Haziran 26, 2019, 08:35:10 S
Haberler:

O ki, hanginizin daha güzel davranacaðýný sýnamak için ölümü ve hayatý yaratmýþtýr. O, mutlak galiptir, çok baðýþlayýcýdýr. (Mulk -2)

ÝnanmayanLara ALLAH'ýn Varlýðýný NasýL AnLatabiLÝriz?

Balatan ...Tefekkür..., Ekim 06, 2009, 10:57:07

« nceki - sonraki »

0 ye ve 1 Ziyareti konuyu incelemekte.

Aa git

...Tefekkür...

“Yazar Dr. Furkan Aydýner’ in ateist bazý gruplara ALLAH’ý anlatýrken tutmuþ olduðu görüþme notlarýný içeren kitabýndan özetlenmiþtir.”

Farklý dinlere mensup insanlarýn kafalarýndaki yanlýþ “Tanrý” inancý ile Kur’an’ ýn tarif ettiði “ALLAH” arasýndaki farklar ve Ýslama göre Yaratýcý’ nýn özellikleri nelerdir?”
Kur’an bu soruya çok kýsa, ancak derin manasý olan bir sure (Ýhlas suresi) ile cevap verir. Bu sureyle, ALLAH, insanlar arasýndaki çok yaygýn bir yanlýþý düzeltmeyi murat ettiði gibi, Müslümanlarý da Hýristiyanlarýn düþtüðü hataya düþmekten muhafaza ediyor. Ýhlas suresinde ALLAH, yukarýdaki sorumuza, mealen, þöyle cevap verir: “De ki, ALLAH birdir. O Samed’dir. Doðurmamýþtýr ve doðurulmamýþtýr. O’nun hiçbir dengi yoktur.” Birinci ayet, ALLAH’ýn bir olduðunu ve birden fazla olmadýðýný söyleyerek her türlü þirki reddediyor. Ýkinci ayet, O’nun hiçbir þeye muhtaç olmadýðýný, ancak her þeyin, her an, O’na muhtaç olduðunu ifade ediyor. Üçüncü ayet, teslis inancýnýn yanlýþ olduðunu, doðan ve doðuran bir þeyin ilah olamayacaðýný belirtiyor. (1) Dördüncü ayet, O’nun yaratýcý olarak, bütün yaratýklardan farklý olduðunu ifade ederek O’nu herhangi bir þeye benzetmenin doðru olmadýðýný söylüyor.

Kur’an, her an yaratma halinde olan ve Kayyum isminin tecellisiyle kâinatý an be an varlýk aleminde tutup devam ettiren aktif bir yaratýcýdan bahsediyor. Kainatý saat gibi kurup kendi haline býraktýðýný iddia eden deistlere cevap verircesine Kur’an þöyle diyor: “Göklerde ve yerde bulunan herkes, O’ndan ister. O ise, her an yaratma halindedir.” (Rahman Suresi, 29) Ayet, ilginç bir þekilde, bütün mahlûkatýn her an ALLAH’tan ihtiyaçlarýnýn giderilmesini talep ettiðini ve ALLAH’ýn da bu isteðe cevap verdiðini söylüyor. Ayeti sondan baþa okuduðumuzda ise, sürekli yaratma olmasaydý, varlýklarýn dua etmesinin bir anlamý kalmazdý manasý çýkýyor. Yaratýlan kainatýn her an Kayyum ismiyle varlýk aleminde tutulduðunu þu ayetler haber veriyor: “ALLAH, kendisinden baþka ilâh olmayan daima diri ve yarattýklarýný koruyup idare edendir” (Bakara Suresi, 255 ve Âli Ýmran Suresi, 2).

“ALLAH kainat’ý neden yarattý?” , “Varlýðýný bize bildiren deliller nelerdir?”

Bir Hadis-i Kudsi’de ALLAH þöyle buyuruyor: “Ben gizli bir hazineydim. Bilinmek, tanýnmak istedim; bundan dolayý da beni tanýmalarý, gizli güzellik ve mükemmelliðimi bilmeleri için varlýklarý yarattým.” (2) Bu ifadeye göre, Rabbimiz kendini bize bildirmek ve tanýttýrmak için bizi ve içinde bulunduðumuz kâinatý yaratmýþ. O halde, sonsuz kudret sahibi olan Rabbimiz her türlü yolla kendini bize tanýttýrarak yaratýlýþ gayesini yerine getirmiþ olmalý.

Beni üç hafta öncesinde hiç biriniz tanýmýyordunuz. Þimdi kýsmen tanýyorsunuz. Sizinle yüz yüze görüþüp sözlerimle kendimi anlatmak yerine, baþka iki yolla da kendimi tanýtabilirdim. Birincisi, size bir elçi vasýtasýyla, bir mektup göndererek kendimden bahsedebilirdim. Ýkincisi, hiç kimsenin taklit edemeyeceði eserlerimi size göstererek kendimi tanýtabilirdim. Sizler de eserlerime bakarak ne tür maharetlere sahip biri olduðumu öðrenebilirdiniz. Teþbihte hata olmaz, aynen bu misaldeki gibi, Rabbimiz de, hem peygamberler vasýtasýyla göndermiþ olduðu mesajlarla (ilahi kitaplarla) hem de kâinatta her an cereyan eden sonsuz icraatlarýyla (kâinat kitabýyla) kendini bize tanýtýyor. Hz. Muhammed’in (a.s.m.) þahsýnda tüm insanlýða gönderilen ilk emrin “oku” olmasý da bu sýrdandýr. Aklý baþýnda bir insan, ilahi kelam olan “Kur’an-ý Kerim’i” ve kâinat kitabý olan “Kitab-ý Kebir’i” okuyarak Rabbini tanýyabilir. Bu anlamda, Hz. Muhammed (a.s.m.), Rabbimizi bize bildiren iki kitaptaki ayetleri ders veren bir öðretmen ve bir rehberdir.

Kâinatta gördüklerimiz, doðal yasalara göre iþleyen doðal kuvvetlerin etkileþimiyle oluþan nesnelerdir. Kâinatta her þeyin ALLAH’ýn eseri olduðunu nereden biliyoruz?

Her þeyin ALLAH’ý gösterdiðini görmek için seküler bilimin bize taktýðý “tabiat ve tesadüf gözlüðünü” çýkarmamýz gerekir. Onun yerine, her þeyin hakikatini gösteren “iman gözlüðünü” takmamýz lazým. Determinist bilim, her þeyi, sebep-sonuç iliþkisi içinde açýklayarak sýradanlaþtýrýyor. Kur’an ise, görünürdeki sebepler perdesini aralayarak her þeyin harikulade olduðunu gösteriyor. Einstein’ýn ifade ettiði gibi, “hayatýnýzý yalnýzca iki þekilde yaþayabilirsiniz; birincisi, her þeyin sýradan olduðunu düþünerek; ikincisi, her þeyin olaðanüstü veya mucize olduðunu görerek”. Kur’an, bize ikinci yolu gösteriyor. Ýçinde yaþadýðýmýz alemde “her þey”in harikulade ve mucize olduðunu söylüyor. Bu sýrdandýr ki, Kur’an, ýsrarla, “düþünmez misiniz!”, “akletmez misiniz!”, “akýl sahipleri için þüphesiz bunda ibretler vardýr!” manasýndaki ayetlerle (3) insaný kâinattaki mucizeleri görmeye teþvik eder.

