Haziran 26, 2019, 10:08:03 S
Haberler:

De ki: Allah beni ve beraberimdekileri (sizin istediðiniz üzere) yok etse veya (öyle olmayýp da) bizi esirgese, (söyleyin bakalým) inkârcýlarý yakýcý azaptan kurtaracak kimdir? (Mulk -27)

Hazret-i Fatýma (r.a)

Balatan DAMRAM, Haziran 19, 2009, 08:12:16 S

« nceki - sonraki »

0 ye ve 1 Ziyareti konuyu incelemekte.

Aa git

DAMRAM

Hazret-i Fatýma (r.a)
Rasulullah'ýn Neslini Devam Ettiren Nur Yumaðý

Hazreti Fâtýma radýyallahu anhâ Nebîler Efendisinin son çiçeði... Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin dünyada neslini devam ettiren nur yumaðý... Kýzlarýnýn en küçüðü... Cennet gençlerinin efendileri Hz. Hasan ve Hüseyin'in anneleri... Hz. Ali kerremallahu veche efendimizin zevcesi... Eli deðirmen döndüren "Fâtýma ana" diye anýlan bir sultane anne...

Beyi ve çocuklarýyla ehl-i beyt'i teþkil eden ümmetin hanýmlarýnýn seyyidesi...

Cennet hurilerinin hanýmefendisi...

O, Bi'setten yaklaþýk bir yýl önce Mekke'de doðdu. Resûl-i Ekrem (s.a.) efendimiz ona Fâtýma adýný verdi. Deylemî'nin Ebû Hureyre (r.a.)'den rivayet ettiði bir hadis-i þerifte: "Onu sevenleri, Allah'ýn Cehennem'den uzaklaþtýracaðý için kýzýma Fâtýma adýný verdim." buyurdu. Fâtýma, "sütten kesilmiþ" anlamýna gelmektedir.






O, Zehra ve Betül lakablarýyla meþhurdu. Zehra; "Ak yüzlü, nur yumaðý, beyaz, parlak, ve aydýnlýk yüzlü kadýn" manasýna, Betül ise; "Dünyevi heveslerden uzak, ibadet için kendisini Allah'a yönelten, iffetli ve namuslu kadýn" anlamýna gelmekteydi.

O, yaþýnýn küçük olmasý sebebiyle ve bilhassa anneciði Hz. Hatice (r.anhâ)'nýn vefatýndan sonra babacýðýnýn yanýndan hiç ayrýlmadý. Bazan babasýnýn elini tutup Mekke sokaklarýnda gezdi. Bazan da babasýnýn peþini takip etti. Müþriklerin iþkencelerine maruz kalan babacýðýna yardýmcý olmaða çalýþtý. Bir gün babasýyla Kâbe'ye gitmiþlerdi. Kureyþ Müþrikleri onlarý görünce toplandýlar ve fýsýltý halinde birbiriyle konuþmaya baþladýlar. Babacýðý Kâbe'nin yanýnda namaza durdu. Secdeye vardýðýnda Ukbe Ýbni Ebî Muayt adýndaki azgýn müþrik, bir deve iþkembesi getirerek babasýnýn sýrtýna koydu. Geriye çekilip uzaktan birbirleriyle gülüþmeye ve dalga geçmeye baþladýlar. Buna çok öfkelenen küçük Fâtýma babacýðýnýn sýrtýndan o aðýrlýðý kaldýrýp elbisesini temizlemedi. Fahr-i Kâinat (s.a.) efendimiz secdeden baþýný kaldýrdý ve o azgýn kiþilere ellerini açarak: "Allah'ým bu azgýnlarý sana havale ediyorum Ya Rabbî! Kureyþi sana býrakýyorum" buyurdu.

Abdullah Ýbni Mesûd (r.a.) Kâbe hareminde Resûlullah (s.a.) Efendimize bu tür eziyet edenlerin sonlarýnýn çok fecî olduðunu þöyle anlatýr: "Allah Hakký için o azgýn müþrikleri Bedir günü gördüm. Hepsini katlettiler. Bir kýsmýný sürüyerek Bedir kuyusuna attýlar".

