Haziran 25, 2019, 11:38:25 ÖÖ
Haberler:

De ki: (Sizi imana davet ettiðimiz) O (Allah) çok esirgeyicidir; biz O'na iman etmiþ ve sýrf O'na güvenip dayanmýþýzdýr. Siz kimin apaçýk bir sapýklýk içinde olduðunu yakýnda öðreneceksiniz! (Mulk -28)

Cezasýz çocuk terbiyesi olur mu?

Baţlatan Mercan, Haziran 30, 2009, 10:08:38 ÖS

« önceki - sonraki »

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Mercan

Katýldýðým bir konferansta bir anne yanýmdaki kalabalýðýn daðýlmasýný bekledikten sonra, biraz da mahcup bir eda ile yanýma yaklaþtý.

KĂ˝rk yaĂľlarĂ˝na yakĂ˝n annenin gözleri doluydu. Titrek bir sesle, “Bana lĂĽtfen yardĂ˝m edin. ÇocuklarĂ˝ma karþý çok sert davranĂ˝yorum, çocuklarĂ˝m yanlýþ yaptýðýnda çok çabuk öfkeleniyor ve hemen Ăľiddete baĂľvuruyorum. Ama artĂ˝k kullandýðým Ăľiddet öyle bir hal aldĂ˝ ki, ne çocuklar “dayak”tan korkuyor, ne de ben kullandýðým Ăľiddetin önĂĽne geçebiliyorum.

Çok zaman sinirlerime hakim olamĂ˝yor, vurduĂ°um tokatlarĂ˝n tesiri ile, burunlarĂ˝nĂ˝n, aĂ°Ă˝zlarĂ˝nĂ˝n kanadýðýnĂ˝ görĂĽyorum. ÇocuklarĂ˝ yatĂ˝rdĂ˝ktan sonra ancak kendime gelebiliyorum, o zaman da vicdan azabĂ˝ndan kĂ˝vranĂ˝yorum…

onlar uyuduktan sonra o masum yĂĽzlerine bakĂ˝yor, elbiselerini kokluyor, oyuncaklarĂ˝nĂ˝ döþüme basĂ˝p aĂ°lĂ˝yorum. Ama ertesi gĂĽn, içimdeki canavar tekrar uyanĂ˝yor, ne kadar Ăľiddet uygulamayacaĂ°Ă˝m diye dirensem de bir yerde kontrolĂĽmĂĽ yine kaçýrĂ˝yorum… LĂĽtfen bana yardĂ˝m edin, ” diyerek karþýmda aĂ°lamaktan konuĂľamaz hale gelmiĂľti.

Bir baĂľka anne, “EĂľimle ne zaman kavga etsek, hĂ˝rsĂ˝mĂ˝ çocuklardan çýkartĂ˝yorum. Halbuki bunun çok saçma olduĂ°unu da biliyorum. Ama aklĂ˝m, duygularĂ˝ma hakim olamĂ˝yor. Yanlýþ olduĂ°unu bildiĂ°im halde, eĂľimle olan kavgalar beni Ăľiddet uygulamaya itiyor” demiĂľtir.

Yukarýdaki iki örnekte de görüldüðü gibi, þiddet bir defa baþladýðýnda durdurulmasý çok zordur. Anne bilinçli bir yol izlemedikçe, yada profesyonel bir yardým almadýkça, þiddet bataklýðýna çýrpýnmaya devam edip duracaktýr.

Ăžiddet – Morfin, Ceza – Esrar gibidir Ăžiddet uyuĂľturucu madde baĂ°Ă˝mlĂ˝lýðýnda “morfin” gibidir. Hiçbir uyuĂľturucu baĂ°Ă˝mlĂ˝sĂ˝ birdenbire morfin kullanmaya baĂľlamaz. Morfinden önceki aĂľamalar vardĂ˝r.

TĂ˝pkĂ˝ bunun gibi, “Ăľiddet morfini” kullanmaya baĂľlayan annenin bu tehlikeli yolculuktaki ilk duraĂ°Ă˝ çocuklarĂ˝na uyguladýðý “ceza”lardĂ˝r. Ceza ise, “esrar” gibidir. Daha az zararlĂ˝ gibi görĂĽnen, ama, bir gĂĽn “keĂľke bulaĂľmasaydĂ˝m bu iĂľe” dedirttirecek kadar tehlikeli bir baĂ°Ă˝mlĂ˝lĂ˝ktĂ˝r.

Madde baðýmlýlýðý gibi, þiddet ve ceza da insan bünyesinde psikolojik bir baðýmlýlýk oluþturur. Hiçbir baðýmlý kendi halinden memnun deðildir. Anne, bir yandan bu baðýmlýlýðýn kendine ve çocuklarýna verdiði cezayý görecek ve piþman olacak, diðer yandan da kendine hakim olamayýp ayný davranýþlarý sergilemeye devam edecektir.

Ne yazĂ˝k ki, gĂĽnĂĽmĂĽzde çocuk terbiyesinde en çok baĂľvurulan “davranýþ deĂ°iĂľtirme” metodu “ceza”dĂ˝r. Ama etrafĂ˝nĂ˝za bir bakĂ˝n lĂĽtfen, “ceza” alarak “adam olmuĂľ” bir çocuk görĂĽyor musunuz? Göremezsiniz zira ceza almak ve ceza vermek onur kĂ˝rĂ˝cĂ˝dĂ˝r. Ceza, çok defa dĂĽzelebilecek bir davranýþýn, çocuĂ°un içinde gizlenip bir gĂĽn yeniden hortlamasĂ˝na sebep olabilecek bir “baskĂ˝” yöntemidir.

Ceza, çok defa dĂĽzelebilecek bir davranýþýn, çocuĂ°un içinde gizlenip, bir gĂĽn yeniden hortlamasĂ˝na sebep olabilecek bir “baskĂ˝” yöntemidir.

Ancak ve ne yazýk ki, çocuk terbiyesinde çok rahatlýkla ve çok sýklýkla kullanýlmaktadýr. Çocuklarýna karþý ceza kullanan anne, çocuðunu düþürdüðü durumu eðer bilmiþ olsa idi, sanýrým ki yýlandan kaçar gibi, þiddet ve cezadan kaçacaktý.

Ceza ne alanĂ˝, ne de vereni memnun eder

Ceza -yanlýþ olarak- öylesine yayýn bir terbiye metodu olarak kullanýldýðýna þahit olmaktayýz ki, bazen neden þiddet toplumu olduðunu araþtýrmaya bile gerek kalmadýðýný hissediyoruz.

Ceza sosyal hayatta kabul görmektedir ki, cezasýz bir terbiye artýk neredeyse düþünülemez hale gelmiþtir.

Ceza ve cezanýn oluþturduðu ruhtaki dalgalanmalarý ilerleyen satýrlarda ele alacaðýz, ancak burada þu hususa deðinmeden edemeyeceðiz, ister fiziksel ceza, ister materyal ceza ve ister duygusal ceza asýl tesirini, çocuðun ruhunda oluþturur. Annesinden küçük bir tokat yiyen çocuk, yediði dayaðýn fiziksel acýsý ile aðlamaz.

Çocuk o dayak sĂ˝rasĂ˝nda ruhunda aldýðý yara ve duygularĂ˝ndaki ezilmenin tesiri ile aĂ°lar. TĂ˝pkĂ˝, eĂľinden dayak yiyen bir kadĂ˝n gibi. EĂľinden “sadece bir tokat” yiyen kadĂ˝n, acaba tokadĂ˝n acĂ˝sĂ˝ ile mi eĂľine karþý bir soĂ°ukluk hisseder? EĂľinin kendisini dövmesinin acĂ˝sĂ˝ ile mi uzun bir sĂĽre eĂľi ile konuĂľmak dahi istemez? HayĂ˝r, dayak yiyen eĂľ, kĂ˝rĂ˝lan onuru, yok sayĂ˝lan kimliĂ°i ile kocasĂ˝na karþý soĂ°ukluk hisseder.

Her ne kadar dayakçý eĂľ, “Ya ne var bunda altĂ˝ ĂĽstĂĽ bir tokat attĂ˝k, sanki çok mu acĂ˝dĂ˝, bu kadar abartmaya gerek yok?” derken, ne kadar “duygusuzca” bir yaklaþým sergiliyorsa, tĂ˝pkĂ˝ bunun gibi, çocuĂ°una bir tokat atan anne, “Niye bas bas baĂ°Ă˝rĂ˝yorsun ki, usulca bir defa vurdum, abartmaya gerek yok” demesi de o derece duygusuzca bir yaklaþýmdĂ˝r.

Annesinden küçük bir tokat yiyen çocuk, yediði dayaðýn fiziksel acýsý ile aðlamaz. Çocuk o dayak sýrasýnda ruhunda aldýðý yara ve duygularýndaki ezilmenin tesiri ile aðlar.


Ceza nedir, cezanýn çocuk terbiyesinde yeri nedir?

Ceza, kelime anlamý olarak, yapýlan bir davranýþ karþýsýnda karþýlýk vermek, yada mukabelede bulunmak olsa da, bilinen anlamý ile ceza, iþlenilen bir kabahat karþýlýðýnda, kabahati iþleyen kiþiye, fiziksel, ruhsal veya psikolojik güç kullanmaya verilen isimdir.

Ceza kýsa vadeli çözümdür. Yanlýþ yapan çocuk, ceza baskýsý ile geçici olarak durdurulabilir. Ama çocuðun bu durduruluþu, arzu ettiði davranýþtan vazgeçmesi anlamýna asla gelmez.

Yukarýdaki annelerin çocuklarýna uyguladýðý þiddet örneðini ele alacak olursak, bahsi geçen iki annenlerin çocuklarý ile aralarýnda bir sevgi problemi yok.

Ăťki anne de çocuĂ°unu çok sevdiĂ°ini söylemiĂľti. Yani anneler çocuklarĂ˝nĂ˝ döverlerken, onlarĂ˝ sevmedikleri için deĂ°il aksine onlarĂ˝ “çok sevdikleri için” dövmektedirler. Bu iki anne Ăľiddet uygulamaya ilk önce masum cezalar ile baĂľladĂ˝klarĂ˝nĂ˝ belirtmiĂľlerdir. Sonra masum cezalar, aĂ°Ă˝r cezalarĂ˝, aĂ°Ă˝r cezalar, daha aĂ°Ă˝r cezalarĂ˝, daha aĂ°Ă˝r cezalar da Ăľiddeti doĂ°urmuĂľtu.

O halde Ăľu soruyu sormadan edemeyeceĂ°iz, “Madem ki, ceza böylesine tehlikeli bir silahtĂ˝r, o halde neden hemen hemen her annenin baĂľvurduĂ°u bir terbiye aracĂ˝dĂ˝r?”

Anne, eðer ceza vererek terbiye etmeye çalýþtýðý çocuðunun, çocuðu içinde yaþadýðý depremi görebilseydi, çocuðuna ceza vermekte bu kadar rahat davranmazdý.

Ceza’nĂ˝n tesiri hemen görĂĽlmediĂ°i için, anne, ileride karþýsĂ˝na çýkacaĂ°Ă˝ tehlikeden habersiz ceza vermeye, cezadan yardĂ˝m almaya devam edip duruyor. Ceza’nĂ˝n bir çocuĂ°un dĂĽnyasĂ˝nda hangi duygusal deĂ°iĂľiklikleri yaptýðýnĂ˝ ilerleyen satĂ˝rlarda göreceĂ°iz.

Bununla birlikte, ceza gĂĽnĂĽmĂĽzde ne yazĂ˝k ki “yasal” ve “kabul gören” bir terbiye metodudur. ÇocuĂ°una ceza vererek terbiye etmeye çalýþan bir anne, toplumun diĂ°er fertleri tarafĂ˝ndan “anormal” bir Ăľey yapĂ˝yor olarak deĂ°erlendirmez.

Hatta daha da ötesi, çocuĂ°una ceza veren anneye için, “VardĂ˝r elbet bir sebebi” diye sahip çýkĂ˝lĂ˝r. Anne ise, bu gĂĽnkĂĽ “Ăľiddet içerikli sosyal yaĂľantĂ˝da” çok rahatlĂ˝kla kabul gören bu ceza uygularĂ˝nĂ˝ sorgulama ihtiyacĂ˝ bile duymadan uygulamaya devam eder.

Annenin çocuklarĂ˝na karþý ceza verme yetkisi o kadar doĂ°aldĂ˝r ki, çocuklar bu konuda “yasal koruma” altĂ˝na alĂ˝nma ihtiyacĂ˝ bile hissedilmemiĂľtir. Avrupa’nĂ˝n birçok ĂĽlkesinde, özellikle fiziksel cezalara karþý çocuklar yasalar ile koruma altĂ˝na alĂ˝nsa da, psikolojik ve duygusal cezalarĂ˝n hem tespit edilmesi hem de yasaklanmasĂ˝ pratikte imkansĂ˝zdĂ˝r.

Bununla birlikte, ceza gĂĽnĂĽmĂĽzde ne yazĂ˝k ki “yasal” ve “kabul gören” bir terbiye metodudur. ÇocuĂ°una ceza vererek terbiye etmeye çalýþan bir anne, toplumun diĂ°er fertleri tarafĂ˝ndan “anormal” bir Ăľey yapĂ˝yor olarak deĂ°erlendirmez. Hatta daha da ötesi, çocuĂ°una ceza veren anneye için, “VardĂ˝r elbet bir sebebi” diye sahip çýkĂ˝lmaktadĂ˝r.

Bir suçlunun suçuna ceza vermek için normal Ăľartlarda bir mahkeme heyeti kurulup – bir deĂ°il birkaç kiĂľinin kararĂ˝ ile – ceza verilmesinin mecbur olduĂ°u düþünĂĽlĂĽrken, çocuklara verilecek cezalarda, ne bir mahkeme, ne de bir heyet ihtiyacĂ˝ duyulmamaktadĂ˝r.

Çok defa anne, hem savcý, hem yargýç, hem de hakim olarak, çocuðunu hem yargýlamakta, hem de hak ettiðini düþündüðü cezayý tek baþýna sorunsuzca uygulayabilmektedir.

