Haziran 20, 2019, 11:16:08 S
Haberler:

Ýnsanlardan öylesi var ki, herhangi bir ilmî delile dayanmadan Allah yolundan saptýrmak ve sonra da onunla alay etmek için boþ lafý satýn alýr. Ýþte onlara rüsvay edici bir azap vardýr. (Lokman -6)

Kur'aN Penceresinden Kafirlerle Dostluk Ve Birliktelik

Balatan ...Tefekkür..., Ekim 09, 2009, 11:20:44

« nceki - sonraki »

0 ye ve 1 Ziyareti konuyu incelemekte.

Aa git

...Tefekkür...



[...] Müslümanlar, problemlerini Kur’an’a götürmek zorundadýrlar. Aralarýnda bir anlaþmazlýk, bir fikir ayrýlýðý olunca ALLAH’a ve Rasûlüne arzedip O’na teslim olmalýdýrlar. Bireysel, toplumsal, ülkesel ve ümmet bazýndaki problemlerimizin tümünde, Kur’an’dan uzak yaþamak baþ sebebi oluþturmaktadýr. Çözümü de Kur’an’da arayýp bulmak mecburiyetindeyiz. Kur’an furkandýr, hakla bâtýlý, doðru ile yanlýþý ayýran ve iman edenlere kýlavuzluk yapan mü’minlerin hayat kitabýdýr.

“Ey iman edenler! ALLAH’a itaat edin. Peygamber’e ve sizden olan emir sahiplerine (müslüman yöneticilere) de itaat edin. Eðer bir hususta anlaþmazlýða düþerseniz -ALLAH’a ve âhirete gerçekten inanýyorsanýz- onu ALLAH’a ve Rasûl’e götürün (onlarýn tâlimatýna göre halledin); bu hem hayýrlý, hem de netice bakýmýndan daha iyidir.” (4/Nisâ, 59)

“Onlara: ‘ALLAH’ýn indirdiðine (Kitab’a) ve Rasûl’e gelin (onlara baþvuralým)’ denildiði zaman, münâfýklarýn senden iyice uzaklaþtýklarýný görürsün.” (4/Nisâ, 61)

“… Hayýr! Rabbine andolsun ki aralarýnda çýkan anlaþmazlýk hususunda seni hakem kýlýp sonra da verdiðin hükümden içlerinde hiçbir sýkýntý duymaksýzýn (onu) tam manasýyla kabullenmedikçe iman etmiþ olmazlar.” (4/Nisâ, 64-65) (24/Nûr, 51-52)

“…O’nun (Peygamber’in) emrine aykýrý davrananlar, baþlarýna bir belâ gelmesinden veya kendilerine çok elemli bir azap isâbet etmesinden sakýnsýnlar.” (24/Nur, 63)

“Kendisi için doðru yol belli olduktan sonra, kim Peygamber’e karþý çýkar ve mü’minlerin yolundan baþka bir yola giderse, onu o yolda býrakýrýz ve cehenneme sokarýz; o, ne kötü bir yerdir.” (4/Nisâ, 115)

“Aralarýnda ALLAH’ýn indirdiði ile hükmet ve onlarýn arzularýna uyma. ALLAH’ýn sana indirdiði hükümlerin bir kýsmýndan seni saptýrmamalarýna dikkat et.” (5/Mâide, 49)

“Yeryüzünde bulunanlarýn çoðuna itaat edecek olursan, seni ALLAH’ýn yolundan saptýrýrlar. Onlar, zandan/tahminden baþka bir þeye tâbi olmaz, yalandan baþka (söz de) söylemezler.” (6/En’âm, 116)

“O gün, zâlim kimse ellerini ýsýrýp þöyle der: ‘Keþke o peygamberlerle birlikte bir yol tutsaydým! Yazýk bana! Keþke falancayý dost edinmeseydim! Çünkü zikir (Kur’ an) bana gelmiþken o, hakikaten beni ondan saptýrdý.” (25/Furkan, 27-29)

“Yüzleri ateþte evrilip çevrildiði gün, ‘Eyvah bize! Keþke ALLAH’a itaat etseydik, Peygamber’e itaat etseydik!’ derler. ‘Ey Rabbimiz! Biz reislerimize ve büyüklerimize itaat ettik de onlar bizi yoldan saptýrdýlar’ derler. ‘Rabbimiz, onlara iki kat azap ver ve onlarý büyük bir lânetle rahmetinden kov.” (33/Ahzâb, 66-68)

“Sonra seni din konusunda bir þeriat (ve düzen) sahibi kýldýk. Sen ona uy; bilmeyenlerin isteklerine uyma.” (45/Câsiye, 18)

“…Kim ALLAH ve Rasûlü’ne karþý gelirse, bilsin ki ona, (kendi gibilerle birlikte) içinde ebedî kalacaklarý cehennem ateþi vardýr.” (72/Cin, 23)

Mü’minler, ALLAH’tan kendilerine bir emir geldiði zaman þöyle derler: “Ey Rabbimiz! Dinledik ve itaat ettik (ediyoruz). Senin maðfiretine (baðýþlamana) sýðýnýyoruz. Ey Rabbimiz, dönüþ Sanadýr.” (2/Bakara, 285). Mü’min, kendi görüþ, davranýþ ve seçme tercihini Rabbinden yana kullanýr, Rabbinin doðru hükümlerine teslim olur. Her konuda O’nun ölçüsüyle hareket eder, O’nun emirlerine boyun eðer. Peygamberi aracýlýðýyla gönderdiklerine itaat eder. “ALLAH ve Rasûlü bir iþte hüküm verdiði zaman, artýk mü’min erkekle mü’min kadýna, o iþte kendi isteklerine göre seçme hakký yoktur. Kim ALLAH’a ve Rasûlüne isyan ederse (karþý gelirse) apaçýk bir sapýklýða düþmüþtür.” (33/Ahzâb, 36)

ALLAH ve O’nun peygamberine isyan, O’nu tanýmamak, O’nun koyduðu kanunlarý hiçe saymak demektir. Bu da insanýn Ýslâm’dan uzaklaþmasýna sebep olur. Mü’minler, ancak zararlý, yanlýþ, bâtýl ve sapýk fikirlere, inançlara, sistemlere isyan ederler veya en azýndan, itaat etmezler. ALLAH’a hiç isyan etmeyen melekleri (66 Tahrim/6) düþünürler. Her anlarýný ALLAH’a ibadet ve itaat içinde deðerlendiren ve toplumlarýndaki zâlim ve tâðutlara baþ kaldýran peygamberleri (16/Nahl, 36) örnek alýrlar.

