Gönderen Konu: Peygamber'imizin(S.A.V) Medine Dönemi  (Okunma sayısı 6600 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

samimi

  • Ziyaretçi
Peygamber'imizin(S.A.V) Medine Dönemi
« : Şubat 03, 2009, 09:40:59 ÖS »
1- MEDİNE'DE GENEL DURUM

Medine, Mekke'nin kuzeyinde, üç tarafı dağlarla çevrili, güneyi ise ovalık bir şehirdir. Havası güzel, toprağı zir''ate elverişli, hurmalıkları boldur.

Rasûlullah (s.a.s.)'in hicreti esn''sında, Medine'de Evs ve Hazrec adlı iki Arap k''bilesi ile, Kaynuka, Nadîr ve Kurayzaoğulları adlı üç Yahûdi kabîlesi vardı. Arap kabileleri buraya "Seylü'l-arim" denilen sel fel''ketinden sonra Yemen'den; Yahûdîler ise, Romalıların Kudüs'ü işgal ve tahriplerinden sonra Kudüs'ten gelip yerleşmişlerdi.

Başlangıçta, bir müddet Araplarla Yahûdîler iyi geçinmişlerse de, Yahûdîlerin çıkarcı davranışları yüzünden zamanla araları açılmış, Arablar Yahûdîleri yenerek Medine'de h''kim duruma gelmişlerdi. Fakat çok geçmeden Yahûdîlerin entrikaları ile birbirlerine düştüler ve iki kardeş kabîle uzun yıllar birbirleriyle savaştılar. Bu savaşların en sonuncusu Bu''s Harbi'dir. Hicretten yaklaşık 5 yıl önce sona eren ve bazı f''sılalarla tam 120 yıl süren bu savaşta her iki taraf da büyük kayıp vererek zayıf düşmüşlerdir. Bu yüzden, Hicret esn''sında Yahûdîler, özellikle iktis''dî yönden Medine'de h''kim durumda bulunuyorlardı.

Evs ve Hazrec kabîleleri, aralarındaki bu düşmanlığın ancak Rasûlullah (s.a.s.)'in hakemliği, İsl''m'ın getirdiği ad''let, sevgi ve kaynaşma ile ortadan kalkabileceğini anlayarak Müslümanlığa sımsıkı bağlandılar. Gerçekten Hz. Peygamber (s.a.s.)'in Medîne'ye gelmesiyle, bu iki kardeş kabile arasında asırlarca sürmüş olan kin ve düşmanlıktan eser kalmamıştır.(144)

2- MESCİD-İ NEBÎ'NİN İNŞÂSI

Hicret esn''sında Medîne'de c''mi yoktu. Rasûlullah (s.a.s.) namaz vaktinde nerede bulunursa namazı orada kıldırırdı. İlk mescid, hicretin ilk günlerinde Kuba'da yapıldı.

Hicret sırasında, Rasûlullah (s.a.s.)'in devesinin çöktüğü, Halid b. Zeyd'in evinin karşısındaki boş arsaya mescid yapılacaktı. Necc''roğullarından iki yetim çocuğa ''it olan bu arsayı, Necc''roğulları hibe etmek istedilerse de Peygamber (s.a.s.) Efendimiz kabûl etmedi. Bedeli olan 10 miskal (40.9 gr) altını Hz. Ebû Bekir ödedi.

Arsada müşrik kabirleri, yab''ni hurmalar ve engebeler vardı. Kabirler başka yere nakledildi. Hurma ağaçları kesildi, çukurlar düzlendi. Mescid'in yapımında bizz''t Rasûlullah (s.a.s.)'de bir işçi gibi çalıştı. Temeli taştan, duvarları kerpiçten, direkleri hurma ağaçlarından yapıldı. Üzeri de hurma dallarıyla örtüldü; zemini ise topraktı. Kıblesi Kudüs'e doğru olan bu mescid'in, biri mihrab'ın karşısındaki ana kapı, biri Rasûlullah (s.a.s.)'in evine açılan kapı, diğeri de "Bab-ı Rahmet" denilen kapı olmak üzere üç kapısı vardı. Kıble'nin değişmesinden sonra, ana kapı ile mihrap yer değiştirdiler.(145/1)

3- HÂNE-İ SAÂDET'İN İNŞÂSI ve RASÛLÜLLAH (S.A.S.)'İN HZ. ÂİŞE İLE EVLENMESİ

İnş''sı 7 ay süren Mescid'in bir tarafına Rasûlullah (s.a.s.) ve ''ilesinin ikameti için odalar (hücreler) yapıldı. Bu odaların sayısı daha sonra dokuza çıkmıştır. Odalardan her birinin genişliği 3-3,5 arşın, uzunluğu 5 arşın, yüksekliği ise bir adam boyu kadardı. Hz. Aişe, Safiyye ve Sevde'nin odaları Mescid'in güneyinde; Ümmü Seleme, Ümmü Habibe, Meymûne, Cüveyriye, Zeyneb bt. Cahş ve Zeyneb bt. Huzeyme'nin odaları ise Mescidin kuzeyinde bulunuyordu. Rasûlullah (s.a.s.)'in h''len "Kabr-i Sa''det"inin bulunduğu yer, Hz. Âişe'ye tahsis edilen oda idi.

Mescid ve hücrelerin yapımı tamamlanınca, Hz. Peygamber (s.a.s.) mis''fir kaldığı Halid b. Zeyd'in evinden buraya taşındı. Evl''tlığı Zeyd b. H''rise ve Ebû R''fi'i Mekke'ye gönderip kendi ''ilesi ile Ebû Bekir'in ''ilesini de Medine'ye getirtti. Kendi ''ilesi, Hz. Hatice'nin vef''tından sonra evlendiği Zem'a kızı Hz. Sevde ile kızları Ümmü Gülsüm ve F''tıma idi. Kızlarından Rukiyye daha önce eşi Hz. Osman'la birlikte hicret etmişti. Diğer kızı Zeyneb, kocası henüz müşrik olduğu için gelemedi.(145/2) (Zeyneb, Bedir savaşından sonra hicret edebildi)

Ebû Bekir'in ''ilesi ise, karısı Ümmü Rum''n ile çocukları Abdullah, Esm'' ve Âişe'den ib''retti. Bunlarla ber''ber Zeyd b. H''rise'nin eşi Ümmü Eymen ile oğlu Üs''me de Medine'ye geldiler.

Hz. Ebû Bekir'in kızı Âişe ile Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) hicretten önce Mekke'de iken nişanlanmışlardı. Hicretten 8 ay sonra, Şevval ayında Medine'de evlendiler. Böylece, Rasûlullah (s.a.s.) ile Hz. Ebû Bekir arasındaki m''nevi bağ, akrabalık bağı ile daha da kuvvetlenmiş oldu.

Hz. Âişe son derece zeki, bilgili ve kültürlü bir hanımdı. Dinî hükümlerin, Müslüman kadınlara öğretilmesinde büyük gayreti yanında, özellikle Rasûlullah (s.a.s.)'in ev ve ''ile hayatıyla ilgili bilgileri Müslümanlar O'ndan öğrenmişlerdir. Kendisinden 2210 hadis riv''yet edilmiştir.

4- SUFFE ASHÂBI (ASHÂB-I SUFFE)

Mescid'in bir tarafına da, etr''fı açık, üstü hurma dallarıyla örtülü bir gölgelik, (çardak, suffe) yapıldı. Evi ve ''ilesi olmayan fakir Müslümanlar burada kaldıkları için onlara "Ash''b-ı Suffe" denilmiştir.

Suffe ash''bı son derece fakirdi. İş buldukları zaman çalışırlar, diğer zamanlarda Mescidde ilim ve ib''detle meşgul olurlardı. Burası İsl''m T''rihinde ilk yatılı öğretmen okulu durumundaydı. Bu okulun dershanesi mescid, yatakhanesi suffe, öğrencileri suffe ash''bı, öğretmenleri de bizzat Rasûlullah (s.a.s.) idi. Medine'nin dışında yeni Müslüman olan topluluklara İsl''m'ı öğretmek üzere bir öğretmen göndermek gerektiğinde, bunlar arasından gönderiliyordu. Sayıları 70 ile 400 arasında değişen Suffe ash''bının ihtiyaçları, ash''bın zenginleri tarafından karşılanıyordu. Rasûlullah (s.a.s.) her akşam bunlardan bir kısmını kendi sofrasına alır, bir kısmını da ash''b arasına dağıtırdı. Getirilen sadakaları tamamen bunlara gönderir, kendisine gelen hediyelerden de suffe ash''bı için hisse ayırırdı.(146/1) Rasûlullah (s.a.s.)'den en çok hadis riv''yet etmiş olan Ebû Hüreyre de suffe ash''bındandı.

5- FARZ NAMAZLARIN DÖRT REKAT OLMASI

Mir''ctan önce Müslümanlar akşam ve sabah olmak üzere iki vakit namaz kılıyorlardı. Beş vakit namaz mir''cta farz kılındı. Ancak, Hicretten önce, akşam namazının farzı üç rek''t, diğer vakitlerin hepsi de ikişer rek''ttı, Hicretten sonra, öğle, ikindi ve yatsı namazlarının farzları dört rek''ta çıkarıldı. Sefer zamanlarında ise ilk farz kılındığı sayıda bırakıldı.(146/2)

6- EZÂN'IN MEŞRÛİYETİ

Mescid-i Nebi'nin inş''sı bittikten sonra, namaz vakitlerinin Müslümanlara duyurulmasına ihtiyaç duyuldu. Çünkü, namaza erken gelenler vaktin girmesini bekleyip işlerinden kalıyorlar; geç gelenler ise cem''ate yetişemedikleri için üzülüyorlardı.

Rasûlullah (s.a.s.) vahiy gelmeyen konularda ash''bı ile istiş''re ederdi.(147) Bu konuda yapılan istiş''re esn''sında, namaz vakitlerinin "çan veya boru çalınarak, ateş yakılarak, yüksek bir yere bayrak çekilerek duyurulması" teklifleri yapıldı. Rasûlullah (s.a.s.), "çan çalmak Hristiyanların, boru çalmak Yahûdîlerin, ateş yakmak Mecûsîlerin ''detidir." diyerek kabûl etmedi. Bayrak çekme teklifi de beğenilmedi. İstiş''re sonunda hiç bir şeye karar verilemedi.

Ens''rdan Zeyd oğlu Abdullah, rüy''sında elinde n''kûs (çan) bulunan birini görmüş, namaz vakitlerini duyurmak için bu n''kûsu satın almak istemiş, Rüy''sında gördüğü bu z''t ona:

-"Ben sana daha güzelini öğreteyim" diyerek ez''n lafızlarını söylemiş. Abdullah uyanınca, Rasûlullah (s.a.s.)'e gelerek rüyasında gördüklerini haber verdi. Rasûl-i Ekrem (s.a.s.):

-"İnş''llah hak rüy''dır. Bil''l'in sesi seninkinden gür. Gördüğünü ona öğret. Namaz vaktinde ez''nı o okusun", buyurdu. Bil''lin okuduğu ez''n, Medine'nin her tarafından duyuldu. Aynı rüy''yı Hz. Ömer de görmüş, fakat Abdullah daha önce haber vermişti.(148) Daha sonra Bil''l, sabah ez''nlarına "es-sal''tü hayrun minen-nevm" (namaz uykudan hayırlıdır.) cümlesini de eklemiştir.

Ez''n, şe''ir-i İsl''miye'dendir. V''cib derecesinde kuvvetli bir sünnetdir. Yalnız rüy'' ile değil, Rasûlullah (s.a.s.)'in sünneti ve daha sonra inen ''yetlerle de s''bittir.(149)

7- ENSÂR İLE MUHÂCİRLER ARASINDA KARDEŞLİK

Mekke'li Müslümanlar, dinleri uğrunda bütün servet ve varlıklarını Mekke'de bırakmışlar, Medine'ye hicret ederek muh''cir olmuşlardı. Medineli Müslümanlar, onları kendi nefislerine bile tercih ederek, her türlü yardımı yapmışlar, onların bütün ihtiy''çlarını karşılamışlardı.(150) Fakat muh''cirler, ens''r'a yük oluyoruz, kendi kazancımız yok, diye üzülüyorlardı.

Rasûlullah (s.a.s.) muh''cirlerin bu üzüntüsünü gidermek, aradaki sevgi ve samimiyeti güçlendirmek, herhangi ayrılık belirtisini önlemek için Hicretin 7'inci ayında muh''cirlerle ens''rı, M''lik oğlu Enes'in evinde topladı.(151) Burada, bir muh''ciri, bir ens''rla kardeş yaparak 90 (veya 360 kişi asarında kardeşlik bağı kurdu.(152) Ens''r, muh''cir kardeşlerini alıp evlerine götürdüler Mallarına ortak ettiler. Rasûl-i Ekrem (s.a.s.)'e başvurarak:

-Ya Rasûlallah, hurmalıklarımızı, muh''cir kardeşlerimizle aramızda paylaştır... dediler. Rasûlullah (s.a.s.):

-Hayır, mülkiyet size ''it. Muh''cir kardeşlerinizle birlikte çalışacak, mahsûlü paylaşacaksınız... buyurdu.(153/1) İki taraf buna r''zı oldular. Kardeşler birbirlerine o derece bağlandılar ki, başlangıçta, zev'il-erh''mdan önce birbirlerine mir''sçı bile oldular.(153/2)

Ens''r'dan Reb'i oğlu Sa'd, muh''cir Avf oğlu Abdurrahman'a:

-Ben malca ens''rın en zenginiyim. Rasûlullah (s.a.s.) ikimizi kardeş yaptı. Malımın yarısı senindir. İki zevcem var, dilediğini boşayacağım. Onu da nik''hlarsın... dedi. Abdurrahman:

-Allah malını da, zevceni de sana müb''rek kılsın. Benim bunlara ihtiy''cım yok. Sen bana çarşıyı göster... dedi.(154)

Abdurrahman tic''rete başladı, kısa zamanda zengin oldu. Muh''cirlerin büyük kısmı tic''retle hayatlarını kazandılar.

Ens''r ve muh''cirlerden belirli kimseler arasında Hz. Peygamber tarafından yapılan kardeşlik, daha sonra "Mü'minler ancak kardeştirler"(el-Hucur''t Sûresi, 10) ''yet-i celîlesiyle genişledi. Fakat bu kardeşliğin, mir''sla ilgili hükmü, Bedir Savaşı'ndan sonra "...Akraba olanlar (mîr''s hususunda) Allah'ın Kitabında mü'minlerden ve muh''cirlerden daha yakındır.." (el-Ahz''b Sûresi, 6) ve "Allah'ın Kit''bında (mir''s hususunda) hısımlar birbirlerine daha yakındır." (el-Enf''l Sûresi, 75) ayet-i kerimeleri ile kaldırıldı.(155/1) Çünkü muh''cirler, çalışıp tic''ret yaparak ilk sıkıntılı günlerinden kurtuldular. Bedir Savaşı ganimetlerinden de yararlandıktan sonra, artık ens''rın yardımına ihtiyaçları kalmadı.

8- MÜSLÜMANLARLA YAHÛDÎLER ARASINDA VATANDAŞLIK ANLAŞMASI

Rasûlullah (s.a.s.) Mekkeli muh''cirlerle, Medineli ens''rı kardeş yaparak birbirlerine bağladıktan sonra, Medine'yi dış düşmanlara karşı müştereken savunmak üzere muh''cirler, ens''r ve Medine'deki Yahûdîler arasında yazılı bir "vatandaşlık anlaşması" yaptı. Bu anlaşmaya göre:

a) Diyet ve fidyelere ait kurallar, eskiden olduğu şekilde devam edecek:

b) Yahûdîler kendi dinlerinde serbest olacaklar;

c) Müslümanlarla Yahûdîler, barış içinde yaşayacaklar,

d) İki taraftan biri, üçünçü bir tarafla savaşırsa, diğer taraf yardımcı olacak,

e) Taraflardan biri Kureyşle dostluk kurmayacak ve onları him''yesine almayacak,

f) Dışardan bir tec''vüz olursa, Medine müştereken savunulacak,

g) İki taraftan biri, üçüncü bir tarafla sulh yaparsa, diğer taraf bu sulhü tanıyacak,

h) Müslümanlarla Yahûdîler arasında çıkacak her türlü anlaşmazlıkta Hz. Peygamber (s.a.s.) hakem kabûl edilecekti. (155/2)

9- MEDİNE'DE MÜSLÜMANLARIN DURUMU

Müslümanlar Medineye göç etmekle rahata kavuşmuş olmadılar. Bir bakıma tehlike ve düşmanları daha da çoğaldı. Hicretten önce karşılarında düşman olarak yalnızca Mekke müşrikleri vardı. Hicretten sonra puta tapıcı müşrikler, mün''fıklar ve Yahûdîler olmak üzere üç sınıf düşmanla karşı karşıya geldiler.

a) Puta tapıcı müşrik Arablar: Arabistan'ın çeşitli bölgelerinde K''be'yi ve putlarını ziy''rete gelen Arab kabîleleri s''yesinde bol kazanç elde eden Mekkeliler, maddî çıkarlarını putperestliğin yaşamasında gördükleri için, Müslümanlığa düşman olmuşlar, Müslümanları yok etmek için ellerinden gelen her şeyi yapmışlardı. Müslümanlığın, Şam tic''ret yolu üzerinde bulunan Medine'de yayılması da onların işine gelmedi. Bu sebeple hicretten sonra, Müslümanların peşini bırakmadılar. Müslümanlığı henüz kuvvetlenmeden yok edebilmek için her tedbire başvurdular.

b) Yahûdîler: Evs ve Hazrec kabîleleri arasındaki anlaşmazlığı körükleyerek onları zayıf düşürüp, Medine'de ekonomik yönden h''kim duruma gelen Yahûdîlerin de, Müslümanlık menfaatlerine uygun gelmemişti. Hz. peygember (s.a.s.) Efendimiz bunlardan gelecek tehlikeleri önlemek için Yahûdî kabîlelerinin her biriyle ayrı ayrı anlaşmalar yapmıştı. Fakat, bunlar anlaşmalara s''dık kalmıyorlar, Kureyş kabîlesi ve Müslümanlara düşman olan diğer unsurlarla işbirliği yapıyorlardı.

c) Mün''fıklar: Hicretten önce Hazrec kabîlesinin ileri gelenlerinden Übeyy oğlu Abdullah'ın (Abdullah b. Übeyy b. Selûl) Hazrec kabîlesine reis olması kararlaştırılmıştı. Taraftarları ona süslü bir taç bile hazırlamışlardı. Müslümanlığın Medine'de süratle yayılması ve Rasûlullah (s.a.s.)'in hicret etmesi, Abdullah'ın reisliğine engel oldu. Bu yüzden Abdullah ve taraftarları Müslümanlığa düşman oldular. Fakat müc''dele ve bozgunculuklarını daha etkili yapabilmek için, im''n etmedikleri halde Müslüman göründüler. Böylece bir de "Münafıklar zümresi" meydana geldi. Peygamber Efendimiz (s.a.s.) bunları bilyor, fakat ayıplarını yüzlerine vurmuyordu.

Mekkeli müşrikler, Medine'deki Yahûdîlerle mün''fıkları, Müslümanlara karşı el altından dev''mlı teşvik ve tahrik ediyorlar, Medine etrafındaki müşrik Arab kabîleleriyle anlaşmalar yaparak Medine'ye baskın yapmağa hazırlanıyorlardı. Mün''fıkların reisi Übeyy oğlu Abdullah'a bir mektup yazarak:

"Siz Muhammed (s.a.s.)'in yurdunuzda barınmasına izin verdiniz. O'nu ya öldürmez veya bize teslim etmez, yahut da Medine'den çıkarmazsanız hepinizi öldürmek, esir etmek ve kadınlarınıza tec''vüzde bulunmak üzere Medine'yi basacağız" (156/1) diye mün''fıkları bile tehdit etmişlerdi. Medine'lilerin gözlerini korkutmak ve Müslümanlara yardımcı olmaktan vazgeçirmek için bir defa da C''bir oğlu Kürz komutasındaki bir çete ile Medine'lilerin mer'ada otlamakta olan hayvanlarını sürüp götürmüşlerdi.

Görüldüğü üzere Müslümanlar, Medine'ye hicretten sonra da güven içinde olmadılar. Bu yüzden Peygamber Efendimiz (s.a.s.) Medine'nin savunmasıyla ilgili bütün tedbirleri aldı. Medine'deki Yahûdîler ve Medine etr''fındaki müşrik Arab kabîleleri ile saldırmazlık anlaşmaları yaptı. Etrafa seriyyeler (küçük askeri birlikler) göndererek, düşmanın hareketlerini kontrol altına aldı. Mekkelilerin Şam tic''ret yolunu kapattı. Müşriklerin gece baskını ihtim''line karşı geceleri Medine sokaklarında ash''b nöbet tuttu. Peygamber Efendimiz (s.a.s.) bile ancak kapısında nöbet beklendiği zamanlarda endişesiz uyuyabiliyordu.(156/2)

10- İLK NÜFUS SAYIMI

Savunma ile ilgili alınan tedbirler arasında, Müslümanların sayısını bilmeğe de lüzûm görüldüğünden, Rasûlullah (s.a.s.) "Bana Müslüman olduklarını söyleyenlerin isimlerini yazınız," buyurmuştur. Sayım sonunda Medine'de 1500 müslüman bulunduğu anlaşılmıştır.(157)

11- İLK SERİYYELER

Rasûlullah (s.a.s.) düşmanın hareketini kontrol altında tutmak, Medine'yi muhtemel bir tec''vüzden korumak için, civ''rdaki bazı bölgelere "keşif kolları" (seriyye) göndermiş, fakat kendilerine silahlı tecavüz olmadıkça çarpışma izni vermemiştir.

Hicretin ilk yılında üç seriyye gönderilmiştir. İlk seriyye, Hz Peygamber (s.a.s.)'in amcası. Hz. Hamza komutasındaki 30 kişilik seriyyedir. İsl''m'da ilk sancak bu seriyyeye verilmiştir.

2'inci seriyye, Rasûlullah (s.a.s.)'in amcalarından H''ris'in oğlu Ubeyde komutasında; 3'üncüsü ise Sa'd b. Ebî Vakkas komutasında gönderilmiştir.

Bunlar Kureyş kervanlarını takip için gönderilmişlerdi. İlk iki seriyyede karşılaşma olduğu halde çarpışma olmamıştır. Sadece Sa'd b. Ebî Vakkas, ikinci seriyye'de bir ok atmıştır ki İsl''m'da Allah yolunda atılan ilk ok budur.

Bu seriyyeler, hicretin 7-8 ve 9' uncu (Ramazan, Şevval ve Zilkade) aylarında gönderilmiştir.

Seriyye: Rasûlullah (s.a.s.)'in kendisinin bulunmadığı küçük harp müfrezesi demektir. Rasûlullah (s.a.s.)'in katıldığı ve bizz''t idare ettiği askeri harek''ta ise "Gazve" denir. Seriyyeler, genellikle gece çıkarılan ve sayıları 5-400 arasında değişen askeri birliklerdir. Gazvelerin sayısı 19'dur. Seriyyelerin sayısı daha çoktur.

(144) "Hepiniz, toptan sımsıkı Allah'ın ipine (İsl''m Dini'ne ve Kur'''n-ı Kerîm'e) sarılın. Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani siz birbirinizin düşmanları idiniz de O, kalblerinizi birleştirmişti. İşte O'nun bu nimeti s''yesinde kardeş olmuştunuz. Siz bir ateş çukurunun kenarında iken sizi oradan da O kurtarmıştı." (Âl-i İmr''n Sûresi, 103)

(145/1) el-Buh''rhi, 1/ 111; Tecrid Tercemesi, 2/306 (Hadis No: 270); Z''dü'l-Me''d, 2/145-146; Tarih-i Din-i İsl''m, 3/21-26

(145/2) T''rih-i Din-i İsl''m, 3/14

(146/1) Tecrid Tercemesi, 12/202-207 (Hadis No: 2027);T''rih-i Din-i İsl''m, 3/26-27

(146/2) Bkz. el-Buh''rî, 1/93; Tecrid Tercemesi, 2/233, (Hadis No: 228); İbn Hiş''m, 260

(147) Bkz. Âl-i İmr''n Sûresi, 159

(148) Bkz. Ebû D''vud, es-Sünen, 1/116 (Hadis No: 499), Mısır, 1371/1952; Tecrid Tercemesi, 2/451, (Hadis No: 358);

(149) Bkz.el-M''ide Sûresi, 58; el-Cum'a Sûresi,9; Tecrid Tercemesi, 2/451 (358 No. lu hadisin açıklaması)

(150) Daha önceden Medine'yi yurt edinmiş ve gönüllerine im''nı yerleştirmiş olan kimseler (ens''r), kendilerine hicret eden muh''cirleri severler, onlara verilen şeylerden dolayı, içlerinde bir çekememezlik duymazlar, zaruret içinde olsalar bile, muhacirleri kendilerine tercih ederler... (el-H''şr Sûresi,9)

(151) Tecrid Tercemesi, 7/99 (Hadis No: 1035); Z''dü'l-Me''d, 2/146

(152) Kimin kime kardeş olduğu için bkz. İbn Hiş''m, 2/150-153; Tecrid Tercemesi, 7/102-106

(153/1) Tecrid Tercemesi, 8/66-69, (Hadis No: 1145)

(153/2) İm''n idip hicret eden ve Allah yolunda malları ve canlarıyla cih''d eden muh''cirlerle, bu muh''cirleri barındırıp onlara yardımcı olanlar (ens''r) bir birlerinin velisidir. (el-Enf''l Sûresi, 72)

(154) Bkz. el-Buh''rî 3/3 Tecrid Tercemesi, 6/407, (Hadis No:958)

(155/1) Tecrid Tercemesi, 7/99-106 (1035 numaralı hadisin izahı); Z''dü'l-Me''d, 2/146

(155/2) 47 maddelik bu yazılı antlaşmanın tam metni için bkz. İbn Hiş''m, es Sîretü'n-Nebeviyye, 2/147-150; Tuğ, Doç.Dr.Salih, İsl''m Ülkelerinde Anayasa Hareketleri, 31-40, İst., 1969; M. Hamîdullah, İsl''m Peygamberi, 1/131-134, İst., 1966

(156/1) Asrı Sa''det, 1/327

(156/2) Bkz. el-Buh''rî, 4/İ; Tecrid Tercemesi, 8/372 (Hadis No: 1217)

(157) Bkz. el-Buh''rî, 4/34; Tecrid Tercemesi, 8/483 (Hadis No: 1277)



samimi

  • Ziyaretçi
Ynt: Peygamber'imizin(S.A.V) Medine Dönemi
« Yanıtla #1 : Şubat 03, 2009, 09:41:52 ÖS »
1- SAVAŞA İZİN VERİLMESİ

İsl''m'da asıl olan barıştır. Savaş, zulmün önlenmesi, hakkın kabûl ettirilmesi için meşrû kılınmıştır. 13 seneye yaklaşan Mekke Devri'nde ve Medine Devrinin ilk yılında, müşriklerden gördükleri bunca zulüm, işkence ve haksızlığa rağmen, mü'minlere sabırlı olmaları, Allah'ın dinini güzellikle tebliğe çalışmaları emredilmiş(158), savaşa izin verilmemişti. Müslümanlardan:

-Ey Allah'ın Rasûlü, nedir bu çektiklerimiz? İzin ver de şunları gizli gizli öldürelim, diye izin istiyenlere Hz. Peygamber (s.a.s.):

-Henüz savaş izni verilmedi, sabredin Allah'ın yardımı yakındır, çektiğiniz çilelerin mük''f''tını göreceksiniz, diye cevap vermişti.

Hicretten sonra Müslümanlar, giderek müşriklere karşı koyabilecek duruma geldiler. Üstelik Müslümanların düşmanları çoğaldı, sabır yolu ile barışı sürdürmek artık mümkün değildi. Bundan dolayı Hicretin 2'inci yılı başlarında Safer ayında;

"Zulüm ve haksızlığa uğratılarak, kendilerine savaş açılan kimselere (mü'minlere) savaş izni verildi. Allah onlara yardım etmeğe elbette K''dirdir. Onlar, 'Rabbımız Allah'tır' dediler diye, haksız yere yurtlarından (Mekke'den) çıkarıldılar..." (el-Hacc Sûresi, 39-40) anlamındaki ''yet-i kerimelerle Müslümanlara, kendilerini savunmak üzere savaş izni verildi.

2-İLK GAZVELER

Mekke müşrikleri, Medine'ye baskın hazırlığı içindeydiler. Rasûlullah (s.a.s.) düşmanın hazırlıkları hakkında bilgi edinmek için zaman zaman seriyyeler gönderdiği gibi, Medine ile Mekke arasındaki kabîlelerle görüşüp anlaşmalar yapmak, kureyş'in planladığı yağmaları önlemek için bizzat kendisi de askerî yürüyüşlere katıldı. Rasûlullah (s.a.s.)'in katılıp bizz''t id''re ettiği askeri harek''ta "Gazve" denir.

Rasûlullah (s.a.s.)'in ilk gazvesi, 60 kişilik müfreze ile Ebv'' Köyüne yapılan gazvedir.(159) Hicretin ikinci yılı Safer ayı başında yapılmıştır. Aynı yıl içinde sırasıyla Buvat, Uşeyre, Küçük Bedir ve Büyük Bedir Gazveleri olmuştur. İlk dördünde düşmanla karşılaşma olmamış, kan dökülmemiştir. Büyük Bedir Gazvesi, Müslümanların yaptığı ilk savaş olmuştur.

3- KIBLENİN DEĞİŞMESİ

İsl''m'ın ilk yıllarında namaz, Beyt-i Makdis'e (Kudüs'e) doğru kılınıyordu. Ancak, Hicret'ten önce Rasûlullah (s.a.s.) Mekke'de namaz kılarken, mümkün mertebe K''be'yi arkasına almaz; K''be, kendisiyle Beyt-i Makdis arasında kalacak şekilde, Rükn-i Yem''nî ile Rükn-i Hacer-i esved arasında namaza dururdu. Böylece hem K''be'ye hem de Kudüsteki Mescid-i Aksa'ya yönelmiş oluyordu. Hicretten sonra Medine'de Mescid-i Aksa'ya yöneldiğinde K''be'nin arka tarafta kalmasından Rasûlullah (s.a.s.) üzüntü duyuyor, kıblenin K''be'ye çevrilmesini içten arzu ediyordu.(160) Çünkü K''be, atası Hz. İbrahim'in kıblesiydi.

Hicretten 16-17 ay kadar sonra, Şaban ayının 15'inci günü Hz. Peygamber (sa.s.) Medine'de Selemeoğulları Yurdu'nda öğle namazı kıldırırken, ikinci rek'atın sonunda;(161)

"Yüzünü gök yüzüne çevirip durduğunu görüyoruz. Seni elbette hoşnut olduğun kıbleye çevireceğiz. Hemen yüzünü Mescid-i Har''m'a doğru çevir. (Ey mü'minler) siz de nerede olursanız, (namazda) yüzlerinizi, onun tarafına çeviriniz..." (el-Bakara Sûresi, 144) anlamındaki ''yet n''zil oldu. Hz. Peygamber yönünü hemen Kudüs'ten Mescid-i Har''m'a çevirdi. Cem''at da saflarıyla birlikte döndüler. Kudüs'e doğru başlanılan namazın, son iki rek'atı, K''be'ye yönelinerek tamamlandı. Bu yüzden Selemeoğulları Mescidine "Mescid-i Kıbleteyn" (iki kıbleli mescid) denilmiştir

4- CAHŞ OĞLU ABDULLAH SERİYYESİ ve BATN-I NAHLE OLAYI

Medine'ye baskın hazırlığı yapan Kureyş'in harek''tından haber almak üzere, Peygamber Efendimiz, Recep ayının son günlerinde, Mekke tarafına halasının oğlu Cahş oğlu Abdullah komutasında, 8 kişilik bir seriyye gönderdi. İki gün sonra açılmak üzere Abdullah'a bir de mektup vermişti. Mektupta, Mekke ile T''if arasındaki Nahle V''disi'ne kadar gidilmesi, Kureyş'in fa''liyetleri konusunda bilgi toplanması isteniyordu.(162)

Nahle V''disinde, Kureyş'in T''if'ten dönmekte olan bir kervanına rastladılar. Kervanın reisi Hadramî oğlu Amr'ı öldürüp ele geçirdikleri iki esir ve zaptettikleri mallarla Medine'ye döndüler. Rasûlullah (s.a.s.) bu olayı hoş karşılamadı. Çünkü kendilerine çarpışma izni verilmemişti. Üstelik bu olay, kan dökülmesi yasak sayılan "eşhür-i hurum"dan Recep ayında meydana gelmişti. Mekke müşrikleri bu olayda öldürülen Hadramî oğlu Amr'ın intikamını vesile ederek savaş hazırlıklarını hızlandırdılar. "Muhammed har''m aylara bile saygı göstermiyor, har''m aylarda kan döküyor, yağma yapıyor.." diye de yaygara kopardılar.(163)

5- BEDİR SAVAŞI (17 Ramazan 2 H/13 Mart 624 M.)

"Siz güçsüz bir durumda iken Allah size Bedir'de yardım etmişti".

(Âl-i İmran Sûresi, 123)

a) Kureyş'in Gönderdiği Kervan

Kureyş Medine'yi basıp Rasûlullah (s.a.s.)'i öldürmek, Müslümanlığı ortadan kaldırmak için hazırlanıyordu. Yapılacak savaşın masraflarını karşılamak üzere, Ebû Süfy''n'ın başkanlığında büyük bir tic''ret kervanını Medine yolu ile Şam'a göndermişlerdi. Nahle V''disinde öldürülen Hadramî oğlu Amr'ın kardeşi Âmir, Mekke sokaklarında çırılçıplak:

-"V''h Emr''h, v''h Amr''h..." diyerek dolaşıyor, halkı savaşa ve intikama teşvik ediyordu. Kervan döner dönmez, Medine'ye hücûm edeceklerdi.

Gönderdiği seriyyeler (keşif birlikleri) vasıtasıyla Hz. Peygamber (s.a.s.), Mekke'de olup bitenleri, yapılan hazırlıkları tam''men öğrenmişti. Ebû Süfy''n'ın id''resindeki tic''ret kervanından elde edilecek kazanç, Müslümanlarla yapılacak savaş için kullanılacaktı. Bu yüzden Rasûlullah (s.a.s.) Şam'a giderken engel olmak üzere "Uşeyre" denilen yere kadar bu kervanı t''kip etmiş fakat yetişememişti. Dönüşünü haber alınca, kervanı ele geçirmek üzere, Ramazan'ın 12'inci günü Abdullah b. Ümmi Mektûm'u im''m bırakarak 313 kişi ile Medine'den çıktı. Yolda ens''rdan Ebû Lüb''be'yi Medineye muh''fız t''yin ederek, geri çevirdi. 8 kişi de m''zeretleri sebebiyle izin aldıklarından 64'ü muh''cir, diğerleri de ens''rdan omak üzere 305 kişi kaldılar. 6 zırh, 8 kılıç, 3 at, 70 develeri vardı. Binek yetişmediği için develere nöbetleşe biniyorlardı.

Ebû Süfyan, dönüşte Müslümanların kervana saldırma ihtim''line karşı Mekke'ye haberci göndererek korunması için yardım istemişti. Es''sen aylardan beri savaş hazırlığı içinde olan Mekkeliler kervanı kurtarmak ve Müslümanlardan intikam almak üzere Ebû Cehil'in komutasında 950-1000 kişilik bir ordu ile hareket ettiler. Ebû Leheb'den başka bütün Kureyş ulularının katıldığı bu ordunun 200'ü atlı, 700'ü develi, diğerleri de yaya idi. Zırh, ok, mızrak, kılıç gibi her türlü savaş ''let ve silahları tamamdı. Ebû Leheb, hastalığı sebebiyle sefere katılamamış, yerine bedel göndermişti.

b) İki T''ifeden Biri

Kervanı araştırdığı esn''da, yolda Safr'' yakınlarında Zefiran V''disi'nde Kureyş'in büyük bir ordu ile kervanı kurtarmak üzere Medine'ye doğru yürümekte olduğunu haber alan Rasûlüllah (s.a.s.) durumu Müslümanlara anlatarak:

-Kureyş Mekke'den çıkmış, üzerimize doğru geliyor. Kervanı mı t''kip edelim, yoksa kureyş ordusunu mu karşılayalım, diye istiş''rede bulundu. Medine'den savaş hazırlığı ile çıkılmadığı için, çoğunluk kervanın t''kibini istiyordu.(164)

Rasûlullah (s.a.s.)'in bu duruma üzüldüğünü gören Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer sıra ile ayağa kalkarak, Kureyş ordusuna karşı çıkmanın daha uygun olacağını savundular. Hz. Peygamber (s.a.s.) bu konuda ens''r'ın düşüncesini öğrenmek istiyordu. Sonra ilk Müslümanlardan Mikdad b. Esved, Muh''cirler adına söz alarak:

-Biz, kavminin Hz. Musa'ya "Sen ve Rabbın gidin ve düşmana karşı savaşın. Biz burada oturup bekleyelim,(165) dedikleri gibi demeyiz. Biz senin sağında, solunda, önünde arkanda çarpışırız. Allah ve Rasûlünün emri ne ise ona it''at ederiz. Sen nereye gidersen oraya gideriz,(166) dedi. Ensar adına konuşan Sa'd b. Mu''z da:

-"Ey Allah'ın Rasûlü, biz sana im''n ettik. Getirdiğin Kur'''n'ın hakk olduğuna şeh''det ettik, sözlerini dinlemeğe ve it''at etmeğe, düşmana karşı seni korumağa söz verdik. Sen nasıl istersen öyle yap. Seni hak Peygamber gönderen Allah'a yemin ederim ki, sen bize denizi gösterip dalsan biz de dalarız, hiç birimiz geri dönmeyiz. Biz düşmanla savaşmayı, harpte seb''t göstermeyi biliriz. Allah'a güvenerek düşman ordusunun üzerine gidelim..." (167) dedi. Rasûlullah (s.a.s.) bu konuşmadan son derece memnun oldu.

-Öyleyse haydi Allah'ın bereketine yürüyünüz. Size müjdelerim ki, "Allah iki t''ifeden birini (kervanın ele geçirilmesi veya Kureyş ordusunun yenilgisini) bize v''detti".(168) Zaferimiz kesindir. Ben şimdiden Kureyş reislerinin harp meydanında yıkılacakları yerleri görüyor gibiyim, buyurdu. Sonra da Bedir'e doğru hareket etti.(169)

Bedir deve yürüyüşü ile Medine'ye 3; Mekke'ye ise 10 günlük (80 mil) mes''fede bir köydü. Her yıl burada panayır kurulur, bu sebeple Suriye'ye giden kervanlar buradan geçerdi. Kureyş ordusu buraya Müslümanlardan önce gelip, suyun başını tutmuştu. Ebû Süfy''n id''resindeki 50 kişilik Kureyş kervanı ise, henüz Müslümanlar Medine'den çıktıkları sıralarda, s''hil yolunu izleyerek Medine'den uzaklaşmış, Kureyşlilere de geri dönmeleri için haber göndermişti. Fakat, ordusuna çok güvenen Ebû Cehil, mutlaka savaşmak istiyordu. Bu yüzden Mekkeliler geri dönmeyip, Bedir'e kadar ilerlemişler ve burada kararg''h kurmuşlardı.

c) İki tarafın durumu

17 Ramazan 2 H./13 Mart 624 M. Cuma sabahı iki ordu Bedir'de karşılaştı. Araplar ötedenberi hep kabîlecilik gayretiyle savaşmışlardı. Bu savaşta ise din uğrunda aynı kabîlenin insanları birbirleriyle çarpışacak, kardeş, amca, yeğen, hatta, baba-oğul birbirlerini öldüreceklerdi.(170/1)

Müslümanların sancaktarı Mus'ab b. Umeyr'in kardeşi Ebû Azîz, Kureyş'in bayraktarıydı. Utbe b. Rabîa'nın oğullarından Velîd kendi yanında, ikinci oğlu Ebû Huzeyfe mü'minlerin arasındaydı. Hz. Ebû Bekir'in bir oğlu Abdullah kendisiyle beraber, diğer oğlu Abdurrahman ise müşrik saflarındaydı. Rasûlullah (s.a.s.)'in amcalarından Hz. Hamza kendi yanında, diğer amcası Abb''s ise karşı tarafta yer almıştı. Hz. Peygamberi ömrü boyunca him''ye etmiş olan amcası Ebû T''lib'in bir oğlu Hz. Ali Müslümanlar içinde, diğer oğlu (Ali'nin kardeşi) Âkil ise müşrikler safında bulunuyordu. Rasûlullah (s.a.s.)in ilk hanımı Hz. Hatice'nin kardeşi Nevfel ile damadı (kızı Zeyneb'in eşi) Ebu'l-Âs müşrikler içinde yer almışlardı.(170/2)

Düşman ordusu sayı, silah, tecrübe ve maddi kuvvet bakımından Müslümanlardan kat kat üstündü. Bulundukları yer de savaş için daha elverişliydi. Ancak, sabaha karşı yağan yağmur, üzerinde rahat yürünemeyen kumlu zemini sertleştirmiş ve Müslümanların su ihtiyacını gidermişti. Böylece Müslümanların moralleri yükselmiş, Allahın yardımına sonsuz güven duymaya başlamışlardı. Kendileri için ölüm-kalım demek olan bu savaşta, İsl''m'ın izzeti ve üstünlüğü için Müslümanlar, Allah'a du'' ediyorlardı.

d) Savaş Başlıyor.

