Haziran 27, 2019, 08:10:30
Haberler:

Yavrucuðum! Yaptýðýn iþ (iyilik veya kötülük), bir hardal tanesi aðýrlýðýnda bile olsa ve bu, bir kayanýn içinde veya göklerde yahut yerin derinliklerinde bulunsa, yine de Allah onu (senin karþýna) getirir. Doðrusu Allah, en ince iþleri görüp bilmektedir ve her þeyden haberdardýr.  (Lokman -16)

Kasým El Toðari

Balatan halvetiyye, Ekim 20, 2009, 08:29:43 S

« nceki - sonraki »

0 ye ve 1 Ziyareti konuyu incelemekte.

Aa git

halvetiyye

Ýnsanlarý Hakk'a dâvet eden, onlara doðru yolu gösterip, hakîkî saâdete kavuþturan ve kendilerine “Silsile-i Aliyye” denilen büyük âlim ve velîlerin otuz üçüncüsüdür.

Aslen Þýrnak’ýn Derþev köyünden, Derþevi aþiretinin Þibli ailesindendir. Adý Kasým Þöhreti El-Hadi ve Þeyh Kasým-i El-Toðar’dýr. Doðum Tarihi bilinmemektedir.




Þeyh Kasým’ýn yaþadýðý dönemde Derþev aþireti, Botan’a baðlýydý. Botan ise 1880 ler de Osman Ýmparatorluðuna baðlý bir eyalet olup merkezi Cizre’ydi ve Botan, ünlü ailelerinden Bedirhanilerin yönetimindeydi.
Botan eyaleti’nin merkez Cizre’den sonra ikinci idari yerleþim merkezi ise Derþevi (bugünkü ALKAMER köyü) idi. Derþevi, hem merkez köyün adý hem de köy ve mezralarda yaþayan top yekûn aþiretin adýydý (bu aþiret halen mýntýkanýn ve Anadolu’nýn çeþitli yerlerine yerleþmiþ kalabalýk bir aþirettir).
Þeyh Kasým’ýn babasý ve dedeleri yörenin tanýnmýþ ailelerinden “Bedirhanilerin” resmi ilim görevlileridir.
Bununla beraber Kasým, daha küçükken ilim tahsili için tedrisata gönderilir ve uðurlanýþýnda annesi kendilerime; “Oðlum sakýn aðalarýn ve beylerin yemeðini yeme, parasýný alma. Çünkü çoðunun mülkünde haram vardýr, ben seni, elimden geldiðince kimseye muhtaç býrakmadan okutacaðým” der ve uðurlar.
Gerçekten de bu uðurda evinde ki son zamanlarda elinde kalan çanak çömlek cinsinden ne varsa onlarý da satýp oðluna harcamýþtýr ve iþte böyle büyüyen bir çocukta gerçekten olmasý gereken bir zat olur.
Derþevi aþireti, eyalet idaresi muhtelif sektörlerinde Mir Bedir han Paþa’ya yardýmcýydýlar. Bu sebeple, 1848’de imparatorluk tarafýndan Bedirhaniler ve ona destek olan aþiretler hakkýnda çýkarýlan sürgün fermaný, Derþevi aþiretinin Þibli ailesinide kapsamýþ ve beraber sürgüne gönderilmiþlerdir.
Ailesinin sürgüne gönderildiði bu yýllarda Þeyh Kasým henüz oldukça gençtir ve medrese tahsilini yapmak üzere Muþ’a gitmiþtir. Ýlk olarak ilmini Muþ’un köylerinden birinde bitirip icazetini Nakþî meþayihinden Þeyh Salih-i Sýbki’nin amcasý Molla Resul-i Sýbki’den alýr. Ve ayný zamanda Þeyh Salih-i Sýbki’nin yanýnda tarikata girer ve müridi olup amel etmeye baþlar.
Tahsil bitiminden sonra köyü olan Derþev’e gelirken, tüm akraba ve ailesinin, Bedirhan Beylerin sürgünüyle beraber sürgün edildiðini öðrenen Þeyh Kasým, tahsil dolayýsýyla, uzun süre ayrý kaldýðý sürgüne giden aile efradýyla görüþmek ve helâlaþmak için ailenin sevk istikametini takip ederek yola koyulur. Zamanýn yol ve vasýta imkânsýzlýðý ile kervanla at üstünde konaklaya konaklaya Diyarbakýr’ýn Çýnar kazasýna baðlý Aktepe köyüne varýr. Burada köyde ikamet eden Nakþibendî Tarikatýnýn Halid-i kolunun rükünlerinden Þeyh Hasan-i Nurani’nin misafiri olur ve buradan Diyarbakýr’a giderek akrabalarýný bulur, onlarla helalleþip vedalaþtýktan sonra tekrar Aktepe köyüne gider.
Aktepe köyünde bulunan ve ayný zamanda þeyhinin halifesi olan Þeyh Hasan-i Nurânî Hazretlerinin yanýnda birkaç gün misafir kalýr.
Misafirliði müddetince büyük zat ve büyük veli Þeyh Hasan-i Nurani’ni ile sürekli muhasebe, sohbet ve ilmi görüþmelerde bulunur, kemale erer. Bir müddet sonra akrabalarýný görmek için tekrar Diyarbekir’e gelir ve yine dönüþte Þeyh Hasan-i Nurani’nin misafiri olur. Þeyh efendi bu misafirindeki üstün zeka ve ilmi kabiliyetini hisseder ancak hiç konuþmaz, birkaç gün geçtikten sonra Þeyh Kasým evine gitmek ister ancak, þeyh efendi bir türlü “gidebilirsin” diye izin vermez ve onun gitmesine bir türlü müsaade etmez.
