July 20, 2019, 02:42:48 AM

News:

O ki, hanginizin daha güzel davranacaðýný sýnamak için ölümü ve hayatý yaratmýþtýr. O, mutlak galiptir, çok baðýþlayýcýdýr. (Mulk -2)


CuMA NotLaRý/16-Ümmetin "Veba"sý:VEHHABÝLÝK/2

Started by MiM, July 16, 2010, 05:25:48 AM

previous topic - next topic

0 Members and 1 Guest are viewing this topic.

Go Down

MiM

Görüþleri:
Geçen hafta verdiðimiz umumi bilgilerin arkasýndan bu haftadan itibaren de bir kaç hafta sürecek olan vehhabiliðin görüþleri yer alacaktýr.
1. Tevhîd

Vehhâbîlik inancýný tesis eden Muhammed b. Abdilvehhâb’ýn gö­rüþlerinin temelini tevhîd anlayýþý teþkil eder. Þirk, bid’at, þefaat ve benzeri görüþlerinin hepsi de tevhide dayanmaktadýr.

Ehl-i Sünnet kelâmcýlarýnýn büyük çoðunluðuna göre “tevhîd”, ALLAH’ýn zâtý, sýfatlarý ve fiilleri yönünden birlenmesi; O’nun her hususta eþi, benzeri ve ortaðýnýn bulunmamasý demektir.

Yüce ALLAH, Kur’ân-ý Kerîm'de þöyle buyurur: “ALLAH, Kendisine ortak koþmayý ebette baðýþlamaz; bundan baþkasýný dilediðine baðýþlar. “ (Nisa: 4/48). “Muhammed’e, yüzünü doðuya yöneltmiþ alarak dîne çevir, sakýn puta tapanlardan olma; ALLAH’tan baþkasýna fayda da zarar da veremeyecek olan þeylere yalvarma; öyle yaparsan þüphesiz zâlimlerden olursun, denildi, ALLAH sana bir sýkýntý verirse, onu O’ndan baþkasý gideremez. Sana bir iyilik dilerse, O’nun nimetini engelleyecek yoktur...” (Yunus: 10/105-107).

Ayrýca Resûlullah (s.a.s.), bir hadîslerinde, “LâilâheillALLAH diyen ve ALLAH’tan baþka ibâdet olunacak þeyleri inkâr eden kimsenin malý ve kaný haramdýr; onun hesabý da ALLAH’a aittir” buyurur.

Bu âyet ve hadîsler, tevhidin, ALLAH’ýn birliðini tanýmak, inanmak ve ikrar demek olduðunu göstermektedir. Oysa Muhammed b. Abdilvehhâb, “Lâilâheillallâh"ý yalnýzca telâffuz etmeyi kiþinin mal ve kaný için yeterli bir koruyucu olarak görmemekte, aksine lâfzý ile birlikte anlamýný bilme­nin, ikrar etmenin, ortaðý bulunmayan tek ALLAH’a ibâdet etmenin, ALLAH’tan baþka ibâdet olunacak þeyleri tanýmadýkça, bu hadîsin insanýn malý ve kaný için koruyucu olamayacaðýný söyler(Abdurrahman b. Hasan, Fethu’l-Mecîd, Kahire 1377/1957, s. 115.). Ona göre tevhîd, kalple, lisanla ve amelle olmalýdýr. Bunlardan birisi eksik olursa, insan Müslüman sayýlmaz.(Muhammed b. Abdilvehhâb, Keþfu’þ-Þububât, 43.)"

O, bu hususta Câhiliyye devri Araplarý’nýn davranýþlarýný misâl gös­terir ve “Resûlullah (s.a.s.)’ýn kendileriyle savaþtýðý müþrikler de ALLAH’ýn birliðine inanýyorlardý... Bunlardan bazýlarýnýn gece gündüz ALLAH’a dua ettiklerini ve bazýlarýnýn ALLAH’a yakýnlýk veya þefaat niyetiyle meleklere, Lât gibi iyi insanlara veya Hz. Ýsa gibi peygamberlere dua edip onlardan bir þeyler istediklerini” söyler(Muhammed b. Abdilvehhâb, Keþfu’þ-Þububât, 4-5.). Ýbn Abdilvehhâb için, Câhiliyye devri Araplarý’nýn þirki, bugünkülerin þirkinden daha hafiftir. Bu konuda der ki: “Ýlk müþrikler, yalnýz boþ ve kaygýsýz olduklarý zaman þirk koþarlar; me­leklere, evliyaya ve putlara iltica ederlerdi. Þiddet ve sýkýntý anýnda ise, yalnýz ALLAH’a ihlâsla yönelirler; içreklerini O’ndan isterlerdi. ALLAH buyu­rur:
"Denizde bir sýkýntýya düþtüðünüz zaman, ALLAH’tan baþka yalvardýklarýnýz, kaybolup gider; fakat O, sizi karaya çýkararak kurtarýnca yüz çevirirsiniz; Zaten insan pek nankördür.” (Ýsrâ, 67).
"De ki: Üzerinize ALLAH’ýn azabý gelse veya kýyamet saati size gelip çatsa, ALLAH’tan baþkasýna mý yalvarýrsýnýz? Doðru iseniz Bana bildirin. Hayýr, sadece ALLAH’a yalvarýrsýnýz. 0 dilerse, yalvardýðýnýz þeyi giderir; siz de O’na koþtuðunuz ortaklarý unutursunuz.” (En’am, 40-41).

