Temmuz 17, 2019, 08:29:53
Haberler:

Oraya atýldýklarýnda, onun kaynarken çýkardýðý uðultuyu iþitirler. (Mulk -7)

Ýslam alimleri: "Ýmam MALÝK"

Balatan MiM, Temmuz 30, 2008, 08:21:46

« nceki - sonraki »

0 ye ve 1 Ziyareti konuyu incelemekte.

Aa git

MiM

Ýmam-ý Malik



Cennet ile müjdelenmiþ olan Ehl-i sünnet vel-cemaatin dört büyük mezhebinden biri olan Maliki mezhebinin reisidir.

Adý, Malik bin Enes?dir. 90 (m. 709) senesinde Medine´de doðdu. 179 (m. 795)?de yine Medine´de vefat etti. Eshab-ý kiramdan olan dedesi Ebu Amr´dýr.

Tebe-i tabiinden olan imam-ý Malik, ilim ve hadis rivayetiyle meþgul olan bir ailede ve çevrede yetiþmiþtir. Dedesi Malik, babasý Enes ve amcasý Süheyl, hadis rivayeti yapmýþlardýr. Yaþadýðý muhit, Peygamber efendimizin yaþamýþ olduðu ve Ýslam?ýn hükümlerinin va´z edildiði ve çok ilim ehlinin bulunduðu Medine-i münevvere idi.

Önce Kur´an-ý kerimi ezberledi. Kendisinin isteði ve ailesinin yardým ve teþvikiyle ilim öðrenmeye baþladý. Bu hususta kendisine en çok annesi ilgi göstermiþtir. Annesine, ilim tahsiline gitmek istediðini söyleyince, ona en güzel elbiselerini giydirerek sarýðýný sarýp: "Þimdi git, oku, yaz" demiþtir. Ayrýca oðluna zamanýn meþhur âlimi Rabi´at´ur Rey´in yanýna gitmesini, ondan ilim ve edep öðrenmesini söylemiþtir. Bu teþvik üzerine Rabi´a bin Abdurrahman´ýn derslerine devam edip, genç yaþta re´ye dayanan fýkýh ilmini öðrendi Diðer âlimlerin de derslerine devam etti ve bilhassa yanýndan hiç ayrýlmadýðý hocasý Abdurrahman bin Hürmüz´ün derslerinden çok istifade etmiþtir.

Bu hocasý hakkýnda þöyle derdi:
"Ýbni Hürmüz´ün derslerine onüç sene devam ettim. Ondan öyle ilimler öðrendim ki, bunlarýn bir kýsmýný hiç kimseye söyleyemiyorum. O, bid?at ehlini red bakýmýndan ve insanlarýn ihtilaf ettikleri þeyler hususunda onlarýn en bilgilisi idi."

Ýmam-ý Malik, muhitindeki bütün âlimlerden faydalanmýþ ve ilim uðrunda büyük fedakârlýk göstermiþtir. Bu hususta her türlü zorluða katlanmýþ ve herþeyini harcamýþ, hatta tahsil uðruna evini dahi satmýþtýr. Kendisi þöyle demiþtir: "Öðle vakti Hz. Ömer´in oðlu Abdullah´ýn azatlýsý olan Nafi´ye giderdim ve kapýsýnda beklerdim. Nafi´, Hz. Ömer´den nakledilen ilimleri ve onun oðlu Abdullah´ýn ilmini biliyordu. Güneþten ve þiddetli sýcaktan korunmak için hiç bir gölge bulamazdým. Nafi´, dýþarý çýkýnca edeple selam verirdim ve onu kýrmadan arkasýndan içeri girip, "Abdullah bin Ömer þu meselelerde ne buyurmuþtur?" diye sorardým. O da suallerimi cevaplandýrýrdý."

Ýmam-ý Malik, Nafi´ vasýtasýyla Hz. Ömer´in ve oðlu Abdullah´ýn ilimlerini öðrendi. Ayrýca Ýbni Þihab ez-Zühri´den ve Said bin el-Müseyyib gibi Tabiin´lerden ilim öðrenmiþtir. Bu hocalarýndan da ders almak için üstün bir gayret ve edep gösterirdi.

