Haziran 26, 2019, 10:24:02 S
Haberler:

Neredeyse cehennem öfkesinden çatlayacak! Her ne zaman oraya bir topluluk atýlsa, onun bekçileri onlara: Size, (bu azap ile) korkutucu bir peygamber gelmemiþ miydi? diye sorarlar. (Mulk -8)

Fâtiha Sûresi Tefsiri

Balatan Resulehasret, Haziran 04, 2008, 03:42:06 S

« nceki - sonraki »

0 ye ve 1 Ziyareti konuyu incelemekte.

Aa git

Resulehasret

-1-


FÂTÝHA SÛRESÝ TEFSÝRÝ



Mushaf’taki sýralamaya göre bi-rinci, nüzûl sýrasýna göre beþinci sûre-dir. Âyetlerinin sayýsý yedidir. Mekke’de nâzil olmuþtur.












“Rahmân ve Rahîm olan Allah'ýn adýyla”


Hamd âlemlerin Rabbi olan Allah’a aittir. Salât ve selâm Allah’ýn Rasûlü-ne, âline ve ashabýna olsun. Rabbimiz bizden kabul buyur. Çünkü sen duala­rýmýzý iþiten ve her þeyi hak­kýyla bilen­sin.
















1: “Rahmân ve Rahîm olan Allah’ýn adýyla”
2: “Hamd Âlemlerin Rabbine mahsustur.”
3: “O, Rahmân ve Rahîmdir.”
5: “Ancak sana kulluk eder ve ancak yardýmý sen­den dileriz.”
6: “Bizi doðru yola hidâyet eyle!.”
7: “O kendilerine nîmet verdiðin mutlu kimselerin yoluna. O gazaba uðramýþlarýn ve sapmýþlarýn yoluna de­ðil.”

Tertip sýrasýna göre kulluk kitabýmýzýn birinci sýrasýnda yer al­mýþ, Mekke’de nazil olmuþ Fâtiha sûresi diye maruf bir sûreyle karþý karþýyayýz. Ýnþallah iki üç haftalýk bir ders süresi içinde Rabbimizin bu sûrede bize intikal ettirmeyi murad buyurduðu mesajlarýný, bize ulaþ­týrmayý dilediði kulluk maddelerini tanýmaya çalýþacaðýz. Rabbim, an­latana anlatýlanýn güzelliðine uygun bir vüs’at, bir anlatým güzelliði versin. Hem anla­tana, hem de dinleyenlere iman etmek ve amel et­mek üzere, Allah kelâmýný dinleme þuuru nasip buyursun inþallah.

Þunu itiraf edeyim ki; Fâtiha sûresini anlamak ve anlatmak ger­çekten çok zordur. Çünkü “Ümmü’l Kitap” Kita­býn anasý ve “Fâtihatu’l kitap” Kitabýn açýcýsý, kitabýn anahtarý sayýlan bu sûre, hemen hemen Kur’an’ýn tümüne bir bakýþtýr. Onun içindir ki bu sûreyi anlayabilmek ve anlatabilmek için Kur’an’ýn tü­münü anlamayý, Kur’an’ýn tümüne vukûfiyeti gerektirecektir.

“Kur’an’ýn tamamý Fâtiha’da, Fâtiha’nýn tamamý da besmelede toplanmýþtýr”.

Buyuran Hz Ali (r.a) hazretleri de herhalde bunu kasteder. Kur’an’ýn tamamý Fâtiha’da, Fâtiha’nýn tamamý da besmelede özetlenmiþtir. Onun içindir ki Fâtiha’yý an­layabilmek Kur’an’ý anlamaya baðlýdýr. Kur’an’dan on sûre bilen bi­risinin Fâtiha’yý anlamasý ve anlatmasýyla, yirmi sûre bilenin anlamasý ve anlat­masý farklý olacaktýr. Kur’an’ýn tümüne vakýf olan birisinin anlat­masý elbette farklý olacaktýr. Keþke þurada, içimizde böyle birisi ol­saydý da Fâ­tiha’yý ondan dinleseydik.

Ama inþallah ben anlayabildiðim kadarýyla size anlatayým, duyabildiðim kadarýyla size duyurmaya çalýþayým, ben de, sizler de Fâ­tiha’yla kuþanalým. Ben de, sizler de yarýna Fâtiha bi­len birileri ola­rak çýkalým. Ben de, sizler de Fâtiha’yla dirilip çevremiz­dekileri Fâ­tiha’yla diriltelim inþallah.

Kur’an’ýn daha bir güzel anlaþýlabilmesi için âlimlerimiz onu ikiye ayýrýrlar; Mekkî ve Medenî diye. Yine meselâ Mevlânâ Ebul Ke­lâm ve Elmalý merhum gibi bazýlarý da Fâtiha ve diðerleri diye Kuraný ikiye ayýrýr. Bunlarýn delilleri de Kur’an-ý kerim’deki þu âyet-i kerimedir:
“Andolsun ki, sana daima tekrarlanan yedi âyetli (Fâtiha’yý) ve Kur’an-ý Azîm'i verdik.
(Hicr 87)

Rabbimiz kitabýný iþte böyle tekrar edilen yedi ve Kur’an diye ikiye ayýrýrken, kimilerinin de günümüzde farklý ayýrýmlar yap­týklarýna þâhit oluyoruz. Meselâ kimilerinin iman ve diðerleri diye kitabý ikiye ayýrdýklarýný ve sadece kitabýn iman âyetlerini gündeme getirip öteki âyetleri görmezden geldiklerini, kimilerinin zikir âyet­leri ve diðerleri diye onu ikiye ayýrýp sadece zikre konu olan âyet­leri bayraklaþtýrýp ötekileri örttüklerini, kimilerinin cihad ve diðerleri diye onu ikiye ayýrýp sadece cihad âyetlerini terennüm edip diðerle­rini diskalifiye ettiklerini, kimilerinin kýssa ve diðerleri diye, kimileri­nin ahlâk âyetleri ve diðerleri diye, kimilerinin tevhit âyetleri ve di­ðerleri diye onu ikiye ayýrýp bir bö­lümünü sürekli gündeme getirip öteki bölümü görmezden geldiklerini görüyoruz. Tabii böyle iþine gelen tarafý gündeme getirip öbür tarafý örtmek adýna deðil de Kur’an daha güzel anlaþýlsýn diye âlimlerimiz Fâtiha ve diðerleri diye onu ikiye ayýrmýþlardýr.

Fâtiha’nýn genel muhtevasýna baktýðýmýz zaman üç bölüm­den müteþekkil olduðunu görürüz:

1, Övme (hamd),

2, Talep (isteme),

3, Talebe cevap.

Sûrenin bu üç bölümü ihtiva ettiðini görüyoruz. Bunu þöyle anlayabiliriz: Farz edin ki resmi bir daireden, bir makamdan bite­cek bir iþimiz var. Bir daire müdürüne sunacaðýmýz bir maruzatý­mýz, yahut ondan bitecek bir iþimiz var. Ne yaparýz? Önce bu mü­dürün yanýna kadar gidilir ve övülür müdür. Ýþte sen bu makamýn sahibisin, sen bu iþin ehlisin diyerek methedilir. Sonra da halimizi, maruzatýmýzý ona arz ederiz. Benim durumum þudur, þöyle bir müþkilim var ve hu iþin halli sendedir, bunu sen halledersin. Ne olur bu iþime bir el atýp ta­vas-sut ediversen, þuraya bir telefon ediversen, bir emir veriversen deriz.

Ýþte Fâtiha’nýn muhtevasý da aynen böyledir. Fâtiha’da da önce överiz Rabbimizi, hamd ederiz O’na. Hamdimiz, övgümüz sana­dýr ya Rabbi! Sen buna lâyýksýn! Sen bunun ehlisin! Senden baþka ham-de lâyýk birini bilmiyoruz! Bu iþin sahibi sensin! deriz. Sonra da kulluðumuz sanadýr Allah’ým! Köleliðimiz sanadýr! Sen­den baþkasýna kulluk yapmayýz! Senden baþkasýna minnet etme­yiz! Senden baþka­sýnýn önünde el açýp dilencilik yapmayýz! Sen­den baþkasýna halimizi arz et-meyiz! Senden baþkasýndan bir þey beklemeyiz! dedikten sonra hemen müþkilimizi, maruzatýmýzý, ta­lebimizi söyleriz. Allahým! Sen bu iþin ehlisin, ne olur bize sýrat-ý müstakimi gösteriver. Bize doðru yolu gösteriver! Bizi doðru yola iletiver! Bizi doðru yoldan ayýrma! deriz.

Fâtiha’daki bizim bu ýsrarlý talebimize karþýlýk Rabbimiz de bun­dan sonraki sûrenin, yâni Bakara sûresinin ikinci âyetinde ce­va­ben buyurur ki: Kullarým! Gerçekten siz bu talebinizde ciddi mi­siniz? Gerçekten benden ne istediðinizin farkýnda mýsýnýz? Eðer sarhoþ filan deðilseniz, eðer aklýnýz baþýnýzdaysa, eðer gerçekten benden ne is­tediðinizin farkýndaysanýz, yâni sýrat-ý müstakim tale­binizde ciddi ise­niz, öyleyse iþte istediðiniz sýrat-ý müstakim. Ýþte istediðiniz hidâyet buyurarak kitabýný karþýmýza çýkarýveriyor:
“Elif lâm mîm. Ýþte kendisinde þüphe olmayan bu kitap muttakiler için hidâyet kaynaðýdýr."
(Bakara 1,2)

Ýþte Kur’an! Ýþte hidâyet! Ýþte doðru yol! Ýþte kendisinde asla þüphe olmayan ve kendisiyle yol bulmak isteyenlere yol gösterici olan Kur’an! buyurarak bize kitabýný gösteriveriyor, önü­müze kitabýný açý­veriyor. Ýþte bizim Fâtiha’daki talebimizin cevabý budur.

