Haziran 26, 2019, 10:05:12 S
Haberler:

Þüphesiz, iman edip de güzel davranýþlarda bulunanlar için, nimetleri bol cennetler vardýr. Orada ebedi kalacaklardýr. Bu, Allah'ýn verdiði gerçek sözdür. O, mutlak güç ve hikmet sahibidir. (Lokman -8,9)

Akif’in “Asým”ý Ýle Fikret’in “Haluk”u

Balatan MiM, Austos 22, 2010, 05:19:35

« nceki - sonraki »

0 ye ve 1 Ziyareti konuyu incelemekte.

Aa git

MiM

Tarih boyunca varlýðýný devam ettirmek ve geleceðini garanti altýna almak isteyen milletler gençliðin eðitimine büyük önem vermiþtir. Bu konuda fikir adamlarý farklý farklý düþünceler ortaya koymuþ, devletler ise maddi ve manevi birikimlerini bu konu için seferber etmiþlerdir.

Ýslamiyet öncesi dönemde cesareti ve savaþçýlýðýyla “alp” tipini benimseyen milletimiz Ýslamiyet’in kabulünden sonra model olarak “veli” tipini seçmiþtir. Alp tipinin yansýmalarýný Oðuz Kaðan Destanýnda görürken “veli” tipini ise “Yunus Emre”nin þahsýnda müþahede ederiz. “Veli” tipini ayrýca Mustafa Necati Sepetçioðlu’nun romanlarýnda da ayrýntýlý olarak modelleþtirdiðini görürüz.

Yakýn dönemde ise bazý mütefekkir ve þairler içinde bulunduklarý dönemin sýkýntýlarýný aþmak için ideal kahraman tipleri çizmiþlerdir. Bu tipler, þairden þaire deðiþiklik arz etmekte hatta bazýlarý arasýnda derin uçurumlar bulunmaktadýr. Buna Mehmet Akif’in “Asým”ýný, Necip Fazýl’ýn “Büyük Doðu Gençliði”ni ve Tevfik Fikret’in “Haluk”unu örnek verebiliriz.

Bizler, hem asýrdaþ olmalarýndan hem de aralarýndaki fikir kavgalarýndan dolayý bu yazýmýzda Mehmet Akif’in “Asým”ý ile Tevfik Fikret’in “Haluk”unu karþýlaþtýracaðýz. Bunun için önce þairlerin hayatý hakkýnda kýsa bir deðerlendirme yapacak ve model olarak belirledikleri “Asým” ve “Haluk” hakkýnda bilgiler verip fikir teatisinde bulunacaðýz.

Mehmet Akif, 20 Aralýk 1873’te Ýstanbul Fatih’te doðdu. Babasý Tahir Efendi, Fatih Medresesinde müderristi. Baytar Mektebini birincilikle bitirdi. Ýyi bir pehlivan olan Akif ayný zamanda hafýzdý. Birinci Dünya Savaþý’nda Teþkilat-ý Mahsusa’da görev aldý. Milli Mücadeleye destek verdi. Birinci Meclis’te Burdur Mebusu olarak görev yaptý. 27 Aralýk 1936’da Ýstanbul’da vefat etti. Kabri Edirnekapý Mezarlýðý’ndadýr.

Þair Þukûfe Nihal, Akif için þöyle diyordu:

“Âkif dönmedi. Paraya-mevkiye yaltaklanmadý. Vicdanýna hýyanet etmedi. Gururunu çiðnemedi ve insan kaldý.”

Ýþte böyle bir Âkif’in memleketin kurtuluþuna çare bulacak modeli, yani “Asým”ý tanýmaya çalýþalým. Bu konuda Eðitimci-Yazar Ali Erkan KAVAKLI, “Âkif Ruhlu Asýmlar Yetiþtirelim” baþlýklý yazýsýnda “Asým”ýn tespit ettiði özelliklerinin ayrýntýlarýna bakalým:



“1.Ýmanlý ve inançlý olmalý



“Doðrudan doðruya Kur’an’dan alýp ilhamý,
Asrýn idrakine söyletmeliyiz Ýslâmý.”


