeriyle sağa, Anadolu beylerbeyi Karaca Bey'i askeriyle sol tarafa yerleştirmişti. İstanbul'dan getirdiği yeniçeri askerlerini ise bizzat kendi kumandası altında orta kısıma yerleştirmişti.

          Savaş başladığında önce Haçlı ordusunun şiddetli saldırısı sonucu Osmanlı ordusunda bir panik havası ortaya çıktı. Haçlı orduları zırhlıydı ve daha az kayıp veriyorlardı. Bu durum Osmanlı ordusunu zor durumda bırakıyordu. Hünyadi Yanoş ordusunu disiplinli bir şekilde yönetmekteydi. Osmanlı ordusunun yenilme belirtileri göstermesi üzerine Macar Kralı I. Ulászló, savaşın başarısını tamamen Hünyadi'ye bırakmamak için yerinden ayrılarak savaşa katıldı. Osmanlı ordusu merkeze doğru saldıran Haçlı ordusunu geri çekmek için yanlara doğru açıldı ve ortada kalan Haçlı ordusu bu şekilde Osmanlı ordusunun şiddetli saldırıları sonucu yenilgiye uğradı.

          I. Ulászló savaş sırasında başına aldığı bir balta darbesi sonucunu yaşamını yitirdi. Ölen kralın başını yeniçeriler II. Murat'a getirdiler. II. Murat ölen kralın başını yeminini bozduğu Edirne-Segedin Antlaşmasının yanında teşhir ettirdi. II. Murat tam imha stratejisini kuvvetlerinin çok yıpranmaması için iki kademe olarak düzen yaptığı Kosova Savaşına taşımıştır. Tam sonucu da elinde sağ kalan tecrübeli komutanlarla bu savaşta almıştır.

          Bazı kaynaklara göre II. Murat savaş alanını gezerken yanındaki yardımcılarına sorar: "Biz bu savaşı nasıl kazanabildik?" Yanındaki vezirlerden biri: "Hanım, şu yerde yatan keferelerde bir tek ak sakallı ihtiyar yok. Biz ihtiyarlarımız yüzünden kazandık,onlar ise ihtiyatsızlıkları yüzünden kaybettiler." cevap verir.

          Savaş kazanılmasına karşılık Osmanlılar için çok zor geçmiştir. Bunun nedeni Haçlı askerlerinin hepsinin tepeden tırnağa, savaş atları dahil kalın zırhlarla donatılmış olmasıydı. Varna'da 70.000 tam zırhlı Haçlı askerin öldürülmesine karşılık bu sayıdan çok daha fazla Osmanlı askeri yaşamlarını kaybetti. İşte bu sayı kaybı II. Murat'ı savaşı iki kademeli olarak Kosova'ya taşımasına neden olmuştur. Haçlıların sayısı yaklaşık 325.000 kişi idi ve savaş alanından kaçan Haçlı askeri sayısı ise 120.000 civarındaydı.

          Varna Muharebesinden sonra ismini kurtarmak isteyen Hünyadi Yanoş tekrar ordularını toplayarak, kendisine katılmak istemeyen Sırbistan’ı işgal edip Tuna’yı geçecek ve Kosova Meydan Muharebesinde Osmanlı ordusu ile tekrar karşılaşacaktı. Mora ve Bulgaristan Osmanlı Devleti`ne bağlandı. Osmanlı devletinin balkanlardaki otoritesi artmaya başladı.

1445 II. Mehmed'in tahttan çekilişi ve II. Murad'ın ikinci defa geçişi
1447 Edirne'de II. Murad tarafından Üç Şerefeli Camii'nin yaptırılması
1448 II. Kosova Savaşı

II.Kosova Savaşı

          II. Kosova Savaşı veya İkinci Kosova Meydan Muharebesi (17 Ekim-20 Ekim 1448) Sultan II. Murat önderliğindeki Osmanlı ordusu ile Macar kumandanı Hünyadi Yanoş önderliğindeki bir Balkan ordusu arasında yapılmış bir muharebedir.

          Varna yenilgisinin intikamını alma amacıyla savaş başlatmak isteyen Hünyadi Yanoş'nun topladığı Haçlı-Macar ordusu Kosova'ya geldi. II. Murad'ın barış önerisi reddedildi.

          19 Ekim günü taarruza geçen Haçlı ordusu'nun öncü birlikleri Rumeli ve Anadolu atlıları tarafından yenilgiye uğratıldı. Osmanlı kuvvetleri'nin sağ ve sol kanatlarını taktik amaçlı geri çekilmiş gibi göstermesi üzerine Hünyadi Yanoş, Osmanlı ordusu'nun merkezini hedef alan ana taarruzu başlattı. Bu saldırıda da Osmanlı merkez kuvvetleri(özellikle Yeniçeriler)'nin direnişi kırılamadı. Bir çok Hıristiyan soylu ve komutan öldürüldü.

          Sağ ve sol kanatlarda geri çekilmiş Osmanlı kuvvetleri de yerlerini dolduran kuvvetlere hücuma başlayınca Haçlı ordusu dağılmaya başladı. Hünyadi Yanoş savaş meydanından kaçtı, ama daha sonra Sırplar tarafından çevrildi.

          Savaş sonucu Balkanlar'da üst üste yenilgi alan Haçlı ittifakları saldırıcı güç toplamayı bırakıp savunmaya çekildi, Osmanlı ordularının karşısında duracak güç kalmadı. Osmanlı Balkanlarda taarruza, Haçlılar savunmaya geçti.


« Son Düzenleme: Aralık 05, 2010, 12:13:27 ÖÖ by MiM »

Bana öyle bir resim çiz ki... Gözlerim açıkken değil, kapatınca göreyim!

Çevrimdışı MiM

  • ADMiN
  • __HiÇ__
  • *****
  • İleti: 11923
  • "Nerede oLursanız oLun, ALLah sizinLe beraberdir"
Ynt: Osmanlı İmparatorluğu
« Yanıtla #7 : Ekim 16, 2009, 02:42:08 ÖS »
Sultan II.Mehmed (Fatih) (1444-1446 / 1451-1481)




1451 II. Murad'ın ölümü ve II. Mehmed'in ikinci defa tahta geçişi
1452 Fatih'in Anadolu Hisarı karşısına Rumeli Hisarı'nı yaptırması


Anadolu ve Rumeli Hisarları


1453 İstanbul'un fethi

İstanbul'un Fethi

          Sultan II.Mehmed Han (Fatih Sultan Mehmed), Hazreti Peygamber'in manevi müjdesi ("İstanbul muhakkak fethedilecektir. Bu fethi yapacak hükümdar ve ordu ne mükemmel insanlardır" Hadîs-i Şerîf) ve Osmanlı İmparatorluğu'nun geleceği açısından İstanbul'u fethetmek istiyordu.

          Fatih Sultan Mehmed, büyük gayesini gerçekleştirmek için, Macarlara, Sırplara ve Bizanslılara karşı yumuşak davranıyordu. Amacı Haçlıların birleşmesini önlemek, onları tahrik etmemek ve zaman kazanmaktı. Bin yıllık tarihinin sonuna gelmiş olan Bizans küçüle küçüle sadece İstanbul şehrinin sınırları içinde hüküm süren bir devlet durumuna düşmüştü. Ancak buna rağmen Bizans'ın varlığı, Balkanlardaki Türk hakimiyeti açısından tehlikeli oluyordu. Bizans İmparatorları, Anadolu'daki çeşitli siyasi güçleri de Osmanlı aleyhine kışkırtmaktan geri kalmıyorlardı. Hatta zaman zaman Osmanlı şehzadeleri arasındaki taht kavgalarına karışıp devletin iç düzenini bozuyorlardı. İstanbul'un Osmanlı İmparatorluğu'nun hakimiyeti altında girmesi, ticari ve kültürel yönden önemli bir avantajın daha ele geçirilmesi demekti. Boğazlar tam anlamıyla kontrol altına alınacak ve bu sayede, Karadeniz ticaret yolları ele geçirilmiş olacaktı.

