Haziran 27, 2019, 04:11:38 ÖÖ
Haberler:

Elif. Lâm. Mîm. Ýþte bu âyetler, hikmet dolu Kitab'ýn âyetleridir. (Lokman -1,2)

Osmanlý padiþahlarý neden hacca gitmediler?

Baþlatan tetri bici, Aðustos 17, 2009, 08:55:02 ÖS

« önceki - sonraki »

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

tetri bici




Yýllardýr pek çok okurum, Osmanlý padiþahlarýnýn hacca neden gitmediklerini ýsrarla sorar durur. Bu hakikaten kafa karýþtýrýcý konuda net bir bilgiye veya beyana sahip deðiliz ne yazýk ki.

Öte yandan da ilginç bir gerçek duruyor karþýmýzda: Osmanlý hanedanýnda, býrakýnýz padiþahlarý, þehzadeler arasýnda bile Cem Sultan’dan baþka kimse hac farizasýný eda etmemiþ. Ancak II. Bayezid’in tam hacca gitmek üzereyken, babasý Fatih’in ölüm haberini aldýðýna ve bir an önce Amasya’dan Ýstanbul’a hareket etmesi gerektiðinden hacca gitmekten vazgeçtiðine dair sýnýrlý bir bilgi var elimizde.

Her iki teþebbüsün de 1481-1482 yýllarýna denk düþmesi ve Fatih’in oðullarýndan gelmiþ olmasý ayrý bir renk katýyor meseleye. O zaman þu soruyu tarihin tozlu tavanýna hevenk üzümü gibi asmamýzda sakýnca yok:

Acaba Fatih 1481 Mayýs’ýnda çýktýðý son seferinde Amasya ve Karaman’da valilik yapan oðullarýný da yanýna alarak Mekke üzerine mi yürüyecekti? Bu soru þimdiye kadar sorulmuþ deðil. Ama hemen hemen ayný yýllarda Fatih’in bir oðlunun hacca niyetlenmiþ, diðerinin ise Memlûklere sýðýndýktan sonra hac vazifesini yerine getirmiþ olmasý karþýsýnda, Fatih’in ölümüyle sonuçsuz kalan son seferine iliþkin böyle bir ihtimali de hesaba katmalýyýz.

Osmanlý padiþahlarýnýn az bilinen akim kalmýþ iki hac teþebbüsü vardýr.

Bunlardan birincisi, II. Osman’ýn, özellikle orduyu ve ulemayý kýzdýran ve feci ölümüne yol açan yarý-siyasî bir hac niyeti içinde olduðunu biliyoruz (1622).

Ýkinci olarak da Sultan Vahdeddin, 1922’de tahttan indirilip yurdu terk ettikten sonra Mekke’ye kadar gitmiþ, fakat bir Ýngiliz oyunuyla hilafetin Þerif Hüseyin’e devredileceði planýndan kuþkulanarak hac vazifesini yerine getirmeden geri dönmüþtü. Ýlginçtir, Tarýk Mümtaz Göztepe’nin verdiði bilgiye göre Vahdeddin, Mekke’deki misafirliði sýrasýnda Kâbe’yi tavaf etmiþ, namazlarýný özellikle Mescid-i Haram’da cemaatle eda etmiþtir.

Garip bir tevafuk eseri olarak 401 yýl arayla cereyan eden bu iki sultanî hac teþebbüsünden birincisi, yeniçerilerce ‘düþman ve hain’ ilan edilen II. Osman’ýn hayatýna mal olacak, ikincisi ise yine ‘hain’ damgasýný bugün bile üzerinden silip atamayan bir eski padiþahýn hayatýnýn son büyük hayal kýrýklýðýný teþkil edecektir.

Osmanlý hanedanýnýn erkek üyeleri arasýnda durum buyken, kadýn üyelerden bazýlarý hacý olmuþlardý. Ýlk hacý Osmanlý hanedan üyesinin Çelebi Mehmed’in kýzý olduðunu biliyoruz. Son üye olarak da I. Mahmud’un kýzý Ayþe Sultan’ý biliyorduk. Ancak Süreyya Faruki’nin çalýþmasý “Hacýlar ve Sultanlar”, hacý olan haným sultanlarýn sayýsýnýn sandýðýmýzdan daha fazla olduðunu ortaya koydu. Muhtemelen þehzadelerin haccý siyasî bir faaliyet fýrsatý olarak deðerlendirebileceði korkusuyla engellenmesine mukabil, kadýn üyeler için böyle bir endiþeye yer bulunmamasý, onlarýn bu dinî vazifelerini daha rahat yerine getirmelerine kapý açmýþ olmalýdýr.