Þair, Asým’ýn Kur’an ahlaklý olmasýný ister. Zira o da biliyor ki böyle fýrtýnalý bir zamanda bu kadar büyük daðdaðalar içinde istikametini muhafaza etmesi için kendine Kur’an-ý Kerim’i rehber ittihaz etmelidir. Zira Akif, hafýz olmasýnýn yanýnda kendini “Ýslam Þairi” olarak görmesi de inançlý olmasýnýn bir ifadesidir.

Ýmaný bir cevher olarak gören Akif, bakýnýz imansýzlýðý nasýl görüyor:

“Ýmandýr o cevher ki, Ýlâhi, ne büyüktür…
Ýmansýz olan paslý yürek sinede yüktür!”




2.Vatansever ve idealist olmalý



“Kim bu cennet vatanýn uðruna olmaz ki fedâ?
Þühedâ fýþkýracak topraðý sýksan, þühedâ!
Câný, cânâný, bütün vârýmý alsýn da Hüdâ,
Etmesin tek vatanýmdan beni dünyada cüdâ.”
(A.g.e.)


“Sahipsiz olan bir memleketin batmasý haktýr,
Sen sahip olursan bu vatan batmayacaktýr.”
(A.g.e.)

Akif, vatansýz yaþayamaz. Vatan yoksa zaten yaþamanýn anlamý da yoktur. Bunun için vatan iþgal edilince önce Ýstanbul’da sonra ise Anadolu’nun çeþitli þehirlerinde hem kalemiyle hem bedeniyle hem de yüreðiyle vatanýn kurtulmasý için mücadele etmiþtir. Vaaz kürsüsünde milletiyle beraber aðlamýþ, memleketinin düþtüðü durumdan kurtulmasý için canla, baþla çalýþmýþtýr. Asým da bu halet-i ruhiye içinde olmalýdýr.



3.Ümit dolu olmalý



“Âtiyi karanlýk görerek azmi býrakmak,
Alçak bir ölüm varsa eminim budur ancak!
Hani dünyada inanmam görsem de gözümle,
Ýmaný olan kimse gebermez bu ölümle.
Ey dipdiri meyyit! Ýki el bir baþ içindir,
Davransana! Eller de senin, baþ da senindir!”
.(A.g.e.)

Bu konuda Hutbe-i Þamiye adlý eserinde Bediüzzaman Said Nursi, “yeis”i, “Ecnebîler, Avrupalýlar terakkide istikbale uçmalarýyla beraber; bizi maddî cihette kurun-u vustâda durduran ve tevkif eden, altý tane hastalýk”tan biri olarak sayar. Bu hastalýða çare olarak ise "El-emel." yani, rahmet-i Ýlâhiyeye kuvvetli ümit beslemeyi gösterir. Akif ümit doludur. Bakýnýz bu ümidini yansýtan þu mýsralar ne kadar çarpýcý ve inanç doludur:

“Batmazdý bu devlet, batacaktýr, demeyeydik.
Batmazdý, hayýr batmadý, hem batmayacaktýr;
Tek sen uluyan ye’si gebert, azmi uyandýr”
“Bir parça kýmýldan, diyorum, mahvolacaksýn!
Ey yolcu, uyan! Yoksa çýkarsýn ki sabaha:
Bir kupkuru çöl var, ne ýþýk var, ne de vaha!”
“Ye’se hiç düþmeyecek zerrece imaný olan…"

diyerek ümidi imana baðlayan Akif, “Asým’ýn Nesli”ne bir de uyarýda bulunur:

“Ye’s öyle bataktýr ki; düþersen boðulursun.
Ümide sarýl sýmsýký, seyret ne olursun!”



4.Müslümanlarýn üstün olduðu þuuruyla yaþamalý.



“Doðacaktýr sana va’dettiði günler Hakk’ýn...
Kim bilir, belki yarýn, belki yarýndan da yakýn.”
(A.g.e.)