Kureyş adım adım Müslümanlara yaklaşıyordu. Manzara pek hazîndi. Bir avuç Müslüman, "Allah adını yüceltmek için", tepeden tırnağa silahlı koca şirk ordusunun karşısına çıkıyordu. Rasûlullah (s.a.s.) yanına Hz Ebû Bekir'i alarak, kendisi için hazırlanan gölgeliğe çekildi, ellerini sem''ya kaldırıp:

-Y'' Rabb, işte Kureyş bütün gurûr ve azametiyle senin dinini ortadan kaldırmak için geldi. Sana meydan okuyor, Peygamberini yalanlıyor. Y'' Rabb, peygamberlerine yardım edeceğine d''ir ahdini, bana verdiğin zafer va'dini lütfet. Şu bir avuç mü'min telef olup yok olursa, bu günden sonra yeryüzünde sana ibadet ve kulluk edecek kimse kalmayacak.. "diye dua ediyordu.

Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) vecd içinde, kendinden geçerek, o kadar çok du'' etmiş ve ellerini öylesine sem''ya kaldırmıştı ki, sırtından rid''sının düştüğünün farkına varmamıştı. Hz. Ebû Bekir rid''sını örttü, elinden tutarak:

-Ey Allah'ın Rasûlü, yetişir artık, duan arşı titretti, Allah va'dini yerine getirecektir, dedi. Rasûlullah (s.a.s.)'in bu h''lini gören müslümanlar heyecandan ağlıyorlardı. Nih''yet Rasul-i Ekrem (s.a.s.): "Taplulukları bozulacak, arkalarını dönüp kaçacaklar" (el- Kamer Sûresi, 45) anlamındaki ''yet-i kerîmeyi okuyarak çadırdan çıktı.(171) Allah yardımını böylece müjdelemiş, zaferin Müslümanların olacağını bildirmişti.(172)

Savaşı Kureyş başlattı. Batn-ı Nahl'e de kardeşi öldürülen Hadramî oğlu Âmir'in attığı ok, Hz. Ömer'in azatlısı Mihca'a is''bet ederek şehit etti.

Savaştan önce, her iki taraftan birer ikişer kişinin ortaya çıkıp çarpışarak tarafları kızıştırması ''detti. Buna "müb''reze" denirdi. Kureyş reislerinden Utbe b. Rabîa, kardeşi Şeybe ile oğlu Velîd; birlikte ilerlediler. Müslümanlardan kendilerine karşı çıkacak er dilediler. Bunlara karşı Hz. Peygamber (s.a.s.)'in emri ile Ubeyde, Hamza ve Ali çıktılar. Hamza Şeybe'yi, Ali de Velîd'i birer hamlede öldürdüler. Sonra yaralı Ubeyde'nin yardımına koşup Utbe'nin de işini bitirdiler.(173)

e) Sonuç: Hakk'ın B''tıla Zaferi

Artık savaş kızışmıştı, müşrikler saldırıya geçtiler, mü'minler kahramanca karşı koydular, Allah'ın yardımı ile müşrik ordusunu bozguna uğrattılar.(174) Müşrikler savaş alanında 70 ölü, 70 esir bırakarak kaçtılar. Öldürülenlerden 24'ü Müslümanlara en çok düşmanlık gösteren Kureyş büyükleriydi. Savaşın başkomutanı Ebû Cehil de ölenler arasındaydı.(175/1) Müslümanlardan şehit düşenler ise 6'sı muh''cirlerden, 8'i de ens''rdan olmak üzere 14 kişiydi. (175/2)

Bedir Zaferi Medine'de bayram sevinci meydana getirdi. Mekke ise m''teme büründü. Ebû Leheb bir hafta sonra üzüntüsünden öldü. Fakat Kureyşîler, Müslümanlar sevinmesinler diye yas tutmadılar.

Zaferden sora Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) Bedir'de üç gün daha kaldı. Şehitler defnedildi. Meydanda kalan müşrik ölüleri açılan bir çukura gömüldü.

Kureyş eşr''fından 24 kişinin cesetleri ise pislik atılan susuz kuyulardan birine atıldı. Rasûlullah (s.a.s.) Bedir'den ayrılacağı sırada bu kuyunun başına varıp, içindeki cesetlerin herbirinin adını söyleyerek:

-Ey fil''n oğlu fil''n, biz Rabb'ımızın bize va'dettiği zaferi gerçek bulduk, siz de rabbınızın size va'dettiğini gerçek buldunuz mu? diye seslendi. (176) Hz. Ömer:

-Ey Allah'ın Rasûlü, ruhları olmayan cesetlerle mi konuşuyorsun? dediğinde, Rasûlullah (s.a.s.):

-Allah'a yemin ederim ki, söylediklerimi siz onlardan daha iyi işitiyor değilsiniz, buyurdu.(177)

f) Bedir Esirleri

Hz. Peygamber (s.a.s.) yolda Safra denilen yerde, elde edilen ganimetleri gazîlere eşit olarak paylaştırdı. M''zeretleri sebebiyle ordudan ayrılmış olan 8 kişiye de pay ayırdı. Esirlerle ilgili henüz bir hüküm inmemişti. Medine'ye gelince Rasûlullah (s.a.s.) bu konuyu ash''bıyla istiş''re etti. Hz Ebû Bekir, fidye (kurtuluş bedeli) karşılığında serbest bırakılmalarını; Hz. Ömer ise hepsinin boyunları vurularak öldürülmelerini istedi. Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) ve ash''bın çoğunluğu Hz. Ebû Bekir'in teklifini uygun buldular.(178) Esirlerden fidyelerini ödeyenler, hemen serbest bırakıldı, ödeyemeyenler ise, her biri Medine'li 10 çocuğa okuyup yazma öğretme karşılığında hürriyetini kazandı.

Bu olay, dinimizin ilme ve okuyup yazmağa ne kadar çok önem verdiğini; Rasûlullah (s.a.s.)'in, Müslümanların düşmanı olan müşriklere bile öğretmenlik yaptırmakta sakınca görmediğini göstermektedir.

6- BENÎ KAYNUKA YAHÛDÎLERİNİN MEDİNE'DEN ÇIKARIL-MASI (Şevval 2 H./Nisan 624 M.)

Hz. Peygamber (s.a.s.) Medine'de Yahûdîlerle anlaşmalar yapmış, onlarla barış içinde olmak istemişti. Fakat Yahûdiler d''ima düşmanca bir davranış içinde oldular. Her fırsatta Evs ve Hazrec Kabîleleri arasındaki eski düşmanlıkları hatırlatıp, Müslümanları birbirine düşürmeğe çalıştılar. Kendileri ehl-i kit''b ve tek Allah inancında oldukları halde, "müşrikler, mü'minlerden daha doğru yolda" (179) dediler. Sabahleyin Müslüman olmuş görünüp, akşam dönerek(180), Müslümanlarla alay ettiler. Hz. Peygamber (s.a.s.) ve Müslümanlar aleyhine şiirler yazdılar. Oysa, ellerinde bulunan Tevrat'taki bilgilerden Hz. Muhammed (s.a.s.)'in hak peygamber olduğunu da biliyorlar(181), buna rağmen düşmanlık ediyorlardı.

Müslümanlarla Medine'deki Yahûdî kabîleleri arasında yapılan vatandaşlık anlaşmasını ilk bozan Kaynukaoğulları oldu. (182)

Müslümanlardan bir kadın, Kaynuka yahûdilerinden bir kuyumcunun dükkanında alış- veriş ederken, bir Yahûdî, kadın duymadan örtüsünün eteğini arkasına bağlamış, kadın kalkıp gitmek isteyince her tarafı açılıvermişti. Kadının fery''dı üzerine yetişen bir Müslüman bu Yahûdîyi öldürmüş, orada bulunan Yahûdîler de bu Müslümanı öldürmüşlerdi. Bu olay yüzünden Kaynukaoğulları ile Müslümanların arası açıldı.(183) Rasûlullah (s.a.s.) Beni Kaynuka'ya mu''hedeyi yenilemeyi teklif etti, onlar buna yanaşmadılar.

-"Sen bizi, savaş bilmeyen Mekkeliler mi sanıyorsun? Biz savaşa hazırız...." dediler.(184) Rasûlullah (s.a.s.) Ebû Lüb''be'yi Medine'de vekil bırakarak Şevval ayı ortalarında ordusu ile Benî Kaynuka'yı muhasara etti. Kuşatma 15 gün sürdü. Kaynukaoğulları diğer Yahûdî kabîleleri ve mün''fıklardan bekledikleri yardımı göremeyince, teslim olmağa mecbûr oldular. Mu''hedeyi bozdukları, vatana ih''net ettikleri için öldürülmeleri gerekiyordu. Kaynukaoğulları daha önce Hazrec kabîlesinin him''yesindeydi. Hazrec kabîlesi eşr''fından, mün''fıkların başı Ubeyy oğlu Abdullah, bunu bah''ne ederek bunların öldürülmemeleri için ısrar ettiğinden, Rasûlullah (s.a.s.) Medine'den çıkarılmalarını emretti. Böylece, 700 kişiden ib''ret Kaynuka Yahûdîleri, Medine'den Şam tarafına sürüldüler.(185) Ele geçen ganimet mallarının beşte biri Beytü'l-m''le (Devlet hazinesine) ayrıldı.(186) Geri kalanı gazilere paylaştırıldı. Toprakları da, topraksız Müslümanlara verildi. Böylece Müslümanlar, Yahûdîlerin en cesûru sayılan Kaynukaoğullarının kötülüklerinden kurtulmuş oldular.

7-SEVİK GAZASI (Zilhicce 2 H./Mayıs 624 M.2)

Bedir Savaşında Mekkelilerin ileri gelenleri ölmüş, Kureyşin başına Ebû Süfyan geçmişti. Ebû Süfyan, Müslümanlarla savaşıp, Bedir yenilgisinin öcünü almadıkça kadınlarına yaklaşmayacağına, yıkanmayacağına ve koku sürmeyeceğine yemin etmişti. 200 atlı ile Mekke'den çıkarak Medine'ye bir saatlik mes''fede Urayz Köyü'ne gelmiş, çift sürmekte olan ens''rdan Sa'd b. Âmir ile hizmetçisini şehit edip bir kaç ev ve hurma ağacını ateşe verdikten sonra, "yeminim yerine geldi", diyerek dönüp kaçmıştır.

Hz. Peygamber (s.a.s.) bu durumu duyunca 80 süv''ri, 120 yaya ile hemen t''kibe çıkmış ise de Ebû süfy''n sür'atle kaçtığı için yetişememiştir. Mekkelilerin erzak olarak getirip, kaçarken ağırlık olmasın diye bıraktıkları çuvallar dolusu, kavrulmuş un (sevik) Müslümanların eline geçtiğinden bu gazveye Sevik (kavrulmuş un, kavut) Gazası denilmiştir.(187)

8- HİCRETİN İKİNCİ YILINDA DİĞER OLAYLAR

Medine Devri'nin 2'nci yılında, Bedir Savaşı'ndan önce Şaban ayında Ramazan orucu farz kılındı. Zek''t da hicretin 2'inci yılında farz kılınmıştır. Bazı İsl''m bilginleri, zek''tın Mekke devride farz kılındığı, Medine Devrinde ise, zek''tın verileceği yerlerin belirlendiği görüşündedir.(188) Gene bu yılda Ramazan ve Kurban bayramları namazları ile fıtır sadakası ve kurban kesmek meşrû kılınmıştır.(189)

Rasûlullah (s.a.s.)'in kızı Hz. Osman'ın zevcesi Rukiyye Bedir zaferi esn''sında Medine'de vef''t etmiştir. Eşinin hastalığı sebebiyle Hz. Osman Bedir Savaşı'na katılamamıştır.

Rasûlullah (s.a.s.)'e ilk vahyin geldiği yıl doğmuş olan en küçük kızı Hz. F''tıma ile Hz.Ali bu yılda evlenmişlerdir. Evleninceye kadar Hz. Ali Rasûlullah (s.a.s.)'in yanında kalmış ve O'nun elinde yetişmişti. Evliliğinden sonra ayrı bir eve çıktılar. Rasûlullah (s.a.s.)'in en sevgili kızı F''tıma'ya çeyiz olarak verdiği eşya, bir yatak, bir şilte, (minder), bir su tulumu, bir el değirmeni, iki su ibriği ve bir su kabından ib''rettir.

Bedir esirleri arasında Hz. Paygamber (s.a.s.)'in damadı, Zeyneb'in eşi Ebu'l-As da bulunuyordu. Zeyneb, eşinin fidyesi (kurtuluş bedeli) için kendisine annesi Hz. Hatice'nin düğün hediyesi olarak verdiği gerdanlığı da göndermişti. Bu durumdan çok hislenen Rasûlullah (s.a.s.) ve ash''bı, Ebu'l-Âs'ı fidye almadan serbest bırakmışlar, Zeyneb'in gerdanlığını da geri göndermişlerdir. Ancak Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) Ebu'l-Âs'dan müşrik olduğu için Zeyneb'in kendisine hel''l olmadığını, bu yüzden hemen Medine'ye göndermesini istedi. Ebu'l-Âs sözünü yerine getirdi. Böylece Rasûlullah (s.a.s.)'in en büyük kızı Zeyneb de bu yıl içinde Medine'ye hicret etmiştir.(190)

(158) "Rabbının yoluna hikmet ve güzel öğütle çağır, onlarla en güzel şekilde tartış..." (en-Nahl Sûresi, 125)

(159) İbn Hiş''m, 2/241

(160) Z''dü'l-Me''d, 2/147

(161) Bkz. el-Buh''rî, 1/15; Tecrid Tercemesi, 1/41 (Hadis No: 38); İbnü'l-Esîr, a.g.e., 3/252; T''rih-i Din-i İsl''m 3/65; Tahir Olgun, İb''det Tarihi, s. 80, İst., 1946; M. Zihni Efendi, Kitabü's-Sal''t, s.75, İst.,1326

(162) İbn Hiş''m, 2/252; İbü'l-Esîr, a.g.e.,2/113

(163) İbn Hiş''m, 2/254; Yahûdîlerin ve Kureyşin "Muhammed har''m aylara saygı göstermedi" yaygaraları üzrine inen ''yet-i kerime'de şöyle buyrulmuştur.

"Sana har''m ayı ve o ayda yapılan savaşı sorarlar. De ki: O ayda savaşmak, büyük günah ise de, insanları Allah yolundan alıkoymak, O'nu ink''r etmek, Mescid'i Har''m'ın ziy''retlerine engel olmak, halkını oradan çıkarmak, Allah katında daha büyük günahtır.." (el-Bakara Sûresi, 217)

(164) Bkz. el-Enf''l Sûresi, 5-6

(165) M''ide Sûresi, 24

(166) Bkz. El-Buh''rî, 5/4; Tecrid Tercemesi, 10-146 (Hadis No: 1562); İbn Hiş''m 2/266; İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/120

(167) İbn Hiş''m, 2/267; İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/120; Müslim, 3/1403, (Hadis No: 1779) Kahire 1375/1955

(168) Enf''l Sûresi, 7

(169) İbn Hiş''m, 2/267; Z''dü'l-Me''d, 2/217; Tecrid Tercemesi, 10/148-149

(170/1) Karşı karşıya gelen iki topluluğun durumlarında sizin için ibret vardır. Bunlardan biri Allah yolunda savaşan topluluk, diğeri ise onları (müslümanları) kendilerinin iki katı gören k''fir topluluk. Allah dilediğini yardımıyla destekler. Bunda gerçeği görebilenler için ibret vardır. (Âl-i İmr''n Sûresi,13)

(170/2) Bkz. T''rih-i Din-i İsl''m, 3/100-101

(171) Bkz. el-Buh''rî, 3/230; Müslim, 3/1384, (Hadis No: 1763) İbn Hiş''m, 2/ 279; İbn'ül-Esîr, a.g.e., 2/125; Tecrid Tercemesi, 8/385 (Hadis No:1228)

(172) "Rabbın meleklere 'Ben sizinleyim, mü'minleri destekleyin' diye vahyetti ve 'ben k''firlerin kalplerine korku salacağım, artık onların boyunlarını vurun, parmaklarını doğrayın' dedi" (el-Enf''l Sûresi, 12) " (Bedir'de) Rabbınızın yardımına sığınıyordunuz. O, 'Ben size birbiri peşinden bin melekle yardım edeceğim' diye cevap vermişti." (el-Enf''l Sûresi,9)

(173) İbn Hiş''m, 2/277; İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/125

(174) Siz Bedir'de düşkün bir durumda iken, Allah size yardım etmişti. (Âl-i İmr''n Sûresi, 123)

(175/1) Bkz. Tecrid Tercemesi, 8/ 507-509 (Hadis No:1298)

(175/2) İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/136

(176) el-Bûharî; 1/65; Tecrid Tercemesi, 1/161-164 (Hadis No: 177) ve 2/ 377-378 (Hadis No: 314)

(177) Bkz. el-Buh''rî 5/8; Tecrid Tercemesi, 4/734, (Hadis No: 673) ve 10/160 (Hadis No: 1567); İbn Hiş''m, 2/292; İbnü'l-Esîr, 2/129

(178) İbnü'l-Esîr, 2/136 "Yeryüzünde düşmanı yere sermeden esir almak, hiç bir peygambere yaraşmaz. Siz dünya malını istiyorsunuz. Oysa Allah, ''hireti kazanmanızı ister. Allah azizdir, hakîmdir. Eğer Allah'ın geçmiş bir yazısı olmasaydı, aldığınız fidyelerden dolayı size büyük bir azab dokunurdu" (el-Enf''l Sûresi, 67-68)

(179) Bkz. en-Nis'' Sûresi, 51

(180) Bkz. Âl-i İmr''n Sûresi, 72

(181) Bkz. el-Bakara Sûresi, 146

(182) İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/137

(183) İbn Hîş''m, 3/51; İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/138

(184) İbn Hîş''m, 3/50; İbnü'l-Esîr a.g.e., 2/137

(185) Z''dü'l-Me''d, 2/230

(186) Bkz. el-Enf''l Sûresi, 41; İbnü'l-Esîr a.g.e., 2/138

(187) İbn Hiş''m, 3/47-48; İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/139-140; Z''dü'l-Me''d, 2/229

(188) Bkz. Yazır, M. Hamdi, Hak Dini Kur'an Dili, 7/5438, İst.,1938

(189) İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/115 ve 2/138

(190) İbn Hiş''m, 2/306-308

samimi

  • Ziyaretçi
Ynt: Peygamber'imizin(S.A.V) Medine Dönemi
« Yanıtla #2 : Şubat 03, 2009, 09:42:26 ÖS »
 1- UHUD SAVAŞI (11 Şevval 3 H./27 Mart 625 M.)

"Gevşemeyin, üzülmeyin, eğer inan-mışsanız üstün gelecek sizsiniz.

(Âl-i İmr''n Sûresi, 139)

a) Savaşın Sebebi

Bedir Savaşında Mekke müşriklerinden 70 kişi ölmüştü. Bunlar arasında Ebû Cehil, Ukbe, Utbe, Şeybe, Ümeyye, Âs b. Hiş''m gibi Kureyş'in önde gelen sim''ları vardı. Bu yüzden Mekkeliler Bedir yenilgisini unutamıyorlar, intikam ateşiyle yanıyorlardı.

Bedir'de,babalarını, kardeşlerini, oğullarını ve diğer yakınlarını kaybedenler. Mekke reisi Ebû Süfy''n'a başvurdular. D''run'-Nedve'de toplanarak, Şam kervanının kazancı ile bir ordu toplayıp Medine'yi basmağa ve Müslümanlardan öç almağa karar verdiler.(191)

Mekke dışındaki müşrik Arap kabîlelerine, ş''irler, hatipler gönderdiler. Bunlar, Bedir'de öldürülenler için, şiirler, mersiyeler söyleyerek halkı heyec''na getirdiler. 50 bin altın olan kervan kazancının yarısı ile Mekke dışındaki müşrik kabilelerden 2000 asker topladılar. Mekke'den katılanlarla, 700'ü zırhlı, 200'ü atlı omak üzere, Ebû Süfyan'ın komutasında 3000 kişilik mükemmel bir ordu ile Medine üzerine yürüdüler. Orduda ayrıca 300 deve, şarab tulumları, şarkıcı ve rakkase kadınlar vardı. Bunlardan Başka, başta Ebû Süfy''n'ın karısı Hind olmak üzere Kureyş ileri gelenlerinden 14 tane evli kadın da kocaları ile birlikte bulunuyorlardı.

b) Abb''s'ın Mektubu

Rasûlullah (s.a.s.)'in Mekke'deki amcası Abb''s, Bedir'de esir düştükten sonra Müslüman olmuş, fakat Müslümanlığını gizlemişti. Bedir'de çok zarar gördüğünü bah''ne ederek, bu orduya katılmadı. Özel haberciyle bir mektup göndererek, durumdan Rasûlullah (s.a.s.)'i haberdar etti. Gönderilen keşif kolları da, Kureyş ordusunun Medine'ye yaklaştığını haber verdiler.

Vahiy gelmeyen konularda, kar''r vermeden önce Rasûlullah (s.a.s.) ash''bla istiş''re ederdi. Muh''cirleri ve ens''rı toplayarak:

-Düşmanı Medine dışında mı karşılayalım, yoksa şehir içinde savunma tedbirleri mi alalım? diye istiş''rede bulundu.

Peygamber Efendimiz, bir gece önce rüy''sında, kılıcında bir gedik açıldığını,yanında bir sığırın boğazlandığını ve müb''rek elini zırhı içinde muh''faza ettiğini görmüştü. Kılıcında açılan gediği, ehl-i beytinden birinin şehid olması; sığırın boğazlanmasını, ash''bından bazılarının şehit düşmeleri; zırhı da Medine ile t''bir etmiş, bu yüzden Medine dışına çıkılmayarak, şehirde savunma yapılmasını uygun görmüştü.(192) Hz. Ebû Bekir, Sa'd b. Mu''z gibi ash''bın büyükleriyle mün''fıkların başı Übeyy oğlu Abdullah da bu görüşteydiler. Fakat ash''bın çoğunluğu, bilhassa Bedir savaşı'nda bulunamamış olan genç Müslümanlarla Hz. Hamza:

- Biz böyle bir günü beklemekteydik, düşmanla Medine dışında savaşalım, diye isr''r ettiler.(193) Rasûlullah (s.a.s.) çoğunluğun arzusuna uyarak, birbiri üzerine iki zırh giyip, miğferini başına geçirerek h''ne-i sa''detinden çıktı. Medine dışında savaşılmasını isteyenler, Peygamber Efendimizin arzusuna aykırı davranmakla hata ettiklerini anlayarak fikirlerinden caydılar. Fakat Rasûlullah (s.a.s.):

c) Peygamber Zırhını Giydikten Sonra

-"Bir peygamber zırhını giydikten sonra, savaşmadan onu çıkarmaz."(194) Eğer sabreder, görevinizi tam yaparsanız, Allah'ın yardımıyla zafer bizimdir, dedi.

Kureyş ordusu, Medine'nin 5 km. kadar kuzeyindeki Uhud dağı eteklerinde kararg''hını kurmuştu. Rasûlullah (s.a.s.) Abdullah b. Ümmi Mektûm'u Medine'de vekil bırakarak, 1000 kişilik kuvvetle, cuma namazından sonra Medine'den çıktı. O gün Uhud'a kadar ilerlemeyip geceyi "Şeyheyn" denilen yerde geçirdi. Sabahleyin şafakla beraber Uhud'a vardı, savaş için en elverişli yeri seçti.

Yolda Übeyy oğlu Abdullah, "Muhammed (s.a.s.) bizim gibi yaşlı ve tecrübelileri dinlemedi, çocukların sözüne uydu. Ben meydan savaşını uygun görmemiştim..." bah''nesiyle, kendisine bağlı 300 mün''fıkla, ordudan ayrıldı. Böylece Müslümanların sayısı 700'e düştü.

d) Rasûlullah (s.a.s.)'in Savaş Düzeni

Peygamber Efendimiz, ordusunun arkasını Uhud Dağı'na vererek Medine'ye karşı saf yaptı. Solundaki Ayneyn tepesi'ne "Cübeyr oğlu Abdullah" komutasında 50 okçu yerleştirdi.

-Galip de gelsek mağlup da olsak, benden emir gelmedikçe yerinizden ayılmayacaksınız, Şu v''diden, düşman atlıları arkamıza dolaşıp bizi kuşatabilirler. Oklarınızla onları buradan geçirmeyin, çünkü at, oku yeyince ilerleyemez, dedi.(195) Müslümanların karşısında savaş durumu alan müşrik ordusu, sayıca Müslümanların 4 katından daha fazlaydı. Üstelik bunlardan 700'ü zırhlı, 200'ü atlıydı. Müslümanların ise 100 zırhı ve sadece 2 atları vardı. Sağ koluna Uk''şe, sol koluna ise Ebû Mesleme memûr edilmişti. Rasûlullah (s.a.s.) ise ortada bulunuyordu.

Ebû Süfy''n komutasındaki 3000 kişilik müşrik ordusunun sağ kanadına Velid oğlu H''lid, sol kanadına Ebû Cehil'in oğlu İkrime, süv''rilere Ümeyye oğlu Safv''n, okçulara ise Rabîa oğlu Abdullah komuta ediyordu.

Kureyşli kadınlar, Bedir'de ölenler için mersiyeler okuyorlar, defler çalıp şarkılar söyleyerek askerler arasında dolaşıyorlar, onları savaşa teşvik ediyorlardı.

Savaş, o devrin ''deti üzerine müb''reze ile (meydanda teke tek çarpışma ile) başladı. Kureyş'in bayrağını taşıyan Abdüdd''r oğullarından ortaya çıkan 9 kişi birer birer Müslümanlar tarafından öldürüldü.

Rasûlullah (s.a.s.) elindeki kılıcı göstererek:

-Hakkını ödemek şartıyla bu kılıcı kim ister? diye sordu. Ens''rdan Ebû Düc''ne:

-Bunun hakkı nedir, Ya Rasûlallah? diye sordu. Rasûlullah (s.a.s.):

-Eğilip bükülünceye kadar düşmanla savaşmak, diye cevap verdi.

Ebû Düc''ne bu şartla aldığı kılıçla düşman üzerine saldırdı, müşrik safları arasına girdi.(196) Hamza, Ali, sa'd b. Ebî Vakk''s, Ebû Düc''ne gibi kahramanların hücûmlarıyla savaşın ilk anında 20'den fazla ölü veren Kureyş, bozguna uğramış, sağ ve sol kanat geri çekilmiş, def çalarak Kureyşlileri savaşa teşvik eden kadınlar, feryadlar kopararak yüksek tepelere kaçmışlardı. İman kuvveti karşısında sayı ve malzeme üstünlüğü işe yaramamış, müşrikler kaçmağa başlamışlardı.

e) Okçular Yerlerini terkedince

Böylece ilk safhada müslümanlar savaşı kazandılar. Fakat kaçan düşmanı sonuna kadar t''kib etmeden, savaş alanına dağılarak, ganimet (düşmandan kalan malları) toplamağa koyuldular. Ellerine geçen fırsatı yeterince değerlendiremediler. Ayneyn tepesinden durumu seyreden okçular da birbirlerine:

-Burada ne bekliyoruz, savaş bitti, zafer kazanıldı, biz de gidip ganimet toplayalım, dediler.(197) Abdullah b. Cübeyr:

-Arkadaşlar, Rasûlullah (s.a.s.)'in emrini unuttunuz mu? O'ndan emir almadıkca yerimizden ayrılmayacağız... diye ısr''r ettiyse de dinlemediler.(198) Abdullah'ın yanında sadece 8 okçu kaldı.

Düşmanın sağ kanat komutanı H''lid b. Velîd, Rasûlullah (s.a.s.)'in okçularla koruduğu Ayneyn v''dîsinden geçerken Müslümanları arkadan kuşatmayı denemiş, okçular bu geçidi bekledikleri için başaramamıştı. Okçuların buradan ayrıldığını görünce, emrindeki süv''rilerle hücûma geçti. Cübeyr oğlu Abdullah ile 8 s''dık arkadaşını şehit edip, ganimet toplamakla meşgul Müslüman ordusunu arkadan çevirdi. Müşrikler, geri dönüp yeniden hücûma geçtiler. Tepelere çekilen kadınlar da def çalarak aşağıya indiler. Müslümanlar, önden ve arkadan iki hücûmun arasında şaşırıp kaldılar. Savaşı kazanmışken kaybetmeğe başladılar. Birbirlerinden ayrılmış ve dağılmış bir durumda oldukları için, canlarını kurtarma sevd''sına düştüler. (199)

f) Hz. Hamza'nın Şehid Düşmesi

Bedir Savaşı'nda babası Utbe, kardeşi Velîd ve amcası Şeybe'yi kaybetmiş olan Ebû Süfy''n'ın karısı Hind, babasını öldüren Hamza'dan öç almak istiyordu. Hamza'nın karşısında kimse duramadığı için, Cübeyr b. Mut'im'in kölesi ve iyi bir nişancı (atıcı) olan Habeşli Vahşî'ye Hamza'yı öldürdüğü takdirde, büyük menfaatler v''detmiş, efendisi Cübeyr de ''z''d etmeğe söz vermişti.

Vahşî, Hamza'nın karşısına çıkmaya ces''ret edemedi. Bir taşın arkasına gizlenip, Hamza'nın önünden geçmesini bekledi.Hamza ise savaş alanında durmadan sağa sola koşuyor, elinde kılıç önüne gelen müşrikleri tepeliyordu. O gün tam 8 müşrik öldürmüştü. Bunlardan Abdu'l-Uzza oğlu-Sibah'ı öldürdüğü sırada, Vahşî'nin tam önünde bulunuyordu. Vahşî fırsatı kaçırmadı. Habeşlilerin çok iyi kullandığı harbesini (kısa mızrağını) gizlendiği yerden fırlattı; kahraman Hamza'yı kasığından vurarak şehit etti.(200) Hamza'nın ölümünü duyan Hind, koşarak geldi. Karnını yarıp, ciğerini çıkararak dişledi, fakat yutamadı. Vahşi'yi mük''fatlandırdı ve kölelikten kurtardı.

Savaşın en şiddetli anında Hz. Hamza'nın şehit düşmesi, Müslümanlar için büyük kayıp oldu. Es''sen, ansızın önden ve arkadan uğradıkları hücûm sebebiyle ne yapacaklarını şaşırmışlar, bir çok şehid vererek, şuraya buraya dağılmışlardı. Bir ara, Rasûlullah (s.a.s.)'in etrafında s''dece, ikisi muh''cirlerden, yedisi ens''rdan olmak üzere 9 kişi kalmış, bunlar da birer birer şehid düşmüşlerdi.(201)

g) Rasûlullah (s.a.s.)'in Öldüğü Ş''yiası

İbni Kamie el-Leysi adlı bir müşrik, Hz.Peygamber (s.a.s.)'e benzeterek, İsl''m ordusunun sancaktarı Mus'ab b. Umeyr'i şehit etmiş ve Muhammed (s.a.s.)'i öldürdüm, diye il''n etmişti.(202) Bu ş''yia üzerine İsl''m ordusunda panik başladı. Rasûlullah (s.a.s.):

-Ey Allah'ın kulları, bana geliniz,etrafımda toplanınız, diye sesleniyor, fakat kimse O'nu duymuyordu.

Müslümanlar birbirinden habersiz üç fırka olmuşlardı.

l) Rasûlullah şehid olduysa, Allah b''kidir. O'nun yolunda biz de şehit oluruz, diyerek savaşa dev''m edenler. Enes b. Nadr (Enes b. M''lik'in amcası) bunlardandı.Yetmişten fazla yara aldıktan sonra şehid düşmüştür.

2) Rasûlullah (s.a.s.)'in etr''fını çevirip, vücûdlarıyla O'na siper olan, O'nu düşman saldırısına karşı koruyanlar. Bunlar "14" kişi kadardı. Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Hz. Ali, Abdurrahman b. Avf, Talha, Zübeyr, Sa'd b. Ebî Vakkas, Ebû Düc''ne bunlardandır.

3) Rasûlullah şehid olduktan sonra, burada durmanın manası yok, diyerek, savaş alanından ayrılanlar.(203) Bunlardan bir kısmı dağlara çekilmişler, bazıları ise Medine'ye dönmüşlerdi.

Müslümanların bu dağınık durumlarından yararlanan müşrikler, Rasûlullah (s.a.s.)'in yanına kadar sokuldular. Atılan bir taşla Peygamber Efendimizin dudağı yarıldı, dişi kırıldı ve İbni Kamie'nin kılıç darbesiyle yere yıkıldı. Zırhından kopan iki halka yanağına battığından yüzünden de yaralandı.(204)

Ash''b-ı kir''m, savaş alanında Rasûlullah (s.a.s.)'i bir türlü bulamıyordu. Halbuki, Rasûlullah(s.a.s.) bulunduğu yerden hiç ayrılmamıştı. Nih''yet Hz. Peygamber Efendimizi Ka'b b. M''lik gördü ve:

-Ey mü'minler, Rasûlullah (s.a.s.) burada, diye haykırdı. Ka'b'ın sesini duyan Müslümanlar, hemen Rasûlullah (s.a.s.)'in etr''fında toplanarak, müşriklerin saldırılarını durdurdular.(205)

h) Ebû Süfy''n'la Hz.Ömer Arasında Geçen Muh''vere

Müşriklerin saldırıları yavaşlayınca, Peygamber Efendimiz etr''fında toplanmış olan Müslümanlarla Uhud Dağı tepelerinden birine çekildi. Müslümanların bir tepede toplandığını gören Ebû Süfy''n da, onların karşısında başka bir tepeyi işgal etti. Ebû Süfy''n, Peygamberimizin sağ olup olmadığını kesinlike öğrenemediğinden merak içindeydi. Bu sebeple yüksek sesle üç defa:

-İçinizde Muhammed (s.a.s.) var mı? Ebû Bekir varmı? Ömer var mı? diye seslendi. Rasûlullah (s.a.s.) cevap verilmemesini emretmişti. Kimseden ses çıkmayınca, müşriklere dönerek:

-"Görüyorsunuz, hepsi de ölmüş. Artık iş bitmiştir, diye söylendi. Hz. Ömer dayanamadı.

-"Yalan söylüyorsun ey Allah düşmanı, sorduklarının hepsi sağ, hepside burada, diye cevap verdi. Ebû Süfy''n:

-Savaşta üstünlük nöbetledir, bugün biz Bedir'in öcünü aldık, üstünlük bizde... diye gururlandı. Ömer:

-Bizden ölenler Cennet'de, sizinkiler ise Cehennem'de diye cev''p verdi.

-Ya Ömer, Allah aşkına gerçeği söyle. Biz Muhammed (s.a.s.) 'i öldürdük mü?

-Rasûlullah (s.a.s.) sağ ve senin bu sözlerini de işitiyor.

-Ya Ömer, ben senin sözlerine İbni Kamie'nin sözünden daha çok inanırım. Ölülerinize yapılan fen''lıkları ben emretmedim(206), fakat çirkin de görmedim. Gelecek yıl Bedir'de buluşalım, dedi. Hz. Ömer de:

-"İnşallah, diye cevap verdi.(207) Hz. Ömer'le Ebû Süfy''n arasında yapılan bu konuşmadan sonra, müşrikler Uhud'dan ayrıldılar. Onlar, Hz. Muhammed (s.a.s.)'i öldürmek, Medine'yi basıp müslümanları imh'' etmek, müslümanlığı ortadan kaldırmak için Mekke'den gelmişlerdi. Fakat Allah kalblerine korku saldı. Üstünlük kendilerinde olduğu ve Rasûlullah (s.a.s.)'in de sağ bulunduğunu öğrendikleri halde, savaşa devam etmeğe ces''ret edemediler. Tek bir esir bile alamadan, geri döndüler.

l) Uhud Savaşı'ndan Üç Safha

Uhud Savaşı'nda üç safha yaşandı:

İlk safhada Müslümanlar üstün geldiler, 20'den çok düşman öldürerek, müşrikleri bozguna uğrattılar.

İkinci safhada, kaçan müşrikleri kovalamayı bırakıp, kesin sonuç almadan ganimet toplamaya koyulmaları ve Rasûlullah (s.a.s.)'in yerlerinden ayrılmamalarını emrettiği okçu birliğinin görevlerini terketmeleri yüzünden, Müslümanlar 70 şehit vererek mağlup duruma düştüler.

Üçüncü safhada ise, dağılmış olan Müslümanlar, Rasûlullah (s.a.s.)'in etr''fında toplanıp, karşı hücûma geçerek, düşman hücûmunu durdurdular.

Müşriklerin Uhud'dan ayrılmasından sonra Rasûlullah (s.a.s.) şehitleri yıkanmadan, kanlı elbiseleriyle, ikişer üçer defnettirdi.(208) Cen''ze namazlarını ise, bu t''rihten 8 sene sonra kıldı.(209)

2- HAMRÂÜ'L-ESED GAZVESİ

Müşrikler, elde ettikleri üstünlükten yararlanıp Müslümanları imh'' etmeden savaş alanından ayrıldıklarına pişm''n oldular. Aralarında, geri dönüp Medine'yi basmayı konuştular. Rasûlullah (s.a.s.) bu durumdan haberdar olunca, Medineye dönüşünden bir gün sonra, Uhud Savaşı'na katılmış olan ash''bını toplayarak Medine'den 16 km. kadar uzakta "Hamr'''ü'l-Esed" denilen yere kadar müşrikleri takibetti. Gece olunca, burada 500 kadar ateş yaktırdı. Müşrikler, takib edildiklerini öğrenince, korktular; Medine'yi basma düşüncesinden vazgeçerek, süratle Mekke'ye döndüler.(210/1)

3- HİCRETİN ÜÇÜNCÜ YILINDA DİĞER OLAYLAR

a) Rasûlullah (s.a.s.)'in Hz. Hafsa ve Huzeyme Kızı Zeyneb'le Evlenmesi.

Hz. Ömer'in kızı Hafsa'nın ilk eşi Huneys b. Huz''fe, Kureyş ileri gelenlerinden ve Habeşistan'a hicret eden ilk Müslümanlardandı. Sonra Medine'ye hicret etmiş, Bedir ve Uhud Savaşlarına katılmıştı. Uhud Savaşında aldığı bir yaradan, Medine'de vef''t etti.

Hz. Ömer, Rasûlullah (s.a.s.) ile kızı Hafsa'nın evlenmesini şöyle anlatmıştır:

-Hafsa dul kalınca, Osman'a onunla evlenmesini teklif ettim. Hele bir düşüneyim, diye cevap verdi. Sonra kaşılaştığımızda, şu sırada evlenmeyi uygun görmüyorum, dedi. Bunun üzerine Ebû Bekir'e istersen Hafsa'yı sana vereyim, dedim. Ebû Bekir sustu. Müsbet veya menfi cevap vermedi. Ebû Bekir'in susmasına Osman'ın teklifimi geri çevirmesinden daha çok üzüldüm. Keyfiyeti Rasûlullah (s.a.s.)'e arzedince:

-Üzülme y'' Ömer, Hafsa'yı Osman'dan hayırlısı alacak; Osman da Hafsa'dan daha iyisi ile evlenecek(210/2), buyurarak, Hafsa'nın izdiv''cına t''lip oldu; Osman'ı da kızı Ümmü Gülsüm'le evlendirdi. Sonra Ebû Bekir bana rastladığında:

-Sanıyorum, Hafsa'yı bana teklif ettiğinde cevap vermediğime gücenmiştin. Ben Hafsa'yı Rasûlullah(s.a.s.)'in alacağını biliyordum. (Bana bunu söylemişti.) Rasûlullah (s.a.s.)'in sırrını ifş'' etmeyi uygun bulmadağım için sana cevap vermedim. Eğer böyle olmasaydı, teklifini kabûl ederdim, dedi.(211)

Rasûlullah (s.a.s.) Hz. Hafsa ile evlenerek, hem en yakın arkadaşlarından Hz.Ömer'in üzüntüsünü giderdi, hem de Hz. Ebû Bekir gibi Hz. Ömer'i de akrabalık bağı ile kendisine bağlamış oldu. (Şaban 3 H / Ocak 625 M)

Hil''loğullarından Huzeyme kızı Zeyneb, ilk kocasından ayrılmış; Rasûlullah (s.a.s.)'in halasının oğlu olan ikinci kocası Cahşoğlu Abdullah ise, Uhud Savaşı'nda şehid düşmüştü. Zeyneb genç ve güzel değildi, orta yaşlı ve merhametli bir hanımdı. Fakirleri, yoksulları, kimsesizleri gözettiği için, kendisine "Ümmü'l-mes''kin" ünv''nı verilmişti.

