Haziran 27, 2019, 04:24:07 S
Haberler:

Eðer onlar seni, hakkýnda bilgin olmayan bir þeyi (körü körüne) bana ortak koþman için zorlarlarsa, onlara itaat etme. Onlarla dünyada iyi geçin. Bana yönelenlerin yoluna uy. Sonunda dönüþünüz ancak banadýr. O zaman size, yapmýþ olduklarýnýzý haber veririm. (Lokman -15)

Gazali'nin Tanrý Anlayýþý

Balatan Fussilet, Eyll 11, 2017, 04:57:48

« nceki - sonraki »

0 ye ve 1 Ziyareti konuyu incelemekte.

Aa git

Fussilet

Gazali'nin Tanrý Anlayýþý[444]
 

Ýnsanlarýn, tarihte en büyük lakap olarak "Hüccetu'l-Ýslam" lakabýný ver­dikleri Gazali gibi bir insanýn bu gibilerle bir arada anýlmasý belki tuhafýný­za gidecektir. Ama ne yazýk ki, onlarla ayný akýntýda kürek çektiði realitesi­ni de gözardý etmek mümkün deðildir. Belki de Hüccetü'l-Ýslam yerine "Hüccetu't-Tasâvvuf' demek daha uygun düþen Gazali'nin sözlerine baka­lým. Tevhid ve mertebelerinden söz ederken þöyle diyor:

'Tevhidin dört mertebesi vardýr; Öz, özün Özü, kabuk ve kabuðun kabuðu gibi ký­sýmlara ayrýlýr. Týpký cevizin öz, .özün yað ve kabuk, kabuðun kabuðu kýsýmlarýna ayrýldýðý gibi.

Tevhidin birinci derecesi, kalbi tevhidden habersiz veya münafýklar gibi tevhidi in­kar ettiði halde, kiþinin diliyle lailahe illallah, demesidir.

 Ýkincisi, umum müslümanlann tasdik ettiði gibi, lafzýn manasýný kalbinin tasdik et­mesidir. Bu da avamýn itikadýdýr.[445]

Üçüncüsü, Hakkýn nuru vasýtasýyla keþf yolu ile bunu müþahade etmesidir. Bu da mukarreb olanlarýn makamýdýr. Bu da birçok þeyler görmesi, ama hepsinin Bir ve Kahhar olandan sadýr olduðunu görmesidir.

Dördüncüsü, alemde sadece bir varlýðý görmesidir. [446] Bu da sýddîkferin müþahadesi-dir. Tasavvufçular buna "tevhidde fena" adýný verir. Çünkü bir varlýktan baþkasýný görmediðinden kendini de görmemektedir. Tevhidle kuþatýldýðý Ýçin kendini göre­mediðinden tevhidinde kendi (nefsi)nden de fani olur. Yani kendini ve alemi göre­meyecek þekilde fena derecesine ulaþmýþ olur. [447]

Daha sonra Gazali her mertebede muvahhidlerin makamlarýný anlatarak üçüncü ve dördüncü mertebeyi þöyle açýklamaktadýr:

"Üçüncüsü de, Hak olduðu gibi kendisine açýk olduðunda bir failden baþkasýný görmeyen muvahhiddir. Hakiki fail olarak bir tek varlýðý görür. Hakikat olduðu gibi ona açýða çýkmýþtýr. Yoksa hakikat lafzýnýn mefhumunu kalbinde tutmaða kendini zorlamýþ deðildir.

Bu, avam insanlarýn ve keiamcýlarýn mertebesidir. Çünkü bu düðümü çözmeðe ça­lýþan bidatçmýn hileleri gibi, kelamcýnýn dil dökmesi dýþýnda itikat bakýmýndan avam kiþiden farký yoktur.

Dördüncüsü ise, muvahhiddir. Yani þuhudunda(müþahedesinde) birden baþkasýný bulundurmaz. Çok olmasý açýsýndan "küllü" (bütünü)" görmez, sadece bir olmasý açýsýndan görür. Ýþte tevidde en yüksek nokta budur. [448]

"Gök, yer, müþahade edilen diðer cisimler gibi varlýklarý gördüðü halde nasýl olur da sadece "biri" görür? Çok varlýklar nasýl bir olur? diyeceksiniz. Biiin ki bu mükaþa-fe ilimlerinin son noktasýdýr. [449] Bu ilimlerin sýrlarýnýn kitaplarda yazýlmasý caiz deðildir.