Öyleyse Batý ile iþbirliði ve onlarla birlik için Kur’an ilkelerini özet olarak vurgulayarak konuya girelim.

Müslümanlar Kâfirlerle Dostluk ve Birliktelik Oluþturamazlar

“ALLAH, kâfirlere mü’minlerin aleyhinde asla bir yol vermez.” (4/Nisâ, 141)

“Ey iman edenler! Kâfirlere uyarsanýz, sizi eski dininize geri çevirirler; o takdirde büsbütün kaybedersiniz.” (3/Âl-i Ýmrân, 149)

“Kâfirlere itaat etme ve bununla (Kur’an ile) onlara karþý olanca gücünle büyük bir savaþ ver (büyük cihad yap).” (25/Furkan, 52)

“Fitne tümüyle yok olunca ve din de ALLAH için tatbik edilinceye kadar onlarla savaþýn. Fitne çýkarmaktan vazgeçerlerse zâlimler hâriç (hiç kimseye) düþmanlýk yoktur.” (2/Bakara, 193)

“Ey iman edenler! Kendilerine kitap verilenlerden bir gruba uyarsanýz, imanýnýzdan sonra sizi çevirip kâfirler haline getirirler.” (3/Âl-i Ýmrân, 100)

“Sen onlarýn milletine/dinine uyuncaya kadar yahûdiler de hýristiyanlar da senden râzý olmazlar. De ki: ‘Doðru yol, ancak ALLAH’ýn yoludur.’ Sana gelen ilimden sonra eðer onlarýn hevâlarýna/arzularýna uyacak olursan, andolsun ki, ALLAH’tan sana bir dost ve yardýmcý yoktur.” (2/Bakara, 120)

“Ey iman edenler! Yahûdileri ve hýristiyanlarý dost edinmeyin. Onlar birbirinin dostudurlar (birbirinin tarafýný tutarlar). Ýçinizden onlarý dost kabul edenler, onlardandýr. Þüphesiz ALLAH, zâlimler topluluðuna yol göstermez.” (5/Mâide, 51)

“Ey iman edenler Benim de düþmaným, sizin de düþmanýnýz olanlarý dost edinmeyin. Onlar size gelen hakký/gerçeði inkâr etmiþken, onlara sevgi gösteriyorsunuz. Halbuki onlar Rabbiniz olan ALLAH’a inandýðýnýzdan dolayý, Peygamber’i ve sizi yurdunuzdan çýkarýyorlar. Eðer siz Benim yolumda savaþmak ve rýzâmý kazanmak için çýkmýþsanýz, onlara nasýl sevgi gösterirsiniz? Oysa Ben sizin gizlediðinizi de açýða vurduðunuzu da bilirim. Sizden kim bunu yaparsa, doðru yoldan sapmýþ olur. Þayet onlar sizi ele geçirirlerse, size düþman kesilecekler, size ellerini ve dillerini kötülükle uzatacaklardýr. Zaten inkâr edip kâfir olmanýzý istemektedirler.” (60/Mümtehine, 1-2)

“O münâfýklar ki, mü’minleri býrakarak kâfirleri dost ediniyorlar. Ýzzeti (þeref ve zaferi) onlarýn yanýnda mý arýyorlar? Muhakkak ki bütün izzet kudret ALLAH’ýndýr.” (4/Nisâ, 139)

“Yoksa onlardan mý korkuyorsunuz? Eðer gerçek mü’minlerden iseniz ALLAH kendisinden korkmanýza daha lâyýktýr.” (9/Tevbe, 13) “Ýnsanlardan korkmayýn; Benden korkun. Benim âyetlerimi az bir karþýlýkla satmayýn. Kim ALLAH’ýn indirdiði hükümlerle hüküm vermezse iþte onlar kâfirlerin ta kendileridir.” (5/Mâide, 44)

“…Ýyilik ve takvâ (ALLAH’ýn yasaklarýndan sakýnma) üzerinde yardýmlaþýn; günah ve düþmanlýk üzerine yardýmlaþmayýn. ALLAH’ tan korkun; çünkü ALLAH’ýn cezasý çetindir.” (5/Mâide, 2)

Müþrik Önderlere Uymak

“Biz onlarý, insanlarý ateþe çaðýran önderler yaptýk” (28/Kasas, 41) “Günü geldiðinde, her sýnýf insanlarý önderleri ile birlikte çaðýracaðýz.” (17/Ýsrâ, 71). ALLAH Rasûlü’nün, “Kiþi dostunun dini üzeredir; onun için her biriniz kime dostluk ettiðine iyi baksýn” sözünden de anlýyoruz ki, insanlar, önderlerinin sadece þahsýna deðil; görüþlerine de dost oluyorlar, itaat edip baðlanýyorlar. Onlarýn yollarýný kendilerine izlenilecek yol edinmek suretiyle, bâtýl dinlerini kendilerine din ediniyorlar. Dünyadaki ideolojik veya hevâî temele dayalý iþbirlikleri, kesinlikle görüþ beraberliðine delâlet ediyor. Bunun için Yüce Hakk’ýn fermaný, “toplayýn o zâlimleri ve onlarla beraber iþbirliði edenleri, ayný yoldaki arkadaþlarýný ve ALLAH’tan baþka tapmýþ olduklarý putlarý” (37/Saffât, 22-23) þeklinde tecelli edecek.

