Haziran 27, 2019, 04:42:46 S
Haberler:

Lokman, oðluna öðüt vererek: Yavrucuðum! Allah'a ortak koþma! Doðrusu þirk, büyük bir zulümdür, demiþti. (Lokman -13)

Hazret-i Rukiyye (r.a)

Balatan DAMRAM, Haziran 19, 2009, 08:25:36 S

« nceki - sonraki »

0 ye ve 1 Ziyareti konuyu incelemekte.

Aa git

DAMRAM

Hazret-i Rukiyye (r.a)Hazreti Rukýyye radýyallahu anhâ, Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem efendimizin ikinci kýzý... Zâtü'l-Hicreteyn = Ýki hicret sahibi lakabýna mazhar çilekeþ bir iman eri... Aile olarak kocasýyla ilk hicret eden muhâcirlerden... Ýslâm davâsý uðruna akla hayale gelmedik eziyetlere ve çeþitli ibtilâlara maruz kalan ve o belâlarý sabýrla geçiþtirmesini bilen örnek neslin örnek insanlarý... Peygamberimizin ilk vefat eden kýzý...
O, Peygamberlikten yedi sene önce Mekke'de dünyaya geldi. Hazreti Hatice (r.anhâ) gibi adamýþ olgun, zeki ve davâ þuûruna sahib bir annenin yanýnda büyüdü. Eðitimini, edebini, görgüsünü, ahlâkýný aile yuvasýnda tamamladý. Sevgiyi, saygýyý ve insanlara þefkati, merhameti rahmet pýnarý baba ocaðýnda öðrendi. O, ablasý Zeyneb'in evliliðinden sonra ev hizmetlerinde öne geçti. Ýþindeki becerisi, titizliði, tertib ve düzenliliðiyle akrabalarýnýn dikkatini çekti. Anneciðinin hizmetlerine kardeþi Ümmü Gülsüm ile beraber yardýmcý oldu. Onlar sanki ikiz gibiydiler. Birbirlerine son derece nezaket ve muhabbetle baðlý idiler. Kader onlarý birbirine öylesine yakýn eylemiþti ki, hayatlarý sanki birbirini takip etmekteydi.






Birgün büyük amcalarý Ebû Talib ile birlikte bir heyet evlerine geldi. Amcazâdelerinin akrabalýðýný arzu etmekteydiler. Hoþbeþ ettikten sonra sadede gelindi ve Ebû Talib söze baþladý. Þöyle dedi:
"Yeðenim Zeyneb'i Ebü'l-Âs Ýbni Rebî'e verdin. O gerçekten þerefli bir hýsýmdýr. Rukýyye ile Ümmü Gülsüm'ü de amcanýn oðullarý Utbe ve Uteybe'ye istemeye geldik. Þeref ve soy bakýmýndan onlar da geri deðillerdir. Vermeyeceðini zannetmem." dedi.

Muhammedü'l-Emin Efendimiz bu teklife karþý: "Doðru söyledin amcacýðým! Akrabaya önem vermek gerekir. Ancak ey amcam! bu konuda bana biraz mühlet ver de kýzlarýmla konuþayým." buyurdu.

Ýnsan deðerini en iyi bilen o emin, güvenilir insan kýzlarýna danýþmadan bir cevap vermedi. Amcalarýna sevgiyle, hürmetle davrandý. Fakat hemen verdim gitti deyip kestirip atmadý. Hane halkýyla istiþare etmeyi huzurun mutluluðun kaynaðý ve hanýmlara verilmesi gereken önemli bir deðer olarak kabul etti. Konuyu ev halkýna açtý. Sâdýk eþ Hz. Hatice kýzlarýna durumu anlattý.

Anne ve kýzlar Ebû Leheb'in karýsý Ümmü Cemile'yi çok iyi tanýyorlardý. O geçimsiz, katý kalbli, kalb kýrýcý söz ve tavýrlarýyla meþhurdu. Böyle bir kaynanaya gelin olarak gitmeye kimsenin gönlü ýsýnamadý. Edeb gözetip iþi kendi haline býrakmayý tercih ettiler. Neticede bir takým endiþelerle birlikte evlenmelerine karar verildi. Þefkatli baba kýzlarý için bereket diledi. Onlarý Allah'ýn hýfz u emânýna býraktý.

Rukýyye ve Ümmü Gülsüm'ün evliliðinin karara baðlandýðý günlerden birgün Mekke semâlarýnda bir nûr göründü. Sevgili babalarýna Cebrâil aleyhisselâm gelmiþti. Allah onu kendine resûl olarak seçmiþti. O güne kadar "Muhammedü'l-Emin" diye herkesin güvendiði, herþeyini rahatlýkla emanet býraktýðý sevgili babalarý þimdi "Muhammedün resûlullah=Allah'ýn elçisi" olmuþtu.

Yeni gelen Peygamber ve getirdiði dine ilk inanan da sevgili anneleriydi. Peþinden aile efradý olarak Zeyneb, Rukýyye, Ümmü Gülsüm ve Fâtýma inandý. Hz. Ebû Bekir (r.a.) ile baþlayan inananlar halkasý hergün geniþlemeðe, ve sayýlarý artmaða baþladý. Kureyþ müþrikleride bu iþin önünü almak için toplantýlar yaparak þu karara vardýlar:

"Muhammed'i yeni görevinde kendi baþýna serbest býraktýnýz. Onu iþinden alýkoymak mý istiyorsunuz? O halde kýzlarýný geri veriniz de onlarla meþgul olsun. Bu meþgale onu ýzdýraba sürüklesin..." dediler.

Kureyþ'in azýlý müþrikleri bir heyet halinde önce Ebû Leheb'in çocuklarýna niþanlarýný attýrdýlar. Ebû Leheb çocuklarýna: "Eðer Muhammed'in kýzlarýný boþamazsanýz baþým baþýnýza haram olsun. Sizinle bir daha yüzyüze gelmeyeyim" diye tehdit etti. Utbe Rukýyye'den, Uteybe'de Ümmü Gülsüm'den ayrýldýlar. Allah Teâlâ merhametiyle Habibi'nin kýzlarýný odun hamalýnýn tuzaðýndan, cimri ve uðursuz yaþayýþýndan kurtardý. Þefkat ve rahmet ocaðý anne ve babalarýna döndüler. Ebû'l-Âs Ýbni Rebî ise asla Zeyneb'ten ayrýlmayacaðýný söyleyerek Kureyþ ileri gelenlerinin tekliflerini reddetti.

Kureyþlilerin tuzaklarý boþa çýktý. Onlarýn düþündükleri gibi kýzlarýnýn geri verilmesi Rasûlullah (s.a.)'i davetinden alýkoymadý. Ýþi sarpa sarmadý. Hatta daha da hayýrlý oldu. Zira Allah Teâlâ, Rasûlü'nün iki genç yavrusuna eski kocalarýndan daha hayýrlý sâlih, kerîm, asîl bir aileye mensub, zengin, yumuþak huylu, iyi ahlâklý ve Ýslâm'a ilk giren sekiz kiþiden ve Cennetle müjdelenen on sahâbîden biri olan Osman Ýbni Affan (r.a.)'ý nasîb etti. Ýki Cihan Güneþi Efendimiz onunla Rukýyye (r.anhâ)'yý evlendirdi. Kendilerine dua etti. Allah Teâlâ'dan bereket vermesini niyaz eyledi.

Kureyþ müþrikleri bu olup bitenler karþýsýnda daha da hýrçýnlaþtý. Müslümanlara bir iyilik dokunmasýný istemiyorlardý. Bu sebebten yeni müslüman olanlara eziyetler etmeye baþladýlar. Kimsesiz, garib müslümanlarý iþkenceler altýnda inleterek yeni dinin önünü kesmek istediler. Fakat tam tersine hergün Ýslâm'la buluþanlarýn sayýsý artýyordu.

Buna mukabil müþriklerin de eza ve cefalarý akla hayale gelmeyecek þekilde devam ediyordu. Sevgili Efendimiz ashâbýnýn çektiklerini gördükçe üzülüyor ve Rabbýsýna sýðýnýyordu. Bir müddet sonra Habeþistan'a hicret etmelerine izin verildi. Ýlk hicret kafilesinde sevgili damadý Hz. Osman ile sevgili kýzý Rukýyye'de vardý. Vatandan, âileden ve rahmet pýnarý Efendimiz'den ayrýlmak onlar için ne kadar zordu. Fakat müþriklerin zulmüne de dayanýlacak gibi deðildi. Fahr-i Kâinat (s.a.) efendimiz vedalaþýrken þunlarý söyledi:

"Allah onlarýn yardýmcýsý olsun. Osman Allah yolunda, Lût'tan sonra ailesiyle hicret edenlerin ilkidir." buyurdu.

Necâþî'nin ülkesine yerleþen muhacirler emniyet ve güven içerisinde ibadetlerini yapmaya, inançlarýný rahatlýkla yaþamaya baþlamýþlardý. Tek üzüntüleri geride býraktýklarý aileleri ve din kardeþleriydi. Rukýyye (r.anhâ)'nýn yorgunluktan dolayý saðlýk ve sýhhati de bozulmuþtu. Bu sebepten ilk çocuðu düþük olmuþtu. Kendisi de çok zayýflamýþtý. Bu halde iken insan ilgiye muhtaçtý. Hz. Osman (r.a.) da hanýmýna karþý ilgisini, sevgisini ve hizmetini hiç eksik etmedi. Gurbetçi yalnýzlýðýný hissetirmedi. Hanýmýna þefkatli bir eþ olarak merhametle davrandý. Elemini kederini gidermek için gayret etti. Ona daima manen destek oldu. Moralini yüksek tutmaða çalýþtý. Bu arada Mekke'den muhâcirleri sevindirecek haberler gelmeðe baþladý. Müþriklerden bazýsýnýn Ýslâm'a girdiði þâyiasý yayýldý. Peygamberle beraber Kâbe'de secde ettikleri söylentileri ortalýðý kapladý. Bu haberler Habeþistan' a da ulaþýnca ashabtan bazýlarý Mekke'ye geri döndüler. Hz. Osman ile Rukýyye (r.anhâ) da dönenler arasýndaydý. Halbuki hadisenin aslý yoktu. Sadece þöyle bir olay geçmiþti:

"Sevgili Peygamberimiz Necm Sûresini okurken; "Allah'ý býrakýp taptýðýnýz Lât'ýn, Uzza'nýn ve üçüncüsü olan diðer Menât'ýn zerrece kudretleri var mý? Bize haber verin." âyeti geçmiþti. Müþrikler okunan ayetlerin manasýnýn anlaþýlmamasý için yüksek sesle þamata yapýyorlardý. Resûl-i Ekrem (s.a.) efendimiz sûrenin sonuna gelince secde âyetini okudu ve secdeye kapandý. Müþrikler de putlarýnýn adý geçtiði için secdeye vardýlar. Onlarýn da ayný anda secde ediþleri müþriklerin müslüman olduðu þeklinde yorumlar yapýlmasýna sebep oldu.

Bu asýlsýz haberleri duyarak Habeþistan'dan dönen muhacirler vatanlarýna geldiklerinde hiç bir þeyin deðiþmediðini, iþkencelerin devam ettiðini gördüler. Himaye altýnda Mekke'ye girdiler. Rukýyye (r.anhâ) baba evine geldi. Kardeþleri Ümmü Gülsüm ve Fâtýma ile hasret ve muhabbetle kucaklaþtýlar. Gözyaþlarý içerisinde tekrar kavuþtuklarýna þükrettiler. Fakat Rukýyye (r.anhâ) annesini göremiyordu. Kardeþlerine soruyor bir cevap alamýyordu. Sadece hýçkýrýk ve gözyaþlarý içerisinde birbirine sarýlýyorlardý. Akan gözyaþlarý Rukýyye'ye doðru cevabý vermiþti. Anneciðinin Refik'i Â'lâ ya uçtuðunu anlayýnca hýçkýrýktan boðazý düðümlendi. Derin bir sûkuta büründü. Ne yapabilirdi ki, Allah'ýn hükmüydü. Kaza ve kadere inanan insan ancak sabrederdi. Rukýyye (r.anhâ) da sabýr ve metanetle anneciðinden ayrýlmanýn acýsýný gönlüne gömdü.

Bundan sonra Mekke'de kalmasý uzun sürmedi. Medine'ye hicret izini verilmiþti. Müslümanlar ikinci hicret yurduna yönelmiþlerdi. Onlar da aile olarak tekrar Medine'ye hicret ettiler. Böylece Allah yolunda iki hicret sevabý kazandýlar.

Rukýyye (r.anhâ) ikinci hicret yurdu Medine'de oðlu Abdullah'ý dünyaya getirdi. Bu yavrunun doðumuyla ilk çocuðunu kaybetmenin acýsýný unutmaya çalýþtý. Medine'de huzur içerisinde günlerini geçiriyordu. Artýk Ýslâm kardeþliði kurulmuþ. Muhacir ve Ensar birbirine kenetlenmiþ adeta yek vücut olmuþlardý. Çileli hayat sona ermiþ gibiydi. Abdullah da gün geçtikçe büyüyor ve etrafa neþe saçmaða devam ediyordu. Lâkin dünya imtihan yeriydi. Rukiyye (r.anhâ)'ýn imtihanlarý çetin geçmekteydi. Birgün hiç beklenmedik bir hadise oldu. Beþikteki çocuðun yüzünü bir horoz gagaladý. Abdullah'ýn yüzünü yaraladý. Yüz kýsmýndaki yaralar kýsa zamanda yayýldý. Etrafý yara-bere içerisinde kaldý. Mikrop kapan ve önü alýnamýyan bu yaralardan çocuk kurtulamadý. Birkaç gün içinde Abdullah dünyasýný deðiþtirdi.

Ýbtilâlarýn üst üste gelmesi Rukýyye (r.anhâ)'nýn sýhhatini bozdu. Abdullah'tan baþka çocuðu da yoktu. Sonradan da olmadý. Bu sýkýntýlar onun ateþinin yükselmesine ve Humma hastalýðýna yakalanmasýna kadar saðlýðýný etkiledi. Bu arada Bedir'de düþmaný karþýlamak için cihad çaðrýsý yapýlmakta idi. Hz. Osman (r.a.) bu davete icabet etmeyi arzulamýþdý. Fakat hanýmý Rukiyye (r.anha)'nýn durumu ciddi idi. Ateþi ve rahatsýzlýðý gün geçtikçe artýyordu. Resûl-i Ekrem (s.a.) efendimiz Hz. Osman'a orduya katýlmamasýný hanýmýnýn yanýnda kalmasýný iþaret buyurdu. Ýyileþmesi için elinden gelen gayreti gösteren Hz. Osman (r.a.) hanýmýnýn gözünden gözünü ayýrmadý. Hizmetinden uzakta kalmadý. Kul olarak yapabileceðini geriye býrakmadý. Lâkin yazýlan vakit gelince o yüce kudrete teslimiyetten baþka çare kalmamýþdý. Onun sevgi dolu gözlerinin solduðu, ruhunun nâzenin vücudunu terk ettiði sýralarda Bedir Savaþý'nýn zafer müjdeleri geldi.

Hz. Rukýyye Peygamberimizin ilk vefat eden kýzýydý. Daha henüz 22 yaþlarýndaydý. Cenazesini Ümmü Eymen (r.anhâ) yýkadý. Medine halký Bakî kabristanýna taþýdý ve oraya defnedildi. Savaþtan dönen Resûl-i Ekrem (s.a.) kabrin baþýna geldi ve kýzýna duâ ve niyazda bulundu. Oradan Hz. Osman (r.a.)'ýn evine gitti. Onu da teselli etti. Hanýmlar gözyaþlarý içerisinde kendini tutamýyarak aðlýyorlardý. Hz. Ömer (r.a.) müdahale etmek isteyince iki Cihan Güneþi Efendimiz: "Ömer! Býrak onlarý! Kendi hallerine býrak! Ölüye karþý duygular göz ve kalble ifade edilirse bu Allah'tan'dýr. Onun merhametindendir. El ve dil ile yapýlýrsa þeytandandýr." buyurdular.

Allah Teâlâ Hazretleri Resûlünün iki hicret sahibi kýzý Rukiyye (r.anhâ) ile iki nur sahibi Hz. Osman (r.a.)'dan râzý olsun. Ýmanýnýn, cihadýnýn ve çektiði çilelerin mükâfatýný en iyi þekilde versin. Bizleri de þefaatlerine nâil eylesin. Amin

Kaynak:Mustafa Eriþ, Altýnoluk Dergisi

kurtlarvadisi

Yukar git