Haziran 19, 2019, 07:51:20 ÖS
Haberler:

YavrucuĂ°um! NamazĂ˝ kĂ˝l, iyiliĂ°i emret, kötĂĽlĂĽkten vazgeçirmeye çalýþ, baþýna gelenlere sabret. DoĂ°rusu bunlar, azmedilmeye deĂ°er iĂľlerdir.  (Lokman -17)

CuMA NotLaRĂ˝/15-Ăśmmetin "Veba"sĂ˝:VEHHABĂťLĂťK/1

Baţlatan MiM, Haziran 11, 2010, 04:32:13 ÖÖ

« önceki - sonraki »

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

MiM

çok uzun bir süreden beridir ele almak, incelemek ve ülkemizi bir kanser virüsü gibi sarmalamaya çalýþan bir ideolojiden bahsetmek istedim hep; ama kýsmet olmadý bi türlü... zira çok uzun ve kökü derinlerde olan zor bir konuydu bu. duygusal davranarak haksýzlýk etmemek adýna, çok titiz ve yorucu bir gayretin içinde oldum. bu vesileyle de uzun bir yazý dizisi oluþtu. umarým sabýrla okur, geleceðimizi adeta tehdit eden bu kökü derinlerde olan oluþumu tanýmaya çalýþýrsýzýnz ki, bir çin atasözünde olduðu gibi pirincin içindeki pirince benzeyen taþlardan evlâd-ü iyalinizi koruyabilesiniz. bu bahsettiðim ideolojinin adý: VEHHABÝLÝK!

Mezhep çalýþmalarýnda önemli olan mezhebin görüþlerini artýsý ve eksisi ile yansýtmaktýr. Ne taraf olup sadece iyi taraflarýný, ne de muhalif olup tamamen olumsuz taraflarýný aktarmaktýr. Vehhabilik ile ilgili bu yazýda da yapýlan budur.
***
Hz. Peygamber (s.a.v.)’in ahiret yurduna göç etmesinden sonra bir takĂ˝m ihtilaflar zuhur etmiĂľtir. Bu itilaflar ilk iki halife dönemlerinde yok denebilecek seviyede az iken, Hz. Osman’Ă˝n hilafetinin son altĂ˝ yĂ˝llĂ˝k döneminde artmaya baĂľlamýþ, Hz. Ali döneminde iyice fazlalaĂľmýþtĂ˝r. Bunun ardĂ˝nda yatan pek çok neden bulunmaktadĂ˝r. Bu yazĂ˝mĂ˝zda bunlardan söz edecek deĂ°iliz. Ancak Hz. Ali’nin zamanĂ˝nda zuhur eden ve ileride iĂľi iyice olumsuz olarak ileri götĂĽren Haricilik cereyanĂ˝ ve düþüncesi, aradan uzun zaman geçtikten sonra farklĂ˝ isimler altĂ˝nda tekrar canlandýðý söylenilebilir. KaldĂ˝ ki, pek çok Ăťslam mezhebi bir mĂĽddet yaĂľayĂ˝p kaybolduktan sonra, ileride ya farklĂ˝ isimler altĂ˝nda ya da en kötĂĽ ihtimalle ĂľahĂ˝slar bazĂ˝nda fikirlerini bir Ăľekilde devam ettirmiĂľtir. Haricilik düþüncesi de böyledir ve Vehhabilik genel görĂĽnĂĽm olarak HariciliĂ°in bir yansĂ˝masĂ˝ olarak deĂ°erlendirilmektedir.
***
Ăťki asĂ˝r kadar önce Arap YarĂ˝madasĂ˝’nda Necd dolaylarĂ˝n­da Muhammed b. Abdilvehhâb (1115-1206) tarafĂ˝ndan kurulan VehhâbĂ®lik, bugĂĽn SuĂ»di Arabistan’Ă˝n resmĂ® mezhebi durumundadĂ˝r. MĂ˝sĂ˝r, Hindistan, Afrika ve diĂ°er bazĂ˝ Ăťslâm ĂĽlkelerinde taraftarlarĂ˝ vardĂ˝r.

