Haziran 25, 2019, 02:08:37
Haberler:

Ve: Þayet kulak vermiþ veya aklýmýzý kullanmýþ olsaydýk, (þimdi) þu alevli cehennemin mahkûmlarý arasýnda olmazdýk! diye ilâve ederler. (Mulk -10)

Hazret-i Zeynep (r.a)Rasulullah'ýn Ýlk Kýzý

Balatan DAMRAM, Haziran 19, 2009, 08:20:25 S

« nceki - sonraki »

0 ye ve 1 Ziyareti konuyu incelemekte.

Aa git

DAMRAM

Hazret-i Zeynep (r.a)Rasulullah'ýn Ýlk Kýzý

Hazret-i Zeyneb radýyallahu anhâ Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem efendimizin ilk kýzý ve ikinci çocuðu...

Kýzlarýnýn en büyüðü...

Çocuk yaþta Ýslâm'la þereflenen ilk genç kýz...

Ýslâm'ýn ve imanýn kaynaðý, sevgi pýnarý babacýðýndan aslâ ayrýlmayan çilekeþ bir iman eri... Annesinden aldýðý üstün bir terbiye ile evi çekip çeviren, kocasýna hizmette kusur etmeyen, becerikli, nezâketli ve iþini bilen asil bir hanýmefendi...




O, Mekke'de dünyaya geldi. Resûl-i Ekrem (s.a.) Efendimiz henüz otuz yaþlarýnda idi. Hazreti Hatice (r.anha) annemizle evliliði üzerinden beþ sene geçmiþti. Ýlk çocuklarý Kasým'dan sonra ikinci çocuklarý dünyayý þereflendirecekti. Doðacak çocuðun ebesi Selma Hatun'du. Efendimizin evinde büyük bir heyecan vardý. Acaba erkek mi kýz mý olacaktý? Aile efradý merakla beklemekteydi. Çok geçmeden bir kýz çocuðu dünyaya geldi.
Hz. Hatice annemizin evinde bulunan kadýnlarý bir hüzün aldý. Bu haberi nasýl duyuracaklardý? Çünkü Cahiliye devri olarak bilinen o dönemde Araplar kýz çocuklarýna hiç deðer vermezlerdi. Onlardan birine; "Kýz çocuðun oldu" haberi verilince içleri kederle dolar, yüzleri deðiþirdi. Ýþte Zeyneb böyle bir karanlýk devirde dünyaya geldi. Fakat onun doðumunda mâtem olmadý. Kâinâtýn Efendisine bu haber ulaþýnca aksine memnûn ve mesrûr oldu. Doðum müjdesi getirene teþekkür etti. Herkesin beklediði gibi ke-derli bir tavýr sergilemedi.

O, fýtraten pýrýl pýrýl bir ahlâka sahipti. Cahiliye devrinin çirkinliklerini hiç benimsememiþ, vahþîce yapýlan hareketleri hiç tasvip etmemiþti. Ýçkiden kumardan, kýzlarý diri diri gömmekten nefret ederdi. Toplumdan bu kötülüklerin kaldýrýlmasý için nasýl ve ne tarz bir mücâdele verilmesi gerektiðini düþünürdü. Bu sebebten kýzý Zeyneb doðunca hiç üzülmedi. Rabbine hamdetti. Hatta "Ben kýz babasýyým" diyerek iftihar etti. Sevinçle, güleryüzle evine gitti. Yeni doðan kýzýný kucaðýna aldý ve Zeyneb adýný koydu.

Zeyneb gün geçtikçe büyüyordu. Evin içine neþe saçýyordu. Kâinât'ýn Efendisi onun þahsýnda babalýk sevgi ve þefkatinin örneklerini veriyordu. Zira oðlu Kasým vefat etmiþti. Yýllar sür'atle geçmekte Zeyneb büyümekte ve on yaþlarýna girmek üzereydi. Evde diðer kardeþlerine ablalýk yapýyor, onlarýn hizmetini görüyor ve anneciðinin yükünü paylaþýyordu. Hizmetiyle gelin olacak olgunluða ulaþtýðýný gösteriyordu. Teyzesi Hale'nin Ebü'l-As adýnda kendisiyle yaþýt bir oðlu vardý. Evlerine sýk gelip giderdi. Zeyneb'teki nezâkete, güleryüze, iþindeki becerikliliðe ve olgun davranýþlarýna hayran kalýrdý. Hz. Hatice annemiz de yeðenini çok severdi. Onun Zeyneb'e karþý ilgi ve sevgisi gözünden kaçmazdý. Evlilikte mutlu olabilmek de bu sevgiye baðlýydý.

