Haziran 19, 2019, 07:07:33 ÖS
Haberler:

Fakat daha görmeden Rablerinden (azabýndan) korkanlara gelince, onlar için gerçekten hem baðýþlanma hem de büyük mükâfat vardýr. (Mulk -12)

SULTAN II. ABDÜLHAMÎD HAN

Baþlatan MiM, Aðustos 04, 2009, 06:10:28 ÖS

« önceki - sonraki »

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

MiM

Aðustos 04, 2009, 06:10:28 ÖS Last Edit: Ekim 18, 2009, 04:50:22 ÖÖ by MiM
SULTAN II. ABDÜLHAMÎD HAN

Fýrtýnalý devrede devleti çözülmekten kurtaran mahir idareci
SULTAN II. ABDÜLHAMÎD HAN

Sultan II.Abdülhamid Han, tarihimizin en talihsiz idarecilerindendir. onun talihsizliði daha tahta çýkar çýkmaz baþlamýþtýr. "Kaht-ý Rical" tabirinin tam olarak kullanýlabileceði bir devrede tahte oturmuþtur. Otuz üç yýllýk saltanatý müddetince, koca bir devleti bütünüyle parçalanmaktan kurtarmasýna, vatan parçasýnýn Ermeniler ve diðer Avrupalý devletlerce parça parça edilmesini önlemesine, periþan bir vaziyetteki ekonomiyi rayýna oturtmasýna, çok þümullü kültür ve eðitim seferberliðini baþlatmasýna raðmen "gelenin keyfi için geçmiþe sövmeyi" âdet edinenlerin kaza oklarýndan kurtulamamýþtýr. Öyle ki günümüze kadar uzanan bir zaman diliminde Sultan II.Abdülhamid gerçek yönüyle ele almaktan ýsrarla kaçýnýlmýþtýr. Hakkýnda gerçekçi bir inceleme yapýlmadan Yahudilerin, Ermenilerin ve emperyalist emellerine mani olduðu için Avrupalýlarýn yakýþtýrdýðý "Kýzýl Sultan" yaftasý bazý yerli tarihçiler tarafýndan ýsrarla kullanýlmýþtýr.
Osmanlý tahtýnda en fazla kalan padiþahlardan olan ve bütün Avrupa ülkelerinin, "hasta adam" tabir ettikleri Osmanlý Devletini pay etme sevdasýna düþtükleri bir devrede tahta oturan Sultan II.Abdülhamid'in hayatý çeþitli cepheleriyle incelendiðinde 19.yüzyýlýn siyasî ve içtimaî panoramasý hakkýnda enteresan bilgiler alýnacaktýr. Biz, þahsiyeti en fazla tartýþma mevzuu olmuþ bir padiþah'ýn hayatýna devrindeki hadiseleri de ele alarak kýsaca göz atacaðýz.

Sultan II.Abdülhamid 21 Eylül 1842'de dünyaya geldi. Babasý Sultan Abdülmecid, annesi Tir-i Müjgan Sultan'dýr.

Ýyi bir tahsil görmüþtür. Arapça, Farsça, Fransýzca ve Tarih üzerine dersler almýþtýr. Ayrýca musiki öðrenmiþ, marangozluk sanatýnda mükemmel eserler yapacak derecede ustalaþmýþtýr. Öyle ki yaptýðý eserlerin yaðmadan kurtulabilenleri görenlerce takdirle karþýlanmaktadýr. Cuma ve bazan vakit namazlarýný kýldýðý Yýldýz Camiindeki, kendisinin ve þehzadenin namaz kýldýðý mahfillerin tahta iþlemesini bizzat kendisi yapmýþtýr.

Sultan II.Abdülhamid, büyük kardeþi Sultan V.Murad'ýn 31 Aðustos 1876'da tahttan indirilmesinden sonra ayný gün Topkapý sarayýnda tahta oturarak cülus etmiþ, 7 Eylül'de Kýlýç alayý yapýlmýþtýr.

Tahta oturduðunda ikbal uðruna türlü desiseler çeviren þahýslar Devletin en mühim kademesinde vazife baþýndaydýlar.

Sultan Abdülaziz Han; Abdülhamid Han'ýn tahta geçtiði esnada en üst seviyede Devlet idaresinde bulunanlardan, Hüseyin Avni Paþa, Midhat Paþa ve Mütercim Rüþtü Paþa'nýn müþterek çalýþmalarýyla ve bizzat Abdülaziz'in üzerine titrediði donanmanýn ve ordunun suistimal edilmesiyle 30 Mayýs 1876'da tahttan indirilmiþ, daha sonra da bilhassa Hüseyin Avni Paþa'nýn planlarýyla 4 Haziran 1876'da saray pehlivanlarýnca her iki bilekleri kesilmek suretiyle þehit edilmiþtir. Öyle ki bu pehlivan padiþah henüz ölmemiþken yanýna doktor yaklaþtýrýlmamýþ, ardýndan Hüseyin Avni Paþa tarafýndan Beþiktaþ Karakoluna naklettirilmiþ, orada hasýr üzerine býrakýlmýþtýr. Sultan Abdülaziz Beþiktaþ karakolunda can çekiþmiþ, daha sonra ruhunu Rahmana teslim etmiþtir.

Abdülaziz Han'ýn katline karýþanlar Yýldýz Mahkemesinde muhakem edilmiþler, neticede ileri gelenler idama mahkum olmuþlardýr. Fakat Sultan Abdülhamid bu idamlarý hapis cezasýna çevirmiþtir.

MiM

Abdülhamid Han'ýn tahta geçtiði 1876 senesi Osmanlý tarihinin dönüm noktasýdýr. Bu tarihte Rusya ile kaçýnýlmaz bir savaþ yaklaþmaktaydý. Balkanlarda huzursuzluk vardý. Ýsyan hareketleri görülüyordu. Sýrbistan ve Karadað Prenslikleri isyan etmiþti. Bosna ve Hersek'te ayaklanmalar devam edip gidiyordu. Girit huzursuzdur.