Pek çok Ăťslam mezhebinde olduĂ°u gibi, “VehhâbĂ®” ismi de kurucusunun hayatĂ˝nda muhalifleri tarafĂ˝ndan ve­rilmiĂľtir. BugĂĽn bu isimle anĂ˝lmaktadĂ˝rlar. VehhâbĂ®liĂ°e, TĂĽrk tarihinde “HâricĂ®lik” hareketi olarak bakĂ˝lmýþ ve o Ăľekilde isimlendirilmiĂľtir. Zira, davranýþlarĂ˝ndaki sertlik, gösterdikleri taassub ve kendĂ® inanýþlarĂ˝nda olmayanlarĂ˝ kĂĽfĂĽrle suçlamak bakĂ˝mlarĂ˝ndan VehhâbĂ®lik ile Hâricilik arasĂ˝nda benzerlik bulmak, tabiĂ® karþýlanmaktadĂ˝r.

Bununla birlikte VehhâbĂ®ler, kendilerine “MuvahhidĂ»n” derler ve kendilerini Ăťbn Teymiye’nin açýkladýðý Ăľekilde Ahmed b. Hanbel’in mez­hebini devam ettiren SĂĽnnĂ®ler olarak görĂĽrler. Nitekim onlar, “Biz, Ă®tikâdda Selef, amelde de HanbelĂ® mezhebindeniz. Esasen Ahmed b. Hanbel, Ă®tikâd hususunda Selef mezhebinin nascĂ˝ (eseriyye) kolunu temsil eder. Onun ameldeki yolu da budur. Binaenaleyh biz, amelde ve Ă®tikâdda Hanbeliyiz; VehhâbĂ® diye bir Ăľey yoktur. Muhammed b. Abdilvehhâb, ilmen ve fiilen bu mezhebi yenileyen bir ĂžeyhĂĽlislâm olmaktan baĂľka bir Ăľey deĂ°ildir” derler. Ancak bunlarĂ˝n amelde ve Ă®tikâdda yeni birtakĂ˝m esaslar kabul ettiklerini, taassuptan kan dökecek derecede ifrata vardĂ˝kla­rĂ˝nĂ˝, fikir ve vicdan hĂĽrriyeti tanĂ˝madĂ˝klarĂ˝nĂ˝, birçok konuda Ahmed b. Hanbel ve Ăťbn Teymiye'den ayrĂ˝ldĂ˝klarĂ˝nĂ˝ ileri sĂĽrenler de vardĂ˝r. Bu ba­kĂ˝mdan VehhâbĂ®liĂ°i mĂĽstakil olarak ele alĂ˝nmak durumunda­dĂ˝r.

NeĂľet ÇaĂ°atay, Vehhâbilerin akĂ˝l, nakil ve amel konularĂ˝nda kendilerine örnek aldĂ˝klarĂ˝nĂ˝ söyledikleri Selefiyye’nin, Ahmed b. Hanbel’in ve Ăťbn Teymiyye’nin görĂĽĂľlerini karþýlaĂľtĂ˝rarak sonuçta VehhâbiliĂ°in ayrĂ˝ bir mezhep sayĂ˝lmasĂ˝ gerektiĂ°ini söyler. ÇaĂ°atay, Vehhâbilerin temel prensiplerini sayĂ˝p açýkladĂ˝ktan sonra, bunlarĂ˝n dýþýnda bazĂ˝ ferĂ® meselelerde de Ehl-i SĂĽnnet’ten ayrĂ˝ldĂ˝klarĂ˝nĂ˝ dile getirir bunlar ĂľunlardĂ˝r: 1- NamazĂ˝n cemaatla kĂ˝lĂ˝nmasĂ˝ farzdĂ˝r ve her mĂĽslĂĽman beĂľ vakit namazda camiye gelmek zorundadĂ˝r. 2- MĂĽslĂĽmanlýðý ameli tevhid inancĂ˝na göre yerine getirmeyenlere harp ilan edilir ve bu gibilerin kestikleri kurbanlar yenmez. 3- Zekat vergidir. HĂĽkĂĽmetin vergi almadýðý kazançlardan da zekat alĂ˝nmalĂ˝dĂ˝r. 4- Sigara ve nargile içenlere, içki içenlere olduĂ°u gibi kĂ˝rk deĂ°nek vurulur (NeĂľet ÇaĂ°atay, “VehhâbilĂ®k”, Ăť.A., XIII, 264).
***
Buraya kadar yazdýklarýmýz genel bir görünüm, özet bir sunumdu. þimdi buyrun tarihçesinden baþlayarak günümüze uzayan içimizde dal budak salmaya çalýþan bu ideolojinin köklerini kuruluþundan günümüze izlerini sürerek görmeye çalýþalým.
***
Tarihçe:

Mezhebin kurucusu Muhammed Ăťbn Abdilvehhâb, 1115/1703 tari­hinde bugĂĽnkĂĽ Riyad Ăľehrine yakĂ˝n bir köy olan Uyeyne'de doĂ°muĂľtur”. Ăťlk tahsilini, Uyeyne kadĂ˝sĂ˝ olan babasĂ˝nĂ˝n yanĂ˝nda tamamlayan Ăťbn Abdilvehhab, daha sonra Mekke ve Medine'de okumuĂľtur. Burada Ăťbn Teymiye’nin fikirleri ile temasa gelmiĂľ; oradan Basra’ya gitmiĂľtir. Orada tevhĂ®d konusunda tartýþmalarda bulunmuĂľ ve dinin, doĂ°rudan Kur’ân ve SĂĽnnet'ten öðrenilmesi gerektiĂ°ini ileri sĂĽrmĂĽĂľtĂĽr. Daha sonra 1139/1726 yĂ˝lĂ˝nda Riyad’Ă˝n kuzeyindeki Hureymila kasabasĂ˝na gelmiĂľtir. 1153/1740 yĂ˝lĂ˝nda, babasĂ˝nĂ˝n ölĂĽmĂĽ ĂĽzerine, orada “el-Emru bĂ®'l-Ma'rĂ»f ve’n-Nehyu ani'l-Munker” (iyiliĂ°i emir ve kötĂĽlĂĽĂ°ĂĽ yasaklama) prensibini ilân ederek bu fikri Necd bölgesine yayma faaliyetine girmiĂľtir. Hureymila'dan tekrar Uyeyne’ye göçmĂĽĂľ; ve oranĂ˝n emiri Osman b. Hamd b. Muammer ile dostluk kurmuĂľtur. Hatta onu kendi görüþüne davet ederek, ihlâsla ALLAH’Ă˝n dinine yardĂ˝m ettiĂ°i takdirde ALLAH’Ă˝n onu Necd bölgesinin hâkimi kĂ˝lacaĂ°Ă˝nĂ˝ söylemiĂľtir. Daha sonra EmĂ®r Osman’a Der’iyye ile Uyeyne arasĂ˝nda küçük bir köy olan el-CebĂ®le'de bulunan Zeyd b. el-Hattâb (12/634)’Ă˝n mezarĂ˝nĂ˝, ALLAH ve ResĂ»lĂĽ’nĂĽn emirleri dýþýnda tĂĽrbe haline sokulduĂ°u ve insanlar tarafĂ˝ndan ziyaret edildiĂ°i; dolayĂ˝sĂ˝yla tĂĽrbelerin insanlarĂ˝n dinden çýkmalarĂ˝na sebep olduĂ°u için yĂ˝kmayĂ˝ teklif eder ve bu teklifi kabul edilerek oradaki mezar yĂ˝kĂ˝lĂ˝r ve hatta aĂ°açlar bile yok edilir. Böylece Ăťbn Abdilvehhab Uyeyne’nin önem­li bir ismi haline gelir.