          Karamanoğulları meselesini çözen Fatih Sultan Mehmed, İstanbul'un fethi için gerekli hazırlıklara başladı. Devrin mühendislerinden Musluhiddin, Saruca Sekban ile Osmanlılara sığınan Macar Urban Edirne'de top dökümü işiyle görevlendirildi. "Şahi" adı verilen bu topların yanında, tekerlekli kuleler ve aşırtma güllelerin üretilmesi (havan topu) yapılan hazırlıklar arasındaydı. Yaptırılan bu büyük toplar İstanbul'un fethedilmesinde önemli rol oynadı. Yıldırım Bayezid'in İstanbul kuşatması sırasında yaptırdığı Anadolu Hisarı'nın karşısına, Rumeli Hisarı (Boğazkesen) inşa edildi. Bu sayede İstanbul Boğazı'nın kontrolü sağlanacak, deniz yoluyla gelebilecek yardımlara karşı tedbir alınmış olacaktı. 400 parçadan oluşan bir donanma inşa edildi. Turhan Bey komutasındaki bir Osmanlı donanması Mora'ya gönderildi ve İstanbul'a yardım gelmesi engellendi. Eflak ve Sırbistan ile var olan barış antlaşmaları yenilendi. Macarlarla da üç yıllık bir antlaşma yapıldı. Osmanlıların bu hazırlıkları karşısında, Bizanslılar da boş durmuyordu. Surlar sağlamlaştırılıyor ve şehre yiyecek depolanıyordu. Ayrıca Bizans İmparatoru Konstantin, Haliç'e bir zincir gerdirerek, buradan gelecek tehlikeyi önlemeye çalıştı. Aynı zamanda Haçlı dünyasından yardım isteniyor, Papa ise yapacağı yardım karşısında Katolik ve Ortodoks kiliselerinin birleştirilmesini istiyordu. Ancak Katoliklerden nefret eden Ortodoks Rumlar, Roma kilisesine bağlanmak istemiyor, "İstanbul'da Kardinal külahı görmektense, Türk sarığı görmeye razıyız" diyorlardı.




          Fatih Sultan Mehmed, hazırlıklar tamamlandıktan sonra, Bizans İmparatoru Konstantin'e bir elçi göndererek, kan dökülmeden şehrin teslim edilmesini istedi. Fakat İmparatordan gelen savaşa hazırız mesajı üzerine, İstanbul'un kara surları önüne gelen Osmanlı Ordusu, 6 Nisan 1453'de kuşatmayı başlattı. Osmanlı donanması ise Haliç'in girişinde ve Sarayburnu önünde demirlemişti. Ordu; merkez, sağ ve sol olarak üç kısma ayrıldı. 19 Nisan'da yapılan ilk saldırıda, tekerlekli kuleler kullanıldı ve bu saldırı ile Topkapı surlarından burçlara kadar yanaşıldı. Osmanlı Ordusu'ndaki er sayısı 150.000 ile 200.000 arasındaydı. Bu kuvvetlere Rumeli ve Anadolu beylerine bağlı çeşitli kuvvetler de katılmıştı. Çok şiddetli çarpışmalar oluyor, Bizanslılar şehri koruyan surların zarar gören bölümlerini hemen tamir ediyorlardı. Venedik ve Cenevizliler de donanmalarıyla Bizans'a yardım ediyorlardı. Fatih Sultan Mehmed, Osmanlı donanmasının kuşatma sırasında yeterince kullanılamadığını ve bu yüzden kuşatmanın uzadığını düşünüyordu. İstanbul'un Haliç tarafındaki surlarının zayıf olduğu biliniyordu. Bizans bu bölgeye zinciri bu nedenle germişti. Yüksekten atılan taş gülleler Bizans donanmasından bazı gemileri batırmıştı fakat bir kısım donanmanın Haliç'e indirilmesi kesin olarak gerekliydi. Fatih Sultan Mehmed, İstanbul'un fethedilmesini kolaylaştıracak önemli kararını verdi. Osmanlı donanmasına ait bazı gemiler karadan çekilerek Haliç'e indirilecekti. Tophane önündeki kıyıdan başlayıp Kasımpaşa'ya kadar ulaşan bir güzergah üzerine kızaklar yerleştirildi. Gemilerin, kızakların üzerinden kaydırılabilmesi için, Galata Cenevizlilerinden zeytinyağı, sade yağ ve domuz yağı alınarak kızaklar yağlandı. 21-22 Nisan gecesi 67(yada 72) parça gemi düzeltilmiş yoldan Haliç'e indirildi. Haliç'teki Türk donanmasına ait toplar, surları dövmeye başladı. Ciddi çarpışmalar cereyan etti. Bundan sonraki günlerde top savaşı, ok, tüfek atışları, lağım kazmalar, büyük ve hareketli savaş kulelerinin surlara saldırıları devam etti. Kuşatmanın uzun sürmesi ve kesin başarıya ulaşılamaması askerler arasında endişe yarattı. Ancak, İstanbul'u her ne şartta olursa olsun almaya kararlı olan Fatih Sultan Mehmed kumandanların ve alimlerin de bulunduğu bir toplantı düzenledi. Cesaretlendirici bir konuşma yaptıktan sonra, 29 Mayıs'ta genel saldırının yapılacağına dair kararını açıkladı. Çarpışmalar sırasında Bizans'ı koruyan surlar üzerinde kapatılması mümkün olmayan gedikler açılmaya başlamıştı. Surlar içerisine küçük sızmalar oluyor, ancak geri püskürtülüyordu. İlk defa Ulubatlı Hasan ve arkadaşlarının şehit olmak pahasına tutunmayı başardıkları İstanbul surları, artık direnemiyordu. 53 gün süren ve 19 Nisan, 6 Mayıs, 12 Mayıs ve 29 Mayıs'ta yapılan dört büyük saldırıdan sonra Doğu Roma İmparatorluğu'nun 1125 yıllık başkenti olan İstanbul, 29 Mayıs 1453 salı günü fethedildi.

          İstanbul'un fethi, çok önemli sonuçları da beraberinde getirdi. Fatih Sultan Mehmed, İstanbul'un fethinden sonra batıdaki hakimiyeti pekiştirmek, sınırları genişletmek, İslam'ı en uzak yerlere kadar yaymak ve Hıristiyan birliğini bozmak amacıyla Avrupa üzerine bir çok seferler düzenledi.

1453 Ayasofya'nın camiye çevrilmesi
1458-1460 Mora'nın Osmanlılar tarafından alınışı
1461 Trabzon Rum İmparatorluğu'nun Osmanlılar tarafından yıkılışı
1461 Candaroğulları Beyliği'nin ilhakı
1463 Osmanlı-Venedik Savaşı'nın başlaması
1463 -1470 İstanbul'da Fatih Külliyesi'nin inşaası
1466 II. Mehmed'in Arnavut seferi
1468 Karamanoğulları Beyliği'nin Osmanlılar tarafından yıkılışı
1468 II. Mehmed tarafından İstanbul'da Topkapı Sarayı'nın tesisi
1473 Otlukbeli Savaşı

Otlukbeli Savaşı


          Karamanoğlu İbrahim'in 1464'te ölmesi üzerine oğulları birbirlerine düşmüşlerdi. Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan'ın yardımıyla İshak Bey Karamanoğlu beyliğine sahip oldu. Bunun üzerine diğer oğlu Pir Ahmed Bey Fatih Sultan Mehmed'den yardım istedi ve gelen yardım sayesinde Beyliği ele geçirdi. Fakat Pir Ahmed Bey bir süre sonra gidip Venediklilerle anlaşınca, bu duruma sinirlenen Fatih Sultan Mehmed, Karaman Seferi'ne çıkmaya karar verdi.

          Konya ve Karaman alınarak Osmanlı'ya bağlandı. Karaman halkı İstanbul'a ve çeşitli yerlere göç ettirildiler. Pir Ahmed Bey kaçarak Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan'a sığındı. Bu olay Osmanlılarla Akkoyunluların arasının açılmasına neden oldu.

          Osmanlılar Avrupa ve Anadolu'daki topraklarını genişletirken, Akkoyunlular Devleti'de Doğu Anadolu, Kafkasya, İran ve Irak üzerinde hakimiyet kurmuşlardı. Sınırlarını genişleten iki Türk Devleti arasında büyük bir savaş kaçınılmaz olmuştu. Otlukbeli mevkiinde 11 Ağustos 1473'de yapılan savaşta, devrin en kuvvetli savaş tekniğine ve araçlarına sahip olan Osmanlı ordusu, Uzun Hasan'ın kuvvetli süvarilerden kurulmuş olan ordusunu birkaç saatte dağıttı.

          Bu savaştan sonra Akkoyunlular bir daha kendilerini toparlayamadılar. Fatih Sultan Mehmed, Akkoyunlu tehlikesini bu şekilde engellemiş oldu. Anadolu'da ve Rumeli'de birçok sefer düzenleyip pek çok zafer kazanmıştı.

          Buna rağmen güneyde güçlü bir devlet konumunda olan Memlüklerle problemler yaşandığı halde sıcak bir savaştan kaçınmıştı.

1475 Kırım'ın Fatih Sultan Mehmet döneminde, Gedik Ahmet Paşa tarafından Osmanlı tabiiyetine girişi
1476 Boğdan seferi
1478 II. Mehmed tarafından ilk altın paranın darbettirilmesi
1479 Osmanlı-Venedik Antlaşması ile Fatih'in Venedikliler'e Trabzon ve Kefe'de ticaret yapma hakkı tanıyan ahidname vermesi
1480 Otranto'ya çıkış ve başarısız Rodos kuşatması
1480 Kadıaskerliğin Rumeli ve Anadolu olarak ikiye ayrılması


« Son Düzenleme: Aralık 05, 2010, 12:14:08 ÖÖ by MiM »

Bana öyle bir resim çiz ki... Gözlerim açıkken değil, kapatınca göreyim!

