Haziran 27, 2019, 04:14:19
Haberler:

Ama onu (azabý) yakýndan gördükleri zaman, inkâr edenlerin yüzleri kararacak ve (kendilerine): Ýþte sizin isteyip durduðunuz budur! denecektir. (Mulk -26)

CuMA NotLaRý/13

Balatan MiM, Nisan 23, 2010, 11:46:13

« nceki - sonraki »

0 ye ve 1 Ziyareti konuyu incelemekte.

Aa git

MiM

Nisan 23, 2010, 11:46:13 Last Edit: Mays 27, 2010, 11:47:55 S by MiM
Çoban ve Aðaç 

Yaþlý çoban, sürüsünü otlatmak için yaylaya çýktýðýnda tepeye yakýn bir elma aðacýnýn altýnda dinlenir ve eðer mevsimiyse onunla konuþarak:
"Hadi bakalým evladým, bu ihtiyarýn elmasýný ver artýk." derdi. Ve bir elma düþerdi, en güzelinden, en olgunundan. Yaþlý adam, sedef kakmalý çakýsýný çýkartarak onu dilimlere ayýrýr ve küçük bir tas yoðurtla birlikte ekmeðine katýk ettikten sonra babasýndan kalan Kur'an'ýný okumaya koyulurdu.

Çoban, bu aðacý yirmi yýl kadar önce diktiðinde sýk sýk sular; bunun için de büyükçe bir güðüme doldurduðu abdest suyundan geriye kalaný kullanýrdý. Elma aðacýnýn kökleri, belki de bu sularla kuvvet bulmuþ ve kýsa sürede serpilip
meyve vermeye baþlamýþtý. Çoban o zamanlar henüz genç sayýldýðýndan þöyle bir uzandý mý en güzel elmayý þýp diye koparýrdý. Fakat aradan geçen bunca yýl içinde beli bükülüp boyu kýsalmýþ, aðacýnkiyse bir çýnar gibi büyüyüp göklere yükselmiþti. Ama boyu ne olursa olsun, aðaç yine de yavrusu deðil miydi? Onu bir evlat sevgisiyle okþarken:
"Ver yavrum. Gönder bakalým bugünkü kýsmetimi." derdi. Ve bir elma düþerdi hiç nazlanmadan, yýllar boyu hiçbir gün aksamadan. Köylüler, uzaktan uzaða gözledikleri bu hadiseyi birbirlerine anlatýp yaþlý çobanýn veli bir zât olduðunu söylerlerdi.

Yaþlý adam, aðacýn altýnda dinlenip namazýný kýldýðý bir gün yine elmasýný istedi. Ancak dallar dolu olmasýna raðmen, nedense bir þey düþmemiþti. Sonra bir daha, bir daha tekrarladý isteðini. Beklediði þey bir türlü gelmiyordu. Gözyaþlarý, yeni doðmuþ kuzularýn tüylerini andýran beyaz sakalýný ýslatýrken aðacýn altýndan uzaklaþýp koyunlarýn arasýna attý kendini. Yavrusu, meyve verdiði günden bu yana ilk defa reddediyordu onu. Ýhtiyar çobanýn beli her zamankinden fazla bükülmüþ, güçsüz bacaklarý da vücudunu taþýyamaz olmuþtu. Hayvanlarýný usulca toplayýp köye doðru yöneldiðinde, aþaðýdaki caminin her zamankinden daha nurlu minarelerinden yankýlanan ezan sesiyle irkildi birden. Yeniden doðmuþtu sanki çoban. Bir þey hatýrlamýþtý. Çocuklar gibi sevinerek aðacýn yanýna koþtu ve ona þefkatle sarýlýrken :
"Caným!" dedi, hýçkýrýp aðlayarak. "Benim güzel evlâdým, mis kokulum. Þu unutkan ihtiyarý üzmeden önce, neden söylemedin bugünün Ramazan'ýn ilk günü olduðunu? "



bölüm/5

otelinizde güzel bir þekilde guslettiniz, en güzel elbiselerinizi giydiniz... kokularýn en güzelini alarak süründünüz ve görevli eþliðinde yola çýktýnýz... geçen hafta anlattýðým gibi, ziyaretine gittiðiniz ekmel-i't-tahiyat, seyyidi-l beþer sevgili efendimizin mübarek ve mücella hayatlarý bir film þeridi gibi gözlerinizin önüne geliverdi... bu tahayyülat içinde büyük bir aþk, edep ve heyecan içinde yol alýyorsunuz ona doðru...