Konuyla Ýlgili Hadis-i Þeriflerden Seçmeler

“Kim müþriklerle bir arada toplanýr ve onlarla beraber oturursa, o da onun gibidir.” (Tirmizî, Siyer 40)

“Kim bir müþrikle ittifak yapar ve onunla birlikte ikamet ederse, o da onun gibidir.” (Ebû Dâvud, III/93, hadis no: 2787)

“Müþriklerle birlikte yaþamayýn ve onlarla birlikte bir arada bulunmayýn. Kim onlarla birlikte yaþar veya bir arada bulunursa o durumda o Bizden deðildir.” (Hâkim, Müstedrek 2/141)

“Ben, müþriklerin arasýnda ikamet eden her müslümandan uzaðým!” “Ey ALLAH’ýn rasûlü! Neden?” diye sordular. O da þöyle buyurdu: “Çünkü ateþleri (müslümanla müþriklerin ateþleri) birbirinden ayýrt edilmez.” (Ebû Dâvud, Cihad 95; Nesâî, Kasâme 27; Tirmizî, Siyer hds no: 1654)

“Müþriklerin ateþiyle aydýnlanmayýnýz.” (Nesâi, Kitab 48, bab 52)

“Ben bir müþrikten yardým almam!” (S. Müslim, hadis no: 151)

“Ýman ipinin (kulpunun) en güçlüsü, ALLAH için dostluk ve ALLAH için düþmanlýktýr. Yine ALLAH için sevmek ve ALLAH için nefret duyup buðzetmektir.” (Miþkâtu’l-Mesâbih, hadis no: 5014; Süyûtî, el-Câmiu’s-Saðîr, 1/69, Taberânî, El-Kebîr)

“Kiþi dostunun dini üzeredir; onun için her biriniz kimle dostluk kurduðuna dikkat etsin!” (Tirmizî, Zühd 45, h. no: 2379)

“Kiþi, (kýyâmet günü) sevdiði ile beraberdir.” (Buhârî, Edeb 96, Ahkâm 10; Müslim, Birr 161, 165)

“Amellerin en faziletlisi ALLAH için sevmek, ALLAH için buðzetmektir.” (Ebû Dâvud, hadis no: 4599)

Batý ve Bâtýl ile Uzlaþmak

Avrupa ile birlik oluþturmak, her þeyden önce bâtýl ile uzlaþmak demektir. Bu da, Ýlâhî rýzâya tümüyle terstir. Bu uzlaþma ve birlik, gadaba uðramýþ ve dalâlet ehli sapýklara uymak anlamýna geldiðinden, istikametten tümüyle sapmaktýr.

Hak dâvânýn mensuplarýndan Cenab-ý Hakk’ýn istediði þeyler: Hakký eðip bükmeden söylemek, ALLAH’ýn hükümlerini teblið edip uygulamak, emrolunduðu þekilde sýrât-ý müstakim çizgisinde sapmadan dosdoðru hareket etmek, bâtýla karþý net tavýr koymak, takvâ, cihad ve sabýr silâhlarýný kuþanmak, tâviz ve uzlaþmaya yanaþmamaktýr.

Bâtýl zihniyetin özelliðidir bu; kendi çýkarlarýný sürdürmek için her zaman ve her mekânda hak dâvâyý savunanlarý tâviz ve uzlaþmayla etkisiz hale getirmeye çalýþmak. “Onlar isterler ki, sen yumuþak davranasýn da onlar da sana yumuþak davransýnlar.” (68/Kalem, 9)

Ýslâm’la câhiliyyenin kesiþmesi, uyuþmasý mümkün deðildir. Hakla bâtýlýn, imanla küfrün birleþip bir araya gelmesi eþyanýn tabiatýna aykýrýdýr. Aralarýnda tarih boyunca süren ve Kýyâmete kadar da sürecek olan uzlaþmaz bir mücâdele söz konusudur. Hakla bâtýlýn bu mücâdelesi, elbette hak taraftarlarý olan müslümanlarla bâtýl taraftarý olan gayri müslimler ve þirkin herhangi bir çeþidi üzerinde bulunanlar arasýnda olacaktýr. Bu iki farklý kutup arasýnda uzlaþmayý, kesin nasslara raðmen kabul edenler, neticede ALLAH’ýn hor gördüðü kâfirleri hoþ görmeye, beþerî düzenleri kutsallaþtýrmaya, Ýslâm demokrasisinden veya demokratik Ýslâm’dan bahsetmeye kadar vardýlar.