Eşinin şehit düşmesiyle himayeye muhtaç kalan bu şefkatli hanımı Rasûlullah (s.a.s.) nik''hladı. Fakat Zeyneb çok yaşamadı, evlenmesinden üç ay kadar sonra vef''t etti.

Rasûlullah (s.a.s.)'in torunu Hz. Hasan da bu yıl Ramazan ortalarında doğmuştur.(212)

b) Rasûlullah (s.a.s.)'in kızı Ümmü Gülsüm'ün Hz. Osmanla Evlenmesi

Hz. Osman, Rasûlullah (s.a.s.)'in ikinci kızı Rukiyye ile evliydi. Rukiyye, Bedir Savaşı esn''sında vef''t etmişti. Bir yıl sonra, Rasûlullah (s.a.s.) Hz. Osman'ı üçüncü kızı Ümmü Gülsüm'le evlendirdi. Rasûlullah (s.a.s.)'in iki kızı ile evlenmiş olduğu için Hz. Osman'a "Zi'n-nûreyn" (iki nûr s''hibi) denilmiştir.

(191) İbnü'l-Esîr, 2/148-149

(192) İbn Hiş''m, 3/66-67; İbnü'l-Esîr, 2/150; Z''dü'l-Me''d, 2/232

(193) İbn Hiş''m, 3/67

(194) Z''dü'l-Me''d, 2/231; İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/150

(195) Bkz. el.Buh''rî, 4/26 ve 5/29; Tecrid Tercemesi, 8/457 (Hadis No: 1269); İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/152

(196) Riy''zü's-Salihin Tercemesi, 1/128, (Hadis No: 91); İbnü'l-Esîr, 2/152

(197) Bkz. Âl-i İmr''n Sûresi, 152

(198) el-Buh''rî, 4/26-27 ve 5/29-30; Tecrid Tercemesi, 8/457-460 (Hadis No: 1269)

(199) İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/154

(200) el-Buh''rî, 5/36,37; Tecrid Tercemesi, 10/216-221 (Hadis No: 1585); İbn Hiş''m, 3/75

(201) Müslim, 3/1415, (Hadis No: 1789)

(202) İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/155; İbn Hiş''m, 3/77

(203) "Muhammed ancak bir peygamberdir. O'ndan önce de bir çok peygamberler gelip geçti. Ş''yet o ölseydi veya öldürülseydi, siz topuklarınız üzerinde gerisin geriye mi dönecektiniz?..." (Âl-i İmran Sûresi, 144)

(204) el-Buh''rî, 5/35; Müslim, 3/ 1416 (Hadis No: 1790); İbn Hiş''m, 3/84; İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/154; Z''dü'l-Me''d, 2/234

(205) İbnü'l-Esîr, 2/157; İbn Hîş''m, 3/88; Z''dü'l-Me''d, 2/235

(206) Kureyşli kadınlar savaş alanının tenhalığından yararlanarak, Bedir'de öldürülen yakınlarının öçlerini almak için şehitlerin kulak ve burunlarını kesmişler, karınlarını yararak ciğerlerini çıkarmışlardı.

(207) Bkz. el-Buh''rî, 4/26 ve 5/30; Tecrid Tercemesi, 8/457 (Hadis No: 1269) Z''dü'l-Me''d, 2/236-238

(208) İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/162; Z''dü'l-Me''d, 2/246

(209) el-Buh''rî, 2/94; Tecrid Tercemesi, 4/655 (Hadis No: 661)

(210/1) İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/164

(210/2) İbn Sa'd, Tabakat, 8/82-83; İbn Hacer, el-İs''be, 8/51, Kahire, 1972; İbn Abdi'l-Berr el-İstîab, 4/1811, Kahire, 1960

(211) el-Buh''rî, 6/130; Tecrid Tercemesi, 10/166 (Hadis No: 1571) ve 11/338- 339 (1803 No. lu hadisin iz''hı); Riy''zü's-s''lihin, 2/98 (Hadis No: 689)

(212) İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/166

samimi

  • Ziyaretçi
Ynt: Peygamber'imizin(S.A.V) Medine Dönemi
« Yanıtla #3 : Şubat 03, 2009, 09:43:03 ÖS »
 1- RACİ' OLAYI (Safer 4 H./ Temmuz 625 m.)

Uhud savaşı'ndan sonra müşriklerin ces''retleri arttığı için Medine'de Müslümanların güvenliği geniş ölçüde sarsıldı. Rasûlullah (s.a.s.) bir taraftan gerekli savunma tedbirleri alıyor, bir taraftan da İsl''m'ı yaymak için her fırsattan yararlanmağa çalışıyordu. Müslümanlığı kabûl edip, dinin hükümlerini ve Kur'an-ı Kerim'i öğrenmek isteyen kabîlelere mürşitler gönderiyordu.

Adal ve Kare kabîlelerinden bir hey'et, Rasûlullah (s.a.s.)'e başvurarak, kabîlelerine Müslümanlığı ve Kur'an-ı Kerim'i öğretecek mürşidler gönderilmesini istediler. Rasûlullah (s.a.s.) bunlara S''bit oğlu Âsım başkanlığında, 10 kişi gönderdi. Yolda, Usfan ile Mekke arasında Raci' suyu yakınlarında Hüzeyl kabîlesi'nden 100 kişilik bir çetenin hücûmuna uğradılar. Mürşitlerden 8'i çarpışarak şehid oldu, 2'si teslim oldu. Zeyd b. Desine ve Hubeyb b. Adiy adlarındaki bu iki z''tı Hüzeyl'liler Mekke'ye götürüp sattılar.(213)

Zeyd'i, Bedir Savaşı'nda öldürülen babası Ümeyye'nin öcünü almak için, Ümeyye oğlu Safvan satın almış, öldürülmesini seyretmek üzere bütün Mekke ileri gelenlerini d''vet etmişti. Ebû Süfy''n Zeyd'e yaklaşarak:

-Doğru söyle, hay''tının kurtarılması için, senin yerine Muhammed (s.a.s.)'in öldürülmesini istemez miydin? demişti.

Zeyd hiç tereddüt göstermeden:

-Asla, Rasûlullah (s.a.s.)'in hay''tı yanında, benim hay''tım hiçtir. Benim kurtulmam için değil O'nun öldürülmesini, Medine'de ayağına bir diken batmasını bile istemem, diye cevap verdi. Bu kuvvetli iman karşısında Ebû Süfy''n:

-Gerçek şu ki,hiç kimse, arkadaşları tarafından Muhammed (s.a.s.) kadar sevilmemiştir, demekten kendini alamadı.

Hubeyb, Uhud Savaşı'nda Âmir oğlu H''ris'i öldürmüştü. Babasının intikamını almak üzere onu da Haris'in kızı satın almıştı. Hubeyb öldürüldüğü esn''da hiç met''netini kaybetmedi. İzin alarak, 2 rek'at namaz kıldı. Ölümden korktu da uzattı, demeyesiniz diye kısa kestim, dedi.(214) O zamandan beri id''m edilen müslümanların, inf''zdan önce namaz kılmaları ''det olmuştur.(215)

Dininden dönersen, serbest bırakacağız, dedikleri zaman:

-Benim için, Müslüman olarak öldürülmek, dinimden dönmekten daha hayırlıdır, diye cevap verdi. Müşrikler tarafından bir direğe asılarak şehid edildi.

Olay. Medine'de duyulunca, Rasûlullah (s.a.s.) ve Müslümanlar son derece üzüldüler. Medine'li Ş''ir Hass''n, Zeyd ve Hubeyb için mersiyeler yazdı. Rasûlullah (s.a.s.)'de:

-"Allah l''yık oldukları cez''yı versin" diyerek, c''nileri Allah'a hav''le etti.

2- MEÛNE KUYUSU FÂCİASI (Safer 4 H./ Temmuz 625 M.)

Necid Şeyhi Ebû Ber'' M''likoğlu Âmir, Medine'ye gelerek Rasûlullah (s.a.s.)'e:

-Eğer Necid Bölgesine bir irş''t hey'eti gönderirseniz, büyük bir kısmının Müslüman olacağını ümüd ediyorum, dedi. Rasûlullah (s.a.s.):

Necid Bölgesi halkına güvenemiyorum, diye cevap verdi. Ebû Ber'', mürşitlerin hayatı için kabîlesi adına kesin temin''t verdiğinden, Rasûlullah (s.a.s) Ebû Ber'''nın kardeşinin oğlu Âmir b. Tufeyl'e bir mektup yazdırarak, Münzir b. Amr'ın başkanlığında 70 kişilik bir hey'eti Necid Bölgesine gönderdi. Bunların hepsi de Suffe ash''bındandı. Kafile Medine'den 4 konak uzaklıkta Meûne Kuyusu (Bi'r-i Meûne) denilen yere varınca, içlerinden Har''m b. Milh''n ile Rasûlullah (s.a.s.)'in mektubunu Âmir b. Tufey'le gönderdiler. Âmir mektubu bile okumadan Har''m'ı şehid etti. Hey'etin tamamını öldürmek üzere kabîlesini (Âmiroğulların'ı) teşvik ettiyse de onlar "Biz Ebû Ber'''nın em''n ve sözünü ayaklar altına alamayız", diyerek ona uymadılar. Âmir b. Tufeyl Süleym Kabîlesi'ne mensûp Usayye, Rı'l, Zekv''n ve Lihy''noğuları ile Har''m b. Milh''n'ın dönmesini beklemekte olan mürşitler üzerine hücum etti. Hepsi şehid oldu. İçlerinden yalnızca Ka'b b. Zeyd yaralı olarak kurtulmuştu. O da Hendek Savaşı'nda şehid oldu.

Rasûlullah (s.a.s.)'i, Cibrîl bu f''ciadan haberdar etti. Seriyyedeki bütün ash''bın Rablarına kavuştular, Allah onlardan r''zı oldu... diye bildirdi. Rasûlullah (s.a.s.) bu f''ciadan son derece elem duydu. Tam 40 sabah Rı'l, Zekv''n, Usayye ve Lihyanoğulları için beddu'' etti.(216)

Amr b. Ümeyye ise, olay esn''sında develeri otlatmakla görevli olduğu için esir düşmüş, sonra kurtulmuştu. Medine'ye dönerken, iki Necidliye rastladı. Şehid edilen arkadaşlarının öcünü almak için bunları uyurken öldürdü. Halbuki bunlar, müslümanların him''yesinde olan Âmir oğullarındandı. Bu sebeple bunların ''ilelerine diyetleri (kan bedelleri) ödendi.

3- NADÎROĞULLARI GAZVESİ (Rabiulevvel 4 H./Ağustos 625 M.)

Benî Nadîr Yahûdîleri Medine'ye iki saatlik bir mes''fede oturuyorlardı. Aralarındaki anlaşma gereğince, Müslümanların ödedikleri diyete, Yahudî kabîlelerinin de katılması gerekiyordu. Âmir oğullarından, Amr b. Ümeyye'nin yanlışlıkla öldürdüğü iki kişinin diyeti ödenecekti. Rasûlullah (s.a.s.) yanına ash''bından 10 kişi alarak, diyetten paylarına düşeni istemek üzere Nadîroğulları yurduna gitti. Yahudîler, Rasûlullah (s.a.s.)'in teklifini kabul etmiş göründüler, fakat ayaklarına kadar gelişini fırsat sayarak, Rasûlullah (s.a.s.)'e sû-i kast yapmayı planladılar.

Bir evin gölgesinde oturmakta olan Hz. Peygamber (s.a.s.)'in üzerine, evin saçağından bırakacakları büyük bir taşla O'nu öldürmek istediler.(217)

Cen''b-ı Hakk, peygamberini Yahûdîlerin hazırlığından haberdar etti. Rasûlullah (s.a.s.) oradan ayrılıp Medine'ye döndü. Yahûdîlerin tuzağını ash''bına bildirdi. Bu davranışlarıyla Nadîroğulları anlaşmayı bozmuşlardı. Rasûlullah (s.a.s.), Muhammed b. Mesleme'yi bunlara göndererek 10 gün içinde Medine'yi terk etmelerini, 10 günden sonra kim kalırsa boynunu vuracağını kendilerine bildirdi. Yahûdîler yol hazırlığına başladılar. Fakat, münafıkların başı Übeyyoğlu Abdullah:

-"Medine'den çıkmayın, biz size yardım ederiz, Kurayzaoğulları da yardım edecek, diye gizlice haber gönderdi. (218) Bu sebeple Nadîroğulları yol hazırlığından vazgeçip kendilerini savunmaya karar verdiler.

Rasûlullah (s.a.s.) Rabiulevvel'de Nadîroğulları yurdunu kuşattı. Nadîroğulları bir yıllık yiyeceklerini depo ettikleri kalelerinin sağlamlığına güveniyorlard.(219) Kuşatma, 15-20 gün sürdü. Savaş sokaktan sokağa, evden eve atlayarak dev''m etti. Rasûlullah (s.a.s.) Yahûdîlere siper olan, savaşı zorlaştıran hurma ağaçlarını kestirdi.(220)

Nadîroğulları, mün''fıklardan da, Kurayzaoğullarından da bekledikleri yardımı görmediler. Muh''saranın kaldırılması için em''n dilediler. Ber''berlerinde götürebildikleri kadar mal ile Medine'den çıkmalarına izin verildi. 600 deve yükü eşya ile Medine'den ayrıldılar. Bir kısmı Şam'a, bir kısmı Filistin'e göç etti. Sel''m, Kin''ne ve Huyey ismindeki reisleri ise Hayber'e sığındılar. Üzüntülerini belli etmemek için, şarkılar söyleyip, defler çalarak Medine'den ayrıldılar. Bunlar daha sonra Hendek Savaşı'nı hazırladılar.

50 zırh, 50 miğfer, 340 kılıç ve diğer bazı mallar ganimet olarak Müslümanlara kaldı. Rasûlullah (s.a.s.) bu ganimetleri muh''cirlere ve yoksullara dağıttı.(221)

Uhud Savaşı'ndan sonra Müslümanların itib''rı sarsılmıştı. Nadîroğulları'nın Medine'den çıkarılmasıyla, Medine civ''rındaki müşrik kabîleleri arasında Rasûlullah (s.a.s.) 'in nüfûzu tekrar kuvvetlenmiş oldu.

4- RASÛLULLAH (S.A.S.)'İN HZ. ÜMMÜ SELEME İLE EVLENMESİ

Asıl adı Hind olan Ümmü Seleme, Ebû Ümeyye el-Mahzûmî'nin kızıdır. İlk kocası Ebû Seleme Abdullah b. Abdülesed, Abdülmüttalib'in kızı Berre'nin oğlu olup, Rasûlullah (s.a.s.)'in halaz''desi idi. Kocası ile birlikte Habeşistan'a hicret etmiş, ilk çocuğu Seleme orada doğmuştu.

Ümmü Seleme'nin ilk eşi Ebû Seleme, Uhud Savaşı'nda aldığı yara sebebiyle vef''t etti. Rasûlullah (s.a.s.) Ebû Seleme'yi çok severdi. Vef''tından sonra dört çocuğu ile kimsesiz ve him''yesiz kalan eşi Ümmü Seleme'yi nik''hlayarak him''yesi altına aldı. Ümmü Seleme, fazilet ve olgunluk yönünden Hz. Aişe'den sonra Ezv''c-ı t''hir''tın en üstünüydü. Ezv''c-ı t''hir''t içinde en son vef''t eden, Ümmü Seleme olmuştur. Hicretin 59'uncu yılı 84 yaşında vefat etmiş, Baki kabristanına defnedilmiştir.

5-İÇKİ VE KUMARIN HARAM KILINMASI

Mekke devrinde içki ve kumar yasaklanmış değildi. Müslümanlardan da içki içen ve kumar oynayanlar vardı. Rasûlullah (s.a.s.) bunlara ses çıkarmıyordu. İçki ve kumarın yasaklanması birden bire değil, tedricen olmuştur.

İçki ile ilgili Kur'''n-ı Kerîm'de 4 ''yet vardır. Mekke'de inen ilk ''yetde:

"Hurma ve üzüm ağaçlarının meyvelerinden içki yapar, güzel bir rızık edinirsiniz", (en-Nahl Sûresi, 67) buyrulmuş, içki yasaklanmamıştır. Medine devrinde Hz Ömer ve Mu''z gibi bazı sah''be:

-Ey Allah'ın Rasûlü, içki hakkında bize yol göster, çünkü şarab aklı gideriyor, diye Rasûlullah (s.a.s.)'e baş vurdular: Hicretin 4'üncü yılı Şevv''l ayında:

"Sana içki ve kumarı soruyorlar. De ki: Bunlar da hem büyük günah, hem de insanlara bazı yararlar var, fakat günahları menfaatlerinden daha büyük..." (el-Bakara Sûresi, 219) anlamındaki ''yet indi. İçkiyi ilk yasaklayan ''yet bu oldu. Fakat bu ''yetle içki kesinlikle yasaklanmadığından, "günahı var" diye bırakanlar olduğu gibi, "faydası da var" diye eskisi gibi içenler de vardı.

Abdurrahman b. Avf'ın verdiği bir ziy''fette d''vetliler içki de içmişlerdi. Akşam namazında cem''te im''m olan z''t "el-K''firûn Sûresi"ni sarhoşluk sebebiyle yanlış okudu. Âyetlerin anlamları değişti. Bunun üzerine:

"Ey inananlar, ne söylediğinizi bilecek duruma gelmedikçe, sarhoş iken namaza yaklaşmayın," (en-Nis'' Sûresi, 43) anlamındaki ''yet indi.

Bir müddet sonra Ensardan M''lik oğlu Itb'''nın ziy''fetinde d''vetliler sarhoş oldular. Sa'd b. Ebî Vakkas bir şiir okuyarak kendi soyunu övdü, ens''rı ise yerdi. Ens''rdan bir z''t da, sofrada yedikleri devenin çene kemiğini Sa'd'a vurup başını yardı. Sa'd, Hz. Peygamber (s.a.s)'e şik''yette bulundu. O zaman:

"Ey İnananlar, içki, kumar, tapınılmak için dikilmiş taşlar (putlar), fal okları, ancak şeytanın işinden birer pisliktir. Bunlardan uzak durun ki, kurtuluşa eresiniz..." (el-M''ide Sûresi, 90) anlamında inen ''yetle içki ve kumar kesinlikle yasaklandı. Rasûlullah (s.a.s) bu yasağı hemen il''n ettirdi. Bütün Müslümanlar içkiyi bıraktılar. Evlerinde, dükk''nlarında bulunan bütün içkileri sokaklara döktüler.

Rasûlullah (s.a.s) Efendimiz içkiyle ilgili olarak:

"Sarhoş edici bütün içkiler haramdır." (Müslim,3/ 1575-1576; et-T''c, 3/141).

"Çoğu sarhoşluk veren içkinin azı da haramdır" buyurmuştur. (İbn M''ce, es-Sünen, 2/l124 Hadis No: 3392;et-T''c 3/142)

"İçki, bütün kötülüklerin anasıdır." (Keşfü'l Haf'', l/382 (Hadis No: 1225, Beyrut 1351) buyurmuştur.

(191) İbnü'l-Esîr, 2/148-149

(192) İbn Hiş''m, 3/66-67; İbnü'l-Esîr, 2/150; Z''dü'l-Me''d, 2/232

(193) İbn Hiş''m, 3/67

(194) Z''dü'l-Me''d, 2/231; İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/150

(195) Bkz. el.Buh''rî, 4/26 ve 5/29; Tecrid Tercemesi, 8/457 (Hadis No: 1269); İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/152

(196) Riy''zü's-Salihin Tercemesi, 1/128, (Hadis No: 91); İbnü'l-Esîr, 2/152

(197) Bkz. Âl-i İmr''n Sûresi, 152

(198) el-Buh''rî, 4/26-27 ve 5/29-30; Tecrid Tercemesi, 8/457-460 (Hadis No: 1269)

(199) İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/154

(200) el-Buh''rî, 5/36,37; Tecrid Tercemesi, 10/216-221 (Hadis No: 1585); İbn Hiş''m, 3/75

(201) Müslim, 3/1415, (Hadis No: 1789)

(202) İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/155; İbn Hiş''m, 3/77

(203) "Muhammed ancak bir peygamberdir. O'ndan önce de bir çok peygamberler gelip geçti. Ş''yet o ölseydi veya öldürülseydi, siz topuklarınız üzerinde gerisin geriye mi dönecektiniz?..." (Âl-i İmran Sûresi, 144)

(204) el-Buh''rî, 5/35; Müslim, 3/ 1416 (Hadis No: 1790); İbn Hiş''m, 3/84; İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/154; Z''dü'l-Me''d, 2/234

(205) İbnü'l-Esîr, 2/157; İbn Hîş''m, 3/88; Z''dü'l-Me''d, 2/235

(206) Kureyşli kadınlar savaş alanının tenhalığından yararlanarak, Bedir'de öldürülen yakınlarının öçlerini almak için şehitlerin kulak ve burunlarını kesmişler, karınlarını yararak ciğerlerini çıkarmışlardı.

(207) Bkz. el-Buh''rî, 4/26 ve 5/30; Tecrid Tercemesi, 8/457 (Hadis No: 1269) Z''dü'l-Me''d, 2/236-238

(208) İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/162; Z''dü'l-Me''d, 2/246

(209) el-Buh''rî, 2/94; Tecrid Tercemesi, 4/655 (Hadis No: 661)

(210/1) İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/164

(210/2) İbn Sa'd, Tabakat, 8/82-83; İbn Hacer, el-İs''be, 8/51, Kahire, 1972; İbn Abdi'l-Berr el-İstîab, 4/1811, Kahire, 1960

(211) el-Buh''rî, 6/130; Tecrid Tercemesi, 10/166 (Hadis No: 1571) ve 11/338- 339 (1803 No. lu hadisin iz''hı); Riy''zü's-s''lihin, 2/98 (Hadis No: 689)

(212) İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/166

(213) Bkz-el-Buh''rî, 5/40; İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/167

(214) Bkz. el-Buh''rî, 5/41

(215) İbn'ül-Esîr, a.g.e., 2/168; Tafsil''t için bkz. Riy''zü's-Salih'in, 3/97-101, (Hadis No: 1538)

(216) el-Buh''rî, 3/204 ve 5/41-42; Tecrid Tercemesi, 8/305, (Hadis No : 1183)

(217) İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/173

(218) Bkz. el-Haşr Sûresi, 11

(219) Bkz. el-Haşr Sûresi, 2

(220) Bkz. el-Haşr Sûresi, 5; el-Buh''rî, 5/ 23; Tecrid Tercemesi, 10/175 (Hadis No: 1576)

(221) İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/174; T''rih-i Din-i İsl''m, 3/215

samimi

  • Ziyaretçi
Ynt: Peygamber'imizin(S.A.V) Medine Dönemi
« Yanıtla #4 : Şubat 03, 2009, 09:44:01 ÖS »
 1- BENÎ MUSTALIK GAZÂSI (MÜREYSİ' SAVAŞI)

(2 Şab''n 5 H./17 Aralık 626 M.)

Mustalikoğulları Huz''a kabilesindendir. Necid bölgesinde, Medine'ye 9 günlük bir yerde yerleşmişlerdi. Müslümanlarla iyi geçiniyorlardı. Fakat, Kureyşlilerin teşvikiyle kabîle reisi Ebû Dır''r oğlu H''ris çevrede yaşayan bedevi kabîlelerle birleşerek Medine'ye baskın için hazırlığa başladı. Rasûlullah (s.a.s) durumu öğrenince, Medine'de Zeyd b. H''rise'yi kaymakam bıraktı. 30'u atlı, 1000 kişilik bir kuvvetle Benî Mustalık üzerine yürüdü. (2 Şab''n 5 H./17 Aralık 626 M.)

Bedevîler, Müslümanların üzerlerine geldiğini duyunca, korkup dağıldılar. H''ris'in etrafında s''dece kendi kabilesi kaldı.

Benî Mustalık Müreysi' suyu yanında toplanmış henüz hazırlıklarını tamamlayamamıştı. Müslüman olmaları teklif edildi, kabûl etmediler. Fakat Müslümanların düzenli hücûmlarına karşı duramayıp bir saat içinde dağıldılar.

Savaş sonunda, Müslümanlardan bir kişi şehid oldu, müşrikler ise 10 ölü verdiler. Ayrıca, Müslümanlar ganimet olarak 700 esir, 5000 koyun, 2000 deve ele geçirdiler.

2- RASÛLULLAH (S.A.S.)'IN CÜVEYRİYE İLE EVLENMESİ

Esirler arasında, kabile reisi H''ris'in kızı Cüveyriye de vardı. Kocası Safvan oğlu Müs''fî savaşta ölmüş, kendisi de esir düşmüştü. Ganimetlerin taksiminde, S''bit b. Kays'ın payına ayrılmıştı. Babası H''ris, Peygamber (s.a.s)'e başvurarak kızının şerefinin korunmasını istedi.

Hz. Peygamber (s.a.s), Cüveyriye'nin bedelini S''bit b. Kays'a ödeyerek onu serbest bıraktı. Cüveyriye kabîlesine dönmedi, kendi isteği ile Rasûlullah (s.a.s)'la evlendi. Bunun üzerine ash''b:

-"Rasûlullah (s.a.s)'in eşinin yakınları esir tutulmaz" diyerek ellerindeki bütün esirleri serbest bıraktılar. Bu sebeple Hz.Âişe:

-Kavmi için, Cüveyriye kadar hayırlı başka bir kadın bilmiyorum, demiştir.(222/1)

Görüldüğü üzere Peygamber (s.a.s) Efendimizin Cüveyriye ile evlenmesinin amacı siy''sî idi. Bu evlilik sebebiyle,bütün esirler fidye ödemeden serbest bırakıldılar. Mustalıkdğulları daha sonra toptan Müslüman oldu.

3- TEYEMMÜMÜN MEŞRÛ KILINMASI

Rasûlullah (s.a.s) her sefere çıkışında, aralarında kur'a çekerek hanımlarından birini yanında götürürdü. Benî Mustalık Gaz''sında, Hz. Âişe'yi götürmüştü. Dönüşte, bir gece konak yerinden hareket edileceği sıra Hz. Âişe'nin gerdanlığının kaybolduğu anlaşıldı. Rasûlullah (s.a.s), aranmasını emretti, bu yüzden hareket gecikti. Derken sabah namazı vakti oldu. Oysa abdest için yanlarında yeterli su yoktu. Zamanında hareket edilebilseydi, su başına yetişilecekti. Namaz vakti çıkacak, diye herkes tel''ş içindeydi. Hz. Ebû Bekir, bu h''le sebep olan kızı Âişe'yi azarlamış hatta hırpalamıştı. İşte Müslümanlar böyle bir sıkıntı içindeyken, su bulunmadığında temiz toprakla teyemmüm yapılacağını bildiren ''yet indi.(222/2) Müslümanlar son derece sevindiler, hemen teyemmüm yaparak namazlarını kıldılar.

Hareket edileceği sırada, gerdanlık bulundu. Hz.Âişe'nin çökmüş olan devesinin altında kalmıştı.(223)

4- İFK (İFTİRA) OLAYI (224)

Mureysi' Savaşı dönüşünde, bir konaklama sırasında Hz Âişe kaz''-i h''cet için mahfesinden* çıkarak, konaklama yerinden uzaklaşmıştı. Bu sırada Yemen boncuğundan yapılmış gerdanlığı düşmüş, onu ararken gecikmişti. Dönüşünde, kafileyi yerinde bulamadı. O'nu mahfesinde sandıkları için, beklemeyip hareket etmişlerdi.

Hz. Aişe, -mahfede olmadığım anlaşılınca,- beni ararlar, diye olduğu yerde beklerken, arkadan askerin bıraktığı şeyleri toplamakla görevlendirilen Safv''n b. Muattal geldi. Hz. Âişe'yi görünce, devesini çöktürdü; Hz.Âişe bindi. Safv''n deveyi önünden çekerek ilerledi. Öğle sıcağında başka bir konak yerinde kafileye yetiştiler.

Mün''fıklar bu olayı fırsat bildiler. Hz. Âişe tam''men örtülü olduğu ve Safv''n ile aralarında konuşma bile geçmediği halde, Hz. Âişe'nin iffetine iftir'' etmekten çekinmediler. Rasûlullah (s.a.s) son derece üzüldü. Hz. Âişe kederinden hastalandı. Sonunda masûm olduğu ''yetle bildirildi.(225) İftir''cılara da "hadd-i kazf"(iffetli kimselere iftira cez''sı) uygulandı. Her birine 80'er deynek vuruldu.(226)

5- HENDEK SAVAŞI (Şevval 5 H./ Şubat 627 M.)

Mü'minler, müttefik düşman birliklerini

gördüklerinde, "İşte Allah ve Rasûlünün

bize v''dettiği şey budur. Allah ve Peygamber doğru söylemiştir" dediler. Bu, onların im''n ve teslimiyetlerini artırmaktan başka bir şey yapmadı."

(el-Ahz''b Sûresi, 22)

Bir taraftan karşı tarafa geçmeyi engelleyen derin ve uzun çukara"hendek" denir. Medine'yi savunmak üzere, çevresine hendek kazıldığı için bu savaşa, "Hendek Gazvesi" denildiği gibi, bir çok müşrik ve Yahûdî kabîlesi, Müslümanlara karşı birleştiği için" Ahz''b Harbi" de denilmiştir.

"Ahz''b", "hızb" kelimesinin çoğuludur. Hizb, aynı düşünce, inanç ve kanaatı paylaşan insan topluluğu demektir.

a) Yahûdîlerin Müşriklerle İşbirliği

Medine'den sürülen Benî Nadîr Yahûdîlerinin reisleri, Hayber'e sağınmışları. Müslümanlardan öc almak istiyorlardı. Başta Ahtaboğlu Huyey olmak üzere, 20 kadar Yahûdî lideri 70 kişilik bir hey'et ile Mekke'ye gittiler.

-Müslümanlar gün geçtikçe kuvvetleniyor. Onlara kırşı birlikte hareket etmeliyiz. Biz savaş için hazırız. Medine'deki Benî Kurayzalı kardeşlerimiz de savaşta Müslümanları arkadan vuracak... diye müşriklere işbirliği teklif ettiler. Kendileri "ehl-i kitab" ve tek tanrı inancında oldukları halde, putperest müşriklere hoş görünmek için:

-"Sizin tuttuğunuz yol, (sizin dininiz) Müslümanlarınkinden daha doğru..."(227) dediler. Daha sonra Mekke dışındaki Gatafan, Esed, Kin''ne, Süleym, Fez''re, Mürre, Eşca ve Eslem... gibi bedevi Arap kabileleriyle görüştüler. Hayber'in bir yıllık hurma mahsûlünü vermeği va'd ederek, onların da savaşa katılmalarını sağladılar.

Mekke'liler 300'ü atlı, 1500'ü develi 4000 kişilik bir kuvvet hazırladılar. Mekke dışındaki bedevî kabîlelerin katılmasıyla ordunun sayısı 10 bine ulaştı. Şimdiye kadar böyle bir kuvvet toplanmamıştı. Medine'yi basıp Müslümanlığı yok edeceklerdi. Ordunun başkomutanı Ebû Süfy''n idi.

b) Medine Çevresine Hendek Kazılması

Rasûlullah (s.a.s.) Mekke'deki hazırlıkları, Kureyş ordusu henüz hareket etmeden haber aldı. Ash''bını toplayarak, bu korkunç saldırıya nasıl karşı koyacaklarını istiş''re etti. Müz''kere sırasında, aslen İranlı olan Selm''n (Selm''n-ı F''risî):

-Y'' Rasûlallah, İran'da düşman saldırısından korunmak için, şehrin etr''fına, hendek kazarlar. Biz de öyle yapalım, dedi.

Es''sen Medine'nin üç tarafı, evlerin yüksek dış duvarları, yalçın kayalıklar ve sık hurmalıklarla çevrilmişti. Düşman saldırısına karşı, sadece kuzey yönü açıktı. Bu tarafa da, düşmanın geçemeyeceği derinlikte bir hendek kazılırsa, savunma kolaylaşırdı.

Arablarca bilinmeyen bu savunma şekli uygun görüldü. Saldırıya elverişli olan kuzey tarafda hendek kazılacak yer iş''retlendi.

Rasûlullah (s.a.s.), ash''bını 10'ar kişilik gruplara ayırdı. Her grubun kazacağı kısmı belirledi. Mevsim kış, hava soğuktu. Esen rüzg''r, hendekte çalışanların ellerini ayaklarını ''deta donduruyordu. Medine'de kıtlık vardı. Müslümanlar üç gün bir şey yemeden aç çalıştılar.* Rasûlullah (s.a.s.) bile açlıktan karnı üzerine taş bağlamıştı.(228) Ash''bla birlikte Hz. Peygamber (s.a.s.) bizz''t toprak kazıyor, açlığa, soğuğa, yorgunluğa karşı gayretlerini artırıcı sözler söylüyordu. Bir ara, sert bir kaya çıkmış, kimse parçalayamamıştı. Rasûlullah (s.a.s.) hendeğe indi, ilk vuruşta, kayanın üçte biri koptu. Hz. Rasûlullah (s.a.s.):

-All''hü Ekber, bana Şam'ın anahtarları verildi. Şu anda Şam'ın kırmızı köşklerini görmekteyim, dedi. İkinci vuruşta kayanın yarısı daha koptu. Rasûlullah (s.a.s.):

-All''hü Ekber, bana Fars ülkesinin anahtarları verildi. Şu anda, Kisr''nın beyaz köşklerini görmekteyim, buyurdu. Üçüncü darbede kaya, tam''men parçalandı. Rasûl-i Ekrem (s.a.s.):

-All''hü Ekber, bana Yemenin anahtarları verildi. Şimdi ben San'a'a'nın kapılarını görüyorum, buyurarak bütün bu ülkelerin pek yakında Müslümanların olacağını müjdeledi.(229) Mün''fıklar, Rasûlullah (s.a.s.)'in bu müjdelerini, hayal sayıyorlardı.

"Münafıklar ve kablerinde hastalık olanlar: Allah ve Rasûlü bize s''dece kuru vaadlerde bulundular, diyorlardı." (Ahz''b Sûresi, 12)

Açlığa, soğuğa ve her türlü sıkıntıya rağmen, yaklaşık 5,5 km, uzunlukta bir atın karşıya sıçrayamayacağı genişlik ve derinlikte kazılan hendek, düşman gelmeden önce, iki hafta içinde tamamlandı.

c) Müşriklerin Medine'yi Kuşatması

Müşrikler, Medine önünde, şimdiye kadar benzerini görmedikleri derin bir hendekle karşılaşınca, şaşırdılar. Bir hamlede Medine'yi alt üst edip, Müslümanları yok edeceklerini hay''l etmişlerdi. Bunun kolay olmayacağını gördüler. Hendek boyunca, aşağı-yukarı ilerlediler, geçecek bir yer bulamadılar. Sonunda, Kureyşliler hendeğin batı kısmına, Bedevî kabîleler de doğu kısmına kararg''h kurdular. Böylece Medine'yi kuşattılar. (Şevv''l 5 H./Şubat 627M.)

d) Sıkıntılı Günler

10 bin kişlik müşrik ordusu karşısında, Müslümanların sayısı 3 bin kadardı.Yalnızca 36 atları vardı. Önlerinde hendek, arkalarında ise Sel` Dağı bulunuyordu. Ancak Benî Kurayza anlaşmayı bozar da müşriklerle işbirliği yaparsa, Müslümanlar çok tehlikeli bir duruma düşeceklerdi. Bu takdirde, Müslümanlar Hendek önünde düşmanla uğraşırken, Yahûdîlerin Medine'yi basıp, kadınları ve çocukları kılıçtan geçirmeleri mümkündü.

Karşılıklı ok ve taşların atılmasıyla başlayan kuşatma, aralıksız 27 gün sürdü. Müslümanlar açlık ve sef''let içinde, zor ve sıkıntılı günler geçirdiler. Savaşın en tehlikeli bir ''nında, Benî Nadir Reisi Ahtab oğlu Huyey'in teşvikiyle Benî Kurayza Yahûdîleri de anlaşmayı bozup, müşriklerle işbirliğine başladılar. Rasûlullah (s.a.s.)'in nasihat için kendilerine gönderdiği Evs kabilesi Reisi Sa'd b. Mu''z'ı dinlemediler. Düşmanlıklarını açıkça bildirdiler.

Müslümanlar, hendek önünde 10 bin kişilik müşrik ordusuna karşı durmağa çalışırken, bir yandan da, Medine'yi Yahûdîlerin baskınından korumak zorunda kaldılar. Böyle tehlikeli bir anda, mün''fıklar da bozgunculuğa başladılar. Hem savaşı bıraktılar, hem de askerin m''neviy''tını sarsıcı propaganda yaptılar.(230)

Kuşatmanın uzayıp gitmesi, müşrikleri de usandırdı. Mevsim kış, havalar soğuktu. Es''sen onlar, böyle günlerce sürecek bir kuşatma için değil, bir kaç saatte sonuca ulaşılacak bir zafer için gelmişlerdi. İşi bir an önce bitirmek için bütün güçleriyle genel bir hücûma geçtiler. Bir taraftan Müslümanların üzerine ok yağmuru yağdırırken içlerinden (Dır''r, Cübeyre, Nevfel, Amr b. Abdivedd gibi) bir kaç tanesi de, elverişli bir yerden atlarıyla hendeği geçtiler. Bunların her biri, Araplar arasında bin kişiye denk sayılıyordu. En meşhûrları olan Amr b. Abdivedd müb''reze sonuda Hz. Ali tarafından öldürüldü; diğerleri kaçtılar. Nevfel kaçarken hendeğe düştü ve Hz. Ali'nin kılıcıyla can verdi.

Ertesi gün, savaşın en çetin günü oldu. Bir taraftan müşrikler, diğer taraftan Benî Kurayza Yahûdîleri hücûma geçtiler, aralıksız akşama kadar ok yağmurunu sürdürdüler. Rasûlullah (s.a.s.) ve Müslümanlar, o gün namaz kılmak için bile fırsat bulamadılar. Öğle, ikindi ve akşam namazlarını, yatsıdan önce, tek ezanla, tertip üzere kaz'' ettiler.(231)

e) Harb Hiledir

Gatafan Kabilesinden Nuaym b. Mes'ûd, bu sırada müslüman olmuştu. Bundan kimsenin haberi yoktu. Rasûlullah (s.a.s.)'la gizlice görüşerek, müşriklerle Yahûdîlerin arasını açmak için izin istedi. Rasûlullah (s.a.s.):

-Harp hiledir*, yapabilirsen yap, buyurdu. Nuaym önce Benî Kurayza'ya gitti.

-Benim size olan dostluğumu bilirsiniz. Sizin için endişe ediyorum. Mekkeliler bu işten usandı, bırakıp giderlerse, Müslümanlar karşısında yapayalnız kalacaksınız. O zaman h''liniz nice olur? Onlardan bir kaç rehin isteyin, aksi halde yardım etmeyin... dedi. Sonra Ebû Süfy''n'a geldi:

-Duydun mu, Benî Kurayza anlaşmayı bozduğuna pişman olmuş. Sizi bırakıp giderler diye, Müslümanlarla yeniden anlaşmaya başlamış. Sizden rehin alıp, onlara teslim etmeği vadetmiş, dedi. Ebû Süfy''n es''sen Yahûdîlere pek güvenemiyordu. Ertesi gün, denemek için Yahûdîlerden yardım istedi. Yahûdîler hemen rehin istediler. Ebû Süfy''n isteklerini kabûl etmeyince, her iki taraf da:

-Nuaym doğru söylemiş, dediler. Aralarında güven kalmadı. (232)

f) Rasûlullah (s.a.s.)'in Du''sı ve Kuşatmanın Sona Ermesi

Rasûlullah (s.a.s.), o sıkıntılı gün:

-Allah'ım, ey Kur'''n'ı indiren ve hes''bı tez gören Rabbım; Şu Arap kabîlelerini dağıt, topluluklarını boz, iradelerini sars. (233) diye du'' etti. Du''sı bitince, Rasûlullah (s.a.s.)'in yüzünde sevinç eseri görüldü. Rabb'ımın yardım va'dini size müjdelerim, buyurdu. İşte o akşam, ''yet-i celîle ve hadis-i şerifte bildirilen "sab'' rüzg''rı" esmeğe başladı.(234) Fırtına ve kasırga çadırları söküp uçurdu, yemek kazanları devrildi, ocaklar söndü, develer ve atlar birbirine karıştı. Müşriklerin ağızları, burunları, gözleri toz-toprakla doldu. Kararg''hları alt üst oldu. Ortalığı dehşet kapladı. Neye uğradıklarını bilemediler.

