Genel => EĂ°itim => Konuyu baţlatan: Fussilet - Eylül 01, 2017, 12:09:25 ÖS

Baţlýk: Kuranda tarih bilimi
Gönderen: Fussilet - Eylül 01, 2017, 12:09:25 ÖS
Tarih 
Kur'an-ý Kerim, tarih çalýþmalarýna tamamen yeni bir yaklaþým getirir. O, insanlýk tarihi­nin sýfýrdan baþlayan sürekli bir terakki ve inkiþaf görüþüne binaen veya maddî ve mi­marî ilerlemeye dayalý basit bir terakki ola­rak araþtýrýlmasýna karþý çýkar.
Ýnsanlýk tarihi çalýþmalarýna ait bu iki yak­laþým, îslâmî telakkiye sadece zýt deðil, ayný zamanda karþýdýr. Bu yaklaþým, eski Mýsýr, Babil, Asur, Yunan ve Roma medeniyetleri­ne hayran ve onu methetmeye matuftur. Yu­karýdaki ölçülere göre, bugünkü Batý mede­niyetinin en iyi ve en ileri, hatta Peygamber @ ve ashab zamanýndan da ileri olduðu ka­bul edilir.
Ýslâm, insanoðlu hakkýndaki hükmünü onun maddî ilerlemelerine bakmaksýzýn, kendi koyduðu kriterlere göre verir. Bir milletin bü­yük veya küçük, ileri veya geri, medenî veya bedevî, kültürlü veya kültürsüz olup olma­dýðý, Kur'an tarafýndan konan ölçülere olan mesafelerine göredir. "Biz insaný en güzel þe­kilde yarattýk. Sonra onu, aþaðýlarýn en aþa­ðýsý kýldýk. Yalnýz, inanýp yararlý iþ iþleyen­ler bunun dýþýndadýr. Onlara kesintisiz ecir vardýr." (95: 4-6). Böylece, îslâmî görüþ açý­sýna göre, insanýn, maddî geliþmesi veya bi­limsel, teknolojik ilerlemesine bakýlmaksýzýn, yeryüzünde bulunduðu iki mertebe vardýr: Hem 'yaratýklarýn en iyisi, hem de aþaðýla­rýn aþaðýsý. Eðer Allah'a inanýr ve O'nun yo­lunu izlerse, 'yaratýklarýn en iyisi,' mertebe­sindedir; fakat Allah'a inanmadýðý ve O'nun yolunu reddettiði zaman da 'aþaðýlarýn aþa-ðýsýdýr.' Bu açýkça gösterir ki; büyük ve mü­essir bile olsa, herhangi bir medeniyetin, maddî hatta ilmî bakýmdan geliþmesi, insa­nýn ilerlemesinin ölçüsü veya kriteri olamaz. Doðru kriter veya ölçü, Ýlâhî Kanuna daya­nýp, dayanmamasýdýr. Ýslâm, insan tarihini bu doðrultuda inceler. Zamanlarýnda yeryüzüne sadece zor ve þiddetle hâkim olan, fa­kat Allah'a inanmayan bütün insanlar, bil­gisiz ve cahildir. Bu standarda göre Mýsýr, Yu­nan ve Roma gibi eski kültürler, cahiliye kül­türleri olarak düþünülürken, Peygamber @'ýn nesli, nesillerin en iyisidir.
