Haziran 25, 2019, 11:38:29
Haberler:

Elif. Lâm. Mîm. Ýþte bu âyetler, hikmet dolu Kitab'ýn âyetleridir. (Lokman -1,2)

Kurbanda Kurbete ULaþanLar

Balatan ...Tefekkür..., Kasm 24, 2009, 05:23:23 S

« nceki - sonraki »

0 ye ve 1 Ziyareti konuyu incelemekte.

Aa git

...Tefekkür...

Kurbanda Kurbete Ulaþanlar



Muhterem Hocamýzýn aradýðý, arzuladýðý, hep nazara verdiði ve yetiþtirmek için adeta çýrpýndýðý “adanmýþ ruh”, belli ölçüde de olsa, nefis tezkiyesine ve kalb tasfiyesine nail olmuþ; dolayýsýyla da, tevâzu, mahviyet ve hacalet ahlâký kazanarak, “كُنْعِنْدَالنَّاسِفَرْدًامِنَالنَّاسِ - Ýnsanlar içinde insanlardan bir insan ol!” düsturunu gönlüne yerleþtirmiþ bir dava eridir.

Hâkim Deðil Hâdim Gerek!..

Aziz Hocamýzý en çok memnun eden sahnelerden birisi, en önde koþan ve halk arasýnda belli bir konumu olan büyüklerin, sýradan insanlarla beraber, basit görünen ve küçüklerin yapmasý âdet kabul edilen iþlerin bir ucundan tutmalarýdýr. Yemek mi daðýtýlacak, salon mu süpürülecek, çay servisi mi yapýlacak... þayet “abi” addedilen biri de hemen kalkýp halis bir niyetle, riyasýz ve süm’asýz bir edayla o iþin bir kýsmýný üzerine almýþsa, iþte o an Hocaefendi’nin mesrur olduðu ve ümitlerinin yeþerdiði bir andýr.

Ona göre; mefkure insanlarý, yaþ, makam ve mansýp bakýmýndan büyüdükleri halde, gönül itibarýyla hâlâ kendilerini küçük görüyor ve tevazu ile kanatlanýyorlarsa, o nispette canlý kalabilir, hizmet edebilir ve baþkalarýna müessir olabilirler. Aksi halde, her sene biraz daha küstahlaþýr, gün be gün özden uzaklaþýr; sürekli iltifat avlayan, alkýþ arayan, kendini “farklý” sayan bir enaniyet anýtý halini alýr ve hizmet dairesine dahil olabilecek kimseleri de bencillikleriyle bizar edip kaçýrýrlar.

Mefkure kahramanlarý için Ýnsanlýðýn Ýftihar Tablosu’nun tevazu ve mahviyeti hüsn-ü misal olmalýdýr. Herkes bir iþ görürken, Allah Rasûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) kat’iyen yerinde durmamýþ, hemen yapýlacak þeye iþtirâk etmiþ, küçük-büyük demeden o iþin bir ucundan tutmuþ ve her hayýrlý faaliyette Ashabýyla beraber bulunmuþtur. Dahasý, ayakkabýlarýný tamir etme, elbisesini yamama, koyun saðma ve hayvanlara yem verme gibi iþleri de hiç küçük görmemiþ, zaman zaman bunlarý kendi üzerine alýp ailesine yardýmcý olmuþtur. Sofrasýna hizmetçisiyle beraber oturmayý ve meclisini her zaman fakirlere açýk tutmayý asla bir eksiklik saymamýþ, aksine bunlarý güzel ahlakýn bir buudu olarak ortaya koymuþtur.

Rehber-i Ekmel’in rahlesinde yetiþen Ashab-ý Güzin efendilerimiz de birer tevazu ve mahviyet timsali olarak yaþamýþlardýr. Mesela; Hazreti Ömer, (radýyallahu anh) halife olduðu dönemde, omuzunda kýrbayla su taþýdýðýný gören birisi, “Bu ne hâl ey Allah Rasûlü’nün halifesi!” deyince, “Dýþ ülkelerden bir kýsým elçiler gelmiþti, içimde þöyle böyle bir þeyler hissettim; o hissi kýrmak istedim.” sözüyle mukabele etmiþtir. O da gerektiðinde sýrtýnda çuval çuval un taþýmýþ ve herhangi bir insan gibi her iþte herkesle beraber çalýþmýþtýr.