Ýmam-ý Malik þöyle anlatmýþtýr:
"Bir bayram günüydü. Bayram namazýný kýldýktan sonra, bugün Ýbni Þihab´ýn boþ vakti olur diyerek evine gidip kapýsýnýn önüne oturdum. Hizmetçisine kapýda kim var bak dediðini duydum, o da kumral yüzlü talebeniz var deyince, onu derhal içeri al demesi üzerine beni içeri aldýlar.

Biraz bekledim, ibni Þihab yanýma gelip bana "Herhalde evine gitmeden buraya geldin, yemek yemedin deðil mi?" dedi. Daha ben hayýr demeden yemek hazýrlanmasýný emredince, "Yemeðe ihtiyacým yok" diye mukabelede bulundum. Bunun üzerine, öyleyse söyle bakalým ne istiyorsun dedi. Bana hadis-i þerif öðretmenizi istiyorum efendim deyince, yazý yazacak sahifelerini çýkar dedi. Ben de çýkardým ve bana kýrk tane hadis-i þerif rivayet etti. Biraz daha rivayet etmesini isteyince, þimdilik bu kadar yeter" dedi.

Ýmam-ý Malik, Cafer-i Sadýk hazretlerinden de ilim almýþ, onun sohbetinde bulunmuþtur. Bu hususta kendisi þöyle anlatýr:
"Cafer bin Muhammed´e giderdim, o çok yumuþak ve güler yüzlü idi. Yanýnda Resulullah anýlýnca yüzü sararýrdý. Onun meclisine uzun zaman devam ettim. Her görüþümde ya namaz kýlar ya oruçlu olur veya Kur´an-ý kerim okurdu. Abdestsiz hadis-i þerif rivayet etmezdi. Manasýz sözleri hiç aðzýna almazdý. O takva sahibi, zahid, abid ve âlimlerdendi. Yanýna geldiðim zaman yaslandýðý yastýðýný alýr, mutlaka bana ikram ederdi."


MiM

Bir gün hocasý Ebu´z Zinad´a hadis rivayet ederken rastlamýþ ve halkasýna katýlmamýþtýr. Daha sonra hocasý bizim halkamýza niçin oturmadýn? diye sorunca þu cevabý vermiþtir:
"Yer dardý, oturamadým. Peygamber efendimizin hadisini ayakta dinlemek, edepsizlik olur diye ayakta dinlemek istemedim."

Netice itibariyle imam-ý Malik, ilmini imam-ý Zühri´ den, Yahya bin Said´den, Muhammed ibni Münkedir´den, Hiþam bin Amr´dan, Zeyd ibni Eslem´den, Rabi´a bin Abdurrahman ve daha birçok büyük âlimlerden almýþtýr. Üçyüzü Tabiinden, altý yüzü de onlarýn talebelerinden olmak üzere dokuzyüz hocadan hadis-i þerif aldý. Ayrýca; Eshab-ý kiramýn büyüklerinden Hz. Ömer´in, Hz. Osman´ýn, Abdullah bin Ömer´in, Abdurrahman bin Avf´ýn, Zeyd bin Sabit´in fetvalarýný ve vahyin geliþine þahit olan, Peygamber efendimizi görüp Onun hidayet nurundan aydýnlanarak, Ondan öðrendiklerini nakleden diðer Esbabýn fetvalarýný ve kendisinin yetiþemediði Tabiinin fetvalarýný da öðrenmiþtir. Akaide dair bilgileri ve diðer bütün ilimleri öðrenip, zamanýnýn en büyük âlimlerinden olup; ictihad derecesine yükselmiþtir.

Peygamber efendimiz; ?Öyle bir zaman gelir ki, insanlar her tarafý ararlar, Medine?deki âlimden daha âlim bir kimse bulamazlar? buyurdu. Süfyan ve Abdullah ibni Ömer?in azatlýsý olan Nafi ve Zühri, Medine?deki âlimden maksat imam-ý Malik?tir dediler. Bu hadis-i þerifte, onun geleceði ve üstünlüðü bildirilmiþtir.

Ýmam-ý Malik hazretleri, tahsilini tamamlayýp ilimde yüksek dereceye ulaþtýktan sonra ders vermeye, hadis rivayet etmeye ve fetva vermeye baþladý. Bu iþe baþlamadan önce de zamanýnda bulunan büyük âlimlerle ve faziletli kimselerle istiþare yapýp, onlarýn da muvafakatýný aldý.

Bu hususta kendisi þöyle demiþtir:
"Her isteyen kimse hadis rivayet etmek ve fetva vermek için mescide oturamaz, ilim erbabý ve mescitte itibarý olan kiþilerle istiþare etmesi gerekir. Eðer onlar, kendisini bu iþe ehil görürlerse o zaman oturup ders ve fetva verebilir. Ben, ilim sahiplerinden yetmiþ kiþi, benim bu iþe ehil olduðuma þahitlik etmedikçe, mescide oturup ders ve fetva vermedim."

Kendisinin ehil olduðuna dair yetmiþ âlimin þahadetinden sonra ilk önce Peygamber efendimizin mescidinde ders vermeye baþladý. Hz. Ömer´in oturduðu yere oturur ve Abdullah bin Mesudun oturduðu evde otururdu. Böylece onlarýn yaþadýðý yerde ve çevrede, bulunurdu. Ýmam-ý Malik de imam-ý a´zam gibi derslerini mescitte verirdi.

El-Vakýdi der ki:
"Ýmam-ý Malik mescide gelir, beþ vakit namazda ve cenaze namazlarýnda bulunurdu. Hastalarý ziyaret eder, gerekli iþlerini görür, sonra mescide gidip otururdu. Bu sýrada talebeleri etrafýna toplanýp ders alýrlardý. Daha sonra rahatsýzlýðý sebebiyle evinde ders vermeye baþladý."

Ýmam-ý Malik hazretlerinin hadis-i þerif dersleri ve vuku bulmuþ meselelerle ilgili dersleri yani fetva iþleri olmak üzere iki türlü ders meclisi vardý. Günlerinin bir kýsmýný hadis-i þerif öðretmeye, bir kýsmýný da sorulan meselelere fetva vermek için ayýrýrdý. Derslerini evinde vermeye baþladýktan sonra evine ders için gelenlere sordururdu, eðer fetva için gelmiþlerse dýþarý çýkýp fetva verirdi. Sonra gidip gusleder, yeni elbiselerini giyer, sarýðýný sarar, güzel kokular sürünürdü. Kendisine bir de kürsü hazýrlanýrdý. Bundan sonra gayet güzel bir kýyafetle hoþ kokular sürünmüþ olarak, huþu´ içerisinde derse gelenlerin yanýna çýkardý. Hadis-i þerif dersi bitinceye kadar öd aðacý yakýlýr, güzel bir koku yayýlýrdý.

Hac mevsimi hariç, diðer zamanda, Medinelilerden isteyen herkes onun dersine gelirdi. Dersleri tamamen evinde vermeye baþlayýnca, hac mevsiminde dersini dinlemek isteyen o kadar çok olurdu ki, gelenleri evi almazdý. Bunun için önce Medinelileri kabul eder, bunlara hadis rivayeti ve fetva verme iþi bitince, sonra sýrasýyla diðerlerini içeri alýrdý. Hasen bin Rebi´ der ki: "Bir defasýnda imam-ý Malik´in kapýsýnda idim, onun çaðýrýcýsý önce Hicazlýlar içeri girsinler diye çaðýrdý. Onlar çýkýnca Þamlýlar girsin diye çaðýrdý. Daha sonra Iraklýlar girsin diye çaðýrdý. Yanýna giren en son ben oldum."

MiM

Ýmam-ý Malik hazretleri, derslerinde vakar ve ciddiyet sahibi olup, lüzumsuz sözlerden tamamen uzak kalýrdý. Bu hususu, ilim tahsil edenler için de þart koþardý. Bir talebesi þöyle dediðini nakleder: "Ýlim tahsil edenlere vakarlý ciddi olmak ve geçmiþlerin yolundan gitmek gerekir, ilim sahiplerinin, bilhassa ilmi müzakereler sýrasýnda kendilerini mizahtan uzak tutmalarý gerekir. Gülmemek ve sadece tebessüm etmek, âlimin uymasý gereken adabdandýr."

Yine bir talebesi þöyle der: "Ýmam-ý Malik, bizimle oturduðu zaman sanki bizden biri gibi davranýrdý. Konuþmalarýmýza çok sade bir þekilde katýlýrdý. Hadis-i þerif okumaya ve anlatmaya baþlayýnca onun sözleri bize heybet verirdi, sanki o, bizi, biz de onu tanýmýyorduk."