Çevrimdışı MiM

  • ADMiN
  • __HiÇ__
  • *****
  • İleti: 11923
  • "Nerede oLursanız oLun, ALLah sizinLe beraberdir"
Ynt: Osmanlı İmparatorluğu
« Yanıtla #8 : Ekim 16, 2009, 02:47:55 ÖS »
Sultan II.Bayezid (1481-1512)




1481 II. Mehmed'in vefatı ve II. Bayezid'in tahta çıkışı
1481 100 dirhem gümüşten 400 akçe kesilmesi
1481 Şeyh Hamdullah'ın İstanbul'a gelişi
1482 Cem Sultan'ın mağlubiyeti, Rodos'a ilticası



Cem Sultan

1483 Morova Seferi ve Hersek'in ilhakı
1484 Boğdan Seferi
1484 Kili ve Akkerman'ın fethi
1485 Osmanlı-Memlük mücadelesinin başlaması
1485 Şeyh Hamdullah'ın aklam-ı sitte'de kendi üslubunu buluşu
1486 Musiki ile tedavi yapan ilk devlet hastanesi (Edirne, II. Bayezid Külliyesi Şifahanesi)
1488 Sultan II. Bayezid tarafından Edirne'de Bayezid Darü'ş-şifası'nın yapımı
1489 Memlüklere karşı toprak kaybı
1491 Osmanlı-Memlük Barışı
1492 Macar Seferi
1492 İspanya'dan çıkarılan Yahudiler'in de Osmanlı Devleti'nin himayesine girmesi
1494 Şehzade Süleyman'ın doğumu
1495 Macarlarla mütareke, Cem Sultan'ın ölümü
1497 İlk Rus elçisinin İstanbul'a gelişi
1498 Lehistan Seferleri
1499 Venedik Harbi
1500 Modon, Navarin ve Koron'un alınışı
1502 Venedikle sulh
1508 Çaul seferi
1509 Diu seferi
1511 Şahkulu Baba Tekeli isyanı, Şehzade Selim Hareketi



Bana öyle bir resim çiz ki... Gözlerim açıkken değil, kapatınca göreyim!

Çevrimdışı MiM

  • ADMiN
  • __HiÇ__
  • *****
  • İleti: 11923
  • "Nerede oLursanız oLun, ALLah sizinLe beraberdir"
Ynt: Osmanlı İmparatorluğu
« Yanıtla #9 : Ekim 16, 2009, 02:53:46 ÖS »
Sultan I.Selim (Yavuz) (1512-1520)




1512 II. Bayezid'in tahttan çekilişi, I. Selim'in tahta geçişi
1514 Çaldıran Savaşı, Tebriz'e giriş

Çaldıran Savaşı

          Çaldıran Savaşı, Osmanlı padişahı Yavuz Sultan Selim ile Safevi hükümdarı Şah İsmail arasında 23 Ağustos 1514’te, Van’ın 113 km kuzeyinde, bu günkü Çaldıran ilçesi sınırlarında yer alan Çaldıran Ovası'nda yapılan savaş. Savaş Yavuz Sultan Selim’in kesin zaferiyle sonuçlandı.

          Safevi hükümdarı Şah İsmail’in Anadolu’daki Osmanlı yönetimden hoşnutsuz olarak Safevi devletine yakınlaşan Türkmenlere ve bunların liderlerine yönelik koruma politikası, Avrupa'da değil fakat doğuda rakip arayan ve kendine hedef olarak diğer iki devleti (Safevi ve Memlük) seçen Yavuz Sultan Selim açısından kabul edilemez bir durumdu. Osmanlı Devleti ile Safevi Devleti arasında bir savaş kaçınılmaz olmuştu.

          Yavuz Sultan Selim 1512’de tahta çıktığında Safevilerin doğudaki etkisine son vermeyi istiyordu. Yavuz Sultan Selim hazırlıklarını tamamladıktan sonra büyük bir orduyla Mart 1514'te Edirne'den yola çıktı. Yavuz Sultan Selim ile Şah İsmail arasında ilginç bir mektup düellosunun yaşandığı sefer sırasında Yavuz Sultan Selim mektuplarını Farsça yazmış, Şah İsmail ise Türkçe yanıt vermiştir. Üç ay sonra Eleşkirt'e vardığında Osmanlı askerleri arasında huzursuzluk başlamıştı. Yavuz, askerlerini yatıştırarak ilerlemeyi sürdürdü ve Şah İsmail komutasındaki Safevi ordusuyla Çaldıran Ovası'nda karşılaştı. Her iki ordu da yaklaşık 80-100 bin askerden oluşuyordu.

          Burada yapılan meydan savaşı bir gün boyunca sürdü. Osmanlı ordusu, silah donanımı bakımından, özellikle de sahra topçusunun ateş gücü ve yeniçerilerinin tüfek kullanması açısından üstündü. Muharebe Osmanlı ordusunun zaferiyle sonuçlandı. Şah İsmail ön saflarda yer aldığı çarpışmalarda yaralandı ve karısı başta olmak üzere hazinesini ve ordusunu bırakarak savaş alanından çekildi. Ardından Yavuz Sultan Selim, 6 Eylül 1514'te Safevilerin başkenti Tebriz'e girdi. Yavuz Sultan Selim kışı burada geçirmek istiyordu, ama Bektaşi tarikatına bağlı yeniçeriler arasında huzursuzluk artınca İstanbul'a dönmek zorunda kaldı.

          Çaldıran Savaşı'nda yitirdikleri toprakları Safeviler savaşsız geri aldılar. Ama Osmanlılar bu savaşın sonunda, Dulkadiroğulları başta olmak üzere Doğu ve Güneydoğu Anadolu'daki beyliklerin egemenliğine son verdiler. Safevilerin Mısır'daki Memlûklarla bağlantılarını kestiler. Bu da Yavuz Sultan Selim'in Mısır seferini kolaylaştırdı. Osmanlılar ayrıca İpek Yolu'nun denetimi de ele geçirdiler.

1516 Mısır Seferi ve Mercidabık Savaşı

Mercidabık Savaşı

          Mercidabık Savaşı, Yavuz Sultan Selim'in Mısır seferi sırasında Memluk Devleti ile yapılan birinci savaştır. 1516'da Osmanlı ordusu ile Memluk ordusu arasında Halep şehrinin kuzeyinde yapılan savaşı Osmanlılar kazandı. Muharebenin sonucunda Suriye, Lübnan ve Filistin Osmanlı topraklarına katıldı.

          Osmanlı Sultanı Yavuz Sultan Selim Hanın, Ortadoğu’da h''kimiyetini genişletmesi; Suriye, Filistin, Arabistan Yarımadası, Mısır ve Kuzey Afrika’nın doğusuna hakim Memlûklu Sultanı Kansu Gavri'yi (Kansuh el-Gûrî) harekete geçirip, tedbir almaya sevk etti. 23 Ağustos 1514’te, Çaldıran Savaşı'nda, Yavuz Sultan Selim Han'a yenilip kaçan Safevi hükümdarı Şah İsmail ile ittifak kurdu. Yavuz Sultan Selim Han, haber alma teşkil''tı vasıtasıyla Şah İsmail-Kansu Gavri ittifakını öğrenince, Vezîr-i ''zam Sinan Paşa'yı, kırk bin kişilik bir kuvvetle Safevîler üzerine gönderdi. Sinan Paşa'nın, Diyarbakır’a giderken, Fırat’ı geçmek için Memlûklar'dan izin isteyip de iznin verilmemesi ve Kansu Gavri’nin elli bin kişilik kuvvetle Halep’e gelmesi, harp sebebi sayıldı. Devrin ''limlerinden Zenbilli Ali Cem''li Efendinin fetvasıyla sefere çıkıldı. Yavuz Sultan Selim Han, dahiyane bir siyasetle, Mısır devlet adamlarının bir kısmını ve Suriye ahalisini, kendi safına almaya muvaffak oldu.

          Yavuz Sultan Selim, Kansu Gavri’ye Halep’in kuzeyindeki Mercidabık mevkiinde, meydan muharebesi için hazır olması haberini gönderdi. Mercidabık’ta karşılaşan iki ordunun da kuvvetleri eşit miktarlarda olup, altmış bin civarındaydı. Osmanlılar, ateşli silahlar, teşkilat, kumanda heyeti, sevk ve idare bakımından Memlûklardan üstündü. Memlûkların da süvari kuvveti meşhurdu.