Bu kanþýk hengâmede tarihimizde ilk Anayasa hazýrlanmýþ ve 23 Aralýk 1876'da ilan edilmiþtir. Bu tarih ayný zamanda I.Meþrutiyetin ilaný tarihidir. Anayasa mucibince teþekkül olunan "Meclis-i Meb'usan" 19 Mart 1877'de açýlmýþtýr. Bu tarihten itibaren padiþah yegâne karar mercii deðildir. Bu durum 13 Þubat 1878'de Meclis-i Meb'usanýn padiþah tarafýndan tatil edilmesine kadar devam etmiþtir. Daha sonra I.Meþrutiyetin ilan edildiði tarih olan 23 Temmuz 1908'e kadar, otuz küsur sene II.Abdülhamid Han'ýn þahsî idaresi baþlayacaktýr.

Birinci Meþrutiyet devresi, Abdülhamid Han'ýn þahsiyetinin Devlet idaresinde tam olarak görülmediði devredir. Kendisinin istememesine raðmen bazý Paþalar ve idareciler Rusya ile savaþta ýsrar etmektedirler. Bu þahýslarýn baskýsý ve Meclisin ýsrarýna, henüz tahta yeni oturmuþ olan Abdülhamid Han karþý koyamaz ve Rusya'ya harp ilan edilir.

Padiþah'ýn bu devrede mühim faaliyetlerinden olarak bazý Devlet ricalini etkili vazifelerden uzaklaþtýrmasý gösterilebilir. Mithat Paþa'nýn 5 Þubat 1877'de Türkiye'den çýkarýlmasý buna misal verilebilir.

Ýyi bir vali olan Mithat Paþa daha sonralarý ikbal hýrsýna kapýlarak türlü entrikalarla devlet çarkýnýn baþýna týrmanmýþ, fakat icraatlarý bu makama layýk olmadýðýný göstermiþtir. Abdülaziz'in hal'inde birinci derecede rol oynamýþtýr. Bosna-Hersek eyâletinde ayyýldýzlý bayraðýn yanýna bir haç ilave ettirmek garabetini göstermiþtir. Kendi adýna ordu kurmak cür'etini göstermiþtir. Devletin amansýz düþmaný Ýngiltere'nin gözü kapalý hayranlarýndandýr. Neticede hýrsýnýn tokadýný yemiþ, þan ve þöhretini kaybetmiþtir...

MiM

Osmanlý-Rus harbi

Abdülhamid Han; henüz tam olarak Devlet idaresine hâkim olamadýðýný, Devletin borçlar içerisinde yüzdüðünü, Orduda tam bir birliðin temin edilemediðini biliyordu ve bu yüzden Rusya ile savaþa girmek istemiyordu neticede Devlet ricalinin ýsrarlarý kararda aðýr bastý ve 24 Nisan 1877'de Rusya'ya harp ilan edildi. Hicrî 1293 yýlýnda cereyan ettiði için tarihimize 93 harbi diye geçen, bir sene devam edecak büyük muharebe baþlamýþ oldu. Bu muharebe Dünyada cereyan etmiþ ve büyük muharebelerden birisidir. Rumeli (Tuna) ve Anadolu (Kafkas) cephesi olmak üzere iki büyük cephede cereyan etmiþtir.

Bu savaþlarda Osman Paþa Tuna cephesinde, Muhtar Paþa Kafkas cephesinde büyük kahramanlýklar göstermiþlerdir. Ancak, Balkan savaþlarýnda en acý þekilde görüleceði üzere bu savaþlarda da ordu erkâný arasýndaki geçimsizlik maðlubiyetler zincirini netice vermiþtir. Gazi Osman Paþa'ya bu çekememezlikler yüzünden, yardým gönderilmesi engellenmiþtir. Bu yüzden üst üste kazanýlan zaferlere raðmen Plevne 10 Aralýk 1877'de Ruslann eline geçmiþtir.

Savaþ esnasýnda kumanda birliði yoktu. Yeterli kumandanlar yoktu. Bu yüzden yeterli müdafaa da yapýlamadý. Neticede Ruslarla 31 Ocak 1878'de Edirne mütarekesi, 3 Mart 1878'de Ayastafanos anlaþmasý imzalanmýþtýr. Abdülhamid Han, bütün diplomatik yollan tecrübe edip, büyük muvaffakiyet kazanarak Osmanlý Devleti için çok kötü neticeler getirecek olan Ayastafanos anlaþmasýnýn yürürlüðe girmesini engellemiþtir. Savaþta oldukça yýpranan ve periþan olan Rusya yeni bir savaþý göze alamamýþtýr.

Rusya ile savaþtan bu þekilde kötü netice ile çýkýldýktan sonra Sultan Abdülhamid, ýsrarýna raðmen savaþ isteyen "Meclis-i Meb'usâný" belli bir zaman göstermemek kaydiyle 13 Þubat 1878'de kapatmýþtýr. Böylece I.Meþrutiyet fiilen sona ermiþ oluyordu.

Meclisin kapatýlmasýndan yaklaþýk üç ay sonra 20 Mayýs 1878'de iktidar deðiþikliði teþebbüsü olmuþtur. Ali Suavi, yanýna topladýðý bir gurupla Çýraðan sarayýna baskýn yapmýþ, V.Murat'ý yanlarýna alarak tahta çýkarmak istemiþtir. Bu teþebbüs Beþiktaþ muhafýzý Hasan Paþa tarafýndan ânýnda bastýrýlmýþ ve Ali Suavi Hasan Paþa tarafýndan öldürülmüþtür.

Ýlk iki senelik saltanatý boyunca camilerde halkla beraber namaz kýlan, halkla haþir neþir olan Abdülhamid Han bu hadiseden sonra aþýn tedbir alan bir idareci hüviyetine bürünmüþtür.

