Haziran 17, 2019, 08:47:11 ÖÖ
Haberler:

De ki: Allah beni ve beraberimdekileri (sizin istediðiniz üzere) yok etse veya (öyle olmayýp da) bizi esirgese, (söyleyin bakalým) inkârcýlarý yakýcý azaptan kurtaracak kimdir? (Mulk -27)

Ka’b ibn Mâlik'in AĂ°latan KĂ˝ssasĂ˝

Baţlatan Ăžehadete Vurgunum, Nisan 14, 2010, 11:53:52 ÖÖ

« önceki - sonraki »

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Ăžehadete Vurgunum

Ka’b ibn Mâlik (Allah Ondan razĂ˝ olsun) gözlerini kaybettigi zaman onu
elinden tutup götĂĽrme isini yapan oglu Abdullah’tan rivayet edildigine göre söyle
demistir: “RasĂ»lullah (sallallahu aleyhi vesellem)’le beraber tebĂĽk gazvesine
katýlamadýgýnýn hikayesini anlatýrken dinledim söyle dedi:
- RasĂ»lullah (sallallahu aleyhi vesellem)’in gittigi savaslardan tebĂĽk
savasýndan hariç diger savaslardan geri kalmamýstým. Lakin Bedir savasýna
katýlamamýstým. Bedir savasýna katýlamayanlar azarlanmamýslardý. O vakit
RasĂ»lullah (sallallahu aleyhi vesellem)’le mĂĽslĂĽmanlar savas için degil Kureys ticaret
kervanĂ˝nĂ˝ takip için yola çýkmĂ˝slardĂ˝. Nihayet Allah mĂĽslĂĽmanlarla Mekke’li
mĂĽsrikleri aralarĂ˝nda verilmis herhangi bir karar olmadĂ˝gĂ˝ halde karsĂ˝ karsĂ˝yagetiriverdi. Ben Akabe biatĂ˝nĂ˝n yapĂ˝ldĂ˝gĂ˝ gece bizler >slâm’a yardĂ˝m etmek için söz
verirken RasĂ»lullah (sallallahu aleyhi vesellem)’in yanĂ˝ndaydĂ˝m. Her ne kadar Bedir
savasý Akabe gecesinden daha meshur ise de, ben Bedir savasýnda bulunmayý
Akabe’de bulunmaktan da ĂĽstĂĽn görmem. TebĂĽk gazvesine RasĂ»lullah (sallallahu
aleyhi vesellem) ile birlikte katýlamayýsým söyle oldu: Ben daha önceleri
katýlamadýgým bu savas sýrasýndaki kadar hali vakti yerinde degildim yani bu
savasta zengin ve varlýklýydým. Vallahi bu savasa kadar iki deveyi bir arada hiç
bulamamýstým. Bu savas günlerinde ise iki binitim vardý. Sonra Rasûlullah (sallallahu
aleyhi vesellem) bu savasa gelinceye kadar gidecegi yeri söylemez, baska bir yere
gider gibi görünürdü. Fakat bu savas sýcak bir mevsimde ve uzak bir yere yapýlacagý
ve kalabalýk bir düsmanla karsý karsýya gelinecegi için Rasûlullah (sallallahu aleyhi
vesellem) hedefini açýklamýstý. Savasýn özelligine göre hazýrlanabilmeleri için
müslümanlara nereye gideceklerini söyledi. Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)
ile birlikte savasa katýlanlarýn sayýsý çok fazla idi ve isimleri de bir deftere
kaydedilmemisti. Ka’b sözĂĽne söyle devam etti: Herhangi bir kimse savasa
gitmemek için gözden kaybolsa, bu konuda vahiy nazil olmadýkça bu isin gizli
kalacagýný zannedebilirdi.Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) bu savasý
meyvelerin olgunlastýgý, gölgelerin arandýgý bir mevsimde yapmýstý. Ben de bunlara
pek düskündüm, Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) ve müslümanlar savas için
hazýrlýga basladýlar, ben de savasa hazýrlanmak için çýkýyor fakat hiçbirsey
yapmadan geri dönüyordum.