Ýslâm, insan tarihini dünya sýnýrlarý içine hapsetmez; sadece bu konuda, farklý millet­lerin baþarýlarýna hüküm vermez, onlarýn te­miz, ilerlemiþ veya geri kalmýþ olup olmadý­ðýna bakmaz. Bunun tam tersine insanlar hakkýnda hüküm verirken, dinî ve dünyevî baþarýlarýný hesaba katar, çünkü hayatlarýnýn bu iki cephesi birbirinden ayrýlmaz. Tarihin, bütünlüðü içinde incelenmesi gerekir; ancak ondan sonra, insanlar üzerinde hüküm ve­rilebilir, islâm, tarihi baþtan sona kadar Ýn­celer ve sonra her iki uçta onu muhakeme eder. Kur'an-ý Kerim, bundan þu þekilde bah­seder: "Sizi yaratan O'dur; kiminiz inkarcý,-kiminiz mümindir. Allah, yaptýklarýnýzý gö­rendir." (64: 2). Hûd Suresi'nde þunlarý oku­ruz: "Sizi yeryüzünde yaratýp, orayý imar et­menizi dileyen O'dur. Öyleyse O'ndan mað-firçt dileyin, sonra da O'na tövbe edin." (11: 61). Ýnananlar da, inanmayanlar da büyük medeniyetler inþa edebilir ve ileri gidebilir­ler; fakat inananlar bütün zenginlik ve ge­liþmiþliklerini, kendilerini Allah'a yaklaþtýr­masý için kullanýrlarken, inanmayanlar da bunlarý kendilerini Allah'tan uzaklaþtýrmak, hayatýn kötü yanlarýna yaklaþtýrmak için kul­lanýrlar.
Fakat Allah, sadece onun mesajýna inanan­larý derecelerine göre yükseltir ve yüceltir: "Allah, içinizden inanmýþ olanlarý ve kendi­lerine ilim verilenleri derecelerle yükseltsin. Allah iþlediklerinizden haberdardýr!' (58: 11). Al-i îmrân Suresi'nde þunlar yazýlýdýr: "Gev­þemeyin, üzülmeyin. Ýnanmýþsanýz mutlaka en üstünsünüz." (3: 139). Kur'an-ý Kerim'in 'bu ayetleri açýkça ifade eder ki, insanýn yal­nýz maddî baraþüan, son ve gerçek baþarýsý için yeterli deðildir. O, kriterlerden sadece bi­ridir ve dünyadaki güçlerin ve madde kay­naklarýnýn doðru kullanýmý, gerçek yükselmenin inþasýnda yardýmcý olabilir. Allah, in­saný belli bir amaç için yarattý, onun baþarý­larýna karar vermek için kendi kriterini koy­du. Kur'an-ý Kerim, bu görüþ açýsýndan, es­ki milletler ve insanlardan bahseder. Kimi milletlerin yükseldiði, kiminin de yok oldu­ðu, ancak Allah'ýn peygamberlerine inanan­larýn baþarýlý olduðunu söyler, Allah'a inan­mayan ve O'nun emrettiði yoldan gitmeyen­ler de vardýr. Onlar, ilimlerini geliþtirmiþler, askerî ve politik baþarýlar kazanmýþlar ve bü­yük maddî ilerleme kaydetmiþlerse de, bun­larýn inanmayanlara bir yararý olmamýþtýr; çünkü, insanýn bu dünyada olduðu kadar ahiret için de iyi olmasý hedefini gösteren Ýlâ­hî emre uymamýþlardýr. Bunun için, bu stan­darda göre hüküm verilirse, Mýsýr, Babil, Asur, Yunan ve Roma gibi eski medeniyet­lerin çoðu bilgisizliðin ve agnotisizmin tem­silcileri olarak düþünülür. Bu milletlerden, Ýlâhî ilme inanmamanýn hiçbir iþe yakama-dýðýndan baþka öðrenilebilecek bir ders yok­tur.