Pedagog Adem GĂĽneĂľ

Mercan

“Suç” denilince hemen aklĂ˝mĂ˝za “cezâ” gelir ve hatta çocuk terbiyesinde, suç iĂľleyen çocuĂ°a nasĂ˝l cezâ verileceĂ°i, cezâ alan çocuĂ°un nasĂ˝l “adam olduĂ°u”  ballandĂ˝ra ballandĂ˝ra anlatĂ˝lĂ˝r.
Peki, ama cezâ ile terbiye etmeye çalýþmak acaba ne kadar “bizim pedagoji” anlayýþýmĂ˝z içinde yer alĂ˝r, hiç düþündĂĽk mĂĽ? Ya da soruyu Ăľu Ăľekilde soralĂ˝m:
Suç iþleyen çocuðu, cezâ korkusu ile terbiye etmek ne kadar vicdânî ve ne kadar Ýslâmî bir usûldür?
Madem ki, çýkmaza girdiĂ°imiz her meselede Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in hayatĂ˝na bakĂ˝yor ve O’nu örnek alĂ˝yoruz, o hâlde Peygamber Efendimiz’in sĂĽnnetlerini bu konuda mercek altĂ˝na alalĂ˝m ve bakalĂ˝m acaba O -sallâllâhu aleyhi ve sellem- çocuklara hangi cezâ (!) usĂ»llerini uyguluyordu?
Ýþte bu yazĂ˝mĂ˝zda, gĂĽnĂĽmĂĽz anne-babalarĂ˝nĂ˝n “anlĂ˝k çözĂĽm” olarak her an rahatlĂ˝kla kullandĂ˝klarĂ˝ cezâ konusunu masaya yatĂ˝racaĂ°Ă˝z, bir yandan da tarihin altĂ˝n sayfalarĂ˝nda kayĂ˝tlĂ˝ bulunan Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in davranýþlarĂ˝nĂ˝ “çocuk ve cezâ” konusunda analiz edeceĂ°iz.
Cezâ ve Çocuk  Ăťsterseniz suç ve cezâ konusunu daha somut/mĂĽĂľahhas bir Ăľekilde ele almak için bir örnekle yola çýkalĂ˝m. On yaĂľlarĂ˝nda bir çocuĂ°unuz olduĂ°unu düþünĂĽn. Ve çocuĂ°unuzun, evde misafirleriniz olduĂ°u her an sizi misafirlerinize karþý hep mahcup ettiĂ°ini hayal edin.
Örneðin, siz ne zaman konuþmaya baþlasanýz, çocuðunuz sizin kullandýðýnýz cümleleri alaya alarak ve eðip bükerek arkadaþlarýnýzýn içinde sizi mahcup ediyor. Ne yaparsýnýz böylesi bir çocuða? Örneðimizi biraz daha zorlaþtýralým. Siz dînî deðerlere hassasiyet gösteren bir âilesiniz ve namaz kýlýp ibâdet ediyorsunuz. Ancak çocuðunuz, bu sefer de okunan ezânla dalga geçiyor.
Siz namaz kýlmak üzere hazýrlýk yaparken, çocuðunuz da, okunan ezâný hafife alýyor, kelimeleri eðip bükerek tekrar ediyor.
Ne yapardĂ˝nĂ˝z? “Ă–nce ikaz ederdim, ezân’Ă˝n önemini anlatĂ˝rdĂ˝m.” dediĂ°inizi duyar gibiyim… Peki, çocuĂ°unuz Ă˝srarla aynĂ˝ davranýþý tekrar ediyorsa ne yaparsĂ˝nĂ˝z? SanĂ˝rĂ˝m çocukla bir-iki defa konuĂľur, eĂ°er hâlâ aynĂ˝ davranýþý tekrar ediyorsa, öfkelenir, kĂ˝zar ve bir daha yaparsa cezâlandĂ˝rĂ˝lacaĂ°Ă˝nĂ˝ haber verirdiniz deĂ°il mi? Ă–yle ya, ezân ile dalga geçen çocuĂ°unuzu yanĂ˝nĂ˝za çaĂ°Ă˝rĂ˝p:
“–Mâþaâllâh... Aman ne de gĂĽzel sesin varmýþ, al sana bir avuç dolusu para!..” diyecek hâlimiz yok ya!..
Zaten böyle bir þey yapacak olsak, aklýmýza ilk gelen þey:
“–ÇocuĂ°a yumuĂľak davranĂ˝rsak, çocuk bugĂĽn ezânla dalga geçer, yarĂ˝n namazla…” diye düþünĂĽlĂĽr ve kaĂľlarĂ˝mĂ˝zĂ˝ çatmak zorunda hissederiz kendimizi, deĂ°il mi? Peki, böylesi bir hâdise, Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- zamanĂ˝nda olsaydĂ˝,
O -sallâllâhu aleyhi ve sellem- nasýl davranýrdý?
Ýþte, tĂ˝pkĂ˝ yukarĂ˝daki örneĂ°in bir benzerini, Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- zamanĂ˝nda da görĂĽyoruz. (KĂĽtĂĽb-i Sitte, 16 cilt, sayfa 597, Bab: “Ezânda tercĂ®”) Bir gĂĽn ezân okunurken, bir grup çocuk okunan ezânĂ˝ hafife alĂ˝yor ve mĂĽezzinle dalga geçiyordu. Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- çocuklarĂ˝n bu hâlini gördĂĽ. ÇocuklarĂ˝ yanĂ˝na çaĂ°Ă˝rdĂ˝. Okunan ezânla kimin dalga geçtiĂ°ini sordu. Çocuklar içlerinden birini gösterdi. Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-  o çocuĂ°a döndĂĽ ve çocuĂ°un sesinin ne kadar da gĂĽzel olduĂ°unu söyledi ve ardĂ˝ndan çocuĂ°a ezân okumasĂ˝nĂ˝ buyurdu. Çocuk, ezân okumasĂ˝nĂ˝ bilmiyordu. Mahcup oldu. UtandĂ˝. Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- çocuĂ°a tebessĂĽm etti ve önce kendisi ezân okudu ve sonra çocuĂ°a dönerek: “Hadi, tekrar et!” buyurdu.   
Çocuk duyduĂ°u kadarĂ˝ ile ezân okudu. Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- çocuĂ°a bir kese para verdi. Kendisinin cezâlandĂ˝rĂ˝lacaĂ°Ă˝nĂ˝ bekleyen çocuk, böylesi bir mĂĽkâfatla karþýlaĂľmanĂ˝n Ăľokunu ĂĽzerinden atmadan, 
Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- mĂĽbârek elini çocuĂ°un alnĂ˝na koydu ve saçlarĂ˝nĂ˝ okĂľadĂ˝. Sonra elini çocuĂ°un göðsĂĽne getirdi ve ona: “–Allah seni mĂĽbârek kĂ˝lsĂ˝n, Allah sana bereket yaĂ°dĂ˝rsĂ˝n.” diyerek duâ etti.
Çocuk, o âna kadar ĂĽrkĂĽp korktuĂ°u Kâinât’Ă˝n Sultan’Ă˝ -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e karþý sevgi duymaya baĂľladĂ˝. Biraz önce çirkin bir davranýþla Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in huzuruna gelen bu çocuk, saf yĂĽreĂ°i ile Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e: “–Beni Mekke’ye mĂĽezzin olarak tâyin eder misiniz?” diye sordu. Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- tebessĂĽm ederek, çocuĂ°un bu isteĂ°ini de geri çevirmedi.

EĂ°er bu olayĂ˝ pedagoji perspektifinden analiz edecek olursak: 
Müslümanlarýn mukaddes olarak kabul ettiði bir deðeri hafife alan, dalga geçen bir çocuk var. Týpký kendi evimizde okunan ezân ile dalga geçen çocuðunuz gibi. Bu suç karþýlýðýnda Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- nasýl davranýyor?
1-Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- az önce ezânĂ˝ hafife alan çocuĂ°a, “Hadi, ezân oku!” diye bir iltifatta bulunuyor. Hâlbuki alýþkanlýðýmĂ˝z o ki, eĂ°er bir çocuĂ°un bir suçu varsa, çocuĂ°un o suçu bir daha iĂľlememesi için, o davranýþý bir daha yapmamasĂ˝nĂ˝ tembih ederiz. Hâlbuki Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bunun aksine; “Hadi, ezân oku!” diye buyuruyor. Belki etraftaki herkes, çocuĂ°un çirkin davranýþýna dikkat ettiĂ°i hâlde, Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, çocuĂ°un gĂĽzel sesine dikkat ediyor. Böylesi bir davranýþ, çocuk terbiyesinin en önemli kĂ˝smĂ˝na iĂľaret eder ki, biz buna “ÇocuĂ°un kabiliyetlerini görebilme” ya da “pozitif çocuk terbiyesi” diyoruz. Hâlbuki cezâ, çocuĂ°un kabiliyetlerini körelttiĂ°i gibi, negatif bir terbiye usĂ»lĂĽdĂĽr.
2-Çocuk, ezân okuduktan sonra, ona bir kese içinde para ikram ediyor. Hâlbuki o an karþýsĂ˝nda duran çocuk, suçlu bir kiĂľi olmasĂ˝na raĂ°men Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bu çocuĂ°a bir kese para veriyor ki, böylesi bir muâmele “maddĂ® mĂĽkâfat”tĂ˝r. Suç iĂľlemiĂľ olan bir çocuĂ°a maddĂ® olarak mĂĽkâfât vermek, sanĂ˝rĂ˝m hiç kimsenin aklĂ˝na gelmez. Belki de çocuk bu davranýþý bir kere daha tekrar eder diye korkarĂ˝z. Zaten bu anlamsĂ˝z korkularĂ˝mĂ˝z deĂ°il mi ki, çocuk terbiyesinde, kaĂľlarĂ˝ çatĂ˝k bir anne-baba rolĂĽ oynamak zorunda olduĂ°umuzu hissettiriyor bize!..
3-Daha sonra, çocuĂ°un saçlarĂ˝nĂ˝ okĂľuyor. Saç okĂľamak da bir mĂĽkâfât tĂĽrĂĽdĂĽr. Bu davranýþ “duygusal mĂĽkafat”tĂ˝r. Az önce ezânla dalga geçen çocuk, hâlâ cezâ almadýðý gibi, üçüncĂĽ kez mĂĽkâfât ile karþýlaþýyor.
4-ArdĂ˝ndan; “Allah, seni mĂĽbârek kĂ˝lsĂ˝n, Allah sana bereket yaĂ°dĂ˝rsĂ˝n” diyerek duâ ediyor.
Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bu davranýþý ile de çocuĂ°un vicdânĂ˝na hitap ediyor ve bir kere daha “duygusal mĂĽkâfât”la ona yaklaþýyor. Bu da aynĂ˝ olay içinde dördĂĽncĂĽ mĂĽkâfâttĂ˝r.
5-Daha sonra çocuĂ°u Mekke’ye mĂĽezzin olarak tâyin ediyor ki, böylesi bir pâye herkesin gĂ˝pta ile bakacaĂ°Ă˝ bir makamdĂ˝r. Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- suç iĂľlemiĂľ bir çocuĂ°a karþý çokça cömert davranĂ˝yor ve bunca mĂĽkâfâttan sonra, bu defa da en ĂĽst perdeden bir “sosyal mĂĽkâfât” veriyor.   
Ýþte size Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in bir suçlu çocuĂ°a yaklaþým tarzĂ˝!..
Efendimiz bu çocuĂ°a ne kaĂľlarĂ˝nĂ˝ çatarak, ne parmaĂ°Ă˝nĂ˝ sallayarak, ne de “Bir daha böyle yaparsan sana þöyle þöyle yaparĂ˝m.” diye tehdit ederek yaklaþýyor...
Aksine çocuĂ°un vicdanĂ˝na giden bĂĽtĂĽn kanallarĂ˝ kirden temizler gibi, çocuĂ°u mĂĽkâfât yaĂ°muruna tutuyor. KĂĽtĂĽb-i Sitte’de rastladýðýmĂ˝z bu sahâbĂ® efendimizin adĂ˝ EbĂ» MahzĂ»re -radĂ˝yallâhu anh-!.. Efendimizin terbiye usĂ»lĂĽnĂĽn, onun ĂĽzerindeki tesirine bakĂ˝n ki, o gĂĽnden sonra bu sahabĂ® efendimiz saçlarĂ˝nĂ˝ hiç kesmiyor. YaĂľlĂ˝lýðýna yakĂ˝n bir dönemde ona: “-SaçlarĂ˝n böyle çok çirkin görĂĽnĂĽyor, kes artĂ˝k Ăľu saçlarĂ˝nĂ˝ Yâ EbĂ» MahzĂ»re!..” denildiĂ°inde, o çok hiddetleniyor ve: “-O saçlara kim dokundu siz bilmiyor musunuz?” diye soruyor. Ýþte size peygamberâne çocuk terbiyesi...
Hadis ansiklopedilerini alt-ĂĽst edelim, bakalĂ˝m, Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in sĂĽnnetlerini tek tek ele alalĂ˝m. EĂ°er O’nun -sallâllâhu aleyhi ve sellem- suç iĂľleyen çocuklara karþý uyguladýðý bir tek cezâ Ăľekline rastlar isek, o usĂ»lĂĽ hep birlikte çocuklarĂ˝mĂ˝za uygulayalĂ˝m... Ama yok!.. Bunca yĂ˝ldĂ˝r bu konuda araĂľtĂ˝rma yapmýþ birisi olarak söyleyebilirim ki; Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in hiçbir çocuĂ°u cezâ ile terbiye ettiĂ°ine Ăľahsen ben rastlamadĂ˝m. DüþünĂĽn lĂĽtfen!.. EĂ°er, suç ile mĂĽcâdelede “Cezâ” etkili bir yöntem olsaydĂ˝, Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bu çocuĂ°a, en azĂ˝ndan kaĂľlarĂ˝nĂ˝ çatmaz mĂ˝ydĂ˝? ÇatmazdĂ˝ ve çatmadĂ˝ da...
ÇünkĂĽ bugĂĽnkĂĽ pedagojik veriler de mĂĽkâfâtĂ˝n çocuk terbiyesinde çok olumlu bir tesir gĂĽcĂĽnĂĽn olduĂ°unu ortaya koyuyor. Cezâ ile davranýþ deĂ°iĂľtirmeye çalýþmak ise, çocuĂ°un dĂĽnyasĂ˝nda negatif bir tesir oluĂľturarak onu yeni yeni yanlýþlarĂ˝n içine sĂĽrĂĽklĂĽyor. Evet, belki hayvanlarĂ˝ terbiye etmek için cezâ metotlarĂ˝ kullanĂ˝labilir, ama insan terbiyesinde “cezâ” kalp kĂ˝rĂ˝cĂ˝dĂ˝r, onur kĂ˝rĂ˝cĂ˝dĂ˝r, izzet ve haysiyete dĂĽĂľmandĂ˝r.

Mercan

Haziran 30, 2009, 10:22:28 ÖS #2 Last Edit: Haziran 30, 2009, 10:29:39 ÖS by Mercan
Allah, İnsanları “Rab” İsmi ile Terbiye Ediyor 