Ýþte, Aziz Hocamýzýn bir dava adamýnda görmek istediði en önemli özelliklerden birisi, Allah Rasûlü’nün ve selef-i salihinin temsil ettiði bu güzel sýfattýr; “insanlardan bir insan olma” tevazu ve mahviyetidir.. bilhassa son senelerde bu hususiyetin en bariz olarak açýða çýktýðý zaman dilimi ise kurban mevsimidir.

Kurban Þöleni

Muhterem Hocaefendi, bu hususu hatýrlattýðý ve kurbana dair hatýralarýný anlattýðý bir sohbetinde þunlarý söylemiþtir:

Evvela Kestanepazarý Kur’an Kursu’nda ve daha sonra da diðer öðrenci yurtlarýnda fakir talebelerin et ihtiyacýný karþýlama düþüncesi bir kurban âdetinin doðmasýna vesile oldu. Zamanla bu âdet, ayrý zaviyeden bir himmet mevzuu haline geldi; kurban himmeti, et himmeti, deri himmeti... derken, Anadolu’nun fedakar insanlarý Kurban bayramýný muhtaçlarý sevindirmek için bir yardým seferberliðine dönüþtürdüler. Bir kurban kesse bütün ailesine fazlasýyla yetecek olan kimseler, onunla yetinmeyip imkanlarý el verdiði ölçüde taahhüdde bulundular; kimisi “Benden on tane” dedi, kimisi de yirmi, otuz, kýrk... kurban kesmeyi vaad etti ve sözlerini yerine getirdiler.

Her sene, takdire þayan bir aþk u iþtiyakla kurban mevsimini de kollamaya baþladýlar. Kurban vacibini eda etmenin yaný sýra, güçleri yetiyorsa, bütün aile fertleri adýna ayrý ayrý baðýþta bulundular; bu ibadeti nafile kabilinden birkaç defa katlayarak sevabýný geçmiþlerinin ruhuna hediye yolladýlar. Adeta, muhtaç kimselere hiç olmazsa bayramda et yedirebilmek ve elde edilen derilerle fakir talebelerin bir kýsým ihtiyaçlarýný görebilmek için yeni yeni vesileler ihdas ettiler. Belli bir dönemde nasýl para himmet edip okullar, yurtlar, kurslar açmýþlarsa; ya da elinden tutulmasý gereken öðrenciler için burs mükellefiyeti altýna girmiþlerse.. girmiþ ve yaptýklarý taahhüdü ciddi bir vefa hissiyle bir borç gibi ödemiþlerse; hatta bazýlarý itibarýyla belki baþkasýna borçlanma pahasýna bu dine sadakat borcunu ifâ etmeye çalýþmýþlarsa, kurban mevsiminde de ayrý bir himmet yarýþýna giriþtiler.

Ben þimdi o hakiki bayramlardan ve mübarek koþuþturmalardan mahrûmum; fakat, o tatlý günleri her zaman hayýrla yâd ediyorum. Her kurban bayramýnda “kurban, deri, et, baðýrsak...” deyip Allah rýzasý ve muhtaçlarýn hatýrlarý için onur ve gururumuzu ayaklarýmýz altýna aldýðýmýz o þirin zaman dilimlerini hicranla anýyorum. Bir yönüyle, þartlar artýk eskisi gibi olmasa da, hâlâ ayný halis niyetle ve temiz duygularla oradan oraya mekik dokuyan bahtiyar ruhlarý hayranlýkla tahayyül ediyorum.

Arkaya dönüp baktýðýmda, gerçekten çok zevk aldýðým vakitlerin baþýnda kurban ile alâkalý iþleri icra ettiðimiz zamanlarý görüyorum. Hemen her sýnýftan insanýn sýrf rýza-yý Bârî için bir araya gelip iyi-kötü, büyük-küçük demeden herhangi bir iþe omuz vermesi ne kadar güzeldi. Bazýlarý kurban keser, bazýlarý kesileni yüzer, bazýlarý deri tuzlar ve bazýlarý da baðýrsak temizlerdi. Bunlarý yapanlarýn arasýnda öðretmen, imam, doktor, esnaf, tüccar, iþçi, çiftçi... toplumun her kesiminden insan vardý. Hiç kimse yaptýðý iþi hafife almaz; kimse rýza-yý ilahiden baþka bir beklentide bulunmazdý.

