Benim Topluluğum

hayatın anlamı"İSLAM" => Hz. MUHAMMED (s.a.v) => Konuyu başlatan: ...Tefekkür... - Kasım 25, 2009, 08:43:54 ös

Başlık: Rasûlullah’ı Sevmek, Yalnız O’nu Önder Kabul Edip O’nun İzinden Gitmekle Olur
Gönderen: ...Tefekkür... - Kasım 25, 2009, 08:43:54 ös


(http://minikkelebek.files.wordpress.com/2009/11/rasulullah_i-sevmek-yalniz-o_nu-onder-kabul-edip-o_nun-izinden-gitmekle-olur1.jpg?w=510&h=382)

Kulaklar nice adlar duydu, gözler ne liderler gördü, gönüller ne sevdâlarla doldu. Kendini bilmeyen bilginler, kendini yönetemeyen yöneticiler, kendine hükmedemeyen hâkimlere şâhit oldu insanlık. Öndersiz, rehbersiz yapamayan kalabalıklara kılavuzluk yapan kargalar, liderlik yapan sahte kahramanlar oldu; tarih bunların adlarıyla doldu.

Kurtuluşu cellatlara teslimiyette arayan insanlara Allah gerçek kurtarıcılar gönderdi. Doğru tercih yapamayan insanlığa yol gösterdi, içlerinden önderler seçti. Ve en son elçi: Âlemlere rahmet Hz. Muhammed. O'na ve peygamberlerin tümüne salât ve selâm olsun! O'nu tanıyan yalnız O'na hayran olur. O'nu seven sadece O'nun izinden gider. O iz, dünyada huzur ve saâdete, âhirette tükenmeyen nimete götürür.

İnsanları şerre ve ateşe dâvet eden bunca çağrıya karşılık O'nun sunduğu İlâhî mesaj bugün inmiş gibi taze, canlı ve canlandırıcı. Kurânî ilkelerin nasıl yaşanacağını gösteren O'nun sünneti insanlığın tek ve son alternatifi. Kurtulmak isteyenlere uzatılan can simidi. Kutlu elçinin mesajına kulaklarını tıkayan günümüz insanı felâketin bin bir çeşidini yaşıyor ve helâke hızla yaklaşıyor. O güzel insanın teşhis ve çözümleri insanlığın son şansı.

Peygamber olmasaydı, insanlar kendi başlarına doğru yolu bulamaz, Allah'a nasıl ibâdet ve kulluk yapacaklarını bilemez, Allah'ın emirlerine uyamaz, yasaklarından kaçınamazdı. O'nun sâyesinde insanlar uydurma dinlerin, zâlim düzenlerin, beşerî kanunların, câhilî âdetlerin elinde oyuncak olmaktan kurtuldu.

''(Rasûlüm!) De ki: 'Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.' Allah son derece bağışlayıcı ve merhamet edicidir. De ki: Allah'a ve Rasûlüne itaat edin. Eğer yüz çevirirlerse bilsinler ki Allah kâfirleri sevmez." (3/Âl-i İmrân, 31-32) Bu âyet, aynı zamanda dostluğun ve sevginin kuru bir iddiâdan ibâret olmadığını, mutlaka bir bedel istediğini gösterir; dostsanız, seviyorsanız, dostunuzu râzı etmeye çalışacaksınız.

Allah sevgisinden sonra Peygamber Efendimiz'i sevmemiz gerekiyor. Bir hadis-i şerifte öyle buyruluyor: ''Bir kişi, beni anne ve babasından daha fazla sevmedikçe iman etmiş olmaz." (Buhâri, İman 8; Müslim, İman 69). Rabbimiz'den sonra en çok Rasülüllah'ı sevmek zorundayız. Kul olduğunu hiç unutmadan sevmeliyiz. Sevmek adına -hâşâ- Hıristiyanların Hz. İsa'yı sevdiği gibi de olmayacaktır sevgimiz.