“Neden her insan ALLAH’ý gösteren Ayetleri kolaylýkla göremiyor?”

Kanaatimce, ALLAH’ý bildiren ayetleri görmemize en büyük engel seküler bilimin sebep-sonuç iliþkisine dayalý determinist yaklaþýmýdýr. Örneðin, bir elma, ALLAH’ý bize bildiren mucizevî bir meyve iken, seküler bilim, elmanýn elma aðacýndan, aðacýn çekirdekten ve çekirdeðin DNA’daki programdan, DNA’nýn moleküllerin farklý diziliþinden ve moleküllerin de atomlardan oluþtuðunu açýklayarak sýradanlaþtýrýr. Bir insan, sebepler perdesini kaldýrýp bir elmanýn sonsuz kudret sahibi ALLAH’ýn ilim, kudret, hikmet ve rahmetinden geldiðini anlayabilir. Seküler bilim, her þeyin sebebini araþtýrarak gizemini çözdüðünü düþünüyor. Yani, gördüðünüz nimetlerin arkasýnda bir Mün’im (nimet verici) aramayýn, onlar þu sebepler zincirinin sonuçlarýdýr, diyor. Oysa elmayý elma aðacýndan bilmek, elma suyunu içinde bulunduran “akýllý makinelerin” (vending machine) elma suyunu yaptýklarýný söylemek gibidir. Akýllý makinelere parayý koyup elma suyu kodunu girdiðinizde, makine bize elma suyu veriyor. Para yerine, elma aðacýna su ve gübre verdiðimizde, aðaç bize elma veriyor. Akýllý makineler, elma suyunu yapacak ilme ve kudrete sahip olmadýðý gibi, elma aðacý da, bütün bilim adamlarýnýn bile yapmaktan aciz kaldýðý elmayý yapamaz. Akýllý makinelere meyve sularýný yerleþtiren ilim ve kudret sahibi biri olduðu gibi, ALLAH’ýn akýllý makineleri olan meyve aðaçlarýna da meyveleri takan sonsuz ilim ve kudret sahibi biri vardýr. (4) Seküler bilim, meyveyi aðaca vermekle ahmakça bir hüküm vermiþ oluyor.

Seküler bilimin bu yaklaþýmýnda çok büyük bir yanýlgý vardýr. Bir örnekle ne demek istediðimi açýklayayým: Hayalen Afrika’nýn en ücra bir köyüne yolculuk yapalým. Hayatýnda televizyon görmemiþ bu insanlara, uzaktan kumandalý bir televizyonu hediye olarak beraberimizde götürelim. Bir haftalýðýna köydeki zeki insanlarý toplayýp seküler bilimin determinist yaklaþýmýný anlatalým. Daha sonra da televizyonun bilimsel olarak nasýl çalýþtýðýna iliþkin bir teori geliþtirmelerini isteyelim. Ýçlerinden zeki olaný þöyle bir bilimsel teoriyle gelsin: “Televizyon dediðiniz ekran kutusunda gördüðümüz görüntünün nedeni uzaktan kumandadýr. Ýnanmýyorsanýz, tezimizi test ediniz. Her seferinde kumandaya bastýðýnýzda ekranda bir görüntü çýkýyor ve tekrar basýnca görüntü kayboluyor. O halde, görüntünün sebebi kumandadýr.” Muhtemelen, birçok insan bu teoriyi kabul etmek zorunda kalacaktýr. Ancak televizyondaki programlarýn çok yüksek ilim ve hikmet içerdiðini görenler böyle bir teoriyi kabul etmekte zorluk çekecekler. Onlar, kumandanýn bu denli yüksek ilim ve hikmet sahibi olduðunu makul görmediklerinden bu teoriye þiddetle karþý çýkacaklar.

Ýþte bu misalde olduðu gibi, bizler de akýl sahipleri olarak düþündüðümüzde göreceðiz ki, aðaçlara veya hayvanlara takýlan neticeler onlardan deðildir. En yüksek ilme sahip bilim adamlarýnýn yapamadýðýný inekler veya sinekler elbette yapamazlar. O halde, televizyondaki görüntü bir stüdyodan geldiði gibi, kâinat televizyonunda bize görünen her þey baþka bir alemden geliyor. Televizyon programlarý hayat, ilim, akýl sahibi insanlarýn eseri olduðu gibi, kâinattaki hakiki görüntüler de sonsuz ilim, kudret ve hikmet sahibi Bir’inin eserleridir.

Rabbimiz kâinatý, her an deðiþen filmlerin oynandýðý, dinamik ve canlý bir sinema salonu þeklinde yaratmýþtýr. Gösterdiði bütün filmlerle kendini bize tanýtmak istiyor. Televizyon ve kumandayý yapan, kasýtla ve hikmetle ikisi arasýnda bir iliþki kurduðu gibi, kâinatýn sahibi de hem sebebi hem de sonucu beraber yaratarak aralarýna, hikmeti gereði bir iliþki koymuþtur. (5) Aklý baþýnda olan insan, televizyondaki görüntüyü kumandaya mal etmediði gibi, kâinattaki görüntüleri ve nimetleri de sebeplere havale edemez.

Bize ALLAH’ý bildiren deliller nelerdir?

Ýlginçtir, ALLAH, hem Kur’an’daki cümlelerini hem de kâinat kitabýndaki eserlerini “ayet” diye nitelendiriyor. Kur’an’da en sýklýkla söz edilen kâinat ayetlerinin baþýnda gökyüzü gelir. ALLAH, herkesin her zaman gördüðü ve çoðunlukla hayran kaldýðý gökyüzüne sýklýkla dikkatimizi çeker: “Üstlerindeki göðe bakmazlar mý, onu nasýl bina edip süsledik…” (Kaf Suresi, 6) Bir baþka ayette ise þöyle buyurur: “Göklerin ve yerin yaratýlýþý ile dillerinizin ve renklerinizin farklýlýðý da yine O’nun ayetlerindendir. Ýlim sahipleri için elbette bunda deliller vardýr.” (Rum Suresi, 22). Ýlk ayet, gökyüzüne bakmamýzý ve onun nasýl yaratýldýðýný düþünmemizi emrediyor. Ýkinci ayet ise, göklerin ve yerin yaratýlýþý konusunda ilim elde eden ve bu ilmini kullanarak tefekkür eden insanlarýn ALLAH’ýn varlýðýna iliþkin deliller göreceðini söylüyor. Bu ayetler nazil olalý on dört asýrdan fazla süre geçti. O günden bu yana, insanoðlunun uzay hakkýndaki bilgisinde çok büyük ilerleme oldu. Astronomi diye ayrý bir bilim alaný geliþti. Bu bilgilerin hepsini burada anlatma imkânýmýz yok. Bir misalle, uzay hakkýnda edindiðimiz yeni bilgileri kullanýp, ALLAH’ýn ayetlerini nasýl okuyacaðýmýzý anlamaya çalýþalým.