Bugün gibi hatýrlýyorum; bir Kurban bayramýnda Ýzmir’de bizim Fettah Camii'nin avlusunda böyle Cennetlik bir manzara olmuþtu. Farklý çevrelerden gelen insanlar da vardý; onlar da bizimle beraber kan ter içinde çalýþýyorlardý. Bir aralýk Doktor Mustafa beye ve o günlerde Kur’an hizmetini yeni tanýmýþ olan kardeþi Doktor Bahri beye gözüm takýlmýþtý. Bu iki kardeþ de paçalarýný sývamýþ, o pisliklerin içinde baðýrsak düðümlüyorlardý. Evet, kurbanlar kesiliyor, deriler tuzlanýyor, baðýrsaklar temizleniyor ve iþkembeler ayrýlýyordu; ama bütün bunlar bir ibadet neþvesi içinde yapýlýyordu. Her fert “insanlardan bir insan”dý, herkes neferdi; makam ve mansýbý ne olursa olsun, aslýnda oradakiler kuzudan koçtan önce enaniyet ve gururlarýný kurban etmiþ ve mahviyetle, tevazuyla tam bir kulluk çizgisi yakalamýþlardý.

Öyle inanýyorum ki, gök ehli o sahneyi hayranlýkla seyrediyor, melekler onu kaydediyor ve ruhânîler de alkýþlýyorlardý. Ayný inancým o zamandan bugüne dek ayný duygu ve düþünceyle ortaya koyulan benzer gayretler için de geçerlidir.

Çünkü, ihlas ve tevazu ile yürütülen bu faaliyetler adeta hizmetin imecesiydi. Fedakar ruhlar, bir araya gelir ve önce belli bir yerdeki iþi tamama erdirirler; sonra da, þayet hâlâ vakit varsa, kalkar baþka bir mekana gider, oradaki vazifeyi de itmam ederlerdi. Ýbadet neþvesi içinde çalýþýrken, bir de birbirlerine tatlý tatlý laf çarpmalarý vardý ki, görülmeye deðerdi. “Sen þöyle yaptýn, ben böyle ettim” der, birbirlerini þevklendirirlerdi. Böyle nefis iki-üç gün geçirirler de, vazife bitene kadar yorulmak nedir bilmezlerdi. Öyle zevk u þevk içerisinde bulunurlardý ki, bayramýn birinci günü evlerine bile gidemezlerdi. Ýþte, çok þahit olduðum o enfes manzaralar sebebiyledir ki, tarifi imkansýz güzellikteki o günler benim için “hey gidi günler...”dir; onlar, çileli de olsa, nurlu istikbali baðrýnda büyüten hâlis hizmet günleridir.

Mükafatý Cennet Olan Yarýþ

Heyhat ki, bazý kimseler daha o günlerde bile o yapýlanlara “þov” demiþlerdi. Varsýn kýsýr görüþlü bir kýsým kimseler “þov” diye isimlendirsinler; Allah niyetlerimize göre bize muamele eder. Aslýnda, hiçkimse þov için o türlü þeylere katlanmaz/katlanamaz. Hiç unutmuyorum, Ali Rýza Güven Bey de hayatýyla alâkalý belgeselde bu meseleyi dile getirmiþ; “Ýnsan bu hizmetlerin vaadettiði semerelere inanmamýþsa, bunlarý asla yapamaz.” demiþ ve gözyaþlarýný koyuvermiþti.

Sen her sene ayný mevsimi bekleyeceksin, bayramý iple çekeceksin.. önce enaniyetini, gururunu, onurunu, makamýný, mansýbýný, rütbeni ve pâyeni kurbanlýk bir koç gibi yatýrýp dava þuuruyla kesip atacaksýn.. sonra sýrf rýza-yý ilahi için insanlara el açacak “Allah aþkýna bir-iki kurbanla da siz katkýda bulunun!” deyip baþkalarýný da hayra sevkedeceksin.. bayram günlerinde de hayvan boðazlayacak, deri tuzlayacak, iþkembe ayýracak ve baðýrsak düðümleyeceksin... bunlarýn hiçbiri gösteriþ için yapýlabilecek þeyler olamaz.

