Temmuz 18, 2019, 01:10:18 ÖS
Haberler:

Hiç yaratan bilmez mi? O, en ince iþleri görüp bilmektedir ve her þeyden haberdardýr.(Mulk -14)

Zati sýfatlardan Kýdem ne demektir

Baţlatan haydarĂ˝ kerrar, Mart 14, 2010, 10:37:24 ÖS

« önceki - sonraki »

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

haydarĂ˝ kerrar

KIDEM

Eski, kadîm ve önce olma karþýtý sonradan olan manasýna gelen "hudûs'tur.
Kýdem kelimesi, Ýslâm felsefesi ve kelâm tarihinde üç anlamda kullanýlmýþtýr: 1-Kýdem-i zamanî (zamanla ezen olmak) Bir þeyin varlýðý ezelî olup, vücudundan adem (yokluk) geçmemek dernektir. 2- Kýdem-i zâtî. Bir þeyin varlýðý baþkasýna muhtaç olmamak, muhtaç olmadýðý ve li-zatihî var olduðu için de baþlangýçsýz ve öncesiz olmak. 3- Kýdem-i izâfi. Bir þeyin varlýðýnýn baþlangýcý, baþkasýna nisbetle daha önce olmak. Babanýn zaman bakýmýndan oðlundan daha önce olmasý gibi.
Bunlarýn karþýtý ise: 1- Hudûs-i zamanî: Bir þeyin yok iken sonradan olmasý. Ýnsanlarýn hudûsu gibi... 2-Hudûs-i zatî: Bir þey varlýðýnda baþkasýna muhtaç olmak. Ýslâm filozoflarýna göre akýllar ve nefisler gibi... 3-Hudûs-i zâtý: Bir þeyin, baþkasýna nisbetle sonradan olmasý. Oðlun zaman bakýmýndan babasýndan sonra olmasý gibi...
Farabî gibi Ýslâm filozoflarýna göre akýl, nefis, felek ve heyülâ gibi varlýklar kýdem-i zamanî ile ezeli; varlýklarýnda Allah'a muhtaç olduklarý için de hudûs-i zâtî ile hâdistirler.
Bütün ehl-i sünnet âlimleriyle beraber kelâmcýlarýn hepsi Allah'tan baþka hiç bir þeyin ezelî ve öncesiz olmadýðýný söylemiþlerdir. Kýdem; ezelî, öncesiz ve varlýðýnda hiçbir þeye muhtaç olmamak anlamýnda kullanýlmasý itibarýyla yalnýz Yüce Allah'a mahsustur. Ondan baþka her þey sonradan var edilmiþtir. Kýdem, beka*, muhalefetün li'l-havadis *, kýyam bizatihî*, vahdaniyet*, gibi sýfatlar Allah Teâlâ için gereklidir. Bu sýfatlara, Yüce Allah'tan bunlarýn zýtlarýný selb edip (kaldýrýp) O'nun noksanlýklardan münezzeh olduðunu ifade ettiði için "sýfat-ý selbiyye" veya "sýfat-ý tenzihiyye" denilir. Bu sýfatlarýn baþýnda "kýdem" gelir. Cenabý Allah, vacib li- zâtihî veya vacibü'l-vücûd (varlýðý zorunlu) olduðu için ezelîdir. O'nun baþlangýcý ve öncesi yoktur. Kýdem, Cenâb-ý Hakk'tan geçmiþteki yokluðu selbeden ve O'nun yokluktan münezzeh olduðunu ifade eden bir kavramdýr. Kýdem, "vacîb lizatihî" kavramýnýn içinde mevcuttur. Allah Teâlâ vâcibu'l-vücûddur (vâcib li- zatihîdir). Vâcibü'l-vücûd, varlýðý, zatýnýn muktezasý olan demektir. Vacibü'l-vücûdun, yani baþkasýna muhtaç olmadan zatýnýn gereði olarak var olanýn, ademi (yokluðu) muhaldir ve asla mümkün deðildir. Ademi mümkün olmayan kadîmdir. O halde Yüce Allah için kýdem, sabittir. Kýdemi sabit olanýn ademi (yokluðu) muhal olduðu için, bekasý da lâzýmdýr. Vâcib li zâtihî, cüz ve parçalardan da mürekkeb deðildir. Aksi takdirde cüz ve parçalarýna muhtaç olur. Baþlangýcý bulunmayan, varlýðý zorunlu olan Yüce Allah, ezelî olmazsa, hâdis olur ve varlýðýný baþkasýnýn icadýna muhtaç olur. Ebedî olmazsa fâni ve âciz bulunur. Hudûs (sonradan olma) ve baþkasýna muhtaç olmak ise vâcibü'l-vücûd (varlýðý zorunlu olan) kavramýna aykýrý düþer. O halde kýdem (evveli ve baþlangýcý olmamak), Vâcib li-zâtihi'ye açýkça lazým gelen özelliklerdendir.