''Allah'a ve âhiret gününe iman eden bir topluluğun, Allah'a ve Rasülüne karşı çıkanlara sevgi beslediklerini göremezsin." (58/Mücâdele, 22). Sevgi, kullanırken çok dikkat edilmesi ve ancak Allah'a, Peygamberi'ne ve İslâm düzeninin bağlılarına tahsis edilmesi gereken pek yüce bir hayat sermayesidir. İnançsızlara, müşrik ve münafıklara, bizi Allah'ın yolundan alıkoyan şeylere israf edilmemesi gereken kıymetli varlığımızdır sevgi. Kur'an ve sünnet, Allah ve Rasülü'nün mutlak olarak, öncelikli şekilde ve en büyük tarzda sevilmesini emretmiştir. Bunun dışındakileri severken, ancak ve ancak Allah'ın ve Peygamberi'nin sevilmesini istediklerinin sevilebileceğini açıklar. ''Rahmeti bütün canlıları kuşatan (Allah) iman eden ve güzel ameller yapanlar için (kalplerde) sevgi yaratacaktır." (19/Meryem, 96) ''Amellerin en faziletlisi/değerlisi, Allah için sevmek ve Allah için buğzetmek/nefret duymaktır." (Ebû Dâvud, Sünnet 3). İmansız sevgiye ulaşılamaz ve sevgisiz de iman olgunlaşamaz. Hz. Peygamberimiz, ''imanın tadını bulmayı (birinci derecede) Allah ve Rasülü'nü her şeyden çok sevmeye" bağlamıştır. (Buhâri, İman 9; Müslim, İman 67; Tirmizî, İman 10) ''(Ancak) Allah için seven, Allah için buğz eden / nefret duyan, Allah için veren ve Allah için sıkılık yapıp vermezlik yapan kişi imanını kemâle erdirmiş, olgunlaştırmıştır." (Et-Tâc, c. 5, s. 78)

Sevgi İmanın Göstergesidir

Rasûlullah (s.a.s.), Allah'ı her şeyden çok sevmeyi, imanın şartı saymıştır. Ebû Rezîn el-Akîl, kendisine: ''Ey Allah'ın elçisi, iman nedir?" diye sorunca: ''Allah ve Rasûlünün, sana, her şeyden daha sevgili olmasıdır" (Ahmed bin Hanbel, IV/11) buyurmuştur. Yine sevgi ile iman arasındaki ayrılmaz bağı şu şekilde vurgulamıştır: ''Hiçbiriniz, Allah ve Rasûlü, kendisine her şeyden daha sevgili olmadıkça iman etmiş olmaz." (Nesâî, İman 2-4; İbn Mâce, Fiten 23; Ahmed bin Hanbel, IV/11). ''Kişi, dostunun dini üzeredir. İnsan kiminle dostluk kurduğuna dikkat etsin!" (Tirmizî, Zühd 45 hadis no: 2379; Ahmed bin Hanbel, 16/178)

Bu konudaki âyetler de aynı sevgiyi vurgular: ''Peygamber, mü'minlere, canlarından daha evlâdır/ileridir." (33/Ahzâb, 6) ve ''De ki: 'Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım akrabanız, kazandığınız mallar, kesâda uğramasından korktuğunuz ticaret, hoşlandığınız meskenler size Allah'tan, Rasûlünden ve Allah yolunda cihad etmekten daha sevgili ise, artık Allah emrini getirinceye kadar bekleyin..." (9/Tevbe, 24)

''Allah'ım, Seni sevmeyi ve Seni seveni sevmeyi ve Senin sevgine beni yaklaştıracak şeyi sevmeyi bana nasip et ve Senin sevgini bana kendimden, âilemden ve (sıcak ve harâretli günde) soğuk sudan bana daha sevimli kıl." (Tirmizî, Deavât 72, 73)