Tam bu sýralarda, Ýstanbul’dan Diyarbakýr’a, bir konuda Þeyhül Ýslam’ýn bir fetvasý gelir. Diyarbakýr ulemasý, bu fetvayý beðenmeyip yanlýþ olduðuna kanaat eder. Ve Þeyhül Ýslam’ýn çýkardýðý bir fetvaya itiraz eden Diyarbakýr ulemasý ile resmi makamý temsil eden zamanýn valisi, kadýsý, müftüsü arasýnda bir münakaþa olur. Bunun üzerine incelemesi ve bir çözüme baðlamasý için fetvanýn bir nüshasý zamanda iyi bir âlim olan Þeyh Hasan-i Nurani’ye gönderilir; Þeyh Hasan-i Nurânî fetvayý alýp inceler ve yanýndaki (O dönemde henüz –Molla Kasým- diye çaðrýlan) Þeyh Kasým efendiye verir ve; “Þuna bir bak bakalým Diyarbekir ulemasý haklý mýdýr?” diyerek Þeyh Kasým’ýn fikrini alýr.
Þeyh Kasým efendi iyi bir inceledikten sonra; “efendim bana göre, Diyarbekir ulemasý yanýlýyor, fetva doðrudur” der. Þeyh Hasan-i Nurânî; “Diyarbekir’e gidip orada bunu Diyarbakýr ulemasýyla münakaþa ve münazarayý kabul ile isbat edebilirmisin?” diye sorar, Þeyh Kasým cevaben “Þeyh izin verirse kanaât ve fikrimi serd etmeye hazýrým” der ve Diyarbakýr a gider. Þehre gelince Diyarbakýr da halen ibadete açýk olan Fatih Paþa Camii’ne (Kurþunlu Cami) gider ve orda yerleþerek ilim heyetini camide kabul eder. Ulema oraya gelir, tartýþma baþlar, Þeyh Kasým efendi fetva’nýn doðru olduðunu delilleri ile bir güzel izah edip ulemanýn takdirlerini kazanýr, orada kendilerine Vali tarafýndan kalmasý ve Reis-ul Ulema makamý ile tedrisat yapmasý istenilmesine raðmen kabul etmeyip memleketine gitmek istediðini belirtip tekrar geri döner. Gizlice Vali tarafýndan Þeyh Hasan-i Nurânî’ye bu zatýn burada kalmasý için gerekenin yapýlmasý konusunda haber gönderilir.
Þeyh Kasým Aktepe’ye gelir ve birkaç gün daha kalýr ama bir türlü Þeyh efendi den “evine gidebilirsin” diye bir izin çýkmayýnca, dayanamaz münasip bir dille akrabalarýnýn ekseriyetinin sürgün edilmesi hadisesine binaen memleketine geri dönmesinin bir ihtiyaç ve zaruret olduðunu bildirip izin ister. Fakat Þeyh Hasan kalmasý için ýsrar ederek gitmesine izin vermez.Þeyh efendi de orada kalmasýný ve talebe yetiþtirip buralara faydalý olmasýný ister,
Böyle bir zatýn ýsrarý karþýsýnda Þeyh Kasým gitmek için diretmenin doðru olmayacaðýný düþünerek gitmekten vazgeçer. Memleketi olan ve asýrlardan beri sülalece yerleþik olduðu Derþevi’de mevcut emlak ve servetinden feragat ederek uzun ýsrarlardan sonra gidip evini getirerek Altoðar (Altunakar) köyüne yerleþir.
Önceleri; Þeyh Salih-i Subki’nin yanýnda amel ederken, üstadýnýn vefatýndan sonra, yine onun halifesi olan ve ayný zamanda Aktepe köyünde mukim, meþhur Nakþibendi þeyhi; Þeyh Hasan-i Nurânî’nin yanýnda amel etmeye baþlar ve amel bitiminde de halifelik alýr.
Þeyh Hasan-i Nurânî’nin vefatýna yakýn kendilerine sorulur; ”Sizden sonra burada bunca halifeniz ve oðlunuz var, kim postunuza oturacak?” cevab; “kimin oturacaðý bellidir. Molla Kasým.” Bu cevab karþýsýnda bazý nahoþ görüþler serdedilirken, çeþitli itirazlar gelir. Zira Þeyh’in dört oðlu olduðunu, onlarýnda ilmi zahirde kâmil olduklarýný, büyük edip ve þair olarak divan telif ettiklerini, edebiyat ve ilimde otorite olduklarýný ve yabancý birini kendisine halife seçip göstermesini anlayamadýklarýný belirtirler.
