July 20, 2019, 03:19:30 AM

News:

(Resûlüm!) De ki: Sizi yaratan, size iþitme duyusu, gözler ve kalpler veren O'dur. Ne az þükrediyorsunuz! (Mulk -22)


CuMA NotLaRý/14-ÖLdüRMeNiN hUkUkU

Started by MiM, May 13, 2010, 10:49:17 AM

previous topic - next topic

0 Members and 1 Guest are viewing this topic.

Go Down

MiM



selamun aleykum, sevgili dostlar, güzel insanlar...
bu cuma sohbetimizi, kafama takýlan bir mevzu üzerine yazmak istedim. o da gerek çeçen, gerek filistinli güzel kardeþlerimizin baþvurduklarý þu intihar bombacýlarý meselesi... bu yaptýklarý, islâm hukukuna uygun mudur, dinimiz bu tür eylemlere cevaz verir mi? bu konunun anlaþýlmasýný, ayet, hadis ve sevgili efendimizin savaþlardaki tavrý, davranýþý gibi kriterleri gündeme getirerek saðlamaya çalýþmak istedim.


can'ýn, insan onur ve haysiyetinin ve yaþam'ýn sadece zengin, güçlü ve hakim olanlar için geçerli olduðu... kalan insanlarýn ise adeta bir eþya hükmünde deðerlendirildiði bir devirde gelmiþti sevgili efendimiz...

Kýz çocuklarýný diri diri topraða gömen, insanlarý köleleþtiren, çok basit denebilecek sebeplerden dolayý adam öldüren cahiliye dönemi insanlarý, bir can'ýn ne kadar aziz olduðunu ve insanýn deðerini ancak Ýslamiyet güneþi doðduktan sonra anlayabilmiþlerdir.

Bir ayet-i kerimesinde Cenab-ý Hak “Biz insanoðlunu mükerrem kýldýk”(17/70) buyurarak dil, din ve ýrk ayrýmý yapmadan onun diðer canlýlar arasýndaki müstesna konumuna dikkat çekmiþ, kâfir bile olsa bir insanýn canýnýn, malýnýn ve ýrzýnýn haram olduðunu belirtmiþ, insanlarýn temel haklarýný koruma altýna almýþtýr. Ve yine insan öldürmenin ne denli kötü bir iþ olduðunu farklý ayet-i kerimelerinde ifade etmiþ, getirdiði adalet-i mahza ilkesine göre haksýz yere bir kimsenin öldürmesini bütün insanlarýn öldürülmesine denk tutmuþtur. Ýnsana verilen bu deðerdendir ki savaþ gibi insana ait birçok temel hakkýn çiðnendiði bir durumu tasvip etmemiþ, sulhun, barýþýn önemine dikkat çekmiþtir. Bununla ilgili Kur'ân’da: “Ey iman edenler! Hepiniz toptan barýþ ve selamete girin de þeytanýn adýmlarýný izlemeyin. Çünkü o, sizin aranýzý açan belli bir düþmandýr” (2/208) buyrulurken savaþ esnasýnda barýþ teklif edildiðinde hemen buna uyulmasýyla ilgili emri de þöyledir: "O halde, onlar sizden uzak durur, sizinle savaþmazlar ve size barýþ teklif ederlerse, o takdirde ALLAH onlara saldýrmak için size yol vermez.” (4/90) Esasýnda Ýslâm kelimesinin manasýnda da bu anlamlar mevcuttur. Yani bu kelime bize sulhu, barýþý, esenliði hatýrlatmaktadýr.