Ve dostluk, sevgi kuru bir iddia değildir. Allah'ı ve Rasûlullah'ı sevmek, davranışla isbatlanmadıkça, kuru bir iddiadan, insanı kurtarmayan bir avuntudan ibarettir. Allah'la ve müslümanlarla dost olduğumuzu, dillendirmekten öte davranışımızla göstermeliyiz. ''Rasûlüm! De ki: 'Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın." (3/Âl-i İmrân, 31) Düşmanlık da dostluk da; bedeli olan, ispatlanması gereken bir bağlılık ya da red; ilişki veya bağları koparmaktır. ''Allah size imanı sevdirmiş ve onu gönüllerinize süslemiş, sindirmiştir. Küfrü, fıskı ve isyanı da size çirkin göstermiştir. İşte doğru yolda olanlar bunlardır." (49/Hucurât, 7)

''(İnançta ve amelde) Bizden başkasına benzeyen Bizden değildir." (Tirmizî, hadis no: 2696; Mişkâtu'l-Mesâbih, hadis no: 5347) diyen Rasûl'ün onları reddettiğini, daha doğrusu onların bu davranışlarıyla Rasûl'ün yolunu reddetmiş olduklarını görmek zorundayız. Bu tesbit, câhil müslümanları dışlayıp tekfir etmek, onları kendi hallerine terketmek için değil; muhâtaplarımızı tanımak, hastalığı teşhis edip tedavi için bize çok şeyler düştüğünü, görevimizin ve sorumluluğumuzun çok büyük olduğunu kabullenmek için olmalı. Bu değerlendirme, konum tesbiti açısından önemli; çevremizde bize ve yakınlarımıza da sirâyet etme ihtimali olan bulaşıcı şirk mikroplarının tanınması ve tedbir alınması için...

Bugün insanlar eliyle üretilen fikir ve düşünce sistemleri, düzenler, eğitim ve çevre şartları gibi insanları derinden etkileyen araçlar, Allah ve Rasûlüne savaş açmış durumdadır. Eğitim ve öğretim, düşünce sistemleri, fikir akımları, ırkçılık, beşerî ideolojiler, misyoner faâliyetleri, dinsizlik propagandaları, Darwinizm, materyalizm, sosyalizm, siyonizm, hümanizm, laiklik, özgürlük anlayışı, sanat faâliyetleri, sinema, tiyatro, medya, ilân ve reklâm araçları, dünya görüşleri, futbol ve müzik tutsaklığı, kapitalizm ve tüketim alışkanlıkları, insanları fıtratlarından ve Allah'ın dostu ve Rasûlünün izinde olma özelliklerinden sıyırmak için en dehşetli silâhlar ve şeytanî araçlar olarak kullanılıyor. Bu kadar çok yönlü ateş altında kalan savunmasız, câhil ve her şeyden önemlisi kâmil imandan mahrum bırakılan halk, elbette Allah'a ve Rasûlüne dostluğa giden yolu bulamıyor, bilinçsiz de olsa şeytanın dostluğuna meylediyor.

Müslümanların örnek alması gereken kişi, tek önderimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)'dir. Müslümanlar yaşayış tarzını, en ufağından en büyüğüne bütün hal ve hareketlerini O'nu örnek alarak düzenlerler. Allah Kur'an'da şöyle buyuruyor: ''Ey inananlar! And olsun ki, sizin için, Allah'a ve âhiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah'ı çok zikredenler için Rasûlullah en güzel örnektir." (33/Ahzâb, 21)

Peygamber'e itaat Allah'a itaattir. Allah Kur'an'da şöyle buyuruyor: ''(Ey Muhammed) de ki, Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah affeder ve merhamet eder. De ki Allah'a ve Peygamber'e itaat edin. Yüz çevirirlerse bilsinler ki Allah, inkâr edenleri sevmez." (3/Âl-i İmrân, 31-32)

Tevhid dininin (İslam'ın) son halkasını Hz. Muhammed (s.a.s.) teşkil etmektedir. Artık Rasülullah gönderildiğinden itibaren, Rasülullah'sız bir din, Rasülullah'sız bir akide ve inanç olamaz. Öyleyse, yeryüzünde Allah'a bağlanmak isteyenlerin ve müslüman olarak kalmak isteyenlerin rehberi, kılavuzu Rasülullah'tan başkası olamaz. Zira Rasül'e itaat Allah'a itaattır. Bu konuda Yüce Allah şöyle buyuruyor: ''Kim Rasül'e itaat ederse, muhakkak ki Allah'a itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirirse, bu seni üzmesin. Zira seni onlara koruyucu ve gözetici olarak göndermedik (ancak tebliğci olarak gönderdik)." (4/Nisâ, 80)