Müşriklerin m''neviy''tı iyice bozulmuştu. İçlerine korku düştü. Uzun süren ve hiç bir sonuç alınamayan kuşatmadan usanıp bezmişlerdi. Ebû Süfy''n:

-"Ben dönüyorum, siz de gelin, diyerek devesine bindi. Mekke'nin yolunu tuttu. Diğerleri de onu izlediler.

Panik pek ''ni ve şuursuzca olmuştu. Bu yüzden, müşrikler pek çok techiz''t, gıda maddesi ve eşyayı toplayamadan çekildiler. Sabah olunca, Müslümanlar düşmandan kalan eşy''yı ve sağa-sola dağılan develeri toplayıp ordug''hlarına getirdiler. Ebû Süfy''n'ın Yahûdîlerden aldığı 20 deve yükü hurma da ele geçen ganimetler arasındaydı. Böylece, Müslümanlar hem kuşatmadan, hem de açlık sıkıntısından kurtuldular.

Kur'an-ı Kerîm'de bu durum şöle anlatılmaktadır:

"Ey inananlar, Allah'ın size olan nimetlerini hatırlayın. Üzerinize ordular gelmişti, Biz de onların üzerine rüzg''r ve sizin göremediğiniz ordular (Melekler) göndermiştik." (el-Ahz''b Sûresi.9)

"Allah, k''firleri hiçbir zafer elde edemeden, kin ve öfkeleriyle geri çevirdi. Savaşta mü'minlere Allah'ın yardımı yetti. Allah yeg''ne kuvvetli ve galib olandır." (el-Ahz''b Sûresi, 25)

Bu savaşta, müşriklerden 4 kişi ölmüş, Müslümanlardan 5 kişi şehid düşmüştür. Savaştan sonra Rasûlullah (s.a.s.):

-"Bundan sonra sıra bizde. Müşrikler artık üzerimize gelemeyecek, biz onların üzerine gideceğiz." buyurdu.(235) Gerçekten de öyle oldu.

6- KURAYZAOĞULLARI GAZVESİ (Zilkade 5 H,/Mart 627 M.)

a) Savaşın Sebebi

Rasûlullah (s.a.s.) Medine'deki Yahûdî kabîleleriyle ayrı ayrı anlaşmalar yapmıştı. Bunlardan Kaynuka ve Nadîroğullarının, anlaşma hükümlerine uymadıkları için Medine'den çıkarıldıklarını daha önce görmüştük. Kurayza oğulları ise, Uhud Savaş'ından sonra anlaşmayı yeniledikleri için yerlerinde kalmışlardı.

Hendek Savaşında, Benî Kurayza Yahûdîleri önce anlaşmaya bağlı kaldılar. Hendek kazılırken, kazma, kürek gibi ''letler vererek Müslümanlara yardımcı oldular. Ancak, savaşın en tehlikeli bir ''nında, Benî Nadîr Reisi Huyey b. Ahtab'ın teşvikiyle anlaşmayı bozdular. Müslümanlarla birlikte Medine'yi savunmaları gerekirken, müşriklerle birlikte, Müslümanlara karşı savaşa girdiler.(236) Böylece vatana ih''net suçu işlediler. Rasûlullah (s.a.s.)'in nasihat için gönderdiği Evs Kabilesi Reisi Sa'd b. Mu''z'ın sözlerine de kulak asmadılar. Hz. Peygamber (s.a.s.) hakkında çirkin sözler söyleyerek düşmanlıklarını açıkça il''n ettiler. Ancak, Benî Kurayza'dan yaptıklarının hes''bı sorulacaktı. Bu sebeple, Hendek Savaşından Medine'ye döner dönmez, Benî Kurayza üzerine sefer emri verildi.

Rasûlullah (s.a.s.) Hendek Savaşı'ndan dönmüş silahlarını çıkarmış, üzerindeki toz-toprağı temizlemek için, gusletmek istemişti. Bu esn''da Cibrîl (a.s.) at üstünde ve toz-toprak içnde geldi:

-"Aa, silahını çıkardın mı; vall''hi biz melekler çıkarmadık. Haydi, şunların üzerine yürü", diye Kurayzaoğullarını iş''ret etti. (237) Rasûlullah (s.a.s.) derhal Benî Kurayza'ya sefer il''n etti. Ash''bın sür'atle yola çıkmalarını sağlamak için,

-Hiç kimse ikindi namazını sakın başka yerde kılmasın, ancak Benî Kurayza yurdunda kılsın, buyurdu.

Ash''bın bir kısmı bu emrin z''hirine uyarak, namazlarını Benî Kurayza yurduna varınca kıldılar. Bir kısmı da Peygamber (s.a.s.)'in maksadı, acele etmemizi sağlamaktır, diyerek, vakit çıkmadan yolda kıldılar. Hz. Rasûlullah (s.a.s.) her iki zümrenin yaptığını da hoş gördü.(238)

Müslümanların toplanması yatsıya kadar dev''m etti sayıları 3 bini buldu. Müslümanların üzerlerine geldiğini görünce sövüp-sayarak kalelerine çekilen Beni Kurayza'nın sayısı 900 kadardı.

b) Benî Kurayza'ya Verilen Cez''

Kuşatma 25 gün sürdü. Kurayzaoğulları anlaşmayı bozduklarına pişman oldular. Diğer Yahudî kabileleri gibi Medine'den çıkıp gitmek için izin istediler. Fakat Hz. Rasûlullah (s.a.s.) kayıtsız şartsız teslim olmalarını istedi. Reisleri Ka'b b. Esed'in başkanlığında toplandılar. Ka'b:

-"Tevratta bildirilen son peygamberin bu olduğu anlaşıldı. Müslüman olup kurtulalım, dedi Yahûdîler:

-Biz Tevrat üzerine başka kitab kabul etmeyiz, dediler, Ka'b:

-Öyleyse,kadınları ve çocukları öldürelim. Sonra kaleden çıkıp çarpışalım, belki başarırız, dedi. Onlar:

-Çoluk-cocuğumuz öldükten sonra, yaşamanın ne önemi var, diye cev''p verdiler. Ka'b:

-O halde, yarın cumartesi, Müslümanlar bizden emîndir. Ansızın hücûm edelim, onları gafil avlayalım, dedi.

-Biz cumartesinin hürmetini bozamayız, diye reddettiler. Sonunda kayıtsız şartsız teslim oldular. Ancak haklarında Evs Kabilesi Reisi Sa'd b. Mu''z'ın hüküm vermesini istediler.

Benî Kurayza, Evs kabilesinin him''yesindeydi. Bu yüzden, Sa'd b. Mu''z'ın hakemliğini istiyorlardı. Sa'd, hastaydı. Hendek Savaşı'nda kolundan okla yaralandığı için ted''vi görüyordu. Haberi alınca geldi.

-Kur'an-ı Kerîm'e göre mi, yoksa kendi kanunlarına göre mi hüküm vermemi istiyorlar, diye sordu. Y''hudîler, kendi kanunlarına göre hüküm verilmesini istediler. Sa'd da Tevr''t'a göre karar verdi.(239)

a) Savaşabilecek durumdaki erkeklerin öldürülmesine,

b) Kadınların ve çocukların esir edilmesine,

c) Bütün mallarının da zaptedilmesine hükmetti.

Rasûl-i Ekrem (s.a.s.):

"Ey Sa'd, Allah'ın rız''sına uygun hükmettin" buyurdu. (240) Yahudiler de kar''rın Tevr''t'a uygun olduğunu itir''f ettiler. Sa'd'in bu hükmü, Tevr''t'ın Tesniye kitabının 20. Babının 10-14 üncü ''yetlerine uygun düşmüştü. Bu gün de vatana ih''net edenlere ölüm cez''sı verilmektedir.

Benî Kurayza hakkındaki hükmü Hz. Ali ve Hz. Zübeyr icr'' ettiler. Kazılan büyük bir hendeğin kenarında 600 kadar Yahûdînin birer birer boyunlarını vurup hendeğe attılar. İçlerinden 4 tanesi Müslüman olup hayatlarını kurtardılar. Benî Nadîr Reisi Huyey b. Ahtab ile Benî Kurayza Reisi Ka'b b. Esed de öldürülenler arasındaydı.

Benî Kurayza'nın malları, müc''hidlere paylaştırıldı. Ar''zisi ise, ensarın rız''siyle muh''cirlere verildi.

"Allah, Ehl-i Kitab'dan müşrikleri destekleyen (Benî Kurayza Yahûdî)lerini kalelerinden indirmiş, kalblerine korku salmıştı. Onların kimini öldürüyor, kimini de esir alıyordunuz. Yerlerini yurtlarını, mallarını ve henüz ayağınızı bile basmadığınız toprakları Allah size mir''s olarak verdi. Allah her şeye kadirdir ". (el-Ahz''b Sûresi, 26-27)

7- RASÛLÜLLAH (S.A.S.)'İN CAHŞ KIZI ZEYNEB'LE EVLENMESİ:

Zeyneb, Rasûlullah (s.a.s.)'in öz halası Ümeyme'nin kızıdır. Abdülmuttalib'in torunudur. Hz Peygamber (s.a.s.), Zeyneb'i azadlısı Zeyd b. H''rise'yle evlendirmişti. Dindar olmasına rağmen, azadlı bir kölenin eşi olmak Zeyneb'e ağır geldi. As''let ve güzelliğini ileri sürerek, d''ima Zeyd'in kalbini kırdı. Bu yüzden, Rasûlullah (s.a.s.)'in:

-"Eşini tut, Allah'tan kork" (241) emrine rağmen, sonunda Zeyd O'nu boşadı.

Es''sen gerek Zeyneb, gerek kardeşi Abdullah bu evliliği başlangıçta istememişler, "halanızın kızını azadlınıza mı l''yık görüyorsunuz?" demişlerdi. Fakat:

-"Allah ve Rasûlü, bir şeye hükmettiği zaman, mü'min erkek ve mü'min kadın için muhayyerlik yoktur." (el-Ahz''b Sûresi, 36) anlamındaki ''yet inince, istemeyerek rız'' göstermişlerdi. Çünkü Zeyneb, Kureyş'in H''şimî kolundandı. Soylu bir kadındı. İsl''m'dan önceki Arap örfüne göre soylu bir kadın, azadlı da olsa, bir köleyle evlenemezdi. Onlar, Zeyneb'in Rasûlullah (s.a.s.)'la evlenmesini istiyorlardı. Oysa İsl''m Dini bütün insanları, yaratılış bakımından eşit saymıştı.(242)

Hz. Peygamber (s.a.s.), öz halasının kızı Zeyneb'i azadlısı ve evl''dlığı Zeyd ile evlendirerek, Arapların yanlış anlayışını yıkmış oldu.

Diğer taraftan, Rasûlullah (s.a.s.), peygamberliğinden önce Zeyd'i evl''d edinmişti. Arabların örfüne göre, evl''dlık öz çocuk gibi sayılır, evl''d edinen kişinin mir''sçısı ve mahremi olurdu. Bu sebeple, evl''dlığın boşadığı kadın, evl''d edinen kişiyle evlenemezdi. Kur'''n-ı Kerîm Arapların bu örfünü hükümsüz saymış, evl''dlık ''detini kaldırmıştır.(243) Bu sebeple, evl''dlığın dul kalan eşiyle, babalığın evlenmesi hel''ldir.

Rasûlullah (s.a.s.)'in, Arapların bu örfünü de yıkması gerekiyordu. Bu sabeple Zeyd'den boşanan Zeyneb'i Allah'ın emriyle nik''hladı.(244) Böylece hem Zeyneb'i hem de yakınlarını memnûn etmiş oldu.

Görüldüğü üzere, Hz. Peygamber (s.a.s.)'in bu evliliği, dinî hükümlerin uygulanması ile ilgilidir.

(222/1) İbn Hiş''m, 3/308; İbn S''d, Tabakat, 8/ 177; İbn Hacer, el-İs''be, 7/565

(222/2) Bkz. en-Nis'' Sûresi, 43 ve el-M''ide Sûresi, 6

(223) Bkz. el-Buh''rî, 1/86); Tecrid Tercemesi, 2/201-204 (Hadis No: İ)

(224) Olay hakkında geniş bilgi için bkz. el-Buh''rî, 3/154 Tecrid Tercemesi, 8/85-112 (Hadis No: 1151); İbn Hiş''m, 3/309-321; İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/195-199

(*) Mahfe: Deve ve fil gibi hayvanların üzerinde seyahat edenlerin içine oturdukları kafesli çadır veya sepet

(225) en-Nûr Sûresi, 11-13

(226) en-Nûr Sûresi, 40

(227) Bkz. en-Nis'' Sûresi, 51-52

* bk. Riy''zü's-S''lihîn, 1/543-548 Hadis No: 522

(228) el-Buh''rî, 5/45; Tecrid Tercemesi 10/227 (Hadis No: 1588)

(229) İbn Hiş''m, 3/230; İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/179; T''rih-i Din-i İsl''m, 3/258-259

(230) İçlerinden bir güruh (mün''fıklar), Ey Medineliler, tutunacak yeriniz yok, hemen geri dönün, demişlerdi. Bir kısmı da Peygamber (s.a.s.)'den evlerimiz düşman saldırısına açık diye izin istemişlerdi. Oysa evleri açık değildi, sadece savaştan kaçmak istiyorlardı. (el-Ahz''b Sûresi, 13)

(231) Bu savaştan başka, hiçbir olayda Rasûlüllah (s.a.s.)'ın namazını geçirdiği nakledilmemiştir. Burada üç vakit namazını kazaya bırakması, Hendek savaşının ne derece sıkıntılı ve meşakkatli geçtiğinin en büyük delilidir. Bu yüzden Hz. Peygamber (s.a.s.):

- "Allah onların dünyada evlerini, ''hirette kabirlerini ateşle doldursun. Bize ikindiyi kılacak fırsat vermediler, nih''yet güneş battı" diye beddu'' etmiştir. (el-Buh''rî, 5/48 ve 3/233; Tecrid Tercemesi, 2/238 (Hadis No: 353) ve 8/396, (1233 numaralı hadisin iz''hı,)

* el-Buh''rî, 4/24 (K. el-Cihad, B. 157)

(232) İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/182-184

(233) el-Buh''rî, 3/234 ve 5/49; Tecrid Tercemes, 8/395 (Hadis No: 1233)

(234) Bkz. el-Buh''rî, 5/47 "Ben sab'' rüzgarıyle yardım olundum, Ad kavmi ise debur (lodos) rüzg''rıyla hel''k edildi." (bkz.el-Hakka Sûresi, 6)

(235) el-Buh''rî, 5/48; Tecrid Tercemesi, 10/230 (Hadis No: 1589); İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/184

(236) el-Ahz''b Sûresi, 26

(237) el-Buh''rî, 5/49-51; Tecrid Tercemesi, 8/ 325 (Hadis No: 1191)

(238) el-Buh''rî, 5/50; Müslim, 3/1391 (Hadis No: 1770)

(239) Bkz. Tevr''t, Tesniye Kitabı, Bab: 20, Ayet:10-14

(240) Bkz. el-Buh''rî, 5/50; Tecrid Tercemesi, 10/ 245 (Hadis No: 1591)

(241) Bkz. el-Ahz''b Sûresi, 37

(242) "Allah katında en üstününüz, O'na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır". (Hucûrat Sûresi, 13) "Ey insanlar Rabb'ınız birdir, babanız birdir. Arabın Acem'e (Arab olmayana), Acemin Arab'a, beyazın siyaha, siyahın beyaza veya kızılderiliye üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takva iledir." (Müsned-i Ahmed b. Hanbel, 5/ 411; Mecmeu'z-Zev''id, 3/266 ve 8/84)

(243) "Allah evl''tlıklarınızı, oğullarınız gibi tutmanızı meşrû kılmamıştır". (el-Ahz''b Sûresi 4)

(244) "... Sonunda Zeyd, eşiyle ilgisini kestiğinde, onu seninle evlendirdik ki, evl''tlıkları eşleriyle ilgilerini kestiklerinde, onlarla evlenmek hususunda mü'minlere sorumluluk olmadığı bilinsin." (Ahz''b Sûresi, 37)

samimi

  • Ziyaretçi
Ynt: Peygamber'imizin(S.A.V) Medine Dönemi
« Yanıtla #5 : Şubat 03, 2009, 09:44:37 ÖS »
 l- HUDEYBİYE BARIŞI (Zilkade 6 H./Mart 628 M.)

"Ey Muhammed, Biz sana apaçık bir zafer sağladık."

(Fetih Sûresi, 1)

a) Müslümanların K''be'yi Ziy''ret Arzusu

Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.), Medine'ye hicret edeli 6 yıl olmuştu. Bu süre içinde Mekke müşrikleriyle, Medine'de bulunan Müslümanlar arasında, sırasıyla Bedir, Uhud ve Hendek Savaşları oldu. Mekke müşrikleri Medine'yi basmak, Hz. Rasûlullah (s.a.s.)'i öldürmek, Müslümanlığı yok etmek için her ç''reye baş vurdular; bütün imk''n ve güçlerini ortaya koydular; fakat amaçlarına ulaşamadılar. Müslümanların günden güne güçlenmelerine, sayılarının artmasına engel olamadılar.

Ancak Medine dışındaki kabîleler, Müslümanlığın ne olduğunu yeterince bilmiyorlardı. K''be'nin komşusu ve koruycusu olduğu için saygı duydukları Kureyş kabîlesi, kendi içlerinden çıktığı halde Hz. Muhammed (s.a.s.)'in peygamberliğini kabûl etmemiş,hatta O'nu yurdundan çıkarmışlardı. Bu yüzden, Müslümanlığın Medine dışındaki kabîlelere tanıtılabilmesi ve geniş ölçüde yayılmasının sağlanabilmesi için, Mekke'lilerle barış yapılmasına ihtiyaç vardı. Rasûlullah (s.a.s.), geçici de olsa Mekkelilerle barış yaparak, diğer kabîlelerle serbestçe ilişkiler kurmayı arzu ediyordu.

Diğer taraftan, Mekkeli Müslümanlar, doğup büyüdükleri ve her şeylerini bırakıp ayrıldıkları yurtlarını çok özlemişlerdi. Her namazda yöneldikleri kutsal K''be'yi 6 yıldan beri ziy''ret edemiyorlardı. K''be'yi ziy''ret, bütün Müslümanların en büyük ortak özlemleri olumştu.

b) Rasûlullah (s.a.s.)'in Rüy''sı

Hicretin 6'ıncı yılı, Rasûlullah (s.a.s.), gördüğü bir rüy'' üzerine(245) hep birlikte K''be'yi ziy''ret edeceklerini ash''bına müjdeledi.(246) Hazırlıklar tamamlandı. Savaş yapılması yasak olan aylardan Zilkade'nin ilk pazartesi günü (2 Zilkade 6 H./14 Mart 628 M.), yerine Mektûm oğlu Abdullah'ı vekil (kaymakam) bırakarak, ash''bından 1400 kişi ile(247) Medine'den ayrıldı. Hanımlarından Ümmü Seleme de ber''berinde bulunuyordu. Maksadı savaş olmayıp, yalnızca K''be'yi ziy''ret etmekti. Mekkelileri tel''şlandırmamak için, ash''bının silah taşımalarına izin vermemiş, sadece yolcu sil''hı olarak birer kılıç almışlardı. (248) Hac için Mekke'ye gelecek düşman kabîlelerle yolda karşılaşmamak için, K''be ziy''retini hac günlerinden önce yapmayı uygun görmüştü. Yanlarındaki 70 kurbanlık deveyi kıladelediler ve Zülhuleyfe'de "umre" niyyetiyle ihrama girdiler.(249) Yol güvenliğini sağlamak için 20 kadar süv''riyi öncü olarak gönderdiler.

c) Mekkelilerin Tepkisi

Mekkeliler, Hz. Peygamber (s.a.s.)'in K''be'yi ziy''ret için yola çıktığını duyunca tel''şlandılar. Müslümanları Mekke'ye sokmamağa karar verdiler. Velîd oğlu H''lid ve Ebû Cehil'in oğlu İkrime'yi 200 süv''ri ile öncü olarak gönderdiler.

Resûlullah (s.a.s.), Mekkelilerin bu kararını önden gönderdiği gözcüleri vasıtasiyle öğrendi. Sağ tarafa sapıp, yol güzerg''hını değiştirerek, Hudeybiye'ye kadar ilerledi.(250) Rasûlullah (s.a.s.)'in bindiği "Kasv''" adlı deve burada çöktü, bütün gayretlere rağmen kalkmadı. Müslümanlar:

-Kasv'' harin oldu, çöktü kalkmıyor, diye söylenmeğe başladılar. Rasûlullah (s.a.s.):

-"Kasv'' harinleşmez, onun çökme huyu da yoktur. Fakat vaktiyle Fil'in Mekke'ye girmesine engel olan ilahi kudret, şimdi de Kasv'''yı ilerletmiyor. Allah'a yemin olsun ki, Kureyş Cen''b-ı Hakk'ın kutsal kıldığı şeylere hürmet ve t''zim kasdıyle benden her ne isterse, ne kadar ağır olursa olsun, istediklerini kabûl edeceğim.. " buyurdu.(251)

d) Barış Müzakereleri

Bu sırada Huz''a kabîlesi reisi Büdeyl çıkageldi. Kureyşin, Müslümanları Mekke'ye sokmamak için müşrik kabilelerle anlaştığını ve savaş hazırlığı içinde olduklarını haber verdi.(252)

Rasûlullah (s.a.s.) savaş maksadiyle değil, s''dece K''be'yi ziy''ret için geldiklerini, daha önce yapılan savaşlarda Kureyş'in uğradığı kayıpları anlattı.

-İsterlerse belirli bir süre onlarla barış yapalım. Benimle diğer kabîlelerin arasını serbest bıraksınlar, (karışmasınlar). Eğer ben üstün gelirde, Araplar İsl''miyeti kabûl ederlerse, Mekkeliler de isterlerse bu dine girebilirler. Şayet Araplar bana üstün gelirlerse, Kureyş savaş külfeti çekmeden istediğini elde etmiş olur. Aksi halde, Allah'a yemin ederim ki, O'nun yolunda ölünceye kadar onlarla savaşırım, Allah da yardımını gerçekleştirir, dinini üstün kılar, buyurdu.(253)

Büdeyl, Rasûlullah (s.a.s.)'den duyduklarını Kureyş'e iletti. Kureyş ileri gelenleri de savaşa taraftar değildi. Sakif kabilesi reisi T''ifli Mes'ûd oğlu Urve'yi Hz. Peygamber (s.a.s.)'e gönderdiler. Rasûlullah (s.a.s.) Büdeyl'e söylediklerini Urve'ye de anlattı. Urve hem Rasul-i Ekrem (s.a.s.)'le konuşuyor, hem de Müslümanların durumunu ve bütün davranışlarını dikkatle t''kip ediyordu. Dönüşünde gördüklerini özetle şöyle anlattı:

-Bilirsiniz ki ben birçok devlet başkanını ziy''ret ettim, Rum Kayseri, Fars Kisr''sı, Habeş Nec''şi'sinin huzurunda elçi olarak bulundum. Yemin ederim ki, Müslümanların Muhammed (s.a.s.)'e gösterdikleri hürmet, sevgi ve bağlılığı bunların hiçbirinin sarayında görmedim... Sözlerini dikkatle dinliyorlar. Bir şey sorunca, alçak (hafif) sesle cev''p veriyorlar. İsteklerini derhal yerine getiriyorlar. Saygılarından yüzüne dikkatle bakamıyorlar. Abdestinden artan suyu bile,-teberrük için-aralarında paylaşıyorlar... Madem ki, bize barış teklif ediyor, kabûl edelim, dedi.

Mekkeliler, Urve'nin sözlerinden hoşlanmadılar. Bir iki elçi daha gidip geldi, fakat hiç bir sonuca varılamadı.

Rasûlullah (s.a.s.), Kureyş'ten gelen eçilerle sonuca ulaşılamadığını gördü. Kureyş'le görüşmek üzere Hz.Ömer'i Mekke'ye göndermeyi düşündü. Ömer:

-Y'' Rasûlallah, Mekkeliler benim kendilerine olan düşmanlığımı bilirler, him''yesine sığınabileceğim bir yakınım da yok. Osman'ın Mekke'de akrabası çok, Ebû Süfy''n ile amcaz''de. Osman bu işi benden daha iyi başarır, dedi.

Hz. Osman Mekke'ye gitti. Ebû Süfy''n ve diğer Kureyş ileri gelenleriyle görüştü. Maksatlarının s''dece K''be'yi ziy''ret olduğunu anlattı. Mekkeliler:

-Hepinizi Mekke'ye bırakırsak, Araplar, "Kureyş Müslümanlardan korktu," derler. Fakat istersen K''be'yi sen tav''f et, hepiniz birden olmaz, dediler. Hz. Osman, K''be'yi Müslümanlardan ayrı olarak ziy''ret etmeği kabûl etmedi.

-Rasûlullah (s.a.s.) tav''f etmedikce, ben de etmem, diyerek tekliflerini reddetti. O'nun bu davranışı Mekkelileri kızdırdı, göz hapsine aldılar ve dönmesine izin vermediler.

2- RIDVÂN BÎATI:

"Allah, mü'minlerden ağacın altında sana bîat ederlerken hoşnud olmuştur.Gönüllerindekini bilerek onlara güvenlik vermiş, onlara yakın bir zafer ve ele geçirecekleri bol ganimetler bahşetmiştir."

(el-Fetih Sûresi, 18-19)

Hz. Osman'ın gecikmesi, Müslümanları tel''şlandırdı. Öldürüleceğine d''ir söylentiler çıktı. Böyle bir ihtim''le karşı Resûlullah (s.a.s.) gereken tedbirleri aldı. Müslümanları Allah yolunda yapacakları savaşta, canlarını fed'' etmekten çekinmeyeceklerine d''ir, kendisine bîat etmeğe çağırdı. "Artık bunlarla vuruşmadan buradan ayrılamayız," buyurdu.

İlk biat eden Ebû Sinan el-Esedî oldu. "Rasûlullah (s.a.s.)'in gönlündeki muradı ne ise, onun gerçekleşmesi üzerine biat ediyorum." dedi.

Hudeybiye'de bodur bir ağacın aldında,(254) bütün Müslümanlar sırayla Rasûlullah (s.a.s.)in ellerini tutarak bîat ettiler. Allah yolunda ölünceye kadar savaşmağa, düşmandan kaçmamaya söz verdiler. Hz. Peygamber (s.a.s.), Hz. Osman adına da bir elini diğeriyle tuttu, onu da böylece bîata kattı. Yalnızca Cedd b. Kays adlı mün''fık, devesinin arkasında gizlendi, bîata katılmadı.

Cen''b-ı Hak, Kur'an-ı Kerîm'de, Hudeybiye'de Rasûlullah (s.a.s.)'e bîat eden mü'minlerden hoşnud olduğunu bildirmiştir. (255) Bu sebeple, İsl''m T''rihinde bu bîata "Rıdv''n Bîatı" adı verilmiştir.

Müslümanların kararlılığını ve Rasûlullah (s.a.s.)'e bağlılıklarını gösteren bu bîatın Mekkeliler üzerindeki etkisi büyük oldu. Derhal Hz. Osman'ı serbest bıraktılar ve Hz. Peygamber (s.a.s.)'le barış yapmak üzere Amr oğlu Süheyl başkanlığında bir hey'et gönderdiler.

a) Barış Şartları

Uzun müz''kere ve tartışmalardan sonra kabûl edilen barış şartları şunlardır:

1- Müslümanlar bu sene K''be'yi ziy''ret etmeden dönecekler, bir yıl sonra ziy''ret edecekler.

2- Müslümanlar K''be'yi ziy''ret için geldiklerinde, Mekke'de üç günden çok kalmayacaklar ve yanlarında birer kılıçtan başka silah bulundurmayacaklar.

3- Müslümanların Mekke'de bulunduğu günlerde, Kureyşliler Mekke dışına çıkacaklar, Müslümanlarla tem''s etmeyecekler.

4- Mekkelilerden biri Müslümanlara sığınırsa, Müslüman bile olsa, geri verilecek; fakat Müslümanlardan Mekkelilere sığınan olursa, geri istenmeyecek.

5- Kureyş dışında kalan diğer kabileler, iki taraftan istediklerinin him''yesine girmekte ve anlaşma yapmakta serbest olacaklar.

6- Bu anlaşma on yıl geçerli olacak, bu müddet içinde iki taraf arasında tec''vüz ve savaş olmayacak.

b) Barış Anlaşmasının Yazılması

Barış şartlarını Rasûlullah (s.a.s) Hz. Ali'ye yazdırdı. "Bismi'll''hi'r-rahm''ni'r-rahîm. Bu anlaşma, Muhammed Rasûlullah ile Kureyş elçisi Süheyl arasında yapılmıştır." diye yazılmasına Süheyl itiraz etti.

- "Rahm''n" sözünü anlamıyoruz, ayrıca senin Rasûlullah olduğunu kabûl etseydik, bu anlaşmaya gerek yoktu "Bismike'll''hümme (Allah'ım, senin adınla). Bu anlaşma Abdullah'ın oğlu Muhammed ile Kureyş elçisi Süheyl arasında yapılmıştır." diye yazılmasını istedi.(256/1)

-Rasûlullah (s.a.s) mutlaka barışı sağlamak istiyordu. Daha işin başında, "Allah'a yemin olsun ki Kureyş benden Cenab-ı Hakk'ın kutsal kıldığı şeylere hürmet kasdiyle her ne isterse, ne kadar ağır olursa olsun, isteklerini kabûl edeceğim," buyurmuştu. Bu sebeple, bütün bu ağır şartları kabûl etti.

Fakat müslümalar son derece üzgündüler. Büyük bir ümit ve heyecanla gelmişlerdi. Oysa şimdi K''be'yi ziy''ret edemeden döneceklerdi.

Anlaşmanın yazılması henüz bitmişti ki, Süheyl'in oğlu Ebû Cendel, ayağındaki zinciri sürükleyerek çıkageldi. Babası onu Müslüman olduğu için, zincire vurarak hapsetmişti. Her nasılsa kurtulmuş, bin bir güçlükle Mekke'den kaçmış, Müslümanlara sığınmağa gelmişti.

Süheyl oğlunun geri verilmesinde isr''r etti. Aksi halde anlaşmayı imzalamadan döneceğini söyledi. Bütün çabalara rağmen, inadından dönmedi. Barışın sağlanabilmesi için, Ebû Cendel'in müşriklere teslimi gerekiyordu. Çektiği işkenceleri ve acıklı h''lini anlatarak müşriklerin elinde bırakılmamasını isteyen Ebû Cendel'i Rasûlullah (s.a.s):

-Ey Ebû Cendel, biraz daha sabret, pek yakında Yüce Rabbım sana ve senin gibilere kurtuluş yolunu açacaktır, diye teselli etti.

c) Ash''bın Üzüntüsü

Fakat bu son durum, artık Müslümanların üzüntülerini dayanılmaz h''le getirmişti. Hepsinin sinirleri gergindi. Hz. Ömer dayanamadı. Rasûlullah (s.a.s) 'ın huzuruna gelerek:

-Sen Allah'ın Peygamberi değil misin? Bizim dinimiz hak değil mi? Neden bu zilleti kabûl ediyoruz, neden? diye söylendi. Hz. Peygamber (s.a.s):

-Evet ben Allah'ın Peygamberiyim. Bu yaptığım işlerde Allah'a isyan etmiş de değilim. O, benim yardımcımdır, diye cevap verdi. Fakat Ömer'in üzüntü ve öfkesi dev''m ediyordu.

-Sen bize K''be'yi tavaf edeceğiz., demedin mi? diye sordu. Rasûlullah (s.a.s):

-Evet, dedim. Fakat bu sene ziy''ret edeceğimizi söylemedim, Tekr''r ediyorum, K''be'yi hep beraber tav''f ve ziyaaret edeceğiz, buyurdu.(256/2) Anlaşmanın imzalanmasından sonra Rasûlullah (s.a.s) ash''bına:

-Haydi, artık kurbanlarınızı kesiniz, sonra tıraş olup ihramdan çıkınız, emrini üç defa tekrarladığı halde, hiç kimse yerinden kıpırdamamıştı.(257) Hz Peygamber (s.a.s), ash''bının bu ilgisizliğine üzülerek, eşi Ümmü Seleme'nin yanına gitti. Ümmü Seleme:

-Y'' Rasûlallah, onlar üzüntülerinden ilgisiz görünüyorlar. Siz kimseyle konuşmadan kendiniz kurbanınızı kesin, tıraş olun. Onlar size uyacaklardır, dedi.

Ash''b, Hz. Peygamber (s.a.s) 'in kurbanını kesip tıraş olduğunu görünce, hemen onlar da kurbanlarını kesip, birbirlerini tıraş etmeğe başladılar.(258)

d) Hudeybiye Barışı Aslında Zaferdi.

Hudeybiye Barışı'nın hemen bütün şartları, Müslümanların aleyhine görünüyordu. Fakat barışın Müslümanların yararına ve sonucun lehlerine olacağını Rasûlullah (s.a.s) biliyordu. Bu sebeple,barışı sağlamak için, aleyhlerinde görünen en ağır şartları kabûl etmişti.

Rasûlullah (s.a.s) barış anlaşmasının imzalanmasından üç gün sonra Medine'ye döndü. Böylece Müslümanlar Hudeybiye'de 19-20 gün kalmış oldular.

Dönüşte yolda "Fetih Sûresi" indi, Cen''b- Hakk Hudeybiye anlaşmasının Müslümanlar için zillet ve yenilgi değil, aksine zafer olduğunu bildiriyordu.(259)

Gerçekten Hudeybiye anlaşması, Müslümanlığın Medine dışında yayılmasına bir başlangıç oldu. Mekkeliler o zamana kadar müslümanlara, dağılıp yok olmağa mahkûm, derme-çatma bir toplululk gözü ile bakıyorlardı. Bu anlaşma ile Müslümanları bir devlet olarak tanımış oldular.

Anlaşmadan sonra Müslümanlarla müşrikler arasında görüşme ve tem''slar arttı. Hz. Peygamber (s.a.s) İsl''m'ı serbestçe yaymağa başladı. Hudeybiye mus''lahasından Mekke'nin fethine kadar geçen 21 aylık devrede Müslüman olanların sayısı, İsl''m'ın doğuşundan, Hudeybiye Barışına kadar geçen 19 yılda Müslüman olanların sayısından kat kat fazla oldu. Hayber'in ve Mekke'nin fethi gibi zaferler, Hudeybiye mus''lahasını takibetti. Dört yıl sonra, Rasûlullah (s.a.s)'ın vef''tında Müslümanlık bütün Arab yarımadasına yayılmış bulunuyordu.

e) Barış Şartlarının Müslümanlar Lehine Dönmesi

Hz. Peygamber (s.a.s.) anlaşmaya bağlı kaldı. Mekkeliler istemedikçe, hiç bir hükmünü tek taraflı kaldırmadı. Kısa bir süre sonra, Kureyş'le aralarında anlaşma bulunan Sakîf kabîlesinden Ebû Basîr adında biri, Medine'ye gelip Müslümanlara sığındı. Ebû Basîr de Ebû Cendel gibi işkence gören Müslümanlardandı. Mekkeliler, arkasından hemen iki kişi gönderip Ebû Basîr'in i''desini istediler. Rasûlullah (s.a.s):

-Ey Ebû Basîr, biliyorsun ki, biz Kureyşle bir sözleşme yaptık, ahdimizi bozamayız. Biraz daha sabret, Rabb'ım yakında bir kurtuluş yolu açacaktır, diyerek Ebû Basîr'i Kureyşlilere teslim etti.

Ebû Basîr, Mekke'ye ölüme götürüldüğünü biliyordu. Bu sebeple, bu adamların elinden kurtulması gerekiyordu. Yolda, Zülhuleyfe'de(260) yemek için oturdular. Ebû Basîr, bunlara saf ve samîmî göründü. Bir ara:

-Kılıcın ne kadar da güzelmiş, bakmama müsaade eder misin? diyerek, birinin elinden kılıcı aldı, hemen üzerine atılıp onu öldürdü; diğeri ise kaçıp kurtuldu.

Ebû Basîr öldürdüğü Kureyşlinin atına bindi, silahını kuşandı, tekrar Medine'ye döndü. Rasûlullah (s.a.s)'ın huzuruna çıkıp:

-"Ey Allah'ın Rasûlü, siz sözünüzü yerine getirdiniz. Beni onlara teslim ettiniz. Fakat Allah beni kurtardı, dedi. Hz. Peygamber (s.a.s) ona anlaşma şartlarına göre Medine'de kalmasının mümkün olmadığını anlattı. Ebû Basîr Medine'den çıktı. Mekke'ye dönemezdi. Medine'de kalamıyordu. Deniz kıyısında, Mekke- Şam yolu üzerinde "İys" denilen bir yere yerleşti. Mekke'de Müslümanlıklarını gizleyenler ve işkence görenler, birer, ikişer kaçıp, Ebû Basîr'in yanında toplandılar. Ebû Cendel de kaçıp buraya geldi. Kısa zamanda sayıları 70'e yükseldi, daha sonra 300 oldular. Mekkelilerin Şam tic''retini önleyecek bir kuvvet h''line geldiler.

Ebû Basîr'in yanında toplananlar, Hudeybiye anlaşması hükümlerine bağlı değildiler. Kureyşin Şam tic''ret yolu tehlikeye girmişti. Mekkeliler tel''şlandılar. Anlaşmanın, Medine'ye sığınan Mekkelilerin geri verilmesiyle ilgili maddesini hükümsüz saymaktan başka ç''re yoktu. Baskı ile Müslümanlığın önlenemeyeceğini anladılar. Hemen, Hz Peygamber (s.a.s)'e Ebû Süfyan'ı elçi olarak gönderip, bu maddenin kaldırılmasını ve Mekke'den kaçan bütün Müslümanların Medine'ye kabûlünü istediler. Anlaşma yapılırken en çok ısrar gösterdikleri bu madde, gene onların isteğiyle kaldırılmış oldu.

Peygamber (s.a.s.), Ebû Basîr ve arkadaşlarını Medine'ye çağırdı. Bu sırada Ebû Basîr ölüm yatağında idi. Vef''t edince orada defnettiler. Arkadaşlarını Ebû Cendel toplayıp Medine'ye götürdü. Böylece Kureyşin Şam tic''ret yolu açıldı. Müslümanlar da anlaşmanın en ağır hükmünden kurtulmuş oldular.

Hudeybiye Barışı 2 yıl dev''m etti. Anlaşmayı Kureyş bozdu. İki yıl sonra Mekke, Müslümanlar tarafından fethedildi. (20 Ramazan 8 H./11 Ocak 630 M.)

3- RASÛLÜLLAH (S.A.S.)'IN ÜMMÜ HABÎBE'YLE EVLENMESİ

Ümmü Habîbe Ebû Süfy''n'ın kızıdır. Mekke Devrinde Müslüman olmuş ve kocası Ubeydullah b. Cahş'la birlikte Habeşistan'a hicret eden ikinci kafileye katılmıştı. Alkolik bir adam olan kocası, Habeşistan'da Hristiyan oldu. Ümmü Habîbe Müslümanlıkta seb''t edip kocasından ayrıldı. Bu yüzden, yabancı bir ülkede kimsesiz ve him''yesiz kaldı. Henüz müşrik olan babasının yanına da dönemezdi.

Rasûlullah (s.a.s), Hicretin 6'ıncı yılı Habeşistan'a bir elçi gönderdi. Habeş Nec''şi'sini vekil yaparak Ümmü Habîbe'yi nik''hladı.(261) Nik''h mer''siminde C''fer Tayyar ve diğer Müslümanlar da bulundu. Nik''htan sonra Nec''şi Ümmü Habîbe'yi Medine'ye gönderdi. Bu evlilikten önce şu ''yet inmişti:

"Allah'ın, sizinle düşmanlık gösterdiğiniz kimseler arasında dostluk ve sevgi yaratması mümkündür." (el-Mümtehine Sûresi,7)

Gerçekten bu evlilikten sonra Ebû Süfy''n'ın, Hz. Peygamber (s.a.s)'e olan düşmanlığında bir yumuşama başlamıştır.