ALLAH Resulü (sas)’in hayatý süresince takip ettiði yola baktýðýmýzda, O’nun hep barýþ taraftarý olduðu görülecektir. Savaþ yapmadan Mekke’yi fethetmesi, bütün ümitlerin boþa çýkarýldýðý, Kabe’yi tavaf yapmalarýnýn engellendiði ve anlaþma metninde aleyhlerine gibi gözüken maddelerin bulunduðu bir anlaþma olan Hudeybiye müsalahasýný yapmasý, Medine’ye hicret eder etmez Medine’deki müþrik, Yahudi, Hýristiyan farklý gruplarla anlaþmalar yapmasý ve Mekke’de bulunduðu sürece herhangi bir fiilî çatýþmaya girmemesi, O mücella kametin savaþ taraftarý olmadýðýný gösteren örneklerden sadece bir kaçýdýr.

Ýslam hoþgörüyü, barýþý istemekle beraber, tabiatýnda güzel huylarýnýn yanýnda bencillik, tamahkârlýk, tahrip gibi kötü hasletleri de bulunduran insanoðlunun her zaman hakký gözetemeyerek baþkalarýnýn hukukuna gireceðini de göz önünde bulundurmuþ ve böyle bir durumda meþru müdafaa hakký doðacaðýndan savaþla ilgili hükümler de getirmiþtir. Ve bununla savaþý meþru ve adil bir temele oturtmak istemiþtir. Kýsaca Ýslâm’da sulhun, güvenliðin, esenliðin esas olduðu, bununla birlikte bir insanlýk realitesi olan savaþýn ise arýzî (ikinci planda, gerektiðinde yapýlan) bir durum olduðu söylenebilir. Nitekim Peygamber Efendimiz’in yaptýðý savaþlara bakýldýðýnda hemen hemen hepsinin müdafa harbi olduðu görülür. Yani savaþ def-i þer kabilinden istisnai bir durum olarak karþýmýza çýkar. Ýnsanlarýn Ýslâm’ý hakkýyla yaþayabilmeleri ve ALLAH’la insan arasýndaki engellerin aþýlmasý da ancak insanlarýn barýþ ve güvenlik içinde yaþadýklarý bir ortamda gerçekleþecektir.

Hangi gayeler savaþý meþru kýlar?

Batýlýlarýn Müslümanlara yönelttiði en haksýz eleþtirilerden birisi de, Ýslâm’ý kýlýç zoruyla yaydýklarý iddiasý olmuþtur. Hâlbuki tarihi olaylar buna þahitlik etmediði gibi dinî nasslar da böyle bir þeye müsaade etmemektedir. Savaþla ilgili temel kurallar Kur'ân ve Sünnet’te yer almakla beraber bunun tafsilatlý olarak ele alýnmasý, teþekkül eden fýkýh kitaplarýyla mümkün olmuþtur. Konunun açýklanmasý için özel “siyer” bölümleri açýlmýþtýr. Serahsi’nin el-Mebsut adlý eserinde de belirttiði gibi Ýslam hukukçularýnýn çoðuna göre savaþýn illeti (meydana gelmesine sebep olan husus) karþý tarafýn dinimize ve ülkemize saldýrýda bulunmasýdýr. Bunu da Kur'ân’da bulunan “savaþ açanlara ALLAH yolunda siz de savaþýn, ancak (sakýn) aþýrý gitmeyin" (2/190) ayet-i kerimesinden çýkarmak mümkündür. Konuyla baðlantýlý olan ve inanan kimselere saldýrmayanlara karþý iyilik yapýlacaðýný gösteren diðer bir ayet-i kerime ise þöyledir: "Sizinle din konusunda savaþmamýþ, sizi yurtlarýnýzdan çýkarmamýþ olanlara iyilik yapmak ve adaletli davranmaktan ALLAH sizi menetmez; çünkü ALLAH adaletli davrananlarý sever. ALLAH sizi ancak sizinle savaþan, yurtlarýnýzdan çýkarmýþ ve çýkarýlmanýza arka çýkmýþ olanlarla dostluk etmenizden meneder" (60/8-9) Buna göre kafirlerin zorla dine sokulmasý savaþmaya sebep gösterilemez. Kur'ân’da bu husus “Dinde dine sokmak için zorlama yoktur” (2/256) ayet-i kerimesiyle hükme baðlanmýþtýr: Çünkü iman ve küfür kalbe ait hususiyetler olduðu için kimin Müslüman, kimin kâfir olduðu bilinemeyecektir. Hem bu, savaþ için illet olsaydý o takdirde çoluk çocuk, genç yaþlý, kadýn erkek farký gözetmeksizin, herkesin öldürülmesi icap ederdi. Bu da savaþýn genel prensiplerine ters olacaðý gibi, Kur'ân’ýn “aþýrý gitmeyin” emrini de göz ardý etmek olurdu.