          24 Ağustos 1516 sabahı, Osmanlı ordusu hil''l şeklinde bir tertibat aldı. Ordunun merkezinde Yavuz Sultan Selim Han olup, yanında Kapıkulu askeri ve önünde birbirine zincirle bağlı üç yüz top bulunuyordu. Sağ kola Anadolu Beylerbeyi Zeynel Paşa, sol kola da Rumeli Beylerbeyi Sinan Paşa kumanda ediyordu. Memlûk ordusunun merkezine, yanında Halife III. Mütevekkil olduğu halde Sultan Kansu Gavri, sağ kola Halep N''ibi Hayırbay, sol kola da Şam N''ibi Sibay kumanda ediyordu. Memlûklarda sultanın orduya, kumandanların da Kansu Gavri’ye itimatsızlığı vardı. Osmanlı topçu ateşiyle başlayan muharebeye, Memlûklar süvari taarruzu ile karşılık verdiler. Muharebe başladıktan iki saat sonra, Memlûklar bozguna uğradı. Öğleden sonra kesin netice alınarak, Memlûk kararg''hı, bütün ağırlığı ile Osmanlıların eline geçti. Boğucu bir yaz sıcağında meydana gelen muharebeden kurtulan Memlûk askerleri; Halep, Hama, Humus ve Şam’a kaçtı. Takip edilen Memlûk kuvvetlerinden ele geçenler imha edilerek, Kuzey Suriye bütünüyle zaptedildi. Ahalisi Sünnî olan şehirler, Yavuz Sultan Selim Hanı ve Osmanlıları davet ettiler. Suriye şehirleri, kendi rızalarıyla Osmanlı idaresini tercih ettiğinden, ahaliye zarar verilmedi. Memlûk Sultanı Kansu Gavri, savaş meydanında öldü. Abbasî halifesi III. Mütevekkil, muharebeden sonra Yavuz Sultan Selim Hanın yanına gelerek, sultandan çok hürmet gördü. Yavuz Sultan Selim Han, 28 Ağustos'ta Halep’e 27 Eylülde Şam’a gelerek Mısır’ın fethini gerçekleştirecek sefere hazırlanmaya başladı.

          Mercidabık’ta kazanılan zafer, Osmanlı Devletine dinî, siyasî, askerî, iktisadî pek çok faydalar sağladı. Hilafetin Osmanlı Hanedanına geçme yolu açıldı. Doğuda Osmanlı Devleti'nin son rakibi Mısır-Memlûk Devleti, ortadan kaldırılma safhasına getirildi. Suriye, Lübnan ve Filistin, Osmanlı h''kimiyetine girdi. Mısır ve Arabistan Yarımadası yolu açıldı. Güneydoğu Anadolu’nun zaptedilmesiyle, Anadolu Türk birliği tamamlandı.

1517 Ridaniye Savaşı ve Kahire'ye giriş

Ridaniye Savaşı

          Ridaniye Savaşı, 22 Ocak, 1517 yılının Ocak ayında Osmanlı Devleti ile Memlüklüler arasında geçen bir savaşın adıdır. Bu muharebe Yavuz Sultan Selim'in komutasındaki Osmanlı Devleti ordusu kazanmıştır.

          1516'da Yavuz Sultan Selim Osmanlı ordusuyla Memluklu Devleti'ne karşı Suriye ve Mısır seferine çıktı. Suriye'de Memluklu hükümdarı Kansu Gavri komutasındaki Memluklu ordusuna karşı 24 Ağustos 1516'da Mercidabık Muharebesi'ni kazanan Sultan Yavuz Selim, Halep, Hama, Humus ve Şam'ı teslim aldı Lübnan emirleri de Osmanlı hakimiyetini kabul etti. 21 Aralık 1516'da Sadrazam Sinan Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu Han Yunus Şavası'nda Canberdi Gazali'yi yenerek yoluna devam etti. Yavuz Kudüs'u teslim alıp ziyaret ettikten sonra ordu Gazze'ye yöneldi.

          Mercidabık Muharebesi'nden sonra Memlük Devleti'nin başına geçen Tomanbay; Osmanlı hakimiyetini kabul etmediği gibi, barış teklifi için gelen Osmanlı elçisini öldürmüştü. Yavuz Sultan Selim, ordusuyla birlikte Sina Çölü'nü 5 gün içinde (11 Ocak-16 Ocak) geçerek, Ridaniye'de Memlük Ordusu ile karşılaştı.

          Ridaniye'de yeni Memlüklü Sultanı Tomanbay, Venediklilerden top ve silah alarak kuvvetli bir savunma hattı kurmuştu. Memlük Ordusu'na, El-Mukaddam Dağı'nın etrafını dolaşarak güneyden saldıran Yavuz Sultan Selim, bu manevra sayesinde Memlük Ordusu'nun yönleri sabit olan toplarını etkisiz hale getirdi.

          Memlük Sultanı Tomanbay çok büyük çabalarla yaptığı savaş hazırlıklarına rağmen 22 Ocak günü Ridaniye Muharebesi'ni kaybetmekte olduğunu anlayınca en cesur askerleri ile bir birlik kurup Osmanlı komuta merkezine bir baskın düzenledi. Sultan Selim'in otağı sandığı Veziriazam'ın çadırına girdi ve Veziriazam Sinan Paşa öldürüldü. Bu suikast baskınının da istenen hedefi bulmaması sonucu, Tomanbay savaş alanından kaçtı. Böylece 22 Ocak,1517'de Ridaniye Zaferi kazanıldı. Fakat bu savaş çok zayiatlı geçmiş ve her iki taraf da 25.000 kadar asker kaybetmişti.

          Ridaniye Muharebesi çok kesin bir sonuç vermekle beraber savaşının stratejik hedefi olan Mısır'ın fethi hemen ortaya çıkmamıştır ve Memlûkluler büyük direniş göstermişlerdir. Kahire'yi hiç zayiat ve şehrin sosyal ve ekonomik hayatına zarar vermeden eline geçirmek niyetiyle 25 Ocak'ta Sultan Selim direniş göstermeden teslim olan bütün Memlüklülerin affedileceğini ilan etti. Fakat Tomanbay ve ona yakın Memlûklu komutanları gerilla tipi direniş organize etmeye başladılar ve bu nedenle Kahire ancak üç gün süren çok şiddetli savaştan sonra ele geçti ve şehir kısmen yıkıldı ve binlerce kişi öldü. 4 Şubat 1517'de Yavuz törenle Kahire'ye girdi ve "Yusuf Nebi Tahtı"na oturdu. Memluklular Nil deltasında ve Yukarı Mısır'da direnişe devam ettiler. Fakat fazla zaman geçmeden Osmanlı güçleri bu direniş merkezlerini elimine edip Tomanbay'ı yakalamayı başardılar. 13 Nisan, 1517'de Tomanbay Kahire kale kapısında asılarak idam edildi.

          Bu zaferle birlikte Memlük Devleti yıkılmış, toprakları Osmanlı egemenliğine girmiştir. Memlük Devleti tarihe karışmış ve Osmanlı Devleti Mısır'a hakim olmuş ve Halifelik Osmanlılara geçmiştir. Mısır'da ki kutsal emanetler İstanbul'a getirilmiştir. Osmanlı Devleti Avrupa'nın en güçlü devleti haline gelmiştir.

1517 Haremeyn'in himaye altına alınması
1517 Piri Reis'in Mısır'da Sultan Selim'e ilk dünya haritasını sunması
1519 Celali isyanları
1519 Cezayir'in iltihakı
 


« Son Düzenleme: Aralık 05, 2010, 12:14:55 ÖÖ by MiM »

Bana öyle bir resim çiz ki... Gözlerim açıkken değil, kapatınca göreyim!

Çevrimdışı MiM

  • ADMiN
  • __HiÇ__
  • *****
  • İleti: 11923
  • "Nerede oLursanız oLun, ALLah sizinLe beraberdir"
Ynt: Osmanlı İmparatorluğu
« Yanıtla #10 : Ekim 16, 2009, 03:05:33 ÖS »
Sultan I.Süleyman (Kanuni) (1520-1566)




1520 I. Selim'in vefatı, I. Süleyman'ın tahta geçişi
1521 Belgrad'ın fethi

Belgrad'ın Fethi

          Belgrad'ın fethi. Macaristan'ın ve Orta Avrupa'nın giriş kapısı konumunda ki Belgrat daha önce 2. Mehmet döneminde kuşatılmış ama alınamamıştı. Fatih Sultan Mehmet döneminde Belgrad hariç bütün Sırbistan fethedilmişti. Sırplar ellerindeki tek kale olan Belgrad'ı koruyamayacaklarını düşünerek burayı Macar'lara bıraktılar. Ancak Osmanlılar'la Macarların arası iyi değildi. Macarlar, Osmanlılara karşı kurulan Haçlı birliğine katılıyor, Balkan uluslarını Osmanlılar'a karşı kışkırtıyor ve fırsat buldukça Türk topraklarına saldırıyorlardı.Kanuni Sultan Süleyman padişah olduğunda Macarlar onu tebrik etmemişler ve vergiyi göndermemişlerdi.