Ýmam-ý Malik hazretleri elli sene müddetle ders ve fetva vermek suretiyle, insanlarýn müþküllerini çözmüþ ve kýymetli talebeler yetiþtirmiþtir. Onun talebelerinin her biri memleketlerinin müracaat edilen âlimleri ve rehberi olmuþlardýr.

Ýmam-ý Malik hazretleri, Tefsir, Hadis ve Fýkýh ilminde büyük bir âlim idi. Tefsir ilminde, âyet-i kerimelerden binlerce dini hüküm çýkaran büyük bir müfessir ve müctehid idi. Tefsir ilminde "Garib-ül Kur´an" adlý bir eseri vardýr. Bu eseri kendisinden Halid bin Abdurrahman el-Mahzumi rivayet etmiþtir.
Hadis ilminde ise pek meþhur bir âlim ve muhaddistir. Amir bin Abdullah ibni Zübeyr bin Avvam, Nuaym bin Abdullah, Zeyd bin Eþlem, Nafi´ Mevla ibni Ömer, Seleme bin Dinar, Kadý Þüreyk bin Abdullah Nehai, Salih bin Keysan, Ýmam-ý Zühri, Safvan bin Selim ve daha çok sayýda hadis âliminden hadis-i þerif rivayet etmiþtir. Görüþüp, hadis-i þerif rivayet ettiði âlimlerin sayýsý dokuzyüz civarýndadýr. Hadis ilminde hüccet olduðuna dair ittifak vardýr. Yazmýþ olduðu "Muvatta" adýndaki hadis kitabý çok muteber ve kýymetli bir eserdir.

Ýmam-ý Malik hazretlerinin rivayet ettiði hadis-i þerifler ayrýca Kütüb-i sitte denilen meþhur altý hadis kitabýnda yer almýþtýr.

Emevi devletinin parlak ve çöküþ devrinde Abbasi devletinin kurulup geliþtiði ve hakimiyeti elde ettiði bir devirde yaþayan Ýmam-ý Malik, çok hadiselere þahit olmuþ, bozuk fýrkalara karþý Ehl-i sünnet itikadýný savunmuþ, insanlarýn doðru yola kavuþmasý hususunda büyük hizmetler yapmýþtýr. Hicaz´da hadis öðrenme, dini sualleri sorma ve fetva hususunda büyük bir müracaat mercii olan imam-ý Malik pek çok âlim yetiþtirmiþtir.

Zerkani, (Muvatta kitabýný þerh ederken diyor ki, (imam-ý Malik, meþhur mezhep imamýdýr. Yükseklerin yükseðidir. Aklý kâmil, fadlý aþikârdýr. Resulullahýn hadis-i þeriflerinin vârisidir. Allah?ýn kullarýna, Onun dinini yaydý. Dokuzyüz âlimle sohbet ve istifade etti. Kendisi yüz bin hadis-i þerif yazdý. Onyedi yaþýnda ders vermeye baþladý. Dersinde bulunanlar, hocalarýnýn derslerinde bulunanlardan çok idi. Hadis ve fýkýh öðrenmek için kapýsýna toplanýrlardý. Kapýcý tutmak zorunda kaldý, önce talebesine, sonra halktan herkese izin verir, içeri girerlerdi. Helaya üç günde bir giderdi. "Helada çok bulunmaktan haya ediyorum" derdi. (Muvatta kitabýný yazýnca, kendi ihlasýndan þüphe etti. Kitabý suya koydu. "Eðer ýslanýrsa, bu kitap bana lazým deðildir" dedi. Hiçbir yeri ýslanmadý.

Abdurrahman bin Enes, hadis ilminde, þimdi yeryüzünde Malik´den daha emin kimse yoktur. Ondan daha akýllý bir þahýs görmedim. Süfyan-ý Sevri, hadiste imamdýr. Fakat, sünnette imam deðildir. Evza´i, sünnette imamdýr. Fakat, hadiste imam deðildir, imam-ý Malik, hadiste de, sünnette de imamdýr derdi. Yahya bin Sa´id, imam-ý Malik, Allahü teâlânýn kullarýna yeryüzünde hüccetidir, derdi.

MiM

Ýmam-ý Þafii, "Hadis okunan yerde, Malik, gökteki yýldýz gibidir, Ýlmi ezberlemekte, anlamakta ve korumakta, hiç kimse, Malik gibi olamadý. Malik ile Süfyan bin Uyeyne olmasalardý, Hicaz´da ilim kalmazdý" derdi.

