Haziran 25, 2019, 01:36:29
Haberler:

De ki: (Sizi imana davet ettiðimiz) O (Allah) çok esirgeyicidir; biz O'na iman etmiþ ve sýrf O'na güvenip dayanmýþýzdýr. Siz kimin apaçýk bir sapýklýk içinde olduðunu yakýnda öðreneceksiniz! (Mulk -28)

On Kýraat (Kýraatý Aþere)

Balatan Fussilet, Eyll 10, 2017, 10:15:14 S

« nceki - sonraki »

0 ye ve 1 Ziyareti konuyu incelemekte.

Aa git

Fussilet

On Kýraat (Aþere)
 

Ýbn MÝhran en-Nîsâbûrî (ö. 381/992) el-Gâye fi'1-kýrâ'âti'l-aþr adlý ereriyle Kýrâat-i Aþere tasnifini ortaya koyan ilk alim olmuþ­tur. Onun Aþere ile ilgili eþ-Þâmil fý'l-kýrââti'l-aþrvz bunun þerhi olan el-Mebsût 8'1-kýrââti'l-aþr adýnda iki eseri daha bulunmak­tadýr.[239] Ebû Abdullah Ahmed b. Ebû Ömer ei-Enderâbî (ö. 470/1077) Kýrâ'âtüÝ-kunâ'i'l-ma'rûSn bi nvâyâti'r-mvâti'J-meþhûdn ve Ebü'l-'Alâ el-Hemedânî (ö. 569/1173) Gâyetü'l-ihtisar fi'I-kirâ'âti''l-'aþradlý eserlerde ayný çizgiyi takip ederek on kýraati rivayetleri ve tarikleriyle birlikte tanýtmýþlardýr. Ne var ki Enderâbî kitabýna, Ýbnü'l-Cezerî tasnifmdeki Halef b. Hiþâm kýra­ati yerine sonraki tasniflerde þâz kabul edilen Ýbn Muhaysm ký­raatini almýþ, Halef kýraatini "ihtiyârât" kategorisinde deðerlen­dirmiþtir. Bu ve benzeri âlimlerin yedili sistemin ortaya konuldu­ðu asýrdan itibaren yaptýklarý onlu tasnifler çok fazla dikkat çek­memiþ yedili tasnife alternatif olamamýþtýr.

Onlu tasnifin (Aþere) yaygýnlaþýp yedili sisteme alternatif ola­cak tarzda öðretim müfredatýna girmesinde en büyük pay tartýþ­masýz bir þekilde Ýbnü'l-Cezerî'ye aittir.[240] O, ilk dönemlerden iti­baren telif edilen eserlerin birçoðunda adlarý ve rivayetleri yer almakla birlikte sahih kýraatlar sýnýflamasý içerisinde yer almayan Ebû  Ca'fer  el-Kârî,  Ya'kûb  el-Hadramî ve  Halef b.  Hiþâm kýraatlanný da sahih kýraatlar kategorisi içerisine sokarak bu ilmi zenginleþtirmiþtir.[241] Ýbnü'l-Cezerî'nin tercihi kabul görmüþ ve seyahatlerinin de etkisiyle Mýsýr, Osmanlý coðrafyasý, Orta Asya ve Ýran'da bu tercihe göre Kur'ân talimi yapýlarak Seb'a'nin yeri­ni büyük ölçüde  Aþere  almýþtýr.  Aþere'nin  içerisinde  zaten Seb'a'nin olmasý bu tasnife yönelik herhangi bir tepkinin mey­dana gelmeme sindeki en önemli etken olarak karþýmýza çýkmak­tadýr* Günümüzde icazet gelerýeðindeki isnad zincirinde Ýbnü'l-Cezerî'nin buluþma noktasý olmasý bundan o'sa gerektir. Endü­lüs'ün müslümanlarýn elinden çýkmasý kýraat ilmi bakýmýndan da büyük bir kayýp olmuþ ve bu ilim artýk bazý Kuzey Afrika ülkeleri, Orta Doðu ve Anadolu sýnýrlan içerisinde varlýðýný devam et­tirmiþtir. Ýbnü'l-Cezerî'den sonra bu çapta baþka bir kýraat âlimi yetiþmemiþse de onun usûllerini ortaya koyduðu Aþere tarîki üzere kýraat eðitimi günümüze kadar hayatiyetini sürdürmüþtür. Onlu tasnifin yaygýnlaþmasýný saðlayan Ýbnü'l-Cezerî'nin ilmî hayatýnýn ve faaliyetlerinin tanýnmasý bu tasnifin yaygýnlaþma sebeplerini de ortaya çýkaracaktýr. Bu sebeple aþaðýda onun ha­yatýndan, eserlerinden ve ilmi kiþiliðinden bahsedilecektir.

Ebü'1-Hayr Muhammed b. Muhammed b. Muhammed b. Ali b. Yusuf Ýbnü'l-Cezerî 26 Kasým 1350'de (25 Ramazan 751) ta­cir bir babanýn oðlu olarak Dýmaþk'ta dünyaya geldi. Ýbnü'l-Cezerî künyesi ailesinin Cezîretü Ýbn Ömer'e (bugükü Þýrnak iline baðlý Cizre ilçesi) mensubiyeti sebebiyledir. 12-13 yaþlannday-ken Kur'ân'ý ezberleyip kýraat ilmini muhtelif tarikîariyle Þam'ýn önde gelen hocalarýndan okudu. 1367 yýlýnda babasýyla hacca gitti. Medine'de Harem-i þerif imam-hatibi Ebû Abdullah Mu­hammed b. Salih'ten cem' usulüyle kýraat okudu. 1367'de (769) tahsil maksadýyla gittiði Mýsýr'da Ebû Bekir Abdullah b. el-Cündî, Ebû Abdullah Muhammed b. es-Sâið ve Ebû Muhammed Abdurrahman b. el-Baðdâdî'den kýraat ilmi aldý. Ekim 1369'daki ikinci Mýsýr seyahatinde ise on kýraati ve buna ek olarak Ýbn Muhaysm, A'meþ ve Hasan-ý Basrî kýraatlerini okudu, bazý âlim­lerden de hadis dinledi. Þafiî fakihi Abdürrahîm b. Hasan el-Ýsnevî'den fýkýh dersleri aldý, Ýbn Kesîr (1372'de), Ziyâeddin Sa'dullah el-Kazvînî (1376'de) ve Þeyhülislâm Ömer b. Reslân el-Bulkînî (1383'te) ise ona ayn ayn fetva izni verdi. 1376-77 (778) yýlýnda üçüncü defa Mýsýr'a gitti, burada sayýsý kýrký bulan muhtelif ilimlerde mütehassýs âlimden kýraat, maânî, beyan ve diðer dinî ilimlere, dair dersler alýp tahsilini tamamladý.

Ýbnü'l-Gezerî'nin hocalýðý Þam Emeviyye Camii'ndeki Kubbetü'n-nesr'in altýnda okuttuðu kýraat dersleriyle baþladý ve bu senelerce sürdü. Buradaki derslerine Endülüs, Yemen, Hindistan, Rum ve Acem diyarýndan pek çok talebe katýldý. Âdiliyye Medresesi, Dâru'l-hadîst'l-Eþrefiyye ve Ümmü's-Sâlih Türbesi ký­raat þeyhliklerinde bulundu. Sonradan herbiri ünlü alimler olan pek çok insan onun buralardaki derslerinden istifâde etti. Þam'daki. Câmiu't-Tevbe'nin hatipliðiyle ilgili olarak Ýbnü'l-Hüsbânî Þihâbeddin Ahmed b. Ýsmail ile aralarýnda meydana ge­len ihtilaf yýllarca devam etti. 1390 yýlýnda ikinci defa hacca gitti. Kasým 1392'de Mýsýr'dan Þam'a gelen Ýbnü'l-Cezerî müteakiben Kudüs Salâhiyye medresinde ders okutmakla görevlendirildi ve 1394 yýlý sonlanna kadar bu görevinde kaldý.

Ýbnü'l-Cezerî, bir anlaþmazlýk sebebiyle malýna el konulmasý ve yöneticilerle ihtilaflý hale gelmesi üzerine 3 Mart 1.396'da Mý­sýr'dan kaçarak Ýskenderiye'ye gitti, buradan da deniz yoluyla Antakya'ya geçti. Ýbnü'l-Cezerî Antakya'da bir müddet kalarak kýraat okuttu; daha sonra Bursa'ya gitti. Þam'daki talebelerinden kýraat âlimi Hatîb Abdülmü'min'in aracýlýðýyla görüþtüðü Yýldýrým Bayezid'den büyük ilgi gördü ve kendisine yüksek miktarda ma­aþ baðlandý. Bunun üzerine Ýbnül-Cezerî'nin Bursa'da talebe ye­tiþtirmesi saðlanarak ondan istifâde yoluna gidildi. Padiþah'ýn teklifi üzerine ayný yýl Temmuz ayýnda Ýstanbul'a yapýlan askerî harekâta katýldý; Niðbolu savaþýnda da Yýldýrým Bayezid'in bera­berinde bulundu. Savaþ sonrasý Bursa'ya giden Ýbnü'l-Cezerî bu­rada en-Neþrfi'J-ký/ââü'Taþr adh eserini yazýp Tayyibetû'n-Neþý'\ nazmetti. Bu manzumeyi pek çok talebe ezberleyerek muhtevasý çerçevesinde kendisinden Aþere okudu; Padiþah'ýn oðullan Mu-hammed, Mustafa ve ve Musa da onun talebeleri arasýnda yer almýþtýr.

Ýbnü'l-Cezerî Yýldýrým Bayezid'le birlikte katýldýðý Ankara Sa-vaþý'nda {28 Temmuz 1402) Timur'a esir düþtü; ancak þöhretin­den haberdar olununca kendisine saygý ve ikramda bulunuldu, Timur onu ülkesine götürüp Keþ'teki medresede görevlendirdi. Timur'un ölümünden (ÝS Þubat 1405) sonra Sultan Halil'in iznini saðlayarak 6 Haziran 1405 Semerkand'dan ayrýldý, uðradýðý Buhâra'da bir müddet kalýp dersler verdi. Buhâra'dan ayrýlýp 14 Aðustos 1405'te Herat'a ulaþtýðýnda Sultan Mirza Þâhruh kendi­sini þehrin dýþýnda askerî törenle karþýladý. Gördüðü ilgi ve talep karþýsýnda burada da bir müddet kalýp hadis okuttu. Yezd ve Ýsfehan üzerinden Þirâz'a ulaþýnca (Þubat 1406) Sultan Pîr Mu-hammed onu isteksiz olmasýna raðmen alýkoydu ve kadý tayin etti. Ýbnü'l-Cezerî daha sonra burasýn: benimsedi ve Dýmaþk'taki gibi bir Dâru'l-Kur'ân yaptýrdý. Üçüncü hacci için 1419 yýlýnda yola çýkan Ýbnü'l-Cezerî, Basra-Mekke arasýndaki Uneyze'de be-devî Araplarýn saldýrýsýna uðrayarak soyuldu ve caným zor kur­tardý. Soygun sebebiyle gerçekleþtiremediði haccýni 1420'de ifa edip Þirâz'a döndü. Ýbnü'l-Cezerî 1424 yýlýnda Þam'a, buradan da Kahire'ye gitti; yýllar- Önce gizlice ayrýldýðý bu þehirde bu defa Sultan Eþref Barsbay tarafýndan itibarla karþýlandý. Kahire'de bu­lunduðu sürece talebelerin yoðun ilgisiyle karþýlaþtý; onlara baþta kýraat oimak üzere muhtelif dersler okuttu. Ayný yýl hac kafýlele-riyle Mekke'ye gidip dördüncü haccým ifa etti. Buradan deniz yo­luyla Yemen'e geçen Ýbnü'l-Cezerî'ye Yemen meliki Mansûr Ab­dullah b. Ahmed er-Resûlî Ýlgi gösterdi; kendisinden hadis dinle­di. Daha sonra Mekke'ye dönüp 1425 yýlýnda beþinci haccým ifa ederek 1425 yýlý sonlarýnda tekrar Kahire'ye geçti; buradan da Þam ve Basra üzerinden Þirâz'a ulaþtý. Hayatýnýn bundan sonraki bölümünü telif çalýþmalarýyla ve talebe yetiþtirerek geçiren Îbnü'l-Cezerî Sûku'l-iskâfýyyîn'de bulunan evinde 2 Aralýk'ta ve­fat etti; kendi yaptýrdýðý Dârul-Kur'ân'da defnedildi.

Ýbnü'l-Cezerî kýraat ilminde zirve olmuþ bir þahsiyettir. Dini ilimlerin merkezi olan Dýmaþk, Mýsýr ve Medine gibi yerlerde bü­tün sahih kýraatlarý muhtelif hocalardan tekrar tekrar okuyarak Pekiþtirmiþ, kýraat vecihlerini meleke haline getirecek ölçüde hýf-zetmiþtir. Hocalýk döneminde de ilm-i kýraat hep ön planda ol-, birkaç günlüðüne misafir olarak bulunduðu yerlerde bile bu ilim için etrafýnda kalabalýklar oluþmuþ, uzun yolculuklar sýrasýn­da geçirilen zaman dahi kendisinden yararlanmak için deðerlen­dirilmiþtir. Tedris programlarýnda yedi kýraat yerine on kýraatin tercih edilmesi için çaba sarfetmiþ bu maksatla önce en-Neþi'\ yazmýþ, ardýndan onu Tayyibetü'n-NeþrüÐsy\& manzum hale ge­tirmiþ; daha sonra da talebelere kolaylýk olsun diye Takribü'n-Neþr â'I-kirââti7- 'aþr adýyla onu ihtisar etmiþtir. Amacý tedris programlarýnda  seb'a'nýn yerini Aþere'nin  almasýydý.  îbnü'l-Cezerî bu çalýþmalarýyla kýrât-i seb'a anlayýþýna alternatif prog­ram ortaya koymakla yetinmedi; bu anlayýþýn yaygýnlaþmasýnda önemli yeri olan eserlerden Þâübî'nin Hýrzü'i-emânîadlý manzu-meþindeki yedi kýraati on'a tamamlamak üzere ed-Dürrdy\ naz-metti; daha sonra Ebû Amr ed-Dânî'nin et-Teysîfini ele alarak ayný þeyi onun üzerinde gerçekleþtirdi: Ebû Ca'fer el-Kârî, Ya'kûb el-Hadramî ve Halef b. Hiþâm'ýn kýraatlerini ona dercetüði bu ça­lýþmasýna Tahbîrü't-Teysfr ff kýrââti'l-eimmetiTaþere adýný verdi. Özellikle bu iki eser üzerinde yaptýðý çalýþmalarýyla sanki o-bun-dan böyle Hýrzü'i-emânî yi okuyanlarýn ed-Dürre'y\ ihmal etme­mesini, et-Teysîf'm yerini Tahbîrü't-Teysîf in almasýný istiyordu; Aþere üzerinde dururken yedi imama ilave ettiði üç imamýn kýra­atlerinin de sahih senedle geldiðini, onlann her bir rüknünün Hz. Osman'ýn mushaflannýn hattýna, bir veçhile de olsa nahiv kaide­lerine uygun olduðunu savundu.

Îbnü'l-Cezerî çabalannda amacýna ulaþtý; Ýbn Mihrân en-Nîsâbûrî'nin ilk defa el-Gâye fý'l-kýrââti'l-'aþr adlý eseriyle bir a-raya getirdiði meþhur on imamýn kýraati onun bu çalýþmalarýyla yaygýnlaþtý, zaman içinde bu ilmin tedrisinde bütünlüðünü koru­yarak günümüze ulaþtý. Bazý Ýslâm ülkelerinde, özellikle Türki­ye'de kýraat tedrisatýnda korunagelen icazet geleneðindeki isnâd zincirlerinin genellikle Ýbnü'l-Cezerî'ye dayanmasý, bir baþka ifâ­de ile günümüzden Hz. Peygamber'e ulaþan kýraat silsilelerini!1 en yoðun kesiþme noktasýnda Ýbnü'l-Cezerî'nin bulunmasý, onun

es Kýraatlerin Tasnifi so 97 bu ilimdeki haklý otorite ve itibariyle doðrudan ilgilidir. Burada Ýbnü'l-Cezerî'nin çoðu kýraata dair yüz kadar kitap ve risale yaz­dýðýný da zikretmemiz gerekir. [242]


[239] Ali Eroðlu, "Ýbn Mihran eivNîsâbûrî", D/A, Ýstanbul 1999, XX, 199.

[240] Tayyar Alükulaç, "Ýbnü'l-Cezerî", Ýstanbul 1999, DÎA, XX, 553

[241] bk. en-Neþr,\, 44-45.

[242] Ýbnü'l-Cezerî'nin biyografisi baþta kendi eseri Gâyetü'n-Nihâye olmak üzere pek çok kaynakta bulunmaktadýr. Bu konuda þu kaynaklardan ya­rarlanýlabilir; Muhammed Mutî' el-Hâfiz, el-Ýmâm Þemsüddîn Ýbnü'l-Cezerî, Dubai 1414/1994; Ali Osman Yüksel, Ýbn Cezeri ve Tayylbetü'n-Neþr, Marmara Üniv. Ýlahiyat Fak. Vakfý Yayýnlarý, Ýstanbul 1996, s. 147-238; M. Ben Cheneb, "Ýbnülcezerî", ÝA, V/2, 850-851; Tayyar Altýkulaç, "Ýbnü'l-Cezerî", DÝA, XX, 551-559; Abdülhamit Birýþýk, "Ýbnü'i-Cezeri", Yaþamlarý ve Yapýtlarýyla Osmanlýlar Ansiklopedisi, MÝ, Yapý Kredi Yayýnlarý, Ýstanbul 1999,1, 610-611. Abdülhamit Birýþýk, Kýraat Ýlmi ve Tarihi, Emin Yayýnlarý, Bursa 2004: 91-97.

içimdeki tüm putlarý kýrdým ve sana yöneldim Rabbim...
Bu geliþimi kabul et, beni benden al, beni sana baðýþla...
-Fussilet-
_____________________________________________
Bugün gam tekkegahýnda feda bir canýmýz vardýr
Gönül abdal-ý aþk olmuþ gelin kurbanýmýz vardýr
Çimende bülbülü gördüm yaman efgan ile söyler
Dili kahhar ile her dem gül-i handanýmýz vardýr


Urfalý Abdi


Oruç nedir?, Orucu Bozan Haller ,  Ramazan Orucu...

Yukar git