(245) "Andolsun ki, Allah peygamberinin rüyasının gerçek olduğunu tasdik etmiştir. Allah dilerse, siz güven içinde başlarınızı tıraş etmiş ve saçlarınızı kısaltmış olarak, korkmadan, Mescid-i Haram'a gireceksiniz.." (el-Fetih Sûresi, 27)

(246) Medine civ''rındaki henüz Müslüman olmayan Müzeyne, Cüheyne, Gıf''r, Eslem, Eşca', gibi kabileler de birlikte K''be'yi ziy''ret için d''vet edilmişlerse de, bunlar Kureyş'ten çekindikleri için, Müslümanlara katılmadılar. (Tecrid Tercemesi, 8/177, 1164 numaralı hadisin iz''hı)

(247) el-Buh''rî, 5/62-63; Tecrid Tercemesi, 8/ 264 (Hadis No: 1599)

(248) O devirde, çölde yırtıcı hayvanlara ve çapulculara karşı her yolcunun bir kılıç bulundurması ''det ve zarûri idi.

(249) Umre, ihr''mlı olarak K''be'yi tav''f ve ziy''ret etmek, Saf'' ile Merve arasında Sa'y yaptıktan sonra tıraş olarak ihramdan çıkmaktan ib''rettir. Umre için belirli bir zaman yoktur, her zaman yapılabilir. Hac ise belirli zamanda (ancak hac mevsiminde) yapılır.

(250) Hudeybiye, Medine'ye 9 konak, Mekke'ye ise 1 günlük mes''fede küçük bir köydür. Adını, buradaki aynı adı taşıyan bir kuyudan almıştır. (Tecrid Tercemesi, 10/258)

(251) Bkz. el-Buh''rî, 3/178; Tercid Tercemesi, 8/178 (Hadis No: 1164) Müslümanların indiği yerdeki "Samed" adlı kuyuda çok az su vardı. Herkes almaya başlayınca, bir anda suyu tükeniverdi. Susuzluktan şik''yet başladı. Rasûlüllah (s.a.s.) ok torbasından çıkardığı bir oku, kuyunun dibine koymalarını emretti. Artık oradan ayrılıncaya kadar su sıkıntısı çekmediler. (bkz. el-Buh''rî 3/178 ve 5/62; Tecrid Ter. 8/179 Hadis No: 1164 ve 10/261 Hadis No:1598)

(252) Huz''a kabîlesiyle, H''şimoğulları arasında c''hiliyyet devrinde dostluk vardı. Huz''alılar bu dostluğu İsl''mdan sonra da dev''m ettirdiler. Müslüman olsun müşrik olsun, bütün Huz''alılar, Mekke'de olup biteni Rasûlüllah (s.a.s. )'den gizlemezler, gizlice O'na bildirirlerdi.

(253) Bkz. el-Buh''rî, 3/79; Tecrid Tercemesi, 8/181 (Hadis No: 1164)

(254) Bu ağaç, müslümanlar arasında zamanla kutsal sayılabilir, düşüncesiyle halifeliği sırasında Hz. Ömer'in emriyle kesilmiştir. (Tecrid Ter., 10/260)

(255) el-Feth Sûresi, 18

(256/1) Bkz. Tecrid Tercemesi, 8/136-141 (Hadis No: 1158)

(256/2) Hz. Ömer, daha sonra Rasûlüllah (s.a.s.) 'e karşı saygısız davrandım diye bu sözlerinden pişmanlık duymuştur. (el-Buh''rî, 5/67; Tecrid Tercemesi, 10/267; Asr-ı Sa''det, 1/427)

(257) Rasûlüllah (s.a.s.)'in emrini ash''bın hemen yerine getirmemesi, muh''lefet için değildi. Şartları ağır olan bu anlaşmanın vahiy ile kaldırılacağını, böylece K''be'yi ziy''ret edebileceklerini ümit ediyorlardı.

(258) İsl''m bilginleri bu olaydan, fiilî sünnetin, kavlî (sözlü) sünnetden daha kuvvetli olduğu sonucuna varmışlardır.

(259) (Ey Muhammed, Hudeybiye anlaşmasıyla) Biz sana apaçık bir fetih (zafer) verdik. (el-Fetih Sûresi, 1)

(260) Zülhuleyfe Medine'ye bir konak, yaklaşık 10 km. mes''fede bir yerdir. Medineliler ve Medine'ye uğrayarak hac veye umre için Mekke'ye gidenler ihrama burada girerler. Şimdi bu yere "Ab''r-ı Ali" denilmektedir.

(261) Z''dü'l-Me''d, 2/120

samimi

  • Ziyaretçi
Ynt: Peygamber'imizin(S.A.V) Medine Dönemi
« Yanıtla #6 : Şubat 03, 2009, 09:45:12 ÖS »
 1- İSLÂMA DAVET İÇİN ELÇİLER GÖNDERİLMESİ

"Ya Muhamed! De ki; doğrusu ben, göklerin ve yerin yeg''ne m''liki, kendisinden başka il''h olmayan; dirilten ve öldüren Allah'ın hepiniz için gönderdiği peygamberiyim..."

(el-A'raf Sûresi, 158)

Hz. Muhammed (s.a.s), daha önceki peygamberler gibi, s''dece Arapların veya belli bir toplumun peygamberi değildir. O'nun peygamberliği umûmîdir. Kıy''mete kadar gelecek bütün insanlara peygamber ve ''lemlere rahmet olmak üzere gönderilmiştir.(262) Bu sebeple İsl''m'ı her tarafa yayması, peygamberliğini bütün dünyaya duyurması gerekiyordu. Fakat şimdiye kadar Mekke müşrikleri buna imk''n vermemişlerdi.

Hudeybiye Anlaşmasıyle iki taraf arasında barış ve güvenlik sağlandı. Artık, Müslümanlığın yayılması için herkese ve her tarafa duyurma zamanı gelmişti. Rasûlullah (s.a.s) Hudeybiye'den dönünce bu konuyu ash''bıyle istiş''re etti. Büyük ve komşu devletlerin hükümdarlarıyla bazı Arap beyliklerine mektup ve elçi gönderilmesi kararlaştırıldı. Kaşında "Muhammed Rasûlullah" yazılı gümüş bir yüzük yaptırıldı, mektuplar bununla mühürlendi.(263)

Elçiler ve Gönderildikleri Hükümdarlar

Bizans Kayser'i Hirakliyus'a, Halîfe oğlu Dihyetü'l-Kelbî; İran Kisr'''sı Hüsrev Perviz'e, Huz''fe oğlu Abdullah; Habeşistan Nec''şisi Ashame'ye, Ümeyye oğlu Amr; Mısır (İskenderiyye) Mukavkısı Çüreyc'e, Ebû Beltea oğlu H''tıb; Gassan Emîri H''ris b. Ebî Şemmer'e, Vehb oğlu Şuca'; Yem''me Emîri Hevze b.Ali'ye de Amr oğlu Salît elçi olarak mektup götürdüler.(264)

2- HZ. PEYGAMBER (S.A.S.)'İN HÜKÜMDARLARA YAZDIRDIĞI MEKTUPLAR

a) Bizans Kayseri'ne Gönderilen Mektûp

"Bismi'll''hi'r-rahm''ni'r-rahim... Allah'ın kulu ve Rasûlü Muhammed (s.a.s.)'den, Rum'un büyüğü Hirakl'e. Hid''yet yoluna uyanlara sel''m olsun. Bundan sonra: Ben seni İsl''m'a ve onu yayma hizmetine d''vet ediyorum. Müslüman ol ki, sel''mete eresin, Allah da sana ecrini iki kat versin. Eğer kabûl etmezsen, halkının veb''li senin boynundadır."

"Ey Ehl-i Kitab! Bizimle sizin aranızda müşterek bir kelimeye gelin: Ancak Allah'a kulluk edelim. O'na kullukta hiç bir şeyi ortak yapmayalım. Allah'ı bırakıp bir kısmınız diğer kısmınızı Rab edinmesin. Eğer yüz cevirirlerse, 'ş''hid olun, biz Müslümanız' deyin" (Âl-i İmr''n Sûresi, 64).(265)

Dihye, Rasûlullah (s.a.s.)'in mektubunu Hirakl'e götürdüğü zaman Hirakl Kudüs'te bulunuyordu. Elçiyi iyi karşıladı. Rasûlullah (s.a.s) hakkında bilgi edinmek için, bölgede bulunan Arap t''cirlerinin huzûruna getirilmesini emretti.

Mekke'den bir tic''ret kafilesi o sırada bu bölgede bulunuyordu. Kafilede Kureyş'in reisi Ebû Süfy''n da vardı. Ebû Süfyan ve arkadaşları getirildiğinde, Bizans'ın ileri gelen din ve devlet adamları, piskoposlar, papazlar İmparator Hirakl'in etr''fında sıralanmışlardı. Kayser tercüman v''sıtasiyle:

-Peygamberlik davasında bulunan bu z''ta, içinizde soyca en yakın olan kim? diye sordu. Ebû Süfy''n:

-Burada nesebce O'na en yakın benim, diye ilerledi. Kayser Ebû Süfy''n'ı arkadaşlarının önüne oturttu. Sorularıma doğru cev''p vermezse, siz düzeltin, dedi. Sonra İmparator ile Ebû Süfy''n arasında şu konuşma geçti:

-İçinizde Muhammed (s.a.s.)'in soyu nasıldır?

-Asil bir soydandır.

-Memleketinizde ondan önce Peygamberlik davasında bulunan oldu mu?

-Hayır.

-Sül''lesinde hükümdar var mı?

-Hayır.

-O'nun dinine girenler halkın eşr''fı mı, zayıfları mı?

-Çoğunlukla fakir ve zayıf kimseler.

-O'na uyanlar gün geçtikce çoğalıyor mu, azalıyor mu?

-Çoğalıyor.

-Dinine girdikten sonra, beğenmeyip ayrılanlar oldu mu?

-Olmadı.

-Daha önce yalan söylediği olur muydu?

-Asl'' olmazdı.

-Hiç sözünde durmadığı oldu mu?

-Olmadı, ancak şimdi biz onunla barış yaptık. Bu müddet içinde nasıl davranacağını bilmiyoruz.

-O'nunla hiç savaştınız mı?

-Evet savaştık.

-Netice ne oldu ?

-Bazan biz, bazan O kazandı.

-Size ne emrediyor?

-Yalnız Allah'a kuluk edin, O'na hiç bir şeyi ortak yapmayın, dedelerinizin taptığı putları bırakın, diyor. Namaz kılmayı, doğru ve iffetli olmayı, akrabalık bağını kesmemeyi emrediyor.

Bundan sonra imparator sözlerine şöyle devam etti:

Nesebce asîl olduğunu söylediniz. Peygamberler d''ima asil soydan gelmiştir. İçinizden daha önce böyle bir davada bulunan olmadığını anlattınız. O'halde eski bir davanın peşinde bir kişi sayılamaz. Soyunda hükümdar yoktur, dediniz. Bu durumda servet ve saltanat peşinde olduğu da söylenemez. Daha önce kesinlikle yalan söylemediğine şeh''det ediyorsunuz. İnsanlara yalan söylemeyen Allah'a karşı da yalan söylemez. O'na im''n edenlerin çoğunlukla fakir ve zayıflar olduğunu ifade ettiniz. Peygamberlere ilk uyanlar d''ima böyle olmuştur. O'na uyanların gün geçtikçe arttığını söylediniz. Hakk'a uyanlar azalmaz, d''ima çağalır. Dinine girdikten sonra dönen hiç yok dediniz. İm''n kalbde kökleşince çıkmaz. Sözünde durduğunu, kimseyi aldatmadığını itir''f ettiniz. Peygamberler kimseyi aldatmaz. Sizi ancak Allah'a kulluk etmeğe, O'na hiç bir şeyi ortak koşmamağa d''vet ettiğini açıkladınız. Eğer bu söyledikleriniz doğru ise, ayaklarımın bastığı şu topraklar, yakında O'nun olacaktır. Ben bir peygamber geleceğini biliyordum ama, sizden çıkacağını sanmazdım. Eğer O'na ulaşabileceğimi bilsem, her zahmete katlanırdım. Yanında olsam, ayaklarını yıkar, hizmet ederdim. dedi. Sonra mektûbu okuttu.

İmparatorun Ebû Süfy''nla yaptığı konuşma, papazları kızdırmıştı. Mektup okununca salonda gürültü çoğaldı. İmparator işin kötüye varmasından korktu. Elçinin ve Arap t''cirlerin çıkmalarını istedi. Ben sizin dininize bağlılığınızın derecesini anlamak istemiştim, diyerek tutumunu değiştirdi.(266)

Kayser Hirakl'in kalbinde iman kıvılcımı belirmişti. Dünya hırsı ve saltanatını kaybetme korkusu, bu kıvılcımı söndürdü. Fakat elçiye saygısız davranmadı, hediyeler vererek nez''ketle geri çevirdi.

b) İran Kisr'''sına Gönderilen Mektup

Bismi'll''hi'r-rahm''ni'r-rahim. Allah'ın kulu ve Peygamberi Muhammed (s.a.s.)'den Fars'ın ulusu Kisr'''ya. Hid''yete uyanlara, Allah ve Rasûlüne im''n edenlere, Allah'tan başka hiç bir ilah olmayıp O'nun bir tek olduğuna, ortağı ve benzeri bulunmadığına, Muhammed (s.a.s.) 'in O'nun kulu ve rasûlü olduğuna şeh''det edenlere sel''m olsun. Ey Kisr''! Seni Allah'ın dinine d''vet ediyorum. Çünkü ben, dirileri (Allah'ın azabıyla) uyarmak, k''firler üzerine o söz (azab) hak olmak için, bütün insalara Peygamber gönderildim. Ey Kisr''! müslüman ol ki sel''met bulasın. Eğer olmazsan, mecûsîlerin gün''hı boynuna olsun.(267)

Rasûlullah (s.a.s.), mektubun Kisr'''ya verilmek üzere, Bahreyn emiri Münzir'e teslimini emretmişti. Bahreyn, o zaman İran'a bağlıydı. Münzir mektubu Kisr'''ya götürdü. Kisr'' mektubu okuyunca yırtıp parçaladı. Rasûlullah (s.a.s.) bundan haberdar olunca:

-Parça parça olsunlar, buyurdu.(268)

Çok geçmeden Kisr'' Hüsrev Perviz, oğlu Şirvehy tarafından karnı deşilerek öldürüldü. Hz. Ömer'in halifeliği sırasında da Kisr'''nın imparatorluğu parçalandı, S''s''ni Sül''lesi son buldu. Bütün İran toprakları Müslümanların eline geçti.

c) Habeşistan Nec''şisi'ne Gönderilen Mektup

"Bismi'll''hi'r-rahm''ni'r-rahîm. Allah'ın Rasûlü Muhammed (s.a.s.)'den Habeş Meliki Nec''şî'ye. Ey Melik, Müslüman ol. Ben, kendisinden başka il''h olmayan, Melik, Kuddûs, Sel''m, Mü'min, Müheymin (gibi yüce sıfatlarla muttasıf) Allah'ın sana olan nimetlerinden dolayı mesrûrum, senin adına hamdediyorum.

Şeh''det ederim ki, Meryem'in oğlu İs'', Allah'ın ruhu ve kelimesidir. O'nu hiç evlenmemiş, tertemiz ve çok iffetli bir hanım olan Meryem'e ilka etti. Böylece Meryem İs'''ya h''mile oldu. Âdem'i (anasız-babasız) kudretiyle yarattığı gibi, İs'''yı da (babasız) olarak ruhundan ve nefhinden yarattı.

Ey Melik! Seni eşi ve benzeri olmayan tek bir Allah'a it''ata, bana uymaya ve bana Allah'tan gelene im''na d''vet ediyorum. Çünkü ben Allah'ın Peygamberiyim. Seni ve askerlerini Allah'ın dinine çağırıyorum. Ben size tebliğ ve nasihat ettim. Nasihatımı kabûl edin. Sel''m hid''yete uyanlara.(269)

Habeşistan'a hicret etmiş olan müslümanlardan bir grup ile, Hz. Ali'nin ağabeyi C''fer Tayyar h''l'' dönmemişlerdi. Rasûlullah (s.a.s.) elçisi v''sıtasiyle bunların gönderilmesini ve Ümmü Habîbe'nin de z''t-ı ris''letlerine nik''h edilerek, gönlünün hoş edilmesini istemişti.

Nec''şi, Ümmü Habîbeyi Rasûlullah (s.a.s.)'e nik''hladı. Habeşistan'da bulunan Müslüman muh''cirleri gemiye bindirip gönderdi. Rasûl-i Ekrem'e bir mektup yazarak Müslüman olduğunu da bildiridi.

Rasûlullah (s.a.s.)'e Habeş Nec''şi'sinin Mektubu

"Bismi'll''hi'r-rahm''ni'r-rahîm, Allah'ın Rasûlü Mahammed (s.a.s.)'e Nec''şi Ashame tarafından. Ey Allah'ın Peygamberi, kendisinden başka il''h olmayan Allah'ın sel''mı, rahmet ve bereketi üzerine olsun.

Ey Allah'ın Rasûlü, Hz. İs'' hakkındaki açıklamayı h''vi mektubunuz bana ulaştı. Göklerin ve yerin Rabbı olan Allah'a yemin ederim ki, Hz. İsa da, kendisiyle ilgili olarak, zikrettiğinizden ziy''de birşey söylememiştir. O'nun söyledikleri de, sizin buyurduğunuz gibidir. Bize tebliğ ettiğiniz şeyleri öğrendik. Amcanız oğlu (C''fer) ve arkadaşlarıyle tanıştık. Ben şeh''det ederim ki sen, Allah'ın geçmiş Peygamberleri tasdik eden, sözünde s''dık Rasûlüsün. Sana bîat ettim, (daha önce) amcanız oğluna bîat ederek, ''lemlerin Rabb'ı Allah Te''la'ya im''n edip Müslüman olmuştum.(270)

d) Mısır Meliki Mukavkıs'a Gönderilen Mektup

"Bismi'll''hi'r-rahm''ni'r-rahîm. Allah'ın kulu ve Rasûlü Muhammed (s.a.s.)'den Kıbt milletinin büyüğü Mukavkıs'a. Sel''m hid''yet yoluna uyanlara. Ben, seni İsl''m Dini'ne d''vet ediyorum. Müslüman ol ki sel''mete eresin, Allah da ecrini iki kat versin. Kabûl etmez, yüz çevirirsen, Kıbt milletinin gün''hı boynuna olsun." (Mektup, Âl-i İmr''n Sûresi'nin 64'üncü ''yetiyle son bulmaktadır.(271)

Mısır Mukavkısı Cüreyc, Rasûlullah (s.a.s.)'in elçisine hürmet gösterdi, fakat Müslüman olmadı. Elçiye bir mektup verdi, hediyelerle geri çevirdi.

Rasûlullah (s.a.s.)'e Mısır Mukavkısı'nın Mektubu

Bismi'll''hir'r-rahm''ni'r-rahîm. Abdullah oğlu Muhammed (s.a.s.)'e, Kıbtın büyüğü Mukavkıs'tan, Sel''m sana. Mektubunu okudum. Münderec''tını ve d''vetinizi anladım. Zuhûru beklenen bir peygamber kaldığını biliyordum. Fakat ben O'nun Şam'dan çıkacağını sanırdım. Elçinize ikram ettim. Size Kıbt milleti arasında mevkii yüksek iki c''riye ile bir elbise ve binmeniz için de bir ester hediye gönderiyorum. Sel''m sana muhterem Peygamber.(272)

Bu c''riyelerden M''riye'yi Rasûlullah (s.a.s.) kendisi aldı. İbrahim adındaki oğlu bundan oldu. Kardeşi Şirin'i ise ş''iri, Hassan b. S''bit'e verdi. Düldül adı verilen beyaz estere de bindi.

e)Yem''me Emiri Hevze'ye Gönderilen Mektup

"Bismi'll''hi'r-rahm''ni'r-rahîm. Allah'ın Rasûlu Muhammed (s.a.s.)'den Ali oğlu Hevze'ye. Sel''m hid''yet yolunda olanlara. Bil ki, Rabb'ım benim dinimi yakın bir zamanda, dünyanın en uzak ufuklarında parlatacak. Ey Hevze, Müslüman ol da sel''mete er. Ben de id''ren altındaki yerleri, senin id''rende bırakayım.(273)

Hrıstiyan olan Hevze, Müslüman olmadı. Rasûlullah (s.a.s.)'e yazdığı cevapta:

-Beni d''vet ettiğin din çok güzel. Ancak Arablar benim yerime göz koymuşlardır. Beni veliahd yaparsan, sana t''bi olurum, dedi. Rasûllüllah (s.a.s.)'a Hevze'nin cev''bı okununca:

-Bu adam ne söylüyor? Bu şartla O'na bir karış yerin idaresini bile bırakmam, buyurdu.(274) Hevze, Mekkenin fethinden sonra öldü. Çok geçmeden bu bölge Müslüman oldu.

f) Gass''n Emiri H''ris'e Gönderilen Mektup

"Bismi'll''hi'r-rahm''ni'r-rahîm. Allah'ın Rasûlü Muhammed (s.a.s.)'den Ebû Şemmer oğlu H''ris'e. Sel''m hid''yete uyan, bana im''n edip nübüvvetimi tasdik edenler üzerine olsun. Seni, eşi ve benzeri olmayan tek bir Allah'a im''n etmeğe d''vet ediyorum.Kabûl ettiğin takdirde, yerinde hümükdar olarak kalacaksın.(275)

H''ris, Rasûlullah (s.a.s.)'in mektubunu küstahca yere attı. Elçiye saygısız davrandı. Hatta, Bizans İmparatorundan Medine üzerine asker sevki istemiş, fakat Kayser reddetmişti. Elçi Şuca', H''ris'in davranışını arzedince Rasûl-i Ekrem (s.a.s.):

-Allah mülkünü elinden alsın, buyurdu.

H''ris, Mekke'nin fethi sırasında öldü. Ülkesi Hz. Ömer'in halifeliği sırasında İsl''m sınırları içine girdi.

3- HAYBER'İN FETHİ (Muharrem 7 H./Mayıs 628 M.)

a) Savaşın Sebebi

Hayber Medine'nin kuzey-doğusunda, Suriye yolu üzerinde, Medine'ye 170 km. mes''fede büyük bir Yahûdî şehriydi. Yedi kalesi vardı. Hurmalıklarıyla meşhûr, münbit bir v''ha'da kurulmuştu.

Hayber, Müslümanlara karşı bir fes''d ocağı h''line gelmişti. Daha önce Medine'den çıkarılmış olan Yahûdîler de oraya yerleşmişlerdi. Müslümanlara karşı, müşrik bedevî Arabları harekete geçiren, Hendek Savaşını hazırlayan bunlardı. Hendek Savaşında, Benî Kurayza Yahûdîlerine, düşmanla işbirliği yaptıranlar da bunlar olmuştu.

Rasûlullah (s.a.s.) Hayber ahalisiyle barış yapmak istiyordu. Hudeybiye'den döndükten sonra, Rav''ha oğlu Abdullah'ı Hayber'e gönderdi. Fakat Yahûdîler barış teklifini kabûl etmediler. Onlar, komşuları Gatafan kabilesiyle birlikte Medine'yi basmak için hazırlanıyorlardı. Hudeybiye Barış Anlaşması'nın, Müslümanların aleyhine görünen maddeleri,onlara Müslümanları kuvvetsiz göstermişti. Mün''fıklar da onları savaşa teşvik ediyorlardı.

Gatafan kabîlesi, Müslümanlara karşı Yahûdîlerle birlikte hareket etmeyi kübûl etmişti. Düşman hazırlığını tamamlamadan harekete geçmek gerekiyordu. Rasûlullah (s.a.s.), ash''bına:

-"Cih''dı isteyenler bizimle gelsin" diyerek Hayber üzerine yürüneceğini ilan etti. Hicretin 7'inci yılı Muharrem ayında 2000 atlı ve 1600 piy''de ile Medine'den çıktı. Harek''tını düşmana sezdirmeden, üç günde Raci' V''disi'ne ulaştı.(276) Burada ordug''hını kurdu. Böylece Gatafan kabîlesinden, Yahûdîlere gelecek yardımın yolunu kesmiş oldu.

b) Hayber'in Kuşatılması

Rasûlullah (s.a.s.) düşman üzerine gece vakti varırsa, hemen baskın yapmaz, sabahı beklerdi.(277) Bu sebeple geceyi Raci'de geçirdi. Sabah namazını kıldıktan sonra, Hayber üzerine yürüdü.

Sabahleyin, kazma ve kürekleriyle işlerine gitmek üzere evlerinden çıkan Yahûdîler, karşılarında Müslüman ordusunu görünce şaşkınlıkla:

-Muhammed, vall''hi Muhammed ve askeri... diye bağrıştılar (278), geri dönüp kalelerine kapandılar.

Hayber'de hepsi de gayet sağlam 7 kale vardı. En kuvvetlisi ise Kamûs kalesiydi. Hepsinde de bol miktarda silah ve yiyecek vardı. Yahûdîler savaş için hazırlıklıydılar. Bu yüzden Rasûlullah (s.a.s.)'in sulh teklifini kabûl etmediler.

c) Son Kale ve Fethin tamamlanması

Yirmi gün kadar dev''m eden kuşatma ve savaş sonunda, bütün kaleler birer birer zaptedildi. Sadece Kamûs kalesi kaldı. Bu kalenin kumandanlığında, Arablarca bin ceng''vere bedel sayılan meşhûr Yahûdî pehlivanı Merhab bulunuyordu. Her gün sıra ile ashabın ileri gelenlerinin komutasında yapılan hücumlardan bir sonuç alınamamıştı. Nih''yet Rasûlullah (s.a.s.) bir gün:

-Yarın sancağı bir kişiye vereceğim ki, Allah Hayber'in fethini O'nun eliyle müyesser kılacak. O kişi Allah ve Rasûlünü sever, Allah ve Rasûlü de onu sever, buyurdu. Bu yüce şerefin kime nasib olacağı bilinmediğinden, herkes o gece ümitle sabahlamıştı. Hz. Ali'nin gözlerinde şiddetli bir ağrı vardı. Bu yüzden hiç kimsenin hatırından O geçmiyordu. Sabah olunca Hz. Peygamber (s.a.s.):

-Ali nerede? Bana O'nu çağırın, buyurdu.

-Y'' Rasûlallah, gözleri ağrıyor, dediler ve yederek huzuruna getirdiler.

Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) du'' edip üfledi. Hz. Ali'nin gözleri derhal iyileşti, sanki hiç ağrımamış gibi oldu. Sonra sancağı O'na verdi.(279)

Hz. Ali, Yahûdîleri önce İsl''m'a çağırdı; kabûl etmediler. Sulh teklifine de yanaşmayıp, savaşa dev''m ettiler.

İlk önce Merhab kaleden çıktı. Kahramanlık şiirleri söyleyerek meydan okudu. Karşısına çıkacak er diledi. O'na karşı bizz''t Hz. Ali çıktı, kahramanca dövüşerek bu güçlü Yahûdîyi yere serdi. Merhab öldürülünce, Yahûdîler fazla dayanamadılar. Ümitsizliğe düşüp kaleyi teslim ettiler. Böylece Hayber feth edildi; Hz. Ali de Hayber F''tihi oldu. Savaş sırasında Yahûdîlerden 93 kişi ölmüştü, Müslümanlar ise 15 şehit vermişlerdi.

d) Hayber Ar''zisi

Savaş sonunda Hayber ar''zisi, Müslümanların eline geçti. Ancak Yahûdîler, bu topraklarda yarıcı olarak çalışmak istediler; istekleri kabûl edildi. Bu sebeple Rasûlullah (s.a.s.) her yıl mahsûl zamanı Rav''haoğlu Abdullah'ı Hayber'e gönderirdi. Abdullah da mahsûlü iki eşit kısma böler, yarısını Yahûdîlere bırakır, diğer yarısını da Medine'ye götürürdü.

Yahûdîler, Hz. Ömer'in hil''feti zamanına kadar yerlerinde kaldılar. Hz. Ömer'in hil''fetinde, Arabistan dışına çıkarıldılar.

e) Hz. Peygamber (s.a.s.)'i Zehirleme Teşebbüsü

Hz. Peygamber (s.a.s.) fetihden sonra Hayber'de bir kaç gün daha kaldı. Yahûdîler gördükleri ins''nî mu''meleye rağmen, h''ince davranışlarından vazgeçmediler. Rasûlullah (s.a.s)'e suikast yapmayı pl''nladılar.

Yahûdî reislerinden H''ris kızı Zeynep, bir ziy''fet hazırladı. Rasûlullah (s.a.s.)'i de bazı arkadaşlarıyla birlikte yemeğe d''vet etti. Fakat sofraya konulan koyun eti zehirliydi.

Hz. Peygamber (s.a.s.) durumu ilk lokmada anladı, çiğnediği parçayı ağzından çıkardı; ash''bına da yememelerini emretti. Fakat, Ber'' oğlu Bişr bir kaç lokma yemişti. Rasulüllah (s.a.s.) bunu niçin yaptıklarını Yahûdîlere sorduğunda:

-Eğer yalancı isen, senden kurtuluruz, şayet hak peygamber isen, sana zarar vermez.. diye düşündük, diye, güya akıllıca bir cevap verdiler.(280)

Zeynep de suçunu ink''r etmedi.

-Babam, amcam, kocam ve kardeşlerim, hepsi savaşta öldüler. İntikam için yaptım, dedi. Rasûlullah (s.a.s.) şahsına karşı işlenen suçları affederdi. Bu sebeple Zeynep'i cez''landırmadı. Ancak çok geçmeden zehirli etten yiyen Bişr ölünce, Zeynep de kıs''s edilerek öldürülmüştür.(281)

4- RASÛLÜLLAH (S.A.S.)'IN HZ. SAFİYYE İLE EVLENMESİ

Hayber esirleri arasında, Benî Nadîr reisi Ahtab oğlu Huyey'in kızı Safiyye de vardı. Safiyye Hz. Harun'un neslinden olup, annesi de Benî Kurayza reisinin kızıydı. Hayber Yahûdîlerinin reisi Rabi' oğlu Kin''ne ile evlenmişti. Kocası savaşta ölmüş, kendisi esir düşmüştü. Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) O'nu Dihyetü'l-Kelbî'ye vermişti. Ash''b bunu uygun bulmadılar:

-Hayber reisinin eşi Benî Kurayza ve Benî Nadîr'in en şerefli hanımının c''riye olarak Dihye'ye verilmesi, Yahûdîler için son derece haysiyet kırıcı olur. Bu sebeple Safiyye'yi ancak sizin nik''hlamanız uygun olur, dediler.

Rasulüllah (s.a.s.) Dihye'ye başka bir c''riye verdi. Safiyye'yi az''d etti ve onunla evlendi.(282) Böylece O'nun haysiyet ve şerefini korudu.

5- FEDEK VE VÂDİ'L-KURÂ'NIN ALINMASI

Fedek, Medine'ye iki günlük mes''fede, akar suları ve hurmalıkları bol, zengin bir Yahûdî köyü idi. Rasûlullah (s.a.s.), Hayber'in muh''sarası devam ederken, Fedeklileri, İsl''m'a d''vet için bir elçi gönderdi. Fedekliler, Müslümanlığı kabûl etmediler. Topraklarımız sizin olsun, biz burada Hayberliler gibi, yarıcı olarak çalışalım, dediler. İstekleri kabûl edildi.

V''di'l-Kur'' ise, Hayber'le Medine arasında bir çok Yahûdî köyünün bulunduğu bir v''di idi. Buradaki Yahûdîler de çevredeki Arap kabîleleriyle anlaşarak, Müslümanlarla savaş için hazırlanıyorlardı. Rasûlullah (s.a.s.)

Hayberden dönerken buraya uğrayıp onları da İsl''m'a d''vet etti, kabûl etmediler, Müslümanlara ok yağdırarak savaşı başlattılar. Dört gün süren çarpışma sonrasında yenik düştüler. Hayber gibi, elde edecekleri mahsûlün yarısı kendilerinin olmak üzere, yerlerinde bırakıldılar.

Dev''mlı Müslümanlara düşmanlık besleyen Yahûdîlerin işi böylece tamamlanmış oldu. Müslümanlar Safer ayında Medine'ye döndüler.

Ele Geçen Ar''zi

Müslümanların, düşmandan (k''firlerden) savaşarak aldıkları mallara "ganimet" denir. Ganimet malların, beşte dördü savaşa katılan müc''hidlere paylaştırılır. Beşte biri ise beytü'l-m''l'e (Devlet Hazinesine) bırakılır.(283) Düşmandan (K''firlerden) savaşmadan barış ve anlaşma yolu ile elde edilen mallara ise "fey" adı verilir. Fey'in tamamı beyt'ül m''l'e aittir. (284) Rasûlullah (s.a.s.) hayatta iken, Beytü'l-m''le ''it malların tasarrufu O'na ''itti.

Bu sebeple savaşsız ele geçen Fedek arazisinin tamamı ile Hayber ve V''di'l-Kur'' topraklarının beşte biri Rasûlullah (s.a.s.)'ın emrine ayrıldı. Beni Nadîr ar''zisi de, daha önce böyle olmuştu.(285) Hayber ve V''di'l-Kur'''nın kalan ar''zîsi, müc''hidlere verildi.

6- HABEŞİSTAN GÖÇMENLERİNİN DÖNÜŞÜ

Habeşistan'a hicret etmiş bulunan Müslümanların 16 kişilik son kafilesi de, Hayber'in fethi sırasında döndü.(286) Başlarında Hz. Ali'nin kardeşi C''fer Tayyar vardı. Rasûlullah (s.a.s.) son derece memnun oldu.

-Hangisine sevineceğimi bilemiyorum, Hayber'in fethine mi, yoksa C''fer'in gelişine mi? buyurdu.(287) Ganimetlerden onlara da hisse ayırdı.(288)

7- KÂBE'Yİ ZİYARET (Umretü'l Kaz'')

(Zilkade 7 H./Mart 629 M.)

"Başladığınız hac ve umreyi Allah için tamamlayın"

(el-Bakara Sûresi, 196)

Hudeybiye anlaşmasına göre, Müslümanlar K''be'yi bir yıl sonra ziy''ret edebileceklerdi. Anlaşma gereğince üç günden fazla Mekke'de kalamayacaklardı. Mekkeliler de bu esn''da, şehrin dışına çekileceklerdi.

a) Bir Yıl Önce Ed'' Edilemeyen Umre

Anlaşma'dan bir yıl sonra, Rasûlullah (s.a.s.), Hudeybiye'de bulunan Müslümanların, bir yıl önce ed'' edemedikleri Umre'yi kaz'' etmek üzere hazırlanmalarını emretti. Hicretin 7'inci yılı zilkade ayında (Mart 629) Medine'den hareket edildi. Hudeybiye'de bulunmayanlardan da katılanlar olduğu için, K''be'yi ziy''rete gidenlerin sayısı 2000'i geçti.

Müşrikler, Müslümanların geldiğini duyunca Mekke'yi boşalttılar. Şehri çevreleyen yüksek tepelere kurdukları çadırlardan, Müslümanları merakla izlediler.

Müslümanların Mekke'ye girişleri çok heyecanlı oldu. Hz. Peygamber (s.a.s.) devesi Kasva üzerinde ilerliyor, hep birden yüksek sesle, "Lebbeyk, Allahümme lebbeyk...."(289) diye telbiye söylüyorlardı. Uzaktan K''be görülünce "All''hü Ekber, All''hü Ekber, L''il''he illall''hü vall''hü ekber..."(290) diye tekbir getirmeğe başladılar. Yıllardan beri hasretini çektikleri K''be, işte şimdi karşılarındaydı. Özellikle muh''cirler, yedi yıllık bir ayrılıştan sonra doğup büyüdükleri kutsal beldeye girerken ayrı bir heyec''n duyuyorlardı.

K''be, usûlüne göre tav''f edildi, etrafı yedi defa dolaşıldı. (291) Saf'' ve Merve tepeleri arasında sa'y yapıldı.(292)

Müşriklerin ileri gelenleri, D''ru'n-nedve önünde toplanmışlar, Müslümanları seyrediyorlardı. Aralarında:

-Medine'nin humması bunları zayıf düşürmüş.. diye konuşuyorlardı.

Rasûlullah (s.a.s.)

Müslümanların zayıf ve güçsüz olmadıklarını göstermek istedi. Sağ kolunu ihramın dışında tutup b''zûsunu şişirdi. Tavafın ilk üç şavtını kısa adımlarla koşarak yaptı. Ash''bına da böyle yapmalarını emretti.(293) "Bu gün kendini onlara kuvvetli gösterene Allah rahmet etsin" buyurdu.

Ertesi gün peygamber (s.a.s.) Efendimiz K''be'ye girdi. Öğle vaktine kadar orada kaldı. K''be h''l'' putlarla doluydu. Habeşli Bilal, K''be'nin damına çıkarak öğle ezanını okudu. Mekke ufukları "Allahü Ekber" sed''larıyla çınladı. Rasûlullah (s.a.s.)'ın arkasında, cem''atle namazlarını kıldılar.

Daha sonra Müslümanlar tıraş olarak ihramdan çıktılar. Bir sene önce eda edemedikleri umreyi kaz'' etmiş oldular Rasûlullah (s.a.s.)'in rüy''sı ve ashabına müjdesi de böylece gerçekleşmiş oldu. Bu sebeple, Hicretten sonra, müslümanların bu ilk K''be ziy''retine "Umretü'l-Kaz'' (Kaz'' Umresi) adı verilmiştir

b) Kaz'' Umresi'nin Mekkeliler Üzerindeki Tesirleri

Müslümanlar, Hudeybiye Anlaşması uyarınca üç gün Mekke'de kaldıktan sonra, Medine'ye döndüler. Bu esn''da, müşrikler, uzaktan uzağa Müslümanların bütün hallerini, davranışlarını merakla ve dikkatle izlediler. Son derece kib''r ve n''zik,huzûr ve sükûn içinde kardeşçe geçinen insanlar olduklarını gördüler. Ne içki içip sarhoş olan, ne başkasına saygısız davranan var. Hepsi edepli, tertemiz, üstün ahl''klı insanlar. Topluca ib''det ediyorlar, oturup sohbet ediyorlar, birbirlerini sevip sayıyorlar, kimseye kötülük etmiyorlar, d''ima Allah'a it''at içinde bulunuyorlar.. Evet, bunlar ne iyi insanlar.

Müslümanların üstün meziyetleri, örnek davranış ve yaşayışları, Mekkeliler üzerinde büyük tesirler meydana getirdi. Müslümanlık hakkındaki düşünceleri değişmeye başladı. İçlerinde Müslüman olma arzusu belirenler bile oldu. Kureyş'in ileri gelenlerinden Velîd oğlu H''lid, Âs oğlu Amr,Talha oğlu Osman bunlardandı.