Ancak onun fikirlerim zorla kabule mecbur etmesi, halkĂ˝ korku ve endiĂľeye sevk eder ve Necd’in kuvvetli kabilelerinden biri olan Hâlid oĂ°ullarĂ˝nĂ˝n reisi SĂĽleyman b. Urey’ir’e mĂĽracaatla, duruma çare bulmasĂ˝nĂ˝ isterler. O da Uyeyne emirinden onu öldĂĽrmesini veya sĂĽrmesini ister. Bunun ĂĽzerine Ăťbn Abdilvehhab, Riyad’a çok yakĂ˝n bir yer olan Der’iyye’ye gelir. Orada emir Muhammed b. SuĂ»d'la anlaþýr ve böylece VehhâbĂ® devletinin temelleri atĂ˝lmýþ olur (1157/1744). Bu birleĂľme ile Muhammed b. Abdilvehhab fikirlerini mĂĽdafaa ve yaymak için saĂ°lam bir maddĂ® güç ve destek, Muhammed b. SuĂ»d da bu fikirlerin doĂ°uracaĂ°Ă˝ imkânla kendi nĂĽfuz bölgesini geniĂľletmek ve hâkimiyetini arttĂ˝rarak Arap YarĂ˝madasĂ˝’na sahip olmak için iyi bir fĂ˝rsat elde etmiĂľ olur.

Ăťbn Abdilvehhab, Der’iyye'de “Kitâbu't-TevhĂ®d” adlĂ˝ kitabĂ˝ndaki gö­rĂĽĂľleri yaymaya, insanlarĂ˝ Ăľirk ve bid’atlerden kurtularak dine girmeye davete baĂľladĂ˝. Kendilerine uymayanlarĂ˝, yani ona göre hak dine girmeyenleri kĂ˝lýçla yola getirmenin gereĂ°i ĂĽzerinde durdu. O, insanlarĂ˝n dalale­te dĂĽĂľtĂĽklerini, mezar ve tĂĽrbe ziyaretleri, tarikatlara girme ve benzeri iĂľler yĂĽzĂĽnden tevhidin bozulduĂ°unu; dolayĂ˝sĂ˝yla onlarĂ˝n Ăľirke batmýþ mĂĽĂľrikler olduĂ°unu ileri sĂĽrerek, kan ve mallarĂ˝n kendine inanan muvahhidlere helal olduĂ°unu ilan etti.

BĂĽtĂĽn bu tedbirler zaten bu nevi iĂľlere mĂĽsait olan Necd bölgesi halkĂ˝na pek cazip gelmiĂľti. Nitekim Necd bölgesi, Hz. Peygamber (s.a.s) devrinde MĂĽslĂĽman olmakla birlikte, çok önceleri Yemen ve Aden, Ăťran ve Hind, Irak ve Ăžam’Ă˝n tesiri altĂ˝nda çeĂľit­li akidelere sahne olmuĂľtu. Hz. Peygamber (s.a.s)'den sonra MĂĽseylemetĂĽ'l-Kezzâb, Secâh, Tuleyha ve Esvedu'l-AnsĂ® gibi yalancĂ˝ peygamberler yine bu bölgede çýkmýþtĂ˝. Sonraki dönemlerde muhalif is­yancĂ˝ gruplar burada görĂĽlmĂĽĂľtĂĽ. KĂ˝saca isyankâr ruhlu ve yaĂ°macĂ˝lýða mĂĽtemayil idiler ve cehalet yaygĂ˝n idi. Ýþte bu anlayýþtaki bölge halkĂ˝na, Ăťbn Abdilvehhâb’Ă˝n ganimet vaadeden fikirleri câzib gelmiĂľti. Ă–yle ya, bir mĂĽddet evvel, saldĂ˝rganlĂ˝k ve yaĂ°macĂ˝lĂ˝kla elde edilen ganimet, bu defa Ăťbn Abdilvehhâb’Ă˝n “TevhĂ®d dinini” yaymak için cihâd adĂ˝na kudsiyet kazanĂ˝yor ve meĂľrĂ»laþýyordu. Böylece bu yeni görĂĽĂľleri kabul etmeyenler kĂ˝lýçtan geçiriliyor ve mallarĂ˝, beĂľte bir ganimet hukukuna göre devlete ayrĂ˝ldĂ˝ktan sonra, kalanĂ˝ savaĂľanlar arasĂ˝nda taksim ediliyordu. Bize göre bu husus, Ăťbn Abdilvehhâb’Ă˝n görĂĽĂľlerinin çölde revaç bulup taraftar kazanmasĂ˝nĂ˝n önemli sebeplerinden biri oldu.