          Macar Kralı II. Layoş'a gönderilen Osmanlı elçisi de öldürülünce Macarlar'la savaş kaçınılmaz oldu. Donanma Tuna nehri yoluyla, Kanuni'de karadan büyük bir ordu ile Belgrad önlerine geldi. Böylece şehir karadan ve nehirden kuşatıldı (1521). Kale komutanı şehri teslim etmek zorunda kaldı. Belgrad 'ın alınmasıyla, Avrupa'ya yapılan seferlerde önemli bir üs edinildi.

1521 Piri Reis'in Kitab-ı Bahriye adındaki eserini hazırlaması
1522 Kanuni Sultan Süleyman'ın validesi, Yavuz Sultan Selim'in eşi Ayşe Hafsa Sultan tarafından Manisa'da bimaristan inşa edilmesi
1522 Rodos'un fethi

Rodos'un Fethi

          Rodos'un Fethi bilindiği gibi, Kanunî Sultan Süleyman'ın Akdeniz'de Osmanlı hakimiyetini kurmak için giriştiği büyük mücadelede, Rodos seferi ilk, Malta seferi ise son dönemi ifade eder. Dünya tarihinin esine ender rastladığı ünlü Padişahın saltanatının ikinci yılında Rodos'u ve ona bağlı bulunan adaları ele geçirmesi, Doğu Akdeniz'de Osmanlı h''kimiyetinin yerleşmesini sağladığı gibi, mücadelenin bundan böyle Orta ve Bati Akdeniz'e intikal ettirilmesi imkanını da sağlamıştı.

          1309'dan beri Saint Jean d'Hospitaliers veya Saint Jean de Jerusalem denilen şövalye tarikatının elinde bulunan Rodos adası ile civarındaki adalar, eskiden beri Osmanlıların ele geçirmek istedikleri önemli yerlerdi. Sultan Süleyman, Belgrad'ı almayı başardıktan sonra Osmanlı siyasetinin bu ikinci meselesini de halletmek istiyordu. Zira fethi zarurî kılan bazı sebepler vardı. Buranın fethi, Osmanlı ülkesine yeni ilhak edilmiş bulunan Mısır, Suriye ve Doğu Akdeniz sahillerinin emniyeti bakımından önemliydi. Bunun için de Rodos ve ona bağlı olan diğer adaların Osmanlıların elinde bulunması gerekiyordu. Nitekim bu zorunlucu takdir eden Yavuz Sultan Selim, saltanatının son yıllarında, Şövalyeler üzerine yürümek için büyük çapta bir donanma hazırlamaya koyulmuş, ancak bu tasavvurunu gerçekleştiremeden hayata gözlerini kapamıştı. Hıristiyanlığın, Osmanlı hac, ticaret ve ulaşım yolu üzerinde, bu emniyeti tehlikeye sokabilecek tehlikeli kalesi durumundaki Rodos'ta bulunan şövalyeler, Osmanlı ticaret ve hac gemilerine saldırmakla kalmamışlar, ayni zamanda Canberdi Gazali'ne de yardımda bulunmuşlardı. Bundan başka onlar, Rodos'ta bulunan Cem Sultan'ın oğlu Murad'ı da taht v''risi olarak ortaya sürmüşlerdi. Ayrıca kalelerinin sağlamlığına güvenmekte olan Rodos şövalyeleri, korsanlık faaliyetlerine devamla, bir taraftan Müslümanların yollarını kesip gemilerini alıyor, öbür taraftan da Osmanlı sahillerinde ardı arası kesilmeksizin bazı fesatlıklarda bulunuyorlardı. Bundan başka beş altı bin civarında Müslüman'ı esir alıp adalarında onlara türlü işkenceler yaptıkları da biliniyordu.

          İşte Kanunî, bu siyasî ve stratejik sebeplerden dolayı Rodos problemini halletmek istiyordu. Böylece, bir bakıma babasından miras olarak devr aldığı bir siyaseti devam ettirmek ve babasının yarıda bırakmak zorunda kaldığı önemli bir meseleyi halletmek niyetinde idi. Ayni zamanda o, Rodos'u feth etmek suretiyle dedesi F''tih Sultan Mehmed'in gerçekleştiremediği bir şeyi de yapmış olacaktı. Eserimizin, F''tih'le ilgili bölümünde de görüleceği üzere o, birbirlerini kovalayan zaferleri arasında sadece iki yerde istediğini ele geçirememişti. Bunlardan biri Belgrad, diğeri de Rodos'tu. Tahta henüz geçmiş olan genç Süleyman, saltanatının ilk yılında Belgrad'ı zapt etmek suretiyle F''tih'in düşüncesini gerçekleştirmiş oluyordu. Onun, Belgrad'ın hemen arkasından Rodos üzerine yönelmesinde, nikbeti az da olsa ayni psikolojinin etkili oldugunu söylemek mümkün olsa gerekir.



Rodos Kalesi

          Rodos'un fethi hususunda Divan-i Hümayûn'da yapılan müzakerelerde ekseriyet, Rodos seferine taraftar görünmüyordu. Zira bunlar, Şövalyelerin şöhreti, adanın müstahkem olup uzun süre muhasaraya dayanabilmesi ve bir sefer vukuunda Avrupa'nın derhal buraya yardımda bulunabileceğini düşünüyorlardı. Bunlara göre sonu tehlikeli bir macera ile bitecek sefere girişmek doğru değildi. Bu düşünceye karşılık Vezir-i Azam Pirî Mehmed Pasa ile ikinci vezir Çoban Mustafa Pasa ve denizci Kurdoğlu Müslihiddin Reis, Rodos seferine taraftar olup Avrupa tarafindan endişe edilmemesi gerektiğini ileri sürüyorlardı. Bu arada casusları v''sıtasıyla Rodos hakkında bilgi toplayan Kanunî, sefere karar verir. Bununla beraber sefere çıkmadan önce, Hammer'in ifadesiyle " Kur'an-i Kerim'in emrini yerine getirmek için Üstada-i A'zam'a bir mektup gönderir. Bu mektupta Üstada-i Azam teslim olması isteniyor ve arzusu ile itaati kabul ettiği takdirde şövalyelerin hürriyetleri ile mallarına dokunulmayacağına dair, yerlerin ve göklerin yaratıcısı olan Allah, O'nun elçisi olan Hz. Muhammed ve diğer Peygamberler adına yemin ediyordu." Fakat bu teklif, Üstada-i Azam tarafindan red edilir.

          Bu sırada Avrupa devletleri de birbirleri ile mücadele halinde bulunduklarından, Rodos ile ilgilenebilecek durumda değillerdi. Rodos ile ilgilenebilecek tek devlet olan Venedikliler de yapılan ticaret antlaşması ile pasif hale getirilmişlerdi. Divan'da alınan sefer kararından sonra hazırlıklarına başlayan Osmanlı ordusunun basına serdar olarak ikinci vezir Çoban Mustafa Pasa getirilir. Öte yandan bu seferi haber alan Rodos Üstada-i Azamı Philippe Villiers de l'Isle Adam, bazı tedbirler alarak kaleyi tahkim ettirmiş, yiyecek depolatmış, şehrin önündeki limana zincir çektirmiş, ayrıca Papa ve Fransa'dan da yardim istemişti.

          Osmanlı donanması, 5 Haziran l522'de 300 gemi ile Çoban Mustafa Pasa komutasında harekete geçer. Donanmada pek çok mühimmattan başka onbin deniz ve itfaiye neferi bulunuyordu. Sultan Süleyman da 2l Receb 928 (l6 Haziran l522) tarihinde İstanbul'dan hareketle Üsküdar'a geçmiş, buradan Kapıkulu askerleri ve sefere memur olan diğer ey''letlerin tımarlı sipahileriyle birlikte karadan yola çıkmıştı. Bu sefere nadir bir istisna olmak üzere, Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa'nın amcası olan Şeyhülisl''m Zembilli Ali Cemalî Efendi (l503 l525) de katılmıştır.

          Osmanlı donanması, Rodos yakınlarındaki Gnido adasına varmıştı. 24 Haziran'da Rodos önlerine gelen Osmanlı donanması, Rodos kalesinin dört mil kadar doğusundaki bir limana demir atar. Kaleyi abluka altına alan ordu, P''dişahin karadan gelmesini bekler. Nihayet Kütahya Aydın yolu ile Marmaris'e, oradan da 28 Temmuz'da Rodos adasına geçen yüz bin kişilik ordu, surlar boyunca mevzilenir. Bu esnada İngiliz, Fransız, İtalyan, İspanyol, Alman ve Portekiz milletlerine mensuba şövalyelerden müteşekkil Rodos müdafileri ise kalenin beş ana burcunu müdafaaya başlamışlardı.