MiM

Berlin Muahedesi ve Ermeni Meselesi

93 Harbinin noktalandýðý Ayastafanos Antlaþmasýnýn uygulanamayacaðýný gören Rusya, Ayastafanos þartlarýndan vazgeçmiþtir. Daha sonra Osmanlý Devleti ile Rusya arasýnda 13 Temmuz 1878'de Berlin anlaþmasý imzalanmýþtýr. Bu antlaþmanýn görüþmelerine Ýngiltere, Almanya, Fransa, Avusturya-Macaristan ve Ýtalya da katýlmýþtýr.

Antlaþmaya göre Rusya'nýn menfaatinin Ayastafanos'a karþýlýk çok az görülmesine raðmen yine de çok aðýr þartlar taþýyordu. Meselâ 61.Maddede, Doðu Anadolu'da Ermenilerin azýnlýk teþkil ettikleri vilayetlerde Ermeniler lehine ýslahat yapýlmasý, ayný ýslahatýn Mekedonya vilayetlerinde de tatbik edilmesi þart koþulmaktaydý. Devletin parça parça olmasýný netice verecek bu hükümler Abdülhamid Han'ýn çok baþanlý diplomatik manevralarý sayesinde asla yürürlüðe konulmamýþtýr.

Ýngiltere, Rusya ve Fransa'nýn kasýtlý olarak Berlin antlaþmasýna koydurduklarý 61.Madde Devletin parçalanmasýný hedefliyordu. Her üç ülkenin de Osmanlý Devleti topraklarýnda gözü vardý.

Doðu Anadolu'yu yutmak isteyen Rusya, Ermenileri kýþkýrtmaya baþladý. 19.Asýr'da Osmanlý Devletinin ve Ýslâm âleminin en büyük ve amansýz düþmaný Ýngiltere de Ermenileri kýþkýrtanlar arasýndaydý.

Halbuki Osmanlý Devleti sýnýrlan içerisindeki Ermeniler büyük bir huzur ve refah içerisinde yaþýyorlardý. Çoðunluðu ticaret ve kuyumculukla meþgul olmaktaydý. Zengin olmuþlardý ve çok rahat bir hayat sürüyorlardý. Tanzimattan sonra devlet memuru da olmuþlardý. Hatta içlerinden vezirliðe, senatörlüðe, nazýrlýða yükselenler de olmuþtu. Diðer azýnlýklar gibi onlar da tam bir din ve vicdan hürriyetine sahiptiler.

Rusya ve diðer Avrupa devletlerinin kýþkýrtmalarý ve büyük çapta yardýmlarýyla 1886'da Ermeniler Ýsviçre'de "Hýnçak" gizli cemiyetini kurdular. Günümüzde olduðu gibi, büyük ekseriyette olduklarý, Rusya'nýn sýnýrlan dahilindeki Ermenistan'da hiçbir faaliyette bulunmayan Ermenilerin hedefi Osmanlý Devletiydi. Ýngiltere ve Rusya gibi devletlerin uþaklýðýný ve maþalýðýný yapmakta kusur etmemeye çalýþýyorlardý.

Gizli cemiyeti kurduktan sonra Avrupa'daki Ermeni zenginlerden para topladýlar. Daha sonra Osmanlý sýnýrlannda yaþayan zengin Ermenilerden zorla maddî yardým aldýlar.

Avrupa'da yetiþen anarþist Ermenilerle, Rusya'daki Ermeniler peyderpey Osmanlý topraklarýna sýzarak çalýþmalara baþladýlar. Neticede Anadolu'da isyanlar baþladý. Ýlk isyan 1894'te Sason'da çýktý. Bundan sonra yer yer Anadolu'da isyanlar çýktýysa da hepsi bastýnldý.

Ýngiltere, Fransa ve Rusya zaman zaman Berlin Muahedesinin 61. Maddesinin yürürlüðe konulmasý için baský yapýyorlardý. Fakat Abdülhamid Han bütün baskýlan göðüslüyor ve sonuçsuz býrakýyordu.

Sultan Abdülhamid Alman Büyükelçisine, 61. Maddeyi yürürlüðe koymaktansa ölmeyi tercih ettiðini söyleyerek bu husustaki kararlýlýðýný açýkça ortaya koymuþtur.

61. Madde yürürlüðe girdiðinde bugün 21 vilayetimizin yer aldýðý bölgede bulunan o zamanki altý vilayet (Diyarbakýr, Erzurum, Sivas, Harput, Van ve Bitlis) Ermenilerin kontrolüne geçecekti. Bugün Doðu bölgesinin elimizde bulunmasýnýn Abdülhamid Han'ýn ustaca politikasýna ve mahir idaresine borçlu olduðumuzu unutmamak lazýmdýr...

Abdülhamid Han'ýn Ermeni isyanlarýný bastýrmada ilk yaptýðý iþ, meseleyi fazla büyütmemek olmuþtur. Zaten Ermenilerin istedikleri de meselenin, Osmanlý Devleti tarafýndan en mühim bir mesele gibi ele alýnmasýný saðlayarak Avrupa devletlerinin dikkatlerini çekmekti.

Abdülhamid Han Ermenilerin karýþýklýk çýkardýklarý yerlerde, orduyu hadiselere müdahale ettirmeksizin karýþýklýðýn ahâli tarafýndan bastýrýlmasý için çalýþmýþ ve bunda da muvaffak olmuþtur. Böylece Ermeniler planlarýnýn aksiyle tokat yemiþlerdir...