Hani siz de ziyaretlerine gidersiniz ya, Hac’dan yeni dönmüş, dupduru hacılara “Hoş geldiniz!..” demeye... Sanki bütün hacılar ağız birliği etmişçesine:
  “-Anlatamam ki... Orası nasıl bir yer, dilim dönmez ki... Orada neler hissettim, neler yaşadım... Oradan nasıl döndüm bilmiyorum ki... Bu ayrılığa dayanabilir miyim, bilemiyorum.” deyip gözyaşlarını silen hacılar, size de yabancı değildir değil mi? 
Mahşer yerinin provasının yapıldığı o meydandan dönen hacılar, annesinden yeni doğmuş bir bebek gibi günahsız olmanın verdiği huzur içinde günah ve haramlara karşı bir baykuş gibi dikkatlidir artık...  Affedilmiş olmanın verdiği huzur, günahlardan ya da günaha giden yollardan yılan-çıyandan kaçar gibi kaçmanın da başlangıcıdır...  Affolunduğunu bilmek... Adam gibi adam olmaya yemin etmenin de ilk işaret fişeğidir.  O’nun “el-Gafûr” (Affeden) olduğunu bilmek, ne de huzur verir insana... Ve rahmetinin gazabını geçtiğini düşünmek, kulluk yokuşunda yorulmuş kişiler için bir enerji olur.
Bir de sabah namazları... O da kendine has iklimini sunar, “huzur” ve “af” soluklamak isteyen insanlara...  Öyle düşünür ve hissederim ki, sabah namazlarının diğer namazlardan çok ayrı bir kokusu vardır... Kendine has ve târifi imkânsız atmosferini, o saatte uyanık olan herkese inceden inceye hissettirir... İnsan olana ayrı bir olgunlukla kâinâtı seyrettirir, sabah namazları... Ve ayrı bir hüzün ülkesine sürükler de sizi, direnemezsiniz...  Sürüklendiğiniz o hüzün yolculuğu, bazen bir mescide, bazen de bir camiye cemaatle kılınan namazın saflarına götürmüşse eğer sizi... İşte, o an bilemezsiniz neler yaşayacağınızı, neler hissedeceğinizi... Bazen kalbinizin çırpınışlarına bırakırsınız kendinizi... Bazen dudaklarınızı ısırarak sıkarsınız gözlerinizi de birkaç damla gözyaşı olur iniltiniz... Bazen pişmanlıklarınız alır, sizi bambaşka bir âleme götürür de kaldırmak istemezsiniz alnınızı secdeden... Ya da başını secdeden kaldıramayan ve hıçkırıklarla secdede iki büklüm olmuş inleyen kişilerle karşılaşırsınız, siz, sessizce sabah namazının tesbîhini çekerken... 
Tıpkı böylesi bir yaz mevsiminde Ankara’da Hacı Bayram Câmii’nde karşılaştığım o kişi gibi...     Affedilme ve Sabah Namazı...  Kenarda bir yerde, kendi hâlimde, sessizce câmiden çıkanları izlerken gözüme takıldı onun iniltileri... Diz üstü oturduğu yerde, hıçkırıklarını gizlemek için ellerini karnına bastırmış, başını öne eğmiş, Kur’ân ezberi yapan talebeler gibi ileri geri sallanarak inliyordu. Bir müddet o hâlini izledim onun... Bir süre sonra, kendini izlediğimden habersiz, gözyaşlarını sildi, oturduğu yerden doğruldu ve câminin çıkışına doğru gitti. Neden bilmiyorum, ama ben de onun arkasından câmiden çıktım.  Sâkin adımlarla etrafı izleyerek merdivenlerden adım adım indi ve câminin bahçesindeki banklardan birine oturdu. Ağlamaktan kızarmış gözleri ile etraftaki hareketliliği izliyordu.  Kırk beş yaşlarında güzel giyimli biriydi. Yanına yaklaştım, aynı banka oturmak için izin istedim. Hafifçe kenara çekilerek yer verdi.  Nereden başlayacağımı bilmeden konuşmaya başladım. Önce havadan sudan konuştuk. Sona benden ve ondan... Sohbet ilerledikçe çok kötü bir hayatın yorgunluğunu üzerinde taşıyan bir “tevbe insanı” ile konuştuğumu anladım. 
“-Yapmadığım iş kalmadı hayatımda!..” diye devam etti konuşmasına...
“Naylon fatura işinden tut da, kaçak sigara ve alkole kadar, her şeyi denedim...
Yalan, üçkağıtçılık, sahtekârlık, bilinçsiz hayatımın parçasıydı... 
Bir yandan pişmanlıklarım, diğer yandan alışkanlıklarım, beni sürükleyip götürüyordu. Bir keresinde çocukluk arkadaşımla karşılaştım. Bana, «Gel, yarın sabah namazını Hacı Bayram Câmii’nde kılalım!..» dedi.
Beni hâlâ çocukluğumdaki saf hâlimle yaşıyorum sanmıştı. Önce kendi içimden «Ben! Namaz!» diye tebessüm ettim. Ama arkadaşın ısrarına karşı «Tamam.» dedim. O gün sabah namazı için şu kapıdan içeri girdim...” derken gözleri doldu.  Sustu. Eli ile gözlerini sildi. Başını öbür yana çevirdi. Kendisini toparladıktan sonra devam etti: 
“-Şu kapıdan içeri girdiğimde Kur’ân sesi ile yıllar sonra ilk defa yeniden karşılaştım. Babam rahmetli, küçükken elimden tutar sabah namazına getirirdi. Ne zaman ki, o vefat etti, ben başıboş kaldım. Kapıdan içeri girdiğimde, çocukluğumu iliklerime kadar hissettim. Çocukluğumun o saf ve dupduru hâlini... Günahsız beni... Ve şimdi de boğazına kadar günahlara batmış beni... Yavaş yavaş câminin içinde ilerledik... Okunan Kur’ân’ı dinlemek için bir köşeye geçtik... Başımı yasladığım duvarda, hayatım bir film şeridi gibi gözlerimin önüne serildi. İçimden binbir pişmanlık duydum, yaptığım yanlışlara karşı o an... O gün benim hayatımda dönüm noktası oldu. Beni câmiye dâvet eden arkadaşa, câmi çıkışında, «Allah, bunca günahlarıma rağmen beni de affeder mi?» diye sorduğumda, o da Kur’ân’dan ve hadîslerden örneklerle Allâh’ın affediciliğini anlattı. İçim öylesine huzur doldu ki, sanki hayata yeni gelmiş gibiydim. Ve o gün, tevbe ettim. O günden sonra sabah namazlarını hep bu câmide kılıyorum.” dedi... 
Öyle hüzün dolu bir yüz ifadesi vardı ki, kalbindeki pişmanlık yüzünün yumuşaklığından okunuyordu sanki... Onun bu samimi anlatışını dinleyince, sormadan edemedim:
“-Bugün çok ağladın…” 
Cevap veremedi. Gözlerime baktı... Öyle derin bakıyordu ki, kalbime bir ok değdi sanki... Dudakları titriyordu. Sustu... Sustu... Sonra. 
“-Allah...” dedi, titrek dudakları ile yine sustu... Bir müddet sonra şöyle devam etti: 
“-Allâh’a karşı çok utanıyorum...”     
Günahlar ve Cezâsı  Gırtlağına kadar günaha batmış, günahlarına baktığı zaman gözyaşlarına boğulan insanlar, nasıl oluyor da yine de doğru yola dönüyorlar? Nasıl oluyor da pişmanlık duyuyor ve her şeye yeniden başlamak için ayağa kalkabiliyorlar?  Gerek Hacc’a gidip bütün günahlarından sıyrılıp yeni bir hayata başlayan hacılar ve gerekse yukarıdaki hâdiseyi analiz edersek görüyoruz ki, Allah, insanları doğru yola sevk etmek için bir “terbiye sistemi”nin içerisinden geçirmektedir... Geçirmektedir ki, en azılı suçlular bile bir gün dönüp, “Sana geldim” diye gözyaşı dökebilmekteler...  Evet, Allah, insanı terbiye eder. Hem de bu öyle bir terbiye metodudur ki, “Aslâ adam olmaz!..” dediğiniz kişileri bile, bir gün kendine dost eder...  Bir hırsız, bir yankesici, bir zehir satıcısı öyle terbiye olur ki, kimsenin görmek bile istemediği kömürleşmiş vicdanları bir gün, paha biçilmez pırlantalara dönüşür.  Çünkü o “Rab”dır. Rabb’in kelime anlamı; “terbiye eden” demektir ki, O en büyük terbiye edicidir.     
Allah, Suç İşleyene Hemen Cezâ mı Vermektedir? 
Madem ki, Allah en büyük terbiye edicidir; o hâlde, sormak gerekmez mi, O’nun, insanları terbiye ederken nasıl bir âdeti vardır?  O, insanları “cezâ” ile mi terbiye etmektedir? Suç işleyen kişiye, hemen cezâ mı vermektedir?! Yoksa Allâh’ın âdetinde “affedicilik” daha mı ön plandadır?  Evet, O’nun insanları terbiye ederken en göze çarpan terbiye metodu, cezâ vericiliği değil, affediciliğidir.  Peki, biz neden korkuyoruz?! Af kapısının devamlı açık olması, insanoğlunu kötülüğe mi sevk eder? Suç işleyen çocuklarımızı affetmekte neden tereddüt yaşıyoruz?! Onları affedersek yeniden suç işlerler diye mi korkuyoruz?  Neden, onlar suç işledikçe hemen kaşlarımızı çatıyor ve: 
“-Çabuk odana çık, gözüm görmesin seni!..” diye cezâ veriyoruz? 
Suç işleyen insana, Allah öyle mi yapıyor? Neden anne-babalar olarak “cezâ” verme yanımız, “affediciliğimizin” önüne geçmiş?  Hâlbuki insan, en büyük günahları bile işlerken Allah “ânında” cezâ vermemekte, günahkâra tevbe etme ve günahlarından pişman olup yeni bir başlangıç yapma fırsatı vermektedir. (Çünkü cezâ vermek, rahatlamayı ve peşinden yeni suçlara karşı teşviki getirir ki, cezâ konusundaki tüm analizleri, ilerleyen yazılarımızda ele alacağız.)  Eğer Allah, suç işleyen kişiye, ânında cezâ verseydi, saklı parayı çalan hırsızların tepesine tavanı çökertmez miydi? Neden çökertmiyor, düşünün lütfen... Ya da, yalan söyleyen birinin dilini virüs istilâsına uğratır, bir daha o dilini kullanılamaz hâle getirmez miydi? Ama Allâh’ın âdeti öyle değil işte... Öyle değil ki, Hacı Bayram Câmii’nde karşılaştığım o kişi, kırk küsur yaşından sonra bile “Sana döndüm Rabbim!..” diyerek hıçkırıklarla pişmanlığını dile getirebiliyor.  Madem ki, en büyük terbiye edici olan Allah, “Rab” ismi ile insanları terbiye ederken suç işlendiği an, hemen cezâ vermiyor; o hâlde bizlere ne oluyor ki, terbiyesinden sorumlu olduğumuz mâsum çocuklarımızın işlediği en küçük kabahatte bile onları cezâ ile terbiye etmeye kalkışıyor ve güyâ onları böylece doğru yola sevk ettiğimizi sanıyoruz?     Şefkat Tokadı Cezâ mıdır?  Hemen bu noktada bir ince ayrıntının altını çizmek gerek... Hepimiz biliyoruz ki, Allah, bazen insanları doğru yola sevk etmek için “şefkat tokadı” vurur ki, o kişi, doğru yola yönelsin. Peki, nedir şefkat tokadı?  Ve bölümümüzün son satırlarına gelmişken o can alıcı sorumuzu soralım, fakat cevabını bir sonraki yazımıza bırakalım...
“O hâlde şefkat tokadı cezâ mıdır?”

Pedagog Adem Güneş

Mercan

Ăžefkat tokadĂ˝ ceza mĂ˝dĂ˝r?  
“Mademki O terbiye edicilikte de bizlere örnekler sergiliyor, iĂľlediĂ°imiz kabahat ve suçlarĂ˝ yĂĽzĂĽmĂĽze vurmuyor ve rahmeti hep gadabĂ˝nĂ˝n önĂĽne geçiyor ise, o hâlde O’nun kullarĂ˝ olan bizlere ne oluyor da, suç iĂľleyen çocuĂ°umuza tahammĂĽlsĂĽzlĂĽk gösteriyor ve affedicilik yanĂ˝mĂ˝zla deĂ°il de cezâ verici yanĂ˝mĂ˝zla çocuk terbiyesini yĂĽrĂĽtmeye çalýþýyoruz?” diye sormuĂľtuk.  Sonra da bu ayki yazĂ˝mĂ˝za bir girizgâh olmasĂ˝ açýsĂ˝ndan, Allâh’Ă˝n insanlarĂ˝ kötĂĽ yoldan alĂ˝koymak için sergilediĂ°i “Ăľefkat tokadĂ˝”ndan bahsetmiĂľ ve Ăľefkat tokadĂ˝nĂ˝n bir ceza olup olmadýðýnĂ˝ sorarak, bu sorunun cevabĂ˝nĂ˝ bu sayĂ˝mĂ˝za ertelemiĂľtik... 
“Ăžefkat tokadĂ˝” ve “pedagojik tik”   Allah bazen, yanlýþ yola sapan kullarĂ˝nĂ˝ kendine getirmek ve gittiĂ°i yolun yanlýþ olduĂ°unu hissettirmek için birtakĂ˝m sĂ˝kĂ˝ntĂ˝lar yaĂľatĂ˝r ki, o kul, durup düþünsĂĽn ve gittiĂ°i yolun yanlýþlýðýnĂ˝ bizzat anlasĂ˝n ve kendine gelsin!..
Allâh’Ă˝n, insanlarĂ˝ doĂ°ru yola getirici bu tĂĽr uyarĂ˝larĂ˝na Ăťslâm literatĂĽrĂĽnde “Ăľefkat tokadĂ˝” denmiĂľtir... 
Ă–rneĂ°in, eĂľini ve çocuklarĂ˝nĂ˝ ihmal eden bir tĂĽccarĂ˝n birdenbire iĂľlerinin bozulmasĂ˝nĂ˝ hayra yoran hikmet ehli, “DoĂ°rusunu Allah bilir.” diye baĂľladĂ˝klarĂ˝ sözlerini, “Bu kiĂľinin gĂĽzel giden ticaretinin bozulmasĂ˝nĂ˝n, Allâh’Ă˝n bu kiĂľiye bir Ă®kazĂ˝, bir Ăľefkat tokadĂ˝ olabilir. ÇünkĂĽ bu kiĂľi, dĂĽnya adĂ˝na çocuklarĂ˝nĂ˝ ve eĂľini çok ihmal ediyordu. Allah onu yeniden çocuklarĂ˝na döndĂĽrmek için iĂľini elinden almýþ olabilir...” diye tamamlayabilirler. 
Ýþte hikmet ehline böylesi bir hâdiseye, böylesi bir “yorum” yaptĂ˝ran Ăľey, Ăťslam literatĂĽrĂĽndeki “Ăľefkat tokadĂ˝” anlayýþýdĂ˝r.   Ancak, biz Ăľefkat tokadĂ˝nĂ˝ çocuk terbiyesi açýsĂ˝ndan ele almadan önce, pedagoji biliminde bahsi geçen bir baĂľka terimden bahsedeceĂ°iz; “Pedagojik tik”...
Pedagojik Tik Nedir?  
“Pedagojik tik”, çocuĂ°un sergilediĂ°i bir anormal davranýþ karþýsĂ˝nda, anne-babanĂ˝n ânĂ® bir refleks ile “çocuĂ°un davranýþýna” tepki vermesidir. 
Gösterilen bu tepki, bazen yĂĽksek sesle baĂ°Ă˝rma, bazen çocuĂ°a vurma, bazen de çocuĂ°un canĂ˝nĂ˝n yanmasĂ˝na kadar uzayabilir.   
Bir örnek vermek gerekirse eĂ°er; sĂ˝cak bir sobaya elini uzatan çocuĂ°a annesinin; “Aman oĂ°lum/kĂ˝zĂ˝m elin yanacak!” diye baĂ°Ă˝rĂ˝p, çocuĂ°un eline vurmasĂ˝ bir “pedagojik tik”tir. 
Annenin burada çocuĂ°un eline vurmasĂ˝ndaki maksadĂ˝, çocuĂ°unun canĂ˝nĂ˝ yakmak deĂ°il, aksine biraz sonra eli yanacak olan çocuĂ°u daha bĂĽyĂĽk bir tehlikeden korumaktĂ˝r. 
Her ne kadar dýþarĂ˝dan bakan kiĂľi, bu annenin çocuĂ°unun eline vurduĂ°unu ve çocuĂ°unun canĂ˝nĂ˝ yaktýðýnĂ˝ söylese ve hatta çocuk eline vurulmuĂľ olmanĂ˝n acĂ˝sĂ˝ ile aĂ°lasa da, bu anneye hiç kimse; “ÇocuĂ°una neden haksĂ˝zlĂ˝k yaptĂ˝n?” diyemez.
“Pedagojik Tik” Cezâ mĂ˝dĂ˝r? 
ÇocuĂ°unun elinin kĂ˝zgĂ˝n sobada yanmak ĂĽzere olduĂ°unu gören bir annenin, çocuĂ°unun eline vurup onu ateĂľten kurtarmasĂ˝na pedagoji bilimi, annenin çocuĂ°una Ăľiddet uyguladýðý Ăľeklinde bir yorumda bulunmaz. Böylesi bir annenin durumuna; “Bu anne çocuĂ°una pedagojik bir tik uygulamýþtĂ˝r.” der. 
Pedagojik tik, her ne kadar çocuĂ°a baĂ°Ă˝rma, vurma ve can yakma Ăľeklinde görĂĽlse ve içeriĂ°inde her ne kadar Ăľiddet unsurlarĂ˝ barĂ˝ndĂ˝rĂ˝yor gibi algĂ˝lansa da, “pedagojik tik’e çocuĂ°a yönelik bir Ăľiddettir.” denilemez. 
Pedagojik tik’e muhatap olan çocuk da, kendisine ceza verildiĂ°ini söyleyemez. ZĂ®râ yukarĂ˝daki örneĂ°e bakacak olursak, annesi, çocuĂ°unu ateĂľten koruma için eline vurmamýþ olsa, çocuĂ°un eli sobada yanacaktĂ˝r. 
Annelik Ăľefkati, çocuĂ°un dĂĽĂľeceĂ°i bu acĂ˝dan kurtarmak için bir refleks hâlinde çocuĂ°un eline vurmayĂ˝ gerektirmiĂľtir.  Bu açýdan bakĂ˝ldýðýnda görĂĽlmektedir ki, pedagojik tik, (içerisinde Ăľiddet unsuru barĂ˝ndĂ˝rĂ˝yormuĂľ gibi görĂĽlse de) bir Ăľefkat davranýþýdĂ˝r. 
Kendi çocuĂ°una pedagojik tik uygulayan anne-babanĂ˝n niyeti, “çocuĂ°a acĂ˝ vermek” ve verilen “o acĂ˝ ile çocuĂ°u terbiye etmek” deĂ°ildir.  “Pedagojik tik”te “niyet”, çocuĂ°u, dĂĽĂľmek ĂĽzere olduĂ°u tehlikeden bir Ăľefkat refleksi ile uzaklaĂľtĂ˝rmaktĂ˝r. 
Hâlbuki cezalarda ve özellikle, “Ăľiddet içeren cezalar”da, “niyet”, cezalandĂ˝rĂ˝lan kiĂľiye, psikolojik, duygusal veya fiziksel baskĂ˝ oluĂľturmak, acĂ˝ vermek ve o acĂ˝nĂ˝n tesiri ile kiĂľiyi sergilediĂ°i kötĂĽ davranýþýndan uzaklaĂľtĂ˝rmak hedeflenmektedir.
Bu izahlardan da çok rahat anlaþýlacaĂ°Ă˝ ĂĽzere, “Pedagojik tik”te Ăľefkat, cezada “Ăľiddet” vardĂ˝r. 
Ýþte Ăľimdi tam da bu noktada, “Ăľefkat tokadĂ˝”na yeniden dönmekte fayda var. 
Ăťnsan, bazen hatayla ya da kasĂ˝t ile doĂ°ru yoldan uzaklaĂľabilir, kendisinden beklenilen davranýþýn aksinde hareket edebilir. Yasak ve haram sĂ˝nĂ˝rlarĂ˝n kenarĂ˝nda gezinebilir. Kendisinin az sonra dĂĽĂľeceĂ°i tehlikeyi fark etmeden, yok oluĂľa doĂ°ru adĂ˝m atmýþ olabilir… Ýþte bu sĂ˝rada insan, Allâh’Ă˝n merhametinin bir yansĂ˝masĂ˝ olarak bir “Ă®kaz”, bir “uyarĂ˝” ile karþýlaĂľabilir. 
YukarĂ˝daki örnekte olduĂ°u gibi, iĂľ hayatĂ˝na dalarak âilesini ihmal etmiĂľ bir tĂĽccarĂ˝n iĂľlerinin bir anda bozulmasĂ˝, her ne kadar tĂĽccar için acĂ˝ olsa da, eĂ°er tĂĽccar, bu hâdisenin baþýna geliĂľini birazcĂ˝k durup düþünebilirse, sonuç itibariyle bu hâdiseyi, âilesi ve çocuklarĂ˝na tekrar dönüþün “bir dönĂĽm noktasĂ˝” olarak deĂ°erlendirebilir.
Bu uyarĂ˝nĂ˝n, her ne kadar dýþarĂ˝dan can yakĂ˝cĂ˝ ve ĂĽzĂĽcĂĽ gibi görĂĽlse de sonucu itibariyle “Ăľefkat” içerdiĂ°inde þüphe yoktur.   
YukarĂ˝daki örnekte olduĂ°u gibi, anne, ateĂľe elini uzatan bir çocuĂ°un elinin yanmasĂ˝na engel olmak için çocuĂ°un eline vurmasĂ˝, her ne kadar dýþarĂ˝dan Ăľiddet içeriyor gibi görĂĽlse de, sonucu itibariyle annenin bu davranýþýnda, çocuĂ°unu ateĂľin acĂ˝sĂ˝ndan korumak için Ăľefkat içerdiĂ°inden þüphe edilmez.  Ýþte bunun gibi, Allah, insanĂ˝ ateĂľin azabĂ˝ndan korumak için, onlarĂ˝ dĂĽĂľmek ĂĽzere olduĂ°u hatalardan uzaklaĂľtĂ˝rma adĂ˝na, sarsabilir, canĂ˝nĂ˝ yakabilir. Bu sarsĂ˝lmalar ve can yanmalara, Allâh’Ă˝n insanĂ˝ cezalandĂ˝rmasĂ˝ olarak deĂ°il, Allâh’Ă˝n insana olan Ăľefkatinin bir yansĂ˝masĂ˝ olarak bakmalĂ˝dĂ˝r.  Gerek pedagojik tik’te ve gerekse Ăľefkat tokadĂ˝nda bir noktanĂ˝n altĂ˝nĂ˝ çizmek çok önemlidir. 
YukarĂ˝da da izah edildiĂ°i gibi, “pedagojik tik” ve “Ăľefkat tokadĂ˝”, “kiĂľinin ĂľahsĂ˝na” yönelik bir saldĂ˝rĂ˝ deĂ°il, “o an yapĂ˝lmakta olan davranýþa olan tepki”dir. 
Eli yanmakta olan çocuĂ°un annesinin, çocuĂ°un eline vurmasĂ˝ndaki maksad, çocuĂ°un kiĂľiliĂ°ine saldĂ˝rmak için deĂ°il, ateĂľin yakĂ˝cĂ˝ olduĂ°undan dolayĂ˝dĂ˝r. ÇocuĂ°un o an yanlýþ bir davranýþ içinde bulunduĂ°u içindir, yoksa çocuk kötĂĽ olduĂ°u için anne çocuĂ°unun eline vurmuĂľ deĂ°ildir.  “Pedagojik tik”, “çocuk kötĂĽ” olduĂ°undan dolayĂ˝ deĂ°il, “davranýþ kötĂĽ” olduĂ°undandĂ˝r. 
Ăžefkat tokadĂ˝ da “insanĂ˝n kötĂĽ” olmasĂ˝ndan deĂ°il, yapĂ˝lmakta olan “davranýþýn kötĂĽ” olmasĂ˝ndandĂ˝r.   
“Pedagojik tik” Ne Zaman Cezâya Dönüþür?  
YukarĂ˝daki örnekte, eli sobada yanmak ĂĽzere olan çocuĂ°un annesinin tepkisi, çocuĂ°un davranýþýna deĂ°il de çocuĂ°un “kendisine”, çocuĂ°un “ĂľahsĂ˝na” veya “kiĂľiliĂ°ine” yönelecek olsa, artĂ˝k buna “pedagojik tik” denemez. 
Yani elini ateĂľe doĂ°ru uzatan çocuĂ°un annesi çocuĂ°una; “BĂ˝ktĂ˝m artĂ˝k senden, kaç kere söyleyeceĂ°im sana orada elin yanar.” diyerek çocuĂ°un eline vursa, annenin bu davranýþý “Ăľiddet” veya “ceza” adĂ˝nĂ˝ almaktadĂ˝r... 
ÇünkĂĽ annenin hedefinde artĂ˝k çocuĂ°un “davranýþý” deĂ°il, çocuĂ°un “kiĂľiliĂ°i” ve “ben”liĂ°ine bir saldĂ˝rĂ˝ yatmaktadĂ˝r. Annenin bu davranýþý, artĂ˝k “Ăľefkat” noktasĂ˝ndan çýkmýþ, “Ăľiddet”e dönĂĽĂľmĂĽĂľtĂĽr.  Ýþte bu hassas nokta, “pedagojik tik” ve “ceza” arasĂ˝ndaki farkĂ˝ ortaya çýkartmaktadĂ˝r. 
DýþarĂ˝dan baktýðýmĂ˝zda, her iki anne de eli yanan çocuĂ°unu, ateĂľten kurtarmak için çocuĂ°unun eline vuruyor olsa da, pedagojik açýdan bu iki annenin durumlarĂ˝ birbirinden farklĂ˝dĂ˝r.   
Davranýþ Analizinde “Niyet” FarklĂ˝lýðý; Ăžefkat-Ăžiddet Dengesi 
TĂ˝pkĂ˝ “Ameller niyetlere göredir.” (BuhârĂ®, Ăťmân, 41; MĂĽslim, Ăťmâret, 155)hadĂ®s-i ĂľerĂ®finde olduĂ°u gibi, pedagoji bilimi de davranýþlarĂ˝ analiz ederken, niyetlere ve düþüncelere çok önem verir. 
Hiçbir psikolog veya pedagog, sergilenen bir davranýþý analiz ederken niyetleri sorgulamadan doðruya ulaþamaz. Sadece olaya bakarak perde arkasýndaki niyetleri ihmal etmek, varýlacak sonucun da yanlýþ olma ihtimalini beraberinde getirir.
Pedagog Adem GĂĽneĂľ