Kur'an-ý Kerim, böyle milletlerin hazin so­nunu þöyle tasvir eder: "Onlar Allah'ýn dü­zeninden güvende miydiler? Allah'ýn düze­ninden ancak mahvolacak millet güvende olur. Sahiplerinden sonra yeryüzüne miras­çý-olan kimselere halâ þu açýkça anlaþýlmadý mý ki, Biz dileseydik onlarý da suçlarýnýn cezasma uðratýrdýk. Kalplerini kapatýp mühür­leriz de, bir þey duymazlar. Ey Muhammedi Ýþte kasabalýlarýn haberlerini sana anlatýyo­ruz. And olsun ki onlara peygamberleri bel­geler getirdi; önceleri yalanladýklarýndan ötürü inanamadýlar. Allah kâfirlerin kalple­rini böylece kapatýp mühürler. Onlarýn ço­ðunda ahde baðlýlýk'görmedik, çoðunu fa-sýk kimseler olarak bulduk.'' (7: 99-102).
"Böylece Hz. Muhammed @, insan tarihi­nin incelenmesi için yeni bir model ortaya koydu. Peygamber @, tarihin, ne geçmiþte­ki milletlerin can sýkýcý hikayesine de baþa­rýlarýnýn muhteþem kaydý olduðunu, ancak insanýn baþarýsýzlýklarýnýn ciddî ve hazin hi­kayesi olduðunu gösterdi. Ne yazýktýr ki ba­þarýlý olan hiçbir millet, yerine geçtiði mil­letlerin daha önce düþtükleri hatalardan ders almamýþtýr. Eðer insanlar, kendilerinden önce hüküm süren, mamur ve müreffeh ülkelerin sahiplerinin, niçin sonunda yýkýldýklarý ve tamamýyla yok olduklarý sorusunu ciddî bir þekilde düþünmüþ olsalardý, bu hal onlara yol gösterecekti. Cevap, onlarýn hatalý inanç ve amellerinden dolayý yok olduklarýný gös­terecektir. Ýlâhî kanuna göre, bir milletin dü­þüþü, daha önceki milletlerin tarihinden ve anýtlarýnýn yok oluþundan ders almayý ihmal ederek kendi kendilerini aldattýklarý zaman vuku bulur." (The Meaning of the Qur'an, Cilt IV, s. 57). Böylece, Ýslâmî tarih bilimi, diðer tarih bilimlerinden bahsetmesine ve yer vermesine raðmen, yaklaþým ve metot baký­mýndan, onlardan bütünüyle farklýdýr. Ýslâ­mî tarih biliminin öz ve cevheri, Allah'a ita­at ve ibadettir. Kur'an-ý Kerim bu prensibi þöylece özetler: "Cinleri ve insanlarý ancak Bana kulluk etmeleri için yaratýnýþýmdýr." (51: 56). beyyine Suresi'nde þunlarý buyurul-maktadýr: "Oysa onlar, doðruya yönelerek, dini yalnýz Allah'a has kýlarak O'na kulluk etmek, namazý kýlmak ve zekâtý vermekle emrolunmuþlardir. Dosdoðru olan din de bu­dur." (98: 5). Bu Ýlâhî ibadet kavramý, mo­dern Batý toplumlarý da dahil olmak üzere, materyalist toplumlar tarafýndan, çok dar, sý­nýrlý ve katý olarak telakki edilir; fakat gerçekte, o son derece þümullüdür ve insan fa­aliyetinin bütün sahalarýný kapsar. Bu kav­ram, muhakkak ki geçmiþ birkaç nesil zama­nýnda, ibadet sadece þeklî olarak düþünül­düðü için, zayýflamýþ ve daralmýþtýr; fakat Ýs­lâm'daki gerçek ibadet kavramý bu deðildir: O, insan hayatýnýn her cephesini kapsar, ina­nýþlarý, hareketleri, düþünceleri, hisleri ve davranýþlarý gibi Kur'an, bu ibadet kavramýn­dan þu sözlerle bahseder: "Namazým, iba­detlerim, hayatým ve ölümüm, âlemlerin Rabbi Allah içindir." (6: 162).