Rasül'e itaat etmeden İslâm yaşanamaz. Zira, ''Rasüller sadece kendilerine itaat edilsin diye Allah'ın izniyle gönderilmişlerdir." (4/Nisâ, 64). İtaat, imanın ve İslam'ın şartı ve hudududur. İman edip de Allah'a ve Rasül'e itaat etmemek boş bir iddiadan başka bir şey değildir. Bu yalan, tâğutla hükmetmek isteyen her yalancının iddiasıdır. Çünkü, münâfıkların alâmeti, devamlı sûrette itaatten kaçınmaktır. Zira Yüce Allah münâfıklar hakkında şöyle buyurur: ''Onlara Allah'ın indirdiğine ve Peygamber'e (itaate) gelin denildiği zaman, senden büsbütün kaçtıklarını görürsün." (4/Nisâ, 61). İtaat, bir akide meselesidir. Mü'min, akidesini sağlam temeller üzerine oturtmalıdır. İslam'ın ve imanın hududunu çok iyi bilmelidir.

Peygamber'e uymakla yükümlü olmanın yanında, mü'min insanın başka sorumlulukları da vardır: Peygamberlerin mesajını yaymak, bu mesajı insanlar arasında uygulanan yegâne yaşam tarzı haline getirmek yolunda, peygamberî metot istikametinde gayret (cihad) etmek.

Peygamber'e iman, O'nu örnek ve önder kabul edip O'na itaat etmek içindir. Peygamber'in yoluna, O'nun getirdiği İslâmî ilkelere uymamanın dünyada ve âhirette büyük cezaları vardır. Kur'an'da şöyle buyrulur: ''Onun (Peygamber'in) emrine aykırı davrananlar, başlarına bir fitne, belâ gelmesinden veya kendilerine çok acıklı bir azap isâbet etmesinden sakınsınlar." (24/Nûr, 63). Peygamberimiz'in gösterdiği yoldan başka yolda gitmenin, dünya hayatında sayılamayacak kadar çok olumsuz sonucu ve cezasından ayrı olarak, âhirette de büyük bir cezası vardır. Bu ceza o kadar büyük olacaktır ki, insanlar dünyada iken Peygamber'in izinden gitmediklerinden, kendilerinden farklı hiçbir meziyetleri olmayan, haktan uzak sapık önderlere uyduklarından dolayı, -faydasını göremeyecekleri bir zamanda- pişman olacaklar ve pişmanlıklarını dile getireceklerdir. Bu durumu Yüce Rabbimiz şöyle tablolaştırmaktadır: ''...O günde zâlim, ellerini ısırıp: 'Keşke peygamberle birlikte yol almış olsaydım!' der. 'Eyvah bana, keşke filanı dost edinmeseydim. Andolsun ki o, bana geldikten sonra beni haktan saptırdı.' Şeytan insanı yardımsız ve zelil bırakandır." (25/Furkan, 26-29). İşte bu dünyada tâğutların ve Allah'tan uzaklaştıran önderlerin ardından giderek peygamberin yolunu terk edenler, âhirette bu dünyada iken uydukları kimselerden uzaklaşmak isteyecekler; böylelikle azaptan kurtulmayı deneyeceklerdir. Ancak bunun da kendilerine bir faydası olmayacaktır. (Bkz. 2/Bakara, 165-167).