          Çarpışmalar, 1 Ağustos'ta Alman burcuna top atisi ile baslar. Kanunî, Kızıltepe denen yerde otağını kurdurarak kuşatmayı buradan idare eder. Şiddetle ve birbiri ardınca süre gelen Osmanlı hücumları, beş ay kadar devam eder. Bu arada zaman zaman kısmî basarılar da kazanılmıştı. Sonunda dayanamayacaklarını anlayan şövalyeler, kaleyi teslim edeceklerini Kanunî'ye bildirmek zorunda kalırlar. Yapılan müzakereler neticesi 21 Aralık 1522'de bir teslim antlaşması imzalanır. Buna göre 213 yıllık sonuncu Haçlı Devleti de tarihe karışır. Buna göre Katolik Hıristiyanların Yakin Doğu'dan tamamen uzaklaştırılmaları da sağlanmış olur. Antlaşma gereği şövalyelerin adadan çekilmelerine müsaade edildiği gibi, şehirdeki Hıristiyanların dinî ''yin ve inançlarında serbest olmaları, ada sakinlerine beş yıl kadar vergi vermemeleri ve kendilerinden devşirme alınmaması gibi imtiyazlar da bahsedilmiştir. Bu arada tanassur etmiş olan (Hıristiyanlığı kabul eden) Sultan Cem'in oğlu Murad da yakalanarak iki oğlu ile birlikte ortadan kaldırılır. Şövalyelerin Rodos'u terkinden sonra P''dişah, 20 Ocak 1523'te C''mie çevrilen Saint Jean Kilisesinde Cuma namazı kılmıştı. Bu namazda imamlığı, sefere iştirak etmiş olan Şeyhülisl''m Zembilli Ali Cemalî Efendi yapmıştı. Rodos, Midilli sancağına bağlanarak Dindarzade Mehmed Bey'in idaresine verilmiştir. Osmanlılar, ayrıca bu sefer sonrası Anadolu sahillerinde Bodrum, Aydos, Tahtalı kalelerini, Leros, Sömbeki, Kalimnos, Limonsa adalarını ele geçirmişlerdir. Böylece Rodos kalesi ve edesiyle birlikte Oniki adanın tamamı ve Bodrum da teslim olmuştu. Bodrum'un fethi, Anadolu tarihi bakımından da önemlidir. Zira burası, Anadolu'da Hıristiyanların elinde bulunan tek toprak parçası idi.

          29 Aralıkta Kanunî, Rodos şehrine girip kaleyi gezer. Bu günlerde Hıristiyanlık ''leminde Noel kutlanıyordu Papa İkinci Hadrianus, Roma'da Saint Pierre'de Noel ''yinini icra ederken, kilisenin saçağından bir tas düşüp Papanın ayağına doğru yuvarlanır. Kardinaller bu h''diseyi muhasarası aylardan beri devam eden Rodos'un düşmesine işaret saydılar.

          Rodos'un fethi, Türk topçuluğunun Avrupa topçuluğu karsısındaki üstünlüğünü gösterdiği gibi, o çağda alınması adeta mümkün görülmeyen ve Hıristiyanlığın İsl''m ''lemine doğru bir kalesi sayılan adanın zaptı, Avrupa'da büyük bir hayret ve teessür uyandırmıştır. Bu arada Rodos'un fethini müteakibe Rodos hapishanelerinde bulunan altı bin kadar Müslüman esir de kurtarılmıştır.

          Rodos'a derhal Türk göçmenleri yerleşmeye başladılar. Birçok c''mi, im''ret, mektep, medrese, çeşme ve yol yapılıp ada imar edilir. Rodos, bir sancak merkezi olur. Buraya devamlı olarak bahriye sancakbeyleri (Tümamiral) vali tayin edildi. 2 Ocak günü aksam üzeri Kanunî Yeşil Melek kadırgasına binip Rodos'tan ayrılır. Anadolu'da Marmaris'e geçer. 3 Ocak'ta da Marmaris'te idi. Aydın, Midilli, Karaşi, Menteşe ve Saruhan sancakbeylerine, Anadolu beylerbeyimi Kasım Paşa'nın nezaretinde Rodos'taki inşaat, imar ve isk''n isleri bitinceye kadar adada kalmalarını emrettikten sonra İstanbul'a doğru yola çıkan Kanunî 26 günde İstanbul'a varır. 29 Ocak l523'te yedi ay on iki gün süren bu ikinci sefer-i hümayûnunu bitirerek İstanbul'a gelmiş olur. Bu arada Osmanlı donanması da İstanbul'a döner.

          Rodos'un fethi edilmesi ile ilgili olarak gönderilen zafer namelere Venedik mukabelede bulunduğu gibi Sah İsmail de cülûstan beri ilk defa olarak taziyet ve tebrik vecibesini yerine getirmiş, Rodos fethinden dolayı da memnunluğunu bildiren bir mektup ile bir elçi göndermişti.

          Rodos'un fethi ile Avrupa'da Kanunî'nin şöhreti biraz daha artmış oluyordu. Belgrad ve Rodos'un, Hıristiyan dünyasının bu iki kilit noktası sayılan müstahkem kalelerinin Kanunî tarafindan düşürülmesi, Osmanlıların ileride başaracakları daha büyük fetihleri için bir işaret sayıldı.

1524 Mısır'da Hain Ahmed Paşa isyanı, Kazan Hanlığı'nın Osmanlı'ya tabiiyeti
1525 İlk Fransız elçisi İstanbul'da
1525 Şeyhülislam Zembili Ali Efendi'nin ölümü
1526 Mohaç Meydan Savaşı

Mohaç Meydan Savaşı


          Mohaç Meydan Savaşı 29 Ağustos 1526'da, Osmanlı İmparatorluğu ve Macaristan Krallığı orduları arasında meydana gelen ve Macaristan'ın büyük bölümünün Osmanlı hakimiyetine girmesiyle sonuçlanan savaştır. Savaş, sayıca üstün Osmanlı ordusunun hafif süvarileri (60.000), o zamana kadar Avrupalıların karşılaşmadıkları 300 seyyar top ve etkin tüfek kullanımı sayesinde, Macar ordusunun esas gücü olan ağır süvarilerini kısa sürede kaybetmelerini takiben, ağır bir Macar yenilgisi ile sonuçlanmış, sadece iki saat sürmüştür. Dünyanın en kısa süren meydan muharebesidir. Osmanlı'nın kaybı 150 şehit olup, Macaristan'ın ise 175.000 kişidir.

1527 Bosna'nın fethi'nin tamamlanması
1528 Piri Reis'in Kanuni Sultan Süleyman'a ikinci dünya haritasını takdim etmesi
1529 I.Viyana kuşatması, Budin'in istirdadı

I.Viyana Kuşatması

          I. Viyana Kuşatması, 27 Eylül-16 Ekim 1529 tarihlerinde Avusturya Arşidüklüğü'nün başkenti Viyana'nın Kanuni Sultan Süleyman komutasındaki Osmanlı ordusu tarafından kuşatılmasıdır. Başarısız olan kuşatma sonucunda kale alınamamış ve Osmanlı ordusu İstanbul'a geri dönmüştür.

          Mohaç Savaşı (1526) sonrasında Budin'in Osmanlı Devleti tarafından ele geçirilmesinin ardından, savaşa katılmamış olan Erdel voyvodası János Szapolyai Macar kralı olarak taç giymişti. Kanunî Sultan Süleyman 16 Ekim 1526'da Macaristan tacını Szapolyai'ye veren t''rihî fermanını imzaladı. Mohaç Savaşı öncesinde kral II. Layoş dolayısıyla Macaristan ile bağlantılı olan, ancak savaş sonrasında Osmanlı ordularının girmediği Bohemya, Moravya, Slovakya ve Silezya gibi ülke ve bölgeler ise, II. Layoş'un karısının ve Kutsal Roma-Germen İmparatoru Şarlken'in kardeşi olan Avusturya arşidükü Ferdinand'da kaldı. Kanunî Sultan Süleyman İstanbul'a döndükten sonra harekete geçen Ferdinand, Pressburg'da Osmanlılara karsı olan asillerden teşekkül ettirilmiş bir diet meclisi toplayarak kendini Macaristan ve Bohemya kralı ilan ettirdi. Bu olay, Macaristan'da egemenlik için Osmanlı-Avusturya rekabetini başlattı. Kanunî Sultan Süleyman, Mohaç zaferi sonrasında fethedilen geniş Macar topraklarının Kutsal Roma-Germen İmparatorluğu ile bağlantılı bir hükümdarın eline geçmesine müsaade edemezdi. Bu durum, bölgedeki güçler dengesinin Osmanlı Devleti aleyhine bozulmasına yol açabilirdi.




          Ağabeyi Habsburg İmparatoru Şarlken'in de desteğini alan Ferdinand, Osmanlı ordusu geri döndükten sonra saldırıya geçti ve Tokaj meydan muharebesinde Szapolyai'yi yenerek Budin'i ele geçirdi. Lehistan'a kaçan Szapolyai Osmanlı Devleti'nden yardım istedi. Kanunî Sultan Süleyman sefer hazırlıklarıyla meşgulken, Macaristan'dan fethedilen arazinin geri verilmesi karşılığında barış yapmak isteğiyle Ferdinand'in elçileri geldi. Fakat Habsburgları Macaristan'dan çıkarmak, Ferdinand'a gözdağı vermek, Habsburg ordusunu yakalayıp yok etmeyi amaçlayan Kanunî Sultan Süleyman, o zamanın ''detleri gereği elçileri tevkif ettirdi. Hazırlıklarını tamamladıktan sonra serbest bırakıp savaş için yola çıktığı haberiyle Ferdinand'a gönderdi.