Bu ayet açýkça gösterir ki, ölüm dahil insa­nýn bütün hayatý, Alemlerin Rabbi olan Al­lah içindir. Bunun için, Ýslâmî ibadet kavra­mý, insanýn hissettiklerini, düþüncelerini ve yaptýklarýný tamamen içine alýr. O, her ina­nandan kendisini, ruh ve bedeniyle; aklý ve kalbiyle tamamen Allah'a ve O'nun emirle­rine teslim etmesini ister. Bunun daha fazla izahý Bakara Suresi'ndedir: "Ey Ýnananlar! Hep birden barýþa girin, þeytana ayak uydur­mayýn, o sizin apaçýk düþrnanmýzdýr." (2: 208). Bu, Ýslâm tarih metodolojisinin, çok kapsamlý olduðunu ve diðer metodoloji tip­lerine hiç benzemediðini ortaya koyar. Ýslâ­mî metodoloji hiçbir þeyi atlamadan, ihmal etmeden kaydeder ve Ýlâhî ölçüyle takdir edip, hüküm verir; çünkü her þey ve her ruh Allah'tan gelir ve ona dönecektir. Bütün sa­dakatimiz, bunun için, Allah'a olmalýdýr; çünkü, Allah'ýn Zatý hariç bütün hayat bu dünyada sona erecektir: "Sizden önce neler gelip geçmiþtir. Yeryüzünde gezin de, yalan­cýlarýn sözünün ne olduðuna bir bakýn. Bu Kur'an, insanlara bir açýklama, sakýnanlara yol gösterme ve bir öðüttür." (3: 137-138).
Milletler yaþayýþlarý, medeniyetleri ve baþa­rýlarý hakkýndaki gerçek, îslâmî tarih bilimi metodolojisinde deðiþmemiþ olarak kalacak­týr. Sanat, mimari, felsefe, bilim ve askerî se­ferleri gibi bütün iþleri, deðerleri artýrýp ek­siltmeden tasvir edilecektir. Kur'an, geçmiþ­teki milletlerin tarihîni ve medeniyetini, on­larýn maddî, kültürel veya politik baþarýla­rýndan herhangi bir þeyi ihmal etmeden ve atlamadan anlatmýþtýr. "Siz her yüksek ye­re koca bir bina kurup, boþ þeyle mi uðraþýr­sýnýz? Temelli kalacaðýnýzý umarak saðlam yapýlar mý edinirsiniz? Yakaladýðýnýzý zorba­ca mý yakalarsýnýz? Artýk Allah'tan sakýnýn ve bana itaat edin." (26: 128-131). Bunun gi­bi, Semûd kavmi, peygamberlerini reddetti­ler, o zaman peygamberleri onlara þöyle de­di: "Burada bahçelerde, pýnar baþlarýnda, ekinler, salkýmlarý sarkmýþ hurmalýklar ara­sýnda güven içinde býrakýlýr mýsýnýz? Daðlar­da ustalýkla evler oyar mýsýnýz? Allah'tan sa­kýnýn, bana itaat edin." (26: 146-150). Fira-vun'un kavmi Hz. Musa @'ý reddettiði za­man, o þöyle dua etti: " 'Ey Rabbimiz! Doð­rusu sen FÝravun'a ve erkanýna ziynetler ve dünya hayatýnda mallar verdin. Rabbimiz! Senin yolundan þaþýrmalarý için mi? Rabbi­miz! Mallarýný yok et, kalplerini sýk; çünkü onlar can yakýcý azabý görmedikçe inanmaz­lar.' dedi." (10: 88). Kur'an-ý Kerim, deðiþik olaylarda, o insanlarýn maddî baþarýlarýndan söz eder. Kendilerine Ýlâhî mesajý getiren Al­lah'ýn peygamberleriyle olan mücadelelerini anlatýrken, þunlarý söyler: "Onlardan önce Nuh milleti, Âd, sarsýlmaz bir saltanatýn sa­hibi Firavun, Semûd, Lût milleti, Eykeliler de peygamberleri yalanlamýþtý. Ýþte bunlar da peygamberlerine karþý birleþen topluluklar­dýr. Hepsi peygamberleri yalanladý da, aza­býmý hakettiler." (38: 12-14). Firavun, baþa­rýlarýyla þöyle övünmdü: " 'Ey milletim! Mý­sýr hükümdarlýðý ve memleketimde akan bu ýrmaklar benim deðil mi? Görmüyor musu­nuz?' " (43: 51).