Allah, insanlara insan olarak, kendi aralarından peygamberler göndermiş ve onların yolundan gitmelerini, peygamberlerine her hususta itaat etmelerini emretmiştir. Peygamberlerin izinden gitmeyenlere uymak, ya da onların izinden gidilmeyen hallerde baştakilere, ileri gelenlere itaat, Allah'ın yolundan sapmak için gösterilecek geçerli bir mâzeret değildir. Yüce Rabbimiz, peygamberlerin yolundan sapmak için gösterilecek hiçbir mâzereti kabul etmeyecektir. Peygamberlerin getirdikleri yola aykırı yol izleyenlere itaat, -kim olursa olsunlar- meşrû bir itaat değil; ''Yaratan'a isyanı gerektiren hususlarda yaratılmışa itaat yoktur" şeklindeki nebevî düstur ile ve ''mârufu emredip münkeri nehyetmek" ilkesi gereğince böylelerini hizaya getirmek gerekir; Onların sapıklıklarının peşinden gitmek değil. Peygamberlerin dışında, uyulan kimsenin büyük yanılgılara düştüğü önemli bir husustur. Uyulan kimselerin peygamberlerin yolundan gitmemeleri halinde kimlikleri, sıfatları, nitelikleri, makamları, yakınlıkları ne olursa olsun, uyanlara âhirette hiçbir fayda sağlayamayacakları, ebedî azaptan kurtaramayacakları herkes tarafından gayet açık ve net bir şekilde bilinmelidir. ''Yüzleri ateşte (bir taraftan bir tarafa) çevrileceği o günde diyeceklerdir ki: 'Ne olaydı, biz Allah'a ve Rasûl'e itaat etseydik!' Ve diyecekler ki: 'Rabbimiz, gerçekten biz başkanlarımıza, büyüklerimize, efendilerimize itaat ettik de, onlar da bizi saptırdılar. Rabbimiz, onlara azaptan iki kat ver ve onları en büyük lânet ile lânetle!" (33/Ahzâb, 66-68) (ve yine bkz. 7/A'râf, 38)

İşte âhirette durum böyle olacaktır; peygamberlerden başkalarının yolunu izleyenler için. Dünyada her iki tür önderliğin ve bu önderliğe tâbi olmanın farklı sonuçları olduğu gibi; âhirette de aynı farklılık sözkonusu olacaktır; hatta daha da geniş boyutlarda...

Gerçekten akıl sahibi olanlar, peygamberlerden başkalarının yolundan gitmeyi düşünmek, akıllarının en ücra köşesinden geçirmek şöyle dursun; bu hayırlı ve biricik doğru yoldan gitmeyenleri gafletlerinden uyandırmak için peygamberlerin açtıkları yolda, gösterdikleri istikamette ve onların metoduyla mücadele eder, cihad ederler...

Peygamberlere iman, onlara karşı belli bir edeple edeplenmeyi de gerektirir. Onların dâvetlerini kabul etmek, onların izinden gitmek, uymakla yükümlü olduğumuz bütün hususlarda, yani peygamberlik makamları gereği, kendilerine has olan hususlar dışında kalan bütün alanlarda onlara uymak, bu edebin en önemli yanıdır.

Kendimizle ilgili önemli günleri unutmuyoruz. Hatta kâfirlerin yılbaşlarını, kutsal günlerini bile biliyoruz. Ama Peygamberimiz'in hayatını, mücadelelerini, sünnetlerini de iyi biliyor muyuz? Hatta tek önderimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)'in ne zaman dünyaya geldiğini, nasıl yaşadığını kendimiz ve çocuklarımız gerçekten ne kadar biliyoruz? Kendimiz iyi tanımaz ve çocuklarımıza tanıtmazsak, onu örnek alamayız. Onun izinden gidemeyiz. Çocuklarımız Peygamberlerinden önce, onlardan daha çok başkalarını tanırsa, onların peşine giderler. Futbolcuların, şarkıcıların, artistlerin, zenginlerin, tâğutların, kâfirlerin...

Peygambermizi tanımak, Onu sevmek, Onun yolundan gitmek dinimizin en önemli emirlerindendir. O'nu tanıyıp sevmeden, emirlerini kabul edip onu örnek almadan Müslümanlık olmaz. Yani, tevhid kelimesinin ikinci bölümü Muhammedun Rasûlulllah ifadesidir.

