Haziran 17, 2019, 08:49:15
Haberler:

Sözünüzü ister gizleyin, ister açýða vurun; bilin ki O, kalplerin içindekini bilmektedir. (Mulk -13)

Günümüz Ýnsanlarýnýn bir Özelliði Dalalet ve Fýsk

Balatan haydarý kerrar, Mays 02, 2010, 08:15:29 S

« nceki - sonraki »

0 ye ve 1 Ziyareti konuyu incelemekte.

Aa git

haydarý kerrar

Günümüz Ýnsanlarýnýn bir Özelliði  Dalalet ve Fýsk

DALÂLET

Yolunu þaþýrma; kaybolma; azma; sapkýnlýk ve batýla yönelme. Ayrýca, helâk olmak, batýl þey ve unutmak mânâlarýna geldiði gibi bilerek veya bilmeyerek, az veya çok doðru yoldan sapmak anlamlarýna da gelir. Nitekim "dâll" ve "dalâl" hem peygamberler hem de kâfirler için kullanýlmýþtýr:
"(Kardeþleri) dediler ki: Yusuf'la kardeþi babamýza bizden daha sevgilidir. halbuki bizler birbirine baðlý bir toplumuz. Herhalde babamýz apaçýk bir hata (dalâl) içindedir" (Yusuf, 12/8
Âyette görüldüðü gibi, hata kelimesi "dalâl" ile ifade edilmiþtir.

Dilimizde dalâlete, sapmak, sapýklýk ve sapkýnlýk denir. Dalâl, bazen gafletten ve þaþkýnlýktan doðar. Bu münasebetle dalâl; gaflet, þaþkýnlýk, kaybolma ve helâk olma manalarýna da kullanýlýr.

Aslýnda dalâl, yoldan sapmak demek olduðu gibi, aklî sapma anlamlarýnda da kullanýlmýþtýr. Biz de dalâlet ve sapkýnlýðý batýla düþmeyi sadece dinde; dalâl ve sapýklýðý da akýl ve sözde kullanýrýz. Dâll kelimesinin çoðulu olan "dâllîn", tam manasýyla, sapkýnlar demektir.
"Kim imaný küfürle deðiþtirirse þüphesiz dosdoðru yoldan sapmýþ olur" (el-Bakara, 2/108)
"Allah'a ortak koþan kimse þüphesiz derin bir sapýklýða düþmüþtür" (en-Nisâ, 4/116)
"Allah ve Rasülü bir iþe hüküm verdiði zaman, mümin kadýn ve erkeðin o iþlerinde seçme hakký yoktur. Kim Allah ve-Rasülü'ne karþý gelirse apaçýk bir sapýklýða düþmüþ olur" (el-Ahzâb, 33/36)

Yukardaki âyetler günümüzün en büyük hastalýklarýndan birine iþaret ediyor ve Allah ve Rasulune mutlak itaati ifade ediyor. Günümüz Müslümanlarýnýn çoðunluðu dinde ve ibadette olan gevþekliklerine bahaneler arýyorlar ve önlerine sunulan dini hükümleri heva ve nefislerine göre yorumlayarak acizliklerini Allaha c.c itiraf edecekleri tövbe edecekleri yerine üstelik diðer Müslümanlar üzerinde de heva ve nefsi olarak hiçbir ilme dayanmadan bana göre þöyle diyerek tahrif ettikleri hükümleri empoze etmeye çalýþýyor kendi ahretlerini yakmakla kalmýyor o insanlarýnda dalalete düþmelerine sebep oluyorlar. Ýslamýn hoþgörü vasfýný ön plana alarak ölçüyü ve sýnýrý aþýp insanlarý sapýklýða davet ediyorlar oysa dinde her þeyin bir hududu sýnýrý olduðu gibi hoþ görünün de bir sýnýrý vardýr sýnýrý içinde olursa bu doðrudur sýnýr aþýldýðý vakit bunun adý dalalet, fýsk ve hatti aþmaktýr. Ayette: "Ýbrahim, babasý Âzer'e: Sen bir takým putlarý ilâhlar mý ediniyorsun? Doðrusu ben seni ve milletini apaçýk bir sapýklýk içinde görüyorum demiþti." (el-En'am, 6/74).
Halbuki Hz. Ýbrahim Kur'ân ifadesiyle yumuþak, müsamahakâr, temiz huylu ve halîm birisidir. Fakat akîde söz konusu olunca, ne babalýk kalýr ne de evlâtlýk... Dalâleti seçenlere karþý tavýr budur.  Rasulullah s.a.v Efendimizin de kuranda övülmüþ ahlaký ve hoþ görüsü malumdur lakin göz ardý edilen husus o ayný zamanda batýlýn ve batýla götürecek her hükmü söylemi ve fiili reddetmiþ Allahýn c.c hudutlarýný koruma adýna cihat etmiþ bir peygamberdir de bunlarý bir birine karýþtýrmamak lazýmdýr. Ayette:

"Ey Muhammed! Sana indirilen Kur'ân'a ve senden önce indirilenlere inandýklarýný iddia edenleri görmüyor musun? Tâðutun önünde muhakeme olunmalarýný isterler. Oysa onu reddetmekle emr olunmuþlardý. Þeytan onlarý derin bir sapýklýkla saptýrmak ister." (en-Nisâ, 4/60)

Ýþte iman ettiðini söyleyip; Hakk'ýn önünde muhakeme edilmeye çaðrýlýnca, tâðutun (Allah'ýn indirdiði hükümlere muhalif olan ve onlarýn yerine geçmek üzere hükümler icad eden her varlýk taðuttur.)hükmünü Hakk'ýn hükmüne tercih edenler, gerçekte þirk ve apaçýk bir sapýklýk içindedirler. Þeytan da, onlarýn, bu sapýklýklarýnda daha da derinleþmelerini ister ve nitekim çoðu zaman baþarýr. Günümüz Ýslam akidesine ilimlerine vakýf olmayan bir takým eþhasta  Allah ve Rasulünün koyduðu sýnýrlarý aþarak nefislerine uyuyor ve nefislerini ilah ediniyorlar ayette: Kendi nefsinin arzusunu kendisine ilâh edineni gördün mü......(Furkan 43)
Hevâsýna Uyanlarýn Özellikleri: Hevânýn yerleþtiði kalpte, baþta þirk olmak üzere bütün olumsuz davranýþlar, bütün kötülükler yerleþmeye baþlar. Bu kimseler, hevânýn bir benzeri olan zanlarýnýn (boþ kuruntularýnýn) ve keyiflerinin peþinden giderler. Allah'ýn gönderdiði hidâyet rehberine aldýrmazlar bile (53/Necm, 23). Kiþinin kendi hevâsýna uymasý, Haktan yüz çevirmesi demektir. Nitekim Kur'an, "kendi hevâlarýna uyanlara tâbi olmayýn" (38/Sâd, 26; 5/Mâide, 77) demektedir. Böyle yapanlar zâlim olurlar. Zâlimler ise Hakk'tan yüz çevirenlerdir (2/Bakara, 145). Zaten onlarýn Allah'ýn hidâyetinden yüz çevirmelerinin, ya da âyetleri yalan saymalarýnýn sebebi, vahyi býrakýp kendi hevâlarýna uymalarýdýr (6/En'âm, 150; 18/Kehf, 28).
Konuyla alakalý Hadisi þerifte Rasulullah s.a.v þöyle buyuruyor:"Dikkat edin, bir (büyük) fitne kopacaktýr!" Hz. Ali (r.a.) bunun üzerine "Yâ Rasûlallah! Bu fitneden çýkýþ (kurtulu) nasýl (olacak)týr?" diye sordu. Peygamberimiz buyurdu ki: "Allah'ýn kitabý(na sarýlmakla). Sizden öncekilerin tarihi, sizden sonrakilerin haberi ve aranýzdaki meselelerin hükmü ondadýr. O, (hak ile bâtýlý ayýran) kesin bir hükümdür; saçma deðildir. Her kim zorbalýðýndan ötürü onu býrakýrsa Allah onu(n boynunu) kýrar. Her kim hidâyeti ondan baþkasýnda ararsa Allah onu dalâlete düþürür. O, Allah'ýn habl-i metîn'i (saðlam ipi)dir. O, zikr-i hakîm (hikmet dolu sözler)dir. O, sýrât-ý müstakîm (doðru yol)dir. O; hevâlarýn/arzularýn hakikatten saptýramadýðý, dillerin iltibâsa (karýþýklýða) düþüremediði, ilim adamlarýnýn doymadýðý, fazla tekrarlanmaktan eskimeyen ve acâib (hayranlýk veren taraflarý) bitmeyen bir kitaptýr. O, öyle bir kitaptýr ki, cinn(den bir grup) onu dinlediði zaman 'biz, doðruluk ve olgunluðun yolunu gösteren hayretâmiz bir Kur'an dinledik ve ona derhal iman ettik!' demekten kendilerini alýkoyamamýþlardýr. Ona (Kurana) dayanarak konuþan, doðru söz söylemiþ, onunla amel eden sevap kazanmýþ, ona dayanarak hüküm veren adâlet etmiþ ve ona dâvet eden doðru yola hidâyet edilmiþ olur." (Tirmizî, Fezâlu'l-Kur'an, 14, hadis no: 3069)
Hadiste görüldüðü gibi Rasûlullah (s.a.s.) Kur'an'ý, insanlarýn hevâlarý tarafýndan saptýrýlmasýna engel olacak yegâne kaynak olarak göstermiþtir
Yine Peygamberimiz, kiþinin, hevâsýný, nefsini vahyedilmiþ bütün ilkelere hükümlere tâbi kýlmadýkça onlara uymadýkça mü'min olamayacaðýný bildirmiþtir (Ferrâ el-Beðavî, Mesâbihu's-Sünne, -Beyrut, 1987- I/160).
Ve son olarak "Sonradan uydurulan þeylerden sakýnýnýz. Çünkü sonradan uydurulan her þey bid'attýr. Ve her bid'at sapýklýk (dalâlet)týr( Ebû Dâvûd, es-Sünen, 5)

FISK

Fýsk ve fâsýk kelimeleri Kur'an-ý Kerim'de toplam 54 yerde geçer. Kur'an, bazý yerlerde fýský iman; fâsýðý da mü'min karþýtý bir anlamda kullanmaktadýr (bkz. Al-i Ýmran, 110; Secde, 18). Bazý yerlerde ise dinin emirlerine itaatin karþýtý olarak geçer (bkz. Bakara, 197; Nur, 4; Hucurat, 7, 11). Fýsk ve çoðulu füsuk kelimesinin geçtiði 7 ayette müslümalarýn muhatap alýndýðý görülür.  Bu ayetlerde büyük günahlarýn iþlenmesinin, dinin emir ve yasaklarýna aykýrý davranýlmasýnýn kastedildiði görülür. Hadislerde ve sahabe sözlerinde de sýkça geçen fýsk ve fâsýk kelimeleri genelde bu son anlamda kullanýlmýþtýr. Yani genel kaný, fâsýðýn iman dairesi içinde olduðu merkezindedir. Yalnýz, unutulmamalýdýr ki fâsýk olan mü'min, eksik imanlý, kâmil olmayan bir mü'mindir; böyle bir mü'mine dindar, müttakî, muhlis (ihlaslý) gibi sýfatlar verilemez. Fýsk ile küfür arasýnda bir yakýnlýk vardýr.

Fýský iki ana bölümde incelemek mümkündür. Birincisi, inançla ilgili fýsk; ikincisi, dinî emir ve yasaklarda gevþeklik ve ihmal anlamýnda fýsk

Ýnançla Ýlgili Fýsk:

Kur'an'da geniþçe ele alýnan fýsk davranýþlarýnýn inançla, Allah ve peygamberlik kurumuyla ilgili olaný, Allah'a inançsýzlýk, Allah'ýn ayetlerini yalanlama, Allah'ý unutma, nifak, Allah'ýn indirdiðiyle hükmetmeme ve þeytanýn Allah'ýn emrinden çýkýþý olarak sýralanabilir
Dinî Emir ve Yasaklarda Gevþeklik ve Ýhmal:

Fýskýn ikinci anlam alaný, yanlýþ tutum ve davranýþlarda bulunmaktýr.  Fýsk, ister az, isterse çok olsun, günah iþlemek demektir. Ama genellikle, çok günah iþlemek olarak bilinir. Fâsýk kavramý, çoðunlukla dinî hükme baðlanan ve onu kabul eden ama bütün veya bir kýsým hükümlerini ihlal eden kiþi için kullanýlýr. Aslî kâfire fâsýk denilmesi, aklýn ve fýtratýn ortaya koyduðu hükmü ihlal ediþi dolayýsýyladýr. Bu anlam alanýndan yola çýkarak fâsýk kelimesi, "günahkâr mü'min" için kullanýlýr olmuþtur. Yaptýðý yanlýþ iþler, "dinden çýkma" anlamýna gelmez.   
     