Efendimizin katýldýðý seferlerin gayesi; ya Müslümanlara karþý oluþturulan birlikleri daðýtmak, yani savunma savaþý yapmak, ya da yaptýðý istihbarî faaliyetlerle aleyhte oluþturulan güçlere imkân tanýmamaktý. Bunun dýþýnda bir de, inananlarýn dinini yaþamalarýna engel olunuyor, din hürriyetleri ellerinden alýnýyorsa, sahip olduklarý bu hakký tekrar kazanmalarýný saðlamak ve zulmü ve fitneyi ortadan kaldýrmak gayesiyle fiilî bir müdahalede bulunulabilir. Þu ayet-i kerime de bize bu hedefi göstermektedir: “Size ne oluyor ki ALLAH yolunda ve çaresizlik içinde býrakýlan: “Ey büyük Rabbimiz! Ahalisi zalim olan þu memleketten bizi kurtarýp çýkar. Tarafýndan bir sahip gönder, katýndan bir yardýmcý yolla!” diye yalvarýp yakaran bir kýsým erkekler, kadýnlar ve çocuklar uðrunda düþmanla çarpýþmýyorsunuz?” (4/75)

Tarih gösteriyor ki, Efendimizin savaþlarýnýn gerekçesini hiçbir zaman salt inanç farklýlýðý oluþturmamýþtýr. Hele batýlýlarýn yaptýðý gibi istila, sömürü, tecavüz kastýyla savaþ açmak hiçbir þekilde dinin ruhuyla özleþtirilemeyecek bir hareket olacaktýr. Kur'ân’da bulunan ve fiilî savaþ haliyle alakalý olan bazý ayetler yanlýþ anlaþýldýðýndan dolayý Ýslâm’a bazý tenkitler yöneltilmiþtir. Fakat bu, ancak benimsediði bir görüþe delil arama olarak adlandýrýlabilir. Çünkü siyak ve sibakýndan kopuk, genel nasslar göz önüne alýnmadan, sadece bir iki ayeti alýnarak bir hükme varmak kiþiyi doðru bir sonuca götürmeyecektir.


Ýslam hedefe götüren vesilelerin de meþru olmasýný ister:

Þartlar mecbur kýldýðýnda savaþmak bir Müslüman için farz hale gelebilir. Ve böyle bir durumda verilecek mücadele, “ALLAH’la insanlar arasýnda bulunan engellerin bertaraf edilmesi” olarak tanýmlanan cihadýn bir yönünü oluþturur. Çünkü dinine, malýna, canýna ve ýrzýna kastedildiði bir yerde karþý koymama, bunlarý koruma adýna gerekli çabayý harcamama, imanla bir arada bulunamaz. Bununla birlikte böyle bir mücadelenin içine girilirken meþru vesileler kullanýlmalý ve dinin çizdiði sýnýrýn ötesine geçilmemelidir. Her millet ve toplumun kendi ülkesine saldýrýldýðýnda onu müdaafa etmesi gayet tabidir. Çünkü dinimiz hedefin meþru olmasý kadar, ona ulaþmak için takip edilecek yolun da meþru olmasýný istemiþ ve bunu saðlamak için de kurallar getirmiþtir. Bu þuurda olan bir Müslüman, canlý bomba olarak çoluk çocuk demeden insanlarý öldüremez! Çünkü Ýslâm’da savaþý fertler açamaz. Bunu bir hizip ve organizasyon da ilan edemez. Bu devletin karar vereceði bir iþtir Ve nitekim Hanefi fukahasý devletin dört görevinden biri olarak da cihadý göstermiþlerdir. Savaþýn bidayetinde bunlara uyulacaðý gibi, Ýslâm savaþ anýnda da dikkat edilmesi gereken kurallar koymuþtur ki bunu aþaðýda açýklayacaðýz.