Bugün Onu sevmesi gereken kalplerimiz hangi sevgilerle dolu, bir kontrol edelim. Rüyalarımıza girecek kadar kimleri ve neleri seviyoruz? Dünyayı mı, âhireti mi? Başkalarını mı, Peygamberimizi mi? Ya çocuklarımız? Onlar kimi örnek alıyor, kimin peşinden gidiyor, kimi daha çok seviyor?

Peygamberimizi her şeyden daha çok sevmeliyiz. Sevmeliyiz ki, O'nu tanıyıp O'nun yolundan gidelim. Yoksa Müslüman sayılamayız. Bu konuda bir hadis-i şerifte şöyle buyruluyor: ''Sizden hiçbiriniz, Allah ve Rasûlü, kendisine her şeyden daha sevgili olmadıkça iman etmiş olmaz." (Nesâî, İman 2-4; İbn Mâce, Fiten 23; Ahmed bin Hanbel, IV/11).

Evimizde, işimizde, düğünümüzde, toplantımızda, yani günlük yaşantımızın her uzantısında, diğer insanların isteklerini, kurallarını yapar, Peygamberimiz'in sünnetini yerine getirmezsek, diğer insanları daha fazla sevmiş, Efendimiz'e onları tercih etmiş oluruz.

Sünnet: O'nun yolu, tavrı, davranışları ve konuşmaları demek... Bugün sünnet olarak bildiğimiz birkaç tane, o da şekilden ibaret şey kalmış. Namazların sünnetleri, yaşlı adamların sakalları, erkek çocukların küçük bir operasyonu ve benzer bir-iki şey. Bunların dışında Peygamber'in yaşayışını, meselâ sünnet olarak on tane davranışını bile sayamıyor Müslüman. Hâlbuki sünnet; Peygamberimiz'in yaptığı her şeydir, konuştuğu, tavsiye ettiği, uyguladığı her şey. Oğullarını sünnet ettirmeyenleri kınıyoruz da, ondan daha kuvvetli sünnetleri terk edenleri niçin kınamıyoruz? Kendimizin de kınanacak birçok yönümüz olduğunu kabul edelim, çünkü nice sünnetleri terk etmişiz. Esas sünnet, Kur'an'ın hayata geçirilmesinde nebevî modeldir. O, canlı Kur'an'dı. O'nun tüm hayatı sünnettir. Peygamberimiz'in putlarla ve putçularla nasıl mücadele ettiği, cihadları, savaşları, insanları nasıl eğittiği, toplumsal sünnetleri, nasıl devlete gittiği vb. bilinmeden sünnet kavramı da doğru anlaşılmaz.

Peygamberimiz kimlerle, niçin mücadele etti? Biz de aynı kimselerle mücadele etmek zorundayız. Peygamber'in düşmanları sadece O'nun zamanıyla sınırlı değildi. Ebu Cehiller, Ebu Lehebler günümüzde belki daha etkin roldeler, ama onları tanıyacak ve gereğini yapacak Sünnet ehli insanlar aranıyor. O'nun düşmanlarını dost kabul edemeyiz. O'nun düşmanları ''ben O'nun düşmanıyım" demeyebilir, sinsi olabilir, O'nun getirdiği vahye, Kur'an'a ve O'nun yaşayışına yani Sünnetine düşman olanlar, Müslümanlara bu konuda özgürlük hakkı vermeyenler, kim olurlarsa olsunlar bizim dostlarımız olamazlar.

Peygamberimiz, Kur'an'ı hayata taşıyıp Sünnetiyle tefsir edip uygulayarak o günkü câhiliye hayatını tarihin çöplüğüne atmıştı. Şimdi daha feci bir şekilde ortada duran sosyal ve siyasal câhiliyeyi yine yeniden uzaklaştırmak için Kur'an ve Sünnetin hayata geçirilmesinden başka yol yoktur. Bu görev, hem dünya kurtuluşu ve hem de âhiret ödülü için şarttır.

Peygamberimiz'e karşı, O'nun mirasına ve bize bıraktığı emanete karşı bu ve benzeri görevleri düşünüp planlamadan kuru kuruya güller ve gül edebiyatlarıyla, duygusal hitaplarla Peygamber'i anmak, O'nun aziz hâtırasına saygısızlık olabilir.