Abdullah, babasý Ahmed bin Hanbel´e sordu: Zühri´nin talebeleri arasýnda en kuvvetli hangisidir? Malik, her ilimde daha kuvvetlidir buyurdu. Abdullah ibni Vehb diyor ki, Malik ve Leys olmasalardý, hepimiz sapýtýrdýk. Evza´i, imam-ý Malik´in ismini iþitince, o, âlimlerin âlimi, Medine´nin en büyük âlimi ve Haremeyn´in müftisidir derdi.

Süfyan bin Uyeyne, imam-ý Malik´in vefatýný iþitince, "Yeryüzünde bir benzeri kalmadý. Dünyanýn imamý idi. Hicazýn âlimi idi. Zamanýnýn hücceti idi. Ümmet-i Muhammedin güneþi idi. Onun yolunda bulunalým" dedi.

Mus´ab diyor ki, babam, Abdullah bin Zübeyr´den iþittim; Malik ile Mescid-i nebevi´de idik. Biri gelip, Ebu Abdullah Malik hanginizdir dedi. Gösterdik. Yanýna gidip selam verdi. Boynuna sarýlýp, alnýndan öptü. Rüyada Resulullahý burada oturuyor gördüm. (Malik´i çaðýr) buyurdu. Sen geldin. Titriyordun. (Rahat ol ya Eba Abdullah! Otur, göðsünü aç) buyurdu. Açýnca her yere güzel kokular yayýldý dedi. Ýmam-ý Malik aðladý ve rüyanýn tabiri ilimdir dedi.

Ýmam-ý Þafii ile imam-ý Ahmed bin Hanbel, imam-ý Malik´in sohbetinde bulunmuþlardýr. Onun ilminden çok istifade etmiþlerdir. Bunlarýn, imam-ý Malik´in talebesinden olmasý, onun þeref ve üstünlüðüne kâfidir, en büyük vesikadýr.

Kendisinden daha bir çok kimseler ilim öðrenip, herbiri memleketlerinin âlimi ve insanlarýn rehberi olmuþtur. Bunlardan bazýlarý þu zatlardýr Muhammed bin ibrahim bin Dinar, Ebu Haþim ve Abdulaziz bin Ebi Hazým. Bunlarýn herbirisi dinde ehli ictihad sahibi idiler. Osman bin Hakem, Abdurrahman ibni Halid, Muin bin Ýsa, Yahya bin Yahya, Abdullah bin Mesleme-i Ka´buni, Abdullah bin Vehb... gibi daha nice talebesi vardýr. Bütün bunlar, hadis ilminde mümtaz âlim olan imam-ý Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, Ahmed ibni Hanbel, Yahya ibni Main ve diðer hadis âlimlerinin üstadlarýdýr. Celaleddin Süyuti, imam-ý Malik´den hadis rivayet eden 993 zatýn isimlerini elifba sýrasýyla (Kitabü tezyinil memalik bi menakýbýs Seyyid Ýmam Malik) adlý kitabýnda yazmýþtýr.

Ýmam-ý Malik hazretleri, herhangi bir dini meselenin hükmünü tayin için, Kur?an-ý kerime, hadis-i þeriflere, ümmetin icmaýna ve lüzum olduðunda kýyasa müracaat ederdi.

Ýmam-ý Malik´in bu usullere göre ictihad ederek çýkardýðý hükümlere, rivayet yolu veya Hicaz âlimlerinin yolu denir ki, bu yolun imamý, imam-ý Malik´dir. O, ictihadlarýyla müslümanlarýn iþlerinde ve amellerinde uyacaklarý bir yol gösterdi, bu yola Maliki Mezhebi denilmiþtir. Ehl-i sünnet itikadýndan olan müslümanlardan, amellerini, yani ibadet ve iþlerini bu mezhebin hükümlerine uyarak yapanlara "Maliki" denir.

Ýmam-ý Malik hazretlerinin menkýbelerinden ve sözlerinden bir kýsmý þunlardýr:

Ýmam-ý Þafii buyuruyor ki:
"Âlimler anýldýðý zaman imam-ý Malik onlar arasýnda parlak bir yýldýz gibidir. Benim üzerimde minneti ve ihsaný ondan çok olaný yoktur."

Medine Valisi, imam-ý Malik´ten, bir ictihadýndan vaz geçmesini istedi. Kabul etmeyince, kýrbaçla vurdurdu. Her vuruþta, "Ya Rabbi, onlarý affet, çünkü onlar bilmiyorlar" diyordu. Nihayet bayýlýp düþtü. Sonra ayýlýnca da: "Þahit olunuz, ben hakkýmý beni döðenlere helal ettim" dedi. Halife, valinin cezalandýrýlmasý için kendisinden izin isteyince ona: "Hayýr, ben onu affettim" buyurdu.

Hazret-i Ýmam, ilim bakýmýndan ne kadar yüksek ise, ahlak, zühd, takva ve kerem bakýmýndan da öyle yüksek idi. Ýmam-ý Malik, ilimde ve dinde çok edepliydi. Din bilgisine hürmet ve tazimi þaþýlacak derecede fazlaydý.


MiM

Ebu Abdullah Mevla´l-Leyseyn þöyle anlatmýþtýr:
"Rüyamda, Resulullahý gördüm. Mescitte ayakta duruyordu, insanlar da etrafýný sarmýþtý. Ýmam-ý Malik de önünde duruyordu. Resulullahýn önünde misk dolu bir kap vardý. O miskten avuç avuç alýp, Ýmam-ý Malik´e veriyordu. O da insanlara daðýtýyordu." Bunu Ebu Abdullah´dan nakleden Matraf; "Bu rüyayý imam-ý Malik´in ilimdeki üstünlüðüne ve sünnet-i seniyyeye baðlýlýðýna yordum" demiþtir.

Zehebi, (Tabakatül Huffaz) kitabýnda Ýmam-ý Malik´i þöyle anlatýr:
"Uzun bir ömür, yüksek bir mertebe, parlak bir zihin, çok geniþ bir ilim, keskin anlayýþ, sahih rivayet, diyanet, adalet, sünnet-i seniyyeye tâbi, fýkýhta, fetvada kaidelerin sýhhatinde önde gelen bir zat idi. Fetva vermede aceleciliði sevmez, çok kere "Bilmiyorum" derdi. Ve "Ýlim kalkaný bilmiyorum demektir" buyururdu.

Bir gün Halife Harun Reþid dedi ki:
"Ya Ýmam senin kitaplarýný çoðaltýp, her yere göndereceðim. Herkesin senin mezhebine uymasýný emredeceðim."

Ýmam-ý Malik hazretleri buyurdu ki:
"Ya halife, hadis-i þerifte; "Ümmetimin âlimlerinin farklý ictihadlarý rahmettir" buyuruluyor. Bu farklý ictihadlar Allahü teâlânýn rahmetidir. Hepsi hidayet üzeredir. Müslümanlarý bu rahmetten mahrum býrakmak yanlýþtýr." Bunun üzerine halife bu arzusundan vazgeçti.

Harun Reþid, imam-ý Malik hazretlerinden her gün evine gelip, oðlu Emin ile Memuna ders vermesini istedi. Ýmam-ý Malik hazretleri Halifeye buyurdu ki:
"Ya halife, uygun olaný çocuklarýnýzýn bizim eve gelip gitmesidir. Allahü teâlâ, sizi daha aziz etsin! Ýlmi aziz ederseniz aziz olursunuz; zelil ederseniz zelil olursunuz, Ýlim bir kimsenin yanýna gitmez, o ilmin yanýna gelir." Bunun üzerine halife, imam-ý Malik´ten özür diledi ve her gün çocuklarýný Ýmama göndererek ders aldýrttý.

Malik bin Enes hazretleri ilmiyle amel eden yüksek bir veliydi. Buyurdu ki: "Ýlim öðrenmek isteyen kimsenin vakarlý ve Allahü teâlâdan korkmasý lazýmdýr. Ýlim, çok rivayet etmek deðildir. Ýlim bir nurdur. Allahü teâlâ bu nuru sevdiði mümin kullarýnýn kalbine koyar." Bir defasýnda da; "Eðer elimde imkan olsaydý, Kur´an-ý kerimi kýsa aklýyla, kendi görüþüne göre tefsir edenin boynunu vururdum" buyurdu.