Akif ümit doludur ve ümidini hiçbir zaman kaybetmemiþtir. Asýrdaþý olan Bediüzzaman ise bu konuda daha ümitlidir. Zira o, “Ýstikbal, yalnýz ve ancak Ýslâmiyetin olacak. Ve hâkim, hakaik-i Kur'âniye ve imaniye olacak.” diyerek “Asým’ýn Nesli”ne daha aydýnlýk bir yol gösterir.

“Hakkýdýr, hür yaþamýþ, bayraðýmýn hürriyet;
Hakkýdýr, Hakk’a tapan, milletimin istiklâl!
”(A.g.e.)

Bu mýsralar Ýstiklal Marþý’ndan alýnmýþtýr. Ýstiklal Marþý’nýn yazýldýðý dönemde ülkenin içinde bulunduðu durum göz önüne alýnýrsa, Akif’e göre Müslümanlarýn ne kadar üstün bir millet olduðu ve ALLAH’tan baþka kimseye boyun eðmeyeceklerine olan inancý daha iyi anlaþýlýr.

Þair istiklalin kazanýlacaðýna çok emindir. Zira ALLAH’a kul olan baþkasýna esir, köle olmaz. Ýþte “Asým’ýn Nesli” de ALLAH’tan baþka kimseye kul olmamalýdýr.



5.Büyük millet olma bilincini taþýmalýdýr.



“Ben ezelden beridir hür yaþadým, hür yaþarým.
Hangi çýlgýn bana zincir vuracakmýþ? Þaþarým!
Kükremiþ sel gibiyim, bendimi çiðner, aþarým.
Yýrtarým daðlarý, enginlere sýðmam, taþarým.”
(A.g.e.)

Akif, Asým’ýn mazisinden kuvvet almasýný ve ecdatlarýna layýk olmasýný istiyor. Zira tarih bize ibret verme yanýnda azmimizi ve karalýlýðýmýzý arttýrýcý bir rol de üstlenir.

   

6.Ýþini en iyi yapmalý.

Bu konuda Akif’in baþarýlarla dolu hayatý “Asým’ýn Nesli”ne en büyük rehberdir.

7.Çalýþkan olmalý, çalýþmayý sevmeli hatta çalýþmayý ibadet kabul etmeli.

“Kim kazanmasa bu dünyada bir ekmek parasý;
Dostunun yüz karasý, düþmanýn maskarasý”

diyerek milleti çalýþmaya teþvik eden Akif, baþarý için ilimle imanýn birlikte ele alýnmasý ve insanlarýn ruhuna yerleþmesi gerektiðini söyler:

“Dur da mâ’buduna yükselmek için ilme basan,
Mâbedin halini gör- iþte serapa imân!...”


Evet, Asým, din ilimleriyle vicdanýný, fen ilimleriyle ise aklýný aydýnlatýp milletin hizmetine koþmalýdýr.

8.Fedakâr olmalý, gerekirse vataný ve kutsallarý için canýný seve seve verebilmeli.


Aþaðýdaki mýsralar gönülden fýþkýran bir feryadýn kulaklarýmýzda yankýlanan bir aksidir. Bu mýsralar gösteriyor ki, Akif için, vataný uðruna dünyalýk olarak vazgeçemeyeceði þey yoktur. Bunun “Asým’ýn Nesli” için de böyle olmasý gerekir.

“Kim bu cennet vatanýn uðruna olmaz ki fedâ?
Þühedâ fýþkýracak topraðý sýksan, þühedâ!
Câný, cânâný, bütün vârýmý alsýn da Hüdâ,
Etmesin tek vatanýmdan beni dünyada cüdâ.”


Vatan için herþeyini feda etmeye hazýr olan Mehmet Akif, bu konuda duyarsýz olanlara da þiddetli tepki gösterir.

“Vatan! deyip öleceksin semada olsa yerin
Nasýl tahammül eder hür olan esaretine?
Kör olsun aðlamayan, ey vatan, felaketine!”