Ýslam hukukçularý fýský ahlakî ve dinî boyutundan çok, hukukî yönüyle ele almýþ ve kiþilere fýsk isnadýnýn yapýlabilmesi için mümkün olduðunca dýþa akseden davranýþlarý ölçü alan objektif kriterler belirlemeye çalýþmýþlardýr. Fýsk, adalet kavramýnýn karþýtý olarak "kiþinin büyük günahlarý iþlemesi, küçük günahlarý iþlemekte ýsrar etmesi veya farzlarý terketmesi, haramlarý iþlemesi, kötü davranýþlarýnýn iyi davranýþlarýndan çok olmasý" þeklinde zahirî bir vasýf olarak tanýmlanmaya çalýþýlmýþtýr.
Fýsk ve fâsýklýk, son derece kötü ve tehlikeli bir durum olunca, insanlara düþen bu durumdan mümkün olduðu ölçüde kaçýnmak, gerek diliyle ve gerekse fiiliyle mümkün olduðu ölçüde fýsktan uzak durmaktýr. Günahýn büyüðünden olduðu gibi, küçüðünden de kaçýnmalý, "bu küçüktür zarar vermez" diyerek onu iþlemekte ýsrar edilmemelidir. Zira sözü geçtiði  üzere,  küçük günahta ýsrar etmek de fýskýn derecelerinden birisidir. Þurasý unutulmamalýdýr: Hiçbir küçük günah yoktur ki, küçük ve önemsiz görülüp devam edildiði müddetçe büyük günaha dönüþmesin. Damlaya damlaya göl olduðu gibi, küçük günahlar da tekrar edilerek veya deðiþik küçük günahlar bir arada toplanarak büyürler, büyük günah olurlar.

Ýsyan, Allah'ýn emrini terk, hak yoldan çýkma, günah iþleme tohumun kabuðunu delip çýkmasý. Fýsk'ýn çoðulu fesekâ ve füssâk'týr. Istýlahi anlamý ise, büyük günahlarý iþlemek veya küçük günahlarda devam etmek suretiyle Allah'a itaat etmekten çýkmak (Muhammed Hamdý Yazýr, Hak Dini Kur'an Dili, I, 282).

Ayette "Rabbinin emrinden, O'na itaattan dýþarý çýktý" (el-Kehf, 18/50) denilmiþtir. Emrini tanýmayan, sapkýn, günah iþleyen, fesatçý, kötülük eden, amel etmediði halde kelime-i þehâdet getiren ve inanan kimse anlamlarýnda kullanýlýr (Ýbnü'l-Manzûr, Lisânü'l-Arab, X, 308; el-Cürcânî, et-Ta'rifât, fâsýk mad).

Fýskýn; Günahý çirkin kabul etmekle beraber, zaman zaman iþlemek, devamlý olarak günah iþlemek ve günahýn çirkinliðini inkâr ederek iþlemek (Kâdý Beydâvý, I, 58) þeklinde üç mertebesi vardýr. Üçüncü mertebe, küfür mertebesidir. Yani günahýn çirkinliðini ve kötülüðünü kabul etmeyerek haram olduðuna inanmayarak iþleyen kimse dinden çýkmýþ olur.