Hazreti Fâtýma Mekke'de babacýðýnýn yanýndan ayrýlmadýðý için bu tür ezâ ve cefâlarý çok gördü. Yine bir gün Kâbe'ye varmýþlardý. Müþrikler baabacýðýnýn etrafýný sararak: "Þunu þunu söyleyen sen deðil misin?" diye hakaret ettiler. Hatta azgýn bir müþrik Ýki Cihan Güneþi Efendimiz'in yakasýndan tutup sýkýþtýrdý. Küçük Fâtýma çok korktu ve titreyerek yere yýkýldý. Efendimiz ise hiçbir telâþa gerek duymadan hak olarak söylediði sözleri tekrar ederek: "Evet bunlarý söyleyen benim"buyurdu. Bu esnada Hz. Ebû Bekir (r.a.) yetiþti ve: "Rabbim Allah'týr dediði için bir adamý öldürecek misiniz?" diyerek müdahale etti ve azgýn müþrikleri oradan uzaklaþtýrdý.

Resûl-i Ekrem (s.a.) Efendimiz'in Mekke dönemi böylesine çetin geçti. Ýslâm'ýn yayýlmasý için bütün bu ezâ ve cefâlara sabretti. Zira zafer, sabýrdan sonra idi. Bu sebebten o kendine yapýlanlara aldýrmaz, kin tutmaz ve kiþileri Allah'a havâle ederdi. Bir gün yine yolda giderken azgýn bir müþrik, Efendimizin üzerine toz toprak ve pislik attý. Üstü baþý toz-toprak olan ve elbiseleri kirlenen Efendimiz eve döndü. Nur topu yavrucuðu Fâtýma, kapýyý açýnca babacýðýný tanýyamadý ve aðlamaða baþladý.

Ablalarý da aðlýyordu. Peygamber babacýðý ise kendilerine gülümsüyordu: "Zararý yok, su ile temizlenir" diyordu. Böylece nur parçasý yavrularýný sukûnete kavuþturmaða çalýþýyordu. Fakat küçük Fâtýma ise hýçkýrýklarýný tutamýyordu. Onu susturabilmek için: "Aðlama kýzým. Yüce Allah, babaný koruyacaktýr." buyurdu ve ona Allah'ýn hýfz u emânýnda olduðunu duyurdu. Bu þekilde onun korku ve endiþelerini gidermeðe gayret etti.

Hz. Fâtýma (r.anhâ), Peygamber babasýnýn engin sevgisi ve bol þefkati altýnda büyüdü. Babacýðýndaki merhameti ve güzel ahlâký, anneciðindeki asâleti, cömertliði, babacýðýna karþý hizmet, hürmet ve muhabbeti gördü. Ýslâm uðruna çektiði sýkýntýlara nasýl katlandýðýný ve o yolda fedakârlýðýn en güzel örneklerini bizzat yaþarak öðrendi. Tam bir iffet ve izzet-i nefs nûmûnesi olarak bütün güzellikleri hayatýna nakþederek kendisini yetiþtirdi.

O þanslý bir genç hanýmefendiydi. Peygamber babasý ve anneler sultaný Hz. Hatice'nin yanýnda onlarýn gözetiminde eðitimini tamamladý. Rahmet ve þefkat pýnarýndan doyasýya içti. Fakat küçük yaþta çok çileler çekti. Çocukluðu Kureyþ'in zulum, baský ve ambargolarý altýnda geçti. Daha henüz ömrünün baharýný yaþarken anneciðini kaybetti. Mekke'de Müslümanlara ezâ ve cefalar arttý. Ýþkenceler dayanýlmaz hal aldý. Bunun üzerine babacýðýna hicret izni verildi. Daha sonra da aile efradý ile birlikte kendisi de Medine-i Münevvere'ye hicret etti.