9.Dil bilmeli, dünyayý iyi okumalý



Arapçayý babasýndan, Farsçayý Fâtih Camiinde ders veren Es’ad Dede’den Fransýzcayý ise kendi kendine çalýþarak öðrenmiþtir. “Asým’ýn Nesli” de en az bir dil bilmeli, bu Arapça, Farsça, Ýngilizce, Almanca veya Fransýzca olabilir.



10.Birleþtirici ve bütünleþtirici olmalý, bölücü olmamalý



“Sen! Ben! desin efrad, aradan vahdeti kaldýr at;

Milletler için iþte kýyamet o zamandýr!” diyerek tefrikanýn ne kadar büyük bir felaket olduðuna iþaret eden þair, birlikteliðin gücünü ise þöyle ifade eder:

“Girmeden tefrika bir millete düþman giremez;
Toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez.”
(A.g.e.)

Bu tespitlere katýlmamak mümkün deðil. Akif, þahsýnda Asým’ý yaþamýþ ve þiirlerinde çizdiði bu profilin içini doldurmuþtur. Hayali ve afakî þeyler yerine ayaklarý yere basan ve uygulanabilir bir “Asým” profilidir Akif’inki.   

Tevfik Fikret ise, þahsýnda yarýnýn gençliðini sembolleþtirdiði Haluk’u model olarak sunar. Adeta fikirlerini bu model üzerinde uygular. Kitaplarýna ismini verdiði Haluk için þiirler yazar.  Fikret’e göre Haluk, “karanlýklarý boðacak ýþýk, gökten deha-yý nârý çalacak olan kahraman”dýr. Bunun için çok küçük yaþlarda Haluk’u hazýrlamaya baþlayan Fikret, oðlunu iyi bir eðitim almasý için henüz on dört yaþýndayken elektrik mühendisi olmasý için Ýskoçya’ya gönderir. A. Osman Dönmez, “Haluk’un Son Vedaý” adlý makalesinde bu konuda þunlarý söyler:

“Fikret, 1909 Eylül’ünde henüz on dört yaþýndayken elektrik mühendisliði öðrenimi için büyük ümitlerle Ýskoçya’nýn Glasgow þehrine gönderdi. Ayný günlerde evlat sevgiyle dolu olan þair, “Haluk’un Vedaý” isimli þiirini yazdý. Fikret bu þiirinde, oðlunun oradan vatan ve millet için faydalý bir insan olarak döneceði inancýný iþliyor ve

Haluk’a þöyle nasihat ediyor:


Ey þetâretli yolcu, sen yürü geç
Sen bu menhelde kalma; sýçra, atýl
Bir ziyâ kervaný bul ve katýl.
Dâima önde, dâima yukarý;
Gez, dolaþ, kâinat-ý efkârý;
Pür-tehâluk hayat ü kuvvetten
Ne bulursan býrakma: San’at, fen
Ýtimat, itina, cesaret, ümîd;
Hepsi lazým bu yurda, hepsi müfîd
Bize bol bol ziya kucakla getir
Düþmek etrafý görmemektendir!..


Fikret, “Promete” baþlýklý þiirinde Haluk’tan bu istekleri tekrarlar. Promete Haluk’un þahsýnda bütün vatan gençliðine seslenen bir þiirdir. Nasýl Yunan mitolojisinde Promete, güneþten ateþi çalýp insanlara sunan bir kahraman ise, Fikret de, oðlunun þahsýnda, bütün vatan gençlerini Batý'nýn ilim ve tekniðini alarak milletlerini aydýnlatmaya çalýþan birer kahraman olmaya davet etmektedir. Fikret bu þiirde oðluna "meçhul elektrikçi" diyerek onu özel bir isim olarak deðil, bütün gençliðin temsil-i ruhiyesi olarak görür:

Ey Müþtâk-ý feyz u nûr olan âti-i milletin Meçhul elektrikçisi, aktar-ý fikretin Yüklen getir –ne varsa- biraz meskenet- fiken Bir parça ruhu, benliði, idraki besleyen Fikret, Haluk'la ilgili þiirlerinde; 'ýþýk, feyiz, nur, ziyâ' kelimelerini özellikle kullanýr ve devamlý karanlýklarý yok edecek ýþýktan bahseder. Yine Haluk'un þahsýnda gençlere seslendiði "Sabah Olursa" þiirinde, bu motif daha net bir þekilde görülür:

Ufuklarýn ebedî iþtiyâký var nûra Tenevvür... Asrýmýzýn iþte rûh-ý âmâli; Silin bulutlarý, silkin zýlâl-ý ehvâli; Ziyâ içinde koþun bir halâs-ý meþkûra

"Haluk'un Vedaý" þiirindeki "Bize bol bol ziyâ kucakla getir!" mýsraýndan da anlaþýlacaðý üzere o, ýþýk kelimesini "bilim" mânâsýnda kullanmaktadýr. Ona göre bilim, bütün dertlerin devasýdýr. Hatta bilim siyah topraðý bile altýn yapacaktýr. "Haluk'un Âmentüsü" adlý þiirinde bunu þöyle dile getirir:

Bir gün yapacak fen, þu siyah topraðý altýn Her þey olacak, kudret-i irfanla inandým”


Akif de Fikret gibi bilim ve tekniðe büyük önem vermiþtir. Fakat, Akif, dinî ve fennî ilimleri birleþtiren bir anlayýþý kastederken Fikret, hümanizmi esas alýr. Bunun temellerini ise pozitivizmle iliþkilendirmek mümkündür. Burada Fikret bilimi putlaþtýrýrken Akif bilimi insanlýðýn hizmetinde bir araç olmanýn yanýnda Hakk’a götüren bir yol olarak görür. Kapýldýðý bu fikirleri Fikret’i bir uçuruma sürüklerken gençliðe model olarak sunduðu Haluk’un akýbeti de bundan farklý olmaz. Þimdi Haluk’un akýbetine bir göz atalým.

     “Robert Kolej'den ayrýlýp Ýskoçya'da elektrik mühendisliði tahsiline baþladýðýnda Hristiyan bir ailenin yanýna yerleþtirilir. Haluk, tam hayatýna yön verilecek bir çaðda olduðundan ve millî ve manevî deðerlerle yeterince donatýlmadýðýndan içindeki boþluðu burada doldurma arayýþýna girer. Bu yýllarda henüz 16 yaþýnda olan Haluk, bu ailenin telkinleriyle Hristiyanlýðý seçer. Bu hazin durum, Türkiye'deki aile efratlarýný üzer, özellikle çocukluðunda Haluk'u cuma namazlarýna götüren dedesinin sinir krizlerine tutulmasýna sebep olur. Haluk 1913 yýlýnda izini kaybettirmek için, Amerika'ya geçer, Michigan Üniversitesi Makine Mühendisliði bölümüne yazýlýr ve burayý 1916'da çok iyi bir dereceyle bitirir.

Fikret'in; “siyah topraðý altýn yapacak fen”i ülkeye getirmesi için küçük yaþlarda Ýskoçya'ya gönderdiði ve "Bize bol bol ziyâ kucakla getir!" diye tavsiyelerde bulunduðu oðlu Haluk, 1913'ten sonra bir daha yurda dönmez. Burada hem dinini hem uyruðunu terk eder ve baþka bir dünyanýn iklimine uzanýr. Haluk'un bu hareketi, Fikret'in hayatýný bilenler için önemli iki hâdiseyi hatýrlatmaktadýr: Fikret, "Haluk'un Âmentüsü" baþlýklý þiirinde; "Toprak vataným, nev-i beþer milletim!" diyerek, beynelmilel bir anlayýþ ortaya koymaktadýr. Yine Fikret, "Galatasaray Lisesi ve Robert Kolej'deki görevlerinden dolayý bir dostunun: 'Niçin millî kurumlarýmýzda deðil de, bir yabancý eðitim kurumunda çalýþmayý tercih ediyorsunuz?' þeklindeki bir serzeniþine; 'Benim irfaným artýk tebdil-i tâbiiyet etmiþtir.'der." Ýrfanýnýn tabiiyet deðiþtirdiðini söyleyen Fikret'e karþýlýk oðlu, her þeyiyle tabiiyet deðiþtirmiþtir. Bu durum Müslüman ailelere çok önemli bir mesaj vermektedir: Çocuklarýn müspet ilimler kadar, hatta daha fazla manevî donanýma ihtiyacý vardýr. Bu ihmal edildiðinde hedefin tam zýddý bir durum her zaman ihtimaller dâhilindedir.