Mercan

Ăžefkat-Ăžiddet Dengesi    
VicdanĂ˝ ölmemiĂľ hiçbir anne-baba “bilinçli” olarak çocuklarĂ˝na karþý Ăľiddet kullanmaz. Ama yapĂ˝lan araĂľtĂ˝rmalar gösteriyor ki, çocuk terbiyesinde en çok baĂľvurulan yöntem, yine de “Ăľiddet”tir. Ve “Ăžiddet nedir?” diye analiz edecek olursak görĂĽyoruz ki, Ăľiddet, cezanĂ˝n ikiz kardeĂľidir. Birbirlerine o kadar benzerler ki, Ăľiddet ile cezayĂ˝ ayĂ˝rt etmek için ya konunun uzmanĂ˝ olmak, ya da çok bilinçli bir anne-baba olmak gerekir. 
Burada “bilinçli” kelimesinin özellikle altĂ˝nĂ˝ çizmekte fayda var. Zira anne-babalar çoĂ°u defa çocuklarĂ˝na karþý davranýþlarĂ˝nĂ˝n “Ăľiddet” içerdiĂ°ini fark edememekte, çocuklarĂ˝na duyduklarĂ˝ sevgi ve Ăľefkatten dolayĂ˝, kullandĂ˝klarĂ˝ yöntemleri daha çok “Ăľiddet” deĂ°il, “cezâ” olarak târif etmektedirler. Ve çocuklarĂ˝na uyguladĂ˝klarĂ˝ Ăľiddet ve cezalarda kendi vicdanlarĂ˝nĂ˝n sesini susturabilmek için birtakĂ˝m bahanelerin ardĂ˝na gizlenmektedirler. Zira çocuĂ°a verilen ceza ya da uygulanĂ˝lan Ăľiddet karþýsĂ˝nda anne-baba vicdânĂ® birtakĂ˝m bahaneler ĂĽretemez ise, çocuklarĂ˝na yaptĂ˝klarĂ˝ eziyetten dolayĂ˝ vicdan azabĂ˝ duyacaktĂ˝r. Ýþte bu vicdânĂ® rahatsĂ˝zlýðý yaĂľamamak için, anne babalar -çoĂ°u defa bilinç dýþý olarak- kendilerini avutmak için birtakĂ˝m gerekçelerin arkasĂ˝na sýðýnĂ˝rlar. 
ÇocuklarĂ˝na Ăľiddet uygulayan veya ceza ile çocuklarĂ˝nĂ˝ terbiye edeceklerini düþünen anne-babalarĂ˝n kullandĂ˝klarĂ˝ bahanelere bakĂ˝lĂ˝rsa, bu bahanelerin çoĂ°unda “çocuĂ°umun iyiliĂ°i için” ifadesinin kullanĂ˝ldýðýnĂ˝ görmekteyiz. Bir baĂľka deyiĂľle, “ÇocuĂ°una neden Ăľiddet ya da ceza uyguluyorsun?” sorusuna birçok anne-baba, “ÇocuklarĂ˝nĂ˝ çok sevdiklerini, onlarĂ˝n gelecekte yanlýþ yollara gitmelerini istemediklerini” belirterek bu Ăľekilde davrandĂ˝klarĂ˝nĂ˝ izah etmeye çalýþmaktadĂ˝rlar. Yani, çocuklarĂ˝na duyduklarĂ˝ aþýrĂ˝ sevgi ve Ăľefkat, bir sĂĽre sonra çocuĂ°a yönelik Ăľiddete dönĂĽĂľebilmektedir.   
Ăžiddet ve Ceza ile Çocuk Terbiye Etmeye ÇalýþanlarĂ˝n Bahaneleri  
ÇocuĂ°unu cezalar ile terbiye etmeye çalýþan bir anne-baba, kendi vicdanlarĂ˝nĂ˝ birtakĂ˝m bahanelerle susturmaya çalýþýr. Ă–rneĂ°in, bayĂ˝lĂ˝ncaya kadar çocuĂ°unu döven bir anne-babaya, “Neden bu çocuĂ°u bu kadar dövdĂĽn?” diye sorsanĂ˝z, alacaĂ°Ă˝nĂ˝z cevap, her zaman hemen hemen aynĂ˝dĂ˝r: “Bir daha yanlýþ yapmasĂ˝n diye dövdĂĽm.” Peki, bu cevap ne kadar doĂ°rudur? ÝþlediĂ°i bir suç karþýsĂ˝nda dayak yiyerek terbiye edilmeye çalýþýlan bir çocuk, saĂ°lĂ˝klĂ˝ bir çocuk olabilir mi? Ăťlerleyen satĂ˝rlarda, ceza ve Ăľiddetin, çocuĂ°un ruhunda açtýðý yaralara tek tek deĂ°ineceĂ°iz. Ancak, daha önce, anne-babalarĂ˝n çocuklarĂ˝na ceza verirken ya da onlara Ăľiddet uygularken kendi vicdanlarĂ˝nĂ˝ nasĂ˝l tesellĂ® etmeye çalýþtĂ˝klarĂ˝nĂ˝, vicdanlarĂ˝nĂ˝n sesini nasĂ˝l susturmaya çalýþtĂ˝klarĂ˝na bir göz atalĂ˝m. 
1- Biz de çocukken çok dayak yedik, cezalar aldĂ˝k, ne olacak ki yani? 
ÇocuklarĂ˝na karþý Ăľiddet içerikli cezalar veren anne-babalarĂ˝n en baĂľta kullandĂ˝klarĂ˝ bahane, kendi çocukluk dönemlerinde kendilerine uygulanĂ˝lan Ăľiddeti örnek göstermeleridir. Ve çok defa, “EĂ°er Ăľiddet uygulanan çocuklarda anormallik olsaydĂ˝, biz çocukluĂ°umuzda daha çok dayak yedik, daha aþýrĂ˝ cezalar aldĂ˝k, biz niye anormal deĂ°iliz o zaman?” diyerek kendilerini savunmaya ve vicdanlarĂ˝nĂ˝ rahatlatmaya çalýþmaktadĂ˝rlar.   
Hâlbuki böylesi bir savunma yanlýþtĂ˝r, mantĂ˝k dýþýdĂ˝r. Kendisi çocukluk yĂ˝llarĂ˝nda dayak yiyerek bĂĽyĂĽyen anne-babalar, kendi çocuklarĂ˝na Ăľiddet uygulamaktadĂ˝rlar da farkĂ˝nda deĂ°ildirler. GeçmiĂľte ceza ve Ăľiddet ortamĂ˝nda bĂĽyĂĽdĂĽĂ°ĂĽ için, bu gĂĽn kendisi de kendi çocuklarĂ˝na karþý Ăľiddet uygulamaktadĂ˝r... Ýþte cezanĂ˝n asĂ˝l yĂ˝kĂ˝cĂ˝ tarafĂ˝ budur, ceza alan ceza vermeyi öðrenir. “Biz de ceza alarak bĂĽyĂĽdĂĽk.” bahanesine sýðýnan anne-babalar, kendi çocukluk döneminde Ăľiddeti tatmamýþ olsalardĂ˝, muhtemel ki, bir çocuĂ°a Ăľiddet uygulayan birisi ile karþýlaĂľtĂ˝klarĂ˝nda, böylesi birine “normal” biri olarak bakmayacaklardĂ˝. Hâlbuki kendi çocukluĂ°unda Ăľiddet yaĂľadýðý için, “Ăľiddeti uygulamak kendisi için gayet tabiĂ® ve çocuk terbiyesinde olmasĂ˝ gereken bir yöntemmiĂľ hatasĂ˝”na dĂĽĂľmektedir. Evet, Ăľiddetin en önemli özelliĂ°i “transjenerasyon”[1] olmasĂ˝dĂ˝r. Yani Ăľiddet, bir önceki nesilden bir sonraki nesle aktarĂ˝larak nesilden nesle bulaþýcĂ˝ bir hastalĂ˝k gibi devam eder gider. Bu itibarla bakĂ˝ldýðýnda, çocukluk yĂ˝llarĂ˝nda devamlĂ˝ ceza ve Ăľiddetle bĂĽyĂĽmĂĽĂľ bir kiĂľi, kendisi çocuk sahibi olduĂ°unda, kendi anne-babasĂ˝ndan gördĂĽĂ°ĂĽ Ăľiddeti kendi çocuĂ°una uygulayacaktĂ˝r. Nesilden nesle aktarĂ˝larak giden bu Ăľiddet kĂ˝sĂ˝r döngĂĽsĂĽ, artĂ˝k bir nesilde durmazsa, böylesi bir âileden dĂĽnyaya gelen torunlar ve onlarĂ˝n torunlarĂ˝, kendileri de anne-baba olduklarĂ˝nda kendi çocuklarĂ˝na (ve çevrelerine) karþý Ăľiddet uygulayacaklarĂ˝ kesindir.   
2- Buna “Dayak” diyerek abartmamak gerek, çok acĂ˝tmayacak kadar hafif ve etli yerlerine vuruyorum, ceza verirken acĂ˝ vermemeye özellikle dikkatediyorum.[2] 
Fiziksel ceza veya þiddetin oluþturduðu tahribâtýn büyüðü, çocuðun fiziðinde deðildir ki, çocuða fiziksel ceza verildiðinde canýnýn çok acýmadýðý bahanesine sarýlýnsýn. Fiziksel ceza ve þiddetin asýl tahribâtý, duygularda oluþur. Böyle bir durumda çocuðun izzet ve gururu zedelenir. Ýster çocuk el tersi ile kenara itilmiþ olsun, ister acýtmayacak kadar etli yerlerine vurulmuþ olsun, yahut da çocuk acýmasýzca tekme-tokat dövülecek olsun... Bütün bunlara mâruz kalan çocuðun, asýl tahrip olan bölgesi, iç dünyasýdýr!.. Çocuðun vicdanýnýn tahrip olmasýdýr...
Çocuðun izzet ve gururunun kýrýlmasýdýr... Çocuðun kendini kiþiliksiz hissetmesidir... Ve þiddete mâruz kalan çocuklar, çok defa canlarý yandýðý için deðil, iç dünyalarý bu þekilde tahrip olduðu için aðlarlar ve izzetlerini korumak için daha çok hýrçýnlaþýrlar...
Daha çok hýrçýnlaþan çocuk, daha çok ceza alýr ve bu kýsýr döngü de böylece devam eder gider...
ÇocuĂ°un mâruz kaldýðý böylesi bir ceza veya Ăľiddetin, çocuĂ°un duygularĂ˝nda oluĂľturacaĂ°Ă˝ yĂ˝kĂ˝mĂ˝ anlayabilmek için, karĂ˝-koca arasĂ˝ndaki aynĂ˝ tĂĽrdeki Ăľiddetle kĂ˝yas yapmakta fayda vardĂ˝r. DüþünĂĽn ki, eĂľine karþý Ăľiddet uygulayan bir koca, eĂľine dönse ve: “–«Dayak» yedim diyerek ne abartĂ˝yorsun?! Ben, senin canĂ˝nĂ˝n yanmayacaĂ°Ă˝ etli yerlerine vuruyorum... AĂ°layĂ˝p sĂ˝zlayarak olayĂ˝ abartma!..” dese, ne kadar zavallĂ˝ duruma dĂĽĂľer deĂ°il mi?  Ýþte bu örnekte olduĂ°u gibi, çocuĂ°una karþý uyguladýðý Ăľiddetin ve fiziksel cezanĂ˝n acĂ˝sĂ˝nĂ˝ çocuĂ°un bedeninde yaĂľayacaĂ°Ă˝nĂ˝ düþünmek de o derece yanĂ˝ltĂ˝cĂ˝dĂ˝r... Ceza alan çocuĂ°un asĂ˝l yĂ˝kĂ˝mĂ˝ ruhundadĂ˝r. 
3- Gücümü böyle göstermezsem, yarýn yanlýþ þeyler yapabilir
Anne-babalar bazen, çocuklarĂ˝na duyduklarĂ˝ sevgide o kadar ileri giderler ki, ya çocuklarĂ˝nĂ˝n her an yanlýþa dĂĽĂľeceĂ°inin endiĂľesi ile ya da çocuklarĂ˝ ĂĽzerinde kurduklarĂ˝ hâkimiyetin yavaĂľ yavaĂľ ellerinden kaçtýðý düþüncesi ile hĂ˝rçýnlaĂľabilir ve çocuklarĂ˝na karþý Ăľiddete baĂľvurabilirler. Bu düþüncede olan anne-babalarĂ˝n bahanesi “GĂĽcĂĽmĂĽ böyle göstermezsem, yarĂ˝n yanlýþ yola girebilir.”dir. Ancak bu Ăľekilde düþünmek de gerçekçi deĂ°ildir!..
ÇünkĂĽ insanlarĂ˝ yanlýþ ve anormal davranýþtan alĂ˝koyan Ăľey, karþýdakinin gĂĽcĂĽnden korkmasĂ˝ deĂ°il, kendi vicdanĂ˝nĂ˝n rahatsĂ˝z olmasĂ˝dĂ˝r. Ă–rneĂ°in, hĂ˝rsĂ˝zlar her zaman polisten korkar ve kaçarlar. Fakat Ăľimdiye kadar hiç bir polisiye tedbir, hĂ˝rsĂ˝zĂ˝ yapacaĂ°Ă˝ hĂ˝rsĂ˝zlĂ˝ktan vazgeçirmemiĂľtir. Polis ne kadar tedbir alĂ˝rsa, hĂ˝rsĂ˝zlar o kadar farklĂ˝ yöntemler geliĂľtirirler. ÇünkĂĽ yanlýþ davranýþýn dĂĽzeltilmesinde güç kullanmak ve Ăľiddet uygulamak çözĂĽm deĂ°ildir. Bir çocuĂ°un davranýþýnĂ˝ deĂ°iĂľtirmesi, ancak o çocuĂ°un vicdanĂ˝na hitap edilmesi ile mĂĽmkĂĽn olur, yoksa güç gösterisi ile olmaz. O yĂĽzden anne-babalarĂ˝n; “ÇocuĂ°a gĂĽcĂĽmĂĽ göstermezsem yanlýþ Ăľeyler yapabilir.” düþüncesi yanlýþtĂ˝r. Çocuk eĂ°er korkacaksa, anne-babasĂ˝nĂ˝n Ăľerrinden deĂ°il, kendi vicdanĂ˝ndan korkmalĂ˝dĂ˝r. 