Ýnsanlara hayýrlý ve güzel iþler yapmalarýný tavsiye ederdi. "Kendisine hayrý olmayan kimsenin baþkasýna hayrý olmaz. Ýnsan kendisi için hayýr iþlemez, kendisine iyilik yapmazsa, insanlar da ona hayýr ve iyilik yapmaz" buyurarak, Peygamber efendimizin; (Kiþinin malayaniyi (faydasýz þeyleri) terk etmesi, müslümanlýðýnýn güzelliðindendir) hadis-i þerifini rivayet ederdi. Ýnsanlarýn her sözünün kendisinin leh ve aleyhinde olduðunu bildirerek Peygamber efendimizin; (Bir kiþi bir söz söyler de o sözden dolayý Cehennem ateþine düþeceði hatýrýna gelmez. Bir kimse de bir söz söyler, bu sözden dolayý Allahü teâlânýn kendisini Cennete koyacaðý aklýna gelmez) hadis-i þerifini rivayet ederdi.

MiM

Müslümanlar arasýnda Allahü teâlânýn rýzasýna uygun sevgi ve muhabbetin bulunmasýnýn gerektiðini bildirerek; (Müsafeha ediniz, aranýzdaki kin gider. Birbirinize hediye veriniz ki, seviþirsiniz ve aranýzdaki düþmanlýk gider) hadis-i þerifini naklederdi.

Kibirli ve kendini beðenen kimselerden hoþlanmazdý. "Bir kimse kendini övmeye baþlarsa, deðeri düþer" buyururdu.

Ýmam-ý Malik hazretlerinin Peygamber efendimize karþý olan sevgi, saygý ve edebi sýnýrsýzdý. Resulullah efendimizin ismi anýldýðý zaman, rengi deðiþir, yüzü sararýrdý. Bu durum orada bulunanlara aðýr gelirdi. Bir gün ona bu husus söylenince, buyurdu ki: "Eðer siz benim gördüðümü görseydiniz, bu hâlimi hoþ karþýlardýnýz. Ben, Muhammed bin Münkedir´i gördüm. O hafýzlarýn efendisi idi. Ona ne zaman bir hadis-i þerif sorulsa aðlamaya baþlardý. Cafer bin Muhammed, güler yüzlü bir zattý. Yanýnda Resulullah anýldýðý zaman yüzü sararýrdý. O, Resulullahtan bahsettiði zaman mutlaka abdestli olurdu."

Ýmam-ý Malik hazretlerinin Medine-i münevverede hayvana bindiði görülmemiþtir.
?Resulullah efendimizin mübarek kabrinin bulunduðu bir yerde hayvan üzerinde nasýl gezebilirim" buyururdu.

Ýmam-ý Malik hazretleri insanlara hadis-i þerif okuttuðu sýrada bir hadis-i þerifi rivayet edeceði zaman abdest alýr, sarýðýný ve elbisesini giyer, sakalýný tarar, iki rekat namaz kýlar, güzel kokular sürünür, her haliyle bedenini süsler, sonra meclisin baþ tarafýna vakarlý bir þekilde otururdu. Baþýný önüne eðerdi ve hadis-i þerifi okurdu. Ona böyle yapmasýnýn sebebi sorulunca; "Resulullahýn hadis-i þerifine saygý göstermek için böyle yapýyorum. Eðer âlimler ilme karþý böyle saygý gösterirlerse, Allahü teâlâ da insanlar yanýnda onlarýn derecesini yükseltir ve devlet adamlarýnýn kalbinde heybetli ve vakarlý kýlar. Ey ilim talep etmek isteyen kimse! Sen de ilme saygý göster. Kim ilme tevazu gösterirse, Allahü teâlâ onu yükseltir. Çünkü kim Allahü teâlâ için tevazu ederse, Allahü teâlâ onun derecesini yükseltir" buyurdu.

Malik bin Enes hazretleri, kendisinden nasihat isteyen zeki ve anlayýþlý bir kimseye; "Allahü teâlâdan kork. Allahü teâlânýn sana lutfettiði nuru günah iþlemek suretiyle söndürme" buyurdu.

Bir kimse gelip imam-ý Malik hazretlerinden bâtýn (kalb) ilimleriyle ilgili bilgi sordu. Ýmam-ý Malik hazretleri bu kimsenin sualini hoþ karþýlamadý ve ona; "Bâtýn ilmi zahir ilmini öðrendikten sonra öðrenilir. Zahiri ilimleri öðrenip onunla amel eden kimseye Allahü teâlâ bâtýn ilmini açar. Bâtýn ilmi ancak kalbin açýk olup nurlanmasý ile elde edilir" buyurup, suali soran þahsa dönüp; "Sen açýk ve zahir olan þeylere sarýl. Bilinmeyen yollara girmekten sakýn. Bildiklerinle amel et. Bilmediklerini, anlayamadýðýn þeyleri býrak" buyurdu.