Bunun üzerin Þeyh Hasan-i Nurani Hazretleri; “demek ki bugüne kadar ihlâs ve manasýyla benden istifade edememiþsiniz! Aksi halde ne demek istediðimi idrak ederdiniz. Elbette ki, menkul ve gayrimenkul mallarým çocuklarýma ve varislerime intikal edecektir. Ancak haiz olduðum rabýta ve hikmet emanettir O’na býrakýlmasý manevi bir emirdir ve bu emanet ona intikal etmiþtir. Halifem O’dur. Benimle irtibatýný muhafaza ve devam etmek isteyenler ona biat suretiyle tahakkuk edecektir. Bundan sonra Þeyh Kasým sizin þeyhinizdir.” der ve vefatýndan sonra kýsa bir müddet Þeyh Kasým efendi Aktepe de irþad vazifesi ve tedrisatla meþgul olduktan sonra herhangi bir tatsýz olaya sebebiyet vermemek için ordan ayrýlarak kendi köyü olanÇýnar kazasýna baðlý –Altoðar’a- (þimdiki ismi Altunakar) gelir irþad ve tedrisat görevini burada devam ettirir.
ALTUNAKAR MEDRESESÝ Osmanlý idaresinde resmiyet kesbeder. Ýlahiyat Fakültesi mertebesinde olan bu medresenin mezunlarý devlet sektöründe istihdam hakkýný kazanýrlar. Bu nedenle her taraftan, bilhassa Ortadoðu mýntýkasý Suriye, Irak ve Kafkasya’dan burada okumak için talebeler gelirdi.
Þeyh Kasým El-Enveri, Mürþidi Kamil Þeyh Hasan-i Nuraniden almýþ olduðu halifelik vazifesini bihakkýn yerine getirerek, Kafkaslar’dan Þam’a Irak’tan Elazýð Palu kazasýna ve Urfa Siverek ile Adýyaman’ýn Kâhta kazasýna kadar gelen ve çoðalan müritlerine gerekli irþatla; riyazat, çile, zikir, murakabe, tövbe, istiðfar, züht, tevekkül ve kanaât telkin talim ve temrini yaparak onlarýn gerek cemiyet içinde beþeri faydalý bir uzuv ve gerekse masiva ve nefsanî zaaf ve þerden tebriye suretiyle kemale yardýmcý olmaya medar cehd ve gayreti göstermiþtir.
Þeyh Kasým iyi bir alim idi. Örnek olarak Þam’da; Muhammed Keftaro ve “Molla Bokalki” ailesinden meþhur alim, Þeyh Yusuf’un talebesi olmasý hasebi ile ilmi kariyerini gösterir birer numunedirler.
Altunakar arazisi zamanla çoðalan aile efradýnýn, mensuplarýnýn, müderrislerin, talebelerin ve gelen misafirlerin iaþe ve ihtiyacýný karþýlayamayacak duruma gelir. Bunu üzerine Þeyh Kasým Altunakar ile hemhudut olan Güzelþeyh köyünü satýn almaya talip olur. Bu köy imparatorluk idaresi tarafýndan oraya ikamete mecbur edilen Kýrým Han’larýndan Musa Paþa’ya temlik edilmiþ, kendisine köyde yazlýk-kýþlýk bir konak inþa edilmiþ ve mýntýkanýn asayiþ ve idaresiyle vazifelendirilerek asalet ve mertebesine layýk bir muameleye tabi tutulmuþ. Musa Paþa’nýn vefatýndan sonra oðlu Ýslam Bey, kýsa bir zaman sonra mýntýkadan ayrýlmak istediðinden köyü bütün mal varlýðýyla beraber sayýþa çýkarmýþ. Bunun üzerine Þeyh Kasým köyü satýn alýr ve köy Þeyh Kasým’ýn oðlu ve sonrada halifesi olacak Þeyh Neytullah adýna tescil edilir.
Þeyh Kasým efendi’nin 5’i erkek, 3’ü kýz olmak üzere 8 çocuðu olmuþtur. Bunlardan bir oðlu; Muhammed Said, kendisinden önce genç yaþta vefat etmiþtir ve Þeyh Kasým çok sevdiði bu oðlunun adýna þuan Altunakar da bulunan türbeyi yaptýrmýþtýr. Diðer çocuklarý; Halid, Muhammed Neytullah, Muhammed Nezir, Abdulhamid’dir.
Daha sonra kendisi de vefat edince oðlunun yanýna defnedilmiþtir. Bölgede yaþanan sürgün olaylarýnda Þeyh Kasým’ýn oðullarýnýn her biri bir bölgeye sürgün edilmiþ ve aile uzun zaman toparlanamamýþtýr.
Þeyh Kasým iyi bir alim olmasý yaný sýra, çok mert ve merhamet sahibi bir insan idi. Bir yýl memlekette kýtlýk olur, kendisinin ise epey ekin’i vardýr. Kendine yakýn köyleri çaðýrýr. Önceleri borç olarak gösterip herkese tahýl daðýtýr. Geriye bir torba dolusu borç kaðýdý kalýr. O zamanlar soba, memlekete daha yeni geldiðinden bir tane de Þeyh efendi’nin evinde vardýr. Þeyh Kasým oðlunu çaðýrýr, sobayý yaktýrýr ve “borç torbasýný getir” der. Oðlu derhal getirir. Þeyh efendi torbayý bitini ile sobaya boþaltýr ve yakar.
Yine anlatýlýr ki; Þeyhin bir tarlasý vardý, bir gün 10 ölçek arpa ekmiþtir ve bu topraktan tam 10 yýl boyunca tohum ekmeksizin ürün almýþtýr. Bu mahsul bütün müridlerin yemeklerine yetti.