Gökyüzü ve Uzaydan ALLAH’ýn Varlýðýna Deliller

Gökyüzüne baktýðýmýzda bir açýdan muhteþem bir kubbe gibi görünüyor; bu dünya sarayýnýn, yýldýzlarla yaldýzlanmýþ bir kubbesi hükmünde. Bir baþka açýdan, milyonlarca uzay gemisinin içinde büyük bir hýzla seyahat ettiði bir “uzay denizi” gibi görünüyor. Bir baþka açýdan bakýlýrsa, insan yapýmý uçaklardan milyarlarca defa büyük ve çok daha hýzlý uçaklarýn bulunduðu muhteþem bir “uçak filosu” gibi görünüyor.
Hiç düþündünüz mü gökyüzünde kaç yýldýz olduðunu? Þimdiye kadar bu soruya cevap vermek için çok teþebbüs olmasýna raðmen, hiç kimse kesin bir cevap verememiþtir. 2003 yýlýnda, Avustralya Ulusal Üniversitesi’ndeki bir grup araþtýrmacý, en son teknolojik aletleri kullanarak bir tahmin yapmýþlar. Bulduklarý rakam þöyle : 70.000.000.000.000.000.000.000 (yetmiþ ****ilyon).

(6)
Ayný bilim adamlarýna göre, gökyüzündeki yýldýzlarýn sayýsý yeryüzündeki kum tanelerinin 10 katýndan daha fazla. Uzay ölçeðinde düþününce, bizim yeryüzündeki hâkimiyet kavgamýz, çocuklarýn bir kum tanesini paylaþamama kavgasýna benziyor. Sonuçta, bütün dünyanýn hakimi dahi olsak, elde edeceðimiz, uzay ölçeðinde, bir kumun onda biri kadar bile deðildir. Peki, bu kadar yýldýz ve sayýsýný bilemediðimiz kadar gezegen bize neyi ifade ediyor? ALLAH, bizim dikkatimizi onlara çevirerek, onlarýn nasýl var olduðunu ve böyle muntazam bir sistem dahilinde nasýl hareket ettiðini düþünmemizi istiyor. Biz, sahip olduðumuz kabiliyetler, edindiðimiz bilgi ve tecrübeler ýþýðýnda, sayýsýz denecek kadar çok olan bu yýldýzlarý bir perspektife koyabiliriz. Ýnsan yapýmý olan bir þeyle bu gök cisimlerini mukayese ederek nasýl var olduklarýný anlayabiliriz.
Ýnsan, henüz bir yýldýz yapamadý; ancak bütün ülkeler güçlerini birleþtirerek Uluslararasý Uzay Ýstasyonu adýný verdikleri bir “minyatür gezegen” yapmaya çalýþýyor. O halde, yýldýzlarýn ve gezegenlerin nasýl var olduklarýný, insan yapýmý minyatür gezegene bakarak bir derece anlayabiliriz. Minyatür demekle, insanoðlunun en muhteþem eserlerinden birini küçümsediðimi sanmayýn. Doðrusu, bir ömür harcasam dahi nasýl yaptýklarýný anlamaktan mahrum kalacaðým bu þaheserden dolayý, insanlýk adýna onur duyuyorum. Dünya ve diðer gezegenlerle kýyaslandýðýnda “minyatür” olduðunu söylemek istiyorum. Buradaki insanlar ikinci bir uzay istasyonu yapmaya kalkýþsa, hiç kuþkusuz muvaffak olamayacaklar; çünkü bunun için gerekli olan yüzlerce, binlerce bilim adamý ve mühendisimiz yok. Gerekli aletleri üretecek fabrikalarýmýz yok. Demek ki, minyatür gezegeni yapmak için fizik, mühendislik, biyoloji, matematik gibi birçok bilim alanýnda ileri derecede bilgi sahibi olmak gerekir. Ayný zamanda, bu bilgiyi uygulamak için kas ve makine gücüne ihtiyaç var. Kýsacasý, minyatür gezegenimiz yüksek bir ilim ve büyük bir gücün eseridir. O halde, Uluslararasý Uzay Ýstasyonu’ndan çok daha büyük ve çok daha muhteþem olan trilyonlarca yýldýz ve gezegen, sonsuz ilim ve sonsuz kudret sahibinin eseridir. (7)

Gökyüzüne dikkatle bakan biri, Arapça “LailaheillALLAH” yazýsýndan daha parlak birþekilde ALLAH’ý bildirdiðini görür. Çünkü, eðer dünya bir saraya benzetilirse, ay bizim gece lambamýz; güneþ, sobamýz ve çok parlak elektrik lambamýz; diðer yýldýzlar ise gök kubbemizi süsleyen yaldýzlý, süslü lambacýklarýmýz. O halde, bu yýldýzlarý, güneþi, ayý ve dünyayý kim yapmýþtýr? Kur’an bu soruya þöyle cevap verir: “(ALLAH) gökleri ve yeri hak ile yarattý. O, koþtuklarý ortaklardan münezzehtir” (Nahl Suresi, 3). “O, geceyi, gündüzü, güneþi ve ayý sizin hizmetinize verdi. Yýldýzlar da ALLAH’ýn emriyle hareket ederler. Þüphesiz bunlarda aklýný kullananlar için pek çok deliller vardýr.” (Nahl Suresi, 12). “Ne güneþ aya yetiþebilir, ne de gece gündüzü geçebilir. Her biri bir yörüngede yüzerler” (Yasin Suresi, 40). “Güneþ, kendisi için belirlenen yerde akar (döner). Ýþte bu, aziz ve alim olan ALLAH’ýn takdiridir” (Yasin Suresi, 38). Son iki ayet, güneþin dönüþüne iþaret eder. Astronomi bilimi güneþin döndüðünü 20. yüzyýlda keþfetmesine raðmen, okuma yazmasý olmayan Hz. Muhammed’in (a.s.m.) bunu on dört asýr öncesinden haber vermesi, peygamberliðinin bir delilidir.