Hz. Fâtýma (r.anhâ) bu göç ile çocukluk ve gençlik yýllarýný geçirdiði Mekke-i Mükerreme'ye vedâ etti. Medine-i Münevvere'de huzurla yaþamaða baþladýlar... Babacýðý Hz. Âiþe (r.anhâ) annemizle, ablalarý da Hz. Osman (r.a.) ile evlendi. Kendisi de evlilik çaðýna ulaþmýþ 16-17 yaþlarýna girmiþti. Nebiler sultaný Efendimizin son çiçeði olarak ona tâlib olanlar çoðalmýþtý.

O, hassas ruhlu, zayýf yapýlý idi. Yaþýndan beklenmeyecek derecede yüce bir ahlâka sahibti. Üstün bir zekâsý, halîm ve selîm bir yapýsý vardý. Son derece mütevaziydi. Söz ve davranýþlarýnda vakurdu. Çok az konuþurdu. Aðzýndan çýkan sözler inci danesi gibi hikmetler saçardý. Cömertti, zâhidâne yaþamayý severdi. Ev iþlerinde maharetli ve becerikliydi. Ýki Cihan Güneþi Efendimizin bir parçasý ve kalbinin meyvesiydi. Bu sebebten ona Peygamber'e hýsým, akraba ve damat olabilme þerefine erebilmek için ashâb-ý kiramýn büyüklerinden dahi talepler gelmiþti. Önce Hz. Ebû Bekir (r.a.) sonra Hz. Ömer (r.a.) dünür olmuþtu. Ýki Cihan Güneþi Efendimiz bu yakýn dostlarýna: "Fâtýma hakkýnda Allah Teâlâ'nýn emrini bekleyelim." buyurmuþtu. Bu haberler Medine'de yayýlýnca Ebû Tâlib ailesi Hz. Ali'yi bu konuda acele davranmasý için uyardý. Onun da gidip tâlib olmasýný istediler. Fakat o: "Ebû Bekir ve Ömer'den sonra bana verirler mi?" diye çekindiðini söyledi. Ýkna ederek onu istemeðe râzý ettiler. Evliliði ile ilgili olarak Hz. Ali (r.a.) kendisi þöyle anlatýr:

"Halk arasýnda konuþulanlarý duyan azadlý kölem bir gün bana: "Ey Ali! Fâtýma'nýn Rasûlullah (s.a.)'den istendiðini biliyor musun?" dedi. Ben de: "Bilmiyorum." dedim. Tekrar bana: "Ey Ali! Rasûlullah'a gidip Fâtýma'yý sana nikâhlamasýný istemekten seni alýkoyan nedir?" dedi. Ben de: "Yanýmda birikimim yok." dedim. O da: "Rasûlullah'a gidersen, muhakkak sana Fâtýma'yý nikâhlar!." diyerek bana gitmemi ýsrar etti. Ben ise bu konu için Rasûlullah (s.a.)'in huzuruna çýkmaktan çekiniyordum. Fakat akrabalarýmýn hepsi bana: "Fâtýma'yý Rasûlullah'tan bir de sen iste." diye teþvik ediyordu. Sa'd ibni Mu'az (r.a.), bu hususta beni ikna eyledi. Nihayet çekinerek, sýkýlarak da olsa Rasûlullah (s.a.)'e bu teklifi götürmek üzere evden çýktým.

Resûl-i Ekrem (s.a.) Efendimiz'i, Ümmü Seleme (r.anhâ) annemizin evinde buldum. Kapýyý çaldým ve selâm verdim. Ýçeri buyur ettiler. Efendimiz bana yanýnda yer gösterdi. Ben de edebli, mahcub ve heyecanlý bir vaziyette baþýmý öne eðip oturdum. Halimi anlayan Efendimiz "Ya Ali! Öyle zannederim ki bir murâdýn var." buyurdu. Ben de: "Ya Rasûlallah! Anam-babam sana fedâ olsun. Senin bereketinle sýrat-ý müstakimi bulduk. Hayatýmýn sermayesi sensin. Nice zamandýr ona cüret edip söyleyemedim." diye söze baþlayýnca bana tebessüm etti ve: "Herhalde Fâtýma'yý istemeye geldin." buyurdu Ben de: "Evet" dedim. Bunun üzerine: "Fâtýma'ya mehir olarak verebileceðin neyin var?" diye sordu. Ben de: "Bir kýlýcým, bir devem bir de küçük zýrhým var." dedim. Efendimiz: "Kýlýcýn sana lazýmdýr. Deven bineðindir. Zýrhýný sat Ya Ali!" buyurdu ve sözüne devamla: "Hak Teâlâ kendi katýnda Fâtýma'yý sana nikâhladý. Senden önce melek gelip, bana bu hâli haber verdi." dedi.