Bölgenin halkýný irþâd ederek birçok talebe yetiþtirdi. Yetiþtirdiði ve icazet verdiði en büyük talebeleri þunlardýr:
Þeyh Halid-i Gülpýnar (Oðludur, ayný zamanda ilimde de Mucaz’ýdýr.)
Þeyh Muhammed Neytullah (oðlu)
Þeyh Yusuf (Molla Bokalki’lerden olup ayný zamanda ilimde de Mucaz’ýdýr
Þeyh Muhammed Keftaro. (Bugün Suriye’oeki –Keftaro- ailesinin dedesi, ayný zamanda ilimde de Mucaz’ýdýr)
Þeyh Ýsa Ebu Þemseddin El-Kürdi. (Ayný zamanda ilimde de Mucaz’ýdýr. Suriye’de vefat etmiþtir.
Þeyh Seyyid Muhammed Zilan (Þeyh Seyyid Mevlana Muhammed Halid-i Zilan Hz. Amcasý)

Þeyh Kasým’ýn son derece zengin bir kütüphanesi ve birçok eseri olduðunu öðrendiðimiz halde, bu eserlerden günümüze maalesef bir tanesi bile gelememiþtir. Nedeni de; Þeyh Said olaylarý zamanýndaki sürgünlerde yapýlan tahribat ve yaðma olaylarý neticesi olarak bir þey kalmamýþtýr, týpký diðer ailelerdeki gibi.
Þeyh Kasým El-Hadi (Altun Akarlý) hicri 1300 yýlýnda Çýnar kazasýnýn Al-Toðar (Þimdiki ismi Altunakar) köyünde vefat etmiþtir. Bugün ayný köyde sevenleri tarafýndan ziyaret edilmektedir.


Yüce Allah sýrrýný mukaddes ve mübarek kýlsýn.

Kaynak;
1- Tezkire-i Meþayih-i Amid Diyarbekir Velileri I-II M.Þefik Korkusuz s.140-143

Yukar git