Haziran 25, 2019, 11:39:14
Haberler:

Sözünüzü ister gizleyin, ister açýða vurun; bilin ki O, kalplerin içindekini bilmektedir. (Mulk -13)

Kur'ân-ý Kerîm’i Tefsir Metodu ve Günümüzde yapýlan Tahrifatlar

Balatan haydarý kerrar, Mart 14, 2010, 10:57:41 S

« nceki - sonraki »

0 ye ve 1 Ziyareti konuyu incelemekte.

Aa git

haydarý kerrar

Kur'ân-ý Kerîm'i Tefsir Metodu ve Günümüzde yapýlan Tahrifatlar
Bismillahirrahmanirrahim
Üzülerek belirtmek isterim ki, günümüzde bir sapma olarak beliren ve belirli bir amaca baðlý olarak geliþtirdikleri felsefi yöntemlerle ve de Sünnet'i reddetme gayretiyle, Sünnet'den yoksun salt Kur'an-la yetinme çabalarý güdülen bazý te'lif eserlerin raflarda sýkça görülmeye baþlanýldýðý bir zaman münasebetiyle Kur'an-ý beyan ve tefsir ettiðinden dolayý sizlere ilmimizin nisbetinde, bu önemli konuda Allâhu Teâlâ'nýn "Hayýrda ve iyilikte yardýmlaþýn" [1] emrinden yola çýkarak bir þeyler zikretmeyi uygun bulduk.
Hepimizin Ýslam'dan zaruri olarak bildiði husus; Ýslam'ýn temeli Peygamber {sallAllahu aleyhi ve sellem}'in kalbine Allâhu Teâlâ tarafýndan indirilen Kur'ân-ý Kerîm'dir. Ýnsanlardan bir çoðu Arapça'yý biraz bilmekle Allâhu Teâlâ'nýn kitabýný -ne kadar hevalarýna göre anladýklarýný söylemesek te - akýllarýna göre anlamakta kendilerini hür görebilmektedirler.
Bundan dolayý kendinde ilimden bir þey olan kiþilerin üzerine, asrýmýzda çoðalmaya baþlayýp kendisini gösteren, yarým asýrdan beri kendilerini Kur'ân-a nisbet eden, kendilerine Kur'âncýlar (mealciler) adý veren ve Ýslam'ýn sadece Kur'ân-ý Kerîm'den ibaret olduðu iddiasýna kalkýþan bu fasit sinsi görüþü ibtal etme görevi düþmektedir.
Bu günde geçmiþtekine benzeyen yeni bir iddia ortaya atýlmýþtýr ki; önceki gurup gibi sadece Kur'ân-ý Kerîm'le yetinmeyi ortaya açýk olarak atmasa bile, bu konuyu yeniden tartýþma gündemine sokmalarý ve Müslümanlarýn zihninde þüphe tohumlarý ekmeye çalýþanlar Ýslam'ýn Kur'ân-ý Kerîm'den baþka bir þey olmadýðýný insanlara her fýrsatta aþýlamaya kalkýþmaktadýrlar. Ýslam'ýn sadece Kur'ân-ý Kerîm'den ibaret olduðu iddiasýnýn batýllýðýný isbat etmeye ihtiyacýmýz yoktur. Ancak bazý insanlarýn Kitap ve Sünnet'e uyduklarýný iddia etseler de akýllarý veya hevalarý Sünnet'i ehemmiyetsiz görüp Kur'ân-ý Kerîm'le yetinme yönünde onlarýn saplandýðý batýla saplanmaktadýrlar.
Bunun için bu yoldan gidenlerin metodunun ne kadar tehlikeli olduðunu sizlere beyan etmek istedim. Biz hepimiz Allâhu Teâlâ'nýn Peygamber {sallAllahu aleyhi ve sellem}'i muhatap olarak aldýðý sözü bilmekteyiz. "Sana zikri, insanlara indirileni (li tubeyyine) açýklayasýn diye indirdik" [2] ve Kitap ve Sünnet'e dönmenin gerekliliðini savunan Sünnet davetçilerinin zikretmiþ olduklarý âyetler burada zikredilmeyecek kadar çoktur. Bunlarý burada zikretmek konumuzu uzatýr. Ancak ben burada az önce zikretmiþ olduðum Âyet-in üzerinde duracaðým.
"Sana zikri, insanlara indirileni (li tubeyyine) açýklayasýn diye indirdik" [3]
Bu Âyet-i Kerime de apaçýk ifade vardýr ki; oda Peygamber {sallAllahu aleyhi ve sellem}'e indirilen bu Kur'ân-ý Kerîm-i açýklama göreviyle de yine o mükellef kýlýnmýþtýr. Âyet-i Kerim-ede geçen beyan kelimesi Peygamber {sallAllahu aleyhi ve sellem}'in temiz arýndýrýlmýþ sünnetidir.
Bu Âyet-in manasý þudur: Býrakýn arapçayý sonradan öðrenmiþ olanlarý da fasih Arapça'yý bilen Araplar dahi olsalar, Allâhu Teâlâ Kur'ân-ý Kerîm'in anlayýþýný insanlara býrakmamýþtýr. [4]
Hiç þüphesiz ki onlar Peygamber {sallAllahu aleyhi ve sellem}'in beyanýndan (açýklamasýndan) mustaðni olamazlar. Çünkü bu beyan Allâhu Teâlâ'nýn Peygamber {sallAllahu aleyhi ve sellem}'in kalbine indirdiði ikinci vahiydir.