4- Annem-babam da bana dayak atardĂ˝, ama onlar kötĂĽ insan deĂ°illerdi.[3] 
Bir çocuk için en aĂ°Ă˝r duygu, anne-babasĂ˝nĂ˝ suçlu olarak görmektir. Bu çocukluk yĂ˝llarĂ˝nda da böyledir, kendisi yetiĂľip anne-baba olmuĂľ biri için de böyledir. KiĂľinin kendi anne-babasĂ˝nĂ˝ “kötĂĽ insan” olarak görmesi kadar çocuĂ°a aĂ°Ă˝r gelebilecek duygu çok nâdirdir. Çocukluk döneminde anne-babasĂ˝ndan Ăľiddet içerikli cezalar almýþ birisi, her ne kadar anne-babasĂ˝nĂ˝n kendisini dövdĂĽĂ°ĂĽnĂĽ, aĂ°Ă˝r cezalar verdiĂ°ini itiraf etse de, konuĂľmasĂ˝nĂ˝n devamĂ˝nĂ˝ “ama” ile sĂĽrdĂĽrerek vicdanĂ˝nĂ˝ rahatlatmaya çalýþýrlar: “–Evet, küçükken annem-babam beni çok dövĂĽyordu, «ama» ben de çok yaramazdĂ˝m, canĂ˝m!..” Böylesi bir anne-babaya, Ăľiddetin kötĂĽ bir davranýþ biçimi olduĂ°u ve bir annenin çocuĂ°una Ăľiddet uygulamamasĂ˝ gerektiĂ°i söylendiĂ°inde, (vicdanĂ˝nda kendi anne-babasĂ˝nĂ˝ yargĂ˝lamamak için) Ăľiddetin kötĂĽ bir Ăľey olmadýðýnĂ˝, hatta bazen gerekli olduĂ°unu savunacaktĂ˝r. Kendi çocukluĂ°unda Ăľiddet görmĂĽĂľ biri, eĂ°er “Evet, Ăľiddet kötĂĽ bir davranýþtĂ˝r.” diyecek olsa, vicdanĂ˝nda kendi anne-babasĂ˝nĂ˝ da suçlu Ă®lan edeceĂ°inden dolayĂ˝, ceza ve Ăľiddetin “anormal” bir davranýþ olduĂ°unu kabullenmekte zorluk çekecektir. Ancak, burada unutulmamasĂ˝ gereken ince ayrĂ˝ntĂ˝ Ăľudur ki; Ăľiddet ve ceza ile çocuĂ°unu terbiye etmek isteyen kiĂľi kötĂĽ niyetli olmayabilir, fakat “Ăľiddetin kendisi” kötĂĽdĂĽr, yanlýþtĂ˝r...
5- Her þeye raðmen ben çocuðumu seviyorum[4]
Ăžiddet uygulayan anne-babanĂ˝n en çok sýðýndýðý bahanelerden biri de, “Ne kadar çocuĂ°uma vurursam vurayĂ˝m, ne kadar ceza verirsem vereyim, o benim canĂ˝mdĂ˝r... Ve ben çocuĂ°umu çok seviyorum.” bahanesidir.  “Ben her Ăľeye raĂ°men çocuĂ°umu seviyorum.” bahanesi mantĂ˝klĂ˝ bir bahane deĂ°ildir. ÇünkĂĽ Ăľiddete mâruz kalan kiĂľi, çocuĂ°un kendisidir, anne-baba deĂ°ildir ki, “Ama ben hâlâ çocuĂ°umu seviyorum.” diye bir Ăľey söylensin. Bu durumda söz hakkĂ˝ çocuĂ°undur. ÇocuĂ°a sormak gerek, “Her Ăľeye raĂ°men anne-babanĂ˝ seviyor musun?” diye... CezayĂ˝ alan kiĂľi çocuk olduĂ°u hâlde cezayĂ˝ uygulayan kiĂľinin “Her Ăľeye raĂ°men çocuĂ°umu seviyorum.” demesi, ciddĂ® bir mantĂ˝k hatasĂ˝dĂ˝r. AynĂ˝ durumu þöyle düþünebiliriz. Bir erkek, eĂľine karþý Ăľiddet uygulasa ve sonra kendisine “Neden böyle bir Ăľey yapĂ˝yorsun ayĂ˝p deĂ°il mi” diye soranlara da “Olsun, ben her Ăľeye raĂ°men eĂľimi seviyorum.” dese, bu söz ne kadar mantĂ˝klĂ˝ bir söz olur ki?
6- Bir ben deðil ki, herkes çocuðuna ceza veriyor, yanlýþ olsa kimse vermez!
EĂ°er bir anne-baba vicdanĂ˝na karþý, “NasĂ˝l olsa herkes yapĂ˝yor bunu…” gerekçesine sýðýnarak çocuĂ°una karþý Ăľiddet uyguluyorsa, böylesi bir düþünce çok yanlýþtĂ˝r. YanlýþtĂ˝r, zira gĂĽnĂĽmĂĽz toplumlarĂ˝nĂ˝n en bĂĽyĂĽk problemi, zaten Ăľiddet deĂ°il midir? EtrafĂ˝mĂ˝za her bakýþýmĂ˝zda bizi hayattan bĂ˝ktĂ˝ran Ăľey, insanlarĂ˝n acĂ˝masĂ˝zca birbirlerine karþý uyguladĂ˝klarĂ˝ Ăľiddet deĂ°il midir? Siz çocuĂ°unuza karþý biraz Ăľiddet uyguluyorsunuz... Bir baĂľkasĂ˝ daha çok... DiĂ°er bir baĂľkasĂ˝ da daha fazla… Ama ĂĽzerinde Ăľiddet uygulanĂ˝lan bu çocuklar deĂ°il midir yarĂ˝nki toplumu yaĂľanmaz hâle getirenler? Ya da bugĂĽnkĂĽ toplumu yaĂľanmaz hâle getirenler de dĂĽnkĂĽ Ăľiddet altĂ˝nda bĂĽyĂĽmĂĽĂľ çocuklar deĂ°il midir? BĂĽtĂĽn bunlarĂ˝n karþýlýðýnda, ortalýðý Ăľiddet alanĂ˝na çeviren birisi, “Bir ben deĂ°ilim ki, herkes yapĂ˝yor, yanlýþ olsa kimse bunu yapmaz!..” dese ne kadar doĂ°ru olur? TĂ˝pkĂ˝ bunun gibi, çocuĂ°una Ăľiddet içerikli cezalarla terbiye etmeye çalýþan bir anne-babanĂ˝n baĂľkalarĂ˝nĂ˝n yanlýþýndan destek alarak, “Yanlýþ olsa kimse yapmaz.” demesi doĂ°ru deĂ°ildir.
7- Ýstesem ceza vermeden de çocuðumu yetiþtirebilirim
Birçok uzmanĂ˝n gözlemlerinden elde edilen sonuç ortada. Ăžiddet, öyle sanĂ˝ldýðý kadar kolay vazgeçilebilecek bir alýþkanlĂ˝k deĂ°ildir. Ăžiddet uygulayan anne-babalar, uyguladĂ˝klarĂ˝ Ăľiddete son vermek istediklerinde, iĂľte o an gerçeklerle yĂĽz yĂĽze gelmektedirler. Ceza ve Ăľiddetle çocuĂ°u terbiye etmeye çalýþan bir anne-babanĂ˝n kazandýðý alýþkanlýðý terk etmesi, öyle sanĂ˝ldýðý kadar kolay deĂ°ildir. Ceza ve Ăľiddet kullanmaya alýþmýþ anne-babalar, bu alýþkanlĂ˝klarĂ˝ndan vazgeçmeye çalýþtĂ˝klarĂ˝nda, o zaman kendilerinin acziyete dĂĽĂľtĂĽklerini hissetmektedirler. Ceza silahĂ˝ elinden alĂ˝nan anne-babalar, ortada çaresizce kala kalmaktadĂ˝rlar. Ăžiddete alýþmýþ bir anne-babanĂ˝n “Ăťstemesem ceza vermeden de çocuĂ°umu yetiĂľtirebilirim.” düþüncesi, ceza vermeye alýþmýþ bir anne-baba için gerçekçi deĂ°ildir. Böylesi bir anne-babanĂ˝n, uzman yardĂ˝mĂ˝ almadĂ˝kça yahut çok ciddi bir bilinç sergilemedikçe kullandýðý ceza yöntemlerinden vazgeçmesi kolay olmayacaktĂ˝r.
8- Birçok uzman cezayĂ˝ bir terbiye metodu olarak tavsiye ediyor. 
Evet, ne yazĂ˝k ki, birçok uzman Ăľiddeti kĂ˝nadýðý ve Ăľiddet ortamĂ˝ndan uzak durulmasĂ˝nĂ˝ tavsiye ettiĂ°i hâlde, cezaya sĂ˝cak bakabilmekteler. Hâlbuki ceza, Ăľiddetin ilk basamaĂ°Ă˝dĂ˝r. Çocuk terbiyesinde “materyalist” metotlar ĂĽzerinde yoĂ°unlaĂľan psikolog ve pedagoglar, çocuk terbiyesinde cezanĂ˝n olmasĂ˝ gerektiĂ°ini savunmaktadĂ˝rlar. ÇünkĂĽ materyalist düþünceye göre, “Hayvanlar ile insanlar aynĂ˝ nesilden gelmektedir. Hayvanlar ĂĽzerinde ceza, olumlu etkiler oluĂľturuyorsa ve hayvanlarĂ˝n davranýþlarĂ˝nĂ˝ deĂ°iĂľtirmede ceza bir metot ise, o hâlde insanlar ĂĽzerinde de bu metotlar uygulanabilir.” Evet, hayvanlar ĂĽzerinde yapĂ˝lan deneyler gösteriyor ki, ceza ile hayvan terbiyesi mĂĽmkĂĽndĂĽr... Aç bĂ˝rakĂ˝lan bir köpek, bir küçük kemik parçasĂ˝ için taklalar atmakta, kĂ˝rbaç yiyen at daha hĂ˝zlĂ˝ koĂľmak için çaba sarf etmektedir. Ancak, hayvanlarĂ˝n ceza korkusu ile istenilen davranýþa yönleniyor olmasĂ˝, insanlarĂ˝n da ceza korkusu ile istenilen davranýþý sergileyeceĂ°i anlamĂ˝na gelmez.   Zira insan, hayvanlardan farklĂ˝ olarak, akĂ˝l, vicdan, kalp, gurur gibi özellikler taþýmaktadĂ˝r ki, insana uygulanacak cezalar ve Ăľiddetler, insanĂ˝n bu dĂĽnyasĂ˝nĂ˝ rencide etmektedir. DolayĂ˝sĂ˝yla, materyalist felsefe ile çocuk terbiyesi yorumlarĂ˝ yapĂ˝ldýðýnda, çocuklarĂ˝n ceza alarak “adam” olacaĂ°Ă˝nĂ˝ savunan birtakĂ˝m uzmanlar bulunuyor olsa da, -daha önce ifade edildiĂ°i gibi- birtakĂ˝m uzmanlar da, “insan vicdanĂ˝ kabul etmedikçe davranýþ deĂ°iĂľikliĂ°i olamaz...” ilkesini savunduklarĂ˝ için “ceza” yerine “vicdan” terbiyesini tavsiye etmektedirler. 
9- Annesi-babasý deðil miyim, hem döverim, hem severim
Anne-baba olmanĂ˝n verdiĂ°i sahiplenme hissi, çocuĂ°a karþý kullanĂ˝lacak Ăľiddet ve cezayĂ˝, bazen anlamsĂ˝z bir Ăľekilde körĂĽklemektedir. Birçok anne-baba, çocuklarĂ˝na Ăľiddet uyguladĂ˝klarĂ˝nda “Ben annesiyim/babasĂ˝yĂ˝m; hem severim, hem döverim, kime ne?” diye etrafa karþý kendini savunmaktadĂ˝r. ÇünkĂĽ anne-babalar kendi duygularĂ˝ndan emindir. ÇocuĂ°unu canĂ˝ pahasĂ˝na sevdiĂ°inden emindir. Böylesi bir duygu ile sevdiĂ°i çocuĂ°una karþý “sahiplenme” hissi, zaten çok tabiĂ®dir. Ancak tabiĂ® olmayan Ăľey, bu kadar sahip çýktýðýn bir Ăľeye aynĂ˝ zamanda Ăľiddet uygulama özgĂĽrlĂĽĂ°ĂĽnĂĽn bulunduĂ°unu düþünmektir. Çocuklar, anne-babasĂ˝nĂ˝n “çocuklarĂ˝dĂ˝r”; onlarĂ˝n köleleri deĂ°ildir. Her ne kadar anne-baba, kendi sevgisinden emin olsa da, çocuĂ°una bir köle muâmelesi deĂ°il, bir insan muâmelesi yapmalĂ˝dĂ˝r. Ăťnsan muâmelesi de, dövĂĽlmeyi deĂ°il, sevilip saygĂ˝ duyulmayĂ˝ beraberinde getirir.

[1] Bir önceki nesilden bir sonraki nesle bilgi ve becerinin aktarýlmasý. (Psikolojik Kalýtým)
[2] Geweld in de Kindertijd, Rotterdam University (A University of Applied Sciences) (Reader), Sharan M.
[3] Geweld in de Kindertijd, a.g.e.
[4] Geweld in de Kindertijd, a.g.e
Pedagog Adem GĂĽneĂľ