Sorumuza dönelim yine: Osmanlý padiþahlarý neden hacca gitmediler?

Benim kiþisel kanaatim biraz mantýk dýþý görünebilir size: Osmanlý padiþahlarý sanki kendilerini hac gibi yüce bir iltifata layýk görmüyorlardý! Bu davranýþlarýný, Ertuðrul Gazi ile Osman Gazi’ye ortak olarak atfedilen þu Kur’an-ý Kerim’in bulunduðu odada uyumama tavrýyla irtibatlandýrýyorum. Burada adeta kendilerini günahkâr addettiklerinden o yüce vazifeye layýk görmeme tavrýnýn kokusunu alýyorum ben. Dediðim gibi bu tamamen kiþisel bir yorum.

Padiþahlarýn, Peygamber Efendimiz’e (sas), Ehl-i Beyt’e ve mukaddes beldelere duyduklarý derin saygýyý ve bu saygýnýn gereðini yerine getirmek için neler yaptýklarýný bir hatýrlayalým.

Kanuni’nin Mescid-i Haram’ýn minarelerini yenilettiðini ve oðlu Selim’e Cidde’ye su getirmeyi vasiyet ettiðini hatýrlatmak yeterlidir. Yüzyýllar boyu Mekke ve Medine halkýna Sürre alaylarý ile birlikte her yýl hiç aksatmadan son derece deðerli hediyeler yolladýklarýný biliyoruz; yine her yýl “iskât-ý hac” için kendi yerlerine birilerini mutlaka hacca gönderdiklerini de. Bu saygýyla yetiþmiþ insanlarýn hac gibi bir farzý ifa etmek istemediklerini düþünmek anlamlý olmaz.

Demek ki hac ibadetini yerine getirmek istiyorlardý. Yine de gitmediler. Neden?

Hacca gitmeme sebepleri olarak kimileri güvenlik gerekçesini öne sürüyor (‘o kadar kalabalýðýn arasýna girince her þey olabilirdi’), kimileri de devletin baþsýz kalmasý riskini (‘fitne çýkmasýný’) göze alamadýklarýný ve cihadý daha fazla önemsediklerini. Buna göre o devirlerde bir insanýn hacca gidiþ-dönüþü en az 3 ay sürüyordu; dolayýsýyla bir padiþahýn bu kadar uzun süre iþin baþýndan uzak kalmasý anarþiye sebebiyet verebilir, fitne çýkabilirdi. Ne var ki, Halife Harun Reþid’in tam 9 kez hacca gittiðini öðrenince aslýnda isteselerdi bu güvenliði bir þekilde temin edebilirlerdi sonucuna varýyoruz.

Benim kiþisel olmayan yorumum Ahmet Akgündüz’ünküne yakýn:

Oðlu Korkut’u hacca yollayan -gelin görün ki Mýsýr’dan geri çevrilmiþti- II. Bayezid’den itibaren Osmanlý padiþahlarý ve onlarý etkileyen ulema, bir padiþahýn devlet baþkanlýðý görevlerini ‘þahsî ibadetleri uðruna’ aylar boyu terk etmesini caiz görmemiþlerdi. Yani bu tutumda þahsî ibadetlerini kamusal hizmetlerinin önüne geçirmeme kaygýsý aðýr basmýþ ve bu, zamanla hanedanýn erkek üyeleri için tartýþýlmaz bir gelenek halini almýþtý. Nitekim II. Osman da, hacca gitmeye niyetlendiðinde en baþta kayýnpederi Þeyhülislam Esad Efendi kendisine karþý çýkarak, “Padiþahlara hac lazým deðildir, oturup adl eylemek evlâdýr. Caiz ki bir fitne zuhur eyleye” fetvasýný vermiþti.

Osmanlý padiþahý tahtýn üzerinde artýk gerçek bir kiþilik deðil, tüzel bir kiþiliktir ve anlaþýlan, hac gibi þahsî bir farzý uðruna devlet iþlerini aylar boyu ihmal etmesi, dinen caiz görülmemiþtir. Ahmet Akgündüz’ün dediði gibi, “Bazen kamu haklarýndan olan bir mesele, þahsî farzlardan daha ehemmiyetli hale gelmektedir.” Bu nokta üzerinde durmaya deðer.

Mustafa Armaðan