Haluk üniversiteyi bitirdikten sonra Amerikalý bir kadýnla evlenir ve bazý üniversitelerde ihtisas yapar. Bu yýllarda boþ zamanlarýný "büyük hayranlýk duyduðu" Hristiyanlýðý araþtýrmaya vakfeder. 1928'de iþ hayatýna atýlýr ve büyük bir baþarý göstererek mutfak malzemeleri üreten bir firmanýn bölge temsilciliðini alýr; neticede büyük bir servet sahibi olur. 1943'te verdiði bir kararla bir daha maddiyata dönmemek üzere kendini Hristiyanlýða verir. Bu yýl içinde Presbyterian Kilisesi'nin rahip yardýmcýlýðýna, 1956'da da Orlando'da rahiplik rütbesine yükselir. Bu sýfat, o tarihe kadar doðuþtan Hristiyan olmayan sadece beþ kiþiye verilmiþtir.

Haluk, Amerikalý eþinden doðan çocuklarýna Türkçeyi öðretmemiþtir. Bu durum onun Türkçe ve Türkiye ile olan son baðlarýný da koparmýþtýr. Haluk nihayet Haziran 1965'te Orlando, Park Lake Presbyterian Kilisesi rahibiyken ölür.

Kaynaklarda Haluk'un iç dünyasýna dair fazla bilgi yoktur. Þair Talat Halman, Haluk'un hayatýnda bilinmeyen noktalarý açýklýða kavuþturmak için 1963 ve 64'te Haluk'tan bilgi almaya çalýþýr. Halman, yazdýðý bazý mektuplara cevaplar alýr ve bunlarý daha sonralarý bir gazetede yayýmlar.

Halman, mektuplarýnda Haluk'tan 'neden din ve uyruk deðiþtirdiðini, ülkesine bir daha neden dönmediðini, babasýyla arasýnýn açýk olup olmadýðýný' ve yukarýda bahsettiðimiz "Toprak vataným, nev'i beþer milletim!" mýsraýný nasýl anladýðýný öðrenmek ister. Haluk, mektubunda babasýyla ilgili þunlarý söyler: "Babam, bende edebiyat ve sanat istidadý bulunmayýþýndan dolayý derin bir hayal kýrýklýðýna uðramýþtý. Ünlü þiirlerini yazdýðýnda ben çocuk denecek yaþtaydým. Ýtiraf edeyim ki, o þiirleri anlamýyordum." Ve ardýndan babasýnýn þiirleriyle ilgili acý bir gerçeði þöyle dile getirir: "Babamýn benim adýma yazdýðý þiirlerin bir nüshasý bile yok elimde. Zaten Türkçeyi de büyük zorluk çekerek okur oldum." Ve Haluk, imzasýný 'H. Halouk Fikret' þeklinde atar.

Haluk'un, Talat Halman'ýn mektuplarýna 28 Ocak 1964'te yazdýðý cevapta, babasýyla ilgili þunlar vardýr: "Babamýn sanat ve þiir istidadýna kýyasla ben fazla pratik bir insandým. Zannederim, kendi hayatýnda gayet önemli olan þeylere ciddi ilgi göstermeye elveriþli olmayýþým, onu hayal kýrýklýðýna uðratmýþtý." 6 Evet, Fikret'in tâ bebekliðinden beri büyük ihtimamla büyüttüðü, Türk gençliðinin gelecekteki sembolü olarak gördüðü, dönemin en iyi okullarýnda okuttuðu, ziyâ kucaklayýp getirmesi için aydýnlýk(!) diyarlara gönderdiði Haluk'un yapýsý ve kiþiliði, babasý için önemli olan konulara ciddi alâka göstermeye elveriþli deðildi. Ýskoçya'ya gönderirken oðluna; "Beklerim bir zafer esâsen ben, kýlýcýndan ziyâde kalbinden!" diyen Fikret, oðlundan zafer deðil, büyük bir hezimet görmüþtü