Konuyla ilgili iĂľin Ăľu yönĂĽne de dikkat etmek gerekiyor: Vehhâbi meselesinin kökĂĽ derindir. Sahabe dönemine kadar gider. Hazret-i Ali (r.a.), Vehhâbilerin ecdâdĂ˝ndan ve çoĂ°unluĂ°u Necid halkĂ˝ndan olan HâricĂ®lerle savaĂľmýþtĂ˝. Nehrivan'da onlardan pek çoĂ°unu öldĂĽrmĂĽĂľtĂĽ. Bu durum onlarĂ˝ derinden derine yaralamýþ ve Hz. Ali'nin faziletlerini inkarla ona dĂĽĂľman olmuĂľlardĂ˝. Hazret-i Ali (r.a.) “Þâh-Ă˝ Velâyet - Velilerin ĂľahĂ˝”  ĂĽnvânĂ˝nĂ˝ kazandýðý ve tarikatlarĂ˝n çoĂ°unluĂ°u ona baĂ°lanmasĂ˝ cihetinden, tarihte HâricĂ®ler ve Ăľimdi ise HâricĂ®lerin bayraktarĂ˝ olan Vehhâbiler, ileride söz edileceĂ°i gibi velâyeti inkar etmiĂľlerdi.

MĂĽseylime-i Kezzâb’Ă˝n fitnesiyle irtidâda yĂĽz tutan Necid yöresi, Hazret-i EbĂ» Bekir'in (r.a.) hilâfetinde, Hâlid Ăťbni Velid'in kĂ˝lĂ˝ncĂ˝yla darmadaĂ°an edildi. Bu yĂĽzden Necid ahalisi Hulefa-i RaĂľidĂ®n'e ve dolayĂ˝sĂ˝yla Ehl-i SĂĽnnet ve Cemaat’e gĂĽcenmiĂľlerdi. Hâlis MĂĽslĂĽman olduklarĂ˝ halde, yine eskiden ecdatlarĂ˝nĂ˝n yedikleri darbeyi unutmuyorlardĂ˝. Ăťran’daki eski devlet Hazret-i Ă–mer'in (r.a.) darbesiyle yĂ˝kĂ˝ldýðý ve milletlerinin gururu kĂ˝rĂ˝ldýðý için ĂžiĂ®ler Ă‚l-i Beyt sevgisi perdesi altĂ˝nda Hazret-i Ă–mer'e ve Hazret-i EbĂ» Bekir'e ve dolayĂ˝sĂ˝yla Ehl-i SĂĽnnet ve Cemaate sĂĽrekli intikam niyetiyle saldĂ˝rmýþlardĂ˝r.

Ăťbn Abdilvehhâb 1206/1792 yĂ˝lĂ˝nda öldĂĽĂ°ĂĽ zaman, bu hareketin Muhammed Ăťbn SuĂ»d tarafĂ˝ndan zaten baĂľlatĂ˝lmýþ bulunan siyâsĂ® cephesi, daha bir aĂ°Ă˝rlĂ˝k kazanĂ˝r. Daha Ăťbn SuĂ»d zamanĂ˝nda baĂľlayan toprak ka­zanma faaliyetleri, onun ölĂĽmĂĽnden sonra (1179/1766), oĂ°lu AbdĂĽlaziz zamanĂ˝nda da sĂĽrdĂĽrĂĽlĂĽr. Bu kadar sĂĽratle toprak kazanĂ˝p Necd'e hâkim olmalarĂ˝nda, þüphesiz OsmanlĂ˝ hĂĽkĂĽmet merkezinden uzakta oluĂľlarĂ˝ ve en önemlisi OsmanlĂ˝ Devleti’nin Rus ve Ăťran savaĂľlarĂ˝ ile uĂ°raĂľma mec­buriyeti iyi bir fĂ˝rsattĂ˝. OsmanlĂ˝ Devleti’nin bu zayĂ˝f hâlinden istifade ile cĂĽr’etlerini alabildiĂ°ine artĂ˝ran VehhâbĂ®ler, Basra Körfezi civarĂ˝nda hâki­miyet kurduklarĂ˝ gibi, Necef’te ĂžiĂ®lerle geçen bir tartýþma sonucu bazĂ˝ VehhâbĂ®lerin öldĂĽrĂĽlmesini bahane eden AbdĂĽlaziz b. SuĂ»d, 10 Muhar­rem 1802'de Kerbelâ törenlerine katĂ˝lan binlerce insanĂ˝ kĂ˝lýçtan geçirtir ve Hz. HĂĽseyin’in tĂĽrbesi yaĂ°malanĂ˝r.