Ebü'l-As Ýbni Rebî herkesin güvenini kazanmýþ, kimsenin hakkýný üzerine geçirmeyen, dürüst bir tüccardý. Þam ve Yemen taraflarýna ticarete giderdi. Her dönüþünde teyzesine ve çocuklarýna hediyeler getirirdi. Zeyneb de bu ilgiden ve hediyelerden memnun kalýrdý. Ebü'l-Âs bu þekilde teyzesinin sevgisini kazanmýþtý. Birgün teyzesine evlilik konusunu açtý. Zeyneb'e olan gönül yakýnlýðýný hissettirdi. Hatice annemizde bu talebi Efendimize arz etti.

Resûl-i Ekrem (s.a.) bu isteðin Zeyneb'e duyurulmasýný söyledi. Kýza danýþmadan bir þey söylemek istemedi. Hatice annemiz bir fýrsatýný bulup kýzýna meseleyi açtý ve: "Zeyneb! Teyzeoðlun Ebû'l-Âs evlilik konusunda senin adýný andý, ne dersin?" dedi. Zeyneb bu konuda sessiz kaldý. Genç kýzýn sükûtu ikrardan kabul edildi ve hazýrlýklar baþladý. Kýsa zamanda düðünleri yapýldý. Develer kesildi. Yemekler verildi. Rasûlullah (s.a.) ve ailesi gelin Zeyneb'i yeni evine kadar götürdü. Bir süre orada oturdular. Gelini yeni evine yerleþtirip ayrýldýlar.

Ebü'l-Âs sýcak bir yuvaya kavuþmuþtu. Zeyneb'i çok seviyordu. Mutluydu ve mesûddu. Ticaret için sefere çýktýðýnda Zeyneb baba ocaðýnda kalýyor ve annesine ev iþlerinde yardým ediyordu. Kocasý yine bir sefere gitmiþti. Annesinin yanýnda kalýrken babacýðýnda büyük deðiþiklikler meydana gelmiþ ve sevgili babasýnýn Hira maðarasýndaki ilk vahyi alýp eve dönüþüne þahid olmuþtu. Hatta hayretle annesine: "Ne oldu anne? Babamýn durumunda bir deðiþiklik var." demiþti. Hz. Hatice annemiz de; babasýna yeni bir vazife verildiðini, melek Cebrâil'in gelip, Allah'tan emirler getirdiðini anlattý. Son din ve son peygamber olarak babasýna iman ettiðini bildirdi. Zeyneb de; sizin inandýðýnýza ben de inanýrým anneciðim dedi ve birlikte kelime-i þehadet getirerek ilk müslümanlardan oldu.

Ebü-l-As seferden dönüp Mekke'ye girince; yeni dinin geldiðini ve yeni peygamberin Hz. Muhammed (s.a.) olduðunu duydu. Evine vardýðýnda hanýmý Zeyneb'e ilk olarak: "Baban Peygamber olmuþ öyle mi?" diye sordu. O da: "Evet!.. teyze oðlu, duyduðun doðru. Ben de müslüman oldum." dedi ve devam etti: "Vallahi sen de biliyorsun ki, babam güvenilir ve dürüst bir kimsedir. Boþ yere konuþmaz. Onun doðruluðunu Mekke'de tasdik etmeyen var mý? Ebûbekir, Ali, Zeyd de müslüman oldular. Ayrýca senin akrabalarýndan Osman ve Zübeyr de müslüman oldu. Ey benim sevgili efendim, ben inandým, sen de inanýr mýsýn?" dedi.