Savaþ hali devam ederken uyulacak kurallar:

Bu konuda, Kur'ân ayetlerinde genel kaideler ortaya konmuþtur
“Ceza verecek olursanýz, size yapýlan azap ve cezanýn misliyle cezalandýrýn; Ama eðer bu hususta sabrederseniz, bilin ki bu, sabredenler için daha hayýrlýdýr” (16/126)
“Sizinle savaþanlarla ALLAH yolunda savaþýn, aþýrý gitmeyin; doðrusu ALLAH aþýrý gidenleri sevmez” (2/190)
“Ey iman edenler! Haktan yana olup var gücünüzle ve bütün iþlerinizde adaleti gerçekleþtirin, ve adalet numunesi þahitler olun! Bir topluluða karþý, içinizde beslediðiniz kin ve öfke, sizi adaletsizliðe sürüklemesin. Âdil davranýn, takvaya en uygun hareket budur. ALLAH’a karþý gelmekten sakýnýn! Çünkü ALLAH yaptýðýnýz her þeyden haberdardýr” (5/8)

Efendimizin söz ve uygulamalarýyla savaþ hukuku daha ayrýntýlý bir þekilde teþekkül etmiþtir. Savaþa gönderdiði komutanlara þu talimatý veriyordu; “ALLAH’ýn adýyla yola koyulun, ALLAH yolunda mücadele verin, savaþtýðýnýz insanlarla aranýzda bir anlaþma var ise ona riayet edin, haddi aþmayýn, meþru savaþ esnasýnda öldürdüðünüz insanlara müsle (cesetlerine saygýsýzlýk edip burnunu kulaðýný kesme) yapmayýn, çocuklarý, yaþlýlarý, kadýnlarý, ibadethanelerdeki insanlarý öldürmeyin” (Müsned, 1/300; Ebu Davud, Cihad 82; Sünen-i Kübra, 9/90)

Hz Ebu Bekir de Suriye’ye gönderdiði Hz Üsame’ye þu talimatý vermiþtir; “Ey Üsâme! Ýhanet etmeyin, haksýzlýk etmeyin, mal yaðmalamayýn, (meþru öldürmenin dýþýna çýkýp) müsle yapmayýn (ölü cesedin azalarýna dokunmayýn); çocuk, yaþlanmýþ, ihtiyar, kadýn öldürmeyin, hurmalýklarý kesip yakmayýn. Meyveli bir aðacý da kesmeyin. Yemek maksadý olmaksýzýn davar, sýðýr, deve öldürmeyin. Yol boyu mâbedlere çekilmiþ insanlara rastlayabilirsiniz, onlara dokunmayýn, ibadetlerine karýþmayýn" (Ýbnü'l-Esir, 2/335)

Yine Efendimiz bir savaþ esnasýnda öldürülmüþ bir kadýn görünce; “bu kadýn savaþan birisi deðil ki niçin öldürüldü?” demiþ ve Müslümanýn karþýsýna silahý ile çýkmayan kadýnlarýn savaþta bile öldürülmesini yasaklamýþtýr (Buhari, Cihad 147)

Genel olarak savaþ esnasýnda uyulacak prensipleri deðerlendirdiðimizde þunlarý görürüz:
Fiilen savaþýn içinde olmayan ve Müslümanlara bir zararý dokunmayan kimselerin öldürülmemesi Bu cümleden olarak kadýnlar, çocuklar, savaþçý sahiplerine hizmet için gelmiþ köleler, körler, dünyadan el etek çekmiþ din adamlarý, akýl hastalarý, yaþlýlar, hastalar, kötürümler vb kimseler öldürülmez.