Modern astronomiye göre, güneþ saniyede 225 km, dakikada 13.500 km ve saatte 810.000 km hýzla hareket ediyor. En hýzlý yolcu uçaklarýnýn saatte kaç km hýz yaptýðýný düþünürsek, güneþin en hýzlý uçaktan yüzlerce kat daha hýzlý gittiðini anlayacaðýz. 2005 yýlýnda bir Yunan yolcu uçaðý seyahat halindeyken, soðuk hava tertibatý bozulduðu için iki pilotu da donarak ölmüþ ve uçak birkaç dakika içinde daða çakýlmýþtý. O halde, bizim uçaklarýmýzdan milyarlarca kat daha büyük ve binlerce defa daha hýzlý trilyonlarca gök uçaklarý, pilotsuz olduklarý halde, nasýl çarpýþmadan ve düþmeden hareket edebiliyorlar? Ýnsan yapýmý uçaklar veya uzay gemileriyle, yýldýzlarý ve gezegenleri kýyasladýðýmýzda anlayacaðýz ki, ancak sonsuz ilim, sonsuz kudret ve sonsuz hikmet sahibi Bir’i gökyüzündeki yýldýzlarý halk etmiþtir ve her an kontrolünde tutup tedbir ve idaresini görmektedir. Bu sýrdandýr ki, Kur’an: “Þüphesiz ALLAH gökleri ve yeri, nizamlarý bozulmasýn diye tutuyor. And olsun ki onlarýn nizamý eðer bir bozulursa kendisinden baþka hiç kimse onlarý tutamaz” (Fatýr Suresi, 41). Beþer eseri olan füzelere karþý savunma sistemi geliþtirmemize raðmen gökyüzünden üzerimize yaðacak “semavi füzeleri” seyretmekten öte bir þey yapamýyoruz.

Bitkiler Aleminden ALLAH’ýn Varlýðýna Deliller

Sadece yýldýzlar deðil, etrafýmýzda gördüðümüz her þey, farklý dillerle, bize Rabbimizi anlatýyor. Ýçinde yaþadýðýmýz mavi gezegende ALLAH’ý bize bildiren en muhteþem ayetler bitkiler, hayvanlar ve insanlardýr. Hepsindeki ortak ilahi mühür olan “hayat”, her þeyiyle bize ALLAH’ý gösteriyor. Hayatý veren ve devam ettiren, Hayy ve Kayyum olan ALLAH’týr. Kur’an bu hakikati þöyle ifade eder: “(ALLAH) su sayesinde sizin için ekinler, zeytinler, hurmalar, üzümler ve diðer meyvelerin hepsinden bitirir. Ýþte bunlarda, düþünen bir toplum için büyük bir ibret vardýr” (Nahl Suresi, 11). Bu ayet açýkça, bitkilerin ALLAH tarafýndan sudan yaratýldýðýný ve düþünenler için bunda büyük bir ibret olduðunu söylüyor. Bilim, günümüzde hayatýn kaynaðýnýn su olduðunu kabul etmesine raðmen, hayatýn ne olduðunu tam olarak anlamýþ deðildir. Oysa gezegenimizin her karýþýný sýksanýz hayat sahibi bitki veya hayvanlar çýkar.

2004 yýlý itibariyle bitkibilimciler yaklaþýk 350 bin ayrý bitki türünün varlýðýný tespit etmiþ bulunuyorlar. Bütün bu bitkiler, hem birbirinin aynýsý hem de birbirinin gayrisidir. Hepsinin benzer atom, element, molekül ve hücrelerden yapýlmasý ayný olduklarýný gösterirken, hepsinin farklý bir þekli ve nispeten farklý bir DNA kodunun olmasý da ayrý olduklarýný gösteriyor. Bitki deyip geçmemeli. Bir bitkinin yaptýðýný hiçbir insan yapamaz. Yaptýðý iþe göre isimlendirme yapmak gerekirse, her bir yeþil yapraða “oksijen ve yemek fabrikasý” demek daha uygun düþer. Her yeþil yapraðýn milyonlarca yýldýr yaptýðýný, insanoðlu ancak geçen asrýn ortalarýnda bir nebze öðrenebilmiþtir. Dr. Calvin, bir yapraðýn birçok marifetinden birini açýkladýðý için Nobel ödülü almýþtýr. (8) Baþka bir deyiþle, asýrlarca devam eden gayretler sonucunda, ancak en zeki insanlar bir nebze yeþil otlarýn ne yaptýðýný anlamýþlar. Buna raðmen hiçbir bilim adamý bir otun yaptýðýný yapamaz. O halde, aptal ve tembel insanlara “ot gibisin” demekle aslýnda onlara iltifat, ota hakaret etmiþ oluruz. Belki de, Nobel ödülü alacak kadar zeki ve çalýþkan olanlara “ot gibisin” demek daha makul olur!

Hem ot deyip aþaðýladýðýmýz bitkiler bizim için kendilerini feda eden hizmetkârlardýr. Sürekli çalýþýp zaruri ihtiyacýmýz olan oksijeni ürettikleri gibi, vücudumuz için gerekli vitamin ve proteinleri üretip yiyecek olarak kendi hayatlarýný bizim hayatýmýzýn devamý için feda ediyorlar. Ýnsanoðlu, kýrk binin üzerinde bitki ve hayvaný besin olarak kullanýyor. Aðaçlar, muhteþem fabrikalar gibi çalýþýp bize rýzýk yetiþtiriyor. Üzerinde düþünmediðimiz için, bitkilerin bize yaptýklarý hizmeti tam takdir edemiyoruz. Sebepler perdesiyle, meyveyi aðaçtan ve sebzeyi bostandan bildiðimiz için, onlarýn hakiki kýymetini bilemiyoruz. Oysa eðer bir meyveyi fabrikada yapmaya kalkýþsak tanesini milyon dolara alamazdýk! Rýzkýn bol olmasý, kýymetsizliðini deðil, rahmetin çokluðunu gösterir. Nitekim bizim için en kýymetli gýda olan oksijen, bedavadýr; ancak kýymetsiz deðildir. (9)

Her bir bitki, her bir meyve ve her bir sebze harikulade bir ihsan-ý ilahidir, muhteþem bir hediye-i rahmanidir. Örneðin bir firma “çekirdekli bisküvi” imal etse, siz de bisküvinin çekirdeðini topraða ektiðinizde “bisküvi aðacý” çýksa hayret edersiniz. Eminim bütün gazetelerde manþet olur ve bütün televizyonlar böyle bir aðaçtan bahseder! Doðrusu, çekirdekli bisküviye hayret edip binlerce çekirdekli meyve ve sebzeyi sýradan görene hayret etmek lazým!

Seküler bilim ve dinsiz felsefe, her açýdan mucize olan Ýlahi eserleri, tabiat ve sebepler perdesi arkasýna saklayýp sýradanlaþtýrýyor. Ýnsanýn, mevcut olaný farklý þekle sokarak yaptýðý eserlerini de olaðanüstü gösteriyor. ALLAH, gönderdiði en son kitabýnda otuz bir defa tekrarla bize soruyor: “Rabbinizin hangi bir nimetini inkâr edersiniz?” (Rahman Suresi). Eðer, aklýmýzý baþýmýza alýp her bir nimetin kýymetini idrak etsek hiçbirini inkâr edemeyiz. Oysa bu nimetleri tabiat ve tesadüfe havale edince hepsini inkâr ederiz. Hayvan ve insanlarýn muhtaç olduðu vitamin ve proteinleri içeren, onlarýn damak tadýna, aðzýna, diþine, midesine münasip yüz binlerce bitki türü, ALLAH’ýn rahmetinin en aleni burhanlarýdýr. Aklý baþýnda bir insan, bir tek elmayla bile, Rabbini bulabilir. Nanoteknoloji (10) ile inþa edilen elmanýn atom, molekül ve hücre boyutundaki harikulade yapýsý, sahibinin sýnýrsýz ilmini, kudretini ve hikmetini gösterdiði gibi, insanýn gözü, diþi, damaðý ve midesiyle olan irtibatý ve ittifaký, O’nun sonsuz rahmeti, þefkati ve inayetini gösteriyor.