Ebü'l-As garib bir tavýrla sevgili eþine baktý ve: "Vallahi baban bana göre kötü bir kimse deðil. "Muhammedü'l-Emin"dir. O þaka bile olsa yalan-yanlýþ þeyler konuþmaz. Ancak ben, karýsýný hoþnut etmek için atalarýnýn dinini terketti dedirtmek istemiyorum", diye cevap verdi. Hanýmýnýn inancýna da müdahale etmedi.

Zeyneb (r.anhâ) bir taraftan yeni gelen vahyi öðreniyor, ezberliyor bir taraftan da kocasýnýn imana gelmesi için sürekli duâ ediyordu. Fýrsat buldukça yeni gelen dinden bahsediyor ve onun gönlünü kazanmaða çalýþýyordu. Bu duygu ve düþünceler içerisinde ona sevgi ve hürmetlehizmet ediyordu. Müslümanlar birer birer çoðalmaya baþlayýnca müþriklerde babasýna ve bütün müslümanlara iþkence etmeye karar verdiler. Bunu duyan Zeyneb çok üzülüyordu. Fakat gün geçtikçe inananlar çoðalýyordu. Mekke müþrikleri de þiddet kullanmaða baþlamýþlardý. Allah Teâlâ müslümanlarý o zâlimlerin elinden kurtarmak için hicrette izin verdi. Sevgili babasý, annesi, kardeþleri birlikte hicret ettiler. Zeyneb (r.anhâ) ise Mekke'de yalnýz kaldý. Kocasý Medine'ye gitmesine izin vermedi.

Zeyneb (r.anhâ)'ya bu ayrýlýk çok dokundu. Müþrik birisiyle evli olmasýna çok üzülüyordu. Fakat sabýrdan baþka çaresi de yoktu. Zira hayat bir imtihandý. Bu sýkýntýlardan ancak sabýrla kurtulacaðýna inanýyordu. Allah her þeye kâdirdi. Her þeyi görüyor ve biliyordu. O'na tevekkül etti. O'na duâ ve niyazda bulundu. Sabretti, sebat etti ve neticeye erdi.

Hicretten bir sene sonra idi. Mekkeli müþrikler Medine'de toplanan müslümanlara savaþ ilân etti. Kuvvetli bir ordu ile Bedir'e geldi. Müslümanlar sayý ve techizat bakýmýndan çok az ve zayýftý. Ama Allah Teâlâ'nýn yardýmýnýn kendileriyle olduðuna inanýyorlardý. Bu imanla meydana atýldýlar. Büyük kahramanlýklar sergilediler. Allah Teâlâ görünmeyen ordularýyla müslümanlara yardým etti ve zaferi elde ettiler. Müþriklerin kimisi kaçtý, kimisi esir alýndý. Rasûlullah (s.a.) Efendimizin damadý Ebû'l-As da esirler arasýnda idi.


Ýki Cihan Güneþi Efendimiz Savaþtan sonra ashabýný toplayýp esirler hakkýnda istiþarede bulundu. Sonra vahiy geldi ve Esirler fidye karþýlýðý serbest býrakýlacaktý. Ebû'l-As Mekke'de hanýmý Zeyneb'e haber gönderdi. O da bir miktar para ile annesinin hediye ettiði gerdanlýðý, kolyeyi gönderdi. Bunlar Ebû'l-As'ýn fidyesi olarak Resûl-i Ekrem (s.a.) Efendimiz'in eline verildiðinde çok duygulandý. Mahzun oldu. Ashâbýna: "Eðer uygun görürseniz bunu geri verelim. Bu Hatice'nin hatýrasýdýr." buyurdu.

Ebû'l-As'a gerdanlýk ve para geri verildi. Yalnýz Mekke'ye vardýðýnda Zeyneb'i Medine'ye göndermek üzere söz alýndý. Zira yeni gelen bir vahiyle: "Müslüman haným, müþrik erkeðe haram kýlýnmýþtý." (Mümtehime Sûresi: 10) O da söz verdi ve sözünde durdu. Mekke'ye varýnca çok sevdiði Zeyneb'ini Medine'ye uðurladý.