Müslümanýn Ýslâm’dan tâviz vererek, baþka beþerî görüþlerle uzlaþýp Ýslâm’ýn bazý cüzlerini, bazý esaslarýný pazarlýk aracý görmesi mümkün deðildir. Uzlaþma neticesinde kâfirlerin ve küfrün egemenliði -þeklen ve kýsmen de olsa- kabul edilmiþ olur ki, bu da tevhidî akîde ile baðdaþmaz. Ýslâm, ALLAH’a teslim olmak ve O’nun dýþýnda bir güç ve hâkimiyet tanýmamaktýr. Kelime-i tevhidde bu ifade tüm kapsamýyla belirdiðinden dolayý, müslüman için her türlü tâðutun her çeþit egemenliðini reddetmek; ALLAH’a iman ve O’nun tek ilâh olduðunu kabul etmenin en önemli þartýdýr. Hatta, Ýslâm’ýn dýþýndaki bütün sistem, görüþ ve bunlarýn uygulayýcýlarý anlamýna gelen “tâðut” larý reddetmek; ALLAH’a imandan da önce gelir ki; kalp, dil ve kafadaki tüm sapýklýklar ve sahte ilâhlarýn egemenlikleri öncelikle “lâ = hayýr” süpürgesi ile temizlenmiþ olsun ve boþalan yere de hak/gerçek Ýlâhýn kabulü yerleþsin. “Kim tâðuta küfreder (onu tanýmaz, reddeder) ve ALLAH’a iman ederse o muhakkak kopmasý mümkün olmayan en saðlam kulpa tutunmuþtur. ALLAH kemâliyle iþiten ve bilendir.” (2/Bakara, 256)

Ýslâm, “lâ (hayýr)” kýlýcýyla tâðutlarla iþbirliðini, onunla yardýmlaþmayý, ona tâviz vermeyi, onunla uzlaþmayý kesip atar. Bir tevhid eri için “lâ” ile isyan bayraðýný çektiði küfür ve þirkle uzlaþma nasýl mümkün olabilir? Uzlaþma olursa küfre ve tâðutlara kýyam nasýl gerçekleþir? Tevhidin gereði olan câhiliyyeye ve tâðutlara kýyam olmadan da Ýslâm’ýn hâkimiyeti hayal olur. Tevhidin bu esasýný en iyi anlayan ve en güzel uygulayan peygamberler de kendi çaðlarýndaki tâðutlarla hiç bir uzlaþmaya yanaþmamýþlar ve ALLAH’ýn dininden zerre kadar tâviz vermemiþlerdir. Firavun, Nemrut ve Ebû Cehillerle pazarlýða oturmamýþlar, onlarla Avrupa Birliði tarzýnda birlik oluþturmaya yanaþmamýþlar ve onlarýn hevâlarýnýn ürünü olan kural ve kanunlarla, aynen onlarýn yönetimi gibi bir yönetim oluþturmaya kalkmamýþlardýr. Ýlke ve kurallarýný onlarýn isteklerine göre deðiþtirip belirlememiþler, tam tersine onlarý kendi doðru ilke ve kanunlarýna uymaya çaðýrmýþlar, bir mutlak otorite olarak sadece ALLAH’ý kabul etmeyen tâðutlarla savaþmýþlardýr.

Her çeþit Ýslâmî mücadele ve hizmetlerin esaslarý, ancak Müslümanlarýn istediði þekillerde ve Ýslâmî esaslara göre tanzim edilir. Bugün Firavunlarýn tesbit ve müsaade ettiði, yönlendirdiði, sýnýrlarýný çizdiði alanda mücadele ve çalýþmayý tercih eden müslümanlar, Firavun’lara açýkça cephe almadan onlarý nasýl altedeceklerdir?

Hýristiyanlýðýn tevhid dini olma vasfýndan saparak, her türlü kapitalistçe sömürünün, zâlim güçlerin, þirkin emrine ve hizmetine girmesiyle sonuçlanan tahrifatýna sebep, Konstantinius’un 325 yýllarýnda hýristiyanlýkla Roma despotizmini uzlaþtýrmasý olmuþ, bugün de kolaylýkla her þeyle, her sistemle uzlaþabilecek mirasý hýristiyanlýk, o zamanlardan muharref bünyesine almýþtýr.

Küfrün ve þirkin çeþitlerinden herhangi biriyle uzlaþma ve tâvizi red; bâtýlla “uyuþma”yý red anlamýna geldiði gibi, “uyuþukluðu” da reddetmek demektir. Tâviz, hoþgörü, diyalog ninnileriyle uyutulan, uzlaþma afyonuyla uyuþturulan devin, hipnotizörü ve doktor kýyafetindeki katili farkedip þahlanýþýdýr bu red. Uyanýþ ve diriliþtir. Kötülüðe/Bâtýla elle, dille ve hiç olmazsa kalple karþý çýkýp deðiþtirme bilinci ve görevi ile bâtýlla/münkerle uzlaþmayý, “bundan sonrasýnda hardal tanesi kadar iman yoktur.” hükmüyle deðerlendirmektir. Tâvizi ve uzlaþmayý red: “Kim ALLAH’a sahip, o neden mahrum; kim ALLAH’tan mahrum o neye sahip?” diyebilmektir. Câhiliyyenin zorladýðý uzlaþmaya direnmek, Ýslâmî hareket ve ümmet güçlerinin yardýmlaþmasý ve dayanýþmasýyla gerçekleþebilir.

Uzlaþmayý reddetmek deyince, insanca münasebetleri, sosyal iliþkileri kesip uzlet içinde yaþamayý, toplumsal baðlarý koparmayý kast etmiyoruz; Ýbrahimî ve Muhammedî tavrý hayata geçirmeyi kast ediyoruz. Onlar küfürle/bâtýlla uzlaþsalardý ateþe atýlýr, memleketlerini terk etmeye mecbur kalýr, ölümle burun buruna olurlar mýydý?

Mü’min nasýl olur da Kur’an’ýn “neces (pislik)” (9/Tevbe, 28) dediði müþriklere inanç, fikir, dil veya eylemlerinde tâviz vererek, tevhidle uzlaþmasý ve tevhide bulaþmasý mümkün olmayan pisliðe kapýsýný açar? Küfrün azýna veya pisliðin küçüðüne bile olsa, nasýl tahammül edip rýza gösterir? Hele o pislikle iç içe yaþayýp, o pisliði hoþ görebilir? Mü’min nasýl olur da hayvanlardan daha aþaðýda olanlarla (7/A’râf, 179) iþbirliðine, uzlaþmaya, birleþmeye, birlik oluþturmaya girer? Nasýl olur da o hayvanlarýn ahýrlarýnda, onlarla beraber oturup kalkar (4/Nisâ, 140), beraber ayný yemlikten yemlenir?

Mü’min nasýl olur da kâfirlerin önüne attýklarý dünyevî geçici çýkarlarý gözünde büyüterek, onlarýn çürük iplerine yapýþmayý, ALLAH’ýn kopmaz ipine (2/Bakara, 256) tercih eder? Tâðutu reddederek saðlam ipe yapýþmasý gerektiði halde, onlarýn uzattýðý çürük ipin kendisini ALLAH’a ve cennete ulaþtýracaðýný, kendisini yükseltebileceðini nasýl ümit edebilir?

Tevhid, Þirkten ve Müþriklerden Berî/Uzak Olmayý Zorunlu Kýlar

“Bir zaman Ýbrâhim, babasýna ve kavmine demiþti ki: ‘Ben sizin taptýklarýnýzdan uzaðým. Ben yalnýz beni yaratana kulluk yaparým. Çünkü O, beni doðru yola iletecektir.’ Bu sözü, ardýndan geleceklere devamlý kalacak bir miras olarak býraktý ki, insanlar (onun dinine) dönsünler.” (43/Zuhruf,26-28) “Ýbrâhim’de ve onunla beraber olanlarda, sizin için gerçekten güzel bir örnek vardýr. Onlar kavimlerine demiþlerdi ki: ‘Biz sizden ve ALLAH’ý býrakýp taptýklarýnýzdan uzaðýz. Sizi tanýmýyoruz/reddediyoruz. Siz bir tek ALLAH’a inanýncaya kadar, sizinle bizim aramýzda sürekli bir düþmanlýk, nefret ve öfke belirmiþtir…” (60/Mümtehýne, 4). ALLAH’a ve âhiret gününe gönülden iman edenlerin, Ýbrâhim (a.s.) ve arkadaþlarý gibi, müþriklerden, onlarla birlikteliklerden, onlarýn câhilî deðerlerinden kesin bir kopuþla ayrýlýp beraat ilân etmeleri gerekir.

Hicret, Müþriklerden Yüz Çevirmek; Küfrü, Þirki, Haramlarý ve Bunlara Yaklaþtýran Ortamlarý Terk Etmektir

Þirkten, küfürden ve kendisini olumsuz þekilde etkileyecek her türlü fesat ortamýndan hicret farzdýr. Bu anlamda her mü’min, muhâcir olmak zorundadýr. Bu hicret, en azýndan onlarla kaynaþýp uzlaþmamak, onlara benzeyip onlara itaat etmeme yönüyle ortaya konmalýdýr. ALLAH’a iman etmek, þeytanî olan her þeyden hicret etmek demektir. Toplumun kirliliklerine bulaþmamak, þirk ortamýndan, fesat ve günahlardan kaçýnmak, mânevî pisliklerden uzaklaþmaktýr, en büyük amaç. Ahlâkî hicret; mânevî kirliliklerin sembolü olan putlara uzak durma konusunda sebat edip, onlarla cihadý sürekli kýlmaktýr. Bu cihadýn amacý, öz benliklerimizde ve toplumsal yaþamýn içinde var olan bütün mânevî pisliklerden berî olmaya devam etmektir. “Muhakkak ki iman edenler, hicret edenler ve ALLAH yolunda cihad edenler, iþte onlar ALLAH’ýn rahmetini umabilirler.” (2/Bakara, 219; 9/Tevbe, 20)

Öteki dünyaya kesin iman eden mü’minler, maddî kazançlar umarak ALLAH’ýn gazabýna uðramýþ zâlim toplumlarla dostluk kurmamalýdýrlar. Çünkü ilâhî hoþnutluktan nasibi olmayan kimselerle dost olmak, “sürekli hicret” bilincine sahip olan mü’minlere yakýþmaz. Mü’ minler onlarý terk ederek Rabbânî hoþnutluðun elde edilebileceði güzel ameller yurduna hicret etmelidir.

Sadece müþrikleri, hýristiyan ve yahûdileri deðil; ayný zamanda, dünya ile âhiret arasýnda tam tercih yapamayan, kâfirlerle yardakçýlýk mânâsýnda iliþkiler kuran, münâfýklarla dost olan kiþiliksiz insanlarý velî edinmek de biz mü’minler için haramdýr. Onlarla bizim aramýzda güzel bir ayrýlýþla öte yanýna geçtiðimiz hicret duvarlarý vardýr. ALLAH’ýn gazabýna uðrayan bir toplum ile dostluk kurmak “kötülükten hicret etmemek” anlamýna geldiði için, mü’minlere yasaklanmýþtýr. “Sürekli hicret þuuru” ilâhî rýzâdan nasibi kalmamýþ kimseleri terk etmeyi gerektirir. Kur’an’a kulak verelim: “Ey mü’minler! ALLAH’ýn gazabýna uðrayan toplum ile dost olmayýn! Onlarý dost edinenlerin öteki dünya ile ilgili hiçbir ümitleri kalmamýþtýr. Týpký kâfirlerin (þimdi) mezarlarýnda yatanlarý tekrar görme ümitlerini kaybetmiþ bulunmalarý gibi.” (60/Mümtehine, 13).

Dostluk ve Düþmanlýk

Kur’an, baþkalarýyla deðil; ancak mü’minlerin birbiriyle kardeþ olduðunu vurgular (49/Hucurât, 10). Dostluk da ancak, mü’minlerin birbirleri arasýnda olur: “Mü’min erkekler ve mü’min hanýmlar birbirinin velîleri/dostlarýdýr.” (9/Tevbe, 71)

Kur’an’da Ýslâm’a ve müslümanlara karþý düþmanca ve zâlimâne tavýr takýnanlar, insanlarýn Ýslâm’dan haberdar olmasýný önlemeye çalýþanlar iki yerde “ALLAH’ýn ve sizin düþmanlarýnýz” þeklinde nitelendirilmiþtir (8/Enfâl, 55-61).

Yeryüzünde düþmanlýk kaçýnýlmazdýr; insanlarýn bir kýsmý, diðerlerine düþman olacaktýr: “Birbirinize düþman olarak oradan (cennetten) inin! Artýk, Benden size hidâyet geldiðinde, kim Benim hidâyetime uyarsa, o sapmaz ve þakî/bedbaht olmaz.” (20/Tâhâ, 123)

Ýnsanýn, düþmansýz þekilde yaþamasý, ulaþýlamayacak bir hedeftir, ütopyadýr. Ýnsan, yaratýlýþýndan itibaren çevresini ALLAH’ýn izniyle koruyucu güçler (melekler) yanýnda; zararlý varlýklar (þeytanlar, mikroplar) da sarar. Düþmanlýða yol açan pek çok sebep vardýr. Eðer düþmaný olmayan insanlar olsaydý, peygamberler olurdu; halbuki tüm peygamberlerin hayli düþmanlarý, hem da azýlý düþmanlarý vardýr (6/En’âm, 112-113; 25/Furkan, 31). Önemli olan ALLAH’ýn ve bizim gerçek düþmanlarýmýz dýþýndakileri, kendi hatalarýmýzdan dolayý kendimize düþman yapmamak ve düþmanlarla olan imtihanýmýzý kazanmaktýr.

Müslümanlarýn kimlerle nasýl dostluk yapabilecekleri ve düþmanlarýna da barýþ zamanýnda ve savaþta nasýl davranmalarý gerektiði Kur’an’da net þekilde açýklanmýþtýr. Müslümanlarýn tarihi de farklý inançtan insanlara nasýl davranýldýðýnýn güzel örnekleriyle doludur. Bütün bunlarý bal gibi bilen Papa, Ýslâm ve Peygamber düþmanlýðýný kustuðu zehirle müslümanlara kimleri dost ve düþman kabul etmeleri gerektiðini göstermiþtir.

ALLAH’ýn bizim için râzý olduðu dinin adý olan (5/Mâide, 3) ve bütün peygamberlerin dini olan (2/Bakara, 130-133) Ýslâm, kelime olarak, “barýþ” anlamýna gelen “silm”, “selâm” ve “selâmet”le ayný kökü paylaþýr. Dolayýsýyla “Ýslâm”ýn kelime olarak anlamlarýndan biri de “barýþ”týr. Tüm insanlar, fitneyi terk edip ALLAH’ýn dini olan Ýslâm’a teslim olsalar, her taraf selâmete kavuþup tümüyle barýþ ve kardeþlik hüküm sürer.

Müslümanlarýn Düþmanlarý Kimlerdir?

ALLAH’ýn “Dost Olmayýn!” Dediklerini Düþman Kabul Etmek Zorundayýz. ALLAH, Düþmanlarýmýzý Bizden Daha Ýyi Bilir: “ALLAH, düþmanlarýnýzý sizden daha iyi bilir. Gerçek bir dost olarak ALLAH yeter, bir yardýmcý olarak da ALLAH kâfidir.” (2/Bakara, 45). Bu âyetin bir öncesinde, ALLAH’ýn bizim zararýmýzý isteyenleri haber vermekte, bize önemli düþmanlarýmýz olan ehl-i kitabý tanýtmaktadýr: “Kendilerine Kitab’dan nasib verilenlere baksana! Sapýklýðý satýn alýyorlar ve sizin de yoldan çýkmanýzý istiyorlar.” (2/Bakara, 44)

Kâfirler, apaçýk düþmanýmýzdýr (4/Nisâ, 101). Putlar ve putperestler mü’minlerin düþmanýdýr (26/Þuarâ, 75-77). Mü’minlere en fazla düþmanlýk yapanlar yahûdiler ve müþriklerdir (5/Mâide, 82). ALLAH’ýn düþmanlarýný ve mü’minlerin düþmanlarýný dost edinmek yasaklanmýþtýr (60/Mümtehine, 1-2). Müslümanlarýn müþriklerden ve taptýklarýndan uzaklaþmalarý ve onlarý tanýmayýp onlara düþman olduklarýný açýklamalarý gerekir (60/Mümtehine, 4).

Peygamber ve onun yolunu izleyenler dýþýndakileri dost kabul edenler, âhirette büyük piþmanlýk duyacaktýr: “O gün, zâlim kimse ellerini ýsýrýp þöyle der: ‘Keþke o peygamberle birlikte bir yol tutsaydým! Yazýklar olsun bana! Keþke falancayý dost edinmeseydim! Çünkü zikir (Kur’an) bana gelmiþken o, hakikaten beni ondan saptýrdý. Þeytan, insaný (uçuruma sürükleyip sonra) yapayalnýz ve yardýmcýsýz býrakmaktadýr.” (25/Furkan, 26-29)

Zâlimlerle Dostluk: Kur’an, hiç bir þekilde zâlimlerle dostluða izin vermez. “…Zâlimler için hiç bir velî/dost ve yardýmcý yoktur.” (42/Þûrâ, Karizmatik “…Onlar, ALLAH’a karþý sana hiçbir fayda veremezler. Doðrusu zâlimler birbirlerinin dostlarýdýr. ALLAH da takvâ sahiplerinin dostudur.” (45/Câsiye, 19). Zâlim ise, sadece insanlarýn bedenlerine zarar verip acý çektirenler deðil; insanlarýn kafalarýný ve gönüllerini iþgal edenlerdir. Þirk en büyük zulümdür (31/Lokman, 13); dolayýsýyla ALLAH’a herhangi bir þekilde þirk koþan müþrikler en büyük zâlimlerdir. ALLAH’ýn indirdiðiyle hükmetmeyenler de zâlimlerin ta kendileridir (5/Mâide, 45). Düþmanlýk da öncelikle bu zâlimlere karþý sözkonusu olmalýdýr: “…Zâlimler hâriç (hiç kimseye) düþmanlýk ve saldýrý yoktur.” (2/Bakara, 193)

Umulur ki ALLAH, Gerçek Müslümanlarý, Düþmanlarýna Gâlip Kýlacaktýr: “…Umulur ki Rabbiniz düþmanýnýzý helâk edecek ve onlarýn yerine sizi yeryüzüne hâkim kýlacak da nasýl hareket edeceðinize bakacaktýr.” (7/A’râf, 129) “…Nihayet Biz iman edenleri, düþmanlarýna karþý destekledik. Böylece üstün geldiler.” (61/Saff, 14) “Gevþeklik göstermeyin; üzüntüye kapýlmayýn. Eðer gerçekten iman etmiþ saðlam mü’minler iseniz, üstün gelecek olan sizsiniz.” (3/Âl-i Ýmrân, 139) “Andolsun ki, Peygamber kullarýmýza söz verdik: ‘Þüphesiz onlar, mutlak mansûr ve muzafferdirler. Bizim ordumuz þüphesiz üstün gelecektir.” (37/Sâffât, 171-173) “Kim ALLAH’ý, Rasûlünü ve iman edenleri dost edinirse (bilsin ki:) üstün/gâlip gelecek olanlar þüphesiz ALLAH’ýn tarafýný tutanlardýr.” (5/Mâide, 56) “…Ýyi bilin ki, kurtuluþa erecek olanlar sadece hizbullahtýr, ALLAH’ýn tarafýnda olanlardýr.” (58/Mücâdele, 22)

Düþmanlýk ve Dostluk; Tevhidin Gereðidir, Ýmanýn Dýþa Yansýmasýdýr

Düþmanlýk ve dostluk, “Lâ ilâhe illâllah”ýn ayrýlmaz bir özelliðidir. Dinin temeli ve özü olan bu kelime, ayný zamanda dost ve düþmanlýðý da belirler. Dostluðun temeli sevgi, düþmanlýðýn temeli buðz ve kindir. Din de sevgi ve buðzdur; kabul ve reddir. Bundan dolayý, kâfirlerle dostluk; ALLAH’ýn dostluðunu kaybettiren, O’nunla iliþiðinin kesilmesini gerektiren (3/Âl-i Ýmrân, 28) büyük bir suç olduðu gibi, dalâlettir/doðru yoldan sapmaktýr (60/Mümtehine, 1), zâlimlerden olmaktýr (9/Tevbe, 23; 60/Mümtehine, 9) ve kâfirler safýna geçmek, “onlardan olmak”týr (5/Mâide, 51). ALLAH’a düþmanlýk yapanlarý, ALLAH’ýn düþmanlarýný dost kabul etmek; ALLAH’ýn düþmanlýðýný kazanmak ve imaný küfre deðiþmektir. Kâfirleri düþman kabul edip onlardan uzak durmak, Ýslâm akîdesinin bir parçasýdýr. “Tâðutu reddetmek, onu inkâr etmek” olmadan ALLAH’a iman, yeterli deðildir, eksiktir, insaný kurtarmaz. “Kim tâðutu reddedip ALLAH’a iman ederse, o kesinlikle kopmasý mümkün olmayan sapasaðlam bir kulpa sarýlmýþtýr.” (2/Bakara, 256) Tâðuta küfretmeyen, yani onu inkâr edip reddetmeyen kimse, asla mü’min olamaz. Tâðut ise, ALLAH’tan baþka, O’na alternatif olarak ortaya konan düþünce, hayat görüþü, sistem, kiþi veya þeytanlardýr. ALLAH’ýn dýþýnda ve O’na raðmen uyulan, kendisine tâbi olunan, arzulanan, ya da kendisinden çekinilip korkulan her þeydir.

Kiþi, tevhid kelimesini gönülden benimseyip diliyle ikrar etmekle, câhiliyye ve þirk inançlarýnýn tümünü reddettiðini, þuurlu bir þekilde onlardan uzaklaþtýðýný göstermektedir. Ayný þekilde, tevhidi benimsediði için, artýk câhiliyye insanýndan, her çeþit müþrikten de sevgi, baðlýlýk, itaat iliþkilerini koparmasý, yani onlara dostluk sayýlabilecek davranýþlardan kaçýnma sözü vermiþ olmaktadýr. O, kendi safýný ve cephesini belirlemiþ olmaktadýr. ALLAH’ýn ve O’nun sevdiklerinin tarafýný tuttuðu için; kâfirlerden yüz çevirmek ve onlarla iliþkiyi kesmek zorunluluðu hissedecektir. “Onun için sen zikrimize (Kur’ an’a) iltifat etmeyip sýrt çeviren ve dünya hayatýndan baþka bir þey istemeyenlerden yüz çevir.” (53/Necm, 29)

Sonra, örnek gösterilen Ýbrâhim (a.s.)’i rehber edinip onun mirasýna sarýlacaktýr. “Bir zaman Ýbrâhim, babasýna ve kavmine demiþti ki: ‘Ben sizin taptýklarýnýzdan uzaðým. Ben yalnýz beni yaratana taparým. Çünkü O beni doðru yola iletecektir. Bu sözü, ardýndan geleceklere devamlý kalacak bir miras olarak býraktý ki insanlar (dinine) dönsünler.” (43/Zuhruf, 26-28) Ve, müþriklerle muvahhidler arasýndaki kesin ayrýlýk, uzaklaþma ve saflarý belirleyen yol iþaretleri: “De ki: ‘Ey kâfirler! Tapmam, sizin tapmakta olduklarýnýza… Sizin dininiz size, benim dinim bana!” (109/Kâfirûn, 1-2, 6) “Onlar seni yalanlarlarsa de ki: ‘Benim iþim bana, sizin iþiniz de size aittir. Siz benim yaptýðýmdan uzaksýnýz; ben de sizin yaptýðýnýzdan uzaðým!” (10/Yûnus, 41)

Bu uzaklaþma, ayrýlýk ve saflarý belirleme olmasa, kâfirlere karþý nasýl cihad edilecektir? “Ey Peygamber! Kâfirlere ve münâfýklara karþý cihad et, onlara karþý sert davran. Onlarýn varacaklarý yer cehennemdir. O ne kötü bir varýþ yeridir!” (9/Tevbe, 73) Zihninde ve davranýþlarýnda onlardan ayrýlamamýþ, iliþkilerini ve baðlarýný koparamamýþ bir kimse, eliyle onlarýn zulümlerini nasýl engelleyecek, onlarýn fitnelerini durdurmak için onlarla nasýl savaþacaktýr? “Fitne ortadan kalkýncaya ve din tamamen ALLAH’ýn oluncaya kadar onlarla savaþýn.” (8/Enfâl, 39)

Bu açýklamalardan, müslüman olmayanlarla iliþki kurulmamalýdýr, sonucu çýkarýlamaz. Hiç þüphesiz müslümanlar kâfir ve müþrik olanlarla da müslümanca münasebetler oluþturacaklardýr. Ancak her konuda olduðu gibi bu konuda da ALLAH’ýn koyduðu sýnýrlara, ölçülere riâyet etme mecbûriyetimiz vardýr. Ýþte bu ölçüler aþýlmýþ, tutarsýz, ilkesiz, çeliþkili tutum ve davranýþlarla, kâfirleri velî/dost edinme, onlardan itibar, izzet ve þeref bekleme ve onlarý üstün görme zaaflarý, kompleksleri yaygýnlaþmýþtýr. Müslüman olmayanlarla iliþki; onlarýn kötü, aþaðý, çirkin bir þirk halinden; izzetli, þerefli, itibarlý, üstün bir tevhidî bilince yükselmelerine vesile olmaya yönelik bir teblið iliþkisi olmak durumundadýr. Halbuki tam tersi olmakta, kendilerini aþaðý ve kötü durumda gören kompleksli müslümanlarýn, onlarý dünyevî mevkî ve makamlarý sebebiyle üstün görüp onlara yaklaþarak izzet, itibar kazanma, güçlü olduðu imajý verme gayreti ön plana çýkmaktadýr. Bunun yanýnda ele geçirmiþ olduklarý imkânlarý, yani saltanatlarýný muhâfaza etme telâþý da güçlü ve üstün gördükleri düzenden ve kadrolarýndan yana olduklarý mesajýný vermeye yönelik bu çabalarý tahrik etmektedir. Mümtehine sûresi 8. âyeti þartlarý içinde, bizimle dinimiz konusunda savaþmayan, bizi yurtlarýmýzdan çýkarmaya çalýþmayan gayri müslimlerle, ancak iyilik yapma çerçevesinde iliþki kurulabilir.


Ahmed Kalkan
Vuslat dergisi
Rabbim,her vesiLede SENÝN keremin saklýdýr,
SebepLer sayýsýnca hamd SANA....


“Benimdir” diye bildiklerim Senindir
Beni bende olanlara bende etme
“Ben” diye bildiðim de Senin emrindir
Beni bende býrakýp Senden etme
Rabbim, yüzümü Sana döndüm
Gönlümü de Sana çevir
Rabbim, bir Seni bir bildim
Sevdalarýmý Sende bitir...

MiM




Müslüman olmayanlarla iliþki; onlarýn kötü, aþaðý, çirkin bir þirk halinden; izzetli, þerefli, itibarlý, üstün bir tevhidî bilince yükselmelerine vesile olmaya yönelik bir teblið iliþkisi olmak durumundadýr.

Halbuki tam tersi olmakta, kendilerini aþaðý ve kötü durumda gören kompleksli müslümanlarýn, onlarý dünyevî mevkî ve makamlarý sebebiyle üstün görüp onlara yaklaþarak izzet, itibar kazanma, güçlü olduðu imajý verme gayreti ön plana çýkmaktadýr.

Mümtehine sûresi 8. âyeti þartlarý içinde, bizimle dinimiz konusunda savaþmayan, bizi yurtlarýmýzdan çýkarmaya çalýþmayan gayri müslimlerle, ancak iyilik yapma çerçevesinde iliþki kurulabilir.


Bu uzun yazýyý son üç paragraf ile özetlemek mümkün. toptan iliþki kesmek yerine son paragrafta yer alan görüþ muvacehesinde daha geniþ düþünülmesi gerektiði kanýsýndayým.

güzel bir yazýydý, teþekkürler tefekkür ablam...

...Tefekkür...

Evet gerçekten uzun bir yazýydý....Özetlemeniz için teþekkür ederim MÝM Hocam...

RABBÝM razý olsun...
Rabbim,her vesiLede SENÝN keremin saklýdýr,
SebepLer sayýsýnca hamd SANA....


“Benimdir” diye bildiklerim Senindir
Beni bende olanlara bende etme
“Ben” diye bildiðim de Senin emrindir
Beni bende býrakýp Senden etme
Rabbim, yüzümü Sana döndüm
Gönlümü de Sana çevir
Rabbim, bir Seni bir bildim
Sevdalarýmý Sende bitir...

Yukar git