Nitekim arif olanlar "Rububiyetin sýrlarýný ifþa etmek küfürdür" demiþlerdir.[450] Sonra vahdette kesretin müþahadesine dair misal vererek þöyle demektedir "Ruhu, cesedi, organlarý, kaslarý, kemikleri ve iç organlarý itibariyfe insan çok (çol luk) iken, baþka açýdan ve baþka müþahade ile o tektir. Ayný þekilde halik ve mak luk olarak alemde ne varsa, hepsinin çok itibarlarý ve farklý müþahadeleri vardýr, barlardan birine göre tek (bir)dir, baþka Ýtibarlara göre ise çoktur. Ýnsan misalinde olduðu gibi. Gerçi Ýkisi týpatýp deðildir. Ancak genelde, müþahade itibariyle çoklu­ðun nasýl tek hükmünde olacaðýný gösterir. Ulaþamadýðýn bir makamý inkar etmeyi býrakýp tam tasdik ile Ýman etmek gerektiði bu sözlerimizle anlaþýlmýþtýr. [451] Huseyn Ýbn Mansur el-Hallac[452] buna iþaret etmiþtir. Havvas'ýn[453] Tevrat'ý karýþtýrdý­ðýný (veya, çok seyahat ettiðini} görünce sormuþ: Ne yapýyorsun? Tevekkülde du­rumumu düzeltmek için Tevrat'ý karýþtýrýyorum (veya, seyahat ediyorum), demiþtir. Hallaç ona: Ýçini imar etmek için ömrünü tükettin, hani tevhidde fena? demiþtir. Havvas, sanki üçüncü makamýn tashihinde bulunuyordu da dördüncü makamda ol­masýný kendisinden Ýstemiþtir. [454]

Gazalinin vahdeti vücut veya vahdeti þuhud inancým nasýl savunduðunu örüyruz îslam a aykýrýlýkta iki nazariye de birleþmektedir. Vahdet-i vücu­dun bir baþlangýç ve vahdet-i þuhudun bir sonuç olduðunu düþünmek yanstýr. Çünkü isimleri ve renkleri farklý da olsa ikisi de tasavvufý bid'attýr ve tevhid inancýyla baðdaþmamaktadýr.[455]

Gazali'nin bu anlayýþýný ve tasavvuf akýmýný canlandýrmasýný oryantalist Micholson kavramýþ ve þöyle demiþtir: "Þüphesiz Gazali, "hür din" sözünün tam anlamýyla ifade ettiði hür dinde kardeþ olan Ýbn Arabi ve benzeri vah­det-i vücudçu tasavvuf çevrelerinin alanýný geniþletmiþtir. [456] Gazali'yi göðe çýkaran birtakým çevrelerin bu gerçeði kavramasýný ve hýristiyan oryantalis­tin anladýðý kadar anlamasýný isterdik. [457]

Bir diðer oryantalist de þöyle demektedir: "Gazali'den açýkça etkilendiði­ne daha Önce iþaret ettiðimiz Ýbn Arabi'nin tefsirindeki tevil metodu, Gaza­li'nin bakýþ açýsýna tamamen uymaktadýr. [458]

"Gazali, tasavvufu içinde bulunduðu uzletten kurtarmýþ, resmi diyanet­ten kopukluðuna son vermiþ, Ýslam'da ve dini hayatta onu ülfet edilen bir unsur haline getirmiþ, donuk dini tezahürlere can katmak için tasavvufla il­gili görüþ ve öðretilerden yararlanmayý teþvik etmiþtir. [459] "Gazali, tasavv.iÝ görüþlerin þanýný yücelterek Ýslam'ýn dini hayatýnda etkin amillerden yap­mýþtýr. [460]

Bu þekilde Gazali denilebilir ki, en çok tasavvufa hizmet etmiþtir. Müslü­manlar tasavvufun olumsuzluðuna karþý dikkatli ve ona bir dereceye kadar sýrt çevirmiþ iken, büyüleyici ifadeleriyle onlarý tasavvufun hurafelerine inanmaya ve ona sarýlmaya sürüklemiþtir.

Cari Bockr da þöyle demektedir: "Agnostizm rulýu Ýslam'ýn ilk dönem fýrkalarýna hakim olmuþ, baþlangýçta dinden çýkaran bir bid'at sayýlan tasav­vufa da sonra hakim olmuþtur. Ama tasavvuf, Gazali sayesinde zehirden arýnmýþ ve ehl-i sünnet tarafýndan kabul edilen bir hüviyet kazanmýþtýr.[461]

 
Ý.Vahdet-i Vücud Terennümleri
 

Gazali þöyle diyor:

"Hakikat semasýna yüseldikten sonra arifler bir hak (Allah), dýþýnda alemde birþey görmediklerinde ittifak etmiþlerdir. Ancak bu durum bazýlarý için ilmi bir irfan iken, bazýlarý için de zevk ve hal olmuþtur. Onlar için kesret tümden yok olmuþ, mahza ferdiyetle kuþatýlmýþ ve onlar için Allah dýþýnda birþey kalmamýþtýr. Öyle bir sarhoþ olmuþlar ki, akýllarýnýn egemenliði ona teslim olmuþtur. Kimi "Enelhak" (Ben Al­lah'ým), . kimi "Sübhani mâ a'zama þe'nî" (Noksan sýfatlardan kendimi tenzih ede­rim, þaným ne yücedir[462] kimi de "Mâ fi'l-Cubbeti illallah" (Cübbemin içinde Al­lah'tan baþka birþey yoktur) [463] demiþtir. Aþýklarýn sekr (sarhoþluk) halinde söylediði sözler gizlenir ve anlatýlmaz. [464] Sarhoþluklarý azalýp akýllan baþlarýna geldiðinde bunun hakikatten Ýttihad olmayýp ittihada benzediðini anladýlar. Aþk derecesi yük­seldiði zaman aþýkýn "sevgilim benim, ben de oyum, biz bir beden içinde iki ru­huz[465] sözü gibi birþey!"[466]