Zeyneb (r.anhâ) eþyalarýný toparlayýp hazýrlýðýný tamamlayýnca anneciðinin kabrini ziyaret etti. Kýzý Ümame ile birlikte kabrin baþýna vardý. Gözyaþlarý içinde, hýçkýrýklara boðularak Kur'an okuyup dualar ederek can anneciðine veda etti. Sonra eve döndü. Müslüman olmuþ komþu hanýmlarýyla da helallaþtý. Gündüz gözüyle teyzeoðlu Kinâne onu Mekke dýþýna çýkarýp Medine'den gelen Peygamber (s.a.) Efendimizin evlâdlýðý Zeyd (r.a.)'a teslim edecekti: Eþyalarý deveye yüklendi. Önce Zeyneb bindi deveye, sonra da kýzý Ümame'yi aldý yanýna. Kinane devenin yularýný tuttu ve hareket ettiler. Zeyneb tekrar kocasýna baktý. O da ona bakýyordu. Her ikisi de aðlýyordu. Gözyaþlarý iplik iplik akýyordu.

Zeyneb, Medine'ye babasý ve kýzkardeþlerinin yanýna gidiyordu. Hamile olduðu halde kocasýnýn yanýnda kalmamýþtý. Biri karnýnda biri de kucaðýnda olduðu halde Medine'ye gidiyordu. Kocasý da onun bu haline çok üzülmüþtü. Hatta ayrýlýðýna dayanamadýðý için kardeþi Kinane ile göndermiþ ve: "Babana söz vermiþ olmasaydým göndermezdim Zeyneb'im" diye oturup aðlamýþtýr.

Kimse bir þey demez zannýyla güpegündüz çýkmýþlardý, yola. Fakat azýlý müþrikler haberi duyunca peþlerine düþmüþ ve onlara Zîtuva mevkiinde yetiþmiþlerdi. Habber ibni Esved adýndaki azgýn müþrik bütün kiniyle, öfkesiyle ve var gücüyle deveye saldýrdý. Deveyi ürküttüler. Havdecin baðlarýný kesip yere düþürdüler. Zeyneb (r.anhâ) ve kýzý da yere yýkýldýlar.Kinane saldýrganlarla çarpýþmaya baþladý. Zeyneb'i yara bere içerisinde görünce yüreði dayanamadý ve saldýrganlara: "Yaklaþmayýn! Kalbinize oku saplarým." diye tehdit ederek onlarý korumaða çalýþtý..

Kinane keskin niþancý ve usta ok atýcýsýydý. Onlara: "Yaklaþmayýn, hiç acýmam, kalbinize oku saplarým" dedi. Onlar da: "Seninle bir alýþveriþimiz yok Kinâne. Sadece Zeyneb'i götüremezsin." dediler. Ebû Süfyan araya girdi ve onu ikna etmeye çalýþtý. Ona þunlarý söyledi:

"Kinane!.. halkýn gözü önünde güpegündüz yola çýkmanýz doðru bir hareket deðil. Sen Muhammed'in baþýmýza getirdiklerini biliyorsun. Onun kýzýný böyle açýktan alýp götürmen bizim aczimize delil olacaktýr. Bu iþi sen geceleyin hallet. Þimdi Mekke'ye götür. Halkýn itirazý kesildikten sonra gizlice al ve götür" dedi.

Kinâne tamam dedi ve yara-bere içerisinde kalan Zeyneb (r.anhâ)'yý Mekke'ye götürdü. Atike halanýn titiz bir þekilde bakýmýyla birkaç gün içerisinde kendine gelen Zeyneb (r.anhâ)'yý tekrar geceleyin gizlice Mekke'den çýkarttýlar. Kendilerini bekleyen Zeyd (r.a.) ve arkadaþlarýna teslim ettiler.

Zeyneb (r.anhâ)hevdecin içinde giderken, bir yandan baþýna gelenleri düþünüyor bir yandan da kocasýnýn hidayeti için sürekli duâ ediyordu. Ebû'l-Âs ile 16 yýl beraber yaþamýþlardý. Ondan en küçük sert, kaba bir hareket görmemiþti. Kendisine bir defa olsun baðýrýp çaðýrmamýþtý. Birbirlerini çok iyi anlamýþlardý. Aralarýnda sevgi, þefkat ve merhamet hâkimdi. Elbette onun hidayeti için duâ edecekti.