8- RASÛLÜLLAH (S.A.S.)'İN MEYMÛNE İLE EVLENMESİ

Hz. Meymûne, Peygamber (s.a.s.) Efendimizin amcası Abb''s'ın eşi Ümmü'l-Fadl'ın kız kardeşidir. H''ris el-Hil''liye'nin kızıdır. Önce Amr oğlu Mes'ûd ile evlenmiş, sonra Adüluzza oğlu Ebû Rahm'in eşi iken dul kalmıştı. Rasûllüllah (s.a.s.)'ın eşleri arasında bulunmak en büyük emeliydi. Bu yüzden, külfetsiz ve mehirsiz olarak Rasûl-i Ekrem (s.a.s.)'in kendisini nik''hlamasını istiyordu.(294) Hz. Abb''s, dul baldızının isteğini Rasûlullah (s.a.s.)'a iletti. Peygamber (s.a.s.) Efendimiz, şeref ve as''letine hürmet ederek, Hz. Meymûne'nin teklifini kabûl buyurdu. Kaza Umresi esn''sında ihramlı iken nikah edip, ihr''mdan çıktıktan sonra zif''f oldu.(295)

Hz. Meymûne, Rasûlullah (s.a.s.)'ın nik''hlandığı son eşidir. Hicretin 51.'inci yılı, hac dönüşünde, Mekke'ye 6 mil mes''fede "Serif" denilen yerde vef''t etmiştir.(296)

Teyze Anne Yerindedir

Hz. Hamza'nın küçük kızı Um''me, (veya Um''re) Mekke'de kalmıştı. Kaz'' Umresi'nden Medine'ye dönerken, "amca, amca" diye Rasûlullah (s.a.s.)'in peşinden koştu. Hz. Ali onu kucaklayıp:

-Al, amcamızın kızı, diyerek eşi Hz. F''tıma'ya verdi. Medine'ye varınca Hz. Ali, Hz. C''fer Tayyar ve Zeyd b. Harise hepsi de çocuğun bakımının kendilerine verilmesini istemişlerdi. C''fer Tayyar'ın eşi Esm'',Üm''me'nin teyzesiydi. Rasûlullah (s.a.s.):

-Teyze, anne yerindedir, buyurdu ve çocuğun bakımını ona verdi.(297)

(262) Bkz. el-Enbiy'' Sûresi, 107; Sebe' Sûresi, 28; el-A'raf Sûresi, 158; "Benden önceki peygamberler sadece kendi milletlerine gönderilmişti. Ben ise bütün insanlara, peygamber olarak gönderildim." (el-Buh''rî, 1/86 ve 1/113; Tecrid Tercemesi, 2/204 Hadis No:223)

(263) el-Buh''rî, 1/24; Tecrid Tercemesi, 1/62 (Hadis No: 59)

Bu yüzük, Rasûlüllah (s.a.s.)'in vef''tından sonra, halifelikleri esn''sında Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman tarafından kullanıldı. Hz. Osman'ın parmağından Medine'de Eris kuyusuna düştü. Kuyunun suyu tamamen boşaltıldığı halde bulunamadı. (Abdurrahman Şeref, Zübdetü'l-Kısas, 1/153, İst. 1315)

(264) Z''dü'l-Me''d, 1/60-63; (O devirde Bizans İmparatorlarına "Kayser", İran Şahinşah-larına "Kisr''", Habeş krallarına "Nec''şi", Mısır Meliklerine "Mukavkıs", Türk hükümdarlarına da "H''kan" denirdi.)

(265) el-Buh''rî, 1/6; M. Hamîdullah, el-Ves''iku's-Siy''siyye, 109; Tecrid Tercemesi, 1/16; (Hadis No: 7); ve 12/414; Z''dü'l-Me''d, 3/126

(266) Bkz. el-Buh''rî, 1/5-7; Tecrid Tercemesi, 1/14-23 (Hadis No:7)

(267) Z''dü'l-Me''d, 3/127; el-Ves''iku's-Siy''siyye, 140; Tecrid Tercemesi, 12/416; İbnül-Esîr, a.g.e., 2/213

(268) el-Buh''rî, 1/23,3/225 ve 5/136; Tecrid Tercemesi, 1/61-63 (Hadis No: 58) ve 10/487 ve 12/417

(269) Z''dü'l -Me''d, 3/127; el-Ves''iku's-Siy''siyye, 100; Tecrid Tercemesi, 12/418-419

(270) Z''dü'l-Me''d, 3/128; el-Ves''iku's-Siy''siyye, 104; Tecrid Tercemesi, 12/420

(271) Z''dü'l -Me''d, 3/128;el-Ves''iku's-Siy''siyye,135; Tecrid Tercemesi, 12/422

(272) Z''dü'l -Me''d, 3/129; el-Ves''iku's-Siy''siyye, 136; Tecrid Tercemesi 12/424

(273) Z''dü'l-Me''d, 3/132-133; el-Ves''iku's-Siy''siyye, 156; Tecrid Tercemesi, 12/425

(274) Z''dü'l-Me''d, 3/133; Tecrid Tercemesi, 12/426

(275) Z''dü'l-Me''d, 3/ 133-134;el-Ves''iku's-Siy''siyye, 126; Tecrid Tercemesi, 12/427

(276) Yolda giderken, ash''b, yüksek sesle tekbir getiriyorlardı. Rasûlüllah (s.a.s.): "Kendinize acıyın, siz ne sağıra, ne de gaibe sesleniyorsunuz, sizi iyi işiten ve çok yakın olan Allah'a du'' ediyorsunuz. O her zaman sizinle beraberdir" buyurmuştur. (Buh''rî, 5/75; Tecrid Tercemesi, 10/285, (Hadis No: 1608)

(277) el-Buh''rî, 5/73.

(278) el-Buh''rî, 5/73; Müslim, 2/1044 (Hadis No: 1428)

(279) el-Buh''rî, 5/76; Tecrid Tercemesi, 10/302-303, 1617 numaralı hadisin iz''hı.

(280) el-Buh''rî, 4/ 66; Tecrid Tercemesi, 8/531 (Hadis No: 1310)

(281) Tecrid Tercemesi, 8/534; İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/219-220

(282) Bkz. el-Buh''rî, 1/98 ve 2/1044; Tecrid Tercemesi, 2/248-257 (hadis No: 241) ve 10/272, 1612 numaralı hadisin izahı; Müslim, 2/1044

(283) el-Enf''l Sûresi, 41

(284) el-Enf''l Sûresi, 1; el-Haşr Sûresi, 6-7

(285) Tecrid Tercemesi, 10/306 ve ll/412-413, 8/273 (Hadis No: 1173)

(286) el-Buh''rî, 5/80; Tecrid Tercemesi, 10/295 (Hadis No: 1615)

(287) M. Zihni, el-Hakayık, 1/200; İbn Hişam, 4/3

(288) el-Buh''rî, 5/81; Tecrid Tercemesi, 10/301 (Hadis No: 1617)

(289) Rabbım, d''vetine sözüm ve özümle tekrar-tekrar ic''bet ettim. Emrine boyun eğdim. Rabb'ım emrine uymak boynumun borcudur, senin eşin ve ortağın yoktur. Rabb'ım bütün varlığımla sana yöneldim. Hamd senin, nimet senin, mülk de senin. Bütün bunlarla eşin ve ortağın yoktur senin.

(290) Allah büyüktür, Allah büyüktür. Allah'tan başka kulluk edilecek hiç bir ilah yoktur. Allah büyüktür, Allah büyüktür. Hamd O'na mahsustur.

(291) Hacer-i Esved'in bulunduğu köşeden başlayarak, K''be'nin etrafını 7 defa dolaşmağa "Tav''f" denir. Her bir devire "şavt" adı verilir.

(292) Mescid-i Har''m'ın doğusunda, Safa ve Merve adı verilen iki tepe arasında 4'ü gidiş 3'ü dönüş olmak üzere, 7 defa gidip gelmeğe "sa'y" denir.

(293) el-Buh''rî, 5/86; Tecrid Tercemesi, 10/308

Tav''fın ilk üç şavtında, erkeklerin kısa adımlarla koşarak ve omuzları silkerek çalımlı ve sür'atli yürümelerine, "remel" denir.

İhr''mlı iken, rid'' denen örtünün bir ucunu sağ koltuğun altından geçirip sol omuzun üzerine atarak sağ omuz ve kolu, örtünün dışında bırakmağa "Iztıb''" adı verilir. Iztıb'' ve remel, peşinden sa'y yapılacak olan tavaflar da sünnettir.

(294) Nefsini hibe eden Müslüman hanımları, mehirsiz olarak nik''hlaması, Ahz''b Sûresi'nin 50'inci ''yetiyle Rasûlüllah (s.a.s.)'e hel''l kılınmıştır.

(295) el-Buh''rî, 5/86; Tecrid Tercemesi 10/309 (Hadis No: 1618)

(296) Tecrid Tercemesi 10/310

(297) el-Buh''rî, 5/85; Tecrid Tercemesi, 8/136-139 (Hadis No: 1158); Riy''züs-S''lihîn

Tercemesi, 1/365 (Hadis No: 333); Z''dü'l-Me''d, 2/369

samimi

  • Ziyaretçi
Ynt: Peygamber'imizin(S.A.V) Medine Dönemi
« Yanıtla #7 : Şubat 03, 2009, 09:45:40 ÖS »
 1- MÛTE SAVAŞI (Cum''de'l-ûl'' 8 H./Eylül 629 M.)

a) Savaşın Sebebi

Mûte Savaşı, Müslümanlarla Hristiyanlar (Rumlar ve Hristiyan Araplar) arasında yapılan ilk savaştır. Sebebi, Rasûlüllah (s.a.s.)'in elçisinin öldürülmesidir.

Rasûlüllah (s.a.s.), İsl''m'a d''vet için hükümdarlara elçilerle mektuplar gönderdiği sırada, Sûriye'de Busr'' (şimdiki Havran) Emîri Şürahbil'e de H''ris b. Umeyr ile bir mektup göndermişti. Gass''nî Araplarından Şürahbil, Hristiyandı. Bizans'ın himayesinde bulunuyordu.

H''ris, Şürahbil'e, Kudüs'ün iki konak güneyinde, bulunan Mûte kasabasında rastladı. Elçi olduğunu söyleyerek Hz. Peygamber (s.a.s.)'in mektubunu verdi. Fakat, Şürahbil, devletler arası hukuk kurallarını çiğnedi, Rasûlüllah (s.a.s.) elçisini öldürttü.

Şimdiye kadar Hz. Peygamber (s.a.s.)'in elçilerinden hiçbiri öldürülmemişti. Bir elçinin öldürülmesi, tarih boyunca bütün toplumlarda insanlığa ve hukuk kurallarına aykırı bir davranış sayıldığı gibi, gönderene de en büyük hakaret ve meydan okuma demekti. Bu sebeple Rasûlullah (s.a.s.) üç bin kişilik bir kuvvet hazırlayarak, azadlı kölesi H''rise oğlu Zeyd'in komutasında yola çıkardı(298) Elçi Umeyr oğlu H''ris'in şehid edildiği Mûte'ye kadar gidilmesini, Şürahbil ve maiyetinin İsl''m'a d''vet edilmesini, kabûl etmezlerse savaşılmasını emretti.(299) "Kadınları, çocukları, yaşlıları öldürmeyin. Evleri yıkıp h''rap etmeyin, ağaçları kesip, tahrib''tta bulunmayın!" dedi. Orduyu "Seniyyetü'l-ved''" denilen ayrılık tepesi'ne kadar uğurlayan Hz. Peygamber (s.a.s.):

- "Zeyd şehid olursa, komutanlığı C''fer alsın; C''fer de şehit düşerse, Rav''ha oğlu Abdullah komutan olsun." buyurdu.(300)

b) İki Tarafın Durumu ve Aradaki Eşitsizlik

Müslüman ordusunun hareketini Şürahbil duydu. Derhal Lahm, Cüz''m, Kayn, Belkın, Behr'' gibi Hristiyan Arap kabîlelerinden büyük bir kuvvet hazırladı. Ayrıca durumu Bizans İmparatoruna bildirerek, ondan da yardım istedi. Böylece Şürahbil, 200 bin kişilik büyük bir ordu topladı. Bunun 100 bini Rumlardan, 100 bini de Hristiyan Araplardan meydana gelmişti. (301) İmparator Hirakl de işi önemseyerek, Belkadaki Meab şehrine kadar geldi.

Müslümanlar, ancak Sûriye topraklarına girdikten sonra düşmanın gücü ve hazırlıkları hakkında bilgi edinebildiler.

İki taraf arasında gerek sayı, gerek silah ve teçhiz''t bakımından korkunç bir fark vardı. Tarihte, iki taraf arasında böylesine ölçüsüz bir fark görülmemiştir. 200 bin (bazı riv''yetlerde 100 bin) kişilik bir kuvvet karşısında üç bin müc''hid ne yapabilirdi? Fakat, savaşmadan geri dönülemezdi. Komutan Zeyd, Maan'da, Müc''hidlerin ileri gelenleriyle toplanıp durumu istiş''re etti. Acaba, durumu Rasûlüllah (s.a.s.)'e bildirip alınacak cev''ba göre mi hareket edilmeliydi? Fakat, Rav''haoğlu Abdullah bütün tereddütleri giderdi.

- Arkadaşlar, çekindiğimiz şey, ele geçirmek için yola çıktığımız şeydir, yani şehid olmaktır. Dinimizi yüceltmek için savaşalım. Y'' şehid, ya gazi olacağız. Bunun ikisi de güzel değil mi ?(302) dedi.

Abdullah'ın konuşması müc''hitlerin maneviy''tını yükseltti. Hepsi de:

- Rav''haoğlu doğru söylüyor. Savaşmalıyız, dediler.

c) Komutanlar Sırayla Şeh''det Şerbetini İçtiler

İki ordu Mûte'de karşılaştı. Zeyd, sancak elinde, ileri atıldı. Kahramanca çarpıştı, ölümden yılmadığını gösterdi. Fakat düşman mızraklarının arasında şehid düşdü.(303)

Zeyd şehid olunca, sancağı hemen C''fer aldı. Ems''lsiz kahramanlıklar gösterdi. Önce sağ eli kesildi, sancağı sol eliyle tuttu. Sol eli de kesilince, kollarıyla sancağa sarıldı. Pek çok yara aldığı halde son nefesine kadar sancağı bırakmadı. Nih''yet o da şehid oldu.(304)

C''ferden sonra sancağı Rav''haoğlu Abdullah aldı. O da şiirler söyleyerek, kahramanca savaştı. Vücudu delik deşik oldu. Sonunda o da şehid oldu.

d) H''lid b. Velîd'in Üstün Mah''reti

R''v''haoğlu da şehid olunca, asker komutansız kaldı, umûmî bir panik başladı. Dağılan askerin kaçışını Velîdoğlu H''lid önledi. Müc''hidler, H''lid'in etr''fında yeniden toplandılar. H''lid komutayı aldı, sancak elinde akşama kadar çarpıştı. O gün elinde tam dokuz kılıç parçalandı.(305) Bu Müslüman olduktan sonra H''lid'in katıldığı ilk savaştı.

Gece olunca, H''lid askeri yeniden tertipledi. Öndekileri arkaya, arkadakileri öne, sağdakileri sola, soldakileri sağa aldı. Böylece düşmana, yardım için yeni kuvvetler gelmiş intib''ını verdi. Sabah olunca da ansızın şiddetli bir hücuma geçerek, düşmanı bozguna uğrattı. Bu fırsattan yararlanarak, askerini ustalıkla geri çekti. Büyük bir kayba uğramadan Medine'ye döndü. İsl''m ordusunu korkunç bir fel''ketten kurtardı.

200 bin kişiye karşı yapılan bu çetin savaşta, Müslümanlar sadece 12 şehid vermişlerdi. Bu durum, komutanların savaşı çok başarılı id''re etmeleri ve canlarını fed'' etmekten çekinmemelerinin bir sonucuydu.

e) Rasûlüllah (s.a.s.)'in Medine'den Savaşı Seyretmesi

Rasûlüllah (s.a.s.) savaşın bütün safhalarını, Medine'ye henüz hiç bir haber ulaşmadan, ash''bına bildirmişti.

Cenab-ı Hakk, zaman, mek''n ve mes''fe kavramlarını kaldırarak, sevgili Peygamberine savaş meydanını olduğu gibi göstermişti. Mescid-i Nebî'de minber üzerine oturmuş bulunan Allah Rasûlü (s.a.s.) gözlerinden yaşlar akarak:

-İşte sancağı Zeyd aldı, Zeyd vuruldu, şehid düştü. Sonra C''fer aldı, O' da şehid oldu. Sonra Rav''haoğlu aldı, O 'da şehid oldu. En sonunda sancağı, Allah'ın kılıçlarından bir kılıç, Velîdoğlu H''lid aldı. Allah O'na fethi müyesser kıldı, buyurdu. (306)

Rasûlüllah (s.a.s.), Zeyd, C''fer ve Abdullah'ın şehid düştüklerini haber verdikçe, her biri için istiğf''r etmiş ve Cennete girdiklerini de müjdelemişti.(307) Sancağı H''lid alınca ise:

-Allah'ım, H''lid senin kılıçlarından bir kılçtır. Sen O'na nusret ihsan buyur, diye du'' etmişti.(308) Bundan sonra H''lid'e "Seyfullah" (Allah'ın kılıcı) denildi.(309)

C''ferin şeh''det haberini duyunca, ''ilesi fery''da başladılar. Rasûlüllah (s.a.s.)'de son derece üzgündü. Çok sevdiği, en değerli arkadaşlarını kaybetmişti. C''fer'in ''ilesini teselli etti. Acılıdırlar, yemek yapamazlar, diye evine yemek gönderdi.

-Allah C''fer'e, Mûte'de kesilen iki koluna bedel, iki kanat verdi. O'nu Cennet'te meleklerle birlikte uçuyor gördüm, diye müjdeledi.(310) Bu sebeple C''fer, bundan sonra C''fer Tayy''r diye anıldı.

2- ZÂTÜ'S-SELASÎL SAVAŞI (Cum''de'l-''hir 8 H./629 M.)

Kud''a kabîlesi'nin Uzre ve Belî kolları, Medine hayvanlarını yağmalamak üzere, V''di'l-Kur'' yakınlarında toplanmışlardı. Rasûlüllah (s.a.s.) durumdan haberd''r olunca, bunların üzerine Amr b. As (Âs oğlu Amr) komutasında 30'u atlı 300 kişilik bir seriyye gönderdi. Bunlar arasında Sa'd b. Ebî Vakkas, Üseyd b. Hudayr, Sa'd b. Ub''de, S''id b. Zeyd, Âmir b. Rabîa.. gibi ens''r ve muh''cirlerden ileri gelen kimseler de vardı.

Amr b. Âs. ash''bın büyüklerinden değildi. Henüz bir yıl kadar önce Müslüman olmuştu. Fakat dedesi V''il'in annesi Belî kabîlesinden olduğu için Amr'ın bu kabîle ile ilgisi vardı. Amr, aynı zamanda savaş usûlünü iyi bilen, son derece zekî bir kimse idi. Bu sebeple Rasûlüllah (s.a.s.), komutanlığa O'nu seçmişti.

Amr, V''di'l-Kur'' civarında Sel''sil suyu'na varınca, düşmanın sayıca üstün olduğunu öğrendi. Burada konaklayarak, bir haberci ile Rasûlüllah (s.a.s.)'den yardım istedi. Rasûlüllah (s.a.s.)'de Ebû Ubeyde b. Cerr''h komutasında 200 kişilik ek kuvvet gönderdi. Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer de bunlar arasındaydı. Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) Ebû Ubeyde'yi gönderirken:

- Ayrılığa düşmeyin, işbirliği yapın, buyurmuştu. Amr b. Âs, Ebû Ubeyde'nin, askerlere im''m olarak namaz kıldırmasına itir''z etti.

- Sen bana yardıma geldin, kumandan benim, namazda ben imam olacağım, dedi.

Ebû Ubeyde yumuşak tabiatlı bir z''ttı, hiç itir''z etmedi.

- Y'' Amr, Rasûlullah (s.a.s.) Efendimiz, ihtil''fa düşmememizi emretti. Sen bana uymazsan, ben sana uyarım, tel''şa gerek yok, diye cev''p verdi. Amr bütün Müslümanlara sefer süresince imam olup namaz kıldırdı. Böylece Hz. Ömer ve Hz. Ebûbekir de Amr'ın id''resine girmiş oldular. Oysa Rasûlüllah (s.a.s.) Amr'ı ilk 300 kişiye; Ebû Ubeyde'yi de 200 kişiye kumandan t''yin etmişti. Ebû Ubeyde'yi Amr'ın emrine değil, yardımına göndermişt.(311)

Amr, düşmana yaklaşınca gerekli tedbirleri aldı. Hava çok soğuk ve sert olduğu halde, gece ateş yakmayı yasakladı. "Kim ateş yakarsa, onu yaktığı eteşin içine atarım," diye tehdit etti. Asker, soğuktan Ebû Bekir ve Ömer'e başvurdular. Hz. Ömer:

- Bu nasıl şey, herkesi soğuktan kıracak mı? diye Amr'a haber gönderdi. Amr b. Âs:

- Y'' Ömer, sen bana it''atle memûrsun, İşime karışma, diye , cev''p verdi. Hz. Ebû Bekir de:

Rasûlüllah (s.a.s.) O'nu savaş usûlünü iyi bildiği için kumandan yaptı. Madem ki kumandan O'dur, işine karışmamak gerekir, dedi. Böylece gece soğukta geçirildi. Çünkü ateş yakılsaydı, düşman Müslümanların azlığını öğrenecekti.

Amr, pl''nını kimseye söylemedi. Sabaha karşı, alaca karanlıkta ansızın düşman üzerine hücûma geçti ve savaşı kazandı. Düşman pek çok ganimet bırakarak kaçtı. Ash''b, düşmanın peşini t''kibetmek istedilerse de Amr buna da izin vermedi. Bir kaç gün orada kalıp etraftaki ganimet hayvan sürülerini topladıktan sonra, Medine'ye döndü.

Sefer esn''sında Amr b. Âs ihtil''m olmuş, hava soğuk olduğu için gusletmeyerek teyemmümle namaz kıldırmıştı.(312) Dönüşte ash''b, Rasûlüllah (s.a.s.)'e, Amr b. Âs'tan:

1- Hava çok soğuk olduğu halde, gece ateş yaktırmadı,

2- Galip geldiğimiz halde düşmanı t''kip ettirmedi,

3- Su bulunduğu halde gusletmeyip, teyemmümle namaz kıldırdı, diye şik''yette bulundular.

Amr bu şik''yetlere karşı:

1- Sayımızın az olduğunu düşman anlamasın diye ateş yaktırmadım.

2- Yardım için kuvet gönderebileceği düşüncesiyle düşmanı t''kip ettirmedim.

3- Soğukta yıkanmak tehlikeli olduğu ve Cen''b-ı Hakk "Elinizle kendinizi tehlikeye atmayın." (ElBakara Sûresi, l95) "Kendinizi öldürmeyin. Şüphesiz Allah size acımaktadır." (en-Nis'' Sûresi, 29) buyurduğu için gusletmeyip teyemmüm yaptım, diye cev''p verdi.

Rasûlüllah (s.a.s.) Amr'ın cev''plarını tebessümle karşıladı. (313)

Amr b. Âs, henüz yeni müslüman olduğu halde, ash''bın büyüklerinin de bulunduğu bir orduya kumandan t''yin edilmesinden dolayı gururlanmıştı. Savaşı da kazanarak dönünce, Rasûlüllah (s.a.s.)'in yanındaki derece ve itib''rını öğrenmek istedi. Rasûl-i Ekrem (s.a.s.)'e:

- En çok kimi seversiniz? diye sordu. Rasûlüllah (s.a.s.)

Âişe'yi diye cev''p verdi.

- Sonra kimi?

- Âişe'nin babasını, Ebû Bekir'i.

- Sonra kimi?

- Ömer'i.

Amr, en sonraya kendisinin kalacağından korkarak daha fazla sormaktan vazgeçti.(314)

(298) Orduda ens''r ve muh''cirlerin ileri gelenleri de vardı. Azadlı bir köle hepsine komutan olmuştu. Bu olay İsl''m'daki ehliyet ve eşitlik uygulamasının canlı örneklerinden biridir.

(299) Tecrid Tercemesi, 10/312

(300) el-Buh''rî, 5/87; İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/234; Tecrid Tercemesi, 10/313 (Hadis No: 1619)

(301) el-Buh''rî, 5/87; İbnü'l-Esîr a.g.e., 2/234-235; Tecrid Tercemesi, 4/541, (Hadis No: 644'ün iz''hı).

(302) Z''dü'l-Me''d, 2/375; İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/235; İbn Hiş''m, 4/17

(303) Zeyd, ilk Müslümanlardandır. Rasûlüllah (s.a.s.) onu çok severdi. Bedir'den itib''ren bütün savaşlarda bulunmuştu. Ash''bdan Kur'''n-ı Kerim'de ismi geçen, sadece Zeyd'dir. (Ahz''b Sûresi, 37)

(304) C''fer, Rasûlüllah (s.a.s.)'ın çok sevdiği h''mî amcası Ebû T''lib'in büyük oğludur. Hz. Ali'den 10 yaş büyüktür. İkinci Habeşistan hicretinde, kafileye başkanlık etmiş, Hayber'in fethedildiği gün Medine'ye dönmüştü. Savaşta 90'dan çok yara almıştır. Bunlardan 50'si ön tarafındaydı. (el-Buh''rî, 5/86-87; Tecrid Tercemesi, 10/313; Hadis No:1619)

(305) el-Buh''rî, 5/87; Tecrid Tercemesi, 4/394 ve 10/315

(306) el-Buh''rî, 2/72 ve 5/87; Tecrid Tercemesi, 4/391 (Hadis No: 623) ve 10/315; İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/237

(307) İbnü'l -Esîr a.g.e., 2/273; Tecrid Tercemesi, 4/393

(308) Tecrid Tercemesi, 10/315

(309) İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/238

(310) İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/238; M. Zihni Efendi, el-Hakayık, 1/201, İst. 1310

(311) İbn Hiş''m,4/272; Z''dü'l-Me''d, 2/378; İbnü'l-Esir, a.g.e., 2/232

(312) Ebû Hanife ve Ebû Yûsuf'a göre abdest alan kimselerin teyemmüm yapana iktid''sı c''izdir. İm''m Muhammed'e göre abdestlinin teyemmümlüye uyması c''iz değildir. İhtil''f, halefiyyet su ile topraktan ib''ret iki ''let arasında mıdır? Yoksa Abdest ve teyemmümden ib''ret iki temizlik arasında mıdır? meselesinden doğmaktadır.

Ebû Hanîfe ve Ebû Yusuf'a göre, halefiyyet su ile toprak arasındadır.

İm''m Muhammed'e göre ise, iki temizlik (abdest ve teyemmüm) arasındadır. Abdestli teyemmümlüye uyarsa, kuvvetli zayıfa bin'' edilmiş olur. Oysa im''m muktediden h''len edn'' olmamalıdır. Abdest aslî temizlik, teyemmüm ise zarûri temizliktir. Aslî tah''ret yapmış olan kimse zarûri tah''ret yapmış olandan h''len daha kuvvetlidir. (Bkz. Mehmet Zihni Efendi, Kitabü's-Salat,210-211, İst. 1326)

(313) Z''dü'l-Me''d, 2/379; T''rih-i Din-i İsl''m, 3/406

(314) el-Buh''rî, 5/113; el-C''miu's Sagîr Şerhi Feyzü'l-Kadîr, 1/168 (Hadis No: 205); T''rih-i Din-i İsl''m, 3/407

samimi

  • Ziyaretçi
Ynt: Peygamber'imizin(S.A.V) Medine Dönemi
« Yanıtla #8 : Şubat 03, 2009, 09:46:17 ÖS »
a) Hudeybiye Mu''hedesinin Bozulması

Hudeybiye Barış Anlaşması, Müslümanlarla Kureyş arasında yapılmıştı. Anlaşma şartlarına göre, diğer Arap kabîleleri, iki taraftan birinin him''yesine girmekte, anlaşıp birleşmekte serbesttiler. Buna göre, Huz''a kabîlesi, Müslümanların Benî Bekir (Bekir oğulları) kabîlesi de Kureyş'in him''yesine girmişti.

Hicretin 8'inci yılı Şaban ayında, Benî Bekir kabîlesi, Peygamberimizin him''yesinde bulunan Huz''a kabîlesine ansızın bir gece baskını yaptı. Es''sen iki kabîle arasında öteden beri düşmanlık vardı. Bu baskında Benî Bekir, Kureyşten yardım ve teşvik görmüş, hatta İkrime, Safv''n ve Süheyl.. gibi ileri gelen bir kısım Kureyş gençleri baskında bizzat bulunmuşlardı. Baskın sonunda Huz''alılardan 23 kişi ölmüş, sağ kalanlar Harem-i Şerîf'e sığınarak kurtulabilmişlerdi.

Bu olay üzerine Huz''alılar, 40 kişilik bir heyetle Medine'ye geldiler. Rasûlüllah (s.a.s.)'a durumu anlatıp yardımını istediler.

Huz''alılarla Müslümanlar arasında ötedenberi dostluk vardı. Bu dostluğun temeli, İsl''m'dan öncesine kadar uzanıyordu. Bu sebeple Huz''alılar, Müslümanlarla ilgili, Mekke'de olup biten her şeyi Rasûlüllah (s.a.s.)'a gizlice bildirirlerdi. Hendek Savaşı hazırlığını da onlar haber vermişlerdi.

Huz''a kabilesine yapılanlardan, Rasûlüllah (s.a.s.) son derece üzüldü. Kendilerine yardım edeceğini va'detti. Kureyş'e derhal bir elçi göndererek:

Öldürülen Huz''alılardan diyetlerinin ödenmesini, veya

Benî Bekir Kabîlesinin him''yesinden vazgeçilmesini istedi.

İki şarttan biri kabûl edilmediği takdirde, Hudeybiye Anlaşmasının bozulmuş sayılacağını, bildirdi.

Kureyşliler, ilk iki şartı kabûl etmeyip Hudeybiye anlaşmasını bozduklarını bildirdiler. Daha önce fiilen bozdukları antlaşmayı, böylece resmen de bozmuş oldular.

b) Kureyş'in Barışı Yenileme Teşebbüsü

Kureyşliler, bir müddet sonra hatalarını anladılar. Alaşmayı bozduklarına pişm''n oldular. Derhal anlaşmayı yenilemek ve barış süresini uzatmak üzere Ebû Süfy''n'ı Medine'ye yolladılar.

Ebû Süfy''n, Medine'de önce, Rasûlüllah (s.a.s.)'ın zevcelerinden kızı Ümmü Habîbe'ye gitti. Oturacağı sırada, Ümmü Habîbe minderi topladı. Halbuki evde üzerine oturulacak başka bir şey yoktu. Ebû Süfy''n sordu:

- Kızım, minderi mi benden esirgiyorsun, yoksa beni mi minderden? Kızı cevap verdi.:

- Bu, Rasûlüllah (s.a.s.)'e ''ittir. Sen ise müşriksin, pissin. Bu yüzden üzerine oturmanı istemedim.(315)

Ebû Süfy''n, daha sonra Rasûlüllah (s.a.s.)'e başvurdu. Olumlu bir sonuç alamadı. Başta Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer olmak üzere ash''bın ileri gelenleriyle bir bir görüştü, barışın yenilenmesi için desteklerini istedi. Hz. F''tıma'yı ziy''ret ederek O'ndan yardım bekledi. Fakat bütün gayretleri boşa çıktı; hiç bir netice elde edemedi. Eli boş dönmek istemiyordu. Hz. Ali'nin tavsiyesine uymaktan başka ç''re yoktu. Mescide geldi:

- Ey n''s, ben her iki tarafı da him''yeme alarak, Hudeybiye barışını yeniliyorum. Sanırım, kimse benim ahdimi bozmaz.. dedi. Fakat, kimseden cev''p alamadı. Devesine bindi, ümitsiz olarak Mekke'nin yolunu tuttu. Bir iş''retle bütün Mekke'yi harekete geçiren Ebû Süfyan, Medine'de kimseye sözünü dinletememiş, öz kızına bile mer''mını anlatamamıştı.

Dönüşünde olup bitenleri olduğu gibi Mekkelilere anlattı. Onun sözlerini dinleyenler:

- Yazık, sen hiç bir şey yapmamışsın. Bize barış haberi getirmedin ki, güven içinde olalım, Savaş haberi getirmedin ki, hazırlanalım. Ali seninle alay etmiş. Senin tek başına il''n ettiğin barış neye yarar..., dediler.(316)

c) Fetih Hazırlığı

Ebû Süfyan Mekke'ye döndükten sonra Rasûlüllah (s.a.s.)gizlice fetih hazırlığına başladı. Ash''bına sefer için hazırlanmalarını emretti. Ayrıca, Gıf''r, Eslem, Eşca' Müzeyne, Cüheyne, Süleym gibi, kendisine bağlı kabîlelere haber salarak Ramazan'ın ilk günlerinde Medine'de toplanmalarını istedi.

Rasûlüllah (s.a.s.),Mekke'nin kan dökülmeden fethedilmesini istiyordu. Kureyş savunma için hazırlık yapar da karşı koyarsa, kan dökülürdü. Bu yüzden hazırlıklar son derece gizli tutuldu. Mekke ile Medine arasındaki bütün yollar kesildi. Bu vazife Huz''a kabilesine verildi. İki taraf arasında sanki kuş uçmuyordu. Bu arada dikkatlerin başka yöne çekilmesi için Necid tarafına bir de seriyye göndermişti.

d) Ebû Beltea oğlu H''tıb'ın Kureyş'e Yazdığı Mektup

Ancak ashabtan Ebû Beltea oğlu H''tıb, durumdan Kureyş'i haberdar etmek istemiş, bir mektup yazarak gizlice Mekke'ye göndermişti. Hz. Peygamber (s.a.s.), İl''hî vahiy ile bunu öğrendi. Hemen Hz. Ali ile iki arkadaşını görevlendirdi.

- Hah bostanına kadar gidin, orada, mahfe içinde yolcu bir kadın bulacaksınız. Yanında bir mektup var, onu alıp getirin,buyurdu.

Kadın önce ink''r etti, fakat, "seni şimdi çırılçıplak soyar, her tarafını ararız", deyince, ç''resiz mektubu saçının hotozu arasından çıkardı.(317)

Mektupta, Rasûlüllah (s.a.s.)'ın önüne durulamaycak bir ordu ile Mekke üzerine yürüyeceği bildiriliyordu. Herkes şaşırıp kaldı, çünkü H''tıb'dan böyle bir şeyi kimse beklemiyordu. Rasûlüllah (s.a.s.) bir hey'et önünde Hatıb'ı sorguya çekti.

- Ey H''tıb, bu ne iş, niçin bunu yaptın, diye sordu. H''tıb:

- Ya Rasûlüllah hakkımda karar vermekte acele etmeyin. Ben Kureyş'e anlaşarak bağlı bir kimseyim, fakat hiç bir zaman onların mahremi olmadım. Yanınızdaki muhacir kardeşlerimin, Mekke'de ''ilesini ve mallarını koruyacak yakınları var, benimse kimsem yok. Mekkelilerden nimetd''rlar kazanarak ''ilemi korumak istemiştim. Bu işi dinimden dönmek için yapmadım, ben Müslüman olduktan sonra, kat'iyyen küfre razı olmam, diye kendini savundu. Hz. Ömer, dayanamayıp:

- Y'' Rasûlallah, izin ver de şu mün''fığın boynunu vurayım, demişti. Fakat, Rasûlüllah (s.a.s.) H''tıb'ın suçunu bağışladı.

- Y'' Ömer, H''tıb Bedir Gazası'nda bulundu, ne bilirsin belki de Cen''b-ı Hak Bedir ehline: "Bundan böyle istediğinizi yapın, sizi bağışladım" demiş olabilir, buyurdu.

Fakat bu olayla ilgili olarak:

"Ey inananlar, benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olan kimseleri dost edinmeyin. Onlar, size gelen hakkı tanımadıkları ve Rabbımız olan Allah'a inandığınız için peygamberi de sizi de (yurdunuzdan) çıkardıkları halde onlara sevgi (mi) gösteriyorsunuz? Siz benim yolumda savaşmak ve benim rızamı kazanmak için (yurdunuzdan) çıkmışsanız, ben sizin gizlediğinizi de, açığa vurduğunuzu da bildiğim halde, nasıl olur da onlara sevgi gösterirsiniz. İçinizden her kim bunu yaparsa, doğru yoldan sapmış olur." (el-Mümtehine Sûresi, 1) anlamındaki ''yet-i kerime indirilmiştir.(318)

e) Mekke'ye Yürüyüş

Müslümanlığın temeli, "Tevhid İnancı" dır. Tevhid İnancı'nın, yeryüzünde en büyük ''bidesi, Mekke'deki K''be'dir. Ancak bu kutsal yer, putlarla doldurulmuş, putperestliğin merkezi h''line getirilmişti. İsl''m güneşi doğalı 20 yıl olmuştu. Artık, Mekke'nin şirkten kurtulması, K''be'nin putlardan temizlenmesi gerekiyordu.

Rasûlüllah (s.a.s.), Hicretin 8'inci yılı, Ramazan'ın 10'uncu Pazartesi günü 10 bin kişilik muazzam bir ordu ile Medine'den çıktı.(319) (1 Ocak 630) Yolda katılan birliklerle, ordunun sayısı daha sonra 12 bine yükselmişti.(320) O gün Rasûlüllah (s.a.s.) ve ash''bı oruçluydu. Yola çıktıktan sonra oruçlarını bozdular. (321)

Rasûlüllah (s.a.s.)'ın amcası Abb''s Müslüman olmuş, fakat Müslümanlığını gizliyerek Mekkede müşrikler arasında kalmıştı. Böylece Mekke'deki haberleri gizlice Rasûlüllah (s.a.s.)'e ulaştırıyordu. Artık Mekke'de yapılacak iş kalmamıştı. Hîcret için Mekke'den çıktı, fakat yarı yolda Fetih Ordusuyla karşılaştı. Eşy''sını çocuklarıyla Medine'ye gönderip O da orduya katıldı. Rasûlüllah (s.a.s.) Abb''s'ın gelişinden memnun oldu.

- Peygamberlerin sonuncusu ben oldum, muh''cirlerin sonuncusu da sen; diye iltifatta bulundu.

Mekke'ye bir konak (yaklaşık 16 km.) mes''fede "Merru'z-zahr''n" denilen yerde kararg''h kuruldu. Rasûlüllah (s.a.s.), ortalık kararınca burada ordu mevcûdunun sayısınca ateş yakılmasını emretti. Böylece, ordunun haşmetini Kureyş'e göstermek istiyordu.

Yollar iyice tutulduğu için, İsl''m ordusu Merru'zahr''n'a gelinceye kadar Mekkeliler hiç bir haber alamamışlardı. Müslümanların yaklaştığını duyunca ne yapacaklarını şaşırdılar. Ebû Süfy''n durumu anlamak, Müslümanlar hakkında bilgi edinmek istiyordu. Yanına bir kaç kişi alarak, Mekke'den çıktı. Uzakta yanmakta olan ateşler, hacıların, Arafatta arefe gecesi yaktıkları ateşlere benziyordu. Merakla ateşlere doğru ilerledikleri sırada Rasûlüllah (s.a.s.)'ın muh''fızları tarafından yakalanarak Peygamber Efendimizin huzûruna getirildiler, Rasûlüllah (s.a.s.)'a karşı en çok kin besleyen Mekke'nin resi Ebû Süfy''n burada müslüman oldu. Artık Mekke fethedilmiş demekti. Belki hiç mukavemet görülmeyecekti. Hz. Abb''s:

- Y'' Rasûlallah, Ebû Süfy''n övünmeyi sever, iftih''r edebileceği bir lütufta bulunsanız, demişti. Rasûl-i Ekrem:

- Her kim Ebû Süfy''n'ın evine girerse, emniyettedir. Her kim kendi evine kapanır, ordumuza karşı koymazsa, emniyettedir. Her kim Harem-i Şerîf'e girerse, emniyettedir. Ebû Süfy''n bunu il''n etsin, buyurdu.(322) Daha dün, İsl''m düşmanlarının lideri olan kişi, bugün Rasûlüllah'ın emirlerini tebliğ etmekle iftih''r edecek, şeref kazanacaktı.

Merru'z-zahr''n'dan hareket edileceği sıra Rasûlüllah (s.a.s.) Hz. Abbas'a:

- Ebû Süfy''n'ı yolun dar bir yerine götür, İsl''m ordusunun ihtiş''mını görsün, diye emretti.

Hz. Abb''s, Ebû Süfy''n'ı, ordunun geçeceği dar bir geçit yerine oturttu. Müc''hidler sırayla alay alay Ebû Süfy''n'ın önünden geçtikçe Ebû Süfy''n'ın yüreği burkuluyor, geçen her kafilenin hangi kabîle olduğunu soruyordu. Hz. Abb''s:

- Bunlar Gıf''r kabîlesi, şunlar Cüheyne.. diye geçen kabîleleri bir bir anlattıkça Ebû Süfy''n:

- Şaşılacak şey, bunlarla benim aramda ne düşmanlık var ki , buraya kadar gelmişler, diye hayretini if''de ediyordu. Bir ara:

- Y'' Abb''s, kardeşinin oğlunun saltanatı ne kadar da büyümüş, dedi. Hz. Abb''s:

- Hayır, bu saltanat değil, nübüvvettir, diye cev''p verdi.

Nih''yet, Ebû Süfy''n'ın daha önce benzerini görmediği bir birlik geçti. Bunlar, ens''rdı. Başlarında Sa'd b. Ub''de sancağı taşıyordu. Son gelen birlik, sayıca hepsinden azdı. Bu birlikte Rasûlüllah (s.a.s.) ile ensar ve muh''cirlerden en yakın arkadaşları vardı. Rasûlüllah (s.a.s.)'in sancağını Avv''m oğlu Zübeyr taşıyordu.