Mercan

Cezâ Alan Çocuklarda GörĂĽlen Davranýþ BozukluklarĂ˝ Nelerdir? 
Maalesef gĂĽnĂĽmĂĽz çocuk terbiyesi ve eĂ°itiminde kullanĂ˝lan metotlar, “insânĂ®” olmaktan oldukça uzaktĂ˝r.
Çocuk terbiyesine ait konularda yardĂ˝m için baĂľvurulan kitaplarda ve görüþüne baĂľvurulan uzmanlarĂ˝n birçoĂ°unda sĂ˝kça “hayvanlar”Ă˝n nasĂ˝l terbiye edildiĂ°inden bahsedilip, daha sonra bu örneklerin insanlar ĂĽzerinde nasĂ˝l uygulanacaĂ°Ă˝ anlatĂ˝lmaktadĂ˝r. Zira birçok psikolog, pedagog ve davranýþ bilimciler, insanlar ile havanlarĂ˝n aynĂ˝ soydan geldiĂ°ini iddia ettikleri için “hayvan terbiye etme usĂ»lleri”nin “insan terbiyesi”nde de kullanĂ˝lmasĂ˝nda bir sakĂ˝nca görmemektedirler.
Bir sĂĽre önce, bir arkadaþýmla çocuk eĂ°itimi konusunu konuĂľuyorduk. Arkadaþým, çocuk eĂ°itimi ile ilgili katĂ˝ldýðý bir konferansta duyduklarĂ˝nĂ˝ benimle paylaþýyordu. Konferansta “çocuk ve önyargĂ˝” konusunda bir örnek verilmiĂľ. Arkadaþýn çocuk eĂ°itimi ile ilgili katĂ˝ldýðý konferanstaki bu örnekte, köpekbalĂ˝klarĂ˝nĂ˝n önyargĂ˝larĂ˝ndan bahsedilmiĂľ. Þöyle ki;
BĂĽyĂĽkçe bir akvaryum, ortadan cam bir bölme ile ikiye ayrĂ˝lmýþ.Cam bölmenin bir yanĂ˝na küçük köpekbalĂ˝klarĂ˝ konulmuĂľ. DiĂ°er bölmeye ise, köpekbalĂ˝klarĂ˝nĂ˝n en lezzetli yediĂ°i bir baĂľka cins balĂ˝k bĂ˝rakĂ˝lmýþ. Aç köpek balĂ˝klarĂ˝, karþýdaki bölmede bulunan diĂ°er balĂ˝klarĂ˝ gördĂĽklerinde saldĂ˝rĂ˝ya geçmiĂľler, ama nâfile… HĂ˝zla avĂ˝na saldĂ˝ran köpekbalĂ˝klarĂ˝, ortadaki cam bölmeye çarpĂ˝p geri dönmĂĽĂľler. Bir sĂĽre kendi hâllerinde yĂĽzmeye devam eden köpekbalĂ˝klarĂ˝, ikinci bir hamle daha yapĂ˝p yeniden karþý bölmede bulunan balĂ˝klara saldĂ˝rĂ˝ya geçmiĂľler, ama yine bir hayal kĂ˝rĂ˝klýðý... ÇünkĂĽ her defasĂ˝nda ortadaki cam bölme, köpekbalĂ˝klarĂ˝nĂ˝n karþý taraftaki balĂ˝klarĂ˝n yanĂ˝na geçiĂľine mani oluyormuĂľ. KöpekbalĂ˝klarĂ˝, haftalarca bu Ăľekilde cam bölmeye çarpĂ˝p geri dönmĂĽĂľler. Sonunda köpekbalĂ˝klarĂ˝, diĂ°er balĂ˝klara saldĂ˝rmaktan vazgeçmiĂľler. Tam da bu sĂ˝rada köpekbalĂ˝klarĂ˝nĂ˝ gözlemleyen davranýþ bilimi uzmanlarĂ˝, ortadaki cam bölmeyi kaldĂ˝rmýþlar. Cam bölmenin ortadan kaldĂ˝rĂ˝lmasĂ˝ ile çok ilginç bir olay yaĂľanmýþ. Haftalarca karþý bölmede bulunan balĂ˝klara saldĂ˝rmak için çýrpĂ˝nan köpekbalĂ˝klarĂ˝, gayet aç olduklarĂ˝ hâlde ve diĂ°er balĂ˝klarĂ˝ kendi yanlarĂ˝na kadar yĂĽzerek geldikleri hâlde, garip bir “önyargĂ˝” ile o balĂ˝klara saldĂ˝rmamýþlar. Böylece köpek balĂ˝klarĂ˝nda bir “önyargĂ˝” oluĂľmuĂľ. 
Ă–rnek bu... Ve uzmanĂ˝n, bu örnekten yola çýkarak vardýðý sonuç da Ăľu: “Anne babalar çocuklarĂ˝nĂ˝ terbiye ederken, koyduklarĂ˝ yasaklardan hiç bir zaman tâviz vermemelidirler. Çocuk, yasaklarĂ˝ çiĂ°nemek istedikçe, tĂ˝pkĂ˝ köpekbalýðýnĂ˝n karþý tarafa geçmek isterken çarptýðý cam bölmeye çarptýðý gibi, sizin cezâlarĂ˝nĂ˝za çarpmalĂ˝dĂ˝rlar. Böylece çocuklar, bir sĂĽre sonra -tĂ˝pkĂ˝ köpekbalĂ˝klarĂ˝nda olduĂ°u gibi- çok istedikleri bir Ăľeyi elde etmekten vazgeçeceklerdir.”
Bu örneði dinledikten sonra çok üzüldüm. Zira çocuklar, köpekbalýðý mý ki, böylesi bir deneyin sonucu, insanlar üzerinde de tatbik edilsin.
Ăťnsanda akĂ˝l var, onur var, izzet var, kalp var, vicdan var… KöpekbalĂ˝klarĂ˝nda olmayan kim bilir daha nice garip hisler var!.. Çocuk, bir Ăľeyi istedikçe anne-baba ona cezâ verecekmiĂľ ve çocuk aldýðý cezâlarĂ˝n tesiri ile isteklerinden vazgeçecekmiĂľ. Tamam, belki çocuk, cezânĂ˝n korkusu ile o ân isteklerinden vazgeçse de, istekler, o çocuĂ°un içinde, ölĂĽnceye kadar bir uhde olarak kalabilir.
Maalesef günümüz çocuk terbiyesinde hâkim görüþler, çoðunlukla hayvanlar üzerinde yapýlan deneylerin sonuçlarýnýn insanlar üzerinde de kullanýlmasýyla elde edilmiþtir. Bu yüzden bugünün çocuklarý, dünkü çocuklar kadar mâsum ve mütevâzî deðil!..
DüþünĂĽn lĂĽtfen, anne-babasĂ˝nĂ˝n isteĂ°ini yerine getirmeyen bir çocuĂ°un devamlĂ˝ cezâ ve yasaklarla karþýlaĂľmasĂ˝ hâlinde, o çocuk, bir sĂĽre sonra -tĂ˝pkĂ˝ bir köpekbalýðý gibi-  isteklerinden vaz mĂ˝ geçer, yoksa  aldýðý cezâlarĂ˝n yol açtýðý “onur kĂ˝rĂ˝lmasĂ˝” ile yeni yeni yanlýþ davranýþlara mĂ˝ meyleder?       1-Cezâ, Bir BaĂľka Anormal Davranýþý Tetikler[1]  
Cezâ ile terbiye edilmeye çalýþýlan çocuklarda görĂĽlen en belirgin özellik, verilen cezânĂ˝n çocuklarda yeni bir davranýþ bozukluĂ°una yol açmasĂ˝dĂ˝r. Cezâ alan çocuk, her ne kadar kendisine yasaklanmýþ davranýþtan o ân için uzak dursa da, cezâ almýþ olmanĂ˝n verdiĂ°i bir tepki ile, yeni bir anormal davranýþa yönelir. Bu durum gâyet insânĂ®dir ve olmasĂ˝ gereken bir durumdur. ÇocuĂ°un izzeti ve gururu kĂ˝rĂ˝lmamýþsa, aldýðý cezânĂ˝n tesiri ile çocuk yanlýþ yapmaya (hatta bu sefer kasĂ˝tlĂ˝ olarak yanlýþ yapmaya) devam eder. Bir gĂĽn, bir okuyucumuzdan çok ilginç bir e-mail gelmiĂľti. E-mailde bir anne, baþýndan geçen Ăľu olayĂ˝ anlatĂ˝yordu: “Ben, iki çocuk annesiyim. BĂĽyĂĽk oĂ°lum 7, küçük oĂ°lum ise 4 yaþýnda. Benim problemim, bĂĽyĂĽk oĂ°lumla idi. OĂ°lum, mahalledeki arkadaĂľlarĂ˝ndan duyduĂ°u çirkin söz ve kĂĽfĂĽrlĂĽ kelimeleri kullanmaya baĂľladýðýnda derdimiz baĂľlamýþ oldu. OĂ°luma hangi cezâyĂ˝ verdiysem kâr etmedi. Çocuk uluorta herkesin içinde bu çirkin sözleri söylemeye devam etti. Sonunda sabrĂ˝m taĂľtĂ˝ ve kendisini bu alýþkanlĂ˝ktan vazgeçirebilmek için, ne zaman kĂĽfĂĽr etse aĂ°zĂ˝na çok acĂ˝ bir biber sĂĽrmeye baĂľladĂ˝m. OĂ°lum, ne kadar çýrpĂ˝nsa da yere yatĂ˝rĂ˝yor, elini-kolunu tutuyor, onu aĂ°lata aĂ°lata aĂ°zĂ˝na acĂ˝ biber sĂĽrĂĽyordum. Ve çok kĂ˝sa sĂĽrede sonuç aldĂ˝m. OĂ°lum, bir sĂĽre sonra acĂ˝ biberin verdiĂ°i korku ile kĂĽfĂĽr etmeyi bĂ˝raktĂ˝. Ancak ilerleyen gĂĽnlerde daha garip bir Ăľey geldi baþýma... Bir gĂĽn hanĂ˝m arkadaĂľlarĂ˝mĂ˝ eve dâvet etmiĂľtim. Sohbetler edilip çaylarĂ˝n içildiĂ°i bir sĂ˝rada 4 yaþýndaki küçük oĂ°lum, hanĂ˝m arkadaĂľlarĂ˝mĂ˝n oturduĂ°u koltuklarĂ˝n karþýsĂ˝na geçerek, arkadaĂľlarĂ˝ma aĂ°za alĂ˝nmayacak kĂĽfĂĽrler etmeye baĂľladĂ˝. Hepimiz Ăľok olduk... O sĂ˝rada ne yapacaĂ°Ă˝mĂ˝ ĂľaþýrdĂ˝m, bĂĽtĂĽn arkadaĂľlarĂ˝ma karþý rezil olduĂ°umu hissettim. Misafirlerimi gönderdikten sonra hĂ˝rsla çocuklarĂ˝n odasĂ˝na girdim. Küçük oĂ°lumun yakasĂ˝ndan tutup:
“-Neden böyle bir Ăľey yaptĂ˝n? Kimden öðrendin, bu çirkin kelimeleri?!” diye sordum. Aldýðým cevap, beni bir kez daha Ăľok etti. MeĂ°er bĂĽyĂĽk oĂ°lum, aĂ°zĂ˝nĂ˝ biberle yakmaya baĂľladýðým için bana karþý içten içe bir hĂ˝rs duymaya baĂľlamýþ... VerdiĂ°im cezânĂ˝n korkusu ile artĂ˝k bir daha kĂĽfĂĽr etmeyi bĂ˝rakmýþ, ama akĂľamlarĂ˝ yatarken öðrendiĂ°i bĂĽtĂĽn kĂĽfĂĽrleri, küçük kardeĂľine fĂ˝sĂ˝ltĂ˝ ile öðretmiĂľ. KardeĂľine, o gĂĽn “Hadi git, misafirlere bunlarĂ˝ söyle!..” diyen de kendisiymiĂľ. Ăžimdi anlĂ˝yorum ki, çocuklar, cezâ ile terbiye edilmemeli.” Bu okuyucumuzun anlattýðý olayda görĂĽldĂĽĂ°ĂĽ ĂĽzere, cezâ alan çocuk, kendi gururunu koruyabilmek için bir baĂľka anormal davranýþa doĂ°ru yol almýþtĂ˝r. Kendisine cezâ veren (annesine) tepki olarak, bildiĂ°i bĂĽtĂĽn kĂĽfĂĽrleri, dört yaþýndaki kardeĂľine öðretmiĂľ ve annesinin misafir kabul ettiĂ°i bir gĂĽn (gĂĽyâ) intikamĂ˝nĂ˝ almýþtĂ˝r. Her anne-baba ve eĂ°itimci bilmelidir ki, “Cezâ, bir baĂľka anormal davranýþý tetikler.” Ve bunun sonu yoktur. Çocuk ne kadar cezâ alĂ˝rsa, o kadar çok anormal davranýþ sergileyecektir.   
2-Cezâ, “Utanma” Hissini Yok Eder 
Çocuk terbiyesinin ana unsularĂ˝ndan birisi, “utanma” hissinin kĂ˝rĂ˝lmadan çocuĂ°un yetiĂľtirilmesidir. Yani çocuĂ°u “arsĂ˝zlaĂľtĂ˝rmadan” ve “yĂĽzsĂĽzleĂľtirmeden” yetiĂľtirilmesi gerekir.
Halk arasĂ˝nda yaygĂ˝n bir atasözĂĽnde, “Aç bĂ˝rakma hĂ˝rsĂ˝z olur, çok söyleme yĂĽzsĂĽz olur, çok dövme arsĂ˝z olur” denilmektedir. Ýþte bu atasözĂĽnde bir-iki cĂĽmle ile özetlendiĂ°i gibi, cezâ ile terbiye olan çocuklarda, “utanma” duygusu zedelenmekte, alĂ˝nan cezâlarĂ˝n tesiri ile çocuklar yĂĽzsĂĽzleĂľmektedirler.
ÇocuĂ°una karþý fizĂ®kĂ® cezâ uygulayan anne-babalar bilmelidirler ki, çocuĂ°un yediĂ°i her bir darbe, çocuĂ°u “arsĂ˝z”, iĂľittiĂ°i her söz de onu “yĂĽzsĂĽz” yapmaktadĂ˝r. Bunun hâricinde altĂ˝ çizilecek bir nokta da, sosyal cezâ alan çocuklarda görĂĽlen davranýþ bozukluĂ°udur ki, kalabalĂ˝klar içinde cezâ alan çocuk, (eĂ°er kendini savunma refleksini de geliĂľtirmiĂľse) ne söylerseniz söyleyin, bir sĂĽre sonra cezâ tesir etmemeye baĂľlayacaktĂ˝r.
Çocuk, kalabalĂ˝lar içinde aldýðý cezâya karþý kendini otomatik savunma durumuna geçirecek, kendisine yöneltilen cezâ içeren sözleri dinlemeden, sadece kendini savunmaya çalýþacaktĂ˝r. Bunun hâricinde, kendinde savunma refleksini geliĂľtirmemiĂľ çocuklara kalabalĂ˝klar içinde verilen sosyal cezâlar ise, çocuĂ°un içe kapanmasĂ˝na ve muhtemel “sosyal fobi” duygusuna kapĂ˝lmasĂ˝na sebep olacaktĂ˝r.     
3-Cezâ, “Vicdan” Duygusunu Köreltir 
Vicdan, tarafýz bir mahkeme gibidir. Doðruyu yanlýþtan ayýrt etme konusunda çok hassastýr. Ýnsanýn bütün bir ömrü boyunca kendisine en çok yardýmcý olacak duygulardan biri de vicdandýr. Ve ne yazýk ki, çocuðu, cezâ ile terbiye edilmeye çalýþmak, çocuðun bir ömür boyu kullanacaðý bu hassas duyguyu tahrip eder.
Çocuk, kendisine cezâ verildiĂ°i sĂ˝rada iç dĂĽnyasĂ˝nda oluĂľan yaralanmalarĂ˝n acĂ˝sĂ˝nĂ˝ duymamak için kendi duygularĂ˝nĂ˝ devreden çýkartĂ˝r. Çocuk cezâ aldýðý esnada, bir bakĂ˝ma duygusuz, hissiz olmak zorundadĂ˝r ki, daha az yara alsĂ˝n. Bu Ăľekilde cezâ ile terbiye edilen çocuklar, ileriki yĂ˝llarda dehĂľet verici olaylara acĂ˝masĂ˝z ve vurdumduymaz bir rahatlĂ˝kla karýþabilmektedirler. Zira böylesi çocuklar, çocukluk yĂ˝llarĂ˝nda öðrendikleri, “duygularĂ˝nĂ˝ bastĂ˝rma” ve “onlarĂ˝ devreden çýkartĂ˝p hissizleĂľme” konusunda tecrĂĽbe sahibidirler. Herkesin vicdanĂ˝nĂ˝ sĂ˝zlatan birçok olay, bu tĂĽr çocuklar için gayet normal olabilir. Tarihte adĂ˝ “katliâm” yapmakla ve insanlýðýn baþýna belâ olmakla anĂ˝lan ne kadar yönetici ve lider varsa, her birisinin çocukluĂ°u analiz edildiĂ°inde, çocukluk yĂ˝llarĂ˝nda vicdanlarĂ˝nĂ˝n cezâ ve Ăľiddetle öldĂĽrĂĽlmĂĽĂľ olduĂ°unu görebiliriz.     
4-Cezâ, “EzilmiĂľlik” Duygusu OluĂľturur  
Cezâ alarak yetiĂľen çocuklarĂ˝n en belirgin davranýþ sapmasĂ˝, “ezik ve silik” bir kiĂľiliĂ°e sahip olmalarĂ˝dĂ˝r.
ÇünkĂĽ cezâ vermek, bir güç gösterisidir. Ve cezâyĂ˝ veren güçlĂĽ olan taraf, cezâyĂ˝ alan taraf ise “zayĂ˝f” ve “güçsĂĽz”dĂĽr. Ancak, insan psikolojisinde güçlĂĽye boyun eĂ°mek, kolaylĂ˝kla kabul edilen bir davranýþ deĂ°ildir.
Ăťnsan onuru, bir güç karþýsĂ˝nda boyun eĂ°meyi çok rahatlĂ˝kla kabul etmez. Kendi ĂĽzerinde birinin güç gösterisinde bulunmasĂ˝ndan hoĂľlanmaz. Ancak çaresizlik ânĂ˝nda, insan, kendisi ĂĽzerinde birilerinin güç gösterisine sessiz kalabilir. TĂ˝pkĂ˝ bunun gibi, çocuk da cezâ aldýðý ân, kendisinden bĂĽyĂĽk ve güçlĂĽ birinin altĂ˝ndaki çaresizliĂ°ini hisseder. Kendisine cezâ veren kiĂľiye onurluca baĂľkaldĂ˝rsa, belki de her baĂľkaldĂ˝rýþýnda yeniden cezâ alacaĂ°Ă˝ için, çaresizce kendisine uygulanan cezâlara boyun eĂ°er. Ýþte bu boyun eĂ°meler, çocukta ezilmiĂľlik duygusunu da beraberinde getirir.     
5-Cezâ, KontrolsĂĽz Ă–fkeyi KörĂĽkler[2]   
Öfke, her insanýn içinde, zaten var olan bir duygudur. Öfke sayesinde insan, kendine yönelebilecek tehlikelerden korunur. Ancak öfke hissi kontrol altýnda tutulmaz ise, yýkýcý bir tesiri vardýr.
Ýþte burada cezânýn baþka bir yan tesiri ile karþý karþýya geliriz. Zira çocukluk yýllarýnda alýnan cezâlar, çocuðun içindeki öfke duygusunu artýrýr, bu duygunun her ân daha fazla tetiklenmesine sebep olur.
Çocuk, kendisine cezâ veren güçlü kiþi karþýsýnda duygularýný ifade edemez ise, hýrslanýr, yumruklarýný sýkar, diþlerini sýkar veya farklý fizîkî tepkilerle içindeki öfkeyi bastýrmaya çalýþýr.
Cezâ almaya devam eden çocuklarda yapýlan gözlemlerde görmekteyiz ki, çocuklar cezâ anýnda bastýrdýklarý öfkelerini -daha da þiddetli bir þekilde- baþka yerlerde kullanmaktadýrlar. Bunun yaný sýra, özellikle bir noktanýn altýný çizmekte fayda vardýr ki, çocukluk yýllarýnda alýnan cezâlarýn içte oluþturduðu öfke ateþi, ergenlik yýllarýnda alev alýr.
Günümüzde birçok öðretmen, okullarda öðrencilerin daha küçük yaþta, çok büyük öfke sahibi olduklarýndan þikâyet etmektedirler.
Þahsî gözlemlerimiz odur ki, okulda veya sosyal hayatta etrafýna karþý saldýrgan ve öfkeli davranýþlar sergileyen çocuklar, maalesef âile içinde hep aþýrý cezâlara mâruz kalmýþlardýr.
(1] Pedagogiek van de Levensloop, Rotterdam University (A University of Applied Sciences) (Reader)   
[2]Pedagogiek van de Levensloop, Rotterdam University (A University of Applied Sciences) (Reader) 
Pedagog Adem GĂĽneĂľ