Hz. Ali (r.a.), Rasûlullah (s.a.)'in huzurundan gayet neþeli bir þekilde çýkýp mescide vardý. Peþinden Efendimiz teþrif etti ve Bilâl'e yönelerek; Muhâcir ve Ensar'ý toplamasýný söyledi. Ashâb-ý kiram mescidde toplanýnca Fahr-i Kâinat (s.a.) minbere çýktý ve:

"Hamd olsun Allah'a ki, verdiði nimetlerle övülen O'dur! Kuvvet ve kudretinden dolayý kendisine ibadet edilen O'dur! Mülk ve saltanatýndan dolayý kendisine boyun eðilen O'dur! Azabýndan korkulan, yanýndaki nimetleri umulan O'dur! Yerde ve göklerde hükmünü yürüten O'dur! Kudretiyle halký yaratan, hikmetiyle mümtaz kýlan ve izzetiyle saðlamlaþtýran O'dur! Gönderdiði dini ve Peygamberi Muhammed'le halký þereflendiren O'dur!

Yüce Allah, karþýlýklý hýsýmlýklarla nesebleri birbirine katmayý emir buyurmuþ ve bununla günahlarý ortadan kaldýrmýþtýr.

Ey müslümanlar!Yüce Allah Fâtýma'yý Ali'ye nikâhlamamý bana emir buyurdu. Sizler þâhit olunuz; Fatýma'yý 400 miskal gümüþ mehirle Ali'ye nikâhladým." buyurarak kýsa ve öz bir hitabede bulundu. Sonra Hz. Ali (r.a.) kalktý ve: "Söze Hak Teâlâ'ya hamd ederek baþladý. Peþinden Rasûlullah kýzý Fâtýma'yý bana nikahladý. Onun mehri benim küçük zýrh gömleðimdir. Ben buna râzý oldum. Sizler de bu akde þahid olun" dedi. Ashâb-ý Kiram bu hayýrlý iþe çok sevindi. Cümlesi ayrý ayrý Hz. Ali'yi tebrik etti. Sonra Resûl-i Ekrem (s.a), Ali'nin evine geldi ve: "Ya Ali! Var git küçük zýrh gömleðini sat, parasýný bana getir." buyurdu.

Hz. Ali (r.a.) zýrhýný alýp çarþýya çýktý. Yolda Hz. Osman (r.a.) ile karþýlaþtý. Zýrhýný satacaðýný söyleyince Hz. Osman istediði bedeli 480 dirhemi verdi ve satýn aldý. Sonra ona: "Ya Ali! Bu zýrha sen benden daha lâyýksýn. Lütfen hediyem olarak kabul eyle." diyerek geri verdi. Hz. Ali (r.a.), bu muhabbet ve hediyeye çok sevindi. Zýrh gömleðini ve parayý alarak Ýki Cihan Güneþi Efendimize getirdi. Ýki seçkin ashâbýnýn karþýlýklý muhabbetinden ve yardýmlaþmasýndan pek memnun kalan Efendimiz. Hz. Osman'a dua etti. Onun nazik davranýþýný takdir etti.