Ens''r alayı, Uhud ve Hendek Savaşları'nda müşrik ordusunun başkomutanı Ebû Süfy''n'ın önünden geçerken Sa'd b. Ub''de:

- Ey Ebû Süfy''n, bugün en büyük kıtal günüdür, bu gün K''be'de kan dökmenin helal kılındığı gündür, demişti. Ebû Süfy''n Sa'd'ın sözlerini Rasûlüllah (s.a.s.)'a nakletti. Hz. Rasûlüllah (s.a.s.):

- Sa'd yanlış söylemiş, bugün Cenab-ı Hakk'ın K''be'yi yücelteceği gündür. Bugün K''be'nin tevhid elbisesine bürüneceği gündür, buyurdu.(323) Sa'd'ın kan dökmesinden endişelendiği için, hemen Hz. Ali'yi gönderdi, ens''r sancağının Sa'd'dan alınıp oğlu Kays'a verilmesini emretti.(324)

Müslüman müc''hidlerin geçit resmini baştan sona seyreden Ebû Süfy''n, Mekke'nin tesliminden başka ç''re olmadığını anladı. Hz. Abbas'tan ayrılarak, hemen Mekke'ye döndü. Harem-i Şerif'e vardı. Heyec''n içinde kendisini bekleyen Mekkelilere yüksek sesle hit''betti:

- Muhammed (s.a.s.) , karşı koymamıza imk''n olmayan bir ordu ile geliyor:

1) Her kim Ebû Süfyan'ın evine gelirse emniyettedir.

2) Her kim silahını bırakır, evine kapanırsa emniyettedir.

3) Her kim, Harem-i Şerîf'e sığınırsa emniyettedir. Ey Kureyş, Müslüman olunki, sel''met bulasınız...

Ebu Süfy''n'ı dinleyenler, şaşırıp kaldılar. Her gün Müslümanlığın aleyhinde bulunan bu adam, şimdi herkese "müslüman olun", diyordu. Herkeste bir tel''ş başladı. Kimisi küfrediyor, kimisi bağırıp çağırıyor, kimi de mukavemet için hazırlanıyordu. Çoğunluk ise Ebû Süfy''n'ın sözlerine uyup evlerine çekildiler. Bir kısmı da Harem-i Şerîf'te ve Ebû Süfy''n'ın evinde toplandılar.

f) Mekke'ye Giriş (20 Ramazan 8 H./11 Ocak 630 M.)

Rasûlüllah (s.a.s.), Mekke'ye girmeden önce, "Zî Tuv''" denilen yerde durdu. Ordusunu dört kısma ayırıp her birinin gireceği yerleri t''yin etti. "Sakın savaşa girmeyin, saldırıya uğrayıp mecbûr kalmadıkça kan dökmeyin..." diye tenbihte bulundu.

Sekiz yıl önce, yurdundan üç kişilik bir kafile ile nasıl ayrılmıştı, şimdi nasıl bir ihtiş''mla dönüyordu. Rasûlüllah (s.a.s.) devesinin üstünde bütün bunları düşünüyor, mağrûr bir f''tih gibi değil, son derece mütev''zi bir halde, başı secde eder gibi, devenin boynuna yapışmış, tesbih, tehlil ve du'' ile, Cen''b-ı Hakk'ın sonsuz lütuflarına şükrederek ilerliyordu.

Bütün birlikler, kan dökmeden Mekke'ye girdiler. Yalnızca Velîd oğlu H''lid'in komuta ettiği birlik tec''vüze uğradı. Kureyş'in azılılarından Ümeyye oğlu Safv''n, Amr oğlu Süheyl ve Ebû Cehil'in oğlu İkrime bir çete kurdular. H''lid'in birliklerini Mekke'ye girerken ok yağmuruna tutarak iki müslümanı şehid ettiler. Bu durumda H''lid, saldırganlar üzerine hücûm ederek, bir hamlede onüç tanesini öldürdü, diğerleri dağılıp kaçtılar.

Rasûlüllah (s.a.s.) kan döküldüğünü duyunca üzüldü. Fakat, tec''vüzün müşriklerden başladığını öğrenince:

- İlahî takdir böyleymiş, buyurdu.

Rasûlüllah (s.a.s.) çadırını Kin''neoğulları yurdunda "Hacûn" denilen yerde kurdurdu. Mekke Devri'nin 7'inci yılında, Kureyş müşrikleriyle Kin''neoğulları burada küfr üzerine anlaşmışlardı(325). Bu anlaşma gereğince müslümanlar üç yıl muhasara altında çok acı günler yaşamışlardı.

Rasûlüllah (s.a.s.) çadırında gusledip 8 rek'at "duh'' namazı" kıldı, sonra, devesine binerek, K''be'ye geldi. Yol boyunca Fetih Sûresi'ni okuduğu işitiliyordu.(326) Deve üzerinde, ihr''msız olarak K''be'yi tav''f etti. Elindeki ucu eğri değnekle hacer-i Esved'i istil''m etti.

g) K''be'nin Putlardan Temizlenmesi.

K''be etr''fında 360 put vardı. Bunların en büyüğü olan "Hubel", K''be'nin üstüne konulmuştu. Diğerleri K''be'nin etrafına ve içine yerleştirilmişlerdi. Rasûlüllah (s.a.s.) değnekle bunları itiyor, her birini bizz''t deviriyordu. Putlar yıkılırken:

"Hak geldi, b''tıl yok oldu, esasen b''tıl yok olmağa mahkûmdur."(327) "H''k geldi, artık b''tıl ne yeniden başlar, ne de geri gelir"(328) diyordu.(329)

K''be'ye girmek için Rasûlüllah (s.a.s.) anahtarını istedi. Talha oğlu Osm''n anahtarı getirdi. "Em''nettir Ya Rasûlallah", diyerek Hz. Peygamber (s.a.s.)'e teslim etti. K''be'nin içi de putlarla doluydu. Duvarlarına resimler asılmıştı. Rasûlüllah (s.a.s.)'ın emriyle Hz. Ömer bunları dışarı attı. Müşrikler, ilah diye taptıkları putların parçalanışını şaşkın şaşkın seyrettiler. Dünkü mabûdlar bir anda moloz yığını haline gelmiş, çöplüklere atılmıştı. Sonra, Rasûlüllah (s.a.s.), yanına Üs''me, Bilal ve Talha oğlu Osm''n'ı da alarak K''be'ye girdi, kapının karşısındaki duvara doğru namaz kıldı.(330) Beyt-i Şerifi dolaşıp her tarafında tekbir getirdi. Uzunca bir müddet içeride kaldı. Bu sırada bütün Kureyş H''rem-i Şerif'te toplanmış, sabırsızlıkla, haklarında verilecek hükmü bekliyorlardı.

h) Fetih Hutbesi ve Genel Af

Rasûlüllah (s.a.s.) K''be kapısının eşiğinde durdu. Karşısında sıralanmış olan Mekkelilere baktı. 20 yıl boyunca şahsına ve müslümanlara ellerinden gelen her kötülüğü yapmaktan çekinmeyen bu adamların hay''tı, şimdi O'nun iki dudağı arasından çıkacak hükme bağlıydı. Rasûlüllah (s.a.s.) 20 yıl boyunca çektiklerini bir anda zihninden geçirdi, sonra şöyle hit''betti.

"Allah'tan başka il''h yoktur, yalnız O vardır. O'nun eşi ve ortağı yoktur. O va'dine bağlı kaldı, sözünü yerine getirdi. kuluna yardım etti, tek başına bütün düşmanları hezîmete uğrattı.

İyi bilinki bütün c''hiliyet ''detleri, mal ve kan davaları bugün şu iki ayağımın altındadır. Yalnız, K''be hizmetleriyle hacılara su dağıtma işi (hic''be ve sikaye hizmetleri) bu hükmün dışında bırakılmıştır.

Ey Kureyş Cem''ati! Allah sizden c''hiliyet gururunu, babalarla, soylarla büyüklenmeği giderdi. Bütün insanlar, Âdem'dendir, (O'nun çocuklarıdır.) Âdem de topraktan yaratılmıştır."

Sonra şu anlamdaki ''yet-i kerîmeyi okudu.

"Ey insanlar! Biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Övünesiniz diye değil, kolaylıkla tanışasınız diye, sizi milletlere ve kabîlelere ayırdık. Allah katında en değerliniz, Ona karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Allah her h''linizi bilir, O her şeyden haberd''rdır." (Hucur''t Sûresi, 13)

Rasûlüllah (s.a.s.) Mescid-i Har''m'ın geniş s''hasını dolduran kalabalığı m''n''lı bir bakışla süzdükten sonra:

- Ey Kureyş cema''tı! Size şimdi nasıl bir mu''mele yapacağımı sanıyorsunuz? diye sordu. Mekkeliler hep bir ağızdan:

- Hayır umuyoruz. Sen kerîm bir kardeş, ''licen''b bir kardeş oğlusun, diye cevap verdiler. Rasûl-i Ekrem (s.a.s.):

- Ben de size Yûsuf'un kardeşlerine söylediği gibi, "Bu gün size geçmişten dolayı azarlama yok." (Yûsuf Sûresi, 92) diyorum. Haydi gidiniz, hepiniz serbestsiniz (331), buyurdu.

Böylece Rasûlüllah (s.a.s.) hepsini affetmişti. Halbuki bunlar Hz. Peygamber (s.a.s.)'e neler yapmamışlardı. Müslümanları en korkunç işkencelere t''bi tutmuşlar, akla hay''le gelmedik eziyetler yapmışlardı. Şimdi başkaları olsa ne yapardı; Hz. Peygamber (s.a.s.) ne yapmıştır? Bu mukayese Rasûlüllah (s.a.s.)'in büyüklüğünü ortaya koymağa k''fidir.

Bu hit''besinden sonra Rasûlüllah (s.a.s.) Mescid-i Har''m'da oturdu. Sikaye (hacılara su ve zemzem dağıtma) hizmeti Abdülmuttaliboğullarındaydı. Bu hizmeti Hz. Abb''s yapıyordu. Hic''be (K''beyi açıp-kapama ve anahtarını taşıma) hizmetini ise Ebû Talha oğulları yapıyordu. Bu esn''da Hz. Ali bu iki hizmetin Abdülmuttaliboğulları'nda birleştirilmesini istemişti. Fakat Rasûlüllah (s.a.s.) Osman b. Talha'yı çağırdı.

- Y'' Osm''n, bugün iyilik ve ahde vef'' günüdür, al işte anahtarın, buyurdu (332).

Öğle vakti, Hz. Bil''l K''be'nin üstüne çıktı. Güzel ve gür sesiyle ezana başladı. "All''hü Ekber" nid''ları müşriklerin yüreklerini burkuyordu. Bu esn''da, Ebû Süfy''n, Esîd oğlu Att''b, Hiş''m oğlu H''ris gibi Kureyşin ileri gelenlerinden birkaç kişi K''be'nin avlusunda bir köşeye toplanmış konuşuyorlardı. İçlerinden Att''b:

- Babam şanslı adammış, daha önce öldü de şu sesi işitmedi, dedi. H''ris de:

- Şunun hak olduğunu bilsem, vall''hi ben de ic''bet ederdim, diye konuştu. Ebû Süfy''n ise:

- Ben bir şey söylemeyeceğim. Bir şey konuşsam şu çakılların bile dile gelip O'na haber vereceğinden korkuyorum, dedi.

Az sonra yanlarına Rasûlüllah (s.a.s.), aralarında konuştuklarını bir bir söyledi. Bunun üzerine:

- Konuştuklarımızı kimse duymamıştı. Biz şeh''det ederiz ki, sen Allah'ın Rasûlüsün, diye şeh''det getirdiler.(333)

l) Mekke Halkının Bîatı

Öğle namazından sonra, Rasûlüllah (s.a.s.) Saf'' tepesinin yüksekce bir yerinde oturdu. Önce erkeklerden, sonra da kadınlardan bîat aldı. Erkekler, İsl''m ve cih''d üzerine bîat ettiler(334). Kadınlar ise aşağıda me''li yazılı ''yet-i celîledeki esaslara uyacaklarına d''ir bîat ettiler.

"Ey Peygamber, mü'min kadınlar Allah'a hiçbir eş ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, elleriyle ayakları arasında bir bühtan uydurup getirmemek ve hiçbir güzel işte sana karşı gelmemek üzere sana biata geldiklerinde bi''tlarını kabûl et, Onlara Allah'tan mağfiret dile, Çünkü Allah çok yargılayıcı, çok esirgeyicidir." (el-Mümtehine Sûresi, 12)

Erkekler, Rasûlüllah (s.a.s.)'in elini tutup mus''faha ederek bi''t ettiler. Kadınlar ise sözle ve Rasûlüllah (s.a.s.)'in bulunduğu su kabına ellerini batırarak bîat ettiler.(335) Rasûlüllah (s.a.s.) in eli, hiç bir zaman yabancı bir kadının eline değmemiştir. (336)

j) Rasûlüllah (s.a.s.)'in Ens''r'ın Endişesini Gidermesi

Fetihten sonra ens''r kendi aralarında :

- Cen''b-ı Hakk, Rasûlüne doğup büyüdüğü vatanının fethini müyesser kıldı. Artık bizimle döner mi, yoksa buraya mı yerleşir, diye endişelerini belirtmişlerdi. Rasûlüllah (s.a.s.) bunu duyunca:

- Böyle bir şeyden Allah'a sığınırım. Ben memleketinize hicret ettim. Hayatınız, hayatım; ölümünüz ölümümdür, buyurdu. (337) Ens''rın endişelerini giderdi.

(315) Z''dü'l-Me''d, 2/386; İbn Hiş''m, 4/38

(316) İbn Hiş''m, 4/39; Z''dü'l-Me''d, 2/387; T''rih-i Din-i İsl''m, 3/415

(317) el-Buh''rî, 5/89; Tecrid Tercemesi, 10/322; T''rih-i Din-i İsl''m, 3/417

(318) el-Buh''rî, 5/89; Tecrid Tercemesi, 10/323

(319) el-Buh''rî, 5/90; Tecrid Tercemesi, 10/235 (Hadis No: 1622); T''rih-i Din-i İsl''m 3/418

(320) Tecrid Tercemesi, 10/235; Kısas-ı Enbiy'', 1/410

(321) el-Buh''rî, 5/90; Tecrid Tercemesi, 10/235 (Hadis No:1622)

(322) Z''dü'l-Me''d, 2/391; İbn Hiş''m, 4/47; Tecrid Tercemesi, 10/332

(323) el-Buh''rî, 5/91; Tecrid Tercemesi,10/331 (Hadis No: 1624)

(324) Z''dü'l-Me''d, 2/392; Tecrid Tercemesi, 10/332; İbn Hiş''m, 4/49

(325) el-Buh''rî, 5/92; Tecrid Tercemesi, 6/132 (Hadis No: 786) ve 10/335

(326) el-Buh''rî, 5/92; Tecrid Tercemesi, 10/337 (Hadis No: 1625)

(327) el-İsr'' Sûresi, 81

(328) Sebe'Sûresi, 49

(329) el-Buh''rî, 5/92; Tecrid Tercemesi, 10/338 (Hadis No: 1626)

(330) el-Buh''rî, 5/93; Tecrid Tercemesi, 10/339 Buh''rî'nin Abdullah b. Ömer'den riv''yetine göre, Rasûlüllah (s.a.s.) Mekke'nin fethi günü K''be'ye girdiğinde içerde namaz kılmıştır. Abdullah b. Abbas'tan riv''yetine göre ise namaz kılmamış sadece tekbir getirmiştir. (Buh''rî, 5/93)

(331) İbn Hiş''m, 4/54; İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/252; Z''dü'l-Me''d, 2/394; Tecrid Tercemesi, 10/340-341

(332) İbn Hîş''m, 4/55; Z''dü'l-Me''d, 2/395; Tecrid Tercemesi, 10/342

C''hiliyet devrinde K''be'yi pazartesi ve perşembe günleri ziyarete açarlardı. Bir defasında Rasûlüllah (s.a.s) 'de gelmiş halkla birlikte O da içeri girmek istemişti. Fakat Osm''n b. Talha kabalık etmiş, Rasûlüllah (s.a.s.)'ın içeri girmesine engel olmuştu. Rasûlüllah (s.a.s.) hiç kızmadan:

-"Ya Osm''n, yakında sen benim bu anahtarı dilediğim kişiye verebileceğim bir günü göreceksin..." buyurmuştu. Şimdi Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) anahtarı dilediğine verebilirdi. Fakat gene Osm''n'a verdi. ve:

-Y'' Osm''n, sana söylediğim söz gerçekleşti mi? diye sordu. Osm''n, olayı hatırladı:

-Evet, gerçekleşti, şeh''det ederim ki sen, Allah'ın Rasûlüsün, dedi. (Z''dü'l-Me''d, 2/395; Tecrid Tercemesi, 10/342-343)

(333) İbn Hiş''m, 4/56; Z''dü'l-Me''d, 2/395; İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/254

(334) İbnü'l-Esîr, 2/252-253

(335) Hak Dini Kur'''n Dili, 6/4916; Tecrid Tercemesi, 10/344

(336) el-Buh''rî, 6/173; Müslim, 3/1489 (Hadis No: 1866); İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/254

(337) Z''dü'l-Me''d, 2/397; Müslim, 3/1405 - 1406 (Hadis No: 1780); Tecrid Tercemesi 10/346-347

samimi

  • Ziyaretçi
Ynt: Peygamber'imizin(S.A.V) Medine Dönemi
« Yanıtla #9 : Şubat 03, 2009, 09:46:46 ÖS »
Huneyn, Mekke ile T''if arasında, Mekke'ye yaklaşık 16 km. mesafede bir v''didir. C''hiliyet devri Arap ş''irlerinin şiir müsab''kası yaptıkları "Zü'l-mec''z" panayırı da bu v''di kanarında kurulurdu. Huneyn Savaşı, Mekke'nin fethinden on altı gün sonra (6 Şevval Cumartesi) bu v''dide Hev''zin Kabîlesi ve müttefikleriyle yapıldı.

a) Savaşın Sebebi

Hev''zin, Arabistan'ın en büyük kabîlelerinden biriydi. Mekke'nin güney-doğusundaki dağlarda yaşıyorlardı. Mekke müslümanlar tarafından fethedilmiş, K''be'deki bütün putlar kırılmıştı. Hev''zin kabîlesi bu durumdan endişeye düştü. Tedbir alınmazsa, aynı h''l bir gün kendi başlarına gelebilirdi. Kabîle başkanı genç ş''ir Avf oğlu M''lik'in teşvikiyle hemen savaş hazırlığına başladılar. T''if'te bulunan Sakîf Kabîlesi de bunlarla birleşti. Bu iki büyük kabîle (Peygamber Efendimizin süt annesi Halîme'nin mensup olduğu) Sa'd Oğulları gibi bazı küçük kabîleleri de ittifakları içine aldılar. Böylece 20 bin kişilik bir kuvvetle Huneyn V''disi'nde toplandılar. Bu harek''tı, ölüm-kalım savaşı sayıyorlardı. Bu sebeple kadınlarını, çocuklarını, bütün hayvanlarını ve kıymetli eşyalarnı da ber''berlerinde getirdiler. Ya savaşı kazanıp, Müslümanlığı ortadan kaldıracaklar, yahut da bu uğurda hepsi öleceklerdi.

b) Düşman Üzerine Yürüyüş

Rasûlüllah (s.a.s.) Mekke'de şehrin id''resini düzenlemekle meşguldü. Düşmanın Huneyn'de toplandığını öğrenince, Mekke'de Esîd oğlu Att''b'ı kaymakam bırakarak, 12 bin kişilik bir kuvvetle derhal düşmana karşı harekete geçti. Bu kuvvetin l0 bini, Mekke'nin fethi için Medine'den gelen müc''hidler, 2 bini ise, Mekke'nin fethinden sonra müslüman olan Kureyşlilerdendi. Ayrıca bunlar arasında 80 kadar da henüz müslüman olmamış Mekkeli müşrik vardı. Ümeyye oğlu Safv''n bunlardan biriydi.

Müslüman ordusu gerek sayı, gerek sil''h ve teçhizat bakımından mükemmeldi. Şimdiye kadar hiç bu kadar mükemmel bir orduları olmamıştı. Bu durum müslümanların bir çoğunu gururlandırıyor, "artık bu ordu yenilmez," diyorlardı.(338)

İki ordu Huneyn v''disinde karşılaştı. Müslüman ordusu Huneyn'e sabah karanlığında ulaşmış, v''dinin alçak kısımlarında yer alabilmişti. Düşman kuvvetleri ise buraya önceden gelmişler, yüksek kısımlara ve en elverişli yerlere yerleşerek pusu kurmuşlardı.

c) Pusaya düşünce

İslam ordusunun öncü kuvveti, yeni müslüman olan Mekke'lilerle Süleym Oğullarından meydana gelmişti. Velîd oğlu H''lid'in komutasında sabah karanlığında pervasız ve tedbirsizce ilerlerken, pusuya düşdüler. Ansızın karşılaştıkları ok yağmuruyla dağılıp geri çekildiler. Alaca karanlıkta her taraftan düşman hücûma başladı. Öncü kuvvetlerdeki çekilme, gerideki birliklere de sir''yet etti. Müslümanlar daracık v''dide, yamaçları tutmuş olan düşmanın ok yağmuru altında neye uğradıklarını anlayamadılar. Şaşırıp birbirlerine girdiler. Umûmî bir panik başladı. Böylece o yenilmez sanılan mükemmel ordu, daha savaş başlamadan dağıldı, herkes kaçmağa başladı.

Ancak Rasûlüllah (s.a.s.) bindiği katırı düşmana doğru sürüyordu. Sağında amcası Abb''s, solunda amcaz''desi H''ris oğlu Ebû Süfy''n, katırın dizginlerini tutarak, ilerlemesine engel olmağa çalışıyorlardı(339). Rasûlullah (s.a.s. ) etrafında, Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Hz. Ali, Üsame...gibi, ash''bın ileri gelenlerinden ancak 80-100 kişi kalmıştı.

Bu ''ni bozgun, yeni müslüman olanlardan, henüz im''nı zayıf kimselerin gerçek düşüncelerini ortaya çıkarıvermişti. Ebû Süfyan m''n''lı bir tebessümle:

- Artık bu bozgunun denize kadar önü alınamaz, demişti. Kelede:

- Bugün sihir bozuldu, diye haykırmış, henüz müşrik olan kardeşi Safv''n:

- Sus, ağzın kurusun, bana Hev''zinden biri h''kim olacağına Kureyş'den biri olsun, diyerek kardeşini azarlamıştı? Uhud Savaşında öldürülen Ebû Talha'nın oğlu Şeybe ise:

- Bugün Muhammed'den intikamım alınıyor, diyecek kadar ileri gitmişti. Mekke'de bile:

- Muhammed ölmüş, ordusu dağılmış, Arablar eski dinlerine dönecekler, diye söylentiler çıkmış, Rasûlüllah (s.a.s. ) kaymakam bıraktığı Att''b b. Esîd:

- Muhammed ölmüşse, Allah b''kidir, şerîatı duruyor, diye halkı teskine çalışmıştı.

d) Rasûlüllah (s.a.s. )'in Met''neti ve Düşmanın Hezîmeti

İşte böylesine tehlikeli bir anda Hz. Peygamber (s.a.s.), met''netle yerinde durup, kaçıp dağılan müslümanlara:

- Ey Allah'ın kulları! Buraya geliniz. Ben Allah'ın Peygamberiyim, bunda yalan yok! Ben Abdülmuttalib'in torunuyum, diyordu.(340)

Sonra Rasûlüllah (s.a.s. )'in emriyle Hz. Abb''s gür sesiyle haykırdı:

- "Ey Akabe'de bîat eden ens''r! Ey, Şecere-i Rıdv''n altında, geri dönmemek üzere bîat edip söz veren ash''b! Muhammed (s.a.s.) burada. O'na doğru gelin.

Abb''s'ın sesini duyanlar,, derhal "Lebbeyk, lebbeyk" diyerek geri dönüp geldiler. Y'' Evs, Y'' Hazrec diye nid'' ederek bütün ens''r Rasûlüllah (s.a.s. )'in etr''fında yeniden toplandılar. Savaş bütün şiddetiyle yeniden başladı.(341)

Hz. Peygamber (s.a.s.), Cen''b-ı Hakk'a zafer ihs''n etmesi için du'' ettikten sonra yerden bir avuç toprak alıp düşman üzerine savurdu. Düşmanlardan bu topraktan gözüne is''bet etmeyen hiç kimse kalmadı.(342) Cen''b-ı Hakk'ın yardımıyla düşman hezimete uğradı. Darmadağın olup, kadınlarını, çocuklarını, hayvanlarını bırakıp kaçmağa başladılar. Müslümanlar arkalarından kovalayıp, yetişebildiklerini öldürdüler veya esir ettiler. Savaşı kazanmak üzere olan düşman, mağlup oldu; yenilmek üzere olan Müslümanlar ise galip geldi. Savaşta müşriklerden ölenlerin sayısı 70'i buldu, müslümanlardan ise 4 şehid vardı.

Kur'''n-ı Kerîm'de bu savaş şöyle anlatılmaktadır:

"(Ey mü'minler), şüphesiz Allah size (Bedir, Hendek, Hudeybiye, Hayber ve Mekke gibi) bir çok yerlerde ve Huneyn gününde yardım etti. O gün Çokluğunuz size gurûr vermiş, böbürlendirmişti. Fakat bu çokluğun hiç bir faydası olmamış, yeryüzü bütün genişliği ile başınıza dar gelmişti. Sonra gerisin geriye dönüp kaçmıştınız. Bu hezîmetten sonra Allah, Peygamberine ve mü'minlere sükûnet veren rahmetini indirdi, görmediğiniz askerler (melekler) gönderdi, ink''r edenleri az''ba uğrattı. K''firlerin cez''sı işte budur." (et-Tevbe Sûresi, 25-26)

(338) et-Tevbe, Sûresi, 25-26

(339) Müslim, 3/1398 (Hadis No: 1775)

(340) el-Buh''rî, 5/99; Müslim, 3/1400 (Hadis No: 1776); Tecrid Tercemesi, 10/353

(341) Müslim, 3/1398-1399 (Hadis No: 1775); İbn Hiş''m, 4/87

(342) Müslim, 3/1402 (Hadis No: 1ş)

samimi

  • Ziyaretçi
Ynt: Peygamber'imizin(S.A.V) Medine Dönemi
« Yanıtla #10 : Şubat 03, 2009, 09:47:09 ÖS »
Huneyn'de bozguna uğrayan düşmanın bir kısmı, bu bölgedeki Evt''s V''disi'nde toplandı. Bunların başında ihtiyar bir savaşçı olan Düreyd b. Simme vardı. Bir kısmı da Sakif kabîlesiyle birlikte T''if'e çekildi. Bunların başında ise Hev''zin reisi Avfoğlu M''lik bulunuyordu. Bunlar, hazırlıklarını tamamlayıp yeniden savaşmak istiyorlardı. Bu sebeple Rasûlüllah (s.a.s. ) Evt''s üzerine Ebû Mûsa'l-Eş'arî'nin amcası "Ebû Âmir" komutasında bir birlik gönderdi.

Yapılan savaşta Düreyd öldürüldü. Ebû Âmir de şehid oldu. Ebû Âmir, yaralandığı zaman, kumandayı yeğeni Ebû Mûsa'l-Eş'arî'ye bırakmıştı. Ebû Mûs'' savaşı kazandı. Birçok esir ve ganimetle geri döndü.(343)

Esirler arasında Sa'd Oğulları Kabîlesi'nden Rasûlüllah (s.a.s. )'in süt kardeşi "Şeym''" da vardı. "Ben Peygamberin süt kardeşiyim" deyince, Hz. Peygamber (s.a.s.)'e götürdüler. Rasûl-i Ekrem Şeym'''yı görünce tanıdı. Üzüntüsünden gözleri yaşardı. Hemen hırkasını serip üzerine oturttu, h''l-hatır sorup ikr''mda bulundu. Bir köle, bir c''riye, iki deve ve bir mikd''r koyun vererek, isteği üzerine kabilesine gönderdi.(344)

6- TÂİF MUHÂSARASI (Şevv''l 8 H./Şubat 630 M.)

Huneyn hezîmetinden sonra Sakif Kabîlesi, memleketleri olan T''if'e çekilmişlerdi. Hev''zin Kabîlesinin reisi Avf oğlu M''lik de bunlarla ber''berdi. Huneyn Savaşı'nın kesin sonucunu almak için T''if'te toplananların da takibi gerekiyordu.

Hz. Peygamber (s.a.s.), H''lid b. Velîd'i bin kişilik öncü kuvvetle T''if'i muh''sara için gönderdi. Huneyn ve Evt''s'ta ele geçen ganimet ve esirleri Mekke'ye yaklaşık 16 km. mes''fede "Ci'r''ne" denilen yerde muh''faza altına aldıktan sonra, kendisi de ordusuyla T''if üzerine yürüdü.

T''if, Mekke'nin güney doğusunda, etr''fı yüksek kale duvarlarıyla çevrili eski bir şehirdi. Kale içinde bol miktarda erz''k ve silah depo edilmişti. Muh''sara yirmi günden fazla sürdü. Müslümanlar ilk defa bu muh''sarada, kale duvarlarını yıkmak için mancınık ve debb''be denilen savaş ''letlerini kullandılar.(345) Bu ''letleri müslümanlara Sel-m''n-ı F''risî öğretmişti. Fakat kale duvarları çok sağlamdı. T''ifliler, duvarlar üzerindeki siperlerden ok atarak kaleyi savunuyorlar, gedik açılmasına imk''n vermiyorlardı. Hatta, atılan oklarla 12 kişi şehid olmuştu. Bir ara H''lid b. Velîd mub''reze için er diledi. T''ifliler:

- Sana karşı çıkabilecek kimsemiz yok, erz''kımız bitinceye kadar kaleyi savunacağız. Sonra hep birlikte çıkıp ölünceye kadar çarpışacığız, diye cev''p verdiler.

T''iflilerin erz''kları tükenip teslim olmaları veya kaleden çıkmaları uzun sürecekti. Rasûlüllah (s.a.s). durumu, ashabı ile istiş''re etti. Nevfel b. Mu''viye:

- Tilki inine kapandı. Uzun müddet sıkıştırılırsa, mecbûr olup çıkar, böyle bırakılsa da zarar gelmez, dedi.(346) Muh''saranın uzamasında yarar görülmedi. Rasûlüllah (s.a.s. ):

- Allah'ım, Sakif'e hid''yet nasip et, onları bize gönder, diye du'' etti.(347) Muh''sarayı kaldırıp, ganimetleri müc''hidlere dağıtmak üzere Ci'r''ne'ye döndü. T''ifliler bir sene sonra (Hicretin 9'uncu yılında) Medine'ye bir hey'et gönderip İsl''m Dini'ni kabûl ettiklerini bildirdiler.

(343) el-Buh''rî, 5/101; Tecrid Tercemesi, 10/358 (Hadis No: 1629); İbn Hiş''m, 4/97

(344) Tecrid Tercemesi, 7/134; İbn Hiş''m, 100-101; T''rih-i Din-i İsl''m, 3/454

(345) İbn Hiş''m, 4/126; Z''dü'l-Me''d, 2/462

Mancınık: Topun ic''dından önce, kale duvarlarını dövmek için iri taş ve gülle atmakta kullanılan ''let.

Debb''be: Tahtadan bir iskelet üzerine kalın deri gerilerek yapılan bir savaş ''leti. İçine kale duvarlarını delecek askerler girip yavaş yavaş kale duvarı dibine kadar yaklaşırlar ve bu siperin içinde duvarı delerlerdi. Bu ''let, ilkel bir tank demekti.

(346) Z''dü'l-Me''d, 2/462; Tecrid Tercemesi, 10/365 (Hadis No: 163)

(347) Z''dü'l-Me''d, 2/463; İbn Hiş''m, 4/131

samimi

  • Ziyaretçi
Ynt: Peygamber'imizin(S.A.V) Medine Dönemi
« Yanıtla #11 : Şubat 03, 2009, 09:47:37 ÖS »
Huneyn ve Evt''s Savaşlarında, kadın erkek 6 bin esir, 24 bin deve, 40 bin okiyye (yaklaşık 5 ton) altın ve gümüş ve pek çok kıymetli eşy'' ele geçmiş, bunlar Ci'r''ne'de toplanmıştı. (348) O zamana kadar hiçbir savaşta bu kadar çok esir ve ganimet ele geçmemişti. Özellikle yeni Müslüman olmuş bedevî Araplar, Huneyn zaferinin ilk gününden itib''ren, ganimet mallarını paylaştırılmasını istemişlerdi. Rasûlüllah (s.a.s.) ise bu mür''caatlara:

- T''if'ten döndüğümüzde, diye cev''p vermişti.

a) Esirlerin Serbest Bırakılması

Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) T''if'ten Ci'r''ne'ye döndükten sonra esirleri ve ganimet mallarnı hemen paylaştırmadı. Esirleri kurtarmak üzere Hev''zinlilerin müracaatlarını bekledi.(349) Yeni müslüman olan bedevîler ise, kendilerine bir an önce ganimetlerin verilmesi için sabırsızlanıyorlardı.(350)

Nih''yet, Hev''zin Kabîlesinden 14 kişilik bir hey'et geldi. Bunların çoğu bu esn''da müslüman olmuşlardı. Aralarında Rasûlüllah (s.a.s.)'in süt annesi Halîme'nin mensûb olduğu Sa'doğulları'nın temsilcileri de vardı.

- Y'' Rasûlallah, biz as''let ve aşîret s''hibi kimseliriz, başımıza geleni biliyorsunuz, dediler; esirlerin ve ganimet mallarının geri verilmesini istediler. İçlerinden Hz. Peygamber (s.a.s.)'in süt amcası Zübeyr:

- Ey All''h'ın Rasûlü, esir kadınlar arasında süt halalarınız, süt teyzeleriniz de var. Onlar sana çocukluğunda hizmet ettiler. Sen ise yardım için başvurulacak insanların en hayırlısısın... dedi.(351) Rasûlüllah (s.a.s.) onları dinledikten sonra:

- Ben sizi bugüne kadar bekledim. Siz çok geç kaldınız. Halk etr''fımda, ganimetlerin paylaştırılmasını bekliyor. Şimdi siz ikisinden birini tercih edin. Kadınlarınızı ve çocuklarınızı mı istersiniz, yoksa mallarınızı mı? diye sordu. Hey'et:

- Elbette kadınlarımızı ve çocuklarımızı isteriz. Âile şerefini hiç bir şeyle değişmeyiz, dediler. Rasûl-i Ekrem (s.a.s.):

- Bana ve Abdülmuttalib oğullarının payına düşen esirler serbesttir, onları size bağışladım, buyurdu. Diğerlerinin de serbest bırakılması için, namazdan sonra, kendisini şef''atçi kılarak, müslamanlardan istemelerini söyledi. Hev''zin hey'eti, Rasûlüllah (s.a.s.) 'in öğrettiği gibi yaptılar: Öğle namazından sonra ayağa kalkıp:

- Biz, Rasûlüllah (s.a.s.)'i şef''tçi kılarak, Müslüman kardeşlerimizden, kadınlarımızı ve çocuklarımızı bağışlamalarını istiyoruz, dediler. Gönülleri coşturacak sözler söylediler. Rasûlüllah (s.a.s.) Cen''b-ı Hakk'a hamd ve sena ettikten sonra:

- Ash''bım, bana ve Abdülmuttalib oğullarının payına düşen bütün esirleri ben serbest bıraktım. İçinizden, kardeşlerinizin gönlünü hoş etmek, karşılığını Allah'dan almak isteyenler de böyle yapsın. Bedelsiz vermek istemeyenlere ise, Cen''b-ı Hakk'ın ihs''n edeceği ilk ganimetten (her bir esir için 6 deve) vereceğim, buyurdu.

Bütün müslümanlar:

- Biz de hissemize düşeni, Rasûlüllah (s.a.s.)'a bağışladık, diye bağrıştılar. Böylece 6 bin esir bir anda kurtulmuş oldu.(352) İnsanlık t''rihinde bu olayın benzerini göstermek mümkün değildir. Bu büyüklük karşısında Hev''zin Kabîlesi toptan Müslüman oldu.

Bu esn''da, kabîle reisi M''lik T''if'teydi. Hz. Peygamber (s.a.s.) Hev''zin heyetine:

- Eğer M''lik, gelir de Müslüman olursa,bütün ''ilesi ve mallarından başka ayrıca 100 de deve veririm, buyurdu. M''lik bu heberi duyunca, gelip Müslüman oldu. Çocuklarıyla birlikte, bütün mallarını ve 100 deveyi alarak kabîlesine döndü. Rasûlüllah (s.a.s.) onu kabîlesine ''mil (zek''t toplama memuru) t''yin etti.(353)

b) Ganimetlerin Taksimi

Esirlerin hürriyete kavuşmasından sonra sıra ganimetlerin taksimine geldi. Es''sen Bedevîler:

- Artık bizim de deveden, davardan hakkımızı ver, diye taşkınlık yapıyorlar, Rasûlüllah (s.a.s.) 'ın peşini bırakmıyorlardı. Rasûl-i Ekrem bunlara hit''ben:

- Ey n''s! Ne diye sabırsızlanıyorsunuz? Ganimet davarları, şu v''dinin ağaçları sayısınca bile olsa, dağıtacağım. Sonra yanındaki deveden aldığı bir tüyü parmaklarının arasında göstererek:

- Benim sizin ganimetlerinizle, değil bir deve, şu tüy kadar bile ilgim yok. Aldığım beşte bir hisse de gene size (fakirlerinize) sarfolunmaktadır. İğne-iplik bile olsa, aldığınız her şeyi teslim ediniz. Çünkü kıy''met gününde en büyük ar ve az''b vesîlesidir, buyurdu.(354) Sonra ganimet mallarını dağıtmağa başladı.

Ganimetler beşe bölündü. Bir hisse Beytü'l-m''l için ayrıldı, dördü müc''hitlere paylaştırıldı. Beytü'l-m''l hissesinin tasarrufu (harcama yetkisi) Rasûlüllah (s.a.s.) 'e ''itti.(355)

c) Müellefe-i Kulûb

Rasûlüllah (s.a.s.) , Mekke'nin fethinden sonra müslüman olmuş olan Kureyş ileri gelenlerine ganimetten paylarına düşenden ayrı olarak, Beytü'l-m''l hissesinden de bol mikd''rda bağışda bulundu. Bunlar uzun yıllar, Rasûlüllah (s.a.s.)'a düşmanlık hareketinin öncülüğünü yapmışlar, Mekke'nin fethinden sonra ç''resiz müslüman olmuşlardı. Ancak gönülleri İsl''m'a ısınmamıştı. Bunca yıl İsl''m düşmanlığı yaptıktan sonra, bir anda bütün kalbiyle Müslümanlığı benimseyivermek kolay bir iş değildi. Kur'''n-ı Kerîm, bu gibilere "el-müellefetü kulûbühüm" adını vermekte, gönüllerinin kazanılması, İsl''m'a ısındırılması için bunlara zek''t verilebileceğini bildirmektedir.(356) Rasûlüllah (s.a.s.) bunları İsl''m'a ısındırmak istedi. Çünkü bunlar nüfûzlu ve itib''rlı kimselerdi, halk üzerindeki tesirleri büyüktü. Samîmî müslüman oldukları takdirde, kendilerinden faydalı hizmetler beklenebilirdi.