Bir insan düþünün ki günde en az kýrk defa namazlarýnda Al­lah’tan sýrat-ý müstakim istiyor. “Ya Rabbi ne olur bana dosdoðru yolu göster, ne olur beni sýrat-ý müstakime hidâyet et” di­yor. Allah da; “Ey kulum, iþte sýrat-ý müstakim! Ýþte istediðin dosdoðru yol!” buyurarak kitabýný kendi­sine arz ettiði halde, yine de Kur’an’la beraber olmu­yor-sa, Kur’an’la yol bulmaya çalýþmýyorsa, Kur’an’ý anlamaya çalýþmý­yor-sa, ona müra­caata yanaþmýyorsa, esasen bu adam ne istediðinin farkýnda ol­mayan bir sarhoþtan baþkasý deðildir. Namazlarýnda ne dediðinin, ne okuduðunun, ne istediðinin farkýnda olmayan sarhoþtur bu in­sanlar.

Öyle deðil mi? Meselâ birine yol sorup da o yola koyulma­yan insan, ya küstahtýr, ya da ne dediðinin, ne istediðinin, ne sor­duðunun farkýnda olmayan bir sarhoþtur. Madem ki gitmeyecektin niye sordun? Sordun niye gitmiyorsun? Ama adam sarhoþ. Aklý ba­þýnda deðil. Ne dediðinin, ne istediðinin farkýnda deðil. Günde an az kýrk defa namazlarýnda:
“(Ya Rabbi) Bizi doðru yola hidâyet eyle!.”
(Fâtiha 6)

Diyor. Ya Rabbi! Ne olur bizi hidâyete ulaþtýr! Bize sýrat-ý müsta­ki­mini göster! diyerek Allah’tan böyle bir talepte bulunurken, söy­lediði bu cümlenin, okuduðu bu âyetin ne anlama geldiðini bilme­diði için, o anda ne dediðinin, ne istediðinin farkýnda olmadýðý için, týpký bir sarhoþ gibi bu âyeti okuduðu için bu talebin cevabý olan Kur’an’la beraber olma gereði, Kur’an’la yol bulma gereði de duy­ma­maktadýr.

Ve iþte Fâtiha’daki bu talebine karþýlýk Rabbimizin gösterdiði hidâyet rehberi olan Kur’an’ý gece gündüz anlamaya çalýþmayan her­kes sarhoþtur. Kitaptan habersiz yaþayan herkes Allah’a karþý büyük bir küstahlýk içindedir. Elinde kendisi rehberliðinde bir hayat yaþamasý gereken Kur’an olduðu halde o kitaptan habersiz yaþayanlar, kitaptan habersiz hayatýna program yapanlar kesinlikle yolsuz yordamsýzdýrlar.

Daha önce ifade ettiðimiz gibi Fâtiha sûresi için Rabbimiz “Seb'ül Mesânî” buyurur. Tekrar edilen yedi mânâsýna. Çünkü Fâtiha sûresi tüm namazlarýn tüm rekatlarýnda tekrar edilir. As­lýnda namazýn bir önceki rekatýnda okunan bir sûrenin bir sonraki reka­týn-da okunmasý mekruhtur. Ama Fâtiha böyle deðildir. Her rekatta okumaktayýz bu sureyi.

Fâtiha sûresinin yedi âyeti vardýr. Yedi, Ýslâm’da son­suzluk ifade eder. Kâbe’nin etrafýndaki tavafýn sayýsý yedidir. Safa ve Merve arasýndaki say’in sayýsý yedidir. Yedi kat sema vardýr. Allah’ýn günle­rinin sayýsý yedidir. Bunlar hiç durmadan nasýl sürekli devam edip du­rurlarsa Fâtiha da hiç durmadan sürekli okunur du­rur.

Sûrenin ismi sadece “Seb’ül Mesâni ve Fâtiha” de­ðil­dir. Bunlarýn dýþýnda onun baþka isimleri de vardýr. “Ümmü’l kitap, Fâtihatu’l kitap, Sûre’tül hamd, Esas, El Vâfiyye, El kâ-fiyye, Kenz, Es Salât, Sûre-i Þükür, Sûre-i Dua, Sûre-i Þifa, Ta’lim-i Mesele” gibi isimleri de vardýr.

Allah’ýn Resûlü Fâtiha’nýn faziletiyle alâkalý bir hadislerinde bu­yurur ki:

“Þu dört âyet Rabbimin arþýnýn altýnda asýlý idi de Rabbim onlarý çok sevdiði kullarýna hediye olarak in­dir-di.”

Bunlardan birisi de Fâtiha’dýr. Hattâ melekler: “Ya Rabbi sen onlarý, onlarýn kýymetini bilmeyen insanlara mý indiriyorsun?” Demiþ­lerdi de Cenâb-ý Hak: “Siz bilmezsiniz, ben bilirim!” Ýnsanlar onun kýy-me­tini bilecekler buyurmuþtu. Gerçekten de tarih boyunca onun kýy­metini bilenler bildiler. Kitabýn kýymetini, Fâtiha’nýn kýymetini bi­len­ler hiç bir zaman eksik olmamýþtýr. Onun anlaþýlmasý, tebliði ve mu­hafa-zasý adýna niceleri kendilerini feda ettiler. Kur’an adýna bu üm­metten nice baþlar verildi. Nice canlar feda edildi. Onun anla­þýlmasý ve mu-hafazasý adýna niceleri baþlarýný verdi de baþlarýnýn gittiðinin farkýna bile varmadýlar.

Hiç bir kitaba nasip olmayan hýfz ancak bu kitaba nasip oldu. Yeryüzünde baþtan sona ezbere bili­nen hiç bir ki­tap yoktur, ama yoklayýn Müslümanlardan en az onda biri bu kitabýn hafýzýdýr. Yeryüzü bu kitabýn hafizlarýyla doludur.

Bir gün Ayþe annemizin yanýnda Hz Yusuf (as) ve Mýsýr’daki ha­yatýndan söz açýlýr. Mýsýr’daki saray sosyetesi kadýnlarýn Hz Yu­suf’-un güzelliði karþýsýnda dayanamayarak elma yerine ellerini doðra­dýklarýndan söz edilir. Kadýnlýk duygularý galeyana gelen an­nemiz der ki: “Ne yâni! Mýsýr’da üç beþ kadýn Yusuf’u görünce onun güzelliði karþýsýnda hayrete kapýlýp parmaklarýný doðramýþ­lar. Bu da büyük bir þey mi sanki? Halbuki benim sevgilim öyle güzel ki onu bir kere gö­ren, benim sevgilimin cemalini bir kere seyreden nice binler vardýr ki, onun yolunda baþlarýný vermiþlerdir” Hattâ onun yüzünü bile görme­dikleri halde ona inanmýþ nice binler vardýr ki onun uðrunda boyunla­rýný verdiler de o baþý verenlerin haberleri bile olmadý. Onun uðrunda nice canlar verildi de o canlarýn sahipleri can verdiklerinin farkýna bile varmadýlar.

Hattâ iþte þu anda ondan asýrlarca sonra geldik­leri halde, onun cemâlini bile görmedikleri halde, bir kere adýný duyup ona gönül vermiþ, onun dâvâsýna iman etmiþ niceleri onun uðruna kellerini ver­meye devam etmektedirler. Ýþte Çeçenistan, Filistin, Bosna ve doðu­suyla batýsýyla tüm Ýslâm dünyasý.

Tarih boyunca ve bugün bu kitabýn, bu peygamberin kýymetini bilenler hiç bir zaman eksik olmamýþtýr. Bu kitabýn ezber­lenmesi adý-na, bu kitabýn okunup anlaþýlmasý adýna, bu kitabýn muhafazasý, ha-yata hâkimiyeti adýna nice kelleler, nice canlar, nice ömürler, nice me-sailer fedâ edilmiþtir.

“Ben isteseydim Fâtiha’dan yüz deve yükü kitap telif eder­dim” buyuran Hz. Ali Efendimizden tutun da, Fâtiha’dan bin mesele çýkaran Fahreddin Râzî’ye kadar, Fâtiha’yý anlayabilmek için on, on beþ yýlýný veren selef­ten pek çoklarýna kadar onun kýymetini bilenler bildiler. Al­lah biz­leri de Fâtiha’nýn kadr u kýymetini bilenlerden, onu anlayýp onun is­tediði gibi inanan ve yaþayan kullarýndan eylesin inþallah.

Bu kýsa mukaddimeyle genel bir bakýþ yaptýðýmýz sûrenin âyetle­rini tek tek tanýmaya çalýþalým inþallah.


1: “Rahmân ve Rahîm olan Allah’ýn adýyla”

Fâtiha sûresinin birinci âyeti besmeledir. Âlimlerimizin ekseri­ye­tinin görüþü budur. Kur’an-ý Kerim’de 114 yerde besmele vardýr. Bunlardan 113 tanesi sûre baþlarýnda, bir tanesi de Neml sûresinde, sûre ortasýndadýr.
“Süleyman’dan bana Rahmân ve Rahîm olan Al­lah’ýn adýyla bir mektup býrakýldý.”
(Neml 30)

Âlimlerimizin ekseriyetine göre Neml sûresinin ortalarýnda ge­çen bu besmele sûreye ait bir âyettir. Diðer sûre baþlarýnda ge­çen besmeleler de o sûrelere ait birer âyettirler.

Besmele çok çeþitli fonksiyonlara sahip bir muammadýr. Bes­mele bizim dilimizde koruyucu bir melektir âdeta. Bir türlü dilimizden düþürmeyiz onu. Çin’den gelmiþ çok kýymetli bir vazo. Bir yere koyar­ken besmele, silerken kýrýlmasýn diye besmele. Yemek yerken þeytaný yediðimize ortak etmemek için besmele, az yemek için besmele, doymak için besmele. Ticaretle uðraþýyorsak müþ­teri bol olsun, kazancý­mýz iyi olsun diye dükkanýn kapýsýný açarken besmele, aman hýrsýz girmesin diye kapatýrken besmele. Para sayarken aman yanlýþlýk yapmayalým diye besmele. Tehlikeli bir iþ yaparken besmele, ampulü takarken, sökerken aman elektrik çarpmasýn diye besmele, bes-mele, besmele. Âdeta koruyucu bir melek gibi onu dilimizden hiç düþürme­yiz. Hattâ bazýlarýna göre iyi bir besmele çekersen suda yürür, gökte uçarsýn. Besmele sadece bu iþler için kullanýlýyor bugün. Onun bizim hayatý­mýzdaki fonksiyonu iþte bu kadar basitleþtirilmiþ.