ve ona doðru giderken, size bu büyük onuru, onu ziyaret etme, onu tanýma, ona ümmet olma þereflerini bahþeden Rabb-i Teâlaya binler kez hamdediyor ve þükrediyorsunuz elbette...

burada bir hatýrlatmada bulunmama müsaade buyrun. yolda ona doðru giderken yabancýsý olduðunuz bir þehrin merak ve tecessüsüsyle yollarda karþýlacaðýnýz yüksek oteller, çarþýlar, hiç alýþýk olmadýðýnýz deðiþik manzaralara takýlýp kalmayýn lütfen... gözlerinizin o an içinde bulunduðunuz manevi atmosfer içinden sizi çekip alývermesine asla izin vermeyin. yolunuz iki cihan efendisine giderken, "vay be! Amma da büyük otelmiþ, acaba bu kaç katlý... aa þu zenci de amma pismiþ, þu maðazada çok güzel þeyler var galiba, dönüþte hele bir girip bakayým... vs." gibi tamamen þeytani hatarattan kaynaklanan triplere asla girmeyeceðiz. aklýmýzda bulunduracaðýmýz tek þey olacak: az sonra... evet az sonra, karþýsýnda bulunacaðýmýz hatemü-l enbiya efendimizin ruhaniyeti!

sanki o saðmýþ da, onun huzuruna gidip biat edecekmiþ gibi, sanki huzuruna varýp mübarek ellerinden bus edecekmiþ gibi... sanki dizi dibine çömelip bir evlâdýn babasýndan þefkat beklemesi gibi... ya da binlerce ton aðýrlýðýndaki günahlarýmýzla huzura varýrken yüzümüzün kýpkýrmýzý kesileceðini düþünerek, tahayyül ederek, duyacaðýmýz mahcubiyetin aðýrlýðý altýnda ezilecekmiþ gibi... "ben seni orada bu halinle tanýyamam!" diyebileceðini düþünerek kahýrdan, üzüntüden ölecekmiþ gibi... yüreklerin salgýladýðý adrenalin ile göðüs tahtamýzýn küt küt seslerini duyarak, hissederek, binlerce piþmanlýðýn ve utancýn müntehasýnda olarak varacaðýz oraya...

bu arada izninizle 2001 haccý akabinde medine-i münevveredeki bir hatýramý nakletmeden geçemeyeceðim.

sevgili efendimizi ziyaret için giderken, yolda birinin kafilemiz içinde olmadýðýný farkettik. saða sola baktýk, yok!

telefon ettik, kapalýydý... bazýlarý hemen yorum getirmeye baþladýlar... "o þimdi, çarþý tavafýna çýkmýþtýr... peygamber ziyareti dururken alýþveriþe erken baþlamýþtýr, vs..." durun dedim onlara... "ALLAHtan korkun, bilmeden, sormadan, hakkýnda su-i zan etmeyin. peygamber yolundayken bile þeytana maðlup oldunuz!"

ziyaretin akabinde malum þahsý otelin lobisinde bir köþede kývrýlýp malul mahzun otururken bulduk. herkesin gözü önünde yanýna vardým ve, "neden?" diye soruverdim.