Taif VehhâbĂ®lerce iĂľgal edilir (18 Ăžubat 1803). Cevdet PaĂľa, VehhâbĂ®lerin Taif’e girince yaptĂ˝klarĂ˝nĂ˝ Ăľu sözleriyle dile getirir:

“VehhâbĂ®ler Taif’te bulduklarĂ˝ eĂľyayĂ˝ ordularĂ˝na naklederek daĂ°lar gibi yýðdĂ˝lar. YalnĂ˝z kitaplara itibar etmeyerek sokaklara attĂ˝lar. Binaenaleyh BuhârĂ® ve MĂĽslim’in SahĂ®heyn’i ve hadis kitaplarĂ˝, dört mezhep ĂĽzere yazĂ˝lmýþ fĂ˝kĂ˝h kitaplarĂ˝, edebiyat, fĂĽnĂ»n ve sâireden binlerce kitap, ayaklar altĂ˝nda sĂĽrĂĽnĂĽr oldu. Ýçlerinde Mushaflar dahi bulunurdu... Uzun mĂĽddet bunca kitap ve muteber eser böyle ayaklar altĂ˝nda kaldĂ˝. MallarĂ˝n beĂľte birini emirleri, geri kalan kĂ˝smĂ˝nĂ˝ da o vahĂľiler aralarĂ˝nda taksim ettiler” (Târih-i Cevdet, VII, 206 (VII, 262-263).

Tâif, Mekke ve Medine’yi 1803-1806 yĂ˝llarĂ˝ arasĂ˝nda ele geçiren Ăťbn SuĂ»d, bu illerin halkĂ˝na, “...Sizin dininiz bugĂĽn kemâl derecesine eriĂľti, Ăťslâm’Ă˝n nimetiyle Ăľereflenip Cenâb-Ă˝ HakkĂ˝ kendinizden râzĂ˝ ve hoĂľnud kĂ˝ldĂ˝nĂ˝z. ArtĂ˝k âba ve ecdadĂ˝nĂ˝zĂ˝n bâtĂ˝l inanýþlarĂ˝na meyil ve raĂ°betten ve onlarĂ˝ rahmet ve hayĂ˝rla yâd ve zikirden korkun ve kaçýnĂ˝n. EcdadĂ˝nĂ˝z tamamen Ăľirk ĂĽzere vefat ettiler... Hz. Peygamber’in mezarĂ˝ karþýsĂ˝nda, önceleri olduĂ°u gibi durarak, tazim için salât-u selâm getirmek, mezhebimizce gayr-i meĂľrudur... Onun için oradan geçenler okumadan geçip gitmeli ve sadece “es-Selâmu âlâ Muhammed” diye selâm vermelidir...” (Eyub Sabri, TârĂ®h-i Vehhâbiyân, s. 175), gibi gerçekten çýlgĂ˝nca ve fevkalâde cĂĽr’etkâr Ăľekilde hitap ermekten çe­kinmez.

