Haziran 27, 2019, 04:13:35
Haberler:

Yahut gökte olanýn üzerinize taþ yaðdýran (bir fýrtýna) göndermeyeceðinden emin misiniz? Ýþte (bu) tehdidimin ne demek olduðunu yakýnda bileceksiniz!(Mulk -16)

Fedakârlýk

Balatan MiM, Mays 19, 2010, 05:14:32 S

« nceki - sonraki »

0 ye ve 1 Ziyareti konuyu incelemekte.

Aa git

MiM

“Altýný olan kuralý koyar” algýsýyla biçimlendirilen kapitalist sistem, kazancý kutsayýnca, kiþiyi maddi kazanýmlarla buluþturmayan uðraþlar terk etti hayatlarýmýzý. Artýk her emeðin bir karþýlýðý olmalý diye düþünmeye baþladýk. Bu karþýlýk bekleme olgusu hayatlarýmýzý öylesine kuþattý ki âþýklar bile “sev beni, seveyim seni” demeye baþladýlar. Oysa sevmek karþýlýk beklememekti. Almadan vermekti.
            Eþyaya mahkûm zevklerin tutkununa dönüþtürülen bireyler, maddi bir faydaya karþýlýk gelmeyecekse emek harcamayý gereksiz görürler. Bu yüzdendir ki modern zamanlarýn bireyleri kazanç getirmeyen uðraþlarla ömür tüketenlere deli ya da çýlgýn deme kolaycýlýðýyla bakýyorlar hayata. Dünyaya ait her kazancýn hayatýn finalinde dünyada býrakýlacaðýný bilenler ise dünya için yorulanlara ayný nazarla bakarlar. Kýssa meþhurdur:
            Haramzade bir zengin ölüm döþeðinde iken toplamýþ oðullarýný baþucuna ve vasiyetini açýklamýþ:
            —Ölümden korkuyorum. Bilhassa kabirde geçireceðim ilk gecenin yalnýzlýðý yüreðimi ürpertiyor. Bu yüzden vasiyetim odur ki kabirdeki ilk geceyi benimle geçirecek birini bulacaksýnýz. Eðer ilk gece kabirde bana arkadaþlýk edecek birini bulmazsanýz mirasýmýn tamamýný bir vakfa baðýþlýyorum.
            Adam ölünce oðullarý mirasý vakfa kaptýrmamak için babalarýyla birlikte ilk geceyi kabirde geçirecek birini bulmak için düþünmeye baþlamýþlar. Uzun süre tartýþtýktan sonra kabirde bir gece geçirmeye razý olacak kiþiye bin altýn ödül vermeye, böylece mirasý kurtarmaya karar vermiþler.
            Ölünün defin hazýrlýklarý devam ederken bir yandan da tellallar durumu ilan etmeye baþlamýþlar:
            —Duyduk duymadýk demeyin! Kim ki bu gece kabirde ölüyle birlikte sabaha kadar kalýrsa ona bin altýn ödül verilecektir.
            Tellallarý dinleyenlerin çoðu gülüp geçmiþ. Ama bir hamal ciddiye almýþ bu çaðrýyý. Kendi kendine söylenmeye baþlamýþ:
            —Bir ömürdür sýrtýmda yük, karýn tokluðuna sürünüyorum. Bir gece sýkarým diþimi ve bin altýn kazanýrým.
            Varmýþ ölen zenginin oðullarýna.
—     Ben kalýrým ölüyle ayný kabirde, demiþ.
Mirasý kurtarma telaþýyla zamaný tespih tespih çeken oðullar sevinmiþler bu iþe. Kabir birazcýk geniþçe hazýrlanmýþ. Hamalýn nefes alabileceði bir de delik býrakýlmýþ ve haramzade zenginle hamal ayný kabre konulmuþlar.
            Mezarlýktaki tören bitip de herkes çekilince sorgu melekleri gelmiþler. Bakmýþlar ki mezarda iki kiþi. Yoklamýþlar birisi gerçek ölü, diðeri canlý.
— Bu nasýl olsa kalýcý. Biz bu sahte ölüyü sorgulayalým bu gece. Öbürü bir sonraki geceye kalsa da olur, demiþler.
            Baþlamýþlar sorguya. Hamala dünya malý olarak neyin var neyin yok demiþler. Hamal bir ip ile bir küfeden gayri bir þeyi olmadýðýný söylemiþ. Ýpi ve küfeyi nerden edindin diye baþlamýþlar. Sonra sahne sahne hayatýnýn hesabýný sormuþlar. Falancanýn yükünü taþýrken neden fazla ücret adlýndan baþlayýp filancanýn malzemesini taþýrken niye eþyasýna zarar verdinden çýkmýþlar. Sabaha kadar terletmiþler hamalý. Öyle ki kabrin serinliðine karýþmýþ hamalýn korku terinin ýslaklýðý. Derken sabah olmuþ. Hamalý çýkarmýþlar kabirden ve tebrik ederek önüne bin altýný koymuþlar. Hamal elinin tersiyle itmiþ altýnlarý ve hala kan ter içindeki telaþlý haliyle:
            —Ýstemem, demiþ. Ben bir ip ile bir küfenin hesabýný verinceye dek anamdan emdiðim süt burnumdan geldi. Bunca malýn ve mülkün hesabýný nasýl veririm?
            Dünyaya ve dünya malýna “hesap verme” endiþesiyle bakmak… Malý ve mülkü emanet olarak görmek… Eþyanýn ve maddenin esiri olmamak… Kapitalist düzenin biçimlendirdiði kafa ve gönüller için ne kadar anlamlý, bilmiyorum.
Türk þiirinin en güzel seslerinden biri olan Yunus Emre, mal ve mülk tutkunu yürekleri ne güzel uyarmýþtýr çaðlarý aþan þu mükemmel dizeleriyle:

“Mal da yalan mülk de yalan
Var biraz da sen oyalan” [1]

            Mal ve mülk yalan ise uðraþlarýmýzý illa da bir kazanca dönüþtürmeye çalýþmanýn anlamý ne? Daha önemli gayeler edinmeli deðil miyiz? Bizi yüceltecek, iç yolculuðumuzda hedefe yaklaþtýracak, uðraþlarý dünya gailelerinden daha çok önemsemek gerekmez mi?
            Elbette dünyayý tümüyle boþlamak deðil söylediðimiz. Dünya için de çalýþacaðýz. Ama bileceðiz ki mal ve mülk bir araç, amaç deðil. Onlar, bizim kemale erme yolculuðumuzun sürdürülebilmesi için gerekli olan bineklerdir. Yolculuk için binek elbette önemlidir ama bu önem yolculuðun bizatihi kendisini gölgede býraktýracak dereceye geçiyorsa araç amacýn önüne geçmiþ olur ki bu durum yolculuðu anlamsýzlaþtýrýr.
            Ýç yolculuðumuzun kemale eriþmesinin iki büyük yolu var: Aþk ve tefekkür. Aþk, yaratýcýyý bulma ve ona yaklaþma uðraþ ve arayýþýnýn adý. Tefekkür ise kendimizden baþlayarak hayatý, kâinatý ve yaratýcýyý anlama yolculuðu. Tefekkürü ehline býrakarak aþk yolculuðu üzerine birkaç söz söyleyelim.
            Bütün güzellikler Hüsn-ü Mutlak olan yaratýcýnýn tecellileri yani varlýk aynasýna yansýmalarýdýr. Bu yansýmalarý birer çiçek gibi dererek kaynaða ulaþmak... Çokluk âlemindeki farklý görüntüleri bir ebruda birleþtirmek gibi… Binlerce renge sahip olan bu yansýmalarý bir araya getirmek ve kesreti yani çokluðu tevhide yani birliðe dönüþtürmek...
            Bunun mümkün olabilmesi için âþýk derdiði her renge boyayabilmeli varlýðýný. Bir çiçek bahçesidir âlem. Her renk bir menzile iþaret etmekte. Bin bir rengi bir araya toplayarak bir ebru oluþturmaktýr hayat. O ebruda, bin bir renk çeþitliliðindeki kesret yani çokluk, bir ahenkle düzenlenerek vahdete yani birliðe dönüþmüþse âþýk olgunlaþmýþ demektir.
            Ýnsanýn sevdiðinin rengine boyanmasý onun için yanmasýyla mümkündür. Yanmayý bilmeyenin boyanmasý geçicidir. Bir yaðmur, bir rüzgâr esince kaybolur boya ve eski rengine döner yanmayan.