öylesine üzgün bir hali vardý ki tarifi imkânsýz... sanki yedi sülalesi katliama maruz kalmýþ, bütün sevdiklerini kaybetmiþ bir mustaðrip gibi duruyordu karþýmda... kývrandý önce, saða sola kaçýrdý yüzünü, cevap vermek istemedi... ýsrar ettim!

sonra... çözülüverdi birden... gözlerinden akan yaþý görmenizi isterdim. hüngür hüngür aðlýyordu... kalktý, boynuma sarýldý ve... dedikodusunu yapanlarýn kanýný donduran þu sözler çýkýverdi aðzýndan:

"ben" dedi, "öyle günahkârým ki... varabilecek yüz bulamadým kendimde!" "aslýnda biraz takýlmýþtým peþinizden, lakin... sonra dizlerimin baðý öylesine çözülüverdi ki... takat bulamadým kendimde... düþüp kalýverdim yolun ortasýnda... koluma düþüp buraya getirdiler!"

öyle bir duygu seline kapýldýk ki hepimiz, herkes aðlýyordu artýk, dedikodusunu yapanlar en baþta olmak üzre!

ve en nihayetinde bu mübarek yerlerin kýymetini ve yüksekliðini düþünerek, boynu bükük, kalbi kýrýk olarak; (Bismillah ve alâ Milleti Resulillah) der ve hicret gecesi gelmiþ olan (Ýsrâ) suresinin 80. âyetini ve namazda okunan salevat-ý þerifleri okuyarak ve (Vaðfir li-zunubi veftah li ebvâbe rahmetike ve fadlike) diyerek mescide gelir.

Mescid-i Nebevi'nin kýble tarafýna doðru yönelir, bâb-ü selam kapýsý önüne varýrýz... ve artýk ALLAH Resulü efendimizle aramýzda sadece 5-10 adým kalmýþtýr. heyecanýn son haddindesinizdir... kolaymý ki, bir ömür sevdasýyla yaþadýðýnýz iki cihan serveri kâinatýn efendisinin tam önüne varacak, onunla aranýzda sadece metreler kalacaktýr... onun ruhaniyeti benliðinizin üzerine bir tül gibi örtülecek, hayatýnýzýn en güzel anlarýndan birini yaþayacak ve bu idrakle Rabbinize þükredeceksiniz.

Bab-ý selamdan  mescide girip, minber yanýnda iki rekat Tahýyyetül mescid namazýnýn akabine Ýki rekat da þükür namazý kýlarsýnýz.

Rabbe dualar edersiniz içten içe... yakarýrsýnýz bütün benliðinizle ki onun þefaatini sizlere müyesser kýlsýn diye... ve güllerin efendisinin hemen yanýbaþýndasýnýz artýk.

Duadan sonra edeple kalkýp Hucre-i Saadete gelir. Muvâcehe-i Saadet duvarýna karþý, arkasýný kýbleye dönerek, Resulullah efendimizin mübarek yüzüne karþý, iki metre uzakta, edeple durur. Resulullah efendimizin kabr-i þerifinde diri olduðunu, kendisini gördüðünü, selamýný dualarýný iþittiðini ve cevap verdiðini, âmin dediðini düþünürsünüz. (Esselamu aleyke yâ seyyidi, ya ResulALLAH ...) diye baþlayan duayý okur. Emanet olan selamlarý söylersiniz.

[Ziyaretçi, huþû ve hudû ile selam vermelidir! Sesini ne çok yüksek, ne de fýsýltý derecesinde alçak etmeli, orta derecede çýkarmalý ki, edebe uygun olsun. Hz. Ömer, Resulullah efendimizin mescidinde, yüksek sesle konuþan Taifli iki kiþiye; “Eðer bu þehir halkýndan olsaydýnýz, Resulullahýn mescidinde böyle yüksek sesle konuþtuðunuz için sizi döverdim” (Buhari) dediðini de elbet unutmadan!

Fahr-i kâinat efendimizi ziyaret ederken, mübarek yüzüne karþý durup, arkasýný kýbleye vermelidir! Halife Mansur, (Ziyarette, kabr-i þerife mi, kýbleye mi döneyim?) diye sorunca, imam-ý Malik hazretleri, (Fahr-i kâinat, sana ve baban Hz. Âdem'e kýyamette þefaatçidir. Ona arka dönülmez) buyurdu.