Aklýný yerinde kullanan bir insan bir tek elmadan hareketle bile Rabbini bulabilir. Evet, sadece bir elmayý dahi tam olarak idrak edebilen, Rabbinin varlýðýný idrak edebilir. Yine, bir elma deyip geçmeyin. Bir elmayý yapmak için dünya büyüklüðünde bir fabrika kurup içerisine canlý hücrelerden oluþan bir aðaç dikmeniz gerekir. Bir hücreyi bile yapamayan, elbette milyarlarca hücreden dokunan bir aðacý yapamaz. Faraza bunu yapsa bile, güneþe hükmü geçip onu hassas bir ölçüyle dünya mutfaðýna fýrýn yapamayan elbette elma meyvesini piþiremez. Bir elmayý yapmak için daha bunun gibi binlerce koþul sýralayabiliriz.

Bu ifade ettiklerimizi Bediüzzaman Hazretleri aþaðýdaki veciz ifadelerle dile getirmiþ:

“Bir elmayý halk edecek (yaratacak), elbette dünyada bütün elmalarý halk etmeye ve koca baharý icat etmeye muktedir (kudretli) olmak gerektir. Baharý icat etmeyen, bir elmayý icat edemez. Zira o elma, o tezgâhta dokunuyor. Bir elmayý icat eden, bir baharý icat edebilir. Bir elma bir aðacýn, belki bir bahçenin, belki bir kâinatýn misal-i musaggarýdýr (küçük bir numunesidir). Hem sanat itibarýyla koca aðacýn bütün tarih-i hayatýný taþýyan elmanýn çekirdeði itibarýyla öyle bir harika-i sanattýr (sanat harikasýdýr) ki, onu öylece icat eden, hiçbir þeyden aciz kalmaz.” (11)

Bu sýrdandýr ki, Kur’an, sadece mideyi doldurmak için yemek yerine, yediklerimizin nasýl oluþtuklarýný düþünerek yememizi istiyor: “Ýnsan yediklerine bir baksýn. Biz suyu bol bol indirdik. Topraðý yardýkça yardýk. Ondan daneler, üzümler ve sebzeler, zeytinlikler ve hurmalýklar, bol aðaçlý bahçeler, çeþit çeþit meyveler ve otlar bitirdik; size ve hayvanlarýnýza rýzýk olsun diye” (Abese Suresi, 24-32).

Hayvanlar Aleminden ALLAH’ýn Varlýðýna Deliller

Aklýmýzý ve ilmimizi kullanarak hayvanlara baktýðýmýzda her birinin muhteþem “makineler” veya “yürüyen fabrikalar” olduðunu söyleyebiliriz. Sanayi devriminden bugüne insanoðlu teknolojik aletler üretmekte müthiþ mesafe aldý. Bir asýr önce hayal bile edemediðimiz televizyon, cep telefonu, bilgisayar gibi aletler, günümüzde hayatýmýzýn bir parçasý haline geldiler. Her gün yenisine þahit olduðumuz “teknoloji harikalarý” çaðýnda yaþýyoruz. Seküler bilim bile, insanýn ihtiyaç ve arzularýný gidermek için karmaþýk aletler yapma kabiliyetini, onu hayvandan ayýran temel unsur olarak kabul ediyor. Uçaklar, arabalar, hýzlý trenler, gökdelenler, bilgisayarlar bu kabiliyetin meyveleridir. Herkes kendi tecrübesinden bilir ki, insan yapýmý en basit alet bile ilim ve gücün eseridir. Aletler karmaþýk hale geldikçe, daha çok ilim ve kuvvet gerektirir. Örneðin, tahtadan oyuncak bir arabayý, çok az bir ilim ve kuvvet sahibi bir çocuk yapabilir. Ancak binlerce çocuk bir araya gelse bile en basit motorlu bir arabayý yapamaz. O halde kendi eserimiz olan “teknoloji harikalarýyla” hayvanlarý kýyaslayalým.

Hayatýmýzýn her karesinde görebildiðimiz, hayvanat bahçelerinde televizyon belgesellerinden sürekli telhir halinde bulunan hayvanlarýn yaratýlýþýný ve marifetlerini düþünerek Rabbini bulmak bizler için daha kolay olabilir. Kur’an-ý Kerim hayvanlarda ibret verici iþaretler olduðunu bize þu ayetiyle bildiriyor: “Þüphesiz göklerde ve yerde inananlar için birçok ayetler vardýr. Sizin yaratýlýþýnýzda ve (ALLAH’ýn) yeryüzünde yaydýðý canlýlarda, kesin olarak inanan bir toplum için ibret verici iþaretler vardýr” (Casiye Suresi, 3-4).

Doðrusu, hayvanlara dikkatle bakýp aklýný kullananlar için, ALLAH’ý bize anlatan ibretli iþaretleri görmek hiç de zor deðildir. Kur’an, inanmayanlarý, kör olarak tabir ederek onlarýn, iman yoluyla gözleri hakikate açýlmadýðý sürece, bu ayetleri ve iþaretleri göremeyeceklerini ifade ediyor. Aklýmýzý kullanarak, bir iki misal ile hayvanlardaki ibretli ayetleri okumaya çalýþalým.

Hayvanlarý araþtýran bilim adamlarý bugüne kadar yaklaþýk 2 milyon ayrý hayvan türünü tespit edip isimlendirmiþlerdir. Tahminlere göre, bu rakam mevcut hayvanlarýn ancak yüzde 20’sine denk geliyor. Yaklaþýk 10 milyon ayrý hayvan türü olduðu tahmin ediliyor. (12)

Hayvanlarý inceleyen bilim adamlarýnýn bizlere anlattýðýna göre, en küçük bir hayvan dahi, iþleyiþi itibariyle, bizim en büyük teknoloji ürünümüzden binlerce derece daha harikadýr. Baþka bir deyiþle, “beþeri teknolojik aletler” ile “ilahi teknolojik aletler” diyebileceðimiz hayvanlarý kýyasladýðýmýzda aralarýnda çok büyük farklar görürüz. Yaptýðý “yüksek teknolojilerle” gururlanan insanoðluna ALLAH göndermiþ olduðu kitabýnda meydan okuyor: “Ey insanlar! (Size) bir misal verildi; þimdi onu dinleyin: ALLAH’ý býrakýp da yalvardýklarýnýz (taptýklarýnýz) bir araya gelseler bile bir sineði dahi yaratamazlar. Sinek onlardan bir þey kapsa, bunu ondan geri de alamazlar. Ýsteyen de aciz, kendinden istenen de!” (Hac Suresi, 73). Bir sinek yapmak þöyle dursun, o sineðin en küçük bir hücresini yapmak bile mümkün olmamýþtýr bugüne kadar. O halde Kur’an’ýn ayetiyle soralým: “Yoksa onlar bir yaratýcý olmaksýzýn mý yaratýldýlar? Veya kendi kendilerini mi yaratýyorlar?” (Tur suresi, 35).