-Düþmanlarýn uzuvlarýnýn kesilerek müsle yapýlmamasý, iþkence edilmemesi.
-Verilmiþ söze ve yapýlmýþ anlaþmaya aykýrý hareket etmekten kaçýnmak.
-Savaþ zarureti bulunmadýkça zirai mahsullerin, orman ve aðaçlarýn yakýlmamasý.
-Namus ve þereflere tecavüz, zina ve gayr-i meþru münasebetlerden uzak durmak.
-Düþmandan alýnan rehineleri öldürmemek Bunlar misilleme yoluyla dahi öldürülemez.
-Esirleri veya ele geçirilen yerin ahalisini katletmekten kaçýnmak.
-Savaþ meydanýnda bir akraba varsa; mümkün olduðu müddetçe onunla karþý karþýya gelmemeye çalýþmak.
- Çiftçi, tacir, esnaf, iþadamý gibi fiilen harbe iþtirak etmemiþ, savaþ ile ilgili olmayan kimseleri öldürmekten kaçýnmak.
- Savaþ esirlerini canlý kalkan olarak kullanmamak.

þimdi bu umumi izahattan sonra þunu söyleyebilirim... ben bu maðdur ve mazlum kardeþlerimiz için aksi bir söz söyleyebilmekten korkuyorum. ALLAHa sýðýnýyorum. çünkü onlarýn ýstýraplarýný, çilelerini, zalim ve merhametsiz düþman karþýsýndaki çaresizliklerini yüreðimde hissediyorum... ama, islâmýn getirdiði, koyduðu bu kurallarý da kenara koyma þansýmýz yok. bu durumda masum insanlarýn canlý bomba vasýtasýyla öldürülmesini, yakýnlarý zalim bile olsa, masum kadýn ve çocuklarýn öldürülmesini tasvip edebilmemiz mümkün olmuyor. çünkü biz müslümanýz ve kâfirle ayný vasýtalarý ve ayný kýstaslarý uygulamamýz mümkün deðildir, aksi halde onlarla ayný seviyeye düþmüz oluruz. müslümaný farklý kýlan, üstün kýlan, gözetilen bu adalet duygusu ve insani yanýmýzdýr. Rabbimizin ve sevgili efendimizin bize öðrettiði...

zarar görsek bile, çaresiz kalsak bile... Rabbimizin koyduðu sýnýrlar dýþýna çýkma hakkýmýz yoktur!




MiM

batý ve yahudi'nin yönlendirdiði global medya yüce dinimizi terörle, ölümle özdeþ hale getirdi maalesef. dünyanýn neresinde bir kurþun sýkýlsa, nerede birinin burnundan kan aksa anýnda islam ve müslüman akýllara getiriliyor. çünkü kendi insanýný mutlu kýlamayan batýda insanlar yeni arayýþlarýnýn mihverine islamý koymuþlardý. yani islamýn ve onun yüce kitabýnýn insan fýtratýyla birebir örtüþen cazibesi týpký bir mýknatýs gibi çekiyordu insanlarý adeta. hýzlý bir akýþ vardý islama doðru.

iþte tam da bu noktada batýya önemli bir koz gerekiyordu. iþte onlara bu kozu vermekte gecikmedi, dünyayý bir kanser gibi sarýveren vehhabilik heyülasý.
çünkü vehhabilikte kan vardý, ölüm vardý, harp vardý, savaþ vardý. islamýn özü olan þefkat ve merhamet gibi temel deðerlerden yoksun býrakýlmýþ bu sakim ideoloji yetiþtirdiði militanlarýyla dünyanýn her yerinde cihad adý altýnda kan döküyor, nice masumlarý öldürüyordu. býrakýn batýlýyý öldürmesini kendi din kardeþlerine bile kafir damgasý vurarak savaþ ilan ediyorlardý. çünkü bu ideolojinin kimyasý böyle inþa edilmiþti. kendi görüþlerini benimsemeyen herkes kafirdi ve malý, kaný, caný, ýrzý... velhasýl herþeyleri helaldi onlar için.