Bu küçük kafile zor ve yorucu bir yolculuktan sonra Medine'ye ulaþtý. Hz. Zeyneb babasýna ve kardeþlerine kavuþmanýn sevinciyle bütün aðrý ve sýzýlarýný unutuverdi. Ýki Cihan Güneþi Efendimiz de dâmadýnýn bu davranýþýný takdirle karþýladý ve: "Bana doðruyu söyledi. Söz verdi ve sözünü yerine getirdi." buyurarak onu taltif etti.

Hz. Zeyneb Medine'de huzur ve seâdete kavuþtu. Kocasý Ebû'l-Âs ise sýkýntý içerisindeydi. Kendisini ticârî seyahatlere vermiþti. Hicretin 6. yýlýnda ticaret kervanýyla Þam'dan dönerken Medine civarýnda Îs Mevkiinde baskýna uðradý. Kervanýn etrafý sarýldý. Kervancýbaþý Ebû'l-Âs olduðu görülünce seriyye komutaný tarafýndan kimsenin öldürülmemesi istendi. Canlarýný emniyette gören kervandakiler de karþýlýk vermeden, çarpýþmadan teslim oldu. Kervan Medine'ye götürüldü. Þehre girince Ebû'l-Âs bir yolunu buldu ortadan kaybolup kaçtý ve Zeyneb'in kapýsýna vardý. Ondan eman diledi. Sabah namazý vakti idi. Zeyneb (r.anhâ) hemen mescide koþtu ve yüksek sesle kendini tanýtýp Ebû'l-Âs'ýn kendi emanýnda olduðunu duyurdu. Sevgili Peygamberimiz de: "Zeyneb'in eman verdiðine biz de eman verdik." buyurdu.

Hz. Zeyneb, babacýðý Fahr-i Kâinat (s.a.) efendimize geldi. "Ne yapmalýyým?" diye sordu. Efendimiz de: "Kýzým, ona ikramda bulun. Fakat uzak dur. Çünkü birbirinize helâl deðilsiniz." buyurdu. Zeyneb hýzla evine vardý. Ebû'l-Âs kapýnýn önünde hâlâ ayaktaydý. Ýçeri buyur edip yemek hazýrladý ve kýzý ile birlikte yemek üzere önlerine koydu.

Ýki Cihan Güneþi Efendimiz alýnan ganimet ve esirler konusunda ashabýyla istiþare yaptý ve onlara: "Uygun görürseniz, Ebû'l-Âs'ýn bütün mallarýný ve arkadaþlarýný geri veriniz!" buyurdu. Zira Ebû'l-Âs'ýn gönlü artýk Ýslâm'a açýlmýþtý. Onun mahcub bir vaziyette huzura geliþi ve gözlerindeki ifade bunu hissettirmiþti. Bütün mallarý ve adamlarý geri verildi. Bu hadise Ebû'l-Âs'a çok tesir etti. Oracýkta müslüman olmaða karar verdi. Fakat ilân edemedi. Emanetleri sahiblerine verip öyle ilân etmeliydi. Derhal Mekke'ye doðru yola koyuldu.Gönlü Medine'de kaldý.


Kervaný karþýlamaya gelenleri toplayan Ebû'l-Âs bütün mallarý sahiplerine daðýttý. Sonra: "Bende herhangi bir alacaðý olan kaldý mý?" diye üç defa sordu. Her seferinde: "Hayýr, yoktur." cevabýný aldý. Daha sonra: "-Beni nasýl bilirsiniz?" diye sordu. Onlar da: "-Doðru, dürüst ve güvenilir biliriz." diye cevap verdiler. Tekrar: "-Benden yalan bir söz iþittiniz mi?" dedi. Onlar da: "-Hayýr, iþitmedik." dediler. Bunun üzerine: "Vallahi yanýnýza gelmeden önce müslüman olmaya karar vermiþtim. Ancak "Mallarýmýza konmak için din deðiþtirdi!" demeyesiniz diye ilân edemedim. Ben þehâdet ederim ki; Allah'tan baþka ilâh yoktur. Hz. Muhammed (s.a) de O'nun kulu ve Rasûlûdür." diyerek kelime-i þehadet getirdi.