Halbuki besmelenin bizim hayatýmýzdaki mânâsý ve rolü bu ka­dar basite indirilmemeliydi. Çünkü besmelenin bizim hayatýmýzda ta­þýdýðý çok daha büyük fonksiyonlarý vardý.

Besmeleyi biraz tanýmaya çalýþalým inþallah. Hani demin söyle­miþtim; Hz. Ali Efendimiz der ki:

"Kur’ân’ýn tamamý Fâtiha’da, Fâtiha’nýn tamamý besmelede, besmelenin tamamý da (B) harfin de toplan­mýþtýr.”

Her gün, her namazýmýzda defalarca okuduðumuz ve âlimle­rimi­zin beyanýyla Kur’an’ýn tamamýný içine alan bu besmele­nin “B” harfi nedir acaba? “B” harfi Türkçe’de “ile” mânâsýna gelen bir bað­laçtýr. Arapça’da bunun adýna “ilsak” denir. Bir konuþ­mada, bir ya­zýþmada “ile” kelimesini gördüðümüz veya duydu­ðumuz zaman he-men anlarýz ki, iki taraf var ve bu iki taraf ara­sýnda bir ilgi, bir bað, bir münâsebet kuruluyor. Meselâ “Hasan ile Tahir” ifadesinde, bu “ile” baðlacýný görünce hemen iki taraf arasýnda, yâni Hasan ile Tahir arasýnda bir alâkanýn, bir münâsebetin kurulduðunu anlarýz. Bu cümle nasýl tamamlanýrsa tamamlansýn fark etmez. Hasan ile Tahir Afganistan'a gittiler, veya beyaz giyinmiþ­ler gibi. Ýþte bu “Ýle” kelime­siyle ikisi arasýnda bir münâsebetin ku­rulduðunu anlarýz.

Biz Besmelenin daha “B” harfine baþlarken, “Bi” ”Ýle” der­ken hemen iki taraf olduðunu ve bu iki taraf arasýnda bir münâse­betin kurulduðunu görürüz. Peki kimle kim arasýnda bir münâse­bettir bu? Allah ile kul, âbid ile Mâbûd, Rab ile âbid arasýnda bir münâsebet. Allah ile kul arasýnda bir iliþki kuruluyor. Peki nedir bu münâsebet? Kulluk münâse­beti, ubûdiyet ve rubûbiyet münâsebeti. Demek ki Besmele Al­lah’la kulun irtibatýnýn beyaný, Rab ile âbid arasýndaki kul­luk mu­kavelesidir. Baþka bir ifadeyle Allah’la kul arasýndaki program maddelerinin tespitidir. Yâni bir mü'min besmelenin daha “B” har­fine baþlarken þunu demektedir: Ya Rabbi! Þu anda senin adýna, senin namýna, senin için, sen istediðin için, senin benim hayatýma aldýðýn kulluk maddelerinden birini söyleyeceðim veya yapacaðým demekte­dir.

Ýnsan ya konuþmaya baþlarken, ya da bir iþ yapmaya baþlar-ken besmele çeker. Meselâ ben burada konuþmaya baþlarken bes­mele ile baþladým. Bu þu demektir: Ben Allah adýna, Allah he­sabýna, Allah namýna bu iþi yapmaya baþlýyorum. Ya Rabbi! Ben þu anda se­nin namýna, senin hesabýna, senin adýna konuþuyo­rum. Yâni yapaca­ðým bu konuþmayý yapmamý sen benden istedi­ðin için, bunlarý ko­nuþmamý kulluk maddesi olarak benim haya­týma sen aldýðýn için ko­nuþmaya baþlýyorum. Çünkü Allah’la kul arasýndaki bu kulluk mad­delerini tespit eden kimdir? Bunu da he­men Besmelenin ikinci keli­mesinden anlýyoruz ki “Bismillah” Allah adýna.

Öyleyse kul için, kulu adýna kulluk maddelerini tespit eden Allah’týr. O halde besmeleye baþlarken biz demek istiyoruz ki: Ya Rab-bi! Þu anda ben senin benim için, benim adýma tespit ettiðin, hayatýma koyduðun, yapmamý istedi­ðin kulluk vazifelerinden, kulluk mad­delerinden birini yapacaðým, yapmaya baþlýyorum. Yâni bir ko­nuþ-maya veya bir iþ yapmaya baþ­larken besmele çekerek ya Rabbi bunu yapmamý sen istediðin için senin adýna yapmaya baþ­lýyorum diyoruz, ya da bunu ortaya koyma adýna besmele çekiyo­ruz.

O halde meselâ içki içerken, içki içmeye baþlarken çekebilir-se­niz besmele çekin. Veya zinaya baþlarken, faizli muamelelere gi­rer-ken, tesettüre uymayan bir elbiseyi üzerinize giyerken, sakalýnýza usturayý vururken, vurdururken, yabancý bir kadýnýn elini sýkarken, ha­ramla, israfla kurulmuþ bir sofraya otururken, parmaðýnýza altýn bir yüksük takarken, meþru olmayan bir paraya el uzatýrken, kanalizas­yonlarý seyretmeye baþlarken, eliniz onun düðmesine giderken, mâlâ-yâni iþlerken çekebilirseniz besmele çekin. Allah adýna, Allah namýna, Allah istediði için ben bunu yapmaya baþlýyorum deyin diye­bilirseniz.

Eðer Allah içki içmenizi istiyorsa, veya üzerinize tesettüre uygun olmayan bir elbise giymenizi istiyorsa besmele çekin. Ya Rabbi, ben bunlarý senin adýna, senin namýna, sen istediðin için yap­maya baþlýyorum deyin. Ama yok Allah bütün bunlarý yapmanýzý iste­mi­yor-sa, o zaman bunlarýn baþýnda “bismillah” demeye hakkýnýz yoktur. Ya Rabbi ben bunlarý se­nin adýna, senin namýna yapýyorum, sen istediðin için yapýyorum diyemezsiniz.

Hattâ haramýn baþýnda besmele çekmek insaný din­den bile çýkarýr. Çünkü haramýn baþýnda besmele çekmek onu helâl kabul etmektir ki bu küfürdür Allah koru­sun. Haramýn ba­þýnda besmele çekmek Allah’a akýl vermeye kalkýþ­mak ve Allah’a en büyük iftira etmektir. Allah’ýn istemediklerini O isti­yormuþ po­zisyonunda, O’nun adýna yapmaya çalýþmak zulümlerin en büyüðü­dür.

Ýþte besmelenin bizim hayatýmýzdaki rolü budur. Öyleyse ha-ya­týmýzda baþýnda besmele çekemeyeceðimiz iþimiz olmamalýdýr. Yâ-ni bismillah diyerek, Allah adýna diyerek yapacaðýmýz her iþimiz, ko-nuþacaðýmýz her sözümüz Ýslâmî olmalýdýr. Esasen besmele Ýslâmî bir hayatýn ifadesidir. Besmele mahza Ýslâm’dýr. Onun içindir ki Kur’-an’ýn tamamý onda toplanmýþtýr. Mü’min besmele çekeme­yeceði bir hayatýn adamý deðildir. Onun yaptýklarýnýn tamamý kul­luk akdine uy-gun olmalýdýr. Yaptýðý her þeyin yaptýrýcýsý Allah ol­malýdýr. Ýþte o za-man mü’min her iþinin baþýnda besmele çekebi­lecektir.

Ýþte bu mânâda insanlarýn kimilerinin besmelesi farklýdýr. Ha­yat­larýnýn programlayýcýsý Allah olmayan, amellerinin yaptýrýcýsý Allah olmayan, hayatlarýnýn kulluk maddelerini Allah’tan baþkalarýnýn aldýðý kimselerin besme­leleri farklýdýr. Meselâ hayatlarýný Firavunlar adýna yaþayan, yap­týklarýný Firavunlar adýna, onlarý razý etme, onlarý yü­celt-me adýna yapanlar “Bi iz­zeti Firavun” Firavun adýna, Firavun namýna, Firavun þerefine derler. Kimileri “Bi ismi para” Kimileri “Bi ismi kadýn” Kimileri “Bi ismi menfaat”Kimileri “Bi ismi Tâðut” Kimileri “Bi ismi dünya” Kimileri “Bi ismi moda” “Bi ismi çevre” “Bi ismi âdet”diyorlar. Çünkü onlarýn hareket nokta­larý bu varlýklardýr. Onlarýn hayat programlarýný belirleyenler bu var­lýklardýr.

Yâni onlarýn kulluk maddeleri bu varlýklarýn istediði biçimde gerçekleþmektedir. Yâni onlarýn yaptýklarýnýn tümünün yaptýrýcýsý bun-lardýr. Hayatlarýný Al­lah’tan baþkalarý adýna yaþayan insanlarýn el­bette besmeleleri de farklý olacaktýr.
O halde önemine binaen þu gerçeði bir daha söyleyelim: Müs­lüman olarak bizim hayatýmýzda baþýnda besmele çekemeye­ceðimiz iþimiz olmamalý. Veya besmele çektiðimiz her iþimiz, Allah adýna diye baþladýðýmýz her þeyimiz Allah’ýn rýzasýna uygun olmalýdýr. Allah’ýn istediði cinsten olmalýdýr. Çünkü bizim hayatýmýza kulluk maddesi alan sadece Allah’týr. Bizim program yapýcýmýz, yaþam belirleyicimiz sadece Allah’týr, bunu hiçbir zaman unutmamalýyýz.

Bizim hayatýmýzýn kulluk maddelerini alan Allah’týr. Bu­rada kul olarak bizim hatýrýmýza þöyle bir sual gelebilir. Tamam, benim haya­týmda yaptýklarýmýn, yapacaklarýmýn tümünün kararýný alan Allah’týr. Ben O’nun benim adýma tek taraflý seçtikle­rini yapacaðým. O benim adýma neleri yapmamý istemiþse ben sadece onlarý yapacak, neleri yapmamamý istemiþse onlardan uzak dura­rak irademi O’na teslim edeceðim. Tamam bunu anladým ve ka­bullendim de, acaba Rabbimin tek taraflý, bana sormadan, benim fikrimi almadan benim hayatýma tespit ettiði bu programýn, bu yaþam biçiminin, bu kulluk prensiplerinin tamamý benim menfaatim icabý mýdýr? Acaba Rabbimin benim adýma aldýðý kararlarýn tamamý benim hayrýma mýdýr? Acaba Rabbimin ka­rarlarýnýn tamamýný yapayým mý? Yap­mayayým mý? Yaparsam ne ka­zanýr, ne kaybederim? Kul olarak aklýmýza böyle bir soru gelebilir.