“Kerem gibi yanmak
Ve boyanmak
Rengine ateþin…
Varsa, tarifi budur aþkýn” [2]

Kerem ile Aslý hikâyesini bilirsiniz. Dünyaya farklý kültürlerin kodlarýyla gönde­rilen Aslý ile Kerem’in öyküsü hüzünlü bir aþký terennüm etmekle kalmaz bir engeli aþma uðraþýnýn da ipuçlarýný verir. Öyküye göre Aslý bir Ermeni Keþiþ’in kýzýdýr. Kerem ile Aslý arasýndaki aþk iki farklý kültürün çeliþkisinden kaynaklanan bir engele takýlýr. Ke­þiþ, kýzý Aslý’yý diyar diyar kaçýrýr. Kerem kül­türler arasýndaki çeliþkinin kurbaný olan aþkýnýn izini sürer bir ömür.
Hikâye aþýlmaz bir engelin ayýrdýðý iki aþýðýn serüvenidir baþtan sona. Keþiþ baba, kýzý Aslý’yý diyar diyar kaçýrýr Kerem‘den. Kerem yýlmadan takip eder. Halep Beyi’nin araya girmesiyle Keþiþ kýzýný Kerem’e vermeye mecbur kalýr. Kalýr ama büyülü bir elbise giydirir kýzýna. Kerem gerdek gecesi bir türlü düðmelerini çözemez büyülü elbisenin. Engelin aþýlmazlýðý karþýsýnda derin bir “ah” çeker ve tutuþup yanar. Aslý Keremin küllerini hoyrat rüzgârlar daðýtmasýn diye saçýný süpürge eyler. Ve keremin külleri arasýnda yanmaya devam eden aþk ateþi Aslý’nýn saçlarýný tutuþturur o da yanar.
            Hikâyede Kerem’in aþktaki derecesinin ziyadeliðini anlatan þöyle bir bölüm vardýr: Aslý’nýn annesi diþçidir. Kerem Aslý’yý görmek için konaða girmenin yolunu aramaktadýr. Arkadaþý Sofu’nun önerisiyle diþi aðrýyan bir derviþ kýlýðýna bürünür ve konaða girer. Hastasýnýn aðrýyan diþini çekmek için Aslý’dan yardým ister diþçi anne. Ve Aslý’nýn dizine konur Kerem’in baþý. Aslý’nýn dizinde kendinden geçen Kerem, bu hazzý daha uzun bir zamana yaymak için otuz iki diþini birden çektirir.
            Hayatý gönlüyle deðil de aklýyla okuyanlar “delilik” der geçerler keremin yaptýðýna. Doðrudur bu bir deliliktir ama akýl eksikliðinden kaynaklanan delilik deðil. Gönül coþkunluðunun aklý örtmesi anlamýndaki delilik. Týpký mecnun kelimesi gibi.
            Benzer bir durum Veysel Karani’nin Peygamber efendimize duyduðu aþka dair anlatýlan bir kýssada çýkar karþýmýza. Malum olduðu üzere Veysel Karani Peygamber efendimizle ayný çaðda yaþamýþ ama onunla yüz yüze görüþme mutluluðuna eriþememiþtir. Yaþlý ve bakýma muhtaç annesini yalnýz býrakamadýðý için o yüce insanýn yüz yüze sohbetini paylaþma onurundan yoksun kalmasýna karþýn mana âleminde aldýðý mesafeyle o yüce insanýn sevgisini kazanmýþtýr. Annesinden aldýðý kýsa süreli bir izinle Medine’ye gitmiþ ama Peygamberi evinde bulamayýnca tekrar yurduna dönmek zorunda kalmýþtýr.
Veysel Karani’nin peygambere duyduðu aþkýn ziyadeliðini anlatan önemli bir olay nakledilir kaynaklarda. Uhud’da Peygamberin diþinin kýrýldýðýný duyan Veysel Karani’ni Medine’ye gidip gelenlerden Peygamberin hangi diþinin kýrýldýðýna dair bilgi sorar ama bir türlü kesin bir cevap alamaz. Büyük bir imanla baðlandýðý ve tutkulu bir aþkla sevdiði o yüce insanýn yaþadýðý acýyý ayniyle yaþayabilmek için bütün diþlerini kýrar.