Kendi kendime de “Ne zaman olsa hazĂ˝rlanĂ˝rĂ˝m” diyordum. GĂĽnler böyle
geçti, herkes isini ciddi tuttu ve bir sabah RasĂ»lullah (sallallahu aleyhi vesellem)’le
birlikte müslümanlar erkenden yola çýktýlar, ben ise hazýrlanmamýstým. Ertesi sabah
yine hazýrlýk için evden çýktým fakat hiç bir is yapmadan geri döndüm, hep ayný
sekilde davranýyordum. >nsanlar savas için yarýsýrcasýna kosmaya baslayýncaya
kadar ben ayný halde devam ettim. Nihayet yola çýkýp onlara eriseyim dedim, keske
öyle yapsaydým, bunu da basaramadým. Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)
savasa gittikten sonra insanlarýn arasýna çýktýgýmda beni en çok üzen sey savasa
gitmeyip geride kalanlarýn; ya münafýk diye bilinenler veya âciz olduklarý için savasa
katýlamayan kimseler olmasýydý.
RasĂ»lullah (sallallahu aleyhi vesellem) tebĂĽk’e varĂ˝ncaya kadar adĂ˝mĂ˝ hiç
anmamĂ˝s, tebĂĽk’te ashabĂ˝n arasĂ˝nda otururken Ka’b ibn Mâlik ne yaptĂ˝? diye sormus,
bunun ĂĽzerine BenĂ® SelĂ®me’den bir adam ya RasĂ»lallah elbiselerine ve endamĂ˝na
bakĂ˝p gururlanmasĂ˝ onu Medine’de alĂ˝koydu demis. Bunun ĂĽzerine Muaz ibn Cebel
ona ne çirkin söz söyledin demis. Sonra da peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)’e
dönerek Ya Rasûlallah biz onun hakkýnda hep iyi seyler biliyoruz demis. Rasûlullah
(sallallahu aleyhi vesellem) de hiç birsey söylememis o sýrada çok uzaklarda beyazlar
giymis bir adamýn gelmekte oldugunu görmüs ve bu gelen Ebû Hayseme olaydý
demis. Bir de ne görelim gelen adam ensardan Ebû Hayseme degil mi? Ebû Hayseme
savas hazýrlýgýnda bir ölçek hurma verdigi için münafýklar tarafýndan ayýplanan
kisidir. Ka’b sözĂĽne söyle devam etti:
RasĂ»lullah (sallallahu aleyhi vesellem)’in tebĂĽk’ten Medine’ye hareket ettigini
ögrendigim zaman beni bir ĂĽzĂĽntĂĽ kapladĂ˝. Söyleyecegim yalanĂ˝ dĂĽsĂĽnmeyebasladĂ˝m. Kendi kendime yarĂ˝n O’nun öfkesinden nasĂ˝l kurtulacagĂ˝m? dedim.
Yakýnlarýmdan görüslerine deger verdigim kimselerden akýl almaya basladým.
RasĂ»lullah (sallallahu aleyhi vesellem)’in gelmek ĂĽzere oldugunu söyledikleri
zaman kafamdaki yanlýs düsünceler silinip gitti. Anladým ki, yalan söylemekle hiçbir
seyden kurtulamayacagým, herseyi dogru olarak söylemeye karar verdim.
Peygamberimiz (sallallahu aleyhi vesellem) sabahleyin Medine’ye geldi, RasĂ»lullah
(sallallahu aleyhi vesellem) her seferden dönünce; önce mescide ugrayýp iki rekat
namaz kýlýp insanlarla sohbet etmek üzere onlara karsý dönerdi, yine öyle yaptý. Bu
sýrada savasa katýlmayanlar huzuruna gelerek neden savasa katýlamadýklarýný yemin
ederek anlatmaya basladýlar. Bunlar seksenden fazla kisi idiler. Hz. Peygamber
(sallallahu aleyhi vesellem) onlarýn ileri sürdügü mazeretleri kabul etti,
kendilerinden biat aldĂ˝, Allah’tan bagĂ˝slanmalarĂ˝nĂ˝ istedi, içyĂĽzlerini Allah’a havale
etti.
Sonunda ben geldim selam verdigimde dargýn kimse gibi gülümsedi, sonra
“Gel” dedi. Ben de yĂĽrĂĽyerek yanĂ˝na geldim ve önĂĽne oturdum. Bana “Niçin
savastan geri kaldĂ˝n? Binek hayvanĂ˝ satĂ˝n almamĂ˝s mĂ˝ydĂ˝n?” diye sordu. Ben de: Ya
RasĂ»lallah Allah’a yemin ederim ki, senden baska birinin yanĂ˝nda bulunsaydĂ˝m ileri
sürecegim mazeretlerle onun öfkesinden kurtulabilecegimi zannederdim. Çünkü bu
isi çok iyi becerebilirdim.