Hayatımız Onun yaşayışına, evlerimiz Onun evine, sokaklarımız Onun Medinesinin sokaklarına, okullar Onun Suffe okuluna, devlet Onun devletine ne kadar benziyor? Onun, nice zahmetlerle kurduğu devleti ne yaptık? Onun adını destanlaştırması gereken dillerimiz ne adlar belledi? Kimleri putlaştırdı? Artistleri, şarkıcıları, futbolcuları, tâğutları ezbere bilen, fakat Peygamberin hayatını onların yaşayışı kadar bile tanımayan, Peygamberin izi yerine başka izler takip eden nesiller nasıl onun ümmeti olacak?! Bugün yine câhiliye hayatı her şeyiyle hâkim. Peygamberimiz'in hayata geçirdiği prensipleri bireysel, sosyal ve siyasal hayatımıza hâkim kılarsak, yaşanılan câhiliye asrı da mutluluk asrına dönüşecektir.

Mü'minler, Allah'ı sevdikleri için son Peygamber'e uyarlar, onu tâkip ederler (3/Âl-i İmrân, 31). Peygamberler, insanlar için seçilmiş en güzel örneklerdir (33/Ahzâb, 21). Mü'minler, Peygamber'in getirdiği her şeyi almak, yasakladığı her şeyden de kaçmak zorundadırlar (59/Haşr, 7). Son peygamber olan Hz. Muhammed (s.a.s.), mü'minleri sever, onların üzerine titrer, sıkıntıya düşmelerinden dolayı üzülür (9/Tevbe, 128). Bütün peygamberler rahmet; Son Peygamber de âlemlere rahmettir (21/Enbiyâ, 107).

Peygamberimiz de birçok hadisinde sünnetin önemini vurgula­mış ve müslümanların dikkatini sünnete uymaya çekmiştir. Onlardan ikisini hatırlatalım: ''Size kendilerine sımsıkı sarıldığınızda hiç sapıtmayacağınız iki şey bırakı­yorum: Allah'ın kitabı ve Peygamberinin sünneti." (Muvatta', Kader 3). ''Sünnetimden yüz çeviren benden, benim ümmetimden değildir" (Buhârî, Nikâh 1)

Seni tanıyan Sana hayran olur. Ama Seni tanıyamadık; dostlarını unuttuk. Senin düşmanlarını teşhis edemeyen, daha da kötüsü, düşmanlarınla işbirliği yapan bir toplum içindeyiz ey Nebî! Senin savaşını/mücâdeleni bilmiyor insanımız. Senin mücâdelenden önemli geliyor gençlerimize; falan takımla filan takımın maçı! Senden başka önder ve kahraman arayışında insanımız. Senin askerin olamadık yâ Muhammed (s.a.s.)! Senin bayrağını, senin gösterdiğin burçlara dikemedik ey Rasûl! Sığınacak bir kalemiz, hicret edecek bir yurdumuz bile yok; Medine'ler oluşturamadık, Mekke'lerimizi fethedemedik. Senin adını istismar edenlere, sana ve yoluna hakaret yağdıranlara anlayacakları dilden cevap bile veremedik. Senin getirdiğin Kitap raflarımızı süslerken, senin düşmanlarının kitap(sızlık)ları beyinlerimizi, gönüllerimizi, evlerimizi, sokaklarımızı... kirletiyor. Senin özgürlüğe kavuşturduğun ruhlarımız kimlerin işgalinde bir görsen ey Rasûl, dillendiremiyoruz. Sana şikâyet için düşmanının adını zikretmekten bile çekinir olduk, korkar olduk ey korkusuz insan!

Ama, artık başka yolları, başka önderleri bıraktık Sana döndük, dönme sözü verdik. Seni tanıdık, Sana hayran olduk, Seni sevdik, Sana teslim olduk. Yalnız Seni örnek ve önder kabul ediyor, sadece Senin nurlu izinden gideceğimizi ilân ediyoruz ey Nebî!

Ahmed Kalkan