"Müellefe-i kulûb" denilen bu kimselerin sayısı, 30 kadardı. Rasûlüllah (s.a.s.) bunların bir kısmına 100'er deve ile mün''sip mikt''r gümüş verdi. Ebû Süfy''n ile oğlu Mu''viye, Ebû Cehil'in oğlu İkrime, Amr oğlu Süheyl, Ümeyye oğlu Safv''n, Ebû Talha oğlu Şeybe bunlardandır. Diğer kısmına ise, durumlarına göre 50'şer veya 40'ar deve, uygun mikdarda gümüş verildi.(357)

d) Ens''r'dan bir Kısım Gençlerin Yakışıksız Sözleri

Müellefe-i kulûb'a yapılan bu bağışlar, im''nı zayıf olanları İslam'a ısındırmak, henüz im''n etmemiş olanların, gerçek müslüman olmalarını sağlamak içindi.(358)

Ancak, Rasûlüllah (s.a.s.)'in bu yüksek düşüncesini ens''rdan bazı gençler kavrayamamıştı. Kendi aralarında:

- Cen''b-ı Hak, Rasûlüne hayır ihsan buyursun, artık kendi kavmine kavuştu. Henüz kılıçlarımızdan Kureyş kanı damlarken, bizi bırakıp bütün ganimeti onlara verdi.(359) Savaş gibi zor işler olunca biz çağrılıyoruz, ganimete ise başkaları...(360) gibi sözlerle yakışıksız dedi-kodular yaptılar. Hatta münafıklardan biri:

- Bu taksimde Allah rızası gözetilmedi, demişti. (361/1)

Rasûlüllah (s.a.s.) bu tür dedi-koduları duyunca son derece üzüldü. Hemen Ens''r'ın toplanmalarını emretti. Allah'a hamd ve sen''dan sonra:

- Ey Ens''r Cem''ti! Siz yolunu şaşırmış müşriklerdiniz. Allah size benimle doğru yolu göstermedi mi? Siz tefrikaya düşmüş, birbirinize düşman olmuştunuz. Allah, benim hicretimle sizi kaynaştırmadı mı? Siz fakir idiniz. Cena-ı Hakk, benim aranıza gelmemle sizi ref''ha kavuşturmadı mı? Rasûlüllah (s.a.s.) sordukça ens''r:

- Bütün minnet, Allah ve Rasûlüne, bütün minnet Allah ve Rasûlüne, diye cevap verdiler.(361/2). Rasûlüllah (s.a.s.) dev''mla:

- Ey Ens''r! Siz isteseydiniz, şöyle de cev''p verebilirdiniz: "Seni kavmin yalanlamıştı. Bize hicret ettin, biz seni tasdik ettik. Seni kavmin terk etmişti, biz sana yardım ettik. Seni kavmin kovmuştu, biz seni bağrımıza bastık. Sen yoksuldun, biz seni malımıza ortak ettik... Böyle söyleseydiniz, doğru söylemiş olurdunuz, ben de sizi tasdik ederdim.(362)

Ey Ens''r! Bu ne sözdür ki tarafınızdan söylenmiş, bana kadar ulaşmıştır? buyurdu. Ens''rın ileri gelenleri:

- Ey Allah'ın Rasûlü, bizim büyüklerimizden hiç biri, sizi üzecek hiçbir söz söylememiştir. Yalnız bazı gençlerimiz, bu sözleri söylemişlerdir, dediler. Bunun üzerine Rasûlüllah (s.a.s.) :

- Kureyşten bazı kimselere dünyalık verdim, bunlar küfür ve şirk zamanına yakın olduklarından, böylece kalblerini İsl''m'a ısındırmak istedim. Ey Ens''r! Herkes aldığı mallarla, koyun ve develerle evlerine dönerken, siz de Peygamberinizle dönmeğe razı olmaz mısınız? Allah'a yemin ederim ki, Sizin Peygamberle Medine'ye dönmeniz, onların ganimet mallarıyla evlerine gitmesinden çok daha hayırlıdır, buyurdu. Ens''r yaşlı gözlerle:

- R''zıyız y'' Rasûlallah, biz yalnız Seninle dönmek isteriz, diye heyac''nla bağrıştılar.(363) Rasûlüllah (s.a.s.) devamla:

- Eğer hicret fazileti olmasaydı, ben ens''rdan bir fert olmak isterdim. Bütün insanlar açık bir v''diye, ens''r ise dar bir dağ yoluna girse, ben ens''r'ın yolunu seçer, onlarla beraber giderdim. Ey Ens''r! Siz benden sonra, hakkınızın çiğneneceği günler de göreceksiniz. Sabrediniz ki, Kevser havzı başında bana kavuşasınız, buyurdu.(364)

e) Ci'r''ne Umresi ve Medine'ye Dönüş

Ganimetlerin dağıtılmasından sonra, Rasûlüllah (s.a.s.) Ci'r''ne'de ihr''ma girdi. Mekke'ye inip umre yaptı. Esîd oğlu Att''b'ı Mekke'ye V''lî tayin etti . Mu''z b. Cebel'i de Mekkelilere İsl''mî hükümleri öğretmek üzere bıraktı, ordusuyla birlikte Zilkade ayında Medine'ye döndü.

Çıkışı ile Medine'ye dönüşü arasında 2 ay 16 gün geçmişti.

(348) Z''dü'l-Me''d, 2/443; Tecrid Tercemesi, 7/128 ve 10/372

(349) el-Buh''rî, 4/54 ve 5/99

(350) Tecrid Tercemesi, 7/135 ve 10/370-372 (Hadis No: 1634)

(351) İbn Hiş''m, 4/ 131; Z''dü'l-Me''d, 2/445; Tecrid Tercemesi, 7/33

(352) Bkz. el-Buh''rî, 3/62; Nes''i, Sünen, 6/263 (K. Hibe, 1); Tecrid Tercemesi 7/128 (Hadis No: 1040); İbn Hiş''m, 4/131-132; Z''dü'l-Me''d, 2/445

(353) İbn Hîş''m, 4/133-134; Tecrid Tercemesi, 7/141

(354) İbn Hiş''m, 4/134; Nes''i, Sünen, 6/264 (K. Hibe:1)

(355) el-Enf''l Sûresi, 41

(356) et-Tevbe Sûresi, 60

(357) İbn Hîş''m, 4/135-136; Tecrid Tercemesi, 7/137 ve 8/506

(358) Tecrid Tercemesi, 8/509 (Hadis No: 1299); Gerçekten bu bağışların hemen tesiri görülmüştür. Ebû Süfy''n:

"Anam babam sana fed'' olsun, bu ne büyük lütuf ve cömertlik, y'' Rasûlallah, Allah için sen sulh zamanında da, savaş zamanında da kerîmsin..." demişti.

Bu sırada v''dide en iyi cins 100 kadar deve dolaşmaktaydı. Ümeyye oğlu Safv''n onlara bakarak:

Ne kadar güzel, demişti. Safv''n henüz Müslüman değildi. Mekke'nin fethinden sonra, kar''r verebilmek için iki ay mühlet istemiş, Rasûlüllah (s.a.s.), dört ay mühlet vermişti. Hz. Peygamber (s.a.s.), Safvan'ın develere imrendiğini görünce:

-Haydi onlar da senin olsun, buyurdu. Safv''n:

-Bu derece lütuf ve cömertlik ancak peygamberde bulunabilir, diyerek verilen süreyi beklemedi, derhal Müslüman oldu. (T''rih-i Din-i İsl''m, 3/459)

(359) el-Buh''rî, 4/59, 4/221 ve 5/104; Tecrid Tercemesi, 8/509 (Hadis No: 1300), 10/8 (Hadis No:1520 nin izahı) ve 10/371-373 (Hadis No: 1635); Müslim, 3/733 K. ez-Zek''t, B. 46.(Hadis No: 132/1059)

(360) el-Buh''rî, 5/106; Müslim, 2/736, K. ez. Zek''t, B. 46 (Hadis No: 135/1059)

(361/1) el-Buh''rî, 5/106; Tecrid Tercemesi, 8/505 (Hadis No:1296), 8/513 (Hadis No: 1303) ve 10/373

(361/2) el-Buh''rî, 5/104; Tecrid Tercemesi, 10/373-374; Müslim 2/738, K. ez-Zek''t, (Hadis No: 139/1061)

(362) İbn Hiş''m, 4/152; Tecrid Tercemesi 7/138-140 (Hadis No: 1040'ın iz''hı) ve 10/374; İbnü'l-Esîr, el-K''mil, 2/271

(363) el-Buh''rî, 5/104-105; Tecrid Tercemesi, 7/139-141 ve 10/374-376; Müslim 2/736 (Hadis No: 135/1059)

(364) el-Buh''rî, 4/İ ve 5/104; Tecrid Tercemesi, 10/9 (Hadis No: 1520) ve 10/375-

samimi

  • Ziyaretçi
Ynt: Peygamber'imizin(S.A.V) Medine Dönemi
« Yanıtla #12 : Şubat 03, 2009, 10:17:32 ÖS »
 - ELÇİLER YILI (Senetü'l-vüfûd)

"Allah'ın yardımı ve zafer günü gelip,insanların akın akın Allah'ın dînine girdiklerini görünce; Rabbını överek tesbih et; O'ndan bağışlanma dile. Çünkü O, tevbeleri d''ima kabûl edendir".

(en-Nasr Sûresi, 1-3)

Arabların, Hz. İbr''him'in soyundan gelmeleri ve K''be'nin muh''fızı olmaları sebebiyle Kureyş'e büyük saygı ve bağlılıkları vardı. Hudeybiye Barış Anlaşmasıyla, Kureyş tarafından Müslümanların siy''si varlığı tanınınca, Arap kabîleleri Medine'ye sef''ret hey'etleri göndermeğe başlamışlardı. Hicretin 8'inci yılında, puta tapıcı müşrik Arapların din merkezi olan Mekke fethedilmiş, Kureyş Kabîlesi Müslüman olmuştu. Bunun Araplar üzerindeki tesiri çok büyük oldu. Müslümanlığın önünde hiç bir kuvvetin duramayacağını anladılar. Artık, Arabistanın her tarafında Müslümanlık sür'atle yayılıyordu. Arabistanın çeşitli bölgelerinde yaşayan kabîleler, Müslüman olmak veya Müslüman olduklarını bildirmek ve kabûl ettikleri İsl''m Dini'nin es''slarını öğrenmek üzere, Hz. Peygambere heyetler gönderdiler. Bunların sayısı 70'i aşmaktadır. İlk hey'et, Hev''zin Kabilesi'nden Hicreti 8'inci yılında gelmişti. Son heyet ise, Yemen'deki Neha` Kabilesi'nden, Hicretin 11'inci yılı Şevval ayında gelen hey'ettir. Söz konusu sef''ret hey'etlerinin çoğu, hicretin 9'uncu yılında gelmiştir. Bu yüzden hicretin 9'uncu yılına "Senetü'l-vüfûd" (Elçiler yılı) denilmiştir.

Rasûl-i Ekrem, kendisine gelen bu sef''ret hey'etleriyle bizz''t ilgilenir, onlara ikr''mda bulunur, her kabîlenin h''line ve ''detlerine göre onlarla konuşurdu. Ayrılırken de mün''sib hediyeler verir, Müslümanlığı öğretmek üzere onlara yetişkin öğretmenler, mürşidler gönderirdi. Rasûlüllah (s.a.s.) bu mürşidlere:

- Kolaylaştırın, güçleştirmeyin. Müjdeleyin, korkutup nefret ettirmeyin (365), diye tenbihde bulunuyordu.

Necr''n Hey'eti

Necr''n, Yemen tarafında, Mekke'ye 7 konak mes''fede, ah''lisi Hıristiyan olan büyük bir şehirdi. Rasûlüllah (s.a.s.) Necr''n Hıristiyanlarına bir mektup gönderip, ya Müslüman olmalarını, yahut da cizye vermelerini istemişti.(366) Bunun üzerine emirleri Abdülmesih Âkıb'ın riy''setinde Medîne'ye 14 kişilik bir hey'et gönderdiler. Hey'ette, en büyük ''limleri Ebu'l-H''ris ile kardeşi Kürz b. Alkame de vardı. Hz. İs'' hakkında Rasûlüllah (s.a.s.)'le tartışmaya girdiler. Rasûlüllah (s.a.s.) onlara:

- Gelin, çocuklarımız, kadınlarımız, hepimiz bir yerde toplanalım, Sonra, "Allah'ın l''neti yalancıların üzerine olsun," diye du'' ve niy''zda bulunalım, var mısınız, dedi.(367) Necr''nlılar korktular, bu teklife yanaşmadılar. Cizye vermeği kabûl edip ayrıldılar.

R''hib Ebu'l-H''ris, kardeşi Kürz ile konuşurken:

- Yemin ederim ki, beklediğimiz ümmî peygamber budur.

- O halde neden bunu açıkça söyleyip ona uymuyorsun?

- Sebebi, bizimkilerin yaptıkları. Bize mevki, şeref ve servet verdiler. Eğer Müslüman olursam., bunların hepsini alırlar.(368) Kürz, bu konuşmayı gizli tuttu, daha sonra müslüman olunca açıkladı

2- ŞÂİR KÂ'B'IN İSLÂM'I KABÛLÜ

K'''b, İsl''m'dan önce (c''hiliye döneminde) şiirleri K''be duvarlarına asılan "Mualleka" ş''irlerinden Züheyr'in oğludur. K'''b da babası gibi güçlü bir ş''irdi. Fakat dev''mlı olarak Hz. Peygamber (s.a.s.) ve İslamiyeti hicvederdi. Bu yüzden Raûlüllah (s.a.s.)'in "yakaladığınz yerde öldürün" dediği kimseler arasında bulunuyordu.

Mekke fethedilince, T''if'e kaçmıştı. T''if halkı da Müslüman olunca, sığınacak yer bulamadı. Kardeşi Büceyr daha önce Müslüman olmuştu. K'''b'a bir mektup yazdı. Rasûlüllah (s.a.s.) 'in, Müslüman olup af dileyenleri bağışladığını anlattı. Medine'ye gelip Müslüman olmasını öğütledi. Başka kurtuluş yolu yoktu.

K'''b Rasûlüllah (s.a.s.) 'i öven bir şiir hazırlayıp gizlice Medineye geldi. Sabah namazında Mescide gidip Rasûlüllah (s.a.s.)'le birlikte sabah namazını kıldı. Namazdan sonra Rasûlüllah (s.a.s.) 'in önünde diz çökerek oturdu:

- Y'' Rasûlallah, K'''b, geçmişine tevbe ederek Müslüman oldu. Huzûrunuza getirsem, onu affeder misiniz? diye sordu.

- Evet, diye cev''b alınca kendini tanıttı.

- K'''b bin Züheyr benim, dedi. Ens''rdan biri üzerine atılıp hemen K''b'ı öldürmek istedi. Fakat Hz. Rasûlüllah (s.a.s.) izin vermedi.

- O, tevbe etti, Müslüman olarak geldi, buyurdu. Bunun üzerine Ka'b önceden hazırladığı kasidesini okumağa başladı.(369)

"Rasûlüllah, her şeyin kendisiyle aydınlandığı bir nurdur, Şerri kesip atmak için çekilmiş Allah'ın kılıçlarından biridir." anlamındaki beyitler Rasul-i Ekrem (s.a.s.)'in pek hoşuna, gitmişti. Hemen bürdesini (hırkasını) çıkarıp, ş''ire giydirdi. Bu yüzden bu şiir "Kaside-i Bürde" adıyle şöhret buldu. (370)

3- HATEM TÂÎ'NİN KIZI

Tay kabîlesi, Müslümanlara karşı düşmanca bir tavır içinde bulunuyordu. Rasûlüllah (s.a.s.) 150 kişilik bir kuvvetle Hz. Ali'yi bu kabîle üzerine gönderdi. Hz. Ali ansızın Tay kabîlesine vardı. Burada bulunan puthaneyi yıkıp putu kırdı. Bir çok esir ve ganimetle Medine'ye döndü. Kabîle reisi meşhûr H''tem T''î'nin oğlu Adiyy ise Sûriye'ye kaçtı.

Esirler arasında Hatem T''î'nin kızı da vardı. Hz. Peygamber (s.a.s.)'e:

- Y'' Rasûlallah, babam öldü, kardeşim kaçtı, fidye ödeyebilecek bir şeyim yok. Babam cömert bir insandı, kabîlesinin ulusuydu. Esirleri kurtarır, fakirleri doyurur fel''kete uğrayanlara yardım ederdi. Kimseyi boş çevirmez, isteğini reddetmezdi. Kurtulmam için ben de sana sığınıyorum, dedi.

Rasûlüllah (s.a.s.) onu serbest bıraktı. Elbise ve yol harçlığı vererek, Sûriye'ye kardeşinin yanına gönderdi.(371) Kız kardeşi, Adiyy'e Hz. Peygamber (s.a.s.)'in fazilet ve ''licenablığını anlatınca o da Medine'ye gelip Müslüman oldu.

4- TEBÜK GAZVESİ (Recep 9 H./Eylül 630 M.)

"Yakın bir kazanç ve normal bir yolculuk olsaydı, sana uyarlardı. Fakat çıkılacak yol, onlara uzak geldi. Kendilerini hel''k ederek, "gücümüz yetseydi sizinle beraber çıkardık," diye Allah'a yemin edeceklerdir. Allah, onların yalancı olduklarını elbette biliyor."

(et-Tevbe Sûresi, 42)

Tebük, Medine'nin 14 konak kuzeyinde, Medine ile Şam'ın ortasında bir kasabadır. Buraya kadar gelindiği için bu sefere "Tebük Gazvesi" denilmiştir. Rasûlüllah (s.a.s.)'in bizz''t katıldığı en son gazvedir. Tebük Seferinde savaş olmamış, fakat pek çok güçlük yenilerek kuvvetli bir ordu hazırlanmış, koca Bizans imparatorluğuna meyd''n okurcasına, askerî ve siy''sî büyük başarılar elde edilmiştir.

a) Gazvenin Sebebi

Hıristiyanlığın temsilcisi olan Bizans İmparatorluğu, Arabistan'ı işgal etmek hevesindeydi. Bunun için, Sûriye'de ve Arabistan'ın kuzeyinde bulunan Hıristiyan Arapları, Müslümanlara karşı savaşa hazırlıyordu. Müslümanlığın Araplar arasında sür'atle yayılmağa başlaması, Hıristiyanların taassubunu körüklüyordu.

Bu sırada Medine'ye yağ t''cirleri gelmişti. Bizans İmparatorluğunun Gassan, Lahm, Cüz''m... gibi kabîlelerle işbirliği yaparak, Müslümanlara karşı büyük bir hazırlık içinde olduğunu haber verdiler. Rasûlüllah (s.a.s.) es''sen bu bölgeden emîn değildi. Sûriye ve Şam tarafından yapılacak bir baskından endişe etmekteydi. Bu haber üzerine hemen Bizans'a karşı seferberlik il''n etti.

b) Sefer Hazırlığı

Yol uzun, düşman kuvvetliydi. Üstelik, yaz mevsiminin en sıcak günleriydi. Kuraklık yüzünden kıtlık vardı. Hurmalar olgunlaşmış, hasat mevsimi gelmişti. Bu mevsimde hurma gölgelerini bırakıp, aç susuz uzun bir yolculuğu göze almak, gerçekten zordu. Nitekim, bu seferin yapıldığı günlere Kur'an-ı Kerim'de "s''atü'l-usre" (güçlük zamanı) denilmiştir.(372) Kur'''n-ı Kerîm'deki bu deyimden alınarak, bu sefere "Gazvetü'l-usre", orduya da "Ceyşü'l-usre" adı verilmiştir.

Rasûlüllah (s.a.s.) sefer hazırlığı yaparken, düşmanın haber almaması için, maksadını gizli tutar, seferin nereye yapılacağını açıklamazdı. Bu seferde, gidilecek yer uzak, yolculuk zordu. Askerin buna göre hazırlanması için Rasûlüllah (s.a.s.) Bizans üzerine gidileceğini açıkça bildirdi. Bütün kabîlelere ve Mekke'ye haber gönderip gönüllü müc''hidlerin Medine'de toplanmalarını istedi.

Mün''fıklar ilk anda yan çizdiler. Akla, hay''le gelmedik bah''neler uydurup sefere katılmamak için izin istediler.(373) Bunlarla da kalmayıp sefere katılacak müslümanları caydırmaya çalıştılar.(374) Ubey oğlu Abdulllah:

- Muhammed Bizans'ı ne sanıyor. O'nun ash''bıyla birlikte esir düşeceğini gözümle görmüşcesine biliyorum, diyordu.(375) Bedevîlerden bir kısmı da m''zeret uydurup izin istemişlerdi. (376) H''lis Müslümanlar arasında bile,(377) bu meşakkatli yolculuğu göze almayıp ağır davrananlar ve sefere katılmayanlar (378) olmuştu.

Fakat başta Rasûlüllah (s.a.s.) olmak üzere ash''bın azim ve gayreti bütün engelleri yendi. Etraftaki kabîlelerden gelen akın akın müc''hidler, Medine'de toplanmağa başladı. Kısa zamanda 30 bin kişilik büyük bir ordu toplandı. Bunun 10 bini atlı, 12 bini develiydi. Kıtlık sebebiyle askerin bir çoğunun techiz''tı tam değildi. Rasûlüllah (s.a.s.) zenginlerin ordu için bağışta bulunmasını istedi. Herkes elinden geldiğince bağış yaptı. Kadınlar bilezik ve küpe gibi ziynet eşyalarını verdiler. Hz. Ebû Bekir, malının tam''mını; Hz. Ömer yarısını bağışladı.(379) En büyük bağışı ise Hz. Osman yaptı: Bütün silah ve teçhiz''tıyla birlikte 300 deve ile bin din''r altın.(380) Bu büyük bağışı sebebiyle Hz. Peygamber ellerini açıp:

"Allah'ım , ben Osman'dan r''zıyım, Sen de razı ol," diye du'' etmişti".(381)

Yapılan bağışlarla silah ve bineği olmayan fakir müc''hidler teçhiz edildi. Sefere katılmak istedikleri halde, binek ve azık bulamayanlar da vardı. Bunlardan 7 kişi Rasûlüllah (s.a.s.)'a gelerek:

- Ey Allah'ın Rasûlü, gazaya gitmek istiyoruz, fakat yiyecek azığımız, binecek devemiz yok, demişlerdi. Rasûl-i Ekrem:

- Sizi bindirecek deve kalmadı, deyince ağlayarak ayrılmışlardı(382) Bu sabeple bunlara "Bekk''ûn" (yani ağlayanlar) ünvanı verilmişti.(383) Daha sonra bunlara da binek temin edildi.(384)

Rasûlüllah (s.a.s.) Recep ayında bir perşembe günü Medine'den çıktı.(385) Ordug''hını, Medine dışında "Seniyyetü'l-ved''" denilen ayrılık tepe'sinde kurdu. Hz. Ali'yi Medine'de kaymakam (vekil) bıraktı. Herkes sefere çıkarken Medine'de oturmak, Hz. Ali'ye ağır geliyordu. Hemen silahlanıp yola çıktı. Ordu Seniyyetü'l-ved'''dan ayrılmadan yetişti.

- Beni kadınlar ve çocuklar içinde mi bırakıyorsun? dedi. Rasûlüllah (s.a.s.):

- Y'' Ali, bana nisbetle sen, (Tur'a giderken) Mus''ya nisbetle Harûn'un yerinde olmağa razı değil misin? Şu kadar ki, benden sonra Peygamber yoktur(386), buyurdu. Hz. Ali de Medine'ye döndü.

c)Mün''fıkların Tutumu

Ordu, seniyyetü'l-ved'''dan hareket edince, mün''fıkların bir kısmı, reisleri Abdullah b. Übeyy ile geri döndü. Sefere katılanlar, yolculuk sırasında da bozguncu tutumlarını sürdürdüler. Bir konaklama sırasında Rasûlüllah'ın (s.a.s.) devesi Kasv'' kaybolmuştu. Mün''fıklardan Zeyd b. Ebî Salt:

- Tuhaf şey, Muhammed peygamberim der, göklerden haber verir, oysa devesinin nerede olduğunu bilmiyor, demişti. Bu küstahça sözleri Rasûlüllah (s.a.s.) duyunca:

- Vallahi, ben yalnızca Allah'ın bana bildirdiklerini bilirim. Allah bana şimdi bildirdi. Kasv'', şu iki dağın arkasındaki v''dîde yuları bir ağaca dolanıp kalmıştır. Haydi, oradan getirin, buyurdu.(387)

Mün''fıkların yaptıkları bütün bu mel'anetler, çevirdikleri dolaplar, sefer esn''sında günü gününe inen Kur'''n ayetleriyle teşhir edilmiştir.(388) Mün''fıkların iç yüzleri ve kirli çamaşırları apaçık ortaya çıktığı için Tebük Seferi'ne "Gazve-i f''dıha" (Rüsvaylık gazvesi) de denilmiştir.

d) Tebük'ten Dönüş

Uzun ve meşakkatli bir yolculuktan sonra Tebük'e varıldı. Fakat gerek Bizans, gerekse Arap kabîlelerinde hiç bir harekete rastlanmadı. 30 bin kişilik muazzam Müslüman ordusu Hıristiyan Arap kabîlelerini yıldırmıştı. Medine'ye gelen haberlerin asılsız olduğu anlaşıldı. İsl''m ordusunun kuvvet ve azameti gösterilmiş, maksat h''sıl olmuştu. Bu yüzden daha fazla ileriye gitmeğe lüzûm görülmedi. Rasûlüllah (s.a.s.) Tebük'de bulunduğu esn''da o bölgede bulunan Eyle, Cerb'', Ezruh, Dûmetü'l-cendel gibi bazı küçük Hıristiyan beylikleriyle anlaşmalar yaptı. Bu beylikler yıllık cizye ödeyerek İsl''m h''kimiyetine girmeği kabûl ettiler. Müslümanlar, Tebükte 20 gün kaldıktan sonra Ramazanın ilk günlerinde Medine'ye döndüler.

e) Mescid-i Dır''rın Yaktırılması

Mün''fıklar, Kub'' Mescidi'nin yakınında bir mescid yaptılar. Maksatları, Kub'' Mescidi'nin cem''atini bölmek, Müslümanlar arasına ayrılık sokmaktı. Mün''fıklardan bir hey'et Tebük seferinden dönerken Rasûlüllah (s.a.s.)'ı karşıladılar. Yaptıkarı mescidde namaz kılmasını ric'' ettiler. Ancak bu esn''da, Tevbe Sûresi'nin 107-108'inci ''yetleri indi. İb''det için değil, fitne ve fes''t ocağı olarak yapılan bu binada Rasûlüllah (s.a.s.)'ın namaz kılmasına izin verilmedi. "Sakın bunların mescidinde namaz kılma".(389) buyruldu. Rasûlüllah (s.a.s.) Medine'ye dönünce, M''lik b. Dühşem ile Ma'n b. Adiyy'e hemen bu mescidi yıkıp yakmalarını emretti. Onlar da derhal Rasûlüllah (s.a.s.) 'in emrini yerine getirdiler.(390)

İki ay kadar sonra, mün''fıkların başı olan Übeyy oğlu Abdullah öldü. Müslümanlar da onun kötülüklerinden kurtulmuş oldular.

f) Medine'ye Giriş

Rasûlüllah (s.a.s.)'in ordusu ile birlikte dönmekte olduğu Medine'de duyulunca, bütün halk, kadınlar ve çocuklar sokaklara döküldü. Şiirler ve neşîdeler söyleyerek, orduyu Seniyetü'l-ved'''da parlak bir mer''simle karşıladılar.

g) Sefere Katılmayanların Durumu

Rasûlüllah (s.a.s.) Medine'ye gelince doğru Mescid'e gitti, iki rek'at namaz kıldı. Sefer dönüşlerinde önce mescide gidip iki rek'at namaz kılmak ''detiydi.(391) Sonra Mescid'de oturup ziy''ret ve tebrikleri kabûl etti. Sefere katılmamış olanların herbirinin m''zeretini dinledi, haklarında Allah'tan mağfiret diledi. Özürleri olmadığı halde, Tebük Seferi'ne iştirak etmeyen üç kişi için:

- Allah hakkınızda hüküm verinceye kadar bekleyin, buyurdu. Müslümanların bunlarla konuşmalarını yasakladı. Tam 50 gün bunlarla kimse konuşmadı, kimse sel''mlarını almadı. Vakitlerini üzüntü ile ve gözyaşları içinde geçirdiler. Sonunda, tevbelerinin kabûl edildiği bildirildi.

(Haklarındaki hüküm ) geri bırakılan üç kişi ise, yeryüzü bütün genişliğiyle başlarına dar geldi. Vicdanları da kendilerini sıkıştırdı. Allah'a karşı, Allah'tan başka sığınacak bir yer olmadığını anladılar. Allah da eski hallerine dönmeleri için tevbelerini tabûl etti. Şüphesiz ki Allah tevbeleri kabûl edici ve esirgeyicidir.(392) (Tevbe Sûresi, 118)

5- HZ. EBÛ BEKİR'İN HAC EMİRLİĞİ (Zilhicce 9H./Şubat 631 M.)

Haccın sebebi olan K''be, Hz. İbrahim ve oğlu Hz. İsm''il tarafından Mekke'de yapılmıştır. İnş''at tamamlandıktan sonra Cibrîl (a.s.), tav''fın ve hac ibadetinin nasıl yapılacağını amelî olarak onlara göstermiş, Hz. İsm''il de Hicaz halkına öğretmişler. Ancak, Hz. İbr''him'in tebliğ ettiği dini hükümler zamanla unutulmuş, Mekke putperestliğin merkezi olmuştur. Hz. İsm''il'in öğrettiği hac usûlü yavaş yavaş değişmiş yerini putperestlerin haccı almıştır.

İsl''m'dan önce müşrik Araplar, içinde günah işlenilen elbiselerle K''be ziy''ret edilemez, derlerdi. Bu sebeple K''be'yi çırıl çıplak tav''f ve ziyaret ederlerdi.(393)

Hicretin 9'uncu yılında hac farz kılındı.(394) Fakat o sene Rasûlüllah (s.a.s.) haccetmedi. Hz. Ebû Bekir'i Hac Emiri olarak Mekke'ye gönderdi.

Hicretin 8'inci yılında Mekke fethedilmiş, K''be putlardan temizlenmiş, Mekke halkı Müslüman olmuştu. Ancak henüz Müslüman olmayan müşrik kabîleler h''l'' K''be'yi çırıl çıplak tav''f ediyorlardı. Diğer taraftan, Hicretin 9'uncu yılında hac, "nesî" uygulaması yüzünden belirli zamanından önce yapılacaktı.

Bilindiği üzere, oruç, hac, kurban gibi ib''detlerin vakitleri kamerî aylara göre tesbit edilir. Kamerî yıl (ay senesi), yaklaşık 354 gün, Güneş yılı ise yaklaşık 365 gündür. Aradaki 11 günlük fark sebebiyle, hac günleri her yıl yer değiştirir; bazen yaz, bazanda kış mevsimine gelir. Hac mevsimini çok sıcak veya çok soğuk aylara rastlatmamak, s''bit bir mevsimde (ilkbaharda) tutmak için Araplar üç yılda bir, seneye bir ay ekleyerek o yılın aylarını 13'e çıkarırlardı. Buna "nesî" deniyordu. Böylece hac mevsimi değişmez, fakat, aylar yer değiştirirdi. 33 senede bir, aylar yerine gelirdi.(395) Nitekim, Hicretin 10'uncu yılında kamerî aylar aslî yerine geldiler. Kur'an-ı Kerîm, müşrik Arapların bu çirkin ''detini yasaklamıştır.(396)

Hz. Peygamber (s.a.s.) hac farizasını aslî günlerinde ed'' etmek istediğinden o yıl hacca gitmedi. Hz. Ebû Bekir'i Hac Emiri t''yin etti. Medine'den hacca gitmek isteyen 300 kişi de Hz. Ebû Bekir'le gittiler.

Hz. Ebû Bekir yola çıktıktan sonra, müşriklerle mün''sebetleri düzenleyen hükümler indi.(397) Bunların müşriklere duyurulması gerekiyordu. Rasûlüllah (s.a.s.) Hz. Ali'yi de bu iş için gönderdi. Hz. Ali yolda Hz. Ebû Bekir'e yetişti.

- Hac Emiri yine sensin, ben Tevbe Sûresi'nin yeni inen ilk ''yetlerindeki hükümleri müşriklere tebliğ ile görevliyim, dedi.

Hz. Ebû Bekir, Zilhicce'nin 8'inci günü Mekke'de bir hutbe okuyarak, haccın nasıl yapılacağını anlattı. Müslümanlar, Hz. Ebû Bekir'in anlattığı şekilde haccettiler. Müşrikler kendi bildiklerini yaptılar.

Hz. Ali ise, Zilhicce'nin 10'uncu günü Mina'da bir hutbe okudu. Hz.Peygamber (s.a.s.) tarafından gönderildiğini bildirdi. Tevbe Sûresi'nin ilk ''yetlerini yüksek sesle okuduktan sonra:

1- Müslümanlardan başka hiç kimse Cennete giremez.

2- Bu yıldan sonra hiç bir müşrik K''be'ye yaklaştırılmayacak.

3- Hiç kimse K''be'yi çıplak tav''f etmeyecek.

4- Kimin Hz. Peygamber (s.a.s.)'le anlaşması varsa, müddeti bitinceye kadar ona uyulacak, dedi.(398)

Bu il''ndan sonra çok geçmedi. Bütün Arabistan Müslüman oldu. O yıldan sonra da hiç bir müşrik Mekke'ye bırakılmadı.

(365) el-Buh''rî 1/25 ve 4/26; Tecrid Tercemesi, 1/65 (Hadis No: 63)

(366) Z''dü'l-Me''d, 3/81

(367) Âl-i İmr''n Sûresi, 61; Tecrid Tercemesi, 10/412-414 (Hadis No:1650)

(368) Z''dü'l-Me''d, 3/80

(369) İbn Hiş''m, 4/144-158; T''rih-i Din-i İsl''m, 4/ı-445

(370) Bu hırka K'''b'ın ölümünden sonra mir''scıları tarafından 20 bin dirhem (yaklaşık 60 kg.) gümüş karşılığında Emevî Devletinin kurucusu Mu''viye'ye satılmıştır. Emevîlerden Abb''silere, Mısırın Yavuz Sultan Selim tarafından feth edilmesiyle de "Mukaddes em''netler" arasında Osmanlılara geçti. Halen Topkapı Sarayı Müzesi "Hırka-i Sa''det D''iresi"nde, III. Murat tarafından yaptırılmış olan mahfaza içinde korunmaktadır.

(371) İbn Hiş''m, 4/226; T''rih-i Din-i İsl''m, 3/481

(372) et-Tevbe Sûresi, 117; İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/277; Tecrid Tercemesi, 10/445-446

(373) Bkz. et-Tevbe Sûresi, 49; Tecrid Tercemesi, 10/446-447

(374) Bkz. et-Tevbe Sûresi, 81

(375) T''rih-i Din-i İsl''m, 3/485

(376) Bkz.et-Tevbe Sûresi, 91

(377) Bkz. et-Tevbe Sûresi,38-39

(378) Bkz. et-Tevbe Sûresi, 117-118

(379) T''rih-i Din-i İsl''m, 3/483; İbnü'l Esîr, a.g.e., 2/227; Tecrid Tercemesi, 10/450

(380) Z''dü'l-Me''d, 3/3; bkz. Buh''rî, 3/198 ve 4/202; Tecrid Tercemesi, 8/275 (Hadis No: 1174)

(381) İbn Hiş''m, 4/161; Tecrid Tercemesi, 10/450

(382) et-Tevbe Sûresi, 92; Tecrid Tercemesi, 10/451

(383) İbn Hiş''m, 4/161; Z''dü'l-Me''d, 3/3-4; İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/277

(384) Bu yediden biri olan Ulbe bin Zeyd, bir gece teheccüt namazından sonra göz yaşlarıyla şöye niy''z etmişti:

-"Allah'ım! Sen cih''dı emrettin ve ona bizi teşvik ettin. Fakat, Peygamberinle birlikte gazaya gitme kudretini bana vermediğin gibi, Peygamberinin elinde beni bindirecek binek de bırakmadın. Allah'ım Sen bilirsin ki, ben üzerime düşen mal, can ve n''mus borcunu her b''direde veren bir kulunum."

Sabah namazından sonra Rasûl-i Ekrem (s.a.s.):

Bu gece mal, can sadakası veren nerede, diye sordu. Kimse cev''p vermeyince; ikinci defa sordu. Bunun üzerine Ulbe kalktı. Rasûlüllah (s.a.s.): Müjde sana ey Ulbe, yemin ederim ki sen zek''t ve sadakaları kabul olunanlar div''nına yazıldın, buyurdu. (Z''dü'l-Me''d, 3/4; Tecrid Tercemesi, 10/455; ibn Hiş''m, 4/161)

(385) el-Buh''rî, 4/6; Riyazüs-S''lihîn Tercemesi, 2/310 (Hadis No: 960)

(386) el-Buh''rî, 5/129; İbn-Hiş''m, 4/163; Tecrid Tercemesi, 10/456 (Hadis No:1658)

(387) İbn Hiş''m, 4/166; Z''dü'l-Me''d, 3/7; Tecrid Tercemesi, 10/457; İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/279

(388) Bkz. et-Tevbe Sûresi, 66-68

(389) Bkz. Tevbe Sûresi, 107-108

(390) İbnHiş''m, 4/173-174; Z''dü'l-Me''d, 3/19; Tecrid Tercemesi, 5/377-378

(391) el-Buh''rî 4/40; Tecrid Tercemesi, 8/497 (Hadis No: 1287)

(392) Bu üç kişinin geçirdikleri çok sıkıntılı 50 günün tafsil''tı için bkz. el-Buh''rî, 5/130-135; Tecrid Tercemesi, 10/464-485 (Hadis No: 1659); Riy''zü's-S''lihin Tercemesi, 1/27 (Hadis No: 21)

(393) el-Hakayık, 1/67; Tecrid Tercemes, 6/45 ve 6/156 (Hadis No: 803)

(394) Bkz. Âl-i İmr''n Sûresi, 97

(395) Bkz. Hak Dini Kur'''n Dili, 3/2532; M. Hamîdullah, İsl''m Peygamberi, 2/87-94

(396) Bkz. et-Tevbe Sûresi, 37

(397) Bkz. et-Tevbe Sûresi, 1-36; Tecrid Tercemesi, 2/245-248 (Hadis No: 240 ve izahı)

(398) İbn Hiş''m, 4/190-191

samimi

  • Ziyaretçi
Ynt: Peygamber'imizin(S.A.V) Medine Dönemi
« Yanıtla #13 : Şubat 03, 2009, 10:18:25 ÖS »
 1- PEYGAMBERİMİZİN OĞLU İBRÂHİM'İN ÖLÜMÜ

(8 Şevval 10 H./7 Ocak 632 M.)

İbr''him, Peygamber (s.a.s.) Efendimizin 7'inci çocuğudur. Diğer 6 çocuğunun hepsi de, ilk eşi Hz. Hatice'den olmuştu. İbr''him ise Mısırlı M''riye'den doğmuştur.

İbr''him, Hicretin 8'inci yılı Zilhicce ayında doğmuştu. İki yaşını doldurmadan öldü. Rasûlüllah (s.a.s.) İbr''him'i öper koklardı. Ölürken gözleri yaşardı. Avf oğlu Abdurrahman:

- Ey Allah'ın Rasûlü, sen de mi ağlıyorsun? "Oysa ölüye ağlamayı men etmiştin," dedi. Rasûlüllah (s.a.s.):

Ben, bağırıp çağırmayı, üst-baş yırtmayı men ettim. Bu ise, Allah'ın kullarının kalbine koyduğu şefkattir. Göz ağlar, kalb mahzûn olur. Biz, Rabbımızın rız''sına uygun olmayan söz söylemeyiz. Ey İbr''him, seni kaybetmekten dolayı hüzün içindeyiz, buyurdu.(399)

- İbr''him benim oğlumdur. O henüz annesini emerken öldü. Cennette iki süt anne, onun süt müddetini tamamlayacaklardır, dedi.(400)

İbr''him, Bakî Kabristanı'na defnedildi. Kabrinin üstüne Rasûlüllah (s.a.s.) bir kırba su döktürdü. (401) Faydası da yok, zararı da, fakat diriyi tatmin eder, buyurdu.

İbr''himin öldüğü gün (7 Ocak 632 saat: 8.30'da)(402) güneş tutulmuştu. Halk.

- İbr''him'in ölümünden dolayı Güneş tutuldu, dediler. Bunun üzerine Rasûl-i Ekrem:

- Güneş ve ay, Allah'ın kudretini gösteren al''metlerdendir. Hiç kimsenin ölümünden veya doğumundan dolayı tutulmazlar. Siz bu olayla karşılaştığınız zaman, namaz kılıp du'' edin, buyurdu.(403)

GoogleTagged


 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
osmanlı yükseliş dönemi

Başlatan Resulehasret Türk tarihi

0 Yanıt
1997 Gösterim
Son İleti Haziran 10, 2008, 06:19:11 ÖS
by Resulehasret
14 Yanıt
8064 Gösterim
Son İleti Şubat 03, 2009, 11:30:38 ÖS
by samimi
2 Yanıt
1659 Gösterim
Son İleti Şubat 03, 2009, 10:24:34 ÖS
by samimi
2 Yanıt
1392 Gösterim
Son İleti Şubat 03, 2009, 10:42:02 ÖS
by samimi
0 Yanıt
947 Gösterim
Son İleti Eylül 01, 2009, 11:21:00 ÖÖ
by Bevadih

Powered by SMF 2.0.4 | SMF © 2006–2011, Simple Machines LLC
TinyPortal © 2005-2012 | Theme Lamartine by Smfdesign | Web Tasarım | dizi izle | dizi izle | Haber | gebze evden eve nakliyat | Dizi izle | film izle | filmperest.com | Çimstone Fiyatları | Full Film izle
Bu sayfa 0.547 saniyede 32 sorgu ile oluşturulmuştur