Fakat yeminle söyleyeyim ki bu gün sana yalan söyleyerek gönlünü kazansam
bile, yarýn Allah isin dogrusunu sana bildirecek ve sen bana güceneceksin. Sayet
dogrusunu söylersem bana kĂ˝zacaksĂ˝n ama ben dogruyu söyleyerek Allah’tan hayĂ˝rlĂ˝
sonuç bekliyorum. Vallahi savasa gitmemek için hiçbir özürüm yoktu, hiçbir zaman
da savastan geri kaldýgým sýradaki kadar kuvvetli ve zengin olmamýstým.
Ka’b sözĂĽne devamla dedi ki: Bunun ĂĽzerine peygamberimiz (sallallahu aleyhi
vesellem): “iste bu dogru söyledi: Haydi kalk, senin hakkĂ˝nda Allah hĂĽkĂĽm verene
kadar bekle” buyurdu. Ben kalkĂ˝nca, BenĂ® SelĂ®me’den bir çok kimse pesime takĂ˝larak
Allah’a yemin ederiz ki, bundan önce hiç suç islemedigini biliyoruz, yazĂ˝klar olsun
sana, savasa katýlmayanlarýn ileri sürdükleri gibi bir mazeret söyleyemedin, halbuki
suçunun bagĂ˝slanmasĂ˝ için peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)’in istigfar etmesi
yeterdi dediler. Durmadan beni azarladýlar ki, tekrar Rasûlullah (sallallahu aleyhi
vesellem)’in yanĂ˝na dönĂĽp kendimi yalanlamayĂ˝ dĂĽsĂĽndĂĽm. Sonra onlara sordum;
benimle beraber bu cezaya ugrayan kimse var mýdýr? dedim. Evet seninle beraber iki
kimse daha ayný cezaya ugradýlar, onlar da senin gibi konustular ve senin aldýgýn
cevabý aldýlar.
-O iki kisi kimlerdir? dedim:
-Biri MĂĽrâre ibn Rabi’ el Ă‚mirĂ®, digeri de Hilâl ibn Ăśmeyye el VâkifĂ® diyerek
Bedir savasýna katýlmýs olan iki örnek olmus salih kisinin adýný verdiler. Bunlarý
söylediklerinde geri dönmekten vazgeçip yoluma devam ettim.
Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) savasa katýlmayanlardan bizim
üçümüzün insanlarla konusmalarýný yasakladý. Bunun üzerine insanlar bizden
uzaklastĂ˝lar – veya bize karsĂ˝ tavĂ˝rlarĂ˝nĂ˝ degistirdiler - çekinip bize yan çizmeye
basladýlar dedi. hatta bana göre; içinde yasadýgým toprak bile yabancý gelmeyebasladý, sanki burasý benim memleketim degildi. Elli gün böyle geçti, diger iki
arkadasým boyunlarýný büküp aglayarak evlerinde sinip kaldýlar.
Ben onlardan daha genç ve dinç oldugum için dýsarý çýkar cemaatle namazda
bulunurdum, çarsýlarda dolasýrdým, fakat kimse benimle konusmazdý.
Namaz bittikten sonra Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) yerinde
otururken yanýna gelir kendisine selam verirdim. Kendi kendime acaba selamýmý
alĂ˝rken dudaklarĂ˝nĂ˝ kĂ˝mĂ˝ldattĂ˝ mĂ˝ kĂ˝mĂ˝ldatmadĂ˝ mĂ˝? diye sorardĂ˝m. Sonra O’na yakĂ˝n
bir yerde namaz kýlar ve namaz içinde farkettirmeden kendisine bakardým. Ben
namaza dalýnca, bana dogru dönüp bakar, kendisine baktýgým zaman da benden
yüzünü çevirirdi. Müslümanlarýn benimle ilgiyi kesmeleri uzun sürünce, Amcamýn
oglu ve en çok sevdigim kisi EbĂ» Katâde’nin bahçesine gidip duvardan içeri atladĂ˝m
ve selam verdim. Allah’a yemin ederim ki selamĂ˝mĂ˝ almadĂ˝, bunun ĂĽzerine ona:
- Ey EbĂ» Katâde Allah için sana soruyorum, Allah’Ă˝ ve RasulĂĽnĂĽ ne kadar
sevdigimi biliyor musun? dedim. Hiç cevap vermedi. Yeminle tekrar sordum yine
cevap vermedi. Yine sözümü tekrarlayarak Allah için sana soruyorum? dedim.
- Allah ve Rasûlü daha iyi bilir dedi. Bunun üzerine gözüm yasla dolup tastý,
geri dönüp duvardan atladým.
Günün birinde Medine çarsýsýnda dolasýyordum, yiyecek satmak üzere gelen
Sam’lĂ˝ bir çiftçi Ka’b ibn Mâlik’i bana kim gösterir? diyordu. Halk da isaretleriyle
beni göstermeye basladĂ˝lar, adam yanĂ˝ma gelerek Gassân MelĂ®k’inden getirdigi bir
mektubu verdi. Ben okuma yazma bilenlerden oldugum için mektubu açýp okudum.
Selamdan sonra söyle diyordu: “Efendinizin size karsĂ˝ hos olmayan muamelede
bulundugunu haber aldým, Allah sizi hukukun çignendigi ve kýymetin bilinmedigi
bir yerde bĂ˝rakmasĂ˝n, hemen yanĂ˝mĂ˝za gel size ikram ederiz.”
Mektubu okuyunca bu da baska bir beladýr dedim, hemen onu atese atýp
yaktým. Nihayet elli günden kýrký geçmis fakat vahiy gelmemisti. Bir gün Rasûlullah
(sallallahu aleyhi vesellem)’in gönderdigi bir sahĂ˝s çýkageldi ve:
Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) sana hanýmýndan ayrý oturmaný
emrediyor dedi. O’nu bosayacakmĂ˝yĂ˝m, yoksa ne yapacagĂ˝m? diye sordum. HayĂ˝r
ondan ayrý oturacak ona yaklasmayacaksýn dedi. Peygamber (sallallahu aleyhi
vesellem) diger iki arkadasýma da ayný emri göndermisti.
Bunun ĂĽzerine esime Allah bu meselede bir hĂĽkĂĽm verene kadar, anne
babasýnýn yanýna gitmelerini ve orada oturmalarýný emrettim.
Hilâl ibn Ăśmeyye’nin karĂ˝sĂ˝ RasĂ»lullah (sallallahu aleyhi vesellem)’e giderek:
Ya Rasûlallah Hilâl ibn Ümeyye çok yaslý bir adamdýr, kendisine bakacak hizmetçisi
de yoktur. Ona hizmet etmemde bir sakýnca görürmüsün? diye sormus,
Peygamberimiz (sallallahu aleyhi vesellem) de: “HayĂ˝r ama, sana asla yaklasmasĂ˝n”
deyince kadĂ˝n da söyle demis: Allah’a yemin olsun ki onun kĂ˝mĂ˝ldayacak hali
yoktur, basýna gelen bu isten dolayý da durmadan aglýyor.
Ka’b sözĂĽne söyle devam etti: YakĂ˝nlarĂ˝mdan biri bana RasĂ»lullah (sallallahu
aleyhi vesellem)’den hanĂ˝mĂ˝n için izin istesen de sana hizmet etse olmaz mĂ˝? Baksana
Hilâl ibn Ăśmeyye için karĂ˝sĂ˝nĂ˝n bakmasĂ˝na izin verdi dedi. Ben ona hayĂ˝r bu konudaRasĂ»lullah (sallallahu aleyhi vesellem)’den izin isteyemem, ĂĽstelik ben genç bir
adamĂ˝m, izin istesem bile peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)’in bana ne
diyecegini bilemem dedim. Bu durumda on gün daha kaldým. Bizimle konusulmasý
yasaklandýgýndan bu yana tam elli gün geçmisti. Ellinci günün sabahýnda
evlerimizden birinin damĂ˝nda sabah namazĂ˝nĂ˝ kĂ˝ldĂ˝m. Allah’Ă˝n Kur’ân’da bizden
bahsettigi üzere caným iyice sýkýlmýs, o genis olan yeryüzü bana dar gelmis bir
vaziyette otururken; Sel’ DagĂ˝’nĂ˝n tepesinden birinin yĂĽksek bir sesle:
“Ka’b ibn Mâlik mĂĽjde mĂĽjde” diye bagĂ˝rdĂ˝gĂ˝nĂ˝ duydum. Kurtulus gĂĽnĂĽnĂĽn
geldigini anlayarak hemen secdeye kapandým.
RasĂ»lullah (sallallahu aleyhi vesellem) sabah namazĂ˝nĂ˝ kĂ˝ldĂ˝rĂ˝nca, Allah’Ă˝n
tevbelerimizi kabul ettigini ilan etmis, bunun ĂĽzerine halk bize mĂĽjde vermeye
kosoyurdu. >ki arkadasýma da müjdeciler gitmis, bunlardan biri bana dogru at
kosturmus, Eslem kabilesinden bir diger mĂĽjdeci de kosup Sel’ DagĂ˝’na tĂ˝rmanĂ˝p
oradan bagýrmýs, Onun sesi atlýdan önce bana ulasmýs, sesini duydugum müjdeci
yanýma gelip beni tebrik edince, sýrtýmdaki iki elbiseyi de çýkardým, müjdesine
karsýlýk ona giydirdim. Yemin ederim ki o gün bunlardan baska elbisem yoktu.
Emanet olarak iki elbise bulup hemen giydim, Peygamber (sallallahu aleyhi
vesellem)’i görmek ĂĽzere yola dĂĽstĂĽm. Beni gurup gurup karsĂ˝layan sahabiler
tevbemin kabul edilmesi sebebiyle beni tebrik ediyor ve Allah’Ă˝n seni bagĂ˝slamasĂ˝
kutlu olsun diyorlardĂ˝.
Nihayet mescide girdim Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) toplumun
ortasýnda oturuyordu. Talha ibn Ubeydullah hemen ayaga kalktý, kosarak yanýma
geldi, elimi sýktý ve beni tebrik etti. Vallahi muhacirlerden ondan baska kimse ayaga
kalkmadĂ˝. Ravi der ki: Ka’b talha’nĂ˝n bu davranĂ˝sĂ˝nĂ˝ hiç unutmazdĂ˝. Ka’b sözĂĽnĂĽ
söyle sĂĽrdĂĽrdĂĽ: Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)’e selam verdigimde yĂĽzĂĽ
sevinçten parlayarak söyle dedi: “Annen seni dogurdugundan beri ĂĽzerinden geçen
gĂĽnlerin en hayĂ˝rlĂ˝sĂ˝yla seni mĂĽjdelerim.” Ben de Ya RasĂ»lallah bu tebrik ve mĂĽjde
senin tarafĂ˝ndan mĂ˝dĂ˝r yoksa Allah tarafĂ˝ndan mĂ˝dĂ˝r? diye sordum. “Benim
tarafĂ˝mdan degil yĂĽce Allah tarafĂ˝ndandĂ˝r” diye buyurdu.
Sevinçli oldugunda Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)’in yĂĽzĂĽ parlar ay
parçasýna benzerdi, biz de sevincini böylece anlardýk.
RasĂ»lullah (sallallahu aleyhi vesellem)’in önĂĽne oturdugumda, Ya RasĂ»lallah
tevbemin kabul edilmesine tesekkür olsun için bütün malýmý Allah ve Rasûlü
ugrunda sadaka etmek istiyorum dedim. Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) de
“MalĂ˝nĂ˝n bir kĂ˝smĂ˝nĂ˝ dagĂ˝tmayĂ˝p yanĂ˝nda tutman senin için daha hayĂ˝rlĂ˝dĂ˝r” dedi.
Ben de Hayber fethinde hisseme düsen malý elimde býrakýyorum dedikten sonra
sözümü söyle tamamladým: Ya Rasûlallah Allah beni dogru söyledigimden dolayý
kurtardý, tevbemin kabul edilmesi sebebiyle artýk yasadýgým sürece daima dogru söz
söyleyecegim. Vallahi bunu Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)’e söyledigim
gĂĽnden beri dogru sözlĂĽ olmaktan dolayĂ˝ Allah’Ă˝n hiç kimseyi benden daha gĂĽzel
mükafatlandýrdýgýný bilmiyorum Yemin ederim ki, Peygamber (sallallahu aleyhi
vesellem)’e o sözleri söyledigim gĂĽnden bu yana bilerek hiç yalan söylemedim.
Kalan ömrĂĽmde de Allah’Ă˝n beni yalan söylemekten koruyacagĂ˝nĂ˝ umarĂ˝m.Ka’b sözĂĽne devamla söyle dedi: Allah su ayetleri indirdi: “Gerçek su ki,
mĂĽ’minlerden bir kĂ˝smĂ˝nĂ˝n, kalpleri kaymak ĂĽzereyken Allah, peygamberi sĂ˝kĂ˝ntĂ˝lĂ˝
bir zamanda, O’na uyan muhacirleri ve ensarĂ˝ affetti sonra da onlarĂ˝n tevbelerini
kabul etti. ÇünkĂĽ o Allah, gerçekten mĂĽ’minlere karsĂ˝ çok sefkatli ve merhametlidir.
(9 tevbe 117) Ve savastan geriye kalan üç kisinin de tevbesini kabul etti. Yeryüzü
genisligine ragmen, onlara dar gelmis, vicdanlarý kendilerini sýktýkça sýkmýstý.
Nihayet Allah’tan, yine Allah’a sĂ˝gĂ˝nmaktan baska çare olmadĂ˝gĂ˝nĂ˝ anlamĂ˝slardĂ˝.
Bunun üzerine O da, yine merhametle o üç kisiye yöneldi ki, pismanlýk duyup tevbe
etsinler; çünkü kendisine yürekten yönelen, sýgýnan herkesi, acýmasý esirgemesiyle
kusatĂ˝p tevbeleri kabul eden, yalnĂ˝zca Allah’tĂ˝r. Ey iman edenler! Yolunuzu Allah’Ă˝n
kitabýyla bulmaya çalýsýn; ve dogrulardan olun ve hem de dogrularla beraber olun. (9
tevbe 118-119)” Ka’b söyle devam etti: Allah’a yemin ederim ki beni >slâm’la
sereflendirdikten sonra Allah’Ă˝n bana verdigi en bĂĽyĂĽk nimet Peygamber (sallallahu
aleyhi vesellem)’in huzurunda dogruyu söylemek ve yalan söyleyip helak olanlar
gibi olmamaktýr. Çünkü Allah yalan söyleyenler hakkýn da vahiy gönderdigi zaman
hiç kimseye söylemedigi agĂ˝r sözleri söyleyerek söyle buyurdu: “Savastan o
münafýklarýn yanýna döndügünüz zaman, kýnama ve ayýplamadan vazgeçesiniz
diye, Allah adýna yemin edecekler. O halde býrakýn peslerini, çünkü tiksinti veren
kimselerdir onlar. Kazandýklarý islerin cezasý olarak da, varacaklarý yer cehennemdir.
Sizi hosnut etmek için yemin edeceklerdir ama siz onlardan hosnut olsanýz bile
biliniz ki, Allah ilâhî sýnýrlarý asýp, itaat dýsýnda kalanlardan asla razý
olmayacaktĂ˝r.”(9 tevbe 95-96). Ka’b sözĂĽnĂĽ söyle bitirdi: Biz üç arkadasĂ˝n
bagĂ˝slanmasĂ˝ Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)’in yeminlerini kabul edip
kendilerinden biat aldĂ˝gĂ˝ ve Allah’tan affedilmelerini diledigi kimselerin
bagýslanmasýndan elli gün geri býrakýlmýstýk. Nihayet Allah bu konuda yukarýda
açýklandĂ˝gĂ˝ ĂĽzere hĂĽkĂĽm verdi. Allah’Ă˝n bahsettigi bu geri kalma hadisesi bizim
savastan geri kalmamýz degil, bizim isimizin o yemin edip de özürleri kabul
edilenlerden geriye býrakýlmamýzdýr. Diger bir rivayette Rasûlullah (sallallahu aleyhi
vesellem) tebük savasýna persembe günü çýkmýstý, sefere persembe günü çýkmayý
severdi. Baska bir rivayette; ancak gĂĽndĂĽzĂĽn kusluk vaktinde seferden evine
dönerdi, evine döndügünde ilk önce mescide girer iki rekat namaz kýlar sonra
otururdu denilmektedir. (Müslim, Müsafirîn 74)