Ăťbn Suud, yukarĂ˝daki ifadelerinin yanĂ˝nda Medine halkĂ˝na Ăľu uyarĂ˝larda da bulunmuĂľtur: 1- ALLAH’a Vehhâbilerin inançlarĂ˝ ve kaideleri ĂĽzere itaat ve ibadet etmek. 2- Hz. Muhammed’e Vehhâbi imamĂ˝nĂ˝n tayin ve tavsiye ettiĂ°i Ăľekilde riayet etmek. 3- Medine içinde ve civarĂ˝nda mevcut tĂĽrbe ve yapĂ˝lĂ˝ mezarlarĂ˝ yĂ˝kĂ˝p, balĂ˝k sĂ˝rtĂ˝ toprak yýðýlmýþ hale getirmek. 4- Muhammed b. Abdilvehhâb’Ă˝ ALLAH’tan ilham alarak mezhep kuran din mĂĽceddidi olarak tanĂ˝mak. 5- Vehhâbi mezhebini kabul etmek istemeyenleri, öldĂĽrmek dahil, Ăľiddetli takibata uĂ°ratmak. 6- Vehhâbilere kale muhafĂ˝zlýðý verilmesini kabul etmek. 7- DinĂ® ve siyasĂ® her tĂĽrlĂĽ emir ve yasaklara uymak. (Eyub Sabri, TârĂ®h-i Vehhâbiyân, s. 135-136; NeĂľet ÇaĂ°atay, “VehhâbilĂ®k”, Ăť.A., XIII, 266; Ecer, Târihte Vehhabi Hareketi ve Etkileri, s. 141.)

ArtĂ˝k VehhâbĂ® devleti, 1811 yĂ˝lĂ˝nda kuzeyde Haleb'den Hind Okyanusu’na, Basra Körfezi ve Irak sĂ˝nĂ˝rĂ˝ndan doĂ°uda KĂ˝zĂ˝l Deniz'e kadar yayĂ˝lmýþ bulunuyordu.

VehhâbĂ®liĂ°in, nihayet esaslĂ˝ bir dert olmaya baĂľladýðýnĂ˝ farkeden OsmanlĂ˝ Devleti ve onun baþýndaki hĂĽkĂĽmdarĂ˝ Ăťkinci Mahmud (1808-1839), iĂľin hallini MĂ˝sĂ˝r valisi KavalalĂ˝ Mehmed Ali PaĂľa’ya havale eder. PaĂľa oĂ°lu Tosun emrindeki bir orduyla 1812-1813 yĂ˝llarĂ˝ arsĂ˝nda Medine, Mekke ve Tâif’i VehhâbĂ®ler’den kurtarĂ˝r. Daha sonra bizzat kendisi, AbdĂĽlaziz b. SuĂ»d’un ĂĽstĂĽne yĂĽrĂĽr. Ăťbn SuĂ»d direnirse de 1814'de ani ölü­mĂĽ ĂĽzerine VehhâbĂ®ler hezimete uĂ°rar ve nihayet KavalalĂ˝’nĂ˝n kumandanĂ˝ Ăťbrahim PaĂľa, 1818'de AbdĂĽlaziz’in yerine geçen oĂ°lu Abdullah ile çocuklarĂ˝nĂ˝ esir ederek Ăťstanbul’a gönderir ve 17.12.1819'da asĂ˝lĂ˝rlar. Böyle­ce VehhâbĂ®liĂ°in ilk dönemi kapanĂ˝r.