Meselâ ben insanlardan birisiyle, içinizden birisiyle bir ticaret ortaklýðý yapmaya karar versem, ortaklýk anlaþmasýnýn þartlarýný tek taraflý olarak karþýmdaki þahsýn hazýrlamasýna razý olmam, ola­mam. Çünkü karþýmdaki bir insandýr. Zaaflarý vardýr, menfaat duygusu var­dýr. Kendi lehine hareket ederek beni kandýrabilir. Onun içindir ki bu konuda ondan kuþkulanabilirim ve gözü kapalý ona teslim olmayabili­rim. Zira karþýmdaki bir insandýr ve her ân beni kandýrabilir. Meselâ karþýma þöyle bir anlaþma metniyle ge­lebilir: Sermayenin 10/9 unu bana, 10/1 ni kendisine, kârýn da 10/1 ni bana, 10/9 nu kendine ayý­rabilir. Böyle bir anlaþma þart­namesiyle, metniyle karþýma çýkýp baþ­tan beni kandýrabilir. Ýnsan olduðu için kuþku duyabilir, onunla böyle bir iliþkiye girmeyebilirim.

Ama Allah için böyle bir þeyi düþünmek mümkün deðildir. Çünkü bakýn bizim hayatýmýza bize danýþmadan tek taraflý kulluk maddesi alan Rabbimiz bu konuda herhangi bir endiþemiz olma­sýn diye besmelenin üçüncü kelimesinde bizi serinletmek ve ra­hatlatmak üzere þöyle buyurmaktadýr.
“(O) Rahmân ve Rahîmdir”

Er Rahmân, Er Rahîm. O Allah Rahmân ve Rahîmdir. Sanki bu­nunla bize diyor ki Rabbimiz: “Kullarým! Benim sizin adýnýza tek ta­raflý alacaðým kulluk maddeleri, yapacaðým hayat programý konu­sun-da sakýn aklýnýza bir þüphe, bir tereddüt gelmesin. Acaba Rabbimizin bizden istedikleri, isteyecekleri bizim hayrýmýza mý, þerri­mize mi? Bizim adýmýza yapacaðý hayat programý acaba bizim men­faatimize mi, zararýmýza mý? diye sakýn bir endiþeniz olmasýn. Çünkü bilesiniz ki ben Rahmân ve Rahîmim. Ben sizin için Rahmân ve Ra­hîmim. Sizi sizden daha çok bilen, sizin hayrýnýzý, sizin menfaatinizi siz­den daha çok düþünen benim. Sizin bilmediklerinizi bilen be­nim. Benim size karþý iliþkim rahmet ve merhamete dayanmakta­dýr. Zaten sizi yoktan var ederken benim bu rahmetim açýða çýk­mýþtýr” buyura­rak, Rahmân ve Rahîm sýfatlarýnýn gündemiyle biz­leri serinletiyor Rabbimiz. O halde Rabbimizle böyle bir kulluk iliþ­kisine girerken zerre kadar bir tereddüt ve korku duymuyoruz. Çünkü adýna iþ yaptýðýmýz, hatýrýna hareket ettiðimiz, hayat prog­ramýmýzý kendisinden aldýðýmýz, bizim adýmýza tek taraflý kulluk maddeleri belirleyen Rabbimiz bize karþý Rahmân ve Rahîmdir. Bizi bizden çok bilen, bizim hayrýmýzý, menfaatimizi bizden çok düþünendir O. Onun için gözü kapalý O’nun programýna teslim oluyoruz.

Rabbimiz bu bölümde bizim tüm tereddütlerimizi izâle ederek kendini bize böylece Rahmân ve Rahîm olarak tanýtýyor. “Kulum, sa­kýn sen bu ko­nuda merak etme! Seni senden daha çok düþünen, se­nin adýna aldýðým kararlarla bildiðin bilmediðin bütün zararlardan seni koru­yan, sana bildiðin bilmediðin bütün menfaatlerini celbeden Rah­mân ve Rahîm’im ben” diyor ve böyle bir kuþkuyu ta iþin baþýnda izâle ediyor, bizi serinletiyor Rabbimiz.

“Rahmân ve Rahîm” Cenâb-ý Hakkýn besmele ile zikredilen iki ismidir. Biliyoruz ki O’na ait olan 99 isminden sadece bu ikisi besmele ile zikredilir. Rabbimizin bu iki ismiyle alâkalý kýsaca þunlarý söyleye­lim: Rahmân; düþünebileceðimiz, hayal edebileceðimiz merhame­tin, þefkatin tümünü içine alýr. O’nun Rahmetinin, merhametinin hudu­dunu insan aklýnýn ihata etmesine imkân ve ihtimal yoktur. Bir hadis­ten öðreniyoruz ki Rabbimizin Rahmeti 99 parçaya bö­lündü ve bu parçalardan sadece bir tanesi dünyaya indirildi. Onun içindir ki, anne yavrusuna merhamet etmektedir. Onun içindir ki, hayvan yavrusuna merhamet etmektedir. Onun içindir ki insan eþine merhamet etmekte­dir. Onun içindir ki, mü'min mü'mine mer­hamet etmektedir. Dünyada O’nun rahmetinin sadece 100/1’ inin tecellisi böyle ise, varýn cennette 100/ 100 ünün tecellisini siz düþünün.

Ama Rabbimizin dünyaya indirdiði bu rahmetinin bu dünyada bazen ters tecelli ettiðini görüyoruz. Meselâ bir Janjark çýkar ve top­lumu adýna kendini yakýverir, rahmet ters tecelli eder. Veya meselâ bir anne sabahleyin yataðýnda mýþýl mýþýl uyuyan yavrusunun baþucuna gelir, merhametinden dolayý onun uykusunu bölmeyeyim diye çocu­ðunu sabah namazýna uyandýrmaz, rahmet ters tecelli eder. Veya bir Müslüman darýlt­mayayým diye arkadaþýnýn namazsýz hayatýna göz yumar, rahmet ters tecelli eder. Veya karýsýnýn, kocasýnýn Ýslâm dýþý tavýrlarýný ona olan sevgisinden ötürü sîneye çeker, onu uyarmaz, rahmet ters tecelli eder. Böyle bizim toplumda ters tecelli etmiþ rah­met misalleri pek çoktur.

Rabbimizin bu Rahmân ve Rahîm isimlerini bazýlarý þöyle an-la­maya çalýþmýþlar: Rahmân sýfatý dünyadakilere umûmîdir. Cenâb-ý Hak mü’min demez, kâfir demez, dinsiz demez, ateist de­mez, komünist demez, þinktoist demez herkese nîmetlerinden bol bol ihsan eder. Hattâ Allah’ýn günü kendisine küfredenlere bile mer­hame­tiyle, rahmetiyle muamele eder. Havalarýný, sularýný, güneþlerini, ni­metlerini kesivermez insanlarýn. Ýþte bu Rahmân sýfatýnýn ge­reðidir. Ama tabi burada mü’minin hatýrýna bir sual gelebilir. Ya Rabbi! Ben dünyada seni Rab ve Ýlâh bildim. Ben hayat progra­mýmý senden al­dým. Bir ömür boyu senin benim adýma aldýðýn kulluk maddelerine ri­âyet ede-rek yaþadým. Ama sen beni bir kâ­firle denk tutuyorsun. Beni ondan niye ayýrmýyorsun ya Rabbi? diye eðer mü’minin hatýrýna bir soru gelirse, o zaman da Cenâb-ý Hak buyurur ki: Kulum! Sen üzülme, ben senin için Rahîmim de ayný zamanda. Benim Rahîm sý­fatým da var. Bu sýfa­týmýn gereði ve tecellisi olarak öbür tarafta sa­dece mü’minlere merhamet edeceðim diyor besmelenin bu bölü­münde. Kulum, sen hiç endiþe etme, öbür tarafta seni cennetime ko­yacak ve yalnýz mü’min-lere cemâlimi göstereceðim buyurur. Rabbimizin Rahmân sýfatýnýn tecellisini burada görüyoruz, ama belki de Rahîm sýfatýnýn tecellisini öbür tarafta göreceðiz. Cennette cema­lini bize göster­mek sûretiyle Rabbimiz bize Rahîm sýfatýyla tecelli edecektir.

Rahmân ismi tek baþýna çocuklara isim olarak konmaz, eðer ko­nursa o þeytan olur diyor Allah’ýn Resûlü. “Abdurrahmân” þek­linde konulabilir.

Rabbimizin “Rahmân” ismi öyle bir isimdir ki, tüm isim ve sý-fatlarý buna baðýmlýdýr. Meselâ Allah “Hâdî” dir, kullarýný hidâyet edicidir, ama bu ismi Rahmân ismine baðlýdýr. Yâni eðer Rabbimiz Rahmân olmasaydý, sonsuz merhamet sahibi olmasaydý kullarýný hi­dâyete ulaþtýrmazdý. Veya meselâ Rabbimiz “Rezzâk” dýr, tüm ya­ratýklarýný doyurup besleyendir, ama eðer Rahmân olmasaydý hiç kimseye rýzk vermezdi. Öyleyse Rabbimizin tüm isim ve sýfatlarýnýn baþý bu “Rahmân” sýfatýdýr.

Besmelenin bizim hayatýmýzdaki fonksiyonu iþte böyle çok bü­yüktür. Rabbimizin tüm isimlerini, tüm sýfatlarýný ihtiva eden bir cüm­ledir besmele. Bize yansýyan yönüyle de besmele mahza kulluðun iz­hârýdýr. Besmele ubûdiyetin, kulluðun izhârýdýr. O halde kendisinden sonra gelecek bütün söz ve iþlerin Ýslâmî olmasý þart­týr. Yoksa her ân Allah’a iftira etmiþ olmaktan kurtulamayýz. Burasý çok önemlidir. Yâni hiç bir zaman unutmayalým ki, besmeleden sonra gelecek bütün amellerimiz, bütün eylemlerimiz kulluk mad­desidir ve besmeleden sonra yapacaðýmýz her þey Ýslâmî olmalý­dýr.