Kýþkýrttýklarý Ermenilerin bir netice alamayacaðýný gören Ýngiltere, Fransa ve Rusya 11 Mayýs 1895 tarihli nota ile Berlin antlaþmasýnýn 61. Maddesinin derhal yürürlüðe konulmasýný istemiþlerdir. Ayrýca notaya göre, Doðu vilayetlerinde yeni valiler tayin edilmeli, bu tayinler de büyük devletlerin direktifleri istikametinde yapýlmalýydý. Ayrýca Ermenilerden müteþekkil jandarma birlikleri kurulmalý ve cani ermenilere dersini veren halktan oluþmuþ birlikler daðýtýlmalýydý. Notayý kabul ettirmek için tehdidini ileri götüren Ýngiltere donanmasýný Çanakkale Boðazý önlerine getirmiþti. Fakat Abdülhamid Han, bu tehditlere boyun eðmediðini ve eðmeyeceðini kesin olarak ortaya koymuþtur. 3 Haziran 1895'te verdiði cevabî nota ile, 11 Mayýs notasýný bütünüyle ve kesin bir þekilde, açýk kapý býrakmayacak surette reddetmiþtir.

Abdülhamid Han, Osmanlý Devletine göz dikmiþ bu üç devlete karþý, sýký bir dostluk münasebetleri kurmuþ bulunduðu Almanya ile Avusturya ve Macaristan'ý ileri sürmüþ ve böylece bu ihtiraslý devletleri pasif hale getirmiþtir. Ayrýca Ýtalya ile de iyi münasebetlerim devam ettirerek bu devletin de aleyhte tavýr, almasýný önlemiþtir.

Diplomatik yoldan ve anarþi ile bir neticeye ulaþamayacaklarýný anlayan Ermeni komiteciler, Abdülhamid Han hayatta olduðu müddetçe de hiçbirþey elde edemeyeceklerini anlayarak padiþah'a suikast tertip ederek öldürmeye karar verirler.

Suikast planýnýn tatbiki için uluslararasý anarþistlerle temasa geçerler. Belçikalý anarþist Jorris Ýstanbul'a gelerek Padiþah'ýn selamlýk merasimlerini takip eder.

MiM

Padiþah'ýn her Cuma günü Yýldýz camiinden çýktýktan sonra l dakika 42 saniyede arabasýna bindiði tesbit edilir. Suikast için Viyana'da hususi araba yaptýrýlarak parçalar halinde Ýstanbul'a getirilir. Daha sonra Ýstanbul'da monte edilir. Çok büyük tahrip gücü olan saatli bomba arabaya yerleþtirilir ve Yýldýz camii önüne Padiþahýn arabasýnýn yanýna býrakýlýr. Suikastçilere göre her þey tamamdýr. Fakat onlar takdir-i Ýlâhiyi hesaba katmamýþlardýr. Padiþah o gün âdetinin hilafýna olarak Þeyhülislam Cemâleddin Efendi ile birkaç saniye konuþmak için cami kapýsýnda durur. Tam o sýrada bomba müthiþ bir gürültü ile infilak eder. Atlarýn kemikleri etrafa sýçrayarak çevredekileri yaralar. Camiin önündeki saat kulesi padiþaha siper olmuþtur, herkes telaþ içerisinde saða sola koþuþurken Abdülhamid Han yerinden kýmýldamaz ve yüksek sesle telaþa kapýlmanýn yersiz olduðunu hatýrlatýr. Bu þekilde suikast akim kalmýþ olur.

Suikastýn baþarýsýzlýðýna üzülenler arasýnda emperyalist devletler ve Ermenilerin yaný sýra, Osmanlý vatandaþý olup ta ismi fazlaca duyulanlar da vardýr. Tevfik Fikret ve Ahmet Refik Altýnay bunlardan ikisidir.

Tevfik Fikret Ermeni komitacýlarý tebrik eder, fakat padiþahýn ölmediðine neredeyse aðlar ve üzüntüsünü bomba hadisesini iþlediði "Bir lahza-i teah-hur" þiirinde þöyle dile getirir:

"Ey þanlý avcý, damýný bîhûde kurmadýn,

Attýn, fakat yazýk ki, yazýklar ki vurmadýn!"

Ýttihatçý subaylardan olan Ahmet Refik Altýnay hadiseyi þöyle nakletmektedir:

"Osmanlý milletini Abdülhamit zulmünden kurtarmak için bu hareket-i kahramânânenin, Ermeni vatandaþlarýmýz tarafýndan icra olduðu anlaþýldý."

Abdülhamid'in düþmanlarý kimlerdi?


Avrupalýlar ve Ermeniler azgýn emellerine set çektiði ve þehitlerin kaný bedeline alýnan topraklarýn bir karýþýnýn dahi teslim edilmeyeceðini kesin þekilde ortaya koyduðu için Abdülhamid Han'a müthiþ kin besliyorlardý. Adýný "Le Sultan Rouge" koymuþlardý. Yani "Kýzýl Sultan". Malesef Osmanlý düþmanlarýnca kullanýlan bu sýfat yerli tarihçilerce de büyük bir gaflet eseri gösterilerek kullanýlmýþtýr. Hatta yakýn zamana kadar mekteplerde okutulan tarih kitaplarýnda bu sýfat kullanýlarak Sultan II.Abdülhamid yeni nesillerin gözünde küçültülmek istenmiþtir...

Yahudilerin Abdülhamid Han'a düþmanlýðý


19.Yüzyýlýn baþýndan itibaren Filistin'de bir devlet kurmak için teþkilatlanarak kesif bir faaliyete giriþen yahudiler, Filistin'de kendilerine toprak verilmesi için Abdülhamid Han'a müracaat etmiþlerdir.

Bu maksatla beynelmilel Siyonist faaliyetlerin organizatörlerinden Teodor Hertzel ile Hahambaþý Abdülhamid Hanla görüþerek tekliflerini yapmýþlar fakat padiþah tarafýndan þiddetle azarlanarak huzurdan kovulmuþlardýr. Yahudiler Filistin'de kendilerine verilecek topraða karþýlýk büyük miktarda para vaad etmiþlerdir. Buna müthiþ hiddetlenen Abdülhamid Han, "þehid kanýyla sulanan topraklar para ile satýlmaz!" diye gelenleri kovmuþtur.

Sultan Abdülhamid, tahttan indiriliþinden sonra Selanik'teyken muhafazasýna memur edilen bir yüzbaþýya bu hadiseyi þöyle anlatmýþtýr:

"Bana en çok dokunan; bu mason taslaðý Yahudi'nin hal, (tahttan indiriliþ) kararýný teblið ediþi olmuþtur. Yýldýz'a gelen mebuslar heyetinde Emanuel Karaso'yu hiç unutamýyorum. Bu suretle makam-ý hilâfete hakaret edilmiþtir, yahudilerin Hazret-i Peygamber (a.s.m.) zamanýndan beri sadr-ý Ýslama ve Makâm-ý Hilâfete karþý duyduklan kin ve nefret cümlenin malumudur. Ben Osmanlý tahtýnda iken, siyonistlik dâvasý için bir gün huzuruma beynelmilel (uluslararasý) Yahudi teþkilatýnýn kurucusu Teodor Hertzel ile Hahambaþý gelmiþlerdi. Bunlarý Yýldýz Sarayý'nda kabul etmiþ ve maksatlarýný dinlemiþtim. Her ikisi Yahudiler için bir yurt dileðinde idiler. Bunun için de Kudüs'ü gösteriyorlardý. Hatta utanmadan o Teodor Hertzel:

'Zât-ý Haþmet penâhîlerine arzedelim ki, Kudüs için her kaç milyon altýn tensip buyurursanýz (isterseniz), derhal takdime hazýrýz.' demez mi?

"Kan beynime sýçramýþtý. Düþün ki, yüzbaþý, makam-ý saltanatýmýzda bu iki yahudi, rüþvet teklifi cesaretinde bulunmuþlardý.

'Terk edin burayý, vatan para ile satýlmaz!' diye baðýrmýþtým. Ýçeri giren saray adamlarýna da, her ikisini almalarýný söylemiþtim. Ýþte bundan sonra, Yahudiler bana düþman oldular. Þimdi burada Selanik'te çektiklerim, Yahudilere yurt göstermeyiþimin cezasýdýr!.."

Abdülhamid Han'ýn temas ettiði hadise cidden tarihimizin en acý tablolanndandýr. Bildiði üzere Ýttihatçý ihtilâlciler Ýslam halifesine hal'ini bildirmek için, aralarýnda iki gayri müslimin bulunduðu dört kiþilik heyeti göndermiþlerdir...

MiM

Ýttihad-ý Ýslam Siyaseti ve Ýngiliz Dessaslýðý

Abdülhamid Han insanlara ebedî saadet yollarýný gösteren Ýslam dinine candan baðlý idi. Bütün müslümanlarýn ortak fikir ve kültür alarak Ýslam düþmanlarýna karþý durmalarý için gayret sarfediyordu. Tarihi çok iyi bildiðinden, ne vakit Ýslama sýký bir þekilde baðlanýlmýþ ve Ýlayi kelimetullah için gayret sarfedilmiþse o vakit büyük bir ilerleme kaydedildiði hakikatini göz önünden ayýrmýyordu.

"Bizi yükselten, dinimize karþý duyduðumuz büyük aþktýr" diyordu. Kuvvetli olmak için dine sadýk kalmanýn þart olduðunu söylüyordu. Þöyle diyordu Abdülhamid Han: "Bizi zinde tutabilecek yegâne kuvvet Ýslâmiyettir. Biz hiç de Fuad (Paþa)nýn dediði gibi can çekiþen bir millet deðiliz. Biz canlý, kuvvetli bir milletiz; yalnýz ulu dinimize sadýk kalmamýz þarttýr."

Bütün Ýslam âleminin halifesi sýfatýyla Ýslama ve müslümanlara gelecek tehlikeleri bertaraf etmek için bütün maharetini ve gayretini gösteriyordu. Bunda da muvaffak olduðunu tarih kaydetmiþtir. Dersaadet'le mübarek topraklan birbirine baðlayan demiryolunu yaptýrmýþtý. Bu sayede Ýstanbul'dan Mekke'ye trenle gitmek mümkündü.

Sultan Abdülhamid'in bütün Ýslam âleminde prestiji fevkalade kuvvetliydi. Bu durum Ýslam ülkelerinde gözü olan Ýngiltere'yi ürkütüyordu.

19.Asnn ikinci yarýsýndan itibaren Osmanlý Devletinin birinci derecede düþmaný olarak Ýngiltere görünüyordu. Rusya ikinci planda kalýyordu.

Ýngiltere'nin gözünü diktiði topraklarda Ýslam halifesi Abdülhamid Han'ýn sözü geçiyordu. Hindistan müslümanlarý, halife sýfatiyle padiþaha çok baðlýydýlar. Hindistan, Çin, Filipinler, Endonezya ve bütün Afrika camilerinde Sultan Abdülhamid nâmýna hutbe okunuyordu.

Ýngiltere Baþbakaný Gladstone büyük bir Ýslam düþmanýydý. Avam kamarasýnda, Kur'an'ý eline alýp, "Bu kitap müslümanlarýn elinde olduðu müddetçe onlara galebe çalamayýz. Ne yapýp edip, onlarý bu kitaptan soðutmalýyýz." demiþ ve daha sonra Ýslamiyete hakaretler etmiþ, ardýndan da Kur'an-ý Kerim'i yere çalmýþtý.

Gladstone, Ýngiliz emperyalizmine engel olan Sultan Abdülhamid'in de amansýz düþmanýydý. Devamlý surette aleyhte propagandasýný yapýyor, Avrupa umumî efkârýný Osmanlý devleti aleyhine çevirmeye çalýþýyordu.

Ýslam Birliðine çok dikkat gösteren Abdülhamid Han, bu husus hakkýnda þöyle diyordu:

"Bizim için ehemmiyetli olan Þam ile Mekke arasýndaki demiryolunu en kýsa zamanda inþa edebilmektir. Bu suretle karýþýklýk arttýðýnda süratle asker göndermemiz mümkün olacaktýr. Ehemmiyetli ikinci nokta ise, Müslümanlar arasýndaki baðý öylesine kuvvetlendirmektedir ki, Ýngiliz hainliði ve hilekârlýðý bu saðlam kayaya çarparak parçalansýn."

Gayri müslim ülkelerin düþmanlýklarýndan doðacak saldýrýlara ancak birlik olmakla karþý durulabileceðini söyleyen Abdülhamid devletin "bir din ve iman ülkesi" olduðunu söylüyordu.

MiM

Sultan Abdülhamid Han þöyle diyordu:

"Ýmparatorluðumuz din, îmân ülkesidir ve öyle kalacaktýr. Eðer din anlayýþý yýkýlýrsa, imparatorluðumuzun sonu gelmiþ demektir. Dindaþlarýmýzýn oturduðu memleketlerin, büyük devletlerin elinde olmasý pek acýdýr. Osmanlý Ýmparatorluðuna yirmi milyon müslüman kalmýþtýr. Buna raðmen bütün müslümanlarýn gözü Ýstanbul'dadýr. Düþmanlarýmýz maddî kudretimizi yýkmaya muvaffak olsalar dahi, manevî kudretimiz bakî kalacaktýr.

"Müslümanlarýn bulunduðu yerlerle irtibatýmýz daha sýklaþmalý, birbirimize daha fazla yaklaþmalýyýz. Gelecek için yalnýz bu birlikte ümit vardýr. Ýslâmiyetin birliði devam ettiði müddetçe, Ýngiltere, Fransa, Rusya, Hollanda elimde sayýlýr. Çünkü kendilerine baðlý bulunan Müslüman memleketlerinde Halife'nin bir sözü cihadý meydana getirmeye kâfidir ve bu Hristiyanlar için felâket demektir.

"Henüz zamaný gelmiþ deðil ama, bir gün bütün mü'minler birden kalkýnacaklar ve tek bir insan gibi hareket ederek gâvurun boyunduruðunu kýracaklardýr."

Osmanlý Devletinin içtimaî yapýsý üzerinde de þu deðerlendirmelerde bulunmaktadýr:

"Osmanlý imparatorluðu, dünyanýn birçok milletlerini sinesinde toplamýþ olan bir imparatorluktur. Türkler, Araplar, Kürtler, Arnavutlar, Bulgarlar, Yunanlýlar, Zencilerden ve diðer birçok unsurdan oluþmuþtur. Buna raðmen iman birliði bizi büyük bir ailenin fertleri gibi birbirimize yaklaþtýrýr. Bu sebeple hiçbir zaman Osmanlý imparatorluðu üzerinde fazla durmamak, buna karþýlýk, hepimizin müslüman olduðumuzu bilhassa belirtmekte fayda vardýr. Her zaman her yerde Emirü'l Müslimin unvaný baþta gelmeli, Osmanlý imparatoru ünvaný ise birinci satýrda belirtilmelidir. Çünkü devletin sosyal bünyesi ve politikasýnýn esasý din üzerine kurulmuþtur.

"Maalesef Ýngilizler zararlý propagandalariyle imparatorluðumuzun bir çok yerinde 'millet, ýrk' fikrinin tohumunu ekmeye muvaffak olmuþlardýr. Arabistan ile Arnavutluk baþ kaldýrmýþlardýr. Suriye'de ise bu hususta hazýrlýklar vardýr."

Dýþ politikadaki diðer geliþmeler


19.Yüzyýlýn son yýllarýnda ehl-i salip Osmanlý Devletine karþý hücumlarýný arttýrmýþlardý. Düþman bir deðildi, iki deðildi. Düþman çokluktu. Yýllardýr kuyruk acýsý taþýyanlar Devletin sýkýntýda olduðunu farketmiþler, aç canavarlar gibi saldýrmýþlardý. Abdülhamid Han elinden geldiðince bu hücumlan bertaraf etmeye çabalýyordu, fakat þairin dediði gibi;

"Dost bîperva, felek, birahm, devran bîsükûn,

Dert çok, hemderd yok, düþman kavî tâli zebun "du.

Mahir idareciler yoktu. Malî durum çeþitli sahalarda yenileþmeye ve Avrupayla boy ölçüþmeye mâniydi. Üstelik düþman bu durumu çok iyi biliyordu.

Ýþte bu buhranlý devreden istifade eden Fransa, 12 Mayýs 1881'de Tunus'u, Ýngiltere ise 15 Eylül 1882'de Mýsýr'ý iþgal etmiþti.

Daha düne kadar bir teb'a olarak Osmanlý Devletinin temin ettiði imkânlarla uzun yýllar refah ve huzur içerisinde yaþayan Yunanistan diðer Avrupalý ülkelerin de tahrikleriyle seciyelerini ortaya koymuþ, kargaþa çýkarmaya Osmanlý Devletine kafa tutmaya baþlamýþtý.

Avrupa'nýn bu þýmarýk çocuðuna ders vermek þart olmuþtu. Nitekim, 18 Nisan - 20 Mayýs 1897'de yaklaþýk bir ay devam eden savaþta Yunanlýlar periþan edilmiþler. Osmanlý tokadýný bir kez daha iki yüzlü suratlarýna yemiþlerdi. Fakat yine Avrupalýlar imdatlarýna yetiþmiþ, savaþta maðlup olmalarýna raðmen Avrupalý devletlerce masa baþýnda bu maðlubiyetleri telafi edilmiþti...

MiM

Abdülhamid Han'in Hal'i ve sonrasý...

Abdülhamid Han'a karþý olanlar Ýttihad ve Terakki cemiyeti çatýsý altýnda toplanmaya baþlamýþlardý. Üyelerinin ekseriyetini 3.Orduya mensup genç subaylar teþkil etmekteydi. Bunlar rejime muhalif olduklarýný söylüyorlardý. Hakikatte ise muhalefetleri maaþlarýn muntazam ödenmemesinden kaynaklanýyordu. Subaylarýn maaþlarý bazen iki-üç ay sonra ödeniyordu...

Ýttihat ve Terakki elemanlarý Yurt dýþýnda Osmanlý aleyhine çalýþmaya baþlamýþlardý. Öyle ki bunlar, Abdülhamid Han'ýn devrilmesi için yabancý devletlerin müdahalesini bile istiyorlardý.

Ýttihatçýlarýn gittikçe teþkilatlandýklarý bir devrede Sultan Abdülhamid 23 Temmuz 1908'de II.Meþrutiyeti ilan etmiþti.

Padiþah, Ýttihatçýlar için þöyle diyordu: "Devleti on sene idare edebilirlerse 'bir asýr idare edebildik' diye sevinsinler!" Bu hükmün ne kadar doðru olduðunu tarih gösterecektir.

13 Nisan 1909'daki, tarihe, "31 Mart Vak'asý" diye geçen hadiseler Abdülhamid Han'ýn idaresini sarsan en mühim hadiselerdendir. Baþýbozuk bir güruhun baþlatýp devam ettirdikleri hadiseler padiþah'ýn kardeþ kanýnýn dökülmesi endiþesi yüzünden bir müddet bastýnlamamýþtýr... Neticede Ýstanbul günlerce hadiselerle çalkalanmýþtýr.

Ýttihatçýlardan Mahmut Þevket Paþa, üç-beþ bin kiþilik "Hareket Ordusu" adý altýndaki orduyla Ýstanbul'a gelip hadiseleri bastýrmak istediðini Padiþah'a bildirmiþtir. Esas gayesi Ýstanbul'a gelip Padiþah'ý tahttan indirmek olan bu Paþa'nýn arzusuna mani olunmamýþtýr. Hatta bazý devlet ricali Padiþaha hareket ordusu namýndaki, Yahudi ve Rumlarýn ekseriyette bulunduðu yaðmacýlar sürüsünü I.Ordu ile daðýtýlmasý için emir verilmesini Padiþah'tan istemiþler, fakat padiþah bu teklifi kabul etmemiþtir.

Neticede hareket ordusu Ýstanbul'a gelmiþ, Meclis'i Meb'usana baský yaparak padiþah'm hal'i için karar çýkartmýþtýr. Abdülhamid Han 27 Nisan 1909'da hal'edilmiþtir...

Otuz üç sene Devlete büyük hizmetler etmiþ Padiþah'a hal'ini teblið þekli Ýttihatçýlar için en büyük leke olarak kalacaktýr. Bir Ýslam halifesine hal'ini tebliðe; Selanik Milletvekili Yahudi Emanuel Karaso, senatör Ermeni Aram, Draç milletvekili Arnavut Es'ad Toptani Paþa ve Senatör Bahriye Feriki (Koramiral) Gürcü Arif Hikmet Paþa tayin edilmiþlerdi. Ýttihatçýlarýn seçtiðu bu adamlarýn ne olduklarý çok geçmeden herkes tarafýndan bilinecektir.

Karaso, Ýtalyan casusu bir hâin idi Es'ad Toptanî Paþa Arnavut istiklâli için isyan etmiþ ve pek çok masum insaný katletmiþtir. Aram Efendi'nin Ermeni komiteleriyle yakýn münasebeti vardý. Arif Hikmet Paþa da karanlýk iþler çeviren bir adam olarak bilinmekteydi.

Padiþah; hal'edildiði gece, hiçbirþey almasýna müsaade edilmeden apar topar 38 kiþilik maiyyetiyle birlikte Selanik'e nakledilmiþtir. Orada gazete okumasýna dahi müsaade edilmemiþtir. Çok sýkýntýlý bir hayat geçirmiþtir. Öyle ki soðuk gecelerde terk edilmiþ köþkün kadife perdelerini üzerine alarak uyumuþtur.

Abdülhamid Han'ý tahttan indirenler ilk iþ olarak tarihte misli az görülen bir yaðmacýlýða baþlamýþ ve Yýldýz sarayýný yaðmalamýþlardýr. Ýttihatçýlar idareyi ele aldýktan sonra ordu arasýnda büyük bir tasfiye hareketine giriþtiler. Binlerce subay, ittihatçý subaylara yüksek rütbeler vermek uðruna emekliye sevkedilmiþ, ordu tecrübesiz subaylarýn elinde kalmýþtýr. Ordu bütünüyle siyasetin içine girmiþtir. Çok acýdýr ki kýsa zamanda orduda görüþ ayrýlýklarý baþlamýþtýr. Ýttihatçý ve muhalif subaylar birbirlerinin can düþmaný haline gelmiþtir. Bu vaziyetteki orduyla savaþ kazanmanýn mümkün olmadýðý acý neticelerle görülecekti.

Ýttihatçýlar askerlik ile devlet idaresinin çok farklý iþler olduðunu anlayamamýþlardý. Devleti Balkan ve I.Cihan harbine sokmuþlar, koca imparatorluðun parça parça edilmesine Yurda düþman sürülerinin dalmasýna vesile olmuþlardýr. Balkan ve I.Dünya harbine girilmeyebilinirdi. Ýttihatçýlar gözü kapalý savaþa atýlmýþlar, neticede; orduda birliðin temin edilemeyiþi, emir-komuta zincirinin kopuk oluþu ve kendilerinin devlet idare edecek kabiliyette olmayýþlarý yüzünden savaþlar kaybedilmiþtir.

Sultan Abdülhamid'i tahttan indiren Ýttihatçýlardan, Tal'at, Enver, Cemal Paþalar da dahil olmak üzere bir kýsmý Abdülhamid Han'ý anlayamadýklarýný itiraf etmiþler ve yaptýklarýndan piþman olduklarýný her vesileyle ifade etmiþlerdir. Bunlardan, Filozof Rýza Tevfik, "Sultan Abdülhamid'in Ruhaniyetinden Ýstimdat" isimli þiirinde hislerini þöyle dile getirmiþtir:

"Tarihler ismini andýðý zaman,

Sana hak verecek, hey koca sultan;

Bizdik utanmadan iftira atan,

Asrýn en siyasî padiþahýna!"