Þerefli kabre çok yakýna varmamalý, saðlýðýnda, þerefli huzurunda nasýl durulursa, öyle edepli durmalý, önüne bakmalý, etrafa bakmaktan sakýnmalýdýr!]

ve artýk huzurdasýnýz... yüreðiniz yerinden fýrlayacakmýþ gibi 'pervaz urup' kanatlanmamýþsa gözyaþý da dökemiyorsunuz demektir... ama orada sizinle beraber bulunanlardan çoklarýnýn çocuklar gibi hüngür hüngür aðladýðýna þahit olacaðýnýzdan eminim. tarif edilmez duygular yaþanýr orada... onun 63 yýllýk ömr-i saadeti týpký bir film gelir geçer gözlerinizin önünden... hatta kýyamet günü kuzularýný, koyunlarýný tehlikeden uzaklaþtýrmak isteyen müþfik bir çoban olarak tahayyül edebilirsizin o an!

onu kýyamet günü tablosu içinde, kalabalýklar içinde kaybolmasýn diye sýký sýkýya yavrusunun ellerinden tutan müþfik bir baba gibi týpký...

Sonra yarým metre saða gelip, (Esselamu aleyke yâ halifeti Resulillah ...) diye baþlayan uzun duayý okuyarak Hz. Ebu Bekir’e selam verir. Sonra yarým metre saða gidip, Hz. Ömer’e selam verir, Sonra kendine ve ana babasýna ve bütün müslümanlara dua edersiniz. Sonra yine Resulullah efendimizin mübarek yüzünün karþýsýna gelir, dilediði dualarý yaptýktan sonra, Ebu Lübabe hazretlerinin kendini baðlayarak tevbe etmiþ olduðu direðe gelir, Burada ve Ravda-i mutahharada nafile, kaza kýlar, Tevbe ve dua edersiniz.

tabii ki, çok kalabalýk deðilse, aþýrý izdiham nedeniyle baþkalarýna sýkýntý vermeyecekseniz eðer! elbet ki bu da büyük bir ihtimaldir ve iþin bu yönünü düþünmekte elzemdir.

ve son olarak onun huzur-u saadetinden hüzünlerle yüklü ayrýlmadan önce onun bu ziyaretlerle ilgili sözlerini aktarýyorum.

(Kabrimi ziyaret edene þefaatim vacip oldu.) [Ýbni Huzeyme, Bezzar, Dare Kutni, Taberani]

(Sadece beni ziyaret için gelen, kýyamette þefaatimi hak etmiþ olur.) [Müslim, Taberani]

(Hac edip kabrimi ziyaret eden, beni diri iken ziyaret etmiþ gibi olur.) [Taberani, Dare Kutni, Beyheki, Ýbni Cevzi]

(Sevap umarak beni ziyaret eden, kýyamette bana komþu olur.) [Mevahib-i Ledünniyye]

(Hac edip de beni ziyaret etmeyen, bana eza cefa etmiþ olur.) [Dare Kutni, Ýmam-ý Malik, Ýbni Neccar, Mevahib-i Ledünniyye]


MiM

biraz geç kaldýðýmý biliyorum. hakkýnýzý helal etmenizi istirham ederim. umre notlarý konusu bu son bölümle nihayetlendi bi iznillah. cuma notlarý bundan böyle normal seyriyle devam edecektir inþaallah.

MiM

Vay be, tam 8 yýl olmuþ bu yazýyý yazalý... Bu yazýyý rahmetli eþimle yaptýðýmýz umre'nin akabinde yazmýþtým. Sonra onu dört yýl sonra 2014 yýlýnda kanserden kaybettim. Þimdi bu yazýlarý okuyunca sanki onunla beraber gezip yaþadýðýmýz o güzelim günleri, hatýralarý yeniden yaþamýþ gibi oldum.

Yukar git