          10 Mayıs 1529'da İstanbul'dan yola çıkan Kanuni Sultan Süleyman 20 Haziran'da Sofya'ya ve 18 Ağustos'da Mohaç ovasına ulaştı. Szapolyai de 6000 Macar askeri ile orduya katıldı ve burada padişahın elini öptü. Eylül'de Budin'i kuşatan Kanuni Sultan Süleyman, teslim teklifinin reddedilmesi üzerine şiddetli bir muhasara savaşına başladı. 8 Eylül'de Budin kalesinin kapılarından biri ele geçirilip genel hücum başlatılınca, ümit kalmadığını anlayan müd''filer, hayatlarına dokunulmamak şartıyla kaleyi teslim ettiler. Kısa zamanda gösterilen bu muvaffakiyet karşısında, Osmanlı h''kimiyetine daha fazla karşı duramayacağını anlayan Boğdan voyvodası IV. Petru Rareş de ordug''ha gelerek bir t''biiyet antlaşması imzaladı. Elbasan sancakbeyi Hasan Bey'i Budin'de muhafız bırakan Kanunî, 12 Eylül'de Macar taht şehrinden ayrılıp Viyana üzerine yürüdü. Bu arada Ferdinand'in adamları tarafından kaçırılmak üzereyken İzvornik sancakbeyi Sultanz''de B''li Bey'in ele geçirdiği Macar kraliyet tacı, yeniçeri sekbanbaşısı tarafından Szapolyai'ye giydirildi. Budin kalesinin fethinden sonra Osmanlı ordusu Avusturya üzerine yürüdü. Kanuni'nin esas amacı şehri fethetmek değil, Avusturya'ya gözdağı vermekti.

          Kanunî Sultan Süleyman, 22 Eylül'de Avusturya sınırını geçti. Ertesi gün B''li Bey'in kardeşi Semendire sancakbeyi Sultanz''de Mehmed Bey, Alman öncü kuvvetlerinin büyük bir kısmını Viyana'nın on beş kilometre güneydoğusundaki Bruck kasabası yakınlarında imha etti. Esir edilen Alman kuvvetleri komutanı Christophe Von Zedlitz ve alti general Sultan'a gönderildi. 27 Eylül'de Viyana önlerine gelen Ordu-yu hümayun, Avusturya Arşidüklüğü'nün başkentini muhasaraya başladı.

          Kanunî Sultan Süleyman, 120.000 (Türkleri, Sırplar, Rumenler) kişilik bir orduyla Budin'den ayrılıp Viyana üzerine yürüdüğü haberi duyulunca, sadece Avusturya ve Almanya'da değil, bütün Avrupa'da bir korku başlamış, Osmanlı ilerlemesi karşısında, o sırada had safhada olan mezhep mücadeleleri bile bir tarafa bırakılarak, Viyana'ya yardım seferi başlatılmış ve Avrupa'nın her yerinden muhtelif milletlere mensup yardım kuvveti gelmeye başlamıştı. Muh''saradan biraz evvel bu kuvvetlerin büyük bir kısmı kaleye yerleşmişti. Ferdinand şehri terkederek kaçmış, yerine ihtiyar ve tecrübeli bir asker olan Kont Nicolos Von Salm'i kale komutanı olarak bırakmıştı. Müd''faa hazırlıklarına başlayan Kont Salm de, Türk ordusu gelmeden Viyana yakınlarındaki mahalleleri tamamen yakıp yıkmış, birinci istihk''m hattından yirmi adim içerde ikinci bir istihk''m inşa etmiş, Tuna sahillerine kazıklar diktirerek müd''faa için gerekli tedbirleri almıştı. Osmanlı humbaracılarının yakıcı tesirlerinden korunmak için evlerin ahşap çatılarını yıktırmış, top güllelerinin tesirini azaltmak için de, sokakların kaldırımlarını söktürmüştü. Ayrıca iki ay yetecek kadar erzak temin edip, şehirdeki sivil halkı dışarı çıkarmıştı.

          Kanunî Sultan Süleyman, Viyana'ya gelirken hiç bir zaman kaleyi alma gayesini gütmemiş, istediği zaman bunu gerçekleştirebileceğini göstererek göz dağı vermek istemişti. Üstelik yeni fethedilmiş olan Macaristan'da idare tam olarak yerleşiklik kazanmadan Viyana'nın da alınıp askerin çok geniş bir alana yayılması, stratejik bakımdan hatalı olurdu. Kışın yaklaşmasına ve kale çevresinin yoğun yağmurlar sebebiyle bataklık h''line gelmiş olmasına aldırmadan kaleyi kuşatmıştı.

          Kaleyi muhasaraya başlayan Kanunî Sultan Süleyman, on yedi gün boyunca döverek, şehrin surlarını iyice tahrip etmişti. Bu sırada bir Osmanlı güllesinin isabetiyle kale komutanı Kont Salm de öldürülmüştü. Bununla birlikte kuşatma uzuyor; kış aylarının tahrip edici etkisi ve beklenen top mühimmatının gecikmesi Osmanlı ordusu için kuşatma şartlarını zorlaştırıyordu. Çevreden aldığı istihbaratlar sonunda Viyana'ya yüzelli kilometre uzaktaki Linz'de bir Alman ordusunun toplandığı anlaşılınca, Kanunî, orduya muhasarayı kaldırma emrini verdi. Aynı zamanda çeşitli beyler kumandasındaki akıncı kuvvetlerini akına göndererek, Avusturya, Güney Almanya (Bavyera), Moravya, Bohemya, Yukarı Macaristan (şimdiki Slovakya), Silezya ve Slovenya gibi Habsburg'lara bağlı ülkelerde saldırılar düzenletti. 16 Ekim'de Viyana önlerinden hareket eden ordu-yı hüm''yûn, 25 Ekim'de Budin'e, 16 Aralık'ta da İstanbul'a döndü.

1532 Alman Seferi, Kanuni'nin Graz'ı fethi
1533 Osmanlı Almanya arasında İstanbul Antlaşması
1533-1534 Barbaros'un Osmanlı hizmetine girişi ve Cezayir Beylerbeyliği'ne tayini



Kanuni'nin Barbaros Hayrettin Paşa'yı Huzuruna Kabulü

1534 Osmanlı-İran Savaşı'nin açılışı, Tebriz'e ikinci defa giriş ve Bağdat'ın alınışı
1534 Şeyhülislam İbn-i Kemal'in ölümü
1535 Tunus'un kaybedilişi
1536 Fransızlara kendi bayrakları ile Osmanlı limanlarında ticaret hakkı veren ahidname verilmesi
1536 Veziriazam İbrahim Paşa'nın idamı
1537 Körsof-Avlonya seferi
1538 Preveze Zaferi



1538 Hadım Süleyman Paşa'nın Hint Seferi
1540 Venedik ahidnamesindeki Karadeniz'de ticaret imtiyazının kaldırılması
1541 Budin'in kati olarak ilhakı ve beylerbeyiği olması
1543 Estergon'un fethi, Barbaros Hayreddin Paşa'nın Marsilya'ya çıkması



Estergon Kalesi

1547 Osmanlı-Habsburg Sulhü
1547 Avusturyalılar'a Osmanlı topraklarında emn ü aman üzere ticaret yapma hakkının tanınması
1548 1534-1555 Osmanlı-İran Savaşı
1550 Süleymaniye Külliyesi'nin inşaası
1551 Trablusgarb'ın fethi
1553 Piri Reis'in ölümü
1553 Fransa ile İstanbul Antlaşması ve Fransa'nın Alman tehdidine karşı himaye altına alınması
1553-1554 Turgut Reis'in Akdeniz seferi, Korsika'yı fethi
1553-1554 Nahcıvan Seferi
1555 İlk Osmanlı-İran antlaşması: Amasya Antlaşması
1555 Kanem-Bornu devletiyle ticaret antlaşması
1557 Dokuzuncu Akdeniz seferi, Fas'ın fethi
1559 Konya Savaşı ve Şehzade Bayezid'in yenilerek İran'a sığınması
1560 Cerbe'nin alınışı
1562 Osmanlı Almanya arasında 1547 antlaşmasının yenilenmesi
1565 Başarısız Malta kuşatması
1565 100 dirhem gümüşten 450 akçe kesilmesi



« Son Düzenleme: Aralık 05, 2010, 12:15:51 ÖÖ by MiM »

Bana öyle bir resim çiz ki... Gözlerim açıkken değil, kapatınca göreyim!