Ancak ahirete iman edersen, vesile olduðun kurbanlarýn Sýratý geçmen için bir burak olabileceðini umarsan ve o gayretlerinin ebediyet adýna vaadettiði neticeleri ötede eksiksiz bulacaðýna inanýrsan, iþte o zaman kan ter içinde bir ahiret þöleni yaþayabilirsin. Evet, o yorucu ve nefse zor koþuþturmacalar, inancýn sayesinde senin için riyasýz bir hizmetin rekabetsiz yarýþ þöleni halini alýr. Kur’an-ý Kerim’in “Ýþte yarýþacaklarsa insanlar, bu cennet devletine konmak için yarýþsýnlar!” (Mutaffifin, 83/26) buyurduðu müsabakanýn yolu açýlýr.

Þu kadar fakir müslüman en azýndan bir bayram günü yardým bekliyor. Afrika incileri sizden uzanacak elleri intizar ediyor; senede bir de olsa et yiyebilmenin ümidiyle yolunuzu gözlüyor. Hususiyle Doðu’da ve Güneydoðu’da sizin samimiyetinize gönülden inanan kardeþleriniz, onlarý bu sene de unutmayacaðýnýz recasýný besliyor. Ýþte, sizin için eþsiz bir yarýþ kulvarý.. öyleyse, bu cennet devletine konmak için yarýþmalý deðil misiniz!..

Allah Teâlâ þimdiye kadar bu hususta cehd ü gayret ortaya koyan arkadaþlarýmýzýn sa’ylerini meþkur eylesin; bizi de maðfurînden kýlsýn, kalblerimizi kaydýrmasýn, Ýslam’da sabit kadem etsin. Ýmkaným olsa ve þartlar da el verse, ben yine ayný faaliyetlerin içinde bulunmak, hiç olmazsa o samimi insanlarýn arasýnda süpürgeci olmak isterdim; eski (estaðfirullah hiç eskimeyen) günlerde olduðu gibi, hiçbir þey yapamazsam bile geceyi ve herkesin istirahata çekilmesini bekler, akþama kadar uhrevî sahnelere ev sahipliði yapan bahçeyi temizlerdim.

Aradan seneler geçti; o gün üstü baþý kan içinde deri taþýyan insanlar, bugün profesör oldular, önemli konumlarý ihraz ettiler; fakat, o tevazu ve mahviyetlerini hiç deðiþtirmediler. Birkaç sene önce, New Jersey’de bir evde misafir kalmýþtýk. Bahçe ve içindeki havuz çok kirlenmiþti; iyi bir temizlik yapmak icap ediyordu. Bir aralýk pencereden dýþarýya baktým; birkaç arkadaþ ellerinde fýrçalarla çoktan çalýþmaya baþlamýþlardý. O sýrada, bir profesör arkadaþýmýz paçalarýný sývayýp hemen havuza daldý; neredeyse boylu boyunca suya kapaklanýverecekti. Talebelik döneminde olduðu gibi o gün de hiç yüksünmeden temizlik yaptý. Hayâlen o zamana bir kere daha gittim; kendisinin haberi olmadý ama gördüðüm o manzara karþýsýnda çok sevindim. Kendi kendime “Ýþte, hizmet insanýn mahviyeti!..” dedim.

Evet, hizmet söz konusu olunca, mefkure insanlarýnýn katlanacaklarý iþlerde sýnýr mevzubahis deðildir. Bunlarýn ellerine süpürgeyi tutuþtursanýz, hiç tereddüt etmeden kapýyý bacayý süpürürler; bir kürek verip, “Gidin umumi ihtiyaç yerlerini temizleyin” deseniz, konumlarýný düþünüp de asla “Ben mi?” mukabelesinde bulunmazlar. Ý’lâ-yý kelimetullah yolundaki hiçbir iþi hafife almaz ve hiçbir vazifeden kaçmazlar. Çünkü, tevâzu, mahviyet ve hacalet ahlâkýyla ahlaklanmýþ ve “insanlardan bir insan” olmayý bahtiyarlýk saymýþlardýr onlar.

Osman Þimþek
Rabbim,her vesiLede SENÝN keremin saklýdýr,
SebepLer sayýsýnca hamd SANA....


“Benimdir” diye bildiklerim Senindir
Beni bende olanlara bende etme
“Ben” diye bildiðim de Senin emrindir
Beni bende býrakýp Senden etme
Rabbim, yüzümü Sana döndüm
Gönlümü de Sana çevir
Rabbim, bir Seni bir bildim
Sevdalarýmý Sende bitir...

Yukar git