Bakýyoruz Kur’an-ý Kerim’de 114 yerde besmele var. Bunlar­dan 113 tanesi sûre baþlarýnda, sadece bir tanesi sûre içindedir. O da demin ifade ettiðim gibi Neml sûresindedir ve kesinlikle Neml sûresin­deki bu besmele o sûreye ait bir âyettir. Diðerleri ise, yâni sûre baþla­rýndaki besmeleler ise ulemânýn ekseriyetine göre o sûreye ait birer âyettir. Kur’an-ý Kerim’de sadece Tevbe sûresinin baþýnda besmele yoktur ve bu sûreye baþlanýr­ken bes­mele okunmaz. Ýslâm âlimleri bu­nun sebebini þöyle açýk­larlar:

a- Bu sûre müstakil bir sûre olmayýp, Enfâl sûresinin deva­mý­dýr, onun içindir ki, müstakil bir sûre olmayan bu sûrenin baþýnda besmele yoktur derler. Ama biz biliyoruz ki bir sûrenin baþýndan deðil de ortasýndan Kur’an okumaya baþlarken de besmele ile baþlanýr.

b- Âlimlerimizden kimilerine göre de bu sûre müþrikler hak­kýnda bir ültimatom ve ölüm fermanýdýr. Binaenaleyh kâfirlerle bir sa­vaþýn, kýtalýn gündeme getirildiði bir ortamda besmele çekile­rek yâni Rahmân ve Rahîmle irtibat kurularak bu sûreye baþlan­maz demiþler­dir. Onun içindir ki böyle bir ortamda inen bu sûrenin baþýnda bes­mele yoktur. Nitekim kurban keserken de biz besmele çekerek Rah­mân ve Rahîmle irtibat kuramýyoruz. “Bismillahirrahmanirrahîm” di­yemiyoruz, ancak “bismillah Allahu Ekber” diyebiliyoruz.

c- Yine âlimlerimizden kimine göre burada da besmele var­dýr. Zira madem ki Kur’an-ý Kerim’in tümü Fâtiha’dadýr, Fâtiha’­nýn tümü besmelededir, besmelenin tümü de (B) harfindedir. O halde bu sûre de zaten (B) harfiyle baþlýyor ve bu sûrede de bes­mele vardýr.

Fâtiha’nýn ilk âyeti olan besmele ile alâkalý bu kadar söz yeter. Sûrenin ikinci âyeti:
2: “Hamd Âlemlerin Rabbine mahsustur.”

Hamd kelimesinin bir kaç mânâsý vardýr, inþallah þöyle kýsaca özetlemeye çalýþalým:

1- Hamd; hamd etmek, tam ve mükemmel kabul etmek de-mektir. Eksiksiz ve kusursuz kabul etmek demektir. Bu mânâda hamd yalnýz Allah’a aittir. Zira tam ve mü­kemmel olan, eksiksiz ve kusursuz olan sadece Allah’týr. Allah dý­þýnda herkes ve her þey ek------, nâkýs­týr, kusurludur, mükemmel deðildir. “Hasan çok iyi ama ah þöyle ol­masaydý” “Þu yazý çok güzel ama ah þurasý þöyle olmasaydý” “Þu halý çok güzel ama ah þu renk uyumu þöyle olsaydý” deriz deðil mi? Ne­den? Çünkü Allah dýþýnda her þey eksik ve nâkýstýr. Hiç bir þey tam ve mükemmel deðildir. Ama Al­lah için böyle bir þey düþünemeyiz. Al­lah mükemmeldir, tamdýr, eksiksiz ve kusursuzdur. O halde hamd sadece Allah’a aittir.

2- Hamd övmek, methetmek, senâ etmek demektir. Bu mânâ-da da övgü sadece Allah’a aittir. Bizler günde en az kýrk defa namaz-larýmýzda Rabbimize bu ahitte bulunuyoruz. Diyoruz ki; “Ya Rabbi! Hamdimiz, övgümüz, senâmýz sadece sanadýr. Sadece sana hamd eder, sadece seni överiz.” Tabi Allah’ý övmek demek O’nun za­týný öv-mekle beraber, ayný zaman O’nun övdüklerini de övmek de­mektir. Öyleyse biz namazlarýmýzda okuduðumuz bu âyetle günde en az kýrk defa “Ya Rabbi, biz sadece seni överiz, sadece senin övdükle­rini överiz. Senin övüp beðenmediklerini asla övüp beðenmeyiz. Se­nin övüp beðenmediklerini asla sahiplenmeyiz” diyoruz.

O halde, Rabbimize böyle bir ahitte bulunduðumuz namaz son­rasý hayatýmýza bir bakalým. Eðer günde kýrk defa namazlarý­mýz­da; “Ya Rabbi, biz sadece seni ve senin övdüklerini överiz” dediðimiz halde, namaz sonrasý hayatýmýzda Allah’ýn övmediklerini övmeye, Al­lah’ýn övdüklerini de övmemeye kalkýþýrsak, bilelim ki bu halimizle Al­lah’a verdiðimiz bu sözü nakzederek O’nunla dalga geçmiþ, O’na iftira etmiþ oluruz Allah korusun. Meselâ Allah’ýn övmediði bir evi, ev tefri­þini, Al­lah’ýn övmediði bir sofrayý, Allah’ýn övmediði bir kazanma har­cama düzenini, Allah’ýn övmediði bir meslek seçimini, Allah’ýn övme­diði bir alfabeyi, Allah’ýn övmediði bir hukuk sistemini, Allah’ýn övme­diði bir ekonomik anlayýþý, Allah’ýn övmediði bir eðitim sistemini, Al­lah’ýn övmediði bir kýlýk kýyafet modelini, Allah’ýn övmediði bir düðün modelini, hâsýlý Allah’ýn övmediði bir yaþam biçimini, bir ha­yat tarzýný hamd etmeye, övmeye ve sahiplenmeye kalkýþýrsak Allah korusun günde kýrk defa Rabbimize verdiðimiz sözümüzü bozuyor ve baþkala­rýný hamd ederek, baþkalarýnýn yasalarýný, baþkalarýnýn ürünlerini öve­rek, kabullenerek þirk içine düþmüþ oluyo­ruz.

Demek ki bir þey övülecek, bir þey methedilecek, kabullenile­cek, sa­hiplenilecek ve hamd edilecekse unutmamalýyýz ki o þey ancak Allah’la ilgisi kadarýyla övülecek ve hamd edilecektir. Yâni Allah’ýn öv­düðü övülecek, övmediði de asla övülmeyecektir. Namazlarýmýzda bu sözü veriyoruz Rabbimize. Öyleyse þimdi bir bakýn ha­yatýnýza. Bir ba­kalým hayatýmýza. Acaba namazlarýmýzda söz ver­diðimiz gibi sadece Allah’ý ve O’nun övdüklerini mi övüyoruz? Yoksa Allah’ýn övmedikle­rini övmeye, hamd etmeye, sahiplen­meye mi çalýþýyoruz? Yâni ya bi­zim namazlarýmýzda dediðimiz doðrudur, ya da namaz dýþý hayatý­mýzda yaptýðýmýz doðrudur. Namazdaki söylediðimiz Rabbimizden ol­duðuna göre kesinlikle doðru olan o dur. Çünkü Rabbimizin bizden istediði o dur.

Þimdi Allah için bir düþünelim. Namazlarýmýzda Allah’a ne söz veriyoruz ve kimleri ve neleri övüyoruz namaz sonrasý hayatýmýzda? Meselâ bir adam ki, namaz kýlmýyorsa, müslümanca bir hayat ya­þa­mýyorsa bu adamýn durumu, konumu, makamý ne olursa olsun asla övülmesi mümkün deðildir. Çünkü Allah’ýn övmediðini bir mü’minin öv­mesi düþünülemez. Namazsýz bir adam Allah’ýn övmediði bir adam-dýr. Bir eðitim sistemi ki, temeli materya­lizme dayanýyor, Allah âyetlerinin kokusuna bile müsaade etmi­yorsa, Allah’ýn övmediði böyle bir eðitim sistemini bir Müslümanýn övmesi, hamd etmesi, yâni ona sahip çýkmasý, gerek kendisini, gerek ço­cuklarýný böyle bir eðitimin kucaðýna teslim etmesi mümkün deðildir. Bir kýlýk-kýyafet anlayýþý ki, Allah onu övmüyor, bir Müslümanýn bunu sahiplenmesi, bunu hamd etmesi kesinlikle mümkün deðildir. Al­lah’ýn övmediði bir gelinlik ki Sirilanka’-dan getirtilmiþ, dünyada eþi ve benzeri yok. Bir Müslümanýn böyle bir gelinliði övmesi, sahip­lenmesi, giymesi mümkün deðildir. Bir düðün ki onda din adýna sadece mevlit okunmuþ, bir Müslümanýn bunu hamd etmesi, öv­mesi mümkün deðildir. Bir sofra ki israflý, ya da haramlarla hazýrlanmýþ ve onu Allah ve Resûlü övmemiþ. Böyle bir sofrayý bir Müslümanýn övmesi asla mümkün deðildir.

Tamam, sadece Allah’ýn övdüklerini övecek, Allah’ýn beðen­diklerini sahipleneceðiz, bunu anladýk da acaba Allah’ýn neleri ve kim-leri övdüðünü nereden bileceðiz? Bizler Allah’ýn övdüklerini Allah’ýn kita­býndan ve Rasulullah Efendimizin hayatýndan öðreniyoruz. Çünkü ke­sinlikle biliyo­ruz ki Allah’ýn Resûlü Allah’ýn övdüklerini övmüþ ve mahza Allah’ýn övdüðü bir hayatý yaþamýþtýr. Rabbimizin kitabý bunu tescil etmektedir. Öyleyse bir sofra ki Al­lah’ýn Resûlü hayatý boyunca onun baþýna oturmamýþ, benimsememiþ, hamd etmemiþ. Þimdi böyle bir sofrayý mü’minin övmesi mümkün deðildir. Me­selâ karþýnýzda iki sofra var. Birisinde etlisinden, sütlüsünden, tatlýsýndan, Panama mu­zundan, anzer balýna, geyik sütünden ceylan pastýrmasýna kadar ak­lýnýza ne geliyorsa her þey var. Ýkinci bir sofra daha var ki sadece çor-ba, yahut tuz biber var. Hangisini översiniz bunlarýn? Eðer birinci sofrayý över, ikincisini reddederse­niz Fâtiha’da Allah’a verdiðiniz sözü bozuyorsunuz demektir. Hamdi Allah’a mahsus kýlmýyorsunuz, Allah’ý ve O’nun övdükle­rini övmüyorsunuz demektir.