Haluk'un ayný mektubunda baþka bir bilgi daha yer almaktadýr: "1916 Haziran'ýnda ABD'de makine mühendisliðinden mezun oldum. 1920'de Robert Kolej'e makine mühendisi olarak girecektim. Eþimle pasaportumuzu çýkartmýþtýk, birkaç hafta içinde vapurla yola çýkacaktýk. Tam o sýrada yurda dönmenin uygun olmayacaðý haberi geldi. Bu, dinî inancýmdaki deðiþme yüzündendi. Dinî temayüllerimdeki deðiþmeyi babam biliyordu. Bunu bir defasýnda babamla konuþtuk; ama kendisi bu bakýmdan açýk fikirliydi. Kendi kararlarýmý kendi baþýma vermemi istedi. Annem hiç memnun olmadý. Dedem ise (annemin babasý), hayal kýrýklýðýna uðradý. Babam, ALLAH'ýn birliðine inananlardandý. ALLAH'a Yaradan olarak inancý vardý."

Haluk yukarýda verdiði bilgiye göre 1916'da okulunu bitirmiþtir. Birinci Dünya Harbi'ne denk gelen bu tarihlerde yurda gelerek, çocukluðunda Türk bayraðýnýn altýna yazdýðý "Ölmek ve yaþatmak seni!" mýsraýndaki hislerini gerçeðe dönüþtürerek, vatan uðrunda bir mücadeleye giriþebilirdi. Fakat Haluk, buna yanaþmamýþ, ülkesi "derinden gelen zelzelelerle sarsýlýrken" ülkesinden oldukça uzaklarda yaþamayý tercih etmiþtir.

Cemil Meriç: "Haluk, bir cins isimdir, tarihten kaçanlarýn ismi." diyerek yabancýlaþmýþ Türk aydýnýný Haluk'un þahsýnda müþahhaslaþtýrýr. Bizce Haluk'un durumu, Tanzimat'tan bu yana çocuklarýna saðlam bir dinî eðitim ve þuur verememiþ anne-babalarýn durumunu çok güzel yansýtýr. Çocuklar ne kadar modern okullarda okutulsa, onlara ne kadar güzel imkânlar sunulsa da, millî ve mânevî deðerlerle donatýlmadýklarý takdirde, hiçbir zaman istenen gâyeye ulaþýlamayacaktýr. Evet Haluk, kaybolmuþ veya kaybedilmiþ nesillerin ortak adýdýr. Fikret, Haluk için yazdýðý bir þiirinde (Bir Tasvir Önünde) ona þöyle hitap ediyordu:



Ýnsanlýðý ihyâ için îsâr edeceksin;
Hak bellediðin bir yola yalnýz gideceksin!




Bu sözlerin doðruluðu þüphe götürmez; fakat Haluk doðru yolu bulamadýðý gibi, gittiði yolda da hep yalnýz kalmýþtýr. Belki de Fikret, "Ýnan Halûk, ezeli bir þifâdýr aldanmak!" mýsraýyla, Haluk'tan beklediklerinin bir arzudan öteye geçemeyeceðini seziyordu.”

Ýþte iki modelin yani “Asým” ile “Haluk”un profili. Gençliðimizi, akýbet ve yaþantýlarý ortada olan bu modellerden, hangisine benzemesini istiyorsak ona göre yetiþtirelim.



Mustafa Duran

……………………………………………
1.ERSOY, Mehmet Akif: Safahat, Mehmet Akif Araþtýrmalarý Merkezi Yayýnlarý, Ýstanbul 1988(Yayýna Hazýrlayan M. Ertuðrul DÜZDAÐ)
2. http://www.alierkankavakli.com/
3. http://sizinti.com.tr/konu.sizinti
4.VAKKASOÐLU, Vehbi; Mehmet Akif: Yeni Asya Yayýnlarý, Ýstanbul 1976

Yukar git