Ýmam-ý Malik hazretleri devlet adamlarýna gerekli nasihatte bulunur, hatalarýný söylemekten çekinmezdi. Ancak hiçbir suretle kimseyi devlete karþý ayaklanmaya teþvik etmezdi. Fitne ve fesada asla razý olmazdý. Derslerinde fitne ve fesadýn karþýsýnda olduðunu her vesileyle anlattý. Ýmam-ý Malik hazretleri halifelerle, idarecilerle münasebetini kesmedi. Onlara vaaz ve nasihatlerde bulunup, hayýr tavsiye etti. Âlimleri de halifeleri ve idarecileri doðru yolu anlatmalarý için teþvik etti. Onlara buyurdu ki: "Allahü teâlânýn, kalbine ilim ve fýkýh koyduðu her müslümana ve her kiþiye, elinde kuvvet olan idarecilerin yanýna gelip onlara hayrý tavsiye etmesi, onlarý kötülükten sakýndýrmasý borçtur. Çünkü onlara bu vazifenin yapýlmasýyla dünyanýn yüzü deðiþir ve faziletli bir dünya doðar."

Talebelerinden biri ona; "Ýnsanlar sizin devlet adamlarýyla çok sýk görüþtüðünüzü söylüyorlar, size yakýþtýramýyorlar" deyince, imam-ý Malik hazretleri; "Bunu bilerek yapýyorum. Çünkü bunu yapmasam layýk olmayan biriyle görüþür, iþleri ona danýþýrlar. Eðer onlarla gidip görüþmesem, bu þehirde Peygamber efendimizin sünnetlerinden iþlenip, tutulan kalmaz" buyurdu.

Medine-i münevveredeki Mescid-i Nebide hadis-i þerif rivayet ediyordu. Bu mecliste halife Harun-ür-Reþid de vardý. Ýmam-ý Malik hazretleri; (Âlim ilmini umumdan baþkasýna tahsis eylese, o ilimden umum ve havas (seçilmiþler) istifade edemez) hadis-i þerifini rivayet etti. Harun-ür-Reþid insanlar arasýnda bu hadis-i þerifi yüksek sesle söyledi. Bunun üzerine hadis-i þerif okumak ve öðrenmek isteyenler, mescide koþtular. Mescid tamamen doldu. Ýmam-ý Malik hazretleri; (Allah için tevazu edeni, Allahü teâlâ yükseltir) hadis-i þerifini rivayet etti. Harun-ür-Reþid oturduðu yüksek yerden indi. Hadis-i þerif dinleyen talebe ile beraber oturdu, sonra kitabý okudu.

Buyururdu ki

"Ýnsan kendisi için hayýr iþlemez, kendisine iyilik yapmazsa, insanlar da ona hayýr ve iyilik yapmaz."

"Mescide giren münafýklar, kafesteki serçe kuþlarýna benzer. Kafesin kapýsý açýlýr açýlmaz uçarlar, kaçarlar."

"Kendisine hayrý olmayan kimsenin, baþkasýna hayrý olmaz."


*************************************************

Eserleri:

"Muvatta" adýndaki hadis kitabý çok kýymetlidir. Muvatta´yý kýrk senede meydana getirmiþtir. Çok âlimler bunu þerh etmiþtir. Bu þerhlerinin en meþhuru "el-Müdevvene" adlý eserdir. Bu kitap, hadis-i þerifleri fýkýh konularýna göre içine almýþ olup, yazýlan ilk hadis kitabýdýr. Bu kitapta ayrýca imam-ý Malik´in ictihad ettiði fýkhi mevzular da bulunmaktadýr. Çeþitli tarihlerde basýlmýþtýr. Biri, Yahya bin el-Leysi´nin rivayeti; diðeri de imam-ý a´zamýn talebesi Muhammed Þeybani tarafýndan yapýlan iki rivayeti vardýr. Bu eserinden baþka Abdullah bin Abdülhakim Mýsri tarafýndan rivayet edilen "Kitab-üs-sünen" adlý fýkha dair bir eseri, kadere, kazai hükümlere dair ve fetvalarýný bildiren "Risale fil fetva" gibi eserleri vardýr.

Yukar git