Hayvanlarýn harika vücut sistemleri ALLAH’ýn varlýðýna, milyonlarca türleri sayýsýnca, belki tüm hayvanlar sayýsýnca iþaret ettiði gibi, hayvanlardaki faydalar ve neticeler de ALLAH’ýn hikmet ve rahmetine þahitlik yapar. Kur’an bu hakikati þöyle ifade eder: “Ehli hayvanlarda da sizin için birer ibret vardýr. Onlarýn karýnlarýnda, kan ile fýþký arasýndan çýkan ve içenlerin boðazýndan kolayca geçen halis bir sütle sizi besleriz” (Nahl Suresi, 66). Demek ki, öyle hayvan deyip geçmemeliyiz! Kýzdýðýmýz insanlara da “hayvan!” deyip hayvanlarý aþaðýlýk mahlûk gibi görmemeliyiz! Hayvanlarý yaptýklarý iþlere göre isimlendirirsek inek, koyun ve keçiye “süt ve et fabrikasý”, tavuða “yumurta ve et fabrikasý”, ipek böceðine “ipek fabrikasý”, arýya da “bal fabrikasý” dememiz daha münasip olur! Doðrusu, bu hayvanlarýn diðer faydalarýný düþündüðümüzde, bu tarzda bir isimlendirme bile noksan kalýr.

Yukarýdaki ayette ALLAH, inek de dahil olmak üzere, evcil hayvanlarda ibretler olduðunu söylüyor. Doðrusu bu hikmetleri anlamak için veterinerlik diye ayrý bir bilim dalý geliþmiþ. Binlerce bilim adamý þimdiye kadar bu hikmeti anlamaya çalýþmalarýna raðmen henüz bitirmiþ deðiller. Örneðin, ineðin nasýl süt yaptýðýný anlamaya çalýþan Dr. Virtanen, süt yapamadý, ancak inekten nasýl daha çok süt alacaðýmýzý keþfetti. Bundan dolayý kendisine Nobel ödülü verdik. (13) Þimdi size soruyorum, ineðin yaptýðýný bir derece anlayan, ancak yapamayan birine Nobel ödülü verilirse, her bir ineðe acaba nasýl bir ödül vermek lazým?

Kanaatimce, ineklerin yaptýðýný bir derece de olsa anlayan her insan, onlara büyük saygý duymak zorundadýr. Doðrusunu isterseniz, ineðe tapan Hindularýn (her ne kadar yaptýklarý küfür de olsa) neden taptýklarýný az-çok anlayabiliyorum. Bence, ineði sýradan bir varlýk olarak görmek, ineðe tapmak kadar þaþýlacak bir þeydir.

Bediüzzaman Hazretlerinin ifade ettiði þu veciz ifadeler buraya kadar anlattýklarýmýzýn özeti gibi:

“Baþta inek ve deve ve keçi ve koyun olarak süt fabrikalarý olan validelerin memelerinde, kan ve fýþký içinde bulaþtýrmadan ve bulandýrmadan ve onlara bütün bütün muhalif olarak hâlis, temiz, safi, mugaddî (gýdalý), hoþ, beyaz bir sütü koymak; ve yavrularýna karþý o sütten daha ziyade hoþ, þirîn, tatlý, kýymetli ve fedakârane bir þefkati kalplerine býrakmak; elbette o derece bir rahmet, bir hikmet, bir ilim, bir kudret ve bir ihtiyar ve dikkat ister ki; fýrtýnalý tesadüflerin ve karýþtýrýcý unsurlarýn (elementlerin) ve kör kuvvetlerin hiçbir cihetle iþleri olamaz.” (14)

“Ýnsan”ýn ALLAH’ýn Varlýðýna Delilleri

ALLAH’ý bildiren bir baþka delil, belki de en önemlisi, bizim iç dünyamýzda gerçekleþiyor. Her insan kendi yaratýlýþýný ve kendisine her gün verilen nimetleri düþünerek Rabbini bulabilir. Ýnsanýn kâinat içinde her bir þeyde gördüðü delillere “afakî”, yani “dýþsal” deliller; kendi þahsýnda gördüðü ve hissettiði delillere ise, “enfüsi”, yani “içsel” deliller denir. Ýçsel deliller, anlaþýlmasý daha kolaydýr, çünkü þahsi tecrübeye dayanýr. Maalesef, birçok insan, kendi varlýðý üzerinde düþünmediðinden bu delilleri görmekte zorluk çeker. Oysa Kur’an, birçok ayette insanýn yaratýlýþýndaki ibrete dikkatimizi çekiyor: “Sizin yaratýlýþýnýzda ve (ALLAH’ýn) yeryüzünde yaydýðý canlýlarda, kesin olarak inanan bir toplum için ibret verici iþaretler vardýr” (Casiye Suresi, 4). Modern teknolojinin esamesinin olmadýðý bir dönemde, insanýn yaratýlýþý “ilahi ültrasonla” gözlemlenmiþ gibi Kur’an’da tarif ediliyor: “Sonra nutfeyi alaka (aþýlanmýþ yumurta) yaptýk. Peþinden, alakayý bir parçacýk et haline soktuk; bu bir parçacýk eti kemiklere (iskelete) çevirdik; bu kemikleri etle kapladýk. Sonra onu baþka bir yaratýþla insan haline getirdik. Yapýp yaratanlarýn en güzeli olan ALLAH pek yücedir” (Müminun Suresi, 14). Ýnsanýn ana rahmindeki bir damla sudan insan haline getiriliþini ilk defa müþahede eden bilim adamý gördüklerini “mucize” olarak tabir etmiþ. Ýlginçtir, bu konuda seküler anlayýþla hazýrlanan belgeseller bile, “hayat mucizesi” demek zorunda kalmýþlar. (15)

Ýnsanlarýn büyük bir çoðunluðu, kendi hayat yolculuðunda yaþadýðý bu mucizeyi unutarak, sanki gökten zembille inmiþ gibi, gafil ve nankör bir þekilde yaþýyor. Kur’an’daki þu ayet aklý baþýndaki insanlarý bu gafletten uyandýrýp kendi yaratýlýþ mucizesini görmeye teþvik ediyor: “Görmedi mi o insan; Biz onu bir damla sudan yarattýk da sonra o, Bize apaçýk bir düþman kesiliverdi?” (Yasin suresi, 77). Ýnsanýn bir damla sudan yaratýlýþý ancak sonsuz ilim, kudret ve hikmet sahibi Bir’inin eseri olabilir. Aksini iddia eden varsa bir damla sudan bir insan yaparak veya insanýn tek bir hücresini yaparak iddiasýný ispat edebilir. Kur’an, on dört asýrdýr inanmayanlara bu konuda meydan okuyor. (16) Þimdiye deðin, bu meydan okuyuþa bir cevap verilemediði gibi, çok ileri teknolojiye raðmen, buna cevap verilebileceðini söyleyen de yok. Bu, hem Kur’an’ýn ilahi kitap olduðunu hem de ALLAH’ýn bütün canlýlarýn Yaratýcýsý olduðunu ispat ediyor.

Ýnsanýn yaratýlýþý mucize olduðu gibi, doðduktan hemen sonra, ona validesinin memelerinden “anne sütünün” ikramý da ayrý bir “rahmet mucizesi”dir. Birçoðumuz bunu sýradan görüyoruz. Þöyle bir düþünün, annelerin memelerinden süt deðil de “portakal suyu” gelseydi ne yapardýk! Herhalde, hayret eder ve herkesle paylaþýrdýk. Eminim, televizyon kanallarýnda birinci haber haline gelirdi! Oysa annelerin memelerinden “portakal suyu” yerine “süt” gelmesi, binlerce kat daha harika ve hayret edilmesi gereken bir þeydir. Bilim adamlarý henüz “anne sütünün” yerini tam olarak tutacak hiçbir þey bulamadýklarý için annelere çocuklarýný emzirmelerini tavsiye ediyorlar. Anne sütü örneðinde olduðu gibi, birçok þey, belki de her þey, aslýnda harikulade ve mucize olmasýna raðmen sürekli gördüðümüz için onlarý sýradan bir þey gibi algýlýyoruz. “Akýl gözünü” dikkatle açanlar, “sýradanlýk perdesini” aralayarak her þeyin arkasýndaki mucize fiilleri ve onlarýn Faili’ni görebilir.

Ýçsel delillere bir örnek daha vermek istiyorum. Her insan kendi bedeni üzerinde düþündüðünde Rabbini bildiren ayetleri görebilir. Vücudumuzun her azasý, muhteþem yapýsý ve iþleyiþi, düzeni ve sayýsýz hikmetleri ve faydalarýyla bize sonsuz ilim, hikmet, rahmet ve kudret sahibi Bir’inden haber veriyor. Sizinle yakýn zamanda yaþadýðým bir hadiseyi paylaþarak ne demek istediðimi açýklayayým. Benim aðzýmda “insan yapýmý” diþler ve “diðer diþler” var. Ýnsan yapýmý diþlerimi, sokakta karþýlaþtýðým bir insana yaptýrmadým. Diþ hekimliði fakültesinden mezun olup kendi alanýnda yýllarca tecrübe edinen bir “diþ hekimine” yaptýrdým. Niye sýradan bir insana gitmedim de bir diþ hekimine gittim? Cevabý gayet basit: Çünkü diþ için en uygun malzemeyi bularak onu diðer diþlerimle uyumlu bir kalýba sokup sonra da damaðýma yerleþtirmek, öyle basit bir iþ deðil. Herkesin elinden gelmez. Diþ konusunda derin bilgisi ve diþ yapýp yerleþtirecek aletleri olmayan biri bu iþi yapamaz.

Þimdi “insan yapýmý” diþler ile “diðer” diþleri kýyaslayalým. Hangisi daha iyi? Hangisi daha saðlam? Hangisi daha mükemmel? Elbette “diðer” diþler. Bunun en bariz örneði, eðer saðlam diþleriniz varsa, hiçbir diþçi, gelin bu diþleri çýkaralým, aðzýnýza teknoloji harikasý diþler yerleþtirelim demez. Þimdi, aklýmýzý baþýmýza alýp düþünelim: “Ýnsan yapýmý” diþler yüksek bir ilim ve kudretle oluyorsa, onlardan her açýdan daha mükemmel olan “diðer” diþler kendi kendine veya tesadüfen olabilir mi? Ýlim ve þuurdan mahrum, cahil ve aptal doðal kuvvetlerin eseri olabilir mi? O halde, insan yapýmý olmayan her bir diþimiz bize ALLAH’ý bildiriyor. Ýnsan vücudunun en basit parçalarýndan biri olan diþler bu þekilde bize Rabbimizi bildiriyorsa, göz, burun, beyin gibi yüzlerce organýmýzýn ALLAH’ý nasýl bildirdiklerini de sizin zekâvetinize havale ediyorum.

Yazýmýzýn baþýndan buraya kadar anlattýklarýmýzý özetleyecek olursak: Rabbimiz kainatý muhteþem bir kitap haline getirip, ondan yazdýðý sayýsýz cansýz ve canlý varlýklarýn kelimeleriyle (ayetleriyle) kendini bize tanýtýyor. Bu kitabý kebir-i kainatýn manalarýný Kur’an-ý Kerimle tercüme etmiþ ve Hz.Muhammed (asm) gibi bir mualim-i ekberle bu kitabý nasýl okuyacaðýmýzý ders vermiþtir. Bizler, tesadüf ve tabiatýn kapkara gözlüðünü çýkarýp, Kur’anýn sunduðu þeffaf gözlükle kainat kitabýný okuduðumuzda herbir þeyde Rabbimizi görebilir, icraatlerini müþahede edebilir, hikmetlerini tefekkür edebiliriz. O’nu hem hadsiz mükemmel eserleriyle tanýyabilir ve hem de sonsuz nimetleriyle sevebiliriz.

Bu yazý yazarýn Nesil Yayýnlarý’ndan çýkan 11 Eylül’e Raðmen Amerika’da Yükselen Ýslam isimli kitabýndan alýnmýþtýr.