ALLAH’ýn Kur’ân-ý Kerîm'de açýkladýðý bu mes'eleyi, yani Resûlullah’ýn harp ilân ettiði müþriklerin boþ zamanlarýnda ALLAH’tan baþ­kasýna iltica ettiklerini, þiddet ve sýkýntý anlarýnda ise efendilerini unutarak yalnýz ALLAH’a yöneldiklerini ve O’na þirk koþmadýklarýný anlayan kimse, zamanýmýzdaki þirkle eskilerin þirki arasýndaki farký da anlamýþ olur... Ýlk zaman müþrikleri ALLAH’la beraber ALLAH’a itaat eden, O’nun emrine bo­yun eðen peygamberlere, evliyaya, meleklere ya da taþlara ve aðaçlara iltica ederlerdi. Bunlarýn hiçbirisi ALLAH’a karþý gelmez. Zamanýmýz Ýnsanlarý ise, ALLAH’la beraber fâsýklarýn en þiddetlilerine iltica ederler, onlarý yücel­tirler. Bunlar, haddi aþanlar, zina yapanlar, hýrsýzlýk edenler, namazý kýl­mayanlar ve benzeri kimselerdir. Salih insana yahut taþ ve aðaç gibi ALLAH’a karþý gelmeyene iltica etmek, fâsýklýðý, bozgunculuðu apaçýk görülen kimseye iltica etmekten daha hafiftir.(Muhammed b. Abdilvehhâb, Keþfu’þ-Þububât, 27-29.)”

Ýbn Abdilvehhâb’a göre tevhîd üçe ayrýlýr: “Ýlki Tanrý’nýn isim ve sý­fatlarýnda birliktir; diðeri Rabblýkta tevhîd (Tevhîdu'r-Rubûbiyet)'dir ki, ALLAH’ýn her þeyin Rabbi ve mâliki olduðunu bilmek ve ikrar etmekten ibarettir. Diðer üçüncüsü ise, “Tevhîdu'l-Ulûhiyettir.” Muhammed b. Abdüvehhâb’ýn anlattýðýna göre bu çeþit tevhîdden maksat, kullarýn fiilleri ile ALLAH’ýn birlenmesidir. Bu, kulun açýk ve gizli söz ve eylemlerine taal­lûk eder. Tevhîdu'l-Ulûhiyet, ortaðý olmayan ALLAH’tan baþkasýna dua ve recada bulunmamak, baþkasýndan medet ummamak, büyük bir melek ve bir Peygamber için bile kurban kesmemektir. ALLAH’tan baþkasýndan yar­dým isteyen, ALLAH’tan baþkasý için kurban kesen ve nezreden kimse kâfir­dir.”

Buna göre ALLAH’ýn emirleri ve Peygamberi’nin Sünnet’i dýþýnda emir ve yasak tanýmayarak, Peygamber devrinde olmayan her þeyi (bid’at) ve tevessülü terk ederek ALLAH’ý birlemeye Tevhid-i Amelî denir. Ýman ile küfrü ayýrt eden amelî tevhîddir. Bu tevhidi yerine getirmeyen, yani ALLAH’a ortak koþan, tazim ve ibâdeti yalnýzca ALLAH’a tahsis etmeyen, yardým ve mededi ALLAH’tan istemeyen, O’nun haram kýldýðýndan sakýnmayan kimse kâfir ve bu gibilerin mallarý ve canlarý helâldir ve “hakiki muvahhidlerin, bu müþriklerin üzerine hücum ile bunlarý katil ve mallarýný yað­ma etmeleri helâldir.”

Böylece Ýbn Abdilvehhâb, bu mes'eledeki sert ve katý tutumuyla Haricîleri taklîd etmiþ olmaktadýr. Bilindiði gibi Haricîler de, Vehhâbîler gibi, amel’i îmâna dâhil sayarak namaz, oruç, hac ve benzeri emirleri yeri­ne getirmemeyi küfür kabul ederler. 20 Mayýs 1802 (17 Muharrem 1217) tarihli Hatt-ý Hümâyunda özetlendiðine göre Vehhâbîler amelin îmânýn bir parçasý olduðu hususunda Ýbn Teymiye’ye uyarlar ve onlara göre farz olanlarý tembellikle veya inkar için terk eden kimse kâfirdir, mal ve kanla­rý helâldir. Nitekim Vehhâbîler, amelin îmânýn bir parçasý olduðuna inandýklarý için, farzlardan birini terk eden kimseyi dinden çýkmýþ olarak görmüþler ve kendilerinden olmayan kendileri gibi davranmayan Müslümanlarý müþrik saymýþlar, dolayýsýyla mallarý ve canlarýnýn kendileri için helâl olduðunu kabul etmiþlerdir.

Ehl-i Sünnet, “tevhîd"i, Ýbn Abdilvehhâb’ýn anladýðý þekilde fevka­lâde dar kalýplar içinde ele almamýþ ve onun gibi keyfî yorumlara gitme­miþtir. Bu anlayýþýyla o, Ehl-i Sünnet'ten uzaklaþmýþ olmaktadýr. O kadar ki, “...amelde ve îtikâdda Hanbeliyiz...” dedikleri halde, Ahmed Ýbn Hanbel'den de ileri gitmiþlerdir. Nitekim Ahmed Ýbn Hanbel'e göre îmân, hem söz hem de ameldir, îmân iyi amellerle artar, kötü amellerle eksilir. Ýnsan, kötü amellerle îmândan çýkar; ama tövbe edince yine îmâna döner, ALLAH’a þirk koþan, farzlardan birini inkâr eden kimse Ýslâm'dan çýkar. Tembellik sebebiyle, farzlardan birini terkeden kimse ile ihmal eden kimsenin durumu, ALLAH’a kalmýþtýr; O, dilerse baðýþlar, dilerse azab eder. Ýbn Hanbel'e göre, îmân, kalb ile tasdik, dil ile ikrar ve organlarla ameldir. Ýslâm ise, tasdik ve ikrardan ibarettir. Bu sebepten ALLAH’a þirk koþmamak, Kur’ân ve Sünnet'te sabit bir emri inkâr etmemek þartýyla, amelde bir ihmal olursa Ýslâm'dan çýkýlmýþ olmaz. Küfür ise þirk ve in­kârdýr(Muhammed Ebû Zehra, Ýslâm'da Fýkbi Mezhepler Tarihi, çev. Doç. Dr. AbdülkadirÞener (Ankara 1968), 3/221.). Oysa Ýbn Abdilvehhâb ve dolayýsýyla Vehhâbiler, ameli yerine getirmeyeni imansýzlýkla vasýflandýrmakta ve böylece Müslümanlarýn cumhurunun görüþlerinden uzaklaþmýþ olmaktadýrlar.

2. Þefaat

Þefaat, birinin baðýþlanmasýna delâlet etme anlamýna gelir. Ýbn Abdilvehhâb, þefaat konusundaki görüþlerinde Ýbn Teymiye’yi takib eder ve delil olarak Kur’ân-ý Kerîm’in þu âyetlerini gösterir:

"Rablerine toplanacaklarýndan korkanlarý Kur’ân’la uyar. O’ndan baþka bir dost ve aracý (þefî') yoktur..” (En’am, 51).

"O’nun izni olmadan katýnda þefaat edecek olan kimdir?” (Bakara, 255).
"ALLAH katýnda, kendisine izin verilenden baþka kimse þefaat edemez...” (Sebe', 23).

"De ki: Bütün þefaat ALLAH’ýn iznine baðlýdýr...” (Zümer, 44).
"ALLAH dilediðine ve hoþnud olduðuna izin vermedikçe göklerde bulunan nice meleklerin þefaati bir þeye yaramaz.” (Necm, 26).