Allah korusun da bugün insanlar, namazlarýnda Allah’a ver­dik-leri ahitlerini bozuyorlar. Allah ve Resûlünün övmediklerini övmeye, hamd etmeye çalýþýyorlar. Allah’ýn övmediði bir hukuku, Allah’ýn öv­mediði bir siyasal yapýyý, Allah’ýn övmediði bir yaþam biçimini, Allah’ýn övmediði bir eðitim yapýlanmasýný, Allah’ýn övmediði bir kýlýk kýyafet anlayýþýný, Allah’ýn övmediði bir kazanma harcama usulünü övmeye ve sahiplenmeye çalýþýyorlar. Ýmaný olan deðil pa­rasý olan övülüyor. Namazý olan deðil villasý olan övülüyor. Takvasý güzel olan deðil sesi güzel olan övülüyor. Ahlâký olan deðil mesleði ve þöhreti olanlar övü­lüyor. Ýlmi yüce olan deðil arabasý pahalý olanlar övülü­yor. Halbuki ke­sinlikle bilelim ki Allah’ýn övdüklerini övmedikçe, Allah’ýn övdüklerini sahiplenmedikçe hamdi Allah’a ait kýlmýþ ola­mayýz. Allah’ýn övdüðü bir yaþam biçimini, Allah’ýn övdüðü bir ha­yat tarzýný övmedikçe, bile­lim ki Fâtiha’da Allah’a verdiðimiz bu ahdi nakzediyoruz, yok sayýyo­ruz demektir.

Unutmayalým ki; Allah’ýn övdüðü hayat tümüyle, Allah’ýn söz sahibi olduðu bir hayattýr. Allah’ýn övdüðü hayat, her saniyesinde Al­lah’ýn egemen olduðu bir hayattýr. Allah’ýn övdüðü hayat, Allah için ya-þanan bir hayattýr. Allah’ýn övdüðü hayat, yaptýrýcýsý, belirle­yicisi Allah olan bir hayattýr. Allah’ýn övdüðü hayatta, dünyanýn âhirete ter­cih edil-mesi yoktur. Allah’ýn övdüðü hayatta, dünya adýna âhiretin ikinci plana atýlmasý yoktur. Allah’ýn övdüðü hayatta, dünya zevklerine gömülüp kulluðu terk etmek yoktur. Allah’ýn öv­düðü hayatta, Allah’ýn kitabýndan, Allah’ýn hayat programýndan ha­bersiz bir þekilde heva ve hevesler istikâmetinde yuvarlanýp git­mek yoktur. Allah’ýn övdüðü ha­yat-ta, ilim öðrenmek vardýr, Kur’an ve sünneti tanýmak ve hayatý on­larla düzenlemek vardýr. Allah’ýn övdüðü hayatta, Allah’ýn arzularýný her þe-ye tercih etmek vardýr. Allah’ýn övdüðü hayatta, az yemek, az uyumak, çok yorulmak, vahyi tanýmak, hakký insanlara teblið etmek ve bu uðurda çile çekmek vardýr. Allah’ýn övdüðü hayatta sürgün var­dýr, sorgulanma vardýr, hapis vardýr, iþkence vardýr, maldan ve can­dan, eþten dosttan geçme vardýr, kan vardýr, þahâdet vardýr.

Ýþte böyle bir hayatý be­nimseyen, kabullenen, hamd eden kiþi “Elhamdülillah” demeye hak kazanmýþ, hamdi Allah’a ait kýlmýþ de­mektir. Allah’ý övmüþ, Allah’ýn övdüklerini övmüþ demektir. Deðilse bir kiþi namazla­rýnda dilini kaybedecek kadar “Elhamdülillah” dese de, onun bu ifadesi boþtur, yalandýr, Allah’la dalga geçmedir.

3- Öyleyse buradan hamdin bir üçüncü mânâsýný söyleye­lim: Demek ki bu mânâda hamd, hayatýn Ýslâmlaþmasýnýn adýdýr. Hayatý Ýslâmlaþan bir Müslüman, Ýslâmlaþan hayatýna “Elhamdülil­lah” deme-ye hak kazanýyor demektir. Çünkü hamd Müslümanca bir haya­týn so-nucudur. Bakýn Rabbimiz bu gerçeði anlatýrken, Kur’an’ýn baþka bir yerinde þöyle buyurmaktadýr:
10: “Oradaki dualarý: "Münezzehsin ey Allah'ým" dirlik temennileri: "Selâm size" ve dualarýnýn sonu da: "Âlemlerin Rabbi Allah'a hamd olsun" dur.”
(Yunus 10)

Bir hayat ki, neticesinde “Elhamdülillah” gerçekleþecek. Bir ha­yat ki, sonunda o hayatý yaþayanlar “Elhamdülillah” demeyi hak ede­ceklerdir. Ýþte bu hayat, Allah ve Resûlünün bizden istediði hayattýr. Allah’ýn kitabýyla ortaya koyduðu, Rasûlullah Efendimizin de bizzat pratik hayatýyla örnekleyip açýkladýðý bir hayattýr bu. Yâni Allah’ýn Re­sûlü bu hayatý bizzat yaþamýþtýr. Çünkü bir gün, Ayþe annemizden onun hayatý sorulunca mü’minlerin annesi: “Sizler Kur’an oku­muyor musunuz? Onun hayatý mahza Kur’andý” buyurur. Eðer onun yolunun yolcusu olan ve her yönden onu taklit etmek zo­runda olan bizler de onun yaþadýðý gibi bir hayat yaþarsak o zaman bu hayata “Elhamdülillah” demeye yü­zümüz ve hakkýmýz olacak de­mektir. Peki ne yapmýþtý Allah’ýn Resûlü? Nasýl bir hayat yaþamýþtý?

Mekke’de peygamberlik görevine baþladýðý günlerde Rabbi-miz: “Ey örtülerine bürünen peygamber! Kalk ve uyar! Kalk ve çevreni uyandýr! Gece kalkýp Kur’an oku! Gündüz onu yaþa ve çev­rendekilere ilan et! Gece Rabbinle istiþare et! Gündüz de Rabbinin büyüklüðünü ilan et!” buyurmuþtu. Rabbinden aldýðý bu emirle, Rabbinden aldýðý bu hayat programýyla öyle bir kalkmýþtý ki Allah’ýn Resulü, ömrünün so-nuna kadar bir daha yatma nedir, uyku durak ne­dir bilmemiþti. Öm-rünün sonuna kadar bir tek geceyi bile ihmâl etme­den kalkýyor, Kur’-an okuyor, gündüz de tak tak kapýlarý çalarak gece ilgi kurduðu Allah âyetlerini, Rabbinden aldýðý mesajý insanlara ilan etme, du­yurma ve onunla insanlarý diriltme savaþý veriyordu. Gittiði kapýdan hüsnü kabul görmese de, eli boþ dönse de yine “Elhamdülil­lah” diyordu. Neden? Çünkü Allah’ýn istedi­ðini yapýyor, Allah’ýn iste­diði hayatý yaþýyor, Allah’ýn övdüðüne talip oluyordu.

Eðer þu anda bi­zim de böyle bir derdimiz varsa, biz de her gece kalkýp Kur’anla iliþki içine giriyor, iliklerimize kadar Allah vahyini özümlemek ve insanlara duyurmak derdiyle dertlenebiliyorsak, o zaman biz de ha­yatýmýza “El­hamdülillah” diyelim. Yaþadýðýmýz hayatýmýza hamd edelim.

Yine Allah’ýn Resûlü vefatý esnasýnda, bir yahudi çocuðu­nun baþ ucuna gidiyor, acaba onu son deminde cehenneme kaçý­rýr mýyým endiþesiyle heyecandan kalbi ve kafasý kaynýyor ve son derece titrek bir sesle o çocuðu imana davet ediyordu. Müslüman olmasý için âdeta yalvarýyordu ona. “Evlâdým, gel Müslüman ol ve kurtul diyordu.” O ço­cuðun bu mübarek nefese kulak verip son anýnda kelime-i þahâdet getirmesi karþýsýnda Allah’ýn Resûlünün etekleri sanki mücevherlerle doluyor, yüzü gülüyor ve “Elhamdülil­lah” diyerek sevinçle oradan ay­rýlýyordu. “Elhamdülillah” ki cennete bir kiþi daha kazandýrmýþtý. “El­hamdülillah” ki cehennem bir üyesini daha kaybetmiþti. “Elhamdülil­lah” ki Allah’ýn kendisinden istediðini yapabilmiþti.

Ýþte böyle bir amele “Elhamdülillah” denebilir. Eðer þu anda si­zin de böyle bir heyecanýnýz varsa, hiç durmayýn siz de “Elhamdülillah” deyin. Sizler de eðer in­sanlarý cennete kazandýrma, cehennem yollarýna barikatlar koyma derdiyle çýrpýnabiliyorsanýz, bu iþi kendinize iþ edinmiþse­niz, dert edinmiþseniz “Elhamdülillah” deyin.

Mekke’de, Medine’de üst üste üç gün karný doymuyor, gün­lerce ocaðý yanmýyor, bacasý tütmüyor. Çoðu zaman kepeði alýnma­mýþ arpa ekmeði bulabiliyor ve sonunda böyle bir hayata “Elhamdü­lillah” diyordu Allah’ýn Resûlü. “Elhamdülillah” ki Allah’ýn istediði, Al­lah’ýn övdüðü bir hayatý yaþýyordu. “Elhamdülillah” ki dünyaya meyle­dip, dünya nîmetlerinin içine gömülüp âhireti, hesabý, kitabý ve kulluðu ihmâl etmiyordu. “Elhamdülillah” ki dünya onu kendisine kul köle edi­nememiþti. Eðer sizler de böyleyseniz, “Elhamdülillah” deyin.