Müþriklerin þaþkýn bakýþlarý arasýnda evine gidip eþyalarýný aldý ve Medine'ye doðru yola çýktý. Gece gündüz dinlenmeden devesini sürdü. Sevgililere kavuþmak üzere yol aldý. Nihayet Medine'ye ulaþýnca doðru Mescid-i Nebi'ye gitti. Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem efendimizin huzuruna vardý ve kelime-i þehadet getirdi. Oradan Efendimizin izniyle Sevgili Zeyneb'ine ve kýzý Ümâme'ye kavuþtu. Efendimiz nikahlarýný tazeledi. Böylece üzüntüler, sýkýntýlar tekrar sevince ve mutluluða dönüþtü.

Hz. Zeyneb (r.anhâ) muradýna ermiþti. Kocasý hidayete gelmiþti. Fakat bu sevinç çok kýsa sürmüþtü. Aradan bir sene geçmeþti. Zeyneb (r.anhâ) hastalanýp yataða düþtü. Hicret esnasýnda bir hayli yýpranmýþtý. Bu hastalýktan kurtulamadý. 8 h. senede 30 yaþlarýnda iken Hakk'ýn rahmetine kavuþtu.

Sevgili annelerimizden Hz. Sevde ile Ümmü Seleme ve diðer haným sahabîlerden Hz. Ümmü Eyman ile Ümmü Atýyye (r.anhûmâ) Hz. Zeyneb'in evine gittiler. Resûl-i Ekrem (s.a.) Efendimiz onlara: "Onu yýkamaya sað tarafýndan ve abdest âzalarýndan baþlayýnýz. Tek sayýda üç-beþ-yedi kere, hatta gerekli görürseniz bundan fazla yýkayýnýz. ?Sonunda suya kâfur, yahut kâfurdan biraz koku koyunuz. Yýkama iþini bitirince bana bildiriniz." buyurdu.

Yýkama iþi tamam olunca Efendimiz gömleðini gönderdi ve: "Bunu ona iç gömlegi yapýnýz." buyurdu. Sonra cenaze namazýný kýldýrdý. Kabrin baþýna geldi ve kazýlan kabre hüzünle baktý. Düþünceli ve üzgün bir vaziyette kabre indi. Biraz bekledi ve duâ etti. Sonra sevinç içerisinde dýþarý çýktý. Oradakilere þu müjdeyi verdi:

"Zeyneb'in zayýflýðýný düþünüp Allah Teâlâ'dan onun kabrini geniþletip sýkýntýsýný gidermesini diledim. Allah duamý kabul buyurdu ve kabrini geniþletip, sýkýntýsýný giderdi." buyurdu.

Hz. Zeyneb (r.anhâ) dini, imaný uðruna çok çileler çekti. Sabýrla, sebatla bu sýkýntýlara direndi. Müþrik kocasýna karþý nezâket, edeb sevgi ve saygýyla hizmet etti. Onun gönlünü bu þekilde fethetti. Ýslâm'a kavuþmasýna vesile oldu.

Sevgi en büyük baðdý. Ýnsanlarý birbirine yaklaþtýran, birbirine hizmet ettiren en kuvvetli nesne manevî bir güç... Huzura kavuturan, mutluluða erdiren bir týlsým...

Ýki Cihan Güneþi Efendimiz torunu Ümâme'yi çok severdi. Bir keresinde namaz kýlýyordu. Ümâme'de omuzlarýnda idi. Rûkû'ya vardýðýnda onu yere koyuyor. Secdeden kalkarken yine omuzlarýna alýyordu. Birgün bir gerdanlýk hediye olarak gelmiþti. Onu aile halký içinden bana en sevgili olana vereceðim dedi. Sonra Ümâme'yi çaðýrýp boynuna taktý.

Cenâb-ý Hak bizlere o sevgili aile halkýnýn birer ferdi olabilmeyi ve þefaatlerine erebilmeyi nasîb eylesin. Amin.

Kaynak:Mustafa Eriþ, Altýnoluk Dergisi

kurtlarvadisi

Yukar git