Rasûl-i Ekrem (s.a.) Efendimiz, o paradan bir miktarýný alýp Bilâl'e verdi. Bununla çarþýdan koku almasýný tenbih etti. Düðün için gerekli zarûrî ihtiyaçlarý çeyizleri almak üzere bir miktar daha aldý ve Hz. Ebû Bekir (r.a.)'e uzattý. Paranýn kalan kýsmýný da müminlerin annesi Ümmü Seleme (r.anhâ)'ya emanet olarak gönderdi. Hz. Ebu Bekir (r.a.), Selman ve Bilâl yardýmcýlarý birlikte çarþýya çýkýp çeyizlik eþyalarý ve diðer ihtiyaçlarý temin ettiler. Çeyiz olarak alýnan eþyalar þunlardý:

1 adet kadife yorgan, 1 adet yüzü deri içi lif dolu yastýk, 3 adet minder. 2 döþek, 1 koç postu, 1 adet topraktan yapýlmýþ su testisi, 1 su tulumu, 1 elek, 1 kilim, 2 adet Yemen iþi, üzerleri gümüþle iþlenmiþ elbise, 2 adet el deðirmeni, 1 meþin su bardaðý, 2 adet çanak çömlek, 1 adet hurma yapraðýndan örülmüþ sedir.

Ne güzel çeyiz!.. Ne mütevâzi eþyalar!... Ne sâde hayat!... Ne mutluluk!.. Ne kolay evlilik!.. Günümüz insanýna ne ibretli ders!.. Gençlerimize ne eþsiz örnek!... Allah'ým cümlemize hisse almayý nasib et!... Amin.

kurtlarvadisi

DAMRAM

O Benden Bir Parçadýr

Zaman su gibi akýp gidiyor, günler bir bir geçiyordu. Hz. Fâtýma (r.anhâ)'nýn çeyizleri alýnmýþtý. Düðün hazýrlýklarý tamamlanmýþ fakat günü belirlenmemiþti. Hz. Ali ile kardeþi Akil düðün mevzuunda görüþmek üzere birlikte Resûl-i Ekrem (s.a.) Efendimizin hanesine geldiler. Kapýda Ümmü Eymen'e rastladýlar ve durumu ona açtýlar. O da: "Bu iþ için bana biraz müsade edin. Ben size yardýmcý olayým. Meseleyi önce Resûlullah zevcelerine açar ve bir cevap almaya çalýþýrým." diyerek onlarý geri döndürdü.

Rasûlullah (s.a.)'in hizmetinde bulunan dadýsý Ümmü Eymen bu meseleyi Ümmü Selleme annemize söyledi. O da Hz. Âiþe (r.anha)'nýn evinde toplandýklarý bir sýra da Efendimize durumu arzetti ve: "Yâ Rasûlallah! Haticetü'l-Kübrâ hayatta olsaydý bize söz düþmezdi. O bu iþi tamamlardý." diyerek söze baþladý. Vefâkar Efendimiz, Hz. Hatice annemizin ismini duyunca; "Onun gibi hatun nerde bulunur? Herkes beni yalanlarken o tasdik etti. Bütün malýný Ýslâm yoluna sarfetti." buyurdu. Onun hizmetini ve büyüklüðünü bu vesileyle tekrar duyurdu.

Ümmü Seleme annemiz söze devamla: "Ya Rasûlallah! Hakîkaten Hatice dediðiniz gibiydi. Cenâb-ý Hak onu ve bizleri Cennette cemeylesin. Þimdi onun kýzý Fâtýma'yý düþünsek. Amca oðlun Ali düðünlerinin yapýlmasýný istiyor. Siz ne buyurursunuz?" dedi. Efendimiz: Ali bana böyle bir þey söylemedi." buyurdu. Ümmü Seleme annemiz de: "Ya Rasûlallah! Ali mahcûbiyetinden, edebinden size söyleyemez." dedi. Fahr-i Kâinat (s.a.) Efendimiz: "Öyleyse Ali'yi çaðýrýn." buyurdular. Ümmü Eymen koþup Hz. Ali'yi çaðýrdý. Mahcubiyetinden sýkýlarak huzura giren Ali (r.a.) bir kenara oturdu. Fahr-i Kâinat (s.a.) Efendimiz: "Yâ Ali düðününüzün olmasýný arzu ediyor musun?" buyurdu Ali de: "Evet" dedi. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem (s.a.) Efendimiz: "Fâtýma'nýn çeyizi tamamdýr. Ýnþallah bu vazifede yerine gelecektir." buyurdu. Ümmü Seleme annemize haber gönderip 10 dirhem istedi. Gelen parayý Hz. Ali'ye uzattý ve: "Ya Ali! Bir miktar hurma, biraz tereyaðý biraz da yoðurt al gel" buyurdu.