Eðer Cenab-ý Allah kýdem'le muctasýf olmayýp hâdis (sonradan olmuþ) ve yaratýlmýþ farz edilse, bir muhdis ve hâlikýn kendisini yaratmasýna ihtiyaç duymasý lazým gelir. Kendisini yaratan kadîm ise, o Allah olur; kadîm deðilse, o da baþka bir yaratýcýya muhtaç olup böylece mâzî cihetinde sonsuza doðru her yaratýcý kendisinden önceki yaratýcýya muhtaç olur. Bu husus ise nihayetsiz bir mûcidler silsilesini ve batýl bir teselsülü gerektirir. Halbuki Vâcibü'l-vücûd Allah hiç bir yaratýcýya muhtaç olmadan li-zatihi vardýr. Mümkün ve hâdis varlýklar vücudlarýnda yaratýcýya muhtaç olurlar. Mümkün demek, varlýðý zatýnýn gereði olmayan, var olmasýnda bir yaratýcýya muhtaç olan demektir. Gördüðümüz âlem ve içindekiler mümkin ve hâdistirler. Varlýklarýný kendi zatlarý gerektirmez. Varlýklarý vâcib (zorunlu) olmayýp varlýklarýný yokluklarýna tercih edecek bir müreccihe (sebebe) muhtaçtýrlar. Bu müreccih, vücudu mümkin bulunan bir þey olursa, bunun, diðer bir mümkini vücuda getiremeyeceði açýkça anlaþýlýr. Meselâ bugün sonradan yaratýldýðý açýkça anlaþýlan maddenin özelliklerini ilim ortaya çýkarmýþtýr. Madde âtýldýr; þuursuz dýþ tesirler karþýsýnda daðýlýr ve saçýlýr; akýlsýz, bilgisiz ve þuursuzdur. Enerji de böyledir. Çeþitli madde ve enerjiler, aralarýnda ittifak edip þuurluca karar vererek kâinatýn nizâmýný ve dünyanýn içindeki canlýlarý yaratamazlar. O halde þu gördüðümüz mümkün olan varlýklar, mümkinât silsilesinin dýþýnda bir vâcibu'l-vücud, bir baþlangýcý bulunmayan ezelî yaratýcýnýn varlýðýna delâlet edip dururlar. Kýdem, bu vâcibu'l-vücud olan yaratýcýnýn varlýðýnýn gereðidir. Çünkü her ne zaman, kýdem ile vâcibu'l-vücûd düþünülürse, ikisinin de birbirini lâzým kýldýðýný akýl anlar. Vâcibu'l vücûd; zâtý ve yüce sýfatlarýyla beraber Allah Teâlâ'dýr. Allah sýfatlarýyla beraber ezelîdir. O'nun hiç bir sýfatý sonradan olmamýþtýr. Sýfatlarý, Allah Teâlâ'nýn zâtýnýn muktezasýdýr ve O'nun zâtýyla kaimdirler. Allah'ýn sýfatlarý O'nun gayrý deðildirler ve zâtýndan ayrýlmazlar. Allah'ýn zatý, sonradan olan sýfat ve özelliklere mahal (yer) olamaz. Allah zamana ve mekandan münezzehtir. Mekân, zaman, kâinat ve bunlarýn içinde bulunan her þey, O'nun kudret, irade, ilim ve yaratmasýyla var olmuþlardýr. Allah, muhtar (murîd) olan hâlýktýr. Murîdin, eserinin sonradan olmaklýðý gereklidir. Ýrade sahibinin eseri kadîm olsa, bunu yaratmayý dilemesi, varlýðý halinde olur. Var olaný yaratmayý dilemek muhaldir. Çünkü var olaný yaratmak, hâsýlý (var olaný) tahsil (tekrar husûle getirmek) demektir. Var olan yok deðil ki tekrar yaratýlsýn. Binaenaleyh ihtiyar ile yaratmak, bir þeyi yok iken dileyip var etmek demektir. Böyle bir murîd yaratýcýnýn da bizatihî mevcut ve ezelî olmasý þarttýr.
Materyalistler ve diðer münkirler, mü'minlere yönelik olarak þu þekilde sorular sorarlar: "Allah'ý kim yarattý? Allah'ýn her þeyi yaratmaya gücü yeterse, kendisi gibi bir Allah yaratabilir mi?". Bunlar þu þekilde cevaplandýrýlýr:
Allah'ýn kudret, irade ve yaratmasý mümteniâta (muhallere) ve vâcibâta (varlýðý zorunlu olanlara) baðlý deðildir. Muhaller, aklen imkansýz olduðu için vuku bulmaz. Meselâ, bir evin bizzat kendisinin varlýðý ayný anda hem Eskiþehir'de, hem de Ýstanbul'da muhaldir. Ayný bir þey ayný anda iki veya üç ayrý yerde bulunsa, bu takdirde birin iki veya üç etmesi gerekir. Bir, birdir; iki veya üç etmez. Ama bir þeyin sureti, benzeri, kalýplarý pek çok yerde olabilir. Eðer Allah yaratýlmýþ olsa, kadîm olmayýp hâdis olur; vâcib olmayýp mümkün olur ve varlýðýnda baþkasýna muhtaç olur. Mümkün olup yaratýlarý ve muhtaç olan varlýk li-zatihî zorunlu olmayýp hâdis olur, ezelî olmamýþ olur. Varlýðý vâcib, ezelî olmayan ve varlýðýnda baþkasýna muhtaç olan Allah deðildir. O halde vâcibu'l-vücûd ve ezelî olan Allah'ýn yaratýlmasý muhaldir, imkânsýzdýr.
Allah Teâlâ'nýn ezelî olduðunu bildiren naklî deliller:
"O (Allah) evvel (öncesiz, ezelî) ve ahirdir..." (el-Hadîd, 57/3). "De ki o Allah sameddir (ihtiyaçsýz, herkesin doðrudan doðruya kendisine muhtaç olduðu zeval bulmayan kadîm ve bakîdir). O doðurmadý ve doðurulmadý. Hiç bir þey O'nun dengi deðildir" (Ýhlas, 112/ 1-3 ; Sa'duddin et- Taftazânî, Þerhu'l-Makâsýd, I, 60-61; Þerhu'l Akâid, s. 65-66; Seyyid Þerif el-Cürcânî, Þerhu'l-Mevâkýf, s. 469-470; Abdullatif el-Harputî, Tenkihu'l-Kelâm, s. 180).