Allâhu Teâlâ'nýn hikmeti, okunmasý ibadet olan Kur'ân-ý Kerîm-i gerektirdiði gibi, diðeri de Kur'ân-ý Kerîm gibi vahiy olup onun gibi okunmasý ibadet olmayan, ancak muhafazasýna gerek duyulan ikinci bir vahiy gerektirdi. Çünkü açýklanan þeyi (Kur'ân-ý Kerîm'i) anlamanýn yolu ancak açýklayaný veyahut Peygamber {sallAllahu aleyhi ve sellem}'in açýklamasýyla mükellef tutulduðu beyaný anlamadan geçer.
"Arablarýn arabý, onlarýn en akýllýsý, ve fasihi de olsa Kur'ân-ý Kerîm'i anlamada hiç kimse baðýmsýz deðildir" sözümüz belki bazýlarýna garip gelebilir. Ancak bunlar Kur'ân-ý Kerîm onlarýn dilinde indirildiði halde arapçayý anlamada Peygamber {sallAllahu aleyhi ve sellem}'in ashabýndan da daha anlayýþlý ve arap diline onlardan daha çok mu vakýftýrlar ki? Böyle olmasýna raðmen bazý âyetleri anlamada bazý sorunlarla karþýlaþtýklarýnda meseleyi Peygamber {sallAllahu aleyhi ve sellem}'e arzederlerdi.
Bunun açýk örneðini Ýmam Buhari {Rahmetullahi Aleyh}'in Sahihinde ve Ýmam Ahmed {Rahmetullahi Aleyh}'in de Müsned'inde Abdullah b. Mes'ud {radiyallahü anhu}'dan rivâyet ettikleri hadistir: Peygamber {sallAllahu aleyhi ve sellem} ashabýna Allâhu Tebâreke ve Teâlâ'nýn "Ýman ettikten sonra imanlarýna zulum bulaþtýrmayanlar var ya. Ýþte güvenlik onlaradýr ve doðru yolda olanlar da onlardýr." [5] Mealindeki kavlini okunduðunda ashabý bu Âyet-i Kerime altýnda ezildi, aðýr geldi ve dediler ki: Ey Allâh'ýn Rasûlü! Bizden kim nefsine zulmetmez ki?
Buradaki zulümden kiþinin nefsine zulmetmesi veya kiþinin arkadaþýna zulmetmesi veyahut ehline zulmetmesi gibi herhangi bir zulmü anladýlar. Peygamber {sallAllahu aleyhi ve sellem} meselenin onlarýn zihinlerinde çaðrýþtýrdýðý mana deðil de bu zulmün büyük zulüm olup Allâhu Teâlâ'ya þirk koþma olduðunu beyan etti ve Allâhu Teâlâ'nýn Lokman Suresindeki Salih Kul Lokman {aleyhisselam}'ýn sözünü hatýrlattý. "Oðluna; -Ey evlatçýðým! Sakýn Allah'a ortak koþma! Þirk gerçekten büyük bir zulümdür, dedi" [6]
Ýþte onlar Peygamber {sallAllahu aleyhi ve sellem}'in ashabý. Onlar ki arabýn en fasih olanlarý. Onlar Âyet-i Kerime'de geçen bu lafzý anlamada zorluk çekip ancak Peygamber {sallAllahu aleyhi ve sellem}'in beyanýndan sonra müþkilleri son buluyor.
Ýþte Allâhu Teâlâ'nýn geçen Âyet-i Kerime'de zikrettiði budur. "Sana zikri, insanlara indirileni (li tubeyyine) açýklayasýn diye indirdik" Bundan dolayý hiç bir kimsenin Sünnet'e baþvurmadan Kur'ân-ý Kerîm'i anlamada müstakil olamayacaðýný zihinlerimizde karar kýlýp, bunu âkîde olarak kabullenip inanmamýzdýr.
Gerçekten Peygamber {sallAllahu aleyhi ve sellem}: "Size iki husus býraktým, bunlara sarýldýðýnýz müddetçe asla sapýklýða düþmezsiniz: Allâhu Teâlâ'nýn kitabý ve benim sünnetim." [7]
Baþka bir rivâyette: "Allâhu Teâlâ'nýn Kitabý ve akrabalarým. Onlar havuza gelene kadar ayrýlmazlar."
Hadiste size iki þey býraktým deniyor. Ýki vahiy, bir deðil. Bu ikisine sarýldýðýnýz müddetçe sapýklýða düþmezsiniz: Kitabullah ve Sünnetim.
Bu hadisin anlamý: Bunlardan sadece birine tutunan taifeler sapýktýrlar. Kitap ve sünnetin dýþýndadýrlar. Sadece Kur'ân-ý Kerîm'i alýp sünneti terk edenin durumu aynen sadece sünneti alýp Kur'ân-ý Kerîm'i býrakan gibidir. Bunlarý yapan topluluklar açýk bir sapýklýk içerisindedirler. Hidâyet ve nur bu iki nura birden sarýlmaktýr. Allâhu Teâlâ'nýn kitabý ve Peygamber {sallAllahu aleyhi ve sellem}'in sünneti. Peygamber {sallAllahu aleyhi ve sellem} bizlere bu sahih hadiste verdiði müjde; Rabbimizin kitabý ve Peygamberimiz {sallAllahu aleyhi ve sellem}'in Sünnetine tutunduðumuzda hiç bir zaman sapýtmayacaðýmýzdýr.
Bunun için Kur'ân-ý, Kur'ân ve sünnet ile tefsir etmek tefsir usulu ve tefsir ilmi kaidesidir. Ve bunu üzerine basarak söylüyorum ki: Kur'ân-ý, Kur'ân ve sünnet ile tefsir etmek gereklidir. Çünkü gördüðünüz gibi sünnet Kur'ân-ý Kerîm'i beyan, mücmelini tafsil edip, mutlak olaný da  kayda baðlar. Umumi olaný hususileþtirip, buna benzer Müslüman'ýn ihtiyaç duyduðu beyyinatlarý (açýklamalar) içerir. Bunun için Kur'ân-ý tefsirde sadece Kur'ân-ý Kerîm ile yetinmek caiz deðildir. Doðru ve hak olan Kur'ân-ý, Kur'ân ve sünnetle beraber tefsir etmek gerekir. Peygamber {sallAllahu aleyhi ve sellem} bu gerçeði, "Onlar ikisi havuza yanýma gelene kadar birbirinden ayrýlmazlar" hadisiyle beyan etmiþtir.
Böylelikle Kur'ân-ý Kerîm'den bir âyet tefsir etmek isteyen müfessirin takýnacaðý uslup; Kur'ân-ý Kerîm ve Sünneti bir araya toplamasý gerekmektedir. Tefsir edeceði âyet âkîde, ahkam veya ahlak ve suluka dair meselerde olduðunda bu ihtiyaç daha da þiddetlidir. Neden böyle diyoruz? Çünkü Kur'ân-ý Kerîm'den bir âyet Peygamber {sallAllahu aleyhi ve sellem}'in beyanýný gerektirebilir. Örneðin
Hepimiz Allâhu Teâlâ'nýn þu sözünü biliyoruz:
"Size ölü eti ve kan haram kýlýndý," [9] birisi bu ayete bakacak olsa  denizin ölüsünden sorsan o kiþiye, ilk etapta Kur'ân-ý Kerîm'e bakacak, cevabý âyette açýk olan hüküm "Size ölü eti ve kan haram kýlýndý" Âyet-ine dayanarak balýðýn ölüsünü haram kýlacak. Ayný þekilde ciðer ve dalaktan sorulduðunda yalnýz Âyet-i kerimeye istinad edersede cevabý ayný olacak çünkü âyette kanýn hükmü ölü etiyle aynýdýr. "Size ölü eti ve kan haram kýlýndý" dalakla ciðer kandýr. O zaman sadece Âyet-i kerimeye dayanarak vermiþ olduðu hüküm Ýslami bir hüküm deðildir. Çünkü daha önce de zikrettiðim gibi Ýslam dini sadece Kur'ân-ý Kerîm'den ibaret deðildir, bilakis hem Kur'ân-ý Kerîm ve beyandýr, hem Kur'ân-ý Kerîm ve sünnettir. Bu Âyet-i kerimeyle ilgili olarak Peygamber {sallAllahu aleyhi ve sellem}'in beyaný nedir?
Peygamber {sallAllahu aleyhi ve sellem}'den senedi hakkýnda söz edilen ancak Ýbnu Umer {radiyallahü anhu}'dan sahih bir senetle mevkuf olarak gelen bir rivâyette ki, bunun hükmü hadis alimleri indinde merfudur. Çünkü lafzý þöyledir: "Bize iki çeþit ölü eti ve iki çeþit kan helal kýlýndý: Çekirge ve balýk, dalak ve ciðer." [10]
Bu hadise göre, bazý ölü etinin ve bazý kanýn helal kýlýnmasýdýr.
Ayný þekilde Ýmam Müslim'in sahihinde Cabir b. Abdullah'dan konuyla ilgili diðer bir hadis vardýr:
Nebi {sallAllahu aleyhi ve sellem} baþlarýnda Ebu Ubeyde b. Cerrah'ý komutan tayin ettiði bir seriyye [11] gönderir. Deniz kenarýna doðru yol almýþlardý. Azýklarý biraz hurmadan ibaret olup oda bitmeye yüz tutmuþtu. Hurmalarý azalýnca her ferde birer hurma daðýtmaya baþladýlar. Çok uzaktan sahil kenarýnda büyük bir þey kendilerine belirdi, yaklaþtýklarýnda onun karaya vurmuþ anber denilen büyük bir balýk olduðunu gördüler.
Ebu Ubeyde: "Bu bir ölüdür" dedi, sonra da: "Hayýr, muhakkak ki  bizler Allah'ýn Rasûlunun elçileriyiz ve Allah yolunda (mücahidler) yýz. Þimdi de açlýk zaruretine düþmüþ haldesiniz. Binaenaleyh bundan yeyiniz" dedi. Sahabeler ondan bir ay üç yüz kiþi semizlenerek yediklerini, ondan öküz büyüklüðünde parçalar kestiklerini. Onun büyüklüðünü de on üç kiþinin göz çukuruna oturabilip, kaburga kemiklerinden birini alýp diktiklerini, altýndan deveye binmiþ bir insanýn kolaylýkla geçtiði þeklinde tarif etmiþlerdir. Ve yine onun etini kaynatýp kurutarak kendilerine yol azýðý elde ettiklerini söylemektedir. Medine'ye döndüklerinde olayý Peygamber {sallAllahu aleyhi ve sellem}'e haber verirler. Bunu üzerine Rasûlullah {sallAllahu aleyhi ve sellem}: "O, Allâhu Teâlâ'nýn sizler için çýkardýðý bir rýzýktýr. Yanýnýzda onun etinden bir þey var mý ki bize de yediresiniz?" buyurdu. Müteâkiben biz ondan Rasûlullah {sallAllahu aleyhi ve sellem}'e gönderdik o da bunu yedi. [12]
Bu hadis önceki Ýbnu Umer {radiyallahü anhu}'nun hadisinin delalet ettiði denizin ölüsünün helal olmasý konusuyla baðlantýlýdýr.
Sadece Kur'ân-ý Kerîm'le yetinen veya bunlarýn þüphelerinden etkilenmiþ bir kiþinin deniz ölüsünden veya buna benzer þeylerden sorulduðunda takýnacaðý tavýr sadece "Size ölü eti ve kan haram kýlýndý" Âyet-ini okuyup, buda ölüdür demek olacaktýr.
Ancak Kur'ân-ý Kerîm'e dönüp Peygamber {sallAllahu aleyhi ve sellem}'e itaatin Allâhu Teâlâ'ya itaat olduðunu isbat eden Âyet-i kerimeleri müracaat ettiðinde o da sünnete dönme gereðini duyacak ve onu Kur'ân-ý Kerîm'le birlikte ele alacaktýr. Ve "Size ölü eti ve kan haram kýlýndý" Âyet-i kerimesinin hükmüne deniz hayvanlarýnýn ölüsünü, kan olan ciðer ve dalaðý bu hükümden ayrý tutacaktýr.
Bunun ayrý tutulmasý gerektiðini nasýl karar veriyoruz? Tabii ki  Peygamber {sallAllahu aleyhi ve sellem}'in beyanýnda buluyoruz ki, bu çok önemli bir husustur. Bunun için þeriatýn tümü, sünneti Kur'ân-ý Kerîm'le birleþtirmeye dayanýr. Ýmam Þafii {Rahmetullahi Aleyh}'den þöyle bir rivâyet gelmiþtir. "Sünnetin tümü Allâhu Teâlâ'nýn Peygamber {sallAllahu aleyhi ve sellem}'e öðretisidir." Ýmamý Þafii {Rahmetullahi Aleyh} sahih sünnetin tümünü Kur'ân-ý Kerîm içerir demek istemiþtir. Allâhu Teâlâ Peygamber {sallAllahu aleyhi ve sellem}'e Müslümanlarýn beyanýna ihtiyaç duyduklarý þeyleri ilham etmiþtir. Bu verdiðimiz misal yeterlidir inþaAllah.
Ýþte Kur'ân-ý Kerîm tefsirinde uygulayacaðýmýz kaide; Kur'ân-ý Kerîm ve Sahih Sünnet'te birden dönmektir. Kur'ân-ý Kerîm'e sonrada Sünnete diyemeyiz. Çünkü burada sünneti ikinci mertebeye indirme vardýr.
Evet, sünnet bize ulaþmasý yönünden mütevatir yolla gelen Kur'ân-ý Kerîm'e göre ikinci mertebededir. Ancak iþ görmesi ve ona duyulan ihtiyaç yönünden Kur'ân-ý Kerîm'le ayný seviyededir. Burada bu ikisinin arasýný ayýrt etmemiz caiz deðildir. Bazý mütehassýs hadis alimlerinden mulahaza edilen ayýrým rivâyet ilmiyle alakalý olup, dirâyet yönüyle veya fýkýh yahut Kitabý anlama hususuyla ilgili deðildir. Bu hususlarda Allâhu Teâlâ'nýn kitabýyla Peygamber {sallAllahu aleyhi ve sellem}'in sünneti arasýnda bir ayýrým yoktur.
Bazý þüphecilerin Peygamber {sallAllahu aleyhi ve sellem}'in sünneti için ortaya attýklarý þüpheler, bizi ister istemez onlarýn sünnetin rivâyet yollarýný bilmedikleri onun temel kaidelerinden cahil olduklarý, ravilerin hal tercemelerini bilmedikleri için baþka bir araþtýrmaya götürür.
O þüpheleri hadisi ahad ve tevatür dedikleri þey deðil midir?
Mütevatir ve Ahad'ýn Hükmü
Hadisu'l-ahad dedikleri bu terimlerden sadece istifade edecek olanlar bu ümmetin alimlerinden hadis ve sünnet hususunda mütehassýs olmuþ bazý fertlerdir. Müslümanlarýn umumuna gelince bu tafsilattan hiç bir kazanç elde edemezler. Bilakis bu Nebi {sallAllahu aleyhi ve sellem}'den gelen ve iman edilmesi gereken bu hadisleri, þek ve þüphecilerin akýllarýnýn kavramamasýna bir sebeptir.
Hadis: Hangi yolla olursa olsun sahih olarak peygamber {sallAllahu aleyhi ve sellem}'den bize alimlerin tarif ettiði þekilde rivâyet edilen hadis demek olup bunun tafsili Müslümanlarýn umumunu ilgilendirecek bir konu deðildir.