Divane sen deðil, meðer bizmiþiz!

Bir çürük ipliðe hülya dizmiþiz!

Sâde deli deðil, edepsizmiþiz!

Tükürdük atalar kýblegâhýna"

Abdülhamid Han'ýn tahttan indirilmesinden sonra Osmanlý devleti maceraperestlerin elinde kalmýþtýr. En kötüsü ordu siyasetin en derin çukuruna düþürülmüþtür. Kaba kuvvetle hükümetlerin düþürülebileceði zihniyeti getirilmiþtir. Savaþa girilmiþ, Rumeli'de ve devletin diðer bölgelerinde büyük toprak kaybý olmuþtur.

Abdülhamid Han Devletin baþýnda kalsaydý, geçmiþ yýllarda olduðu gibi Devleti savaþa sokmazdý. Musul ve Rumeli, Yunanistan'a kaptýrýlan Adalar elden gitmedi. Ýmparatorluktan ayrýlan müslüman ülkelerle siyasi münasebetler kesilmezdi. Tarihimizi iyice tedkik eden her þahýs bu hükme varmakta gecikmeyecektir þüphesiz... Abdülhamid Han, Balkan harbinde Rümelinin düþmanlar tarafýndan istila edilmesi ve Selanik'ten de artýk ümit kesilmesi üzerine 1912'de Ýstanbul'a getirilmiþtir. Mazlum padiþah ilk önce Selanik'ten ayrýlmak istememiþ, "Ben de bir silah alýr, askerle beraber müdafaada bulunurum; ölürsem þehid olurum, ben zaten ölmüþ bir adamým!" demiþtir. Fakat kesin karar alýndýðýný ve mutlaka Ýstanbul'a götürüleceðinin bildirilmesi üzerine kederli dudaklarýndan þu sözler dökülmüþtür: "Allah bu hallere sebeb olanlarý kahhâr ismiyle kahretsin. Þimdi devlet ne hale geldi!"

Ýstanbul'da Beylerbeyi sarayýnda çileli bir hayat geçiren Abdülhamid, nihayet I. Cihan harbinden maðlup çýkýldýðýný da görünce acýlara dayanamaz hale gelmiþtir. Düþman donanmasý Çanakkale Boðazýný zorladýðý esnalarda Padiþah Sultan V.Mehmed Reþad Abdülhamid Han'a bir heyet göndererek Anadolu'ya taþýnmasý gerektiðini söyleyince þu cevabý vermiþtir:

"Ceddim Fatih Hazretleri Ýstanbul'u alýrken, son Bizans Ýmparatoru þehirden kaçmayý düþünmemiþ, ordusu baþýnda ölmüþtür. Biz, Bizans imparatorlarý kadar da mý olamýyoruz ki, þehri býrakmayý düþünüyoruz ?Osmanlý Hanedaný Ýstanbul'u terkederse bir daha oraya dönemez. Muhterem biraderime söyleyin; Ýstanbul'dan bir adým bile dýþarý atmam"

Devleti en buhranlý devrede otuz üç yýl maharetle idare eden bu mahir idareci, mazlum padiþah Abdülhamid Han 10 Þubat 1918'de Ýstanbul'da rahmet-i Rahmana kavuþmuþtur. Kabri Çemberlitaþ'tadýr.

Hakkýnda haksýz hükümler verilen mazlum padiþah'ý, þerefli hizmetleri bulunan bu deðerli idareciyi bir defa daha rahmetle yâdedip, hayatý hakkýnda bu kýsa tedkikimizi Yahya Kemal'in kendisi için yazdýðý kýt'asýyla noktalýyoruz. Þöyle diyor Yahya Kemal:

"Ey þehryâr-ý â'týfet-âsâr-ý muhterem

Ey Tâc-dâr-ý mâ'delet-efkâr-ý zu'1-kerem

Sensin, o pâdþâh-ý dil-âgâh-ý pür-himem

Kim vasf-ý Hazretin'de senin her ne söylesem

Abradýr ey Halîfe-i pür-lutf-u mâ'delet"

sýrr-ý nihan

Aralýk 18, 2010, 03:10:20 ÖÖ #8 Last Edit: Aralýk 18, 2010, 03:16:17 ÖÖ by sýrr-ý nihan
''Kanuni olmak kolay.. Abdülhamit olmak zor!''

Sultan Abdülhamit Han, kimi için kýzýl sultan, kimi için baþ belasý, kimileri için tarihin en tartýþmalý padiþahý.  Kimdi sahi? Osmanlýya yeni ve saðlam bir kimlikti elbette.. Çöktü çökücek denilen bir cihan devletinin otuzüç yýl  boyunca temelini ayakta tutabilen  idareci kimlikti, naif bir ruhtu, zekaydý, ilim ve bir sanat donanmasýydý.. Ne mutlu onun abdestsiz yere basmayan ayaklarýna ve ne mutlu çalýþmaktan, ibadetten günde bir kaç saat uyuyabilen gözlerine, onu anlayabilenlere...

Bende Sultan Abdülhamid Han hakkýnda okuduðum zaman gözlerimi dolduran bir bilgiyi paylaþmak istiyorum. Hicaz demir yolunun inþaasý sýrasýnda medine-i münevvere çevresine gelindiðinde, Abdülhamit Han'ýn özel talimatý ulaþýr orada çalýþanlara. Medine-i münevvereyi kaplayan sýnýrdaki raylarýn altýna keçe döþenmesi emrini verir sultan. Bunun sebebi Peygamber efendimiz (S.A.V)' in ruhu saadetleri rahatsýz olmasýn diyedir.. Böylesi incelikler incesi, zarif bir ruhu rabbim þad eyle.

Deðerli hocam; emeðinizden ve yüreðinizden Allah razý olsun. .