Bu da bir delilik örneðidir. Ama akýl eksikliðinden kaynaklanan delilik deðildir bu. Gönül coþkusunun aklýn önüne geçmesi hali.
            Âþýklýk iddiasýnda bulunmak kolaydýr. Zor olan insanýn sevdiði varlýðý kendisinden daha çok önemseyebilmesidir. Tasavvuftaki ifadesiyle kiþi sevdiðinin varlýðýnda kendi varlýðýný yok etmeyi bilmelidir ki âþýklýk iddiasý bir kanýta kavuþabilsin. Gönlü susup dili konuþan kiþinin âþýklýk iddiasý elbette eksiktir:
Leyla ya bir gün sorarlar:
—Kays mý seni, sen mi o nu çok seviyorsun?
Leyla sinirlenir:
—Elbette ben! O herkese anlatýyor böyle âþýk mý olunur, der. “Bilen söylemez, söyleyen bilmez” dedikleri haldir bu.
            “Ben sana kalbimi verdim” demek kolaydýr. Ama verdim diyen kiþinin kalbi hala yerinde durmaktadýr. Hele hele yüreðini her mevsim baþka bir aþka mekân eyleyen kiþilerin dilinde bu “gönül verme” deyimi külliyen ucuzlaþmakta ve içi boþalmaktadýr.
            Oysaki asýl hüner kiþinin sevdiði varlýða kendi varlýðýna ait olan her þeyi feda edebilmesidir. Cansa caný, malsa malý, vakitse bütün ömrü sebil eyleyebilmek sevgili uðruna… Eðer âþýklýðýn maddi bir kanýtý aranacaksa bunlardan baþka göstergelere itibar etmek anlamsýzdýr.
   Sebahattin Ali’nin Deðirmen adlý öyküsünde böyle bir aþkýn öyküsü sunulur dikkatimize. Öyküde, Atmaca adlý gencin bir deðir­mencinin bir kolu sakat kýzýna duyduðu aþk anla­týlýr:
Atmaca, peþinde nice zengin kýzlarý dolaþan bir delikanlýdýr. Lakin o gönlünü onca güzel ve zengin kadýna deðil de bir deðirmencinin sað kolu olmayan kýzýna kaptýrýr. Kýz çocukken deðirmenin bir canavar gibi homurdanarak dönen çarkýna kaptýrmýþtýr kolunu. Kýz da gönül vermiþtir Atmaca’ya Lakin vücudundaki eksiklik nedeniyle bu aþkýn yükünü taþýmaya razý deðildir. Atmaca’ya:
—Aðam, ben senden noksaným. Korkarým ki zamanla bu eksikliðim sana da, bana da yük olur, der. Her yolu dener Atmaca. Ama bir türlü ikna edemez deðirmencinin bir kolu kesik kýzýný. Ve yaðmurlu bir akþamda, herkesi deðir­mene toplar. Maharetle çaldýðý klarnetiyle aþkýnýn ezgilerini terennüm eyledikten sonra, ani bir hareketle kendisini deðirmenin bir canavar gibi homurdanan çarklarýna býrakýr. Ayaða doð­rulduðunda sað kulu vücudunda deðildir.
Öykünün sonunda anlatýcý aþký þöyle tanýmlar: “Aþk sevgilinin vücudunda bulunmayaný ken­dinde fazla görmektir.” Yani madden de manen de eþitlenmektir.
Oysa bizler, sevdiðimizi iddia ettiðimiz kavramlar, kurumlar, kiþiler ve olgular için sadece konuþuyoruz. Ürettiðimiz hiçbir deðer yok aþkýmýzý belgeleyecek. Þair boþuna mý demiþ:
“Bir demir daðý delip boynuna almak gibidir
Her kiþi âþýk olurdu eðer asan olsa” [3]


[1] Yunus Emre
[2] Talat Ülker
[3] Taþlýcalý Yahya Bey "Âþýklýk iþi bir demir daðý halka gibi ortasýndan delip boynuna almak gibi zordur. Zaten kolay olsaydý herkes âþýk olurdu."


talat ülker

Yukar git