Gazali, yukarýdaki sözün Hallac'a ait olduðunu bildiði halde bile bile adý­ný gizliyor ve arkasýna sýðýnýyor, Hallaç, bilindiði gibi, hululiyeci olup ilahi hakikatin ikiliðine inanýr. Allah'ýn iki yüzlü yahut iki tabiatlý olduðunu, bunlarýn lahut ve nasut, yani ilah ve insan tabiatý yahut yüzü olduðunu söy­lüyor. Lahut (Allah), nasut (insan)'da hulul etmiþtir. Onun için insanýn ruhu ilahi hakikatin lahutisi (ilahisi)dir. Onsuz olduðu zaman da nasutisi {insa-nisi)'dir. Gazali ittihadý reddedip Ýttihada benzeyen bir þeyi kabul etmekle ittihaddan daha kötü olan hulule (Allah-insan bütünleþmesine) inanmýþ olaktadýr. Bunun açýk delili de Gazali'nin naklettiði Hallacýn beytidir. Halin hulul inancýný açýkça ifade etmektedir.

Bu inancýn veya anlayýþýn Hýristiyanlýk'tan Hallaç ve benzerlerine geçti Ýspanyol oryantalist A. Blacios þöyle anlatýyor:

Ýslam'ýn diðer dinlerle, özellikle Hýristiyanlýk'la yüzyüze geldikten sonra ruhanilik alanýnda gittikçe esnekleþtiðini görüyoruz. Tasavvufçular çýkýp Muhammed'e ruha­nilik konusunda Hýristiyan rahipliðinden alýnmýþ birtakým görüþleri, mücahede ve  -fazilete, ibadete çekilmeye dair Ýslam'a  yabancý birçok þeyleri nisbet ettiler. Kýsa bir müddet sonra zühd ve rahiplikleri tasavvufa dönüþtü. Yeni Eflatunculuk ve Hý­ristiyanlýk'tan, arýnma ve irfan nazariyelerini aldýlar. Ýkinci asýrdan itibaren de tasav­vufçular ilahi aþkla kiþinin Allah'ý görüp onunla ittihad ettiðini savunmaya baþladý­lar. Halbuki Ýslam'da, Hýristiyanlýk'ta olduðu gibi tecessüd (Allah'ýn insan vücuduna bürünmesi) inancýndan hiçbir þey yoktu. Bu düþünce tasavvufa zemin hazýrlamýþtýr. Hristiyanlýk'ta Allah ayný anda hem ilah, hem de insandýr. Kiþilerden oluþan ittihad onda gerçekleþmektedir. Bu da insanlýk ile ilahtýk arasýndaki sýký iliþkinin örneðidir. Hicri dördüncü asýrda (M. 10. asýr) Baðdad'da yaþamýþ bir tasavvufçu olan Hallaç ortaya çýktý ve Ýslam ile Hýristiyanlýðý birbirine yaklaþtýrmanýn adýmýný attý. Onun söylediði "Ene'l-Hak" sözü tamamiyle Mesih'te gerçekleþmektedir. Sevgi ve kendini feda etme konusunda ona tabi olup hayatýna uyan kiþilerde de bu durum gerçek­leþmektedir.

Mesih'in þahsýnda, birbirine kanþmaksýzýn lahut Ýle nasut (Allah ile insan) birbiriyle ittihad ettiði gibi,  Hallac'ýn ittihad ve hululunda da insan ile Allah'ýn kiþiliði belirgin olup karýþmamaktadýr. Onun "Ene'l-Hakk" sözü Öyle görülüyor ki, Aziz Pavlos'un "Mesih bende yaþýyor" ile ayný anlamdadýr. Bu bakýmdan Hallac'ýn mezhebi belki hulul ve Ýttihad deðil, bu açýdan Hýristiyanlýða benzemektedir.[467]R. A. Nicholson da, Hallac'a göre, Allah'ýn Adem'in suretine büründüðü ve öylece ortaya çýktýðý, yine Hz. Ýsa olarak göründüðü anlayýþýný izah ettik­ten sonra þöyle diyor: "Bu özel ferdi ilahlaþma görüþü, açýkça Hristiyanhðýn esas akidesine benzer ve Ýslam'a göre en kötü bir küfürdür. [468]

Gazali bu konuda görüþlerini serdetmeye þu þekilde devam ediyor. "Bu hal, kuþattýðý kiþi ile beraber mecaz dilinde "Ýttihad", hakikat dilinde "Tev-hid" diye adlandýrýlýr. Bu gerçeklerin arkasýnda öyle sýrlar var ki, onlara dalmak caiz deðildir. [469]

Kimin tevhidi? Kur'an'daki tevhid mi? Ey bu sözlerin ve benzerlerinin kurbanlarý, ey bu Ýslam dýþý anlayýþlarý kutsallaþtýranlar veya Ýslam olduðu­nu söyleyenler! Biraz sizler de bunu düþünür müsünüz?![470]

 
Ýi Vahdet Mitolojisi
 

Vahdet mitolojisine dair Gazalinin söylediklerine bakalým: "Herþey Onun nurundandýr. Belki baþka varlýðýn hüviyeti (kimliði) O'n-sýýz ancak mecaz yolu iledir. (Yani baþka varlýklarýn varlýðý gerçek deðil, mecazdýr). O halde Onun dýþýnda bir nur yoktur (ne nur varsa odur). Diðer bütün nurlar, Onun yüzünün zatýndan deðil, Onun tarafýndaki yüzdendir. Herþeyin yüzü Ona dönük ve yönü ona yöneliktir. Ne tarafa dönerseniz, Al­lah'ýn yüzü oradadýr. O halde, O'ndan baþka ilah yoktur. Þüphesiz ilah, iba­dette yüzlerin kendisine dönük olduðu þeyin ifadesidir. Ýlahlaþtýrma, yani kalblerin yüzleri de nurlar ve ruhlardýr. Belki O'ndan baþka ilah olmadýðý gibi (Bel kemâ la ilahe illa huve) ondan baþka da yoktur (felâ huve illâ hu-ve). Þüphesiz O (huve) iþaret edilen þeyden ibarettir. O'na olmayan hiçbir iþaret yoktur, belki ne zaman iþaret etsen, gerçekte O'na iþaret etmiþ olur.[471]

Alemdeki her varlýðýn (hüviyetin) Allah'ýn hüviyetini, yani hakikatinin aynýsý olduðunu ve hangi varlýða iþaret edilirse Allah'a iþaret edilmiþ olaca­ðýný söylüyor. Mesela bir put veya Ölüye iþaret edilirse, gerçekte Allah'a iþa­ret edilmiþ olur. Neden olmasýn ki? Putun mahiyeti veya hakikati, Gaza-li'nin tasvir ettiði böyle bir Rabbin mahiyetinin kendisi deðil midir?

Gazali'nin tasvir ettiði ve kendisinden sonra gelen tasavvuf meþhurlarý­nýn vasiyet ettiði mitoloji iþte budur. Vahdet saçmalýklarýnýn yeni bir teren­nümünü dinlemek isterseniz þu sözlerine bakýnýz:

"La ilahe illallah" avamýn tevhididir. "La huve illa huve" havassýn tevhididir. [472]Çünkü  o daha genel, bu Ýse daha hususi, daha þamil, daha dakik, daha haklý olup, sa-h'bini mahza ferdaniyet (ferdiyet) ve sýrf vahdaniyete daha fazla dahil eder. Yara­klarýn miracýnýn zirvesi ferdaniyet memleketidir. Onun ötesinde bir yükseliþ yok-Çünkü yükseliþ çokluk olmadan tasavvur edilemez. Bu bir nevi izafettir ki yük-eliþin kendisinden ve kendisine yapýldýðý þeyi gerektirir. Kesret (çokluk) ortadan Kalkýnca, vahdet (birlik) gerçekleþir, izafet kalmaz ve iþaret yok olur. Artýk yüksek-t'k aþaðýlýk, yükselen, inen diye birþey de kalmaz. Artýk yükselmek ve terakki et-mek müstahil olur.

En yükseðin ötesine yükselme ve vahdetle beraber kesret yoktur. Kesretin yokluðu halinde yükseliþ de yoktur. Ortada bir deðiþme varsa, o da dünya semasýna iniþtir. Yani yüksekten aþaðýya iþrak olur. Çünkü -daha yükseði olmasa da- en yükseðin aþaðýsý vardýr. Bu da ancak Allah'ý bilen alimlerin bilebileceði künhü gizli olan ilim­dendir. Alimlerin bu ifadelerini   Allah'ý bilmeyenler ancak inkar eder.[473] Gazali, Allah'la ilgili sözlerine devam ederek þöyle diyor: "Dünya semasý­na iniþi vardýr. O iniþi de duyularý iþletmek, organlarý hareket ettirmek için­dir. Hz. Peygamberin "Onun kulaðý olurum..." sözünde iþaret edilen odur. O haldeiþiten, konuþan ve gören O'dur, baþkasý deðil. [474]

Gazali'nin Allah ile halk (yaratýklar) birliði inancýný bu son cümle ifade etmeye yeterlidir. Gördüðünüz gibi, konuþan, gören ve iþiten herkesin Allah olduðunu ifade ediyor. Bu kuruntularda haktan bir parýltý ve bu saçmalýk­larda tevhidden bir kývýlcým olduðunu bir müslümanýn kabul edeceðini san­mýyorum.

Gazali, bu sözlerinin ne kadar mantýksýz ve tevhide ne kadar aykýrý olduðunu farketnýiþ ve   hak ehlinin þimþeklerine hedef olacaðýný anlamýþ olao-ýi ki, bu söylediklerine karþý çýkanlarý "Allah'ý bilmeyenler" olarak ni telem i-, tir. Allah'ý bilmeyenler dediði kimler olabilir? Allah'ý bilmeyenler dedia--Kur'an-ý Kerim'in ortaya koyduðu gerçek dine iman eden, Gazali ve benzp lerinin bu anlayýþlarýna karþý çýkanlardýr. Doðrusu, bu sözlerle Gazali, Ým binin birini adlandýrdýðý gibi, Faysalu't-Tefrika Beyne'l-Kufri ve'z-Zendeh (Küfür ve zýndýklýk arasýnda ayýrýmýn ölçüsü) deðildir. Bu Ölçü, sadece ve sa dece vahdet saçmalýklarýný savunanlarý sanýk sandalyesine oturtan, bu an layýþlarmý ve onlara inananlarý mahkum eden Allah'ýn kitabý Kur'an'dir.[475]


[444] Muhammed Ebýý Hamid el-Gazali, Ýslami ilimlerin hemen hepsinde söz sahibi olmuþ, daha sonra ken­dini tasavvufa adamýþtýr. Çok sayýda kitabýn müellifidir. Þark ve Garp aleminde þöhreti büyüktür. 505/1111 yýlýnda ölmüþtür.

[445] Umum müsÜimanlarýn itikadda avam olduklarý deyiþine bakýnýz.

[446] Vahdeti vucud-vahdeti s,ubud kýsmýnda görüleceði gibi, Gazali burada, "alemde bir lek varîýkian baþkasýný görmemesidir", sözüyle gelecekte vahdeti vücuda alternatif otarak ortaya alacak olan imam Rabbani'nÝn ortaya atacak olduðu vahdeti þuhuri nazariyesini terennüm etmektedir. Hem Allah'tan baþka­nlýklarýn olduðunu kabul edecek, hem de alemde Allah'tan baþka varlýðý görmeyecek! Acaba çeliþki ve Mantýksýzlýðýn böylesi görülmüþ müdür?!

[447] Gazali, Ýhya, 4/240, el-Halebi, Kahire, 1939

[448] Gazali, ihya, 4/240, el-halebi, 1939, Gazali baþka bir yerde imanýn üç mertebesi olduðunu söylemekle Ve þöyle demektedir: "Birinci mertebe, avamýn imanýdýr ki salt takiiddir. Ýkinci mertebe, kelamcýlarýn i-manýdýr. Bir nevi istidlal ile doludur. Derecesi, amanýn imaný derecesine yakýndýr. Üçüncüsü de ariflerin "ânýdýr. Oda yakin nuru ile müþahade edilen imandýr. " Ýhya, 3/1.5, el-Halebi, 1939

[449] Tevhidin en yüce mertebelerini bilmeyi mükaþafe ilimlerine býrakmakladýr. Acaba nedir o ilimler? ?uphe yok ki, Kur'an ve sünnetlen baþka þeylerdir. Tasavvufçularýn vecd ve zevklerinden uydurduklarý ve

'laplarýna yazdýklarý hurafelerdir. Sanki Kur'an katýksýz tevhide ve Yüce Allah'ýn sevgisine ulaþlýramýyor

3. tasavvufçularýn hayal ve kuruntularý tevhidin zirvesine ulaþtýrmaktadýr! Bu nevi sözlerin müslümanlarý ^n'ýn hidayetinden uzaklaþtýrýp (asavvufçularm hurafelerine götüreceði acaba Gazali'nin hiç mi aklýna emiþtir?!

[450] gazaSi, Ýhya, 4/241, ei-Halebi, 1939.

Yüce Allah'ýn "Kitaba almadýðýmýz hiçbir þey býrakmadýk" buyurmaktadýr. Cn önemli þey de uluhiyet ve rububiyetinde Allah'ýn tevhididir. Ama Gazali gerçek tevhid hakikatinin kitaplarda yazýlmasýnýn caiz ol­madýðýný iddia ediyor. Bu demektir ki, tevhid hakikati Allah'ýn kitabýnda yoktur ve onu Usavvtýfçlnrýlan baþkasý bilmemektedir.

[451] Gazali bu mantýkla yaralan ile yaratýlan arasýndaki birliði delillendirmekte ve kendisine inanmamýzý zorunlu kýlmaktadýr. Bunun yerine Allah'ýn kitabýndan bir ayet yahut akli bir delil veya sahih bir düþünceyi delil getirmesini isterdik. Ne var ki, hayale baþvurarak Allah ile yaratýklarýn birliðini insan ile organlarýn birliðine benzetmektedir. Gazali, erenlerin Allah'la ittihadýný anlatmak için Allah'ý, kiþinin ken­dini gördüðü aynaya ve þarap içenlerin þarab kadehine benzetmektedir. Þöyle diyor:

"Hakikat semasýna yükseldikten sonra arifler alemde bir ve hak olandan baþkasýný görmediklerinde ittilak etmiþlerdir. Ancak kimileri için bu ilmi bir irfan, kimileri için de zevk ve hal olmuþtur. Kesre! onlar için tümden yok olmuþ ve mahza ferdaniyete dalmýþlardýr."

[452] Hall.ýc-ý Mansur, þeriatýn kesin ve açýk hükümlerine bile bile muhalefetinden ve mevcut yönetime karþý Batýni Karmatilerle gizlice iþbirliði yaptýðý sabit olduðundan dolayý hicri 309 yýlýnda idam edilmiþtir. Ýslam tarihi kaynaklarýnýn tümü bunu anlatmaktadýr.

Ama Allah'ýn dini ile tasavvuf kültürünü bir birine karýþtýran Gazali, bir taraftan batýniyyeyi rezil etmek için kitap yazarken, diðer taraftan batýnýyye'nin siyasi örgülü olan Karmatilerin vurucu timi durumunda bulunan Hallac'ý da tebcil etmekten geri kalmamaktadýr. Ýþte Yasar Nuri Öztürk'ün aðzýyla gazali'nin Hal­laç için yaptýklarý:

"Halîac'ýn sünni Ýslam dünyasýnda "Ortak" denecek bir kabulle benimsenmesi ve haksýzlýða uðradýðýnýn açýkça ilaný, sünnÝ düþüncede kelam-fýkýh-fasavvuf üçlüsünü kaynaþtýran ve "Hüccet" (kanýt) kabul edilen gazali sayesinde olmuþtur. Gazali, sadece tasavvufun resmiyetini tescilde deli! olmakla kalmadý, Halîac'ýn sünni resmiyetinin kabulünde de en önemli kalem oldu. Gazali, Hallac'ý aklamakla kalmamýþ, onu, "Hakikat semasýna yükselen arifler" arasýnda göstermiþtir. ", Yaþar Nuri Öztürk, I (allan Mansur ve Eseri, 124, Yeni Boyut, Ýstanbul 1996

[453] el-Havvas, Ýbrahim ibn Ýsmail Ebu Ýshak olup hicri 291 yýlýnda ölmüþtür.

[454] Gazali, Ýhya, 4/241, el-Halebi, 1939

Aþaðýdaki beyitlerin sahibi olduðunu bile bile Gazali'nin Hallac'ý övmesi, yahut en yüksek muvahhid o-larak nitelemesi çok tuhatýr. Hallaç þöyle diyor:

"LahutiliginÝn delici ýþýðýnýn sýrrý tarafýndan beþeriyeti açýða çýkarýlan yüce olsun! Sonra yaratýklarý arasýnda yiyen ve içen suretinde açýkça göründü. Hatta yaratýklarý onu kapýcýlarýn birbirini farketmeleri yibý fark elti."

Baþka beyitlerinde de þöyle diyor: "Ýçkiye berrak suyun katýlmasý gibi ruhun ruhuma kalýldý.

S^ýna birþey olursa bana olur, zira her durumda sen benim"

Sevdiðim kiþi ilenim, ben de oyum. Biz bir bedene girmiþ (hulul etmiþ) iki ruhu/.

Beni görürsen, onu görürsün. Onu görürsen bizi görmüþ olursun".

Bakýnýz, Yaþar Nuri Öztürk, Hallacý Mansur ve Eseri, (Ki(abu'l-Tavasin), LU)-132, blanbul. 1976. Ayrýca

bkz. Nicholson, a. g. e. 134,

[455] Vahdet-i vücud ile vahdeti þuhud nazariyelerini mukayeseli olarak ileride vereceðiz vt> ikisi arasýnda

isimden öte ciddi bir farkýn bulunmadýðýný göreceðiz.

[456] Nicholson, fi't-Tasavvufi'l-Ýslami ve Tarihin, 104, Çev. Dr. Fbul-A'l.ý Afifi, Matba.ýtu Lecneti'l-îe'lil" ve

Terceme, Kahire 1956

[457] Nicholson'dan önce, imam Ýbn Teymiyye bunu kavramýþ, Ýhya'dan yaptýðýmýz gibi nakiller yapmýþ ve

Gazali'nin tasavvufunu kesin delillerle açýk bir þekilde ortaya koymuþtur. Ne var ki tasavvuiçular ibn

leymiyye'yi kendileri gibi tasavvfçu göstermeðe çalýþtýklarý halele söylediklerini lepki ile karþýladýklarý için

onu belirtmedik.

[458] Goldziher, Mezahibu't-Tefsiri'l-islami, 259, Cev. Dr. Abdulhalim en-Neccar, Meklebetu'l-Hanci,

Kahire 1955.

[459] Ý. Goldziher, el-Akide ve'þ-Þeria, fi'l-islam, 1 59. Çev. Muhammet! Yusuf Musa, Daru'i-K.ýtib el-Mýsri,

Mýsýr 1946.

[460] Ý. Goldziher, a. g. e., 161.

[461] Abdurrahman Bedevi, et-Turasu'l-Yunani fi'l-Hadarati'l-Ýslamiyye,! 0, Daru'n-Nahdati'l-Mýsriyye, Kahire 1940. Ýbrahim Sarmýþ, Tasavvuf ve Ýslam, Ekin Yayýnlarý: 168-172.

[462] Hallac-t Mansur söylemiþtir.

[463] Ebu Yezid Sistemi söylemiþtir.                                                                                                                 

[464] Hallac-ý Mansur söylemiþtir.

[465] Cazali, bu mecýýsiliði Allah'ýn aþkýyla sarhoþ olmuþ ruhlarýn yüksek sesleri olarak niteliyor. Baþtanbaþa zýndýktýk demek olan bu ifadeleri Gazali, eleþtiri sayýlýrsa, eleþtirmek için bütün söylediði "Aþýklarýn sözü gizlenir, anlatýlmaz" ifadesinden ibaret olmuþtur. Ama bu nevi dindýþý þeyler için Allah'ýn hükmünün ne olduðunu söylemiyor. Gerçi bundan önce, bunun.tevhidin en üst mertebesi olduðuna kendisi hükmet­miþti.

[466] Bu söz Hallac-ý Mansur'undur. el-Bistami, Hallaç, Rabiatu'l-Adeviyye gibi tasavvýýfçularýn safahatlarý hakkýnda bilgi için bkz. Dr. Abriurrahman Bedevi, Þatahatu's-Sýýfiyye.

[467] A. Plscios, Ýbn Arabi Mezhebuhu ve Hayatuh, 256-257- Çev. Dr. Abduý-rahman Bedevi, Beyrut 107*).

[468] R. A. Nicholson, Ýslam SufiÝeri, 128-129, Ter. Komisyon, Ankara 197».

[469] Gazali, Miþkatu'l-Envar, 122. Mýsýr 1325 h. Risaleler içinde. Gazali, sýr cledÝRÝ saçmalýklarýn deþifre

edilmesini ve içyüzünün insanlara açýklanmasýný da caiz görmeyerek sahiplerine bir nevi dokunulmazlýk

tanýmaktadýr.

[470] Ýbrahim Sarmýþ, Tasavvuf ve Ýslam, Ekin Yayýnlarý: 172-174.

[471] Ga/ali, Miþkatu'l-Envar, 124.

Bu da Gazati'nin hazýrladýðý felakettir. Hangi þeye iþaret ederseniz, gerçekte Allah'a iþaret etmiþ olur­sunuz. Çünkü Allah, iþaret edilen o þeyin ayný (kendisi)'dir, diyor.

[472] Gazali, Tevhid kelimesinin gerektirdiði þeylere imanýn, avamýn tevhidi okluðunu söylüyor. Çünkü u-luhiyet ve rububiyeti sadece Allah'a tahsis eder ve baþkalarýndan nefyeder. Dolayýsýyfa yaratýklarýn ve yaratmanýn varlýðýný ispat eder. Bu da iki mevcudun varlýðýný, yani biri diðerinden farklý iki mevcudun varlýðýný ispat eder. Vahdeti yok eden bir anlayýþý kabul eder. Bu ise tasavvufçýýlar ve onlarýn meþhurlarýna göre þirktir. Onun için "La ilahe illallah"m avamýn tevhidi olduðunu söyleyerek horlarlar. ! lalbuki bütün peygamberlerin tevhidi odur. Gazali'ye ve baþka tasavvufçulara göre havassýn tevhidi ise "La huve illa huve"dir. Çünkü bu söz, bir tek varlýðý (mevcudu) ispat eder, fiayriyeti, kesreli ve teaddudu (baþkalýðý, çokluðu) nefyeder. Görünümleri deðiþik olan birtek mevcudu ispat eder ki bu görünümler halk (yaratýklar) adýný almýþtýr. Yaratýlan ile yaralan arasýndaki ve varlýklar arasýndaki ðayriliði ve baþkalýðý nefyederken, birincinin varlýðýnýn ikincinin varlýðýnýn ayný (kendisi) olduðunu ispat eder. S.înki onun varlýðýndan baþka bir varlýk, onun zatýndan baþka bir zat yok, demek olur. Zatlardaki bu çokluða ise, kalpleri kor olanfar i-nanýr, derler. Cuneydi Baðdadi de. Gazali gibi, tevhidin dört mertebesi olduðunu þöyle belirtmektedir:"lîilki halk arasýnda tevhid dört mertebe üzere bulunur: birinci , mertebe avamýn tevhididir. Ýkinci meriebe, /.ahir il­im hakikatine ermiþ bilginlerin tevhididir. Üçüncü ve dördüncü mertebe de, marifet ehli oian havassýn tevhididir ". Doç. Dr. Süleyman Ateþ, Ýþarý tefsir Okulu, 85, Güneydi Baðdadi ve mektuplun, Risale no, 19'dan naklen.

[473] Gazali, Miþkatu'l-Envar, 125. Yüce Allah istiva ettiðini, meleklerin kendisine yükseldiðini (urýýc; elliði­ni), salih ameli kendisine yükselttiðini bildirmiþtir. Ama Gazali, yükseliþin (urucun) müstahil olduðunu söylemekle ve kesinlikle reddetmektedir. Çünkü vahdet-i vücudla ters düþmek iþlememektedir. Herhangi bir kiþinin Allah'a yükseliþini kabullenmek kesreti, gayriye ve teadduduu kabullenmek demektir. Çünkü Vukselen ve kendisine yükselinen kiþilerin varlýðýný gerektirir. Bu ise, Gazali'nin anlayýþýndaki vahdete aykýrý ve onunla çeliþen bir ikiliktir. Onun için herhangi bir yükseliþten söz edilirse, o sadece mecazi bir yükseliþtir. Zira yükseliþ, zatý ilahinin kendisinden, kendisiyle ve kendisine olmaktadýr. Yükseliþi yapan, kendisine yükseliþ olanýn bizzat kendisidir, demektedir.

Yükselen ve inen denildiði zaman da aynýdýr. Çünkü inen de, yükselen de ayný zattýr. Ýnmek de yüksel­menin kendisidir. Çünkü gerçekte birbirinin aynýsý iki vasýftýr. Sadece itibari olarak farklýdýrlar. Bir nnda, Ý3'r durumda kendileriyle bir tek zat tavsif edilir ki, o da ilahi zattýr. Nasslarda yükseldiði belirtilen ve sözü edi!en varlýklar, baþka isimler taþýyan zatý ilahinin bizzat kendisidir. Allah'ýn kendisine yükselttiði salih anýel de bu þekildedir. Aksi halde kesreti ve teaddudu gerektirir.

'Þte Gazali'nin tevhid anlayýþý! Bundan sonra ayný felsefe ile, ama yeni bir isim, büyüleyici bir kostüm ve Sözleri kamaþtýran aldatýcý büyük bir ünvania karþýnýza Ýbn Arabi çýkar.                         

[474] Ðazali, Miþkatu'l-Envar, 125

[475] Gazali'nin bazý yazýlarýnda Selefiliðe dahiyane meyletmesine bakýp bu sözlerine þaþmamalýsýnýn. Çünkü Gazali'nin yüzleri çoktur. Zamanýnda deðiþik insanlarýn karþýsýna bu yüzlerle çýkmýþtýr. Bakarsýnýz, Eþ'ari'dir. Çünkü Nizamiyye Medresesinin sahibi Nizamu'l-Mülk böyle olmasýný istemiþtir. Halbuki ken­disi felsefenin düþmanýdýr. Çünkü o zaman kitlelerde felsefe düþmanlýðý vardý. Bakarsýnýz, kelamcýdýr. A-ma Hanbelilerden çekindiði için de kelamcýlara düþman görünür. Örnek verdiðimiz yerlerde ve "el-M.i/:-nunu Biha Ala Gayri Ehliha" kitaplarýnda tepeden týrnaða kadar iþraki ve lasavvufçudur. Diðer kitaplarýn­da da bazan Eþ'ari, bazan da Eþ' a ri-selefi karýþýmý olarak karþýmýza çýkar. Bu þekilde her kesime hoþlandýk­larýný bildiði dille seslenir. Bakýnýz, Abdýýrrahman ei-Vekil, Hazihi Hiye's-Sufiyye, 56-57, Daru'l-Kütübi'l-Ýimiyye, Beyrut 1984.

Ýbn Rüþd, Gazafi'yi þöyle tanýtýr; "Gazali, kitap yazarken belli bir mezhebe tabi olmayý lüzumlu görmediðini belirterek fýtraten istidatlý olanlarý uyarmýþtýr. Gerçeklen de Gazafi Eiþ'ari'lerle eþ'ari Ýve ke­lama), sýýfîlerle birlikte sufi ve nihayet filozoflarla birlikte filozof olmuþtur. Bu bakýmdan onun durumu þu þiirde anlatýlan duruma uymaktadýr:

"Yemenli biri ile karþýlaþtýðým günde Yemenli, Ma'di kabilesinden birine rastladýðým diðer bir gün de Atl-nanî'yim. " Ýbn Rüþd, Faslu'l-Makal, 144. Bu kitabýn çevirisinde Dr. Süleyman Uludað'ýn düþtüðü dipnot M þöyle denmektedir: "Ýbn Rüþd'ün, Gazali'nin tutumu karþýsýnda takýndýðý tavýr akla ve manlýða uygundur. " a. g. e., 145, dipnot. Gazali'nin çeliþkileri konusunda yine bakýnýz, a. g. e. , 264-271.

Ýbrahim Sarmýþ, Tasavvuf ve Ýslam, Ekin Yayýnlarý: 174-176.

içimdeki tüm putlarý kýrdým ve sana yöneldim Rabbim...
Bu geliþimi kabul et, beni benden al, beni sana baðýþla...
-Fussilet-
_____________________________________________
Bugün gam tekkegahýnda feda bir canýmýz vardýr
Gönül abdal-ý aþk olmuþ gelin kurbanýmýz vardýr
Çimende bülbülü gördüm yaman efgan ile söyler
Dili kahhar ile her dem gül-i handanýmýz vardýr


Urfalý Abdi


Oruç nedir?, Orucu Bozan Haller ,  Ramazan Orucu...

Yukar git