Mercan

Bir seri hâlinde yazmaya çalýþtýðýmĂ˝z bu yazĂ˝larĂ˝ topluca deĂ°erlendirdiĂ°imizde görĂĽyoruz ki, çocuk terbiyesinde “ceza” yöntemi, faydadan çok zarara yol açmaktadĂ˝r. 
Belki çocuk, cezâ korkusu ile o ân yapmak istediĂ°i davranýþý yapmĂ˝yor olsa da, -muhtemelen bir sĂĽre sonra, Ăľartlar daha elveriĂľli olduĂ°unda- geçmiĂľte ceza korkusu ile yapamadýðý ve içinde ukde olarak kalan Ăľeyleri teker teker yapmaya çalýþacaktĂ˝r. 
Ăťnsanlara ait davranýþ deĂ°iĂľikliĂ°i, “cezâ” korkusu ile olmaz. Davranýþ deĂ°iĂľikliĂ°i, ancak insanĂ˝n vicdanĂ˝nĂ˝n kabul etmesi ile olur.   
O yĂĽzden, bu seri yazĂ˝mĂ˝za baĂľlarken “Ăťnsan ceza ile deĂ°il, vicdan ile terbiye olur.” demiĂľtik.  Bu hususta son bir örneĂ°i vererek, “CezasĂ˝z çocuk terbiyesi olur mu?” sorusunun cevabĂ˝nĂ˝ artĂ˝k daha net olarak vermeye çalýþacaĂ°Ă˝z. 
VereceĂ°imiz örnek, Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in bu konudaki ahlâkĂ˝ ile ilgili… KâniâtĂ˝n SultanĂ˝na eĂľ olma Ăľerefini taþýyan “MĂĽminlerin Annesi” Hazret-i Ă‚iĂľe -radĂ˝yallâhu anhâ-, RasĂ»lullah’Ă˝n ne kadĂ˝nlarĂ˝ndan, ne de hizmetçilerinden kimseyi dövmediĂ°ini, eliyle hiçbir Ăľeye (bu niyetle) vurmadýðýnĂ˝ kesin bir dille ifade eder. 
Sahabeden, Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e yakĂ˝nlýðýyla meĂľhur Hazret-i Enes de: 
“Aleyhissalâtu vesselâm’a (hazerde ve seferde) on yĂ˝l hizmet ettiĂ°ini, iĂľlerinin her defasĂ˝nda RasĂ»lullâh’Ă˝n arzu ettiĂ°i Ăľekilde olmadýðýnĂ˝, buna raĂ°men kendisine bir defacĂ˝k ne vurduĂ°unu, ne azarladýðýnĂ˝, ne surat astýðýnĂ˝, ne de ayĂ˝pladýðýnĂ˝, hatta bir kere olsun «Of be!..» demediĂ°ini, yaptĂ˝klarĂ˝ arasĂ˝nda hoĂľuna gitmeyen için «Ne fena yapmýþsĂ˝n!..» veya yapĂ˝lan bir Ăľey için «Bunu niye böyle yaptĂ˝n?», yapĂ˝lmayan Ăľey için de “Onu niye yapmadĂ˝n?” diye hesaba çekmediĂ°ini, kazarâ hanĂ˝mlarĂ˝ndan biri, «KeĂľke þöyle yapsaydĂ˝n» diye mĂĽdâhale edecek olsa «BĂ˝rakĂ˝n çocuĂ°u, o Allâh’Ă˝n murad ettiĂ°inden baĂľka bir Ăľey yapmamýþtĂ˝r.» dediĂ°ini” anlatmaktadĂ˝r.[1]  Terbiye hususunda nebevĂ® ahlâk böyle…  BĂĽtĂĽn bu Ă®zahlardan sonra akĂ˝llara takĂ˝lan en önemli soru Ăľu olsa gerek: 
“Madem ki, çocuk terbiyesinde cezâ ne pedagojik açýdan, ne de nebevĂ® ahlâk açýsĂ˝ndan uygun deĂ°ildir, o hâlde anne-babalar çocuk terbiyesinde hangi yöntemi kullanmalĂ˝dĂ˝rlar?”  Bu birinci soru... 
Ăťkinci soru ise, “Hangi yaĂľa kadar çocuklarĂ˝ cezâ ile terbiye etmek, aksi te’sir oluĂľturur? Belli bir yaþý geçen çocuklara cezâ verilebilir mi?”     
Çocuk Terbiyesinde Pozitif Yöntemler  Ceza ile çocuk terbiye etmek “negatif” bir usuldĂĽr. Pozitif çocuk terbiyesi usĂ»lĂĽ ise, muhatabĂ˝ dikkate almak, sevmek ve mĂĽkâfâtlar vermektir.   
Pozitif çocuk terbiyesi, çocuĂ°un vicdânĂ˝na hitap eder tarzda ve mĂĽkâfâtlar kullanarak çocuĂ°un istenmeyen davranýþýna önce nĂĽfuz etme, sonra da ortadan kaldĂ˝rmayĂ˝ amaçlamaktadĂ˝r. 
Bu konuda bir örnek vererek söylemek istediklerimizi daha da somut hâle getirelim.     
Mahallenin Yaramaz ÇocuklarĂ˝ ve YaĂľlĂ˝ Zât  Bir ĂľahsĂ˝n kapĂ˝sĂ˝nĂ˝n önĂĽnde bir grup çocuk, teneke çalarak sabahtan akĂľama kadar gĂĽrĂĽltĂĽ yapĂ˝yorlardĂ˝. Mahalleli ne kadar mĂĽdâhale ettilerse çocuklarĂ˝, bu davranýþlarĂ˝ndan vazgeçiremediler. Kimi zaman sopa ile kovalandĂ˝ çocuklar, kimi zaman anne-babasĂ˝na Ăľikâyet edildi, ama bir sonuç alĂ˝namadĂ˝. Çocuklar daha da öfkeli olarak ellerinde tenekelerle sokakta gĂĽrĂĽltĂĽ yapmaya devam ettiler. 
Bu durumdan rahatsĂ˝z olan bir kiĂľi, mahallede bilgeliĂ°i ile meĂľhur bir yaĂľlĂ˝ zâtĂ˝n yanĂ˝na gitti. Durumu anlattĂ˝. Çocuklara hangi cezâyĂ˝ verdilerse tesiri olmadýðýnĂ˝, anne-babalarĂ˝na dahĂ® Ăľikâyet ettiklerini, ama meselenin bĂĽyĂĽyerek devam ettiĂ°ini söyledi. 
YaĂľlĂ˝ zât, meseleyi anladĂ˝. ÇocuklarĂ˝n gĂĽrĂĽltĂĽ yaptýðý bir gĂĽn, evinden dýþarĂ˝ çýkarak teneke çalĂ˝p mahalleyi rahatsĂ˝z eden çocuklarĂ˝n yanĂ˝na gitti. Onlarla konuĂľup bir anlaĂľma yaptĂ˝.  Bu anlaĂľmaya göre, artĂ˝k çocuklar gĂĽnĂĽn belirsiz vakitlerinde gelip gĂĽrĂĽltĂĽ yapmayacak, fakat sadece her öðlen saat 14:00 gelerek yine teneke çalarak dilediklerince gĂĽrĂĽltĂĽ yapabileceklerdi. YapacaklarĂ˝ gĂĽrĂĽltĂĽ de tam 15:00’de bitecekti. AnlaĂľmaya göre, artĂ˝k çocuklar yapacaklarĂ˝ gĂĽrĂĽltĂĽ karþýlýðýnda, bu yaĂľlĂ˝ zâttan gĂĽnlĂĽk olarak 5 para alacaklardĂ˝.   
Çocuklar, bu anlaĂľmadan memnun oldular ve ertesi gĂĽn heyecanla yaĂľlĂ˝ adamĂ˝n evinin önĂĽne geldiler. 
Saat henĂĽz erkendi. AnlaĂľmaya göre, gĂĽrĂĽltĂĽ saat 14:00’de baĂľlayacaktĂ˝.
Çocuklar tam saatin gelmesini beklediler. Bir sĂĽre sonra saat tam 14:00 olunca tenekeleri çalarak gĂĽrĂĽltĂĽ yapmaya baĂľladĂ˝lar. Bir sĂĽre sonra gĂĽrĂĽltĂĽ sĂĽresi dolan çocuklar, kendileri ile anlaĂľma yaptĂ˝klarĂ˝ ĂľahsĂ˝ kapĂ˝da gördĂĽler. YaĂľlĂ˝ adam, çocuklarĂ˝n yanĂ˝na gelerek, anlaĂľtĂ˝klarĂ˝ Ăľekilde bu gĂĽrĂĽltĂĽnĂĽn karþýlýðýnda belli bir ĂĽcret verdi. Çocuklar sevinerek evlerine döndĂĽler. 
Çocuklar, ertesi gĂĽn yine saatte kapĂ˝nĂ˝n önĂĽne geldiler ve beklemeye koyuldular. Saat yine tam 14:00’ĂĽ gösterdiĂ°inde, ellerinden geldiĂ°ince gĂĽrĂĽltĂĽ yapmaya baĂľladĂ˝lar. Vakit tamam olunca, o yaĂľlĂ˝ adam yeniden çýktĂ˝ ve çocuklara anlaĂľtĂ˝klarĂ˝ parayĂ˝ verdi. 
Bu durum günlerce böyle devam etti. Ancak yaþlý adam, bir süre sonra gürültü bitmesine raðmen evden geç çýkmaya ve çocuklarýn paralarýný geç teslim etmeye baþladý. Bu durum çocuklarý kýzdýrdý.
Çocuklar, bir gĂĽn yaĂľlĂ˝ adama: 
“-Biz bĂĽtĂĽn iĂľimizi gĂĽcĂĽmĂĽzĂĽ bĂ˝rakĂ˝yor ve her gĂĽn bu saatte sizin evinizin önĂĽnde toplanĂ˝p gĂĽrĂĽltĂĽ yapĂ˝yoruz. Ama siz, bize hak ettiĂ°imiz parayĂ˝ geç vermeye baĂľladĂ˝nĂ˝z!..” diyerek Ă®kazda bulundular. 
Adam, elinden geleni yaptýðýnĂ˝ söyleyerek çocuklarĂ˝ sâkinleĂľtirdi.  Ertesi gĂĽn çocuklar yine aynĂ˝ saatte gĂĽrĂĽltĂĽ yapacaklarĂ˝ yere geldiler ve anlaĂľtĂ˝klarĂ˝ Ăľekilde yine gĂĽrĂĽltĂĽ yapmaya baĂľladĂ˝lar. Çocuklar bir saat boyunca aralĂ˝ksĂ˝z gĂĽrĂĽltĂĽ yaptĂ˝klarĂ˝ hâlde, o adam yine gecikerek evden çýkĂ˝p çocuklarĂ˝n yanĂ˝na geldi. 
YaĂľlĂ˝ adam, çocuklara: 
“-Çocuklar, size her gĂĽn para vermekte artĂ˝k zorlanmaya baĂľladĂ˝m. Size verecek param kalmadĂ˝. O yĂĽzden sizinle yeni bir anlaĂľma yapmak istiyorum. Sizinle daha önce anlaĂľmýþ olduĂ°um ĂĽcretin bundan sonra yarĂ˝sĂ˝ kadarĂ˝nĂ˝ versem, yine gelir teneke çalmaya devam eder misiniz?” dedi. 
Çocuklar, zaten paralarĂ˝nĂ˝ geç teslim eden yaĂľlĂ˝ adamĂ˝n bu teklifine kĂ˝zarak: 
“-Biz elimizden geldiĂ°i kadar fedâkârlĂ˝k yaparak her gĂĽn sizin kapĂ˝nĂ˝zĂ˝n önĂĽnde toplanĂ˝p gĂĽrĂĽltĂĽ yapĂ˝yoruz. YukarĂ˝ mahallenin çocuklarĂ˝, o saatte ne gĂĽzel oyunlar oynarken ve gĂĽzel havada gezinirken, biz, sizin isteĂ°inizin yerine getirmek için iĂľimizi gĂĽcĂĽmĂĽzĂĽ bĂ˝rakĂ˝yor, kapĂ˝nĂ˝zĂ˝n önĂĽnde toplanĂ˝yoruz...
Bir de kalkmýþ, Ăľimdi bize hak ettiĂ°imizin de yarĂ˝sĂ˝ kadarĂ˝nĂ˝ teklif ediyorsunuz. Bu teklifinizi kabul edemeyiz!..” diyerek teklifi geri çevirdiler. 
YaĂľlĂ˝ zât:  “-Tamam, ben para vermeyeyim. Ancak hiç olmazsa eskisi gibi gelip teneke çalĂ˝n. Ona da râzĂ˝yĂ˝m!..” dediyse de çocuklarĂ˝ ikna edemedi. 
Çocuklar, teneke çalmanĂ˝n kârlĂ˝ bir iĂľ olduĂ°unu düþünerek, artĂ˝k para vermezlerse o mahallede teneke çalmayacaklarĂ˝ açýkladĂ˝lar. O gĂĽnden sonra hiçbir çocuk, eline tenekeyi alĂ˝p sokaklarda gĂĽrĂĽltĂĽ yapmadĂ˝.  Bu örnekte de görĂĽldĂĽĂ°ĂĽ gibi, mahalleli cezâ ve Ăľiddette her yolu denedikleri hâlde çocuklarĂ˝n bu davranýþýndan vazgeçirememiĂľlerdir. Ancak yaĂľlĂ˝ zât, çocuklarĂ˝ önce mĂĽkâfât ile kendisine baĂ°lamýþ, sonra da mĂĽkâfâtĂ˝ yavaĂľ yavaĂľ azaltarak çocuklarĂ˝ istenilen davranýþa doĂ°ru yönlendirmiĂľtir. Ýþte bu yöntem, pozitif çocuk terbiyesidir.  Son bir örnek daha vermek gerekirse pozitif çocuk terbiyesine, o takdirde bir Allah dostu çýkĂ˝yor karþýmĂ˝za...     
Ăťnsafa ÇaĂ°rĂ˝  Allah dostlarĂ˝ndan biri, bir gĂĽn amele pazarĂ˝na gider. Orada aç ve çaresizce iĂľ bekleyen kiĂľilerin yanĂ˝na varĂ˝r ve onlarĂ˝n arasĂ˝ndan on kiĂľi seçer.  SeçtiĂ°i bu kiĂľileri alĂ˝p evine götĂĽrĂĽr. Bir iĂľ yapĂ˝lmasĂ˝nĂ˝ bekleyen kiĂľilere ev sahibi kendi elleri ile ikramda bulunur. OnlarĂ˝ yedirir içirir. Ăťkindi vakti geldiĂ°inde ise, onlara Kur’ân okur ve birlikte namaz kĂ˝larlar. AkĂľam olduĂ°unda iþçiler, ĂľaĂľkĂ˝n ĂľaĂľkĂ˝n birbirlerine bakarlar.  Ýþçiler, kendisini getiren zâta sorarlar:  “-Biz bugĂĽn hiç bir Ăľey yapmadĂ˝k, bize yevmiye verecek misiniz?” 
Allah dostu cevap verir:  “-Siz bugĂĽn ömrĂĽnĂĽzdeki en hayĂ˝rlĂ˝ iĂľleri yaptĂ˝nĂ˝z. Hep beraber sohbet edip dini öðrenmeye çalýþtĂ˝k. Oturduk namaz kĂ˝ldĂ˝k ve duâ ettik. Bundan daha gĂĽzel bir iĂľ olabilir mi?”  Bu sözĂĽ duyan iþçilerden biri:  “-Biz her gĂĽn gelsek, aynĂ˝ bu Ăľekilde sizi dinlesek, namaz kĂ˝lsak yine gĂĽnlĂĽĂ°ĂĽmĂĽzĂĽ verir misiniz?” diye sordu.  Ev sahibi: 
“-TabiĂ®, neden olmasĂ˝n?! Her gĂĽn gelin, namaz kĂ˝lĂ˝n, ibâdet edin ve size o gĂĽnkĂĽ yevmiyenizi vereyim” dedi.  Ýþçiler buna çok sevindiler. ArtĂ˝k her sabah erkenden kalkĂ˝p bu zâtĂ˝n evine gidiyorlar, sabah namazĂ˝nĂ˝, öðlen namazĂ˝nĂ˝ kĂ˝lĂ˝yor, ikindi namazĂ˝ndan sonra da sohbet dinliyorlardĂ˝. Saatleri dolunca da paralarĂ˝nĂ˝ alĂ˝p gidiyorlardĂ˝. 
Bir gĂĽn, bu grubun içinden biri:  “-Yâ, Allah’tan korkmamĂ˝z gerek!..
Bu ĂľahĂ˝s, bizi her gĂĽn çaĂ°Ă˝rĂ˝yor, namazlarĂ˝mĂ˝zĂ˝ kĂ˝ldĂ˝rĂ˝yor, dini anlatĂ˝p sohbetler yapĂ˝yor. Bir de bunun ĂĽzerine para veriyor... Bizi doĂ°ru yola sevk etmek için böylesi bir yol izleyen Ăľahsa ,karþý bizim daha dikkatli olmamĂ˝z gerek.” diyerek oradan ayrĂ˝ldĂ˝lar... 
O gĂĽnden sonra bu iþçiler, o yaĂľlĂ˝ zâtĂ˝n dergâhĂ˝nda ĂĽcret almadan sohbet dinlemeye, ĂĽcret almadan namaz kĂ˝lmaya baĂľladĂ˝lar.   
Ýþte bu örnekten yola çýkarak diyebiliriz ki, mükâfât ve pozitif yöntemlerle insan davranýþlarý çok daha kolay ve kalýcý olarak deðiþmektedir.
Pedagog Adem GĂĽneĂľ