Böylece tarihî olaylar, olduðu gibi anlatýlýr ve tarihteki kiþiler, baþarýlarý ve ilerlemeleri takdir edilip deðerlendirilerek, Ýlâhî standar­da göre yargýlanýr. Onlar hayatlarýný ve ça­balarýný Allah yolunda kavradýlar mý, ölüm­lerini de ayný yolda karþýladýlar mý? Yoksa, inanmayanlar olarak hayatlarýný geçirdiler ve Öyle öldüler mi? Biz tarihteki Ad, Semûd ve diðerleri gibi kavimlerin hayat ve baþarýlarý­ný, ayný standarda göre deðerlendirirsek, on­larýn tamamen cahiliyyet içinde yaþayýp öl­dükleri sonucuna varýrýz. (The Meaning of the Qur'an, Cilt IV, s. 57).
Kur'an-ý Kerim, tarih ilmine, objektif ve ki­þisel olmayan bir tarzda eski milletlerin yük­seliþi ve düþüþünü, adaletli, objektif ve ta­rafsýz bir yolla incelemesi için büyük bir des­tek saðlamýþtýr. Daha önce de tartýþýldýðý gi­bi, onun, hiçbir þey Ýlâve edip çýkarmadan doðruyu aramasý, Hz. Muhammed @'ý ta­kip edenlere, tarihteki olaylara bakýþta, bü­yük tarafsýzlýðý ve baðýmsýz karar vermeyi Öð­retti. Onlar bir olayýn veya dokümanýn ger­çekliðini araþtýrýrken, büyük özen gösterdi­ler, onu herhangi bir ilâve veya çýkarma yap­madan olduðu gibi kaydettiler. Kur'an-ý Ke­rim, onlara ayný zamanda tarihî kronolojiyi öðretti. Onlar da, bundan tarihî olaylarý kro­nolojik olarak düzenlemek için yeni bir me­todoloji geliþtirdiler. Böylece, Kur'an ilminin sayesinde, müslümanlar tarihâ olaylarý sîs-tematize etmeye ve onu astronomik temele yaklaþtýrmaya muktedir oldular. Kur'an'ýn diðer bir katkýsý da müslüman âlimlerin ta­rihsel birliði ve devamlýlýðý görmelerini ve onu bir tarihî geliþme iþlemi olarak incele­melerini saðlamasý oldu. Diðer bir deyiþle, Kur'an, insan tarihiyle bir bilim olmalarýný ve tarihsel olaylarý, bir felsefî tarih kavramý olarak izah etmelerini mümkün kýldý.
Onlarýn, Kur'an-ý Kerim tarafýndan baþlatý­lan ve teþvik edilen gerçeði bulma tutkularý, tarihî verileri toplamalarýna ve sonra onla­rýn doðruluk ve gerçekliðini takdir etmeleri­ne yol açtý. Standard ve kriterleri düþünüp bulmalýydýlar. Özellikle, Peygamber @'ýn ha­yat hikâyesinin incelenmesinde, materyalle­ri, olaylarý ve sözlü ifadeleri toplarken, aþýrý derecede ihtiyatlý davrandýlar ve herbirinin doðruluðunu, çok katý standartlara göre kontrol etmeye azamî çaba sarfettiler. Pey­gamber @'ýn biyografisinin incelenmesi, baþlý baþýna bir bilim ve tarih kültürü ola­rak geliþti. Müslümanlarýn tarihe bakýþ açý­sýndaki objektiflik, tarafsýzlýk ve baðýmsýz karar duygusu, Hz. Muhammed @'ýn öðre­tisinden, dolayýsýyla da büyük mucize Kur-an'dan kaynaklanýyordu. Tarihî kronoloji de, hayatýn her sahasýnýn incelenmesinde disip­lini, rasyonalleþtirmeyi ve sÝstematikleþtirme-yj öðreten Kur'an Ýlminin direkt bir sonucuy-•du. Böylece modern tarih ve tarihin bilim­sel incelenmesinin temelleri, bilgi edinmek ve onu bütün yönlerde insanlýðýn yararýna kul­lanmak için, Kur'an tarafýndan eðitilmiþ, tel­kin ve teþvik edilmiþ olan Muhammed @'ýn tabilerince atýlmýþtý.