Hadisin kýsýmlarý olan;  hasen, sahih, hasen li zatihi, hesen li ðayrihi, sahih li zatihi, sahih li ðayrihi, sahih garib, sahih mustafid, sahih meþhur, sahih mutevatir, bunlarýn hepsi ilim ehlinin sahasý olup, Müslümanlarýn umumunu ilgilendiren; hadisin ilim ehlinden sahih olmasýný  öðrenip, ona iman ve tasdik etmeleri onlar için yeterlidir.
Müslümanlarýn umumunu ilgilendirmeyen sadece ilim ehlinin sahasý olan bu tafsilatlara girenler, Müslümanlarýn umumunu sahih olan bir çok hadise inanmama çaðrýsýný yapmaktadýrlar. Niçin? Çünkü ahad hadislerdir de ondan. Kýsa olarak ahadýn manasý mütevatir derecesine ulaþmayan hadis demektir.
Burada tevaturden istedikleri; mütevatir olmayan ahad hadislerin ihtiva ettiði  ðaybi konularda alýnmasýnýn caiz olamamasýdýr. Bunu âkîde olarak da tabir ederler. Ahkama dalalet etmeyen bütün hadisler ðayýbla baðlantýlýdýr. Öyleyse o mütevatir deðilse o hadis alýnmaz. Ýþte az önce yapýlan tafsilata deðinen insanlarýn istedikleri budur.
Ýþte bu tafsilat vakýamýza uygundur, ancak bunu kim açýða vuracak?
Bunu açýða çýkaracak olan her asýrda az da olsalar hadiste mütehassýs olmuþ alimlerimizdir.
Bu konuya alimler indinde ittifak edilen hadisle bir örnek verelim.
Mütevatir hadise en açýk misal Peygamber {sallAllahu aleyhi ve sellem}'in þu sözüdür:
"Kim bana bilerek yalan uydurursa ateþteki oturacaðý yere hazýrlansýn." [13]
Bu hadis fi'len mütevatir bir hadistir, çünkü bu hadisi rivâyet eden sahabinin sayýsý yüzü geçmiþtir. Ancak sizden þimdi hanginizin gücü yetecek de bu hadisin bütün rivâyet yollarýna ulaþacak ki; o insanýn indinde bu hadis mütevatir olsun? Bu hadisin mütavatir olduðunu ben size dersem o zaman tevatür bende kesilmiþ olur. Ve sizin indinizde bu hadisin tevatür bulabilmesi için benim yaptýðýmý yapmanýz gereklidir. Aynen bu hadisin bütün yollarýný araþtýrmýþ ve onlarýn indinde tevatür derecesine ulaþanlar gibi. Öyleyse  Müslümanlarýn umumunu ilgilendirmeyen felsefi gibi bu tafsilatýn faydasý ne olacaktýr?
Hadiste mütevatir þartýnýn konulmasý, Peygamber {sallAllahu aleyhi ve sellem}'in hadislerini ibtal etmekten baþka bir þey deðildir. Bundan dolayý günümüzde bir çok insaný bu konuda guruplaþmýþ görüyoruz. Bazýlarý daha henüz guruplaþmamýþ.
Bunlar ahkama dair olmayýp, âkîde ve ðaybiyatla ilgili sahih hadisleri, ahad hadis olmasý hasebiyle reddedip aynen meyvanýn çekirdeðini çýkartýp fýrlattýklarý gibi reddedebiliyorlar.
Þimdi Peygamber {sallAllahu aleyhi ve sellem}'in zamanýna dönüp, Peygamber {sallAllahu aleyhi ve sellem}'in Peygamber {sallAllahu aleyhi ve sellem}'in sahabelerinin Peygamber {sallAllahu aleyhi ve sellem}'in hadislerini kendilerinden sonrakilere nasýl rivâyet ettiklerini görelim. Bunlar Peygamber {sallAllahu aleyhi ve sellem} zamanýnda yaþayýp onun sohbetine nail olamayan Yemenliler gibi Peygamber {sallAllahu aleyhi ve sellem}'e gelmeye imkan bulamayan ve Peygamber {sallAllahu aleyhi ve sellem}'in onlara deðiþik zamanlarda Muaz, Ali, Ebu Musa {radiyallahü anhum} gibi sahabeleri gönderdiði insanlarda olsalar. Bunlara Peygamber {sallAllahu aleyhi ve sellem} Muaz {radiyallahü anhu}'yu gönderdiðinde sahihaynda da belirtildiði gibi ona þöyle yapmasýný emretti:
"Onlarý ilk davet edeceðin þey, "La ilahe illallah ve Muhammedun Rasulullah" kelimesine þahitlik etmeleri olsun. Bunu kabul ederlerse beþ vakit namazý emret,..." ila ahiril hadis. [14]
Þahidimiz; namaz ahkama müteallik bir ameldir, bununla beraber Peygamber {sallAllahu aleyhi ve sellem} Muaz {radiyallahü anhu}'ya emri namazdan önce onlarý tevhide davet etmesini emretmiþtir. Tevhid ise Ýslam'ýn temeli ve aslý olduðu gibi Ýslam âkîdesinin tümünün aslýdýr. Gördüðün gibi Muaz {radiyallahü anhu} Peygamber {sallAllahu aleyhi ve sellem}'in emrini onlar teblið ettiði bu haber mütevatir mi yoksa ahad mýydý?
Hiç þüphesiz akýl sahibi bir kiþi bunun haberi ahad olduðunu görür. Bununla Allâhu Teâlâ'nýn ve Rasûlu {sallAllahu aleyhi ve sellem}'in hücceti Yemenlilere ulaþtýrýlmýþ oldu mu, olmadý mý?
Ahad hadisin âkîdede hüccet olmayacaðý felsefesini kabul edenlere göre, Peygamber {sallAllahu aleyhi ve sellem}'in arkadaþý Muaz b. Cebel {radiyallahü anhu}'yu tek baþýna Yemenlilere Ýslam'ý tebliðle görevlendirmesiyle Allâhu Teâlâ'nýn ve Peygamber {sallAllahu aleyhi ve sellem}'in hücceti onlara ulaþmýþ olamaz. Hüccetin ulaþmýþ sayýlabilmesi için Peygamber {sallAllahu aleyhi ve sellem}'in tevatür adedince bir toplumu onlara göndermesi gerekirdi.
Dolayýsýyla âkîdede haberi ahadýn hüccet olamayacaðýný iddia edenlerden bazýlarýna þunu söylerim:
"Sizden biriniz küfür diyarýndan herhangi bir ülkeye gidip orada Ýslam'a davet edecek olsa, onlarý ilk davet edeceði þey âkîdeye (imana, inanca) davet edecek. Ve Ýslam'da ilk âkîde Þahadet kelimesidir. Ancak iþaret edilen bu gurubun reisi hazýrlamýþ olduðu bir kitabýnda þöyle bir baþlýk koymuþ olsa: "Ýmanýn Yolu" ve çaðrýlarýný buna göre yapmýþ olsalar. Ýslam beldelerinde Müslümanlarý Ýslam'a çaðýrmak, kafirleri de küfür diyarlarýnda Ýslam'a davet etmek.
Sizden biriniz gidip iman yolunu onlara anlatsa, bu yolun sonunda ahad hadisin âkîdede delil olamayacaðý gelse ve insanlar toplu halde sen iman yolunu anlatýp bitirene kadar senin konferansýný dinleseler, sonunda oradaki dinleyicilerden biri kalkýp dese ki: "Ya üstad! Ey hocam! Sen bize Ýslam âkîdesini öðretiyorsun. Öðrettiklerinin içerisinde ahad hadisin âkîde de delil olamayacaðý var. Sen bize Ýslam inancýný öðretmek için o Müslümanlarýn yanýndan gelen tek bir kiþisin. Bu, senin bize öðrettiðin usule, metoda göre Allâhu Teâlâ'nýn hücceti bize senin anlatmanla ulaþmýþ deðildir. Çünkü senin haberin ahaddýr. Sen þimdi ülkene döneceksin ve oradan tevatür derecesine ulaþacak adedde insan bulup bize getirecek, onlar senin anlattýðýnýn Ýslam'dan olduðuna þahadet edecekler, o zaman biz sana inanýrýz. Ýslam bu mu?
Siz nerede, Peygamber {sallAllahu aleyhi ve sellem}'in Ali'yi, Muaz'ý, Ebu Musa'yý Ýslam'ý öðretmek üzere ferd ferd gönderdiði insanlar nerede? Bundan öðrenirsiniz ki; bu Ýslam'a sonradan sokulmuþ bir fikir olup, Selefi Salihin hadisi ahad ve mütevatir gibi ayýrýma tabi tutmadýðý bir konudur.
Size Peygamber {sallAllahu aleyhi ve sellem}'in hadisi bu iþin ehli tarafýndan sahih hükmü verilip ulaþýrsa yeterlidir. Akýllarý kýt olup, akýlarýný kitap ve sünnet anlayýþý ile temizlemeyen insanlardan deðil.
Öyleyse mütevatir de olmasa, Kur'ân-ý Kerîm'in tefsirini Peygamber {sallAllahu aleyhi ve sellem}'in hadisiyle yapmamýz gerekir. Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ'nýn kitabýný tefsir ederken takip edeceðimiz yol, Allâhu Teâlâ'nýn þu Âyet-ine imanýmýzýn gereði olarak Âyet-in belirttiði gibi olmasý lazýmdýr.
"Bir hususta çekiþirseniz eðer Allah'a ve ahiret gününe inanýyorsanýz onu Allah'a ve Rasûlune havale ediniz. Bu sizin için daha hayýrlý olup sonuç bakýmýndan en güzeldir." [15]
Ýþte Kur'ân-ý Kerîm tefsirinde takip edeceðimiz yol bu olmalýdýr.
Bir Âyet Hakkýnda Peygamber {sallAllahu aleyhi ve sellem}'den Bir Hadis Olmazsa Nasýl Bir Yol Takip Ederiz?
Burada þunu mulahaza etmemiz lazýmdýr ki; oda bazý âyetler hakkýnda tefsir edecek bir hadisin bulunmayýþýdýr. Böyle bir durumda tefsir usulümüz ne olmalýdýr?
Cevap: Ýlim ehli indinde bilindiði gibidir.
Sahih sünnette herhangi bir Âyet-i tefsir edecek bir þey bulamazsak, bundan sonra gerekli olan selefi salihin'in tefsirine baþvurmamýzdýr.
Bunlarýn baþýnda Allah Rasulü {sallAllahu aleyhi ve sellem}'in Ashabý gelir. Bunlardan en önce Ýbnu Mes'ud {radiyallahü anhu} gelmektedir ki, Peygamber {sallAllahu aleyhi ve sellem}'e arkadaþ olma yönünden bir özelliði olduðu gibi, diðer bir özelliði ise Kur'ân-ý Kerîm tefsirinde Peygamber {sallAllahu aleyhi ve sellem}'e soru sormasýdýr. Sonra Abdullah b. Abbas {radiyallahü anhu} gelir. Ýbnu Mes'ud {radiyallahü anhu} onun "Kur'ân-ý Kerîm'in" tercümaný olduðunu söylemiþtir. Kur'ân-ý Kerîm tefsirinde önemli bir yeri olan Ýbnu Mes'ud {radiyallahü anhu}'nun Ýbnu Abbas hakkýnda ki þahadeti budur.
Buna göre sahih sünnette bir Âyet-i beyan edecek bir þey bulamazsak, o zaman ashabýn tefsirine müracaat ederiz ki bunlarýn baþýnda; Ýbnu Mes'ud, Ýbnu Abbas ve daha sonra diðerleri {radiyallahü anhum} gelir. Onlarýn arasýnda hilaf konusu olmayan bir âyet tefsiri geldiðinde bu tefsiri alýp ondan razý oluruz. Eðer onlardan da bir þey bulamazsak o zaman tefsiri Allah Rasulu {sallAllahu aleyhi ve sellem}'in ashabýndan alan tabiinden alýrýz. Bunlar; Said b. Cubeyr, Tavus {radiyallahü anhum} vb. bunlarýn bazýlarý tefsiri hususi olarak Ýbnu Abbas {radiyallahü anhu} gibi sahabelerden aldýklarý meþhur olmuþtur.
Bazý Âyet-i kerimeler vardýr ki, bunlar reyle tefsir edilen âyetlerdir. Bunlarýn hakkýnda doðrudan doðruya Peygamber {sallAllahu aleyhi ve sellem}'den hiç bir tefsir gelmemiþtir. Sonradan gelen bazýlarý hiç bir kayýta baðlý olmadan bu âyetleri mezheplerine uygun olarak tefsir etmektedirler. Bu mesele, Âyet-i kerimeyi kendi mezheplerini destekler mahiyette tefsir ettiklerinden dolayý tehlikeli bir durumdur. Bir Âyet-i tefsir alimleri baþka bir þekilde tefsir ederken, bunlar mezhebi görüþlerini desteklemek için bu âyetleri tefsir ederler. Bir misal verecek olursak.
"Kur'ân'dan kolayýnýza geleni okuyun" [16] Âyet-ini sadece yalnýz Kur'ân-ý Kerîm okumak olarak tefsir ettiler. Yani bu konuda Peygamber {sallAllahu aleyhi ve sellem}'den sahih hadis olmasýna raðmen, namazlarda gerekli olan Kur'ân-ý Kerîm okunmasý, uzun bir âyet okunmasý veya üç tane kýsa âyet okunmasýdýr diye tefsir ettiler.
Bunu Peygamber {sallAllahu aleyhi ve sellem}'den bu konuda sahih olarak;
"Namazda Fatihayý okumayanýn namazý yoktur" [17]
Baþka bir hadiste ise:
"Kim (namazýnda) Fatihayý okumazsa onun namazý noksandýr, onun namazý noksandýr, onun namazý noksandýr, tamam deðildir." [18]  Gibi hadisler geldiði halde Âyet-i kerimeyi böyle tefsir ettiler. Bu iki hadisin iþaret ettiði mana bunlarýn Kur'ân-ý Kerîm okumayý sadece kayýtsýz olarak okumak diye tefsirlerini reddetmektedir. Bazý muteahhirin mezhepliler Kur'ân-ý Kerîm'in tefsirinin sadece mutevatir sünnetle olabileceðini söylemektedirler. Yani mutevatir olan  mutevatir olanla tefsir edilir. Ve bu iki hadisi  "Kur'an'dan kolayýnýza geleni okuyun" [19] Âyet-ini ilk okuyuþta okuyana zahir olan anlayýþa itimad ederek reddettiler.
Ancak tefsir alimleri öncekiler veya sonrakiler olsun aralarýnda hiç ihtilaf olmadan Âyet-i kerimedeki "okuyun" kelimesini gece namazýndan ne kadar kolayýnýza gelirse o kadar kýlýn diye tefsir etmiþlerdir. Çünkü Allâhu Teâlâ bu Âyet-i kerimeyi müzemmil suresindeki;
"Senin, gecenin üçte ikisine yakýn kýsmýný, yarýsýný, üçte birini ibadetle geçirdiðini ve beraberinde bulunanlardan bir topluluðun da (böyle yaptýðýný) Rabbin elbette biliyor. Geceyi ve gündüzü ölçüp biçen sadece Allah'dýr." Âyet-inden "Artýk Kur'an'dan kolayýnýza geleni okuyun" [20]a kadar, yani artýk o gece namazýndan kolayýnýza gelip kýlabildiðiniz kadar kýlýn. Âyet-i kerime sadece gece namazýnda Kur'ân-ý Kerîm okumanýn gerekliliðine has deðildir. Sadece Allâhu Teâlâ mü'minlere gece namazýný kolaylaþtýrmýþ ve onlara ne kadar kýlabilirlerse o kadar kýlmalarý için bir kolaylýk tanýmýþtýr. Onlarýn Peygamber {sallAllahu aleyhi ve sellem}'in kýlmýþ olduðu on bir rekatý kýlmalarý vacip deðildir. Âyet-in manasý budur. Ýþte arab dilinin hususiyetlerinden olan bir þeyi cüz'iyyete itlak edip, ondan istenilenin tümü olmasýdýr. Okuyun; yani namaz kýlýn. Namaz talep edilen tüm. Okuma ise cüz (bir bölüm) dür.
Arab dili alimleri bu cüz'i zikredip, ondan maksadýn o cüz'ün içinde bulunmuþ olduðu þeyi tümüyle istenme uslubunun, o tümden bir cüz o þeyin ehemmiyetine delalet eder demiþlerdir. Allâhu Teâlâ'nýn þu kavli gibi:
"Gündüzün güneþ dönüp gecenin karanlýðý bastýrýncaya kadar namaz kýl; bir de fecirde Kur'ân (de sabah namazýný)." [21]
Sabah Kur'an-ý yani sabahleyin de ikame et. Sabah Kur'an-ý; yani sabah namazý. Yine burada konu cüz'e itlak edilmiþ olup ondan tamamý istenmiþ. Bu arapçada bilinen bir uslupdur. Bundan dolayýdýr ki, tefsir alimlerinin selefi ve halefi aralarýnda hiç bir hilaf olmadan bu Âyet-i kerimeyi bu þekilde tefsir ettikleri meydana çýkýnca, birinci ve ikinci hadisi ahad hadis diye ve ahad hadisle Kur'ân-ý Kerîm'in tefsir edilmesi caiz deðildir denemez. Çünkü, Âyet-i kerime Kur'ân-ý Kerîm'in dilini bilen alimler tarafýndan tefsir edilmiþtir, bu bir.
Ve Peygamber {sallAllahu aleyhi ve sellem}'in hadisi Kur'ân-ý Kerîm'e muhalefet etmez, bilakis bu konunun baþlangýcýnda de dediðimiz gibi onu tefsir eder ve açýklýða kavuþturur. Nasýl olurda Âyet-in farz olsun nafile olsun Müslüman'ýn namazda okumasý gerekli olanla alakasý olmaz.
Az önce zikrettiðimiz diðer iki hadise gelince; namaz kýlan insanýn namazýnýn sadece fatiha suresini okumasýyla doðru olacaðý konusunda açýktýr.
"Fatihayý okumayanýn namazý yoktur." "Kim (namazýnda) Fatihayý okumazsa onun namazý noksandýr, onun namazý noksandýr, onun namazý noksandýr, tamam deðildir." Kim namazdan noksan olarak ayrýlmýþsa namaz kýlmamýþtýr. [22]
Namazý o zaman birinci hadis de ("Fatihayý okumayanýn namazý yoktur.") beyan edildiði gibi namazý batýl olur.
Bu hakikatleri iyice anladýktan sonra birinci olarak hadis kitaplarýnda Peygamber {sallAllahu aleyhi ve sellem}'den rivâyet edilmiþ, ikinci olarak senetleri sahih olan hadisler hakkýnda asrýmýzda iþittiðimiz, ahad hadisler ahkam hususunda olmadýðý müddetçe onlarý kabul etmeyiz, âkîdede ahad hadisler delil olamaz gibi felsefelere kulak asmadan bu hadisleri delil kabul eder, onlardan þüphe etmeyiz.
Bu onlarýn zannýdýr. Ancak, Peygamber {sallAllahu aleyhi ve sellem}'in ilk olarak tevhide da'vet etmeye gönderdiði Muaz b. Cebel {radiyallahü anhu} tek bir kiþiydi.
Bu kadarýyla beyan etmek istediðim Kur'ân-ý Kerîm'i nasýl tefsir etmemizin gerekli olduðu hususun da izlenecek en saðlýklý yöntemdir.  Öbür türlü izlenecek tefsirlere hevanýn keyfi tevilin karýþacaðý aþikardýr.vesselam
[1] Maide, 5/2.
[2] En-Nahl, 16/44.
[3] En-Nahl, 16/44.
[4] Mutlak olarak. (tercüme eden.)
[5] El-En'am, 6/82.
[6] Lokman, 31/13.
[7] Hakim Müstedrek'te rivayet edip sahih olduðunu söylemiþ, Muhammed Nasýruddin el-Albani hadisi bir kaç eserinde tahriç etmiþ ve Sahih olduðunu söylemiþtir. Miþkat, 186. Silsiletu's-Sahiha, 4/261, El-Hadîsu huccetun bi nefsihi, 6, Menziletu's-Sunne, 13, Et-tevessul, 14.
[8] Tirmizi bu hadisi rivayet edip senedinin muttasýl olmadýðýný söylemiþtir.
[9] Maide, 5/3.
[11] Beþ den üç yüze kadar olan bir askeri birlik, dört yüz kiþilik atlý olan askeri birliðe de denilir.
[12] Müslim, Sahih, Kitâbu's-Sayd ve'z-Zebaih; 1935.
[15] Nisa, 4/59.
[16] Müzzemmil, 73/20.
[19] Müzzemmil, 73/20.
[20] Müzzemmil, 73/20.
[21] Ýsra, 17/78.

Yukar git