July 20, 2019, 02:44:17 AM

News:

Fakat daha görmeden Rablerinden (azabýndan) korkanlara gelince, onlar için gerçekten hem baðýþlanma hem de büyük mükâfat vardýr. (Mulk -12)


Bin Yýl Önceki Türkler...

Started by liprade, September 20, 2009, 10:03:46 PM

previous topic - next topic

0 Members and 1 Guest are viewing this topic.

Go Down

liprade

BÝN YIL ÖNCEKÝ TÜRKLER



Divanü Lugatit-Türk eserine dayanýlarak Türklerin bin yýl önce nasýl yaþadýklarý gözler önüne serildi...

Türklerin bin yýl önce giyim kuþamlarýna özen gösterdiði, ütülü elbise, ipek mendil, eldiven ve havlu kullandýðý belirtildi. Kýyafetlerini özel yöntemlerle çeþitli renklere boyayan Türkler, kendi icatlarý yoluyla zehirli yemeði de ortaya çýkarýyordu.

Türk Dil Kurumu (TDK) Baþkaný Prof. Dr. Þükrü Haluk Akalýn'ýn kaleme aldýðý ve Çince ile Uygurca'ya da çevrilen kitabýnda, Kaþgarlý Mahmud'un "Divanü Lugati't-Türk" eserine dayanýlarak Türklerin bin yýl önceki ilgi çekici geleneklerine yer veriliyor.

TÜRKLER 1000 YIL ÖNCE DE ÜTÜ KULLANIYORDU

Çin'de basýlarak 8 Eylül'de Pekin'de tanýtýmý gerçekleþtirilecek "Bin Yýl Önce, Bin Yýl Sonra-Kaþgarlý Mahmud ve Divanü Lugati't-Türk" isimli kitapta yer alan bilgilere göre, Türkçede "ütü" olarak kullanýlan söz, Divanü Lugati't-Türk'te "ütüg" olarak geçiyor. Bu alet, Kaþgarlý Mahmud tarafýndan, "mala biçiminde olan, ýsýtýldýktan sonra giysilerin kýrýþýklýklarýna bastýrýlarak sýcaklýðýn etkisiyle bu kýrýþýklýklarýn düzleþmesini saðlayan demir parçasý" olarak tanýmlanýyor.

Günümüzün ütüsünün ateþte ýsýtýlarak kullanýlan eski biçimi olan "ütüg" için eserlerde, "ütidi" fiili de "ol tonug ütidi (o giysinin kýrýþýklýklarýný ütüledi ve düzeltti)" þeklinde kullanýlýyor.

Sözlük bölümünde yer alan "suvluk" sözünü Kaþgarlý Mahmud "havlu", "eliglik" sözünü ise "eldiven" olarak tanýmlýyor. "Su" sözcüðünün bin yýl önceki biçimi olan "suv" kelimesine getirilen yapým ekiyle türetilen "suvluk"un, el, yüz ve vücuttaki suyu kurutmak amacýyla kullanýlan havlu olduðu anlaþýlýyor.

GÝYÝM KUÞAMLARINA ÇOK ÖNEM VERÝYORLARDI

Bin yýl önce Türklerin giyim kuþamýnda mendili kullandýðý da eserde görülüyor. Erkeðin gerektiðinde burnunu silmek için cebinde taþýdýðý ipek mendil olan "ületü", Divanü Lugati't-Türk'te yer alan bir baþka giyim kuþam aksesuarý olarak öne çýkýyor. Bu veriler, Türklerin bin yýl önce giyim ve temizliklerine dikkat ettiðini, ütülenmiþ kýyafet ve ipek mendillerle dolaþtýðýný gösteriyor.

GÝYSÝLERÝNÝ BOYUYORLARDI

Eserde, giyim kuþam ile ilgili bir baþka ayrýntý da "bodudý" sözüyle gözler önüne seriliyor. Eski Türkçedeki "bodudý" sözü, "boyadý" anlamýnda kullanýlýrken, Kaþgarlý Mahmud'un bu söz için getirdiði örnek, "ol tonug bodudý (o giysisini boyadý)" þeklinde görülüyor.

Kaþgarlý Mahmud, giysi boyanabileceði gibi baþka þeylerin de boyanabileceðini ve bu fiilin onlar için de kullanýlabileceðini belirtirken, giysinin nasýl boyandýðý konusunda bilgi verilmese de bu örnek, Türklerin bin yýl önce kýyafetlerini boyadýðýný gösteren bir kanýt olarak ortaya çýkýyor.

ZEHÝRLÝ YEMEÐÝ GÖSTEREN "ÇATU"

Suikastlarýn çoðunlukla zehirleme yoluyla yapýldýðý bir dönemde yemeklere karýþtýrýlan zehri ortaya çýkarmak da büyük önem taþýyordu. Babasý ile beraber aile fertlerini böyle bir suikast sonucunda kaybeden Kaþgarlý Mahmud da zehirli yemekleri ortaya çýkaran "çatu" isimli bir nesnenin var olduðunu, Türk dilinin baþ ucu kitabýnda anlatýyor.

"Çatu"nun "balýk duyargasý" olduðunu, kimilerine göre ise Çin'den getirilen ve býçak sapý yapýmýnda kullanýlan bir aðaç kökü olabileceðini aktaran Kaþgarlý Mahmud, yemekte zehir bulunup bulunmadýðýnýn da "çatu" sayesinde anlaþýldýðýndan söz ediyor.

Onun verdiði bilgilere göre, zehirli yemek "çatu" aracýlýðýyla þu yöntemle anlaþýlýyor: "Ýçerisinde zehir bulunduðu sanýlan çorba ya da yemek bir kapta getirilir. Daha sonra bu yemek 'çatu' ile karýþtýrýlýr. Eðer içerisinde zehir varsa ateþ yanmamasýna karþýn çorba ya da yemek kaynamaya baþlar. Ayrýca, 'çatu' kabýn içerisinde konulduðunda da duman çýkmasa bile kabýn kenarlarý buðulanýr."

TÜRKLERÝN TANIÞMA ÞEKÝLLERÝ:

Türklerin o dönemdeki görgü kurallarý ile törelerinden de bahsedilen eserde, Türklerin tanýþma þekilleri de okuyucuya aktarýlýyor. Birbirini tanýmasa dahi karþýlaþan iki kiþinin selamlaþtýðý ve görgü kurallarý gereðince hal hatýr sorduðu Türk geleneðinde iki Türkün tanýþmasý da þöyle anlatýlýyor:

"Birbirini tanýmayan iki adam, karþýlaþtýklarýnda önce selamlaþýrlar. Sonra, 'boy kim? (hangi boydansýn?)' diye sorarlar. Hangi kabiledensin demektir. 'Salgur' diye karþýlýk verir veya boy adlarýndan birini söyler. Bundan sonra konuþmaya baþlarlar veya daha fazla gevezelik etmeden kendi yollarýna giderler. Böylece her biri diðerinin ait olduðu boyu tanýmýþ olur."

Kitapta, ayrýca, iki asker veya iki birliðin karþýlaþtýðý durumlarda birbirini tanýma yolu da izah ediliyor. Kaþgarlý Mahmud'un verdiði bilgilerden, bugün askerlikte, poliste veya benzeri görevlerde kullanýlan "parola sorma" uygulamasýnýn o dönemde de var olduðu ortaya çýkýyor.
 




"Cehalet hýyar olmuþ gidiyor son sürat/  Enkaz-ý beþer koþuyor elde tuzluk alýk surat"

MiM

insanýn geçmiþini öðrenmesi güzel bi duygu...
saðol sevgili liprade, teþekkürler abisi...
böyle enteresan konularý bulup getirmekte bayaðý ustalaþtýn valla ha!
eskiden pek seçici deðildin ya, kýzýyodum biraz...
þimdiyse þapka çýkarýyorum bu tür haberlerine...

liprade

Rica ederim hocam...

Çok ilgimi çeken bir konuydu... Bir kez daha hayran kaldým geçmiþime...

Zaman kabaðý bile olgunlaþtýrýyor... Ucu azcýk da bize dokunsa fena mý..? :)




"Cehalet hýyar olmuþ gidiyor son sürat/  Enkaz-ý beþer koþuyor elde tuzluk alýk surat"

Go Up