Ancak SuĂ»d hanedanĂ˝ndan savaĂľtan kaçýp kurtulmayĂ˝ baĂľaran TĂĽrkĂ® b. Abdillah, Necd bölgesinde yeniden faaliyete giriĂľir ve Riyad’Ă˝ baþþehir yaparak 1821'den 1891'e kadar sĂĽrecek ikinci VehhâbĂ® devletini kurmayĂ˝ baĂľarĂ˝r. Daha sonralarĂ˝ birtakĂ˝m hanedan tartýþmasĂ˝ olursa da, SuĂ»d ha­nedanĂ˝ndan AbdĂĽlaziz b. SuĂ»d, 1901’de VehhâbĂ® devletini ihya eder. Ay­rĂ˝ca Hindistan-Ăťngiliz hĂĽkĂĽmetinin saĂ°lam desteĂ°ini de saĂ°layan AbdĂĽlaziz b. SuĂ»d, Ăťngilizlerce, 26 AralĂ˝k 1916 tarihli anlaĂľma ile Necd, Hasa, Katif, Cubeyl ve kendisine baĂ°lĂ˝ bölgelerin mutlak hĂĽkĂĽmdarĂ˝ olarak ta­nĂ˝nĂ˝r. Bu anlaĂľmaya göre Ăťbn SuĂ»d'un söz konusu yerlerdeki mutlak hü­kĂĽmranlýðý kabul edilmekte ve bunlarĂ˝n, kendisinden sonra mĂ®ras yoluyla oĂ°ul ve haleflerine ait olacaĂ°Ă˝ ve hĂĽkĂĽmdarĂ˝n hayatta iken seçeceĂ°i veli­ahdĂ˝n, her hususta Ăťngiliz HĂĽkĂĽmetinin aleyhtarĂ˝ olamayacaĂ°Ă˝, Ăťngiliz HĂĽkĂĽmetinin öðütlerine uyacaĂ°Ă˝ ve daha birtakĂ˝m hususlar tespit edilmiĂľ bulunmaktadĂ˝r. (AnlaĂľma için bkz. Yusuf Hikmet Bayur, TĂĽrk ĂťnkĂ˝lap Tarihi, Ankara 1957, III, 120-121.)

Ăťngilizlerin de araya girmesi ve Birinci Cihan Harbi’nin hezimetle neticelenmesi ĂĽzerine OsmanlĂ˝ Devleti, 1918 yĂ˝lĂ˝ sonlarĂ˝nda Medine'den çekilir. Böylece VehhâbĂ®ler, 1921-1925 yĂ˝llarĂ˝ arasĂ˝nda Hâil, Tâif, Mekke, Medine ve Cidde’yi ele geçirirler. AbdĂĽlaziz b. SuĂ»d, Ocak 1926'da “Necd ve Hicaz KralĂ˝” olarak kabul edilir. 20 MayĂ˝s 1927 tarihinde Ăťngil­tere ile yapĂ˝lan Cidde anlaĂľmasĂ˝ sonunda da tam istiklâlini ilân eder ve böylece, Ăťngilizlerle yapĂ˝lan ilk anlaĂľmanĂ˝n aĂ°Ă˝r ĂľartlarĂ˝ndan kurtulur. 18 EylĂĽl 1932 tarihinde ise, AbdĂĽlaziz b. SuĂ»d, unvanĂ˝nĂ˝ “Arap SuĂ»diyye Krallýðý” Ăľeklinde deĂ°iĂľtirir. AbdĂĽlaziz b. SuĂ»d, 4 KasĂ˝m 1953 tarihindeki ölĂĽmĂĽne kadar, Suudi Arabistan KralĂ˝ olarak, daha 1912 yĂ˝lĂ˝nda kurduĂ°u ve hem siyâsĂ® ve askerĂ® teĂľkilâtĂ˝nĂ˝n temelini teĂľkil eden, hem de zayĂ˝flamýþ bulunan Vehhâbi zihniyetini canlandĂ˝rmayĂ˝ baĂľarĂ˝r.
***
haftaya, vehhabiliðin muhtelif konulardaki görüþlerini, daha doðrusu ehl-i sünnetten farklý olan mütalaalarýný görmeye çalýþacaðýz bi iznillah...

liprade

Anlamaya çalýþarak okunmasĂ˝ gereken, uzun zamandĂ˝r beklediĂ°im  bir çalýþma. HenĂĽz okumadĂ˝m. MĂĽstefid olacaĂ°Ă˝mĂ˝za inanĂ˝yorum.

Allah c.c razĂ˝ olsun hocam.




"Cehalet hĂ˝yar olmuĂľ gidiyor son sĂĽrat/  Enkaz-Ă˝ beĂľer koĂľuyor elde tuzluk alĂ˝k surat"

MiM


bedirh@n


MiM

Alýntý yapýlan: bedirh@n - Haziran 12, 2010, 05:01:05 ÖS
[move]ALLAH RAZI OLSUN KARDEÞÝM[/move]


Rabbim senden de razĂ˝ olsun sevgili bedirhan kardeĂľim.