Çevrimdışı MiM

  • ADMiN
  • __HiÇ__
  • *****
  • İleti: 11923
  • "Nerede oLursanız oLun, ALLah sizinLe beraberdir"
Ynt: Osmanlı İmparatorluğu
« Yanıtla #11 : Ekim 16, 2009, 03:48:44 ÖS »
Sultan II.Selim (1566-1574)




1566 Kanuni Sultan Süleyman'ın son seferi: Zigetvar Savaşı ve Sultanın vefatı, II. Selim'in tahta geçişi
1567 Yemen isyanı
1569 Astrahan seferi




1568 Osmanlı ve Almanya arasındaki antlaşmanın tekrar yenilenmesi
1569 Kaptan Kurdıoğlu Hızır Bey'in Sumatra seferi
1571 Kırım Hanı I.Devlet Giray'ın Moskova'yı fethi
1571 İnebahtı hezimeti, Kıbrıs'ın fethi.
1573 Lehistan'ın himaye altına alınışı
1574 Tunus'un fethi
 



Bana öyle bir resim çiz ki... Gözlerim açıkken değil, kapatınca göreyim!

Çevrimdışı MiM

  • ADMiN
  • __HiÇ__
  • *****
  • İleti: 11923
  • "Nerede oLursanız oLun, ALLah sizinLe beraberdir"
Ynt: Osmanlı İmparatorluğu
« Yanıtla #12 : Ekim 16, 2009, 05:44:21 ÖS »
Sultan III.Murad (1574-1595)

Kanem-Bornu D1574 II. Selim'in vefatı ve III. Murad'ın tahta geçişi
1575 II.Selim'in Edirne'de Mimar Sinan'a yaptırdığı Selimiye Cami'nin tamamlanması
1576 Kanem-Bornu devletinin Osmanlı Devleti'ne bağlılığını bildirmesi


1577 Takiyüddin'in gözlemlerine, kısmen tamamlanan Daru'r-Rasadü'l-Cedid'de (İstanbul Rasathanesi) devam etmesi
1578 Osmanlı-İran Savaşı'nın başlaması
1578 Vadi'üs-seyl Savaşı ve Fas'ın himaye altına alınması

Vadi'üs-seyl Savaşı

          Afrika kıt'asının bütün kuzey kısımları Osmanlı h''kimiyetinde bulunmasına rağmen sadece Fas Sult''nlığı müstakil bir devlet halinde bulunuyordu. Ancak son yıllarda Fas'ta taç ve taht kavgaları baş göstermişti. Fas Sult''nı Mevl''y Muhammed, Portekizlilerle işbirliğine başlamış bulunuyordu. Buna karşılık Fas tahtını ele geçiremeyen Abdülmelik, Osmanlılara sığınıp, kendisinin Fas Sult''nlığına getirilmesini istemişti. İsteği kabul edilerek Cezayir Beylerbeyi Ramazan Paşa'ya emir verildi. Fas ordusu mağlûp edilerek Abdülmelik, Fas Sult''nlığına getirildi (1576). Bu tarihten sonra Fas'ta Osmanlı h''kimiyeti başladı. Bu sırada saltanat iddiasından vazgeçmeyen Mevl''y Muhammed Portekizlilerden yardım istedi. Portekiz Kralı Sebastian 80 bin kişilik büyük bir kuvvetle Fas'a geldi. Ramazan Paşa idaresinde Osmanlı ve Fas kuvvetleri 1578 yazında Portekizlileri Vadi's-sebil Savaşı'nda fena halde bozguna uğrattılar. Kral Sebastian, muharebe meydanında öldü.

1579 Hazar Denizi'nde Osmanlı deniz kuvvetlerinin kuruluşu
1580 İlk İngiliz ahidnamesinin verilişi
1580 İstanbul Rasathanesi'nin donanmayla topa tutularak yıktırılması (22 Ocak)
1581 Maskat'ın fethi
1583 Cizvitlerin Galata'daki Saint Benoit Kilisesi'ne yerleşerek burada St. Benoit mektebini açmaları (18 Kasım)
1583 Meşaleler Savaşı

Meşaleler Savaşı

          Osmanlı ordusu geceleri de süren savaşta binlerce meşale yaktığı için "Meşaleler Savaşı" adı verilmiştir. 3 gün, 3 gece sürdü. Erivan dahil bütün Ermenistan ele geçirildi.

          Beş yıl süren büyük Kafkas seferinde Osmanlı Devleti'nin toprakları tam 300 bin kilometrekare büyümüştü. (Bu rakam, yaklaşık olarak bugünkü Türkiye topraklarının yarısına tekabül eder.) 28 Haziran 1584'te İstanbul'a döndü. Muhteşem bir karşılama töreni düzenlendi. Huzura kabul edildi. Padişah bu büyük serdarın oturmasını istedi. Ancak Osman Paşa, edebinden oturamadı. Ancak dördüncü defa ısrar edilince oturabildi.

1585 Tebriz'in alınışı
1585 I. Mombasa seferi (Kenya), Osmanlı nüfuzunun Sofala (Mozambik)'ya varması
1586 İlk Sikke tashihi
1588 Gence seferi
1588 Resm-i tashih-i sikke konulması
1589 İkinci sikke tashihi
1589 II. Mombasa seferi (Kenya)
1590 Ferhat Paşa Antlaşması; Osmanlı'nın doğuda en geniş sınırlara ulaşması
1590 Yeniçerilerin et ihtiyaçlarını karşılamak üzere gümrük resmine "zarar-ı kassabiye" adıyla %1 oranında ilave yapılması
1592 Lehistan'ın Osmanlı himayesinden çıkışı
1593 Osmanlı-Avusturya savaşı'nın başlaması
1595 Estergon'un düşüşü




« Son Düzenleme: Aralık 05, 2010, 12:16:37 ÖÖ by MiM »

Bana öyle bir resim çiz ki... Gözlerim açıkken değil, kapatınca göreyim!

Çevrimdışı MiM

  • ADMiN
  • __HiÇ__
  • *****
  • İleti: 11923
  • "Nerede oLursanız oLun, ALLah sizinLe beraberdir"
Ynt: Osmanlı İmparatorluğu
« Yanıtla #13 : Ekim 16, 2009, 05:46:27 ÖS »
Sultan III.Mehmed (1595-1603)



1595 III. Murad'ın vefatı, III. Mehmet'in tahta geçişi
1596 Eğri Kalesi'nin alınışı ve Haçova Savaşı
1600 Sikke tashihi
1601 Kanije Savaşı
1601 İngiliz tüccarının ödeyeceği gümrük resminin %3'e indirileceğinin ahidnameye derci
1603 Osmanı-İran Savaşı'nın başlaması


« Son Düzenleme: Mayıs 14, 2010, 07:45:39 ÖÖ by MiM »

Bana öyle bir resim çiz ki... Gözlerim açıkken değil, kapatınca göreyim!

Çevrimdışı MiM

  • ADMiN
  • __HiÇ__
  • *****
  • İleti: 11923
  • "Nerede oLursanız oLun, ALLah sizinLe beraberdir"
Ynt: Osmanlı İmparatorluğu
« Yanıtla #14 : Ekim 16, 2009, 05:48:34 ÖS »
Sultan I.Ahmed (1603-1617)


1603 III. Mehmed'in vefatı, I. Ahmed'in tahta geçişi
1612 Osmanlı-İran Antlaşması
1615 Revan Seferi
1617 İran Savaşı'nın yeniden başlaması
1617 I. Mustafa'nın tahta geçişi
1617 İstanbul'da Mehmed Ağa tarafından Sultan Ahmed Camii'nin inşası


« Son Düzenleme: Mayıs 14, 2010, 07:46:03 ÖÖ by MiM »

Bana öyle bir resim çiz ki... Gözlerim açıkken değil, kapatınca göreyim!

GoogleTagged


 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
5 Yanıt
2992 Gösterim
Son İleti Ağustos 18, 2008, 08:43:19 ÖS
by MiM
5 Yanıt
4632 Gösterim
Son İleti Ağustos 30, 2008, 12:39:20 ÖS
by MiM
7 Yanıt
8932 Gösterim
Son İleti Ekim 11, 2009, 12:14:38 ÖÖ
by MiM
1 Yanıt
7824 Gösterim
Son İleti Ekim 11, 2009, 12:34:31 ÖÖ
by MiM
1 Yanıt
10746 Gösterim
Son İleti Ekim 12, 2009, 06:33:36 ÖS
by MiM

Powered by SMF 2.0.4 | SMF © 2006–2011, Simple Machines LLC
TinyPortal © 2005-2012 | Theme Lamartine by Smfdesign | dizi izle | Bilezik Modelleri | Haber | gebze evden eve nakliyat | Dizi izle | film izle | filmperest.com | Çimstone Fiyatları | Full Film izle
Bu sayfa 5.14 saniyede 37 sorgu ile oluşturulmuştur