Kur'an ve sünnet bilgilerini yayma arzusu, Peygamber @'m ashabýný, öðrenme merkez­leri kurmaya yöneltti; öte yandan Peygam­ber @'ýn söyledikleri hakkýnda hata yapma korkusu, onlarýn çalýþmalarýnýn doðru, âdil ve gerçek olmasýný saðladý. Onlar,- Peygam­ber @ tarafýndan uyarýlmýþtý: "Kim benim hakkýmda bilerek yalan söylerse, cehennem­de yerini hazýrlasýn." Bu ifade, onun yolun­dan gidenler üzerinde büyük etki yaptý ve þüpheli olduklarý hiçbir þeyi kaydetmediler. Doðru söz ve metni bulmak için, endiþe ve­ya kayýrma söz konusu olmadan, "hadis eleþtirisi" yapýldý. Babanýn oðlunu kötüledi-ðine, oðulun babayý, kardeþin kendi akraba­larýný ve arkadaþlarýn birbirlerini, Allah kor­kusundan baþka hiçbir korku ve kayýrma ol­madan eleþtirdiðine, bu esnada rastlanabilir. Neyin doðru, neyin yanlýþ olduðunu göste­ren bu hadis eleþtirisi, Peygamber @'ýn sað­lýðýnda baþladý. Ali, Abdullah b. Amr, Ömer, Ubey b. Ka'b dahil olmak üzere, Peygamber @'ýn pek çok ashabý, onun hayatýnda hadi­si araþtýrmaya ve doðruluðunu tahkik etme­ye baþladýlar. Herhangi bir þeyi Peygamber @'a atfetmeden önce, son derece dikkatli davrandýlar ve kaydetmeden evvel de iyice tetkik ettiler. Ebu Bekir, Ömer, Ali, tbni Ömer ve Aiþe, Peygamber @ 'a atfedilen ifa­delerin, kabul edilip kaydedilmeden Önce, iyi­ce araþtýrýlýp, doðruluðunun tahkik edilme­si konusunda önayak olmuþlardýr. (M. M. Azamî, Studies Ýn Hadith Methodology and Literatüre, s. 46-80).
Daha sonralarý, bu, bir ifadenin Peygamber @'ýn hadisi olarak kabulü için, çok sert ve katý kurallarýn esasýný ortaya çýkardý. Hadis­lerin gruplara ayrýlmasý ve hadis literatürün­de bir nakil metodolojisi, herhangi bir ha­disin doðruluðunun ve gerçekliðinin araþtý­rýlmasý ve doðru olmayan hadisin literatüre geçmesinin önlenmesini saðlamak üzere or­taya kondu. Zincirin devamlýlýðý gibi pek çok kural muhafaza edilmeliydi; bir söz ne tas­fiye edilmeli, ne de noksanlýðý haiz olmalýy­dý. Ve yine, bir hadis, nakledenlerinin birin­deki hata, isnadýn kesikliði yüzünden olan zayýflýk veya tesadüfi sebeplerden oluþan za­yýflýk dolayýsýyla reddedilebilirdi. Böylece, ansiklopedik boyutlu bilgi, gerçek ve doðru hadisler muhafaza edilip, yanlýþ ve hatalý olanlar çýkarýlarak, hadisler ve onlarýn doð­ru ve kesin nakilleri üzerine kuruldu. Doð­ru gerçekleri bulmak ve onlarý, sistematik bir þekilde tarafsýz ve objektif olarak kaydetmek için, ayný araþtýrma ve soruþturma ruhu, ta­rih çalýþmasýna da uygulandý.
Tarih çalýþmalarýnda Ýslâmî metodoloji hak­kýnda daha fazla üzerinde durmayý gerekti­ren bir nokta da þudur: Daha önce belirtil­diði gibi Ýslâmî metodoloji bize, tarihsel olay­larý ve insanlarý, Ýslâm'a göre takdir ve tah­lil edebileceðimiz bir ölçü verir. Burada esas soru kendini gösterir: Bu dünyadaki insan hayatýnýn nihaî hedefi nedir? Eðer, hayat fik­ri açýk deðilse, tarih, aslýnda hiç tarih demek olmayan, olay ve hikayelerin toplanmasýndan ibaret olacaktý. Tarih, tarihsel olaylarýn yo­rumunu, deðiþik gerçekleri inceledikten ve o gerçeklerin kronolojisini araþtýrdýktan son­ra yapar. Fakat, yorumun temeli ile o olay­larý ölçme ve takdir etmedeki kriter ne ola­caktýr?
Sekülaristler ve materyalistlere göre, bu dün­yadaki insan hayatýnýn en son hedefi, mater-yalistik bir medeniyet inþa etmek ve hayatý kabiliyet ve imkânlarýmýzla zevkli bir hale ge­tirmektir. Böyle bir tarih bilimi, maddî iler­leme, askerî güç, politik etki ve hayatýn mad­dî zevkleri için imkânlar saðlamadan ibaret olacaktýr.
Bununla beraber o, sanat, düþünce, ahlâk ve insan deðerleri gibi, hayatýn maddî olmayan deðerlerine de küçük bir yer verir; fakat bu çalýþmalarýnýn son derece önemsiz bir bölü-vmünü teþkil eder. Ýslâmî tarih bilimi, diðer taraftan, baþka tarih bilimlerinin bahsetme­diði veya istemediði herhangi bir þeyi ihmal etmemek kaydýyla, oldukça farklý bir yöntem benimser. Allah'ýn birliði inancýna dayandý­ðýndan, insanýn bu dünyadaki hayat amacý­nýn Allah'a ibadet olduðunu düþünür. Daha önce de belirtildiði gibi, bu, Ýslâmî tarihin dip kayasýdýr ve her þey bu temelde deðerlendirilip, hüküm yerilir, (The MeanÝng of the Qur'an, Cilt IV, s. 57).
Önceki milletlerin tarihî hikayeleriyle dolu Kur'an-ý Kerim, tarih çalýþmalarýnda, ilk müslümanlara çok kuvvetli destek olmuþtur. Kur'an-ý Kerim, pekçok milleti, yaþayýþlarý­ný, medeniyetlerini, yükseliþ ve düþüþlerini anlatýr ve insanýn dikkatini, yeryüzündeki hayatýn bir gün sona ereceði ve Rabbine dö­neceði gerçeðine çeker. Milletler geldiler, git­tiler, fakat Allah'ýn Zatý ezelî ve ebedîdir. "Eðer siz bir yara aldýysanýz, þüphesiz o top­luluk da benzeri bir yara almýþtýr. Allah'ýn, gerçekten inananlarý belirtmesi ve içinizden þahitler edinmesi, Allah'ýn inananlarý arýt­masý ve inkâr edenleri yok etmesi için, insan­lar arasýnda bu günleri bazan lehe, bazan aleyhe döndürür dururuz. Allah zulmeden­leri sevmez." (3: 140-141). Bu, insanýn yara­týlýþý arkasýndaki gerçeði gösterir ve önceki milletleri deðerlendirmek, baþarýlarýný Ölçmek için önemli bir prensip ortaya koyar. Bu, Allah'ýn bütün elçilerine verilen takdir pren­sibidir: "Andolsun ki Musa'y1 ayetlerimiz­le, 'Milletini karanlýklardan aydýnlýða çýkar ve Allah'ýn günlerini onlara hatýrlat* diye göndermiþtik." (14: 5).
Kur'an-ý Kerim, ayný zamanda, tarihin diðer bir gerçeðini de gösterir ve þu sözlerle mil­letlerin yaþayýþlarýndaki bu deðiþiklik süre­cindeki hikmeti izah eder: "Allah'ýn insan­larý birbiriyle savmasý olmasaydý yeryüzünün düzeni bozulurdu..." (2: 251). Bu, daha faz­la açýklanýr: "Eðer gerçekten onlarýn heves­lerine uysaydý, gökler, yer ve onlarda bulu­nanlar bozulup giderdi." (23: 71). Bu, mil­letten millete manzaranýn nasýl benzediðini, insan faaliyetinin çeþitli alanlarýnda geliþme kaydettikleri halde, boþ arzular peþinde ko­þarak nasýl bozulduklarýný ifade eder. Son­ra, onlarýn yerini birçok sahada daha iyi olan milletler aldý; fakat onlar da tedricen ayný bozulmaya uðradýlar ve mahvolup gittiler. Bu, insanýn bütün tarihidir ve doðal olarak, müslümanlara tarihin gerçeklerini inceleme­lerini ve onu bilimsel, sistematik bir þekilde günümüze getirmelerini telkin etmiþtir.
Kur'an-ý Kerim, kýsaca, her milletin nasýl ya­þadýðýný, muvaffak olduðunu ve yanlýþ hayat tarzlarý benimseyerek nasýl mahvolduðunu da anlatýr: "Kendilerinden önce olan Muh, Âd, Semûd milletlerinin, Ýbrahim milletinin, Medyen ve altüst olmuþ þehirler ve halkýnýn haberleri onlara gelmedi mi? Peygamberleri onlara belgeler getirmiþlerdi. Allah onlara zulüm etmemiþ, onlar kendilerine yazýk et­miþlerdir." (9: 70). Ýbrahim Suresi'nde de þunlarý okuyoruz: "Sizden önce geçen Nuh, Âd, Semûd milletlerinin ve onlardan sonra gelenlerin haberleri --ki onlarý Allah'tan baþkasý bilmez-- size ulaþmadý mý?..." (14: 9). Furkan Suresi'nde de þunlarý okuyoruz: "Nuh milletini birçok nesilleri de yerle bir ettik. Her birine misaller vermiþtik ama, din­lemedikleri için hepsini kýrdýk geçirdik!' (25: 37-39). Kur'an'ýn her milletin tarihini, kül­türünü, medeniyetini, mimarî baþarýlarýný, askerî çabalarýný ve politik güçlerini anlatan bu ve diðer ayetleri, tarih çalýþmalarýna bü­yük teþvik saðladý. Bu çalýþmalarla da, bir milletin tarihî bir olayýnýn deðerini takdir ederken yeni prensipler ve yeni bir metodo­loji uygulayarak, Ýslâmî tarih biliminin ge­liþmesine yol açtý ve Ýbni Haldun, el-Mesûdî, Miskaveyh, Ýbni Hallikan, el-Birûnî, el-Mekrisî, Yakat ve Ýbni Asakîr gibi tarihçile­rin yetiþmesini saðladý. Bu arada, îbni Ýshak, Ýbni Hiþam, Ýbni Esir, Ebû el-Fida, el-Dahebî, el-Kelbî, el-Vakidî, Ýbni Saad ve Ýb-n'l- Mukaffa gibi ünlü, daha Önceki dönem­lerin yazarlarýndan da bahsedilmelidir.