iþte batýlý bu önemli ve büyük "koz"u tepe tepe kullandý ve dünya kamuoyuna islam ve müslüman deyince bu sakim ideolojinin militanlarýný tanýttý. sadece batý da deðil, ayný zamanda kendi ülkemizde de "islamifobia" damarý kabarýk olanlarýn da beyinleri ayný yöntemle yýkandý. uzun yýllardýr masum müslümanlar üzerindeki devlet baskýsýnýn kökeninde de iþte bu fobinin izlerini görmek mümkündür.

bu yazý tam da bu amaçla hazýrlandý ki, bir nebze de olsa, beyinleri iðdiþ edilmiþ insanýmýzýn kendi öz deðerlerini daha iyi tanýma ve tahrif edilmiþ hakikatleri daha iyi idrak edebilmesini saðlamaktý.

gayret bizlerden, tevfik, inayet ve hidayet Rabbimdendir.

liprade

May 14, 2010, 06:04:54 PM #2 Last Edit: May 14, 2010, 10:10:20 PM by liprade
Epeydir aklýma takýlan bir mevzuydu. Meselenin ayet ve hadislerle desteklenmesi konuyu oldukça kýymetli ve muhkem kýldý. Epey uzun bir çalýþma olmuþ lakin yazý karakterinden kompozisyona kadar her þeyin iyice düþünülüp hem göze, hem akla hem de yüreðe hitabý çok baþarýlý bir þekilde yapýlmýþ. Büyük ehemmiyet arz eden bir çalýþmaya hazýrdan konduk vesselam.

Kýsa zamanda amacýnýza ulaþýrsýnýz inþALLAH.

ALLAH c.c razý olsun.

Rahmana emanet olun.




"Cehalet hýyar olmuþ gidiyor son sürat/  Enkaz-ý beþer koþuyor elde tuzluk alýk surat"

MiM

QuoteALLAH c.c razý olsun.


amin ecmain olsun sevgili liprade, teþekkür ediyorum abim. Rabbim razý olsun. bir þeyler baþarabildiysek ne mutlu...
önemli olan yüce dinimizin doðru anlaþýlmasý, oluþturulan "kan ile beslenen din" imajýný bertaraf edebilmekti.
hata ve kusurlar bize, bütün güzelliklerse sadece yüce dinimize aittir. Rabbim cümlemizi yüce dinimizi en güzel þekilde anlamayý, en doðru biçimiyle yaþayýp örnek olabilmeyi müyesser kýlsýn.

Edeb

müslümaný farklý kýlan, üstün kýlan, gözetilen bu adalet duygusu ve insani yanýmýzdýr. Rabbimizin ve sevgili efendimizin bize öðrettiði...

zarar görsek bile, çaresiz kalsak bile... Rabbimizin koyduðu sýnýrlar dýþýna çýkma hakkýmýz yoktur!



ana fikir ve uygulanmasý gereken düstur..

güzel bir çalýþma vede yerinde..

Allah razý olsun bu güzel çalýþmanýzý bizlerlede paylaþtýðýnýz için
GÜL GÝBÝ OL...GÜL GÝBÝ KOK...GÜL GÝBÝ GÜL...GÜL GÝBÝ GEL...

Beni Bende Demen..

Ben Bende Deðilem..

Bir Ben Vardýr..Bende Benden Ýçerü..

MiM

teþekkür ederim edeb kardeþim, Rabbim razý olsun sizlerden...

Go Up