Ehl-i Sünnet mezheplerinin hepsi de, þefaatin ALLAH’a ait ve ALLAH’ýn izniyle olacaðýný söylerler. Bunun böyle olmasý da tabiîdir; çünkü O, her þeyin Sahibidir, Mâlikidir, Dileyenidir. Ancak yine Ehl-i Sünnet, Hz. Pey­gamber ve sâlih kullarýn þefaat haklarýnýn bulunduðunu da kabul eder. Gerçi Ýbn Abdilvehhâb da, Hz. Peygamberin þefaatinin bulunduðunu kabul eder ve O’nun þefaatini beklediðini söyledikten sonra, “Fakat þefaa­tin hepsi aslýnda ALLAH’ýndýr” der ve þöyle devam eder: “Þu halde, þefaati ALLAH’tan iste ve þöyle de ‘ALLAHým beni onun þefaatinden mahrum et­me... ALLAHým, onu bana þefaatçi kýl...’ Eðer, Hz. Peygamber’e þefaat izni verilmiþtir; ben de ondan ALLAH’ýn kendisine verdiðinden istiyorum, derse þu cevabý ver: “ALLAH ona þefaati vermiþ ve seni bundan nehyetmiþtir. Zira buyurmuþtur ki: ALLAH’la beraber kimseyi çaðýrmayým...” (Cin, 18). Þayet Peygamberi’ni sana þefaatçi kýlmasýný istiyorsan, O’na itaat et ve emrine uy. Yine peygamberlerden baþka, meselâ meleklere, velilere, küçük iken vefat eden çocuklara þefaat izni verilmiþtir. Bu durumda sen, ALLAH onlara þefaat izni vermiþtir; ben onu onlardan isterim, diyebilir misin? Þayet evet dersen; ALLAH’ýn Kitâbý’nda zikrettiði iyi insanlara ibâdet mefhûmuna dönmüþ olursun. Hayýr, dersen, ALLAH, þefaat iznini (asýl metinde izin ke­limesi yoktur) ona vermiþtir; ben de ALLAH’ýn kendisine verdiðinden istiyorum, þeklindeki sözünü çürütmüþ olursun.(Muhammed b. Abdilvehhâb, Keþfu’þ-Þububât, 20-21.)"

Ona göre, “Cenab-ý ALLAH da müþriklerin ALLAH’ýn varlýðýna inandýk­larýný; fakat meleklere, peygamberlere, velîlelere sarýlýp, iþte bunlar ALLAH nezdinde bizim þefaatçimiz, diyerek küfre gittiklerini beyan eder... Þayet derlerse ki, kâfirler doðrudan doðruya onlardan istiyorlar; halbuki biz, fayda ve zarar temin edenin, iþleri idare edenin yalnýz ALLAH olduðuna inanýyor, þahadet ediyoruz. Ve biz her þeyi yalnýz kendisinden istiyoruz. Salih Ýnsanlar, hiçbir þey yapamazlar; fakat biz onlara yöneliyor ve þefaat­lerini ALLAH’tan bekliyoruz. Onlara de ki, bu, týpatýp kâfirlerin sözüdür.(Muhammed b. Abdilvehhâb, Keþfu’þ-Þububât, 13-17.)”

Bu noktadan itibaren, Ýbn Abdilvehhâb’a göre þefâatla bir arada mütâlâa edilen tevessül konusu ortaya çýkar.


devam edecektir... (bi iznillah...)

Edeb

þevkle bekliyoruz gerisini...

bu bilgiler için Allah razý olsun
GÜL GÝBÝ OL...GÜL GÝBÝ KOK...GÜL GÝBÝ GÜL...GÜL GÝBÝ GEL...

Beni Bende Demen..

Ben Bende Deðilem..

Bir Ben Vardýr..Bende Benden Ýçerü..

...Tefekkür...

Yine çok önemli bir konu ve bi  okadar  önem erz eden arþivlik bilgileri bizlere sunduðunuz için çok teþekkür ederim MiM Hocam...

ÝnþAALLAH karanlýktaki bilinç/sizliklere  fener olur...Kaybolmuþlara aydýnlýk yol olur...Duasýyla...

Emeðinize saðlýk Hocam .RABBÝM razý olsun ebeden, daima...
Rabbim,her vesiLede SENÝN keremin saklýdýr,
SebepLer sayýsýnca hamd SANA....


“Benimdir” diye bildiklerim Senindir
Beni bende olanlara bende etme
“Ben” diye bildiðim de Senin emrindir
Beni bende býrakýp Senden etme
Rabbim, yüzümü Sana döndüm
Gönlümü de Sana çevir
Rabbim, bir Seni bir bildim
Sevdalarýmý Sende bitir...

MiM

Quote from: Edeb on July 16, 2010, 07:18:06 PM
þevkle bekliyoruz gerisini...

bu bilgiler için ALLAH razý olsun



neden geç kalýyorum bu kadar, bir teþekkürü yazmakta aklým almýyor. göremiyorum diyelim, hakkýnýzý helal edin.
Rabbim sizden de razý olsun sevgili edeb kardeþim, kusura bakmayýn e mi?

Go Up