Mercan

Bir önceki yazĂ˝mĂ˝zda çocuk terbiyesinde “pozitif yöntemler” olarak adlandĂ˝rdýðýmĂ˝z, “mĂĽkâfât” ve “ödĂĽl”lerin önemini vurgulamaya çalýþtĂ˝k ve “cezâ” ile çocuk terbiye etmenin çocuĂ°a “negatif” duygu yĂĽklemek mânâsĂ˝na geldiĂ°inden bahsettik.   
Ancak burada akĂ˝llara hemen Ăľu soru gelebilir:  “-O hâlde çocuklarĂ˝mĂ˝za hiç mi cezâ vermeyeceĂ°iz?” ya da: 
“-Kaç yaþýna kadar cezâ vermek doĂ°ru deĂ°il?” veya: 
“-EĂ°er cezâ belli bir dönemden itibaren verilmeye baĂľlanĂ˝yorsa, hangi durumlarda ve nasĂ˝l cezâlar verilebilir?” konusuna deĂ°ineceĂ°iz...     
Terbiye Metodu Olarak Cezâ ve Çocuk Terbiyesinde Cezâ 
Çocuk terbiyesinde cezâ yöntemini analiz etmeden önce, genel cezâ prensiplerine bir bakmakta fayda var.  Cezâ, insan var olduĂ°undan beri konuĂľulan bir terbiye metodudur. Bir baĂľka deyiĂľle, “insanĂ˝n, insana baskĂ˝ ve zorlama ile davranýþlarĂ˝nĂ˝ deĂ°iĂľtirmeye çalýþma usulĂĽ”dĂĽr. 
Tarih içinde öylesi cezâlar kayĂ˝tlara geçmiĂľtir ki, insanĂ˝n kanĂ˝nĂ˝n donmamasĂ˝ elde deĂ°il!.. 
Ă–rneĂ°in, Eski Roma’da “gladyatör” denilen köleler, “Arena” isimli gösteri alanlarĂ˝nda aç arslanlarla gĂĽreĂľtirilmiĂľtir. Kral ve soylular, ölĂĽm-kalĂ˝m savaþý yapan zavallĂ˝ kölenin hayatta kalma mĂĽcâdelesini alkýþlarla izlerlerdi. Ellerde Ăľarap kadehleri ve bĂĽyĂĽk bir soĂ°ukkanlĂ˝lĂ˝kla bir insanĂ˝n can çekiĂľmesi seyredilirdi. 
Kral, neden saraydaki þövalyelere, baronlara, baroneslere böyle bir gösteri sunardĂ˝? ÇünkĂĽ kral, bu gösteri ile “korkuya dayalĂ˝” iktidarĂ˝nĂ˝ daha da güçlendirmeye çalýþýrdĂ˝. 
AslĂ˝nda saray ahâlisi, keyif içinde bu gösteriyi izleyenler, farkĂ˝nda olmasalar da bir Ăľeyi ĂľuuraltlarĂ˝na yazĂ˝yorlardĂ˝. O da; “Kimin hayatta kalĂ˝p, kimin aslanlara yem olacaĂ°Ă˝ kralĂ˝n iki dudaĂ°Ă˝nĂ˝n arasĂ˝ndadĂ˝r.” anlayýþý… 
Modern psikoloji, böylesi bir yönteme “psikolojik cezâ” ile insan terbiye etme adĂ˝nĂ˝ vermektedir. Yani kral, bu yöntemle, aslĂ˝nda, gladyatörleri deĂ°il, etrafĂ˝ndaki soylularĂ˝ ve bu olayĂ˝ duyan halkĂ˝nĂ˝ cezâlandĂ˝rmakta, psikolojik baskĂ˝ altĂ˝na almaktadĂ˝r. Kral, böylece etrafĂ˝ndakilere, “Ben istersem böyle olur!..” mesajĂ˝ vererek onlarĂ˝ bir kalĂ˝ba sokmaktadĂ˝r.   
Yine tarih sahnesinde “KazĂ˝klĂ˝ Voyvoda” ismine rastlĂ˝yoruz. KazĂ˝klĂ˝ Voyvoda, ele geçirdiĂ°i OsmanlĂ˝ askerlerini kazĂ˝klara oturtarak öldĂĽrĂĽrdĂĽ. Tarih, daha sonra ona “Drakula” ismini lâyĂ˝k gördĂĽ. YaĂľadýðý dönemde insanlarĂ˝n korkulu rĂĽyâsĂ˝ hâline gelen Drakula, neden vahĂľice bir yöntemle insanlarĂ˝ cezâlandĂ˝rĂ˝yordu? ÇünkĂĽ Drakula, böylesi bir cezâlandĂ˝rma yöntemi ile kendi gĂĽcĂĽne ve iktidarĂ˝na zarar vermek isteyenlerin durumunun böyle olacaĂ°Ă˝nĂ˝n iĂľaretini veriyordu. 
Modern psikoloji merceĂ°inin altĂ˝nda analiz ettiĂ°imizde, kazĂ˝klara oturtarak insanlarĂ˝ “adam etmeye” çalýþmayĂ˝, “fiziksel cezâ” olarak adlandĂ˝rmaktayĂ˝z.   
YukarĂ˝daki iki örnekte de görĂĽldĂĽĂ°ĂĽ gibi, cezânĂ˝n en zâlimcesi bile insanlarĂ˝ “terbiye etmeye”, istenilen kalĂ˝bĂ˝n içine girmeye iknâ etmeye yetmemektedir. Ăťnsanlar, böylesi zulĂĽmler karþýsĂ˝nda her ne kadar korku içinde olsalar da, güç ve iktidar zayĂ˝flamaya baĂľladýðýnda, çevresindeki en yakĂ˝nĂ˝ bile baĂľkaldĂ˝rmýþtĂ˝r. 
Zira cezâ ile insan terbiye olmaz.     
Peki, O Hâlde Cezâ Olmazsa, Sosyal Hayat Kaosa DönĂĽĂľmez mi? 
Ancak her Ăľeye raĂ°men, eĂ°er insan hayatĂ˝nda cezâ anlayýþý ortadan kalkacak olsa, kötĂĽler mĂĽkafatlandĂ˝rĂ˝lmýþ; iyiler de cezâlandĂ˝rĂ˝lmýþ olur. O hâlde iyi ile kötĂĽ arasĂ˝ndaki dengeyi korumak için veya mazlĂ»mun hakkĂ˝nĂ˝ zâlimden alabilmek için cezâ kullanmak mecbĂ»rĂ®dir. 
Ă–yle ya, bir yankesici “bilerek” ve “isteyerek”, bir insanĂ˝n parasĂ˝nĂ˝ gasp etse ve bunun karþýlýðýnda da hiç bir cezâ almasa, bu adâlet olur mu? 
TabiĂ® ki olmaz!.. Bu kiĂľi, yaptýðý suçun cezâsĂ˝nĂ˝ mutlak sĂ»rette çekmelidir ki, maĂ°dur olan kiĂľinin, maĂ°duriyeti en aza indirilsin. Böylesi bir kiĂľiye verilecek cezâ, maĂ°dur olan kiĂľinin maĂ°duriyetini gidermek Ăľeklinde olabileceĂ°i gibi, bu kiĂľinin toplumdan bir sĂĽre uzaklaĂľtĂ˝rĂ˝lmasĂ˝ da yine cezâ olarak uygulanabilir.  Ancak burada önemli bir husus var. Acaba herkese cezâ verilebilir mi?  Ă–rneĂ°in, akĂ˝l hastasĂ˝ bir kiĂľi, sokakta karþýlaĂľtýðý bir baĂľka kiĂľinin çantasĂ˝nĂ˝ çalmaya çalýþýrken yakalansa, bu kiĂľiye cezâ vermek bir Ăľey ifade eder mi? Ya da baĂľka bir deyiĂľle bu akĂ˝l hastasĂ˝nĂ˝n alacaĂ°Ă˝ cezâ, onu “yola getirir” mi?  Evet, bir kiĂľinin zihinsel olarak yeterli olmamasĂ˝, onun cezâ almasĂ˝na engel olur. 
TĂ˝pkĂ˝ bunun gibi, tehdit ve baskĂ˝ ile suç iĂľlemeye zorlanmýþ bir kiĂľinin de iĂľleyeceĂ°i suçtan dolayĂ˝ sorumlu tutulmasĂ˝ doĂ°ru olmaz. Meselâ bir grup mafya mensubu, zengin bir iĂľ adamĂ˝nĂ˝n çocuĂ°unu kaçýrmýþ olsalar… ÇocuĂ°u kaçýran kiĂľiler, çocuĂ°u öldĂĽrme tehdidi ile babaya bir suç iĂľletmiĂľ olsalar... Bu baba, iĂľlediĂ°i suçtan mes’Ă»l olur mu?  Ýþte tĂĽm bu gibi sorular, cezâ prensiplerinin oluĂľmasĂ˝na ciddĂ® katkĂ˝lar saĂ°lamýþtĂ˝r.     
Cezâ Prensipleri  Demek ki, sosyal hayatĂ˝ dĂĽzen içinde götĂĽrmek için birtakĂ˝m önleyici tedbirler uygulanmasĂ˝ normaldir. Ancak yukarĂ˝daki örneklerde de görĂĽleceĂ°i ĂĽzere, herkese, her ân, her cezâ uygulanamaz. 
Her ne kadar yetiĂľkin kiĂľiler, sosyal hayat adĂ˝na cezâlandĂ˝rĂ˝lsa da, çocuklarĂ˝n cezâlandĂ˝rĂ˝lmasĂ˝, ne modern hukuk sisteminde ve ne de din eksenli cezâ hukuku sistemlerinde mĂĽmkĂĽn deĂ°ildir.  Zira bir kiĂľiye cezâ verilebilmesi için o kiĂľinin, o suçu kasĂ˝tlĂ˝ olarak iĂľlemiĂľ olmasĂ˝ gerekir. KasĂ˝t ile iĂľlenmemiĂľ suçlarda cezâ uygulamak, doĂ°ru deĂ°ildir.   
Suçun, KasĂ˝tlĂ˝ Olarak ÝþlenmiĂľ OlmasĂ˝ Gerekir  Bir suçun cezâlandĂ˝rĂ˝lmasĂ˝ için, o suçun ancak “bilerek” ve “kasĂ˝tlĂ˝” bir Ăľekilde iĂľlenmiĂľ olmasĂ˝ gerekir. 
Burada “bilmek” ve “kasĂ˝t” kelimelerinin altĂ˝nĂ˝ özellikle çizmekte fayda var. Zira bilmek, ancak zihinsel olgunlukla olabilecek bir Ăľeydir. 
Yani zihinsel olgunluĂ°a ermemiĂľ, aklĂ® melekeleri tam çalýþmayan kiĂľilere, iĂľledikleri suçlardan dolayĂ˝ cezâ verilemez. Ă–rneĂ°in, yukarĂ˝daki örnekte, akĂ˝l hastasĂ˝ olan kiĂľinin yaptýðý hĂ˝rsĂ˝zlĂ˝ktan dolayĂ˝ cezâlandĂ˝rĂ˝lmasĂ˝ düþünĂĽlemez. TĂ˝pkĂ˝ bunun gibi, zihinsel geliĂľimini tamamlamamýþ olan çocuklarĂ˝n da cezâlandĂ˝rĂ˝lmasĂ˝ düþünĂĽlmemelidir. Yani, zihinsel geliĂľimini tamamlamamýþ bir çocuk, yaptýðý ve gerçekleĂľtirdiĂ°i yanlýþ davranýþlarĂ˝ aslĂ˝nda “idrak” edemez.  EĂ°er ortada idrâk yoksa, cezâ da olamaz.     
Ăťdrâk Nedir?  
Genel anlamda idrâk; “anlama yeteneĂ°i, anlayýþ, akĂ˝l erdirme” anlamlarĂ˝na gelmektedir.[1] Psikolojide ise idrâk; “algĂ˝lama gĂĽcĂĽ” Ăľeklinde ifade edilir. 
Bu durumda suç iĂľlemiĂľ ve fakat idrak kabiliyeti tam geliĂľmemiĂľ olan bir insanĂ˝n cezâlandĂ˝rĂ˝lmasĂ˝ doĂ°ru olmaz.  Peki, “Kimler idrak yeteneĂ°ine tam sahip deĂ°ildir?” diye bakarsak, karþýmĂ˝za iki grup çýkar. Bunlardan biri “akĂ˝l hastalarĂ˝”, ikincisi ise “çocuklar”. 
ÇocuklarĂ˝n idrâkleri veya zihinsel yeterliliĂ°i, belli bir yaĂľa kadar her ân geliĂľim aĂľamasĂ˝ndadĂ˝r. Bu geliĂľim sĂĽreci içinde çocuĂ°un cezâlandĂ˝rĂ˝lmasĂ˝, “idrâk”i tam olgunlaĂľmamýþ kiĂľiliĂ°in cezâlandĂ˝rĂ˝lmasĂ˝ mânâsĂ˝na gelir ki, bu durum, gerek modern hukuk ve gerekse de Ăťslâm hukuk anlayýþýna terstir.  ÇocuklarĂ˝n cezâ almamasĂ˝nĂ˝n en önemli sebeplerinden biri, çocuklarĂ˝n idrâklerinin olgunluk seviyesine çýkmamýþ olmasĂ˝dĂ˝r. Sadece idrak olarak deĂ°il, çocuk aynĂ˝ zamanda cezâî ehliyet açýsĂ˝ndan da cezâ alamaz.     
Ehliyet Nedir? 
Arapçada “ehl” kökĂĽnden tĂĽretilen “ehliye” kelimesi, sözlĂĽkte “yetki, elveriĂľlilik ve liyâkat” gibi mânâlara gelmektedir.   
Ehliyet, kiĂľinin “anlama, düþünme ve yapabilme” kabiliyetlerinin ortaya çýkýþ seyrine baĂ°lĂ˝ olarak aĂľama aĂľama geliĂľim gösteren Ă®tibârĂ® bir sĂ˝fattĂ˝r. Bir kiĂľinin bir iĂľte ehil olabilmesi için belli donanĂ˝mlara sahip olmasĂ˝ gerekir. Bunlardan en önemlisi, “bilgi”dir.  KiĂľi, “bilgi” sahibi olduĂ°u konuda “ehil” olur. Meselâ bir kasap, et doĂ°rama konusunda ehilleĂľmiĂľtir. Ă–nĂĽne gelen etleri, çok rahatlĂ˝kla kesebilir. EĂ°er bir kiĂľi kasaplĂ˝k konusunda ehliyet sahibi deĂ°ilse ve yetenekleri de henĂĽz geliĂľmemiĂľse, bu kiĂľiye sorumluluk verilmemesi gerekir. 
Çocuk ehil olmadýðý, yani yeteneklerinin henĂĽz geliĂľmemiĂľ bulunduĂ°u sahalardan sorumlu tutulamaz. EĂ°er anne-baba, çocuklarĂ˝nĂ˝n hangi alanlarda yetenekli olduĂ°unu tespit etmeden hareket ederse, oluĂľacak hasarlarĂ˝n sorumlusu çocuk deĂ°il, bizzat anne-babanĂ˝n kendisidir.  Meselâ bir anne, 9 yaþýndaki kĂ˝zĂ˝na bulaþýklarĂ˝ yĂ˝kama görevini vermiĂľ olsun. O kĂ˝z bulaþýklarĂ˝ yĂ˝karken, yani annesinin kendisine yĂĽklediĂ°i bir sorumluluĂ°u yerine getirirken raflarda duran bĂĽtĂĽn porselen takĂ˝mlarĂ˝nĂ˝ birden bire düþürerek kĂ˝rmýþ olsa, anne bu kĂ˝z çocuĂ°una cezâ vermeli midir, vermemeli midir? AslĂ˝nda bu durumda kĂ˝za ceza vermek doĂ°ru olmaz. ÇünkĂĽ burada yetenekleri keĂľfedilmemiĂľ veya henĂĽz yeterince olgunlaĂľmamýþ bir kĂ˝z çocuĂ°una nisbeten aĂ°Ă˝r bir sorumluluk verilmiĂľtir. 
ÇocuĂ°un cezâ alabilmesinin önĂĽndeki engeller, sadece “irâde” ve “ehliyet”  yetersizliĂ°i deĂ°ildir. ÇocuĂ°un, aynĂ˝ zamanda rĂ»hĂ® ve fizikĂ® bir olgunluĂ°a gelmesi de ĂľarttĂ˝r.