Bazý fýsk sayýlan tutumlar

Allah ve Peygamber Ýnancýyla Ýlgili Fýsk Sayýlan Tutum ve Davranýþlar:
         
'Fýsk' kelimesi bazý âyetlerde imanýn karþýtý olarak kullanýlmaktadýr.[1]
'Fýsk' kelimesiyle 'dalâlet-sapýklýk' kelimesi arasýnda da yakýn bir iliþki vardýr. Bir kimse Kur'an'ýn 'fýsk' dediði davranýþlarý yaparak Din'in sýnýrlarýndan dýþarý çýkar, dalâlete düþer.[2] Allah'ýn âyetler'ini derinlemesine düþünenler ve gereðini yapanlar hidayete kavuþurlar. Bunun tersini yapanlar ise dalâlete düþen fasýklardýr (fýsk sahipleridir).[3]
Allah ve Peygamber inancýyla ilgili fýsk davranýþlarý þöylece sýralayabiliriz; [4]


Allah'ý Ýnkâr veya Þirk Koþma:
         
Genel anlamda 'fýsk' Allah'ýn emrinin dýþýna çýkmak olduðuna göre 'fýsk'a düþme tavrý öncelikli olarak kafirlerin veya müþriklerin sýfatýdýr. Çünkü onlar, Allah'ýn hiç bir emrini dikkate almazlar, kendilerine emredilen hiç bir þeyi yerine getirmezler. Bu anlamda 'fýsk' ile 'küfr' arasýnda bir benzerlik vardýr. Daha doðrusu 'fýsk', 'küfr'ün anlam sahasý içerisindedir. Ancak ondan daha geniþ bir manasý vardýr. Bu yüzden denir ki, her kâfir fasýktýr ama her fasýk kafir olmayabilir.
Bilindiði gibi Rabbinin emrinden dýþarý çýkan ilk yaratýk Ýblis'tir. Kur'an, onun bu itaatsizliðini 'fýsk' kelimesinin fiiliyle anlatýyor.5] Ýblis, bu tavrýyla kafirlerden olmuþtur.[6] Demek ki Allah'ýn emrini tanýmayarak, O'na itaatten yüz çevirmek, bu emirden dýþarý çýkmak 'fýsk'týr ve bu itaatsizliði týpký þeytanýn mantýðý ile yapanlar da küfre düþerler.
Hem Allah'a þirk koþup, hem de yeryüzünde bozgunculuk çýkaran ve kendilerine gönderilen elçileri dinlemeyen müþrikler cezalandýrýlmýþlardýr. Kur'an, bu þekilde davrananlarý iman etmeyen ve 'fýsk'a düþmüþ kimseler olarak anýyor.[7]
Peygamberimizin saðlýðýnda iman ettiðini söylediði halde Peygambere ve Ýslâma ihanet etmekten, zarar vermekten geri durmayan Abdullah b. Selûl gibi münafýklar ayný zamanda fýska düþüp kafir olmuþlardýr.[8]
Anlamsýz bir biçimde uyduruk tanrýlara (putlara) ibadet edenlerin tavrý da fýsk'týr. Böylesine bir dalâlete (sapýklýða) düþenler de gerçeði kabul etmekten yüz çeviren fasýklardýr.[9]
Hz. Ýsa'ya (as) indirilen dini daha iyi yaþamak için ruhbanlýk uyduranlar, sonra da býrakýn bu uydurduklarý ruhbanlýðýn gereðini yapmayý; onlarýn bir çoðu yoldan çýkmýþ fasýklar oldular.[10]
Doðru yoldan çýkmýþ pek çok Kitap Ehlinin[11], Allah'ý ve Peygamberini inkâr etmiþ münafýklarýn[12], Peygamberlerin soyundan geldikleri halde doðru yoldan ayrýlmýþ kimselerin[9] tutumlarý fýsk'týr.

Allah (cc) kendisine inanýp salih amel iþleyenleri, kendilerinden önce gelenlerin yerine halef kýlar (onlarýn yerine geçirir). Onlara yeryüzünde iktidar ve çeþitli ni'metler verir. Onlarýn korkularýný emniyete çevirir. Buna raðmen onlardan kim küfre saparsa, Rabbinin âyetlerine karþý gelirse, o fasýklardan olur.[13]

Kur'an, þirk koþanlara, küfre sapanlara ve korkusuzca günâh iþleyenlere 'zalim' demektedir. Zulme sapmak, zalim olmak ta bir 'fýsk'týr. Allah'ýn emirlerine karþý gelenler, dinin çizdiði sýnýrlarý taþanlar þüphesiz zulme düþerler.[14]

Allah'ýn Âyetlerini Yalanlama:
         
Bir baþka yerde Allah'ýn âyetlerini yalanlayýp 'fýsk' iþlemiþ,  yani Allah'ýn emrinden dýþarý çýkmýþ olanlarýn Cehennem'e gidecekleri vurgulanýyor (Secde: 32/20; Ahkaf: 46/20; En'am: 6/49;  Ankebût: 29/34;)

Münafýklýk:
         
Münafýklar, dinde iki yüzlü davranan insanlardýr. Müslümanlarýn yanýnda müslüman olduklarýný söylerler. Ama içlerinden asla iman etmezler. Nitekim bazý münafýklar Hz. Peygambere gelip müslüman olduklarý hususunda Allah adýna yemin etmiþlerdir. Ancak Allah (cc) onlarýn bu sözlerinde yalancý olduklarýný haber vermektedir.[15] Halbuki onlar iyiliðe (ma'rufa) engel olan, kötülükleri (münkeri) ise destekleyen fasýklardýr.[16]
Allah (cc) münafýklarýn yaptýðý hayýrlarý kabul etmez. Bunun sebebi onlarýn fýsk'a düþmeleri; Allah'ý ve elçisini inkâr etmeleri, namaza üþene üþene gelmeleridir.[17]


Allah'ýn Ýndirdiði Hükümlerle Hükmetmemek:
         
Allah (cc) Peygamberin þahsýnda kendi indirdiði hükümlerle hükmedilmesini, insanlarýn hevalarýna (nefse uygun isteklerine) uyulmamasýný emrediyor.[1] O'nun vahy yoluyla gönderdiði hükümlerle hükmetmemek, onlarý bir tarafa atmak, onlarý beðenmemek, onlarýn yerine baþka güç odaklarýnýn koyduðu hükümleri uygulamak fasýklýktýr, yoldan çýkmaktýr (Maide 47-49)

Þirk Koþmak, Fala Bakmak, Haram Olan Etleri Yemek:   
         
Allah'a þirk koþmak, putlara tapmak, fal oklarý veya genelde fala bakarak iþ yapmak, Allah adýyla kesilmeyen hayvanlarýn etini, ölü eti, kan ve domuz eti yemek 'fýsk'týr. Kur'an, bütün bunlarý mü'minlere yasaklýyor. Bu yasaklarý çiðneyenler Allah'ýn emrinden dýþarý çýkmýþ olurlar (Maide: 5/3. Ayrýca bak: En'am: 6/121, 145)

Evet örnekleri çoðaltmamýz mümkündür Fýskýn bu kýsa taným ve mahiyetinden sonra Fasýkýn dünya ve ahiret durumuna da bir bakalým.

Allah (cc) Fasýklardan Razý Deðildir:
         
Allah (cc) fasýklarýn iþlediði fýsk sebebiyle onlardan hoþnut deðildir. "Kendilerinden razý olasýnýz diye, size yemin ederler. Siz onlardan razý olasnýz bile Allah fasýklardan (yoldan çýkmýþ kimselerden) razý olmaz." (Tevbe: 9/96

Rabblerine karþý sorumluluk bilinci taþýmayanlar (O'ndan ittika etmeyenler) ve O'nun buyruklarýný can kulaðý ile dinlemeyenler fýsk'a düþerler. Allah (cc) böylelerini hidayete ulaþtýrmaz.[18]
Münafýklýk yapýp fýsk'a düþenleri; böylece doðru yoldan kendi arzularýyla çýkanlarý Allah (cc) hidayetten mahrum eder. Çünkü onlar O'nun âyetlerini bile bile inkâr etmekteler, ya da alaya almaktalar.[19] Hz. Musa'yý (as) dinlemeyip inciten, bu sebeple de doðru yoldan sapan topluluða da ayný gerçek söylenmiþti.[20]

Kur'an'ýn haber verdiðine göre Peygamberleri dinlemeyen ve Allah'ýn davetinden yüz çeviren topluluklar çeþitli þekillerde dünyalýk azapla karþýlaþýrlar. Kimileri için gökten azap iner[21], kimilerine çetin-dayanýlmaz bir azap dokunur. Kimileri için Peygamber; 'Bizimle bu fasýk topluluðun arasýný ayýr' diye dua eder.[22]
Allah'ýn âyetlerini korkusuzca inkâr edenler ile onlara karþý gelenlere mutlaka dünyalýk bir azap isabet eder. Onlar bu fýsk'ýn karþýlýðýný ceza olarak görürüler.[23]