Hz. Ali sipariþleri alýp huzura getirdi. Ýki Cihan Güneþi Efendimiz hurmalarý bir kaba boþaltýp mübarek elbisesiyle ezdi. Biraz un, yoðurt ve tereyaðý ile karýþtýrarak tatlý bir düðün yemeði yaptý. Araplarýn meþhur "Hays" adýný verdikleri bu yemeði tabaklara koydu. Bu velîme hazýrlýðýndan haberdâr olan Sa'd Ýbn Ubâde (r.a.) katký olmak üzere derhal bir koyun kesti getirdi. Bir baþka sahâbî yað, un v.s. getirdi. Hazýrlýklar tamam olunca Resûl-i Ekrem (s.a.) efendimiz: "Yâ Ali! Ashab-ý Kiramý davet et! Dostlarýný davet et!" buyurdu. O da dýþarý çýkýp ashâbý davet etti. Gelenler onar onar içeri alýnýp sýra ile sofraya oturtuldu. Bu þekilde sofralar dolup taþtý. Gönülleri bereket, rahmet kuþattý. Hz. Ali (r.a.) o gün velîme yemeðinden yediyüz kiþinin yediðini nakletmiþtir.

Ýki Cihan Güneþi Efendimiz Ümmü Seleme annemizle Ümmü Eymen'den Fâtýma'yý giydirip kuþatmalarýný istedi. Bir deve getirilip süslendi. Hz. Fâtýma bindirildi. Yularý Selman-ý Fârisî (r.a.)'ýn eline verildi. Huzur ve neþe içerisinde Hz. Ali'nin evine getirildi. Böylece kadýnlýk âleminin hanýmefendisi Hz. Fâtýma (r.anhâ) þânýna yakýþan bir sadelik içinde gelin oldu. Bu mesut düðün hicretin 2. yýlýnýn Zilhicce ayýnda yapýldý.

Ümmü Eymen'in anlattýðýna göre Resûl-i Ekrem (s.a.) Efendimiz kendisi gelinceye kadar Hz. Ali'nin Fâtýma'nýn yanýna gerdeðe girmemesini emir buyurmuþtu. Efendimiz gelip kapýyý çaldý. Dadýsý Ümmü Eymen karþýladý. Selam verdi. Ýçeri girmek için izin istedi. Ýzin verilince girdi ve: "Kardeþim burada mý?" diye sordu. Ümmü Eymen: "Ya Rasûlallah! Kardeþin kim?" dedi. Efendimiz de: "Ali ibni Ebî Tâlib" buyurdu. Dadýsý: "Sen kýzýný onunla nikâhladýðýna göre o nasýl kardeþin olur?" dedi. Efendimiz: "Evet! o öyledir." buyurdu. Yani o benim dinde kardeþim olur. Fâtýma ile evlenmesinde bir sakýnca yoktur dedi. Sonra bir kapla su getirtti. Abdest aldý ve Hz. Ali'yi çaðýrdý. Abdest suyundan göðsüne iki omuzunun arasýna serpti. Sonra Hz. Fâtýma'ya da ayný þekilde davrandý ve: "Allahümme bârik fîmâ ve bârik lehüma fi neslihimâ= Allah'ým bu evliliði mübarek kýl! Onlara ve nesillerine mübarek kýl." buyurdu ve: "Ey Allah'ým ! Fâtýma ve zürriyeti hakkýnda kovulmuþ þeytandan sana sýðýnýrým." diye duâ etti. Hz. Ali için de ayný duâyý tekrar ederek: "Allah'ýn ismi ve bereketiyle gir zevcenin yanýna." buyurