Temmuz 17, 2019, 08:44:43
Haberler:

O ki, birbiri ile âhenktar yedi göðü yaratmýþtýr. Rahmân olan Allah'ýn yaratýþýnda hiçbir uygunsuzluk göremezsin. Gözünü çevir de bir bak, bir bozukluk görebiliyor musun? (Mulk -3)

Ýþin Ýçinde ALLAH (C.C) Var...!

Balatan ...Tefekkür..., Eyll 30, 2009, 12:03:58 S

« nceki - sonraki »

0 ye ve 1 Ziyareti konuyu incelemekte.

Aa git

...Tefekkür...



Hani hep söyleriz ya “iþin içinde falan kiþi var, filan kiþi var” diye. Eðer iþin içinde olan kiþi güvenilir biri ise, sizi rahatlatmak için, güvenilir deðil ise, uyarýp, tedbir almak için söylenir.

Geçen gün, bir dostumla sohbet ederken, söz dönüp dolaþýp ölüme geldi. Týpký bizim, hatta her þeyin, dönüp dolaþýp nihai noktada ölüme varacaðý gibi.

“Çok korkuyorum dedi” ölümden.

Kýsa bir sessizlikten sonra: “Duyarsýz kalmaktansa, korkmak daha iyidir.” diye cevap verdim.

“Fakat benim korkum baþka. Hem beynimi iyiden iyiye kemirmeye baþladý.”

Muhatabým rahat konuþsun diye, “Her þeyin mutlaka bir izahý vardýr ve bunun da tek çaresi, þüphesiz konuþmak ve araþtýrmaktýr” dedim.

“Ben, yeniden diriliþin imkânsýz olduðunu düþünüyorum. Topraða karýþmýþ bedenimiz, nasýl olur da yeniden toparlanýp eski haline gelecek. Yýkýlmýþ bir binayý yeniden aynen yapmak mümkün mü? Yerine bambaþka bir bina dikiyorlar. Kerpicinden harcýna, demirinden tuðlasýna kadar her þeyi farklýdýr.” dedi.

Dostumun bu ifadelerinden ziyade, konuþma esnasýndaki tedirginlik ve korkuyla karýþýk heyecaný dikkatimi çekmiþti. “Meþkûk bir küfrü andýran bu ruh haleti bu kadar huzursuz ve tedirgin edici ise, küfr-ü mutlak’ýn kalp ve ruhlara saldýðý dehþeti tarif etmek herhalde imkânsýzdýr.” diye düþündüm. Bir an Bediüzzaman’ýn þu ifadelerini hatýrladým; “Onun o vaziyetinden Cehennem daha serin olmaz mý? Elbette o ehl-i dalâlet ve sefâhet, yüz bin lezzeti ve zevki alsa da, yine o manevî bir cehennem, kalbinde yaþar ve yakar. Fakat pek kalýn gaflet sersemliði, muvakkaten hissettirmez”

“Evet iman-ý taklidi çabuk þüphelere maðlup olur. Ondan çok kuvvetli ve çok geniþ olan iman-ý tahkikide pek çok meratib var. O mertebelerden ilmelyakin mertebesi çok bürhanlarýn kuvvetiyle binler þüphelere karþý dayanýr. Halbuki taklidi iman, bir þüpheye karþý bazen maðlup olur.

……

Hem bir mertebesi de hakkal yakindir. Onun da çok mertebeleri vardýr. Böyle imanlý zatlara þübehat ordularý da hücum etse maðlup edemezler.”

Bu samimi itiraflar penceresinden nur külliyatýnda ki daha pek çok çarpýcý tespitler birer sinema þeridi gibi akýl gözüme görünüp kayboldular. Daha önce anlamakta güçlük çektiðim birçok konuyu bu vesileyle bir anda anlamýþ oldum. Ýþte muhatabýmýn ruh aynasýnda bu hakikatleri daha net okuyabiliyordum.

Evet, bunlar birer teþhisti, fakat dostumun tedaviye ihtiyacý vardý. Ne yapmam, nerden baþlamam gerekir diye bir an düþündüm.

Þu var ki, Üstadýn ayný cümlelerini düþünmekten de bir türlü kendimi alýkoyamýyordum. Sanki “sadece teþhis deðil tedavi de bendedir” der gibi zihnimden uzaklaþmýyordu.

Bir taraftan vaziyeti idare eden ifadeler kullanýrken, diðer taraftan da bu vecizeye odaklanmýþtým. Az sonra kendi kendime “Doðru ya! Bu adamýn problemi iman zaafýdýr. Öyle ise oradan baþlamak lazým” dedim. Yani Allah’a imandan… Allah’ýn kudretinden, Allah’ýn büyüklüðünden…

Dile kolay gibi gelen bu halet-i ruhiye yi yaþamak gerçekten çok zordur. Ne kadar aciz olduðumu bir kere daha anlamýþ oldum. Acze düþen herkesin yaptýðý gibi ben de duaya sarýldým.

Dostum, çayýný yudumlarken ben de ruhumun ellerini açarak, kalbimin diliyle; “Ya Rabbi, sen kupkuru bir aðacýn eliyle þerbet gibi üzümü, zehirli bir arýnýn eliyle benzersiz tadý olan balý verdiðin gibi, benim gibi bir âcizin eliyle senin marifetine susamýþ bu kuluna çare olacak bir deva ver.” diye yalvardým.

Benim iç dünyama kapanmamdan kaynaklanan kýsa süreli sessizliðimin, dostumu, daha çok endiþelendirdiðini daha sonra ki görüþmemizde öðrendim. “Herhalde bunun bir açýklamasý yoktur ki, sessiz kalmayý tercih etti diye yorumlamýþtým.” dedi.

Her ne ise, yalvarýþlarým karþýlýksýz kalmadý ki, böyle durumlarda yerinden okumak daha etkileyici ve hatýrlatýcý olur diye müracaat ettiðim kýrmýzý kitaplarým gözüme iliþti. Hemen davrandým ve lem’alarý usulca çektim, karýþtýrmaya baþladým.

On üçüncü lem’adan okumam gereken yeri buldum ve baþýmý kaldýrýp, “müsaade ederseniz þuradan bir yer okumak istiyorum. Belki istifade ederiz,” dedim.

Aradýðýný bulmak üzere olan bir insan edasýyla “tabii ki hemen okuyalým” diyen dostumun yüz ifadesini, ne anlatmam ve ne de unutmam mümkün deðildir. Çölde, susuzluktan dudaklarý kurumuþ rengi benzi sararmýþ, belki þu kum tepesinin arkasýnda biri çýkar ümidiyle bekleyen bir yolcunun yüz ifadesini andýrýyordu.

“Gerçek susamýþlýk meðer buymuþ” dedim kendi kendime.

On üçüncü lem’anýn on üçüncü iþaretini okumaya baþladým.

“þeytanýn en büyük bir desisesi, hakaik-i imaniyenin azameti cihetinde insanlarý aldatmasýdýr…

Her kelimesini dikkatle dinleyen muhatabým “yani” dedi…

—Yani, sizin ifade buyurduðunuz gibi. dedim

—Nasýl,

—Demiþtiniz ya,

—Ne demiþtim.

—Bu kadar insan ölüp topraða karýþtýktan sonra nasýl bir daha dirilecek. Diye.

—Ha, evet

“Hz. Adem’den kýyamete kadar gelen bütün insanlarýn tek tek, unutulmadan, karýþmadan, karýþtýrýlmadan yeniden dirilmesi elbette ki, muazzam bir meseledir. Ýnsan kuvvetinin altýndan kalkabileceði ve insan aklýnýn rehbersiz kavrayabileceði bir mesele deðildir.” dedim

Dostumun, “bak gördün mü? Bu kitap ta beni onaylýyor. Aklýn yolu birdir” ifadelerine, sonra hep beraber gülmüþtük.

“Evet, tabi ki seni onaylýyoruz, iþin gerçeði bu.” Dedim.

Dostum, “peki ne olacak þimdi.” Sorusuna,

“Okumaya devam edelim.” Dedim.

“Pek de cevaba benzemiyor. Ancak, baþka çare de kalmadý. Oku bakalým.” dedi.

“Elcevap: þeytanýn bu desisesini susturan sýr “Allahu Ekberdir. Ve cevab-ý hakikisi de Allahu Ekberdir. Çünkü insanýn aciz kuvveti ve zayýf kudreti ve dar fikri, böyle hadsiz büyük hakikatleri “Allahu Ekber” nuruyla görüp tasdik ediyor. Ve Allahu Ekber kuvvetiyle o hakikatleri taþýyor.”

Burada durdum. Kitaptan baþýmý kaldýrýp dostumun simasýna baktým. Aman Allah’ým! Birkaç satýrlýk yazýda ne vardý ki, bu sima birden bu kadar deðiþebildi.

Mütebessim bir çehreyle, galiba anladým. Ama yine de sen devam et. Dedi.

Bir ayet mealiyle devam ettim.

“insan der: çürümüþ kemikleri kim diriltecek, sen de ki; kim ilk olarak onlarý yoktan var etmiþ ise o diriltecek.”

Düþünmesini saðlamak için biraz durdum. Kýsa bir sessizlikten sonra, “Yani þunu mu demek istiyor; Diriliþ hadisesi büyük ise, bunu yapacak olan Allah daha büyüktür.”

“Evet, aynen öyle, biz kendi kendimize dirilmeyeceðiz. Býrak dirilmeyi, saati kurduðumuz halde uykudan uyanamýyoruz. Çoðu zaman iþimize geç kalýyoruz. Ama yeniden diriliþi Allah, bize býrakmayacak, týpký kýyamete benzeyen kýþ mevsiminden sonra baharýn yeniden diriliþini bize býrakmadýðý, sonsuz kudretiyle kupkuru aðaçlarý yeniden dirilttiði gibi.

Ýþte bu sebeptendir ki, gerek ezan ve namaz ve gerekse hac gibi Ýslami þeairde sýklýkla ve tekrarla “Allahu Ekber”, “Allahu Ekber” deniliyor. Yani, Allah büyüktür. Sizin, “Bu nasýl olacak?” diye hayret edip altýndan kalkamayacaðýnýz her þeyden daha büyüktür. Üstadýn ifadesiyle;

“Allahu Ekber’in bir vech-i manasý, Cenâb-ý Hakkýn kudreti ve ilmi her þeyin fevkinde büyüktür; hiçbir þey daire-i ilminden çýkamaz, tasarruf-u kudretinden kaçamaz ve kurtulamaz. Ve korktuðumuz en büyük þeylerden daha büyüktür.

Demek haþri getirmekten ve bizi ebedi yokluktan kurtarmaktan ve saadet-i ebediyeyi vermekten daha büyüktür. Her acip ve tavr-ý aklýn haricindeki herþeyden daha büyüktür ki, “bütün nefislerin diriltilmesi, bir nefsin dirilisi gibidir”. âyetinin iþaretiyle, bütün insanlarýn haþri ve neþri, birtek nefsin icadý kadar o kudrete kolay gelir. Bu mânâ itibarýyledir ki, darb-ý mesel hükmünde büyük musibetlere ve büyük maksatlara karþý, herkes “Allah büyüktür, Allah büyüktür” der, kendine tesellî ve kuvvet ve nokta-i istinat yapar.”

“Bu ayet meali ve kýsa yorumu bir iksir gibi bütün þüphelerimi aldý götürdü, Allah razý olsun” dedi.

Ben, “Madem anlaþýlmasý bu kadar kolaydý niye þimdiye kadar anlayamýyorduk?” demekten kendimi alamadým,

Verdiði cevap, beni hayretler içerisinde býrakmýþtý.

“Yahu! Ýþin içinde Allah’ýn olduðunu unutmuþuz” dedi.

Bu güzel cevabýn ardýndan, soðuttuðumuz çaylarýmýzý tazelemek üzere mutfaða götürürken, arkamdan, “demin korkudan, þimdi de sevinçten çay içemeyeceðim galiba” deyiþinin yüreðime kýrýk bir mýzrap gibi dokunduðunu itiraf etmeliyim.

Ferhat Aslan
Rabbim,her vesiLede SENÝN keremin saklýdýr,
SebepLer sayýsýnca hamd SANA....


“Benimdir” diye bildiklerim Senindir
Beni bende olanlara bende etme
“Ben” diye bildiðim de Senin emrindir
Beni bende býrakýp Senden etme
Rabbim, yüzümü Sana döndüm
Gönlümü de Sana çevir
Rabbim, bir Seni bir bildim
Sevdalarýmý Sende bitir...

Yukar git