Fasýklar, iþledikleri fýsk'ýn karþýlýðýný Cehennem olarak göreceklerdir (Ahkâf: 46/20.)
"Hiç mü'min olan kimse ile yoldan çýkmýþ fasýk kimse bir olur mu? Elbette bunlar bir olmazlar. Mü'min olup salih amel iþleyenlere gelince, yaptýklarýna karþýlýk, durulmaya deðer cennetlerde aðýrlanýrlar. Fasýk olanlarýn barýnacaklarý yer de ateþtir. Ne zaman oradan çýkmak isteseler, yine oraya geri çevirilirler ve onlara 'Yalanlamakta olduðunuz ateþ azabýný tadýn' denilir" (Secde: 32/18-20

Evet buraya kadar gördüðümüz ayet ve hadislerden çýkarýlan kýsaca hüküm  Allah ve Rasulunun getirdiði hükümlerden bir þekilde yüz çevirmek ve istendiði gibi hareket etmemek, dili ile tevhid edip ibadet ve taatten kaçýnmak bilerek veya gevþeklikten dolayý  hevasý uðruna Allaha c.c isyan etmek.  Rabbim kuraný ve dini Rasulünün s.a.v Sahabelerin ve Alimlerin anlattýðý gibi kabul edip yaþamayý dini hükümler karþýsýnda þiddetle nefsimizin ve þeytanýn iðva ve desiselerinden kaçýnmayý ihsan etsin. 

Þeytan onlara (birçok) vaadde bulunur ve onlarý kuruntulara sürükler. Oysa þeytan, ancak aldatmak için onlara vaadde bulunuyor.(Nisa 120)

Þüphe yok ki Allah'a karþý gelmekten sakýnanlar, kendilerine þeytandan bir vesvese dokunduðu zaman iyice düþünürler (derhal Allah'ý hatýrlarlar da) sonra hemen gözlerini açarlar. (Araf 201)

Ýnsanlardan kimi vardýr ki, hiçbir bilgisi olmadýðý hâlde, Allah hakkýnda tartýþmaya girer ve her azgýn þeytanýn ardýna düþer.(Hac 3)

Ey insanlar! Rabbinizin emir ve yasaklarýna karþý gelmekten sakýnýn. Ve öyle bir günden korkun ki, ne babanýn evlâdýna, ne evlâdýn babasýna hiçbir faydasý olmaz. Allah'ýn vaadi þüphesiz haktýr; sakýn dünya hayatý sizi aldatmasýn. O çok aldatýcý þeytan da, Allah'ýn azabýný unutturup sadece affýna güvendirerek sizi isyana sürüklemesin." (Lokman Suresi: 33) Bu Ayeti iyi düþünmek lazým  özellikle namaz hususunda gevþeklikten kýlmayýp Rabbim merhametlidir diyenler. Vesselam Veddua




[1] Bakara: 2/99; Âli Ýmran: 3/110; En'am: 6/49.
[2] Tevbe: 9/80; Hadid: 57/26.
[3] Bakara: 2/26.
[4] Hüseyin K. Ece, Ýslam'ýn Temel Kavramlarý, Beyan Yayýnlarý: 196.
Kehf: 18/50.
[5] Bakara: 2/34; Sâd: 38/74.
[6] Ýsra: 17/16.
[7] Tevbe: 9/84.
[8] Yunus: 10/33.
[9] Hadid: 57/27.
[10] Âli Ýmran: 3/110.
[11] Tevbe: 9/80.
[12] Hadid: 57/26.
[13] Bakara: 2/98-99.
[14] A'raf: 7/165; Hüseyin K. Ece, Ýslam'ýn Temel Kavramlarý, Beyan Yayýnlarý: 196-197.
[15] Münafýkûn: 63/1-3.
[16] Tevbe: 9/67.
[17] Tevbe: 9/53-54
18 Maide: 5/108.
[19] Tevbe: 9/24.
[20] Saff: 61/5;
[21] Bakara: 2/59; Ankebût: 29/33-35.
[22] Maide: 5/25.
[23] En'am: 6/49; Haþr: 59/5;







Yukar git