Dipnotlar

(1) ALLAH’ý beþerileþtirmek birçok dinin yaptýðý temel bir hatadýr. Hýristiyanlýk ve Yahudilik, ALLAH’a evlat isnat ederken, çok tanrýlý dinlerde ise tanrýnýn doðduðuna inanýlýr. Eylül ayýnýn ikinci haftasýnda, Unity Kilisesi’nin düzenlediði Dünya Dua Günü programýna katýlýrken, Hindu konuþmacýnýn þu sözleri beni hayli þaþýrtmýþtý: “Bugün bizim için çok önemli bir gün. Çünkü Hindularýn iman ettiði en büyük tanrýnýn doðum günüdür.”
(2) Keþfu’l-Hafa, 132. hadis.
(3) Yamina Mermer, 1995 yýlýndaki Bediüzzaman Sempozyumu’nda sunduðu, “Risale-i Nur’da Sebep-Sonuç Ýliþkileri” isimli tebliðinde þöyle demektedir: “Kur’ân-ý Kerim, meselâ 310 defa “semâvat”tan, 45l defa “arz”dan, 262 defa “yaratma”dan, çok azý Kur’ân ayeti anlamýna gelmek üzere 382 defa “âyet”ten bahsederek bunlarýn ALLAH’ý tanýtan âyetler, þahitler olduðuna dikkati çeker. “Bak,” “Bakmazlar mý?”, “Düþünmezler mi?” gibi birçok teklifiyle de kâinata ve yaratmaya bakýp düþünmemizi emreder.”
(4) Üniversitede okuduðum yýllarda diþ hekimi dostum Ýdris Çamlýbel’den duyduðum bir hadiseyi hiç unutamýyorum. Bir hafta sonu, Ýdris Bey, 5 yaþlarýndaki kýzýyla birlikte pikniðe gider. Kýzý o güne kadar hiç kiraz aðacý görmemiþ. Piknikte gördüðü ilk kiraz aðacý onu çok heyecanlandýrýr, babasýna koþarak gider ve þöyle der: “Baba, baba! Gördün mü! Gördün mü! Þuradaki aðaca kiraz asmýþlar.” Babasý, kýzýnýn söylediðine önce güler; ancak manasýný düþününce, çocukça bakýþýn daha doðru olduðunu anlar.
(5) Bediüzzaman, sebep-sonuç halkasýyla her þeyin yaratýlmasýnýn hikmetini þöyle açýklýyor: “Ey esbabperest (sebeplere tapan) ve tabiata tapan biçare adam! Madem her þeyin tabiatý (varlýk özü), her þey gibi mahlûktur (yaratýlmýþtýr); çünkü sanatlýdýr ve yeni oluyor. Hem her müsebbeb (sonuç) gibi, zahirî (görünen) sebebi dahi masnu’dur (sanatlýdýr). Ve madem her þeyin vücudu, pek çok cihazat (cihazlara) ve âletlere muhtaçtýr. O halde, o tabiatý icat eden ve o sebebi halk eden bir Kadir-i Mutlak (Sonsuz Kudret Sahibi) var. Ve o Kadir-i Mutlak’ýn ne ihtiyacý var ki aciz vesaiti(vasýtalarý), Rubûbiyetine ve icadýna teþrik (ortak) etsin. Hâþâ! Belki doðrudan doðruya müsebbebi (sonucu), sebep ile beraber halk ederek, cilve-i Esmasýný (Ýsimlerinin yansýmasýný) ve hikmetini göstermek için, bir tertip ve tanzim (düzen) ile zahirî (görünürde) bir sebebiyet, bir mukarenet (iliþki) vermekle, eþyadaki zahirî kusurlara, merhametsizliklere ve noksaniyetlere merci’ (dayanak) olmak için, esbap ve tabiatý dest-i kudretine (kudret eline) perde etmiþ; izzetini o suretle muhafaza etmiþ.” (Lem’alar, 23. Lem’a, Tabiat Risalesi.)
(6) Söz konusu araþtýrmayla ilgili makaleye þu adresten ulaþabilirsiniz: http://www.cnn.com/2003/TECH/space/07/22/stars.survey/
(7) Kur’an’ýn bir ayetinde þöyle deniliyor: “And olsun ki, onlara “gökleri ve yeri yaratan kimdir?” diye sorsan, elbette ALLAH diyecekler” (Lokman Suresi, 25). Bu ayette “onlar” zamiriyle inanmayanlar kastediliyor. Bu ayet iki önemli noktayý dikkatimize sunuyor: Birincisi, inanmayanlara ALLAH’ý anlatýrken en büyük ve bariz ayetler olan göklerin ve yerin yaratýlýþýndan baþlamamýz daha uygundur. Ýkincisi, inanmayanlar bile muhteþem ve muazzam göklerin ve yerin yaratýlýþýný baþka türlü izah edemezler; iyice düþündüklerinde çaresiz kalýp “ALLAH” diyeceklerdir.
(8) http://nobelprize.org/nobel_prizes/chemistry/laureates/1961/calvin-bio.html
(9) Piyasa sisteminde fiyatlar, mal ve hizmetin deðerine göre deðil, arz ve talebe göre belirleniyor. Ýnsan için zaruri olan oksijenin bedava olmasý, kýymetsizliðini deðil, bol olduðu için kimsenin parayla talep etmediðini gösterir. Kapitalist sistemde insanlarýn mal ve hizmete piyasa fiyatýna göre kýymet vermesi bir yanýlgýdýr. Piyasada alýnýp satýlmayan birçok þey, gerçekte paha biçilmez kýymete sahiptir.
(10) Maddenin atomik veya moleküler boyutta incelenerek yepyeni özelliklerinin açýða çýkarýlmasý.
(11) “Küre-i arz (dünya) maðazasýndan me’kûlât (yiyecek) ve meþrubat (içecek) ve libas (elbise) ve sair ihtiyaçlarýnýzý temin ediyorsunuz. Parasýz aldýðýnýz bu mallarý “Ýlâhî hazine”den almayýp birer birer esbaba (sebeplere) yaptýracak olursanýz, acaba bir nar tanesini ne kadar zamanlarda elde edip ne kadar pahalý alacaksýnýz? Çünkü o nar, bütün eþyayla alâkadardýr. Az bir zamanda, az bir kýymetle husule gelmesi imkân haricidir. Ve ayný zamanda, ondaki ziynet, intizam (düzen), sanat, rayiha (koku), tat ve koku gibi lâtif þeylerden anlaþýlýyor ki, o nar tanesi öyle bir Sani’in masnûudur (sanat eseridir) ki, icadýnda külfet (zorluk) ve mübaþeret yoktur” (Bediüzzaman Said Nursî, Hubab Risalesi, Mesnevi-i Nuriye).
(12) Toplam hayvan türünün 100 milyon olduðunu tahmin eden bilim adamlarý da var: http://news.bbc.co.uk/2/hi/science/nature/4013719.stm
(13) Dr. Virtanen, ineklerin süt verimini artýrmakla ilgili çalýþmasýndan dolayý 1945 yýlýnda Nobel Kimya Ödülü aldý.
(14) Bediüzzaman Said Nursî, 7. Þua, Ayetü’l-Kübra Risalesi.
(15) En saygýn belgesel yapýmcýlarýndan NOVA’nýn çýkardýðý “the Miracle of Life” (Hayat Mucizesi) ismindeki belgesel, bunun bariz bir örneðidir.
(16) Yazarýn Nesil Yayýnlarýndan çýkan, Rabbini Arayan Thomas isimli kitabýnýn sekizinci bölümünde, Kur’an’ýn bu meydan okuyuþu karþýsýnda ateist Thomas’ýn nasýl ilzam olduðunu okuyabilirsiniz.

Dr. Furkan Aydýner[/i][/color][/size]
Rabbim,her vesiLede SENÝN keremin saklýdýr,
SebepLer sayýsýnca hamd SANA....


“Benimdir” diye bildiklerim Senindir
Beni bende olanlara bende etme
“Ben” diye bildiðim de Senin emrindir
Beni bende býrakýp Senden etme
Rabbim, yüzümü Sana döndüm
Gönlümü de Sana çevir
Rabbim, bir Seni bir bildim
Sevdalarýmý Sende bitir...

Yukar git