Teblið için gittiði, insanlarý cennete kazandýrmak için gittiði Ta-if’ten kan revan içinde dönüyor, ama o yine “elhamdülillah” di­yordu. Elhamdülillah ki, insanlara Allah’ý duyurmuþtu. Elhamdülillah ki, Allah için gitmiþti ve görevini baþarmýþtý. Elham­dülillah ki dönüþünde Allah ona Ninova’lý Addas’ý nasip etmiþti. Eðer sizler de Allah için akrabala­rýnýza, komþularýnýza gidebilmiþseniz, baþka þeylere üzüldüðünüz kadar Allah için de üzülebilmiþseniz elhamdülillah deyin.

Mekke’de müþrikler tarafýndan boykota maruz kalýyor, Ebu Ta­lip mahallesinde üç yýl boyunca muhasara altýnda kalýyor, yarý aç yarý tok çile çekiyor, göz yaþý döküyor, ama sonunda “elhamdülillah” di­yordu. Elhamdülillah ki, Allah’ýn istediði hayat buydu. Elhamdülillah ki, Allah adýna katlandýðý sýkýntýlar ve gösterdiði sabýr karþýsýnda Allah’ýn nusreti gelmiþ ve müþriklerin Kâbe’nin duvarýna astýklarý boykot an­laþmasýný güveler yemiþ bitirmiþti. Elhamdülillah ki onun sabrýný gören kâfir çocuklarýndan pek çoðunun kalbi erimiþ, ve onun kervanýna ka­týlmýþtý.

Mekke’de, doðup büyüdüðü þehirde tüm kapýlar yüzüne ka­paný­yor, evini barkýný terk edip hicrete mecbur kalýyor, sonunda “el­hamdülillah” diyordu. Elhamdülillah ki, Allah’ýn istediðini yapý­yordu. Elhamdülillah ki, Allah ona yepyeni bir vatan nasip edi­yordu. Elham­dülillah ki, Allah ona Akabe’de biat edecek, onu kendi þehirlerine da­vet edecek yiðitler gönderiyordu. Elhamdülillah ki, davasý Medine’de çýð gibi hüsnü kabul görüyordu.

Bütün bunlardan þunu anlýyoruz. Demek ki; “elhamdülillah” ha­yatýn Ýslâmlaþmasý demektir. Elhamdülillah, Ýslâmlaþan bir hayatýn sonucudur. Aslýnda elhamdülillah’ý anlamak Kur’an’ý anla­mak demek­tir. Elhamdülillah, Kur’an da Allah’ýn istediði hayatý ya­þamak demektir. Þimdi bir adam düþünün ki, Kur’an’dan ve sünnetten haberi yok, Al­lah’ýn kendisinden istediði hayattan haberi yok. Müslümaným diyor, ama henüz Müslümanlýðýn farkýnda deðil. Hayatýnda her türlü Ýslâm dýþý þeyler mevcuttur. Sof­rasýnda içki eksik olmuyor. Kazanmasýnda ve harcamasýnda Allah söz sahibi deðil. Zevkini tatmin edecek kadýn, müzik, televizyon gibi her türlü Ýslâm dýþý eðlencelere düþkün. Haya­týnda sýnýr taný­madan, haram helâl dinlemeden, dilediði gibi bir hayat yaþýyor. Þimdi bu adam Ýslâm’la, Kitap ve Sünnetle tanýþýnca, Allah’ýn iste­diði gibi bir Müslüman olmaya karar verince, hayatýndaki Ýslâm dýþý her þeyi atacak ve sonunda “elhamdülillah” diyecektir. Ýþte, bunu yapabilen bir kiþinin “elhamdülillah” demeye hakký vardýr. Çünkü el­hamdülillah, hayatýn Ýslâmlaþmasýnýn adýdýr.

Çünkü Uhut’ta yiðit sahabe Amr ibni Cemuh kendisini þa­ha-detten, Allah ve Resûlünün cihad çaðrýsýndan engellemeye çalýþan, kendisini meþgul eden aðzýn­daki hurmalarý tükürdüðü anda “Elham-dülillah” demiþti. Elhamdülil­lah ki, Allah’la arasýna giren o en­geli aþa-bilmiþ, nefsinin arzularýna teslimden kurtulup Allah’ýn istedi­ðine koþa-bil­miþti.

Bir baþka yiðit, Abdullah bin Revaha da nefsinin cimrili­ðini yenip en kýymetli bahçesini Allah yolunda infak edebildiði gün,” el-hamdülillah” demiþti. Bir baþka yiðit Hz Ömer Efendimiz, ya­þama ar-zusundan vazgeçip Allah adýna sýrtýna zehirli bir hançer sapla­nýp þa-hâdetin kokusunu aldýðý anda “elhamdülillah” demiþti.

Hayat Ýslâmlaþmalý ki, kiþi o hayata “elhamdülillah” diye­bilsin. Böyle deðilse Ýslâm dýþý bir hayata “elhamdülillah” demek, Allah’a en büyük iftiradýr. Bir Müslüman düþünün ki; Allah’ýn ken­disi için hayat programý olarak indirdiði kitabýndan ve kulluk örneði peygamberinin hayatýndan habersiz. Âhiretten, hesaptan ve kitaptan habersiz, týpký bir kâfir gibi keyfine göre aklýna ne geliyorsa yapý­yor. Kendisinin hýzla cehenneme gidiþi, hanýmýnýn, çocuklarýnýn hýzla cehenneme gidiþi, onu hiç düþündürmüyor. Þimdi bu adam yaþadýðý bu hayata nasýl “el­hamdülillah” diyebilir?

Dünyada yaþadýðý hayatý Müslümanlaþtýkça Müslü­manlaþan hayatýna, Müslüman hamd edecek, “elhamdülillah” diye­cektir. Ama Kur’an’ýn baþka âyetlerinden de anlýyoruz ki, Müslü­manlar sadece bu sözü dünyada deðil, ayný zamanda Cennette de Rablerinin kendile­rine lütfettiði, o güzel hayatý gör­dükleri zaman da elhamdülillah diye­cekler ve kendilerine bu ha­yatý saðladýðý için Rablerine hamd ede­ceklerdir. Yunus sûresindeki âyeti az evvel okudum:
…Ve dualarýnýn (davalarýnýn) sonu da: "Âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamd olsun” dur.”
(Yunus 10)
“Allah Odur; Ondan baþka Ýlâh yoktur. Hamd, dün­yada da âhirette de O’nun içindir; hüküm de O’-nundur. Yalnýz O’na döndürüleceksiniz.”
(Kasas 70)
Hamd âlemlerin Rabbine aittir. Rab; terbiye eden, hü­küm ko­yan, kanun vaz eden, yeryüzünde yarattýðý her canlýnýn hayat prog­ramýný çizen, her varlýðýn kulluk programýný belirleyen demektir. Rab; kiþiye yaptýðýný yaptýran, yapmayýp terk ettiðini terk ettiren varlýk de­mektir. Yaptýklarýmýzýn tümünü bize yaptýran, bizim hayatýmýzda ege­men olan güç, sebep, saik, otorite neyse bizim Rabbimiz odur.

Þu anda bizi hareket ettiren güç neyse bizim Rabbimiz odur. Meselâ eðer ben bu kardeþlerime Fâtiha sûresini anlatýrsam bana para verirler, bana deðer verirler, beni alkýþlarlar niyetiyle gelmiþ an­latý­yorsam benim Rabbim bu istediðim þeylerdir. Veya, farz edin ki ya­rýn adaylýðýmý koyacaðým, bu kardeþlerin oylarýna ihtiyacým olacak, beni bir tanýsýnlar niyetiyle gelmiþ konuþuyorsam, Rabbim odur ve Allah’-tan bir þey istemeye hakkým yoktur. Ama, benim burada bu ko­nuþma-yý yapmamý Allah istiyor, Allah istediði için ben bunu yapmak zorundayým ni­yetiyle gelmiþ konuþuyorsam, beni þu anda konuþturan güç, se­bep, saik, otorite Allah’sa,o zaman benim bu konuda Rabbim Al­lah’týr ve mükâfatýný O’ndan isteyeceðim demektir.
Sizler de þu anda ne için buradaysanýz, sizi burada topla­yan sebep ne ise, Rabbiniz O’dur. Eðer sizler de, ben de rýza þar­týyla Al­lah’tan baþka güçler, Allah’tan baþka sebepler adýna bura­daysak siz­lerin de, benim de Rabbimiz Allah deðildir. Konuþan ne için konuþu­yorsa Rabbi O’dur, dinleyen ne için dinliyorsa Rabbi O’dur. Biraz önce namaz kýlýndý. Ýmam ne için imamlýk yapýyorsa Rabbi odur, cemaat ne için gelip cemaat olmuþsa Rabbi odur. Öð­retmen ne için öðretmenlik yapýyor, talebe ne için öðreniyorsa Rabbi odur. Yaptýðýmýz amelleri­miz de þunlar þunlar da olabilir; ama ben bunu Allah istediði için yapý­yorum demek, Allah’ý Rab bilmek anlamýnadýr.

Demek ki Rabb; kiþinin hayat programýný belirleyen var­lýk de­mektir. Ýnsanýn hayat programýný belirleyen kim ise onun Rabbi odur. Ýnsan, kimin arzularýný gerçekleþtiriyorsa, kimin dediði gibi yaþamaya çalýþýyorsa, onun Rabbi odur. Daha öncede söylediðimiz gibi Rabb; insanýn yaptýklarýný yaptýran yapmadýklarýný da yaptýrmayan güçtür. Þöyle giyiniyor veya böyle giyinmemeye çalýþýyoruz. Peki Kim söyledi bunu? Kimi razý etmek için böyle yapýyoruz? Yâni böyle giyinirken bu­nun yaptýrýcýsý kim ise, bilelim ki o konuda Rabbimiz odur. Moda mý? Toplum mu? Çevre mi? Âdetler mi? Töreler mi? Müdür mü? Amir mi? Yö­netmelikler mi? Yasalar mý? Yoksa Allah mý? Kim dedi böyle giyi­nin diye? Kimdir bize bunu yaptýran? Kim ise iþte, kiþinin Rabbi odur.

Birine küsüyoruz, yaptýrýcýsý kim? Allah mý? Yoksa bir baþka sebep mi? Allah mý? Yoksa menfaat mý? Birini seviyoruz. Kim dedi di-ye? Birileriyle beraber olmaya çalýþýyoruz. Kimi memnun etmek için? Filan mektepte okuyoruz. Kim dedi bunu? Evimizi þöyle þöyle tef­riþ ediyoruz. Kim dedi diye? Þu þu meslekleri seçiyoruz, kim dedi? Evet yaptýklarýmýzýn yaptýrýcýsý kim ise bizim Rabbimiz odur. Öy­leyse geçen ay neler yaptýnýz ve kim yaptýrdý bunlarý size? Allah için bunlarý bir düþünün. Veya geçen haftayý unuttunuz, dün neler yaptýnýz? Bu­gün neler yaptýnýz ve kim yaptýrdý bunlarý size? Bunu düþünmek zo­run-dayýz. Yaptýklarýmýzý yaptýran, yapmadýklarýmýzý terk ettiren kim? Meselâ namaz kýlýyoruz, kýldýran kim? Diz kireç­lenmelerini önlemek için ise O zaman Rabbimiz odur. Oruç tutu­yoruz, tutturan kim? On bir ay yorulan midelerimizi dinlendirmek, perhiz yapmak, vücut güzelleþ­tir-mek için ise o zaman Rabbiniz odur.

Yaptýklarýmýz konusunda bu böyle olduðu gibi yapmayýp terk ettiklerimiz konusunda da böyledir. Negatif davranýþlarýmýz konusunda da etkili varlýk kimse bizim Rabbimiz odur. Meselâ içki içmiyoruz, sebep nedir? Siroza yakalaný­rýz, kara­ciðeri kaybederiz diye mi? O zaman bilesiniz ki Rabbiniz sað­lýðýnýzdýr. Allah yasakladý diye ise O zaman Rabbiniz Allah’týr. Zina yapmýyorsunuz, sebep nedir? Eids hastalýðýna yakalanma korkusu ise Rabbiniz odur. Allah haram kýldý diye ise Rabbiniz Allah’týr.

Ýþte mü’min, bunu düþünen ve yaptýklarýný Allah istedi diye , ki­tabýnda böyle söylüyor diye yapan, ve yaptýklarýnýn tümünü Allah’a lâyýk ola­rak yapan kimselerdir.

Çünkü Bizi yaratan, büyütüp besleyen, koruyup doyuran, bi­zim için yeryüzünde yasa belir­leyen Rabbimiz Allah’týr. O’nun tarafýn­dan getirildiðimiz þu dünya hayatýnda neler yapýp, neler yapmayaca­ðýmýzý, O’na ait olan bu hayatýmýzý nasýl yaþayacaðýmýzý belirleyen Allah’týr. Bizim boynumuz­daki kulluk iplerinin ucu elinde olan ve çek­tiði yere gitmemiz gere­ken Rabbimiz O’dur. Gündüz hayatýmýzýn, gece hayatýmýzýn, aile hayatýmýzýn nasýl olacaðýný, hukukumuzun, eðitimimizin, sosyal ve siyasal yapýlanmalarýmýzýn nasýl olacaðýný, soframýzda nelerin bulunup, nelerin asla bulunmayacaðýný, neleri yi­yip, neleri yemeyeceðimizi, nerelerden kazanýp, nerelerde harcaya­caðýmýzý, çocuklarýmýzý nasýl eðitece­ðimizi, hanýmlarýmýzla nasýl bir münâsebet kuracaðýmýzý, kýlýk kýyafetimizin nasýl olacaðýný, hâsýlý tüm hayat programýmýzýn nasýl olacaðýný belirleyen Rabbimiz Allah’týr.

Müslüman, Allah’ýn seçimini kendisi için seçim kabul eden, ya da bir baþka deyiþle seçimini Allah’tan yana kullanan kiþidir. Müslü­man iradesini Al­lah’a teslim eden kiþidir. Müslümaným diyen birisinin gerek kendisi hakkýnda, gerek evi ve ev halký hakkýnda, gerek malý ve iþi hak­kýnda söz söyleme ve hüküm beyan etme hakký yoktur. Bir müslüman asla, bu benim zevkimi okþamýyor, bu bana yakýþmýyor, bu benim mantýðýma ters geliyor, diyemez. Bunu ancak Allah’a inanma­yan bir kâfir diyebilir. Çünkü o Allah’a inanmamýþtýr. Ben Allah filan ta-nýmam. Ben kendi hayatýmý ken­dim belirlerim demiþtir ve dilediðini yapabileceðine inanmýþtýr. Ama bizler Allah’a iman etmiþ insanlarýz. Öyleyse kâfirler gibi bizim muhayyerlik hakkýmýz, seçme hakkýmýz yoktur. Allah’ýn bizim adýmýza seçtikleri ve be­ðendikleri güzeldir, gerisi boþtur ve batýldýr.
Demek ki Rabb, günlük hayat programýný çizendir. Gün­lük ha­yatýmýzýn tümünde Rabbimiz Allah olmalý. Hayatýmýzýn bazý bölümle­rinde Rabbimiz Allah, bazý bölümlerinde de baþka Rab’lere, baþka efendilere hizmet etmemeliyiz. 24 saatin tümünde Rabbimiz Allah ol­malý. Hayatýmýzýn tümünde boyunlarýmýzdaki kulluk ipinin ucu Allah’ýn elinde olmalý. Eðer günlük hayatýmýzýn herhangi bir biriminde arzularý Rabbimizin arzularýyla çatýþan bir varlýðýn arzularýný gerçekleþtirmeye yönelirsek, o zaman -Allah korusun- hayatýmýzda baþka rab’ler edin-miþiz demektir. Emirleri ve arzularý istikâmetinde hareket ettiðimiz bu varlýk baba­mýz, annemiz, karýmýz, kocamýz, çocuklarýmýz, patronu­muz, devletimiz, nefsimiz, þeytanýmýz olabilir. Allah'ýn arzula­rýyla bun-larýn arzusu çatýþtýðý zaman Allah’ýn arzularý tercih edilecek ki sonun-da Allah’tan baþka Rabbimiz yok diyebilelim.

Ama -Allah korusun- hal-i pür melalimize baktýðýmýz zaman kor­kunç bir manzara görüyoruz. Camide sözünü dinlediði­miz bir Rabbimiz var, sosyal hayatýmýzda da hayatýmýza hâkim baþka Rab’le-rimiz var. Camide bir Rabbin þuurundayýz ki; fazla yanan elektrik varsa söndürüyoruz. Çünkü O Rab savurganlýðý ya­saklamýþtýr. Ama evi­mizde, yahut dükkânýmýzda, iþyerimizde öyle yanýp giden elektrikler var ki bizi hiç enterese etmiyor. Bu hali­mizle demek istiyoruz ki; sanki ev hayatýmýza, iþ hayatýmýza Allah karýþmaz. O konuda söz sahibi baþka Rablerimiz var. O sadece ibâdet hayatýmýza karýþýr, ama ev tefriþimize, düðünümüze, ticare­timize, meslek hayatýmýza, cebi­miz-deki paramýza, kazanmamýza, harcamamýza, hukukumuza, eðitimimi-ze, siyasal yapýlanmamýza, evimize aldýðýmýz avizemize, serdiðimiz halý­mýza karýþmaz. Sanki O’nun hükmü ve oto­ritesi sadece camiye ve ibâdete mahsustur.

Halbuki bizim, kul olarak hayatýmýzýn tümü ibâdettir. Ýbâdetin dýþýnda tutabileceðimiz bir tek saniyemiz bile yoktur . Bi­naenaleyh ha-yatýmýzýn her saniyesinde Rabbimiz Allah olmalý­dýr. Yerken, içer­ken, yatarken, kalkarken, konuþurken, yürürken, ticaret yaparken, týr­nak keserken, çocukla­rýmýzla konuþurken, birine bir þey anlatýrken, bir ko-nuda karar ve­rirken, düþünürken, gülerken aðlarken, severken, kü-serken, her ân, her saniye bizim için kulluk ve ibâdettir. Her ânýmýzda Rabbimiz Allah olmalýdýr. Ýbâdet sadece namaz, oruç, abdest, hac ve zekattan ibaret deðildir. Hayatýmýzýn tamamý ibâdettir. Hayatýmýzýn tümünde Allah’ý dinlemeliyiz.

Sabahleyin erken kalkýp namaz kýlmalýyým, neden? Çünkü bu konuda benim kulu olduðum Rabbim öyle istiyor. Yemeðimde sof­ramda içki olmayacak, Rabbim öyle istiyor. Yerken, içerken, giyerken, harcarken israf etmeyeceðim, Rabbim öyle istiyor. Konu­þurken hep hayýr konuþacaðým, yalan söylemeyeceðim, Rabbim öyle istiyor. Gece Kur’an okuyacak, anlayacak ve gündüz onu yaþayacaðým, baþ­ka-larýna anlatacak ve ilan edeceðim, Rabbim öyle istiyor. Harama el sürmeyeceðim, baþkalarýnýn namusuna el uzatmayacaðým, kendi na-musuma sahip çýkacaðým, Rabbim öyle isti­yor. Çocuklarýma, haný­mý-ma, komþuma, arkadaþlarýma, talebele­rime her fýrsatta Allah’ý an­lata-caðým, Rabbim öyle istiyor. En çok O’nu öveceðim, en çok O’nu gündeme alýp O’ndan bahsedeceðim, O’nu ölçü alacaðým, Rab

Edeb

teþekkürler bu güzel paylaþým için.

Fatiha'yý yaþam reçetemiz haline getirmek duasý ile..
GÜL GÝBÝ OL...GÜL GÝBÝ KOK...GÜL GÝBÝ GÜL...GÜL GÝBÝ GEL...

Beni Bende Demen..

Ben Bende Deðilem..

Bir Ben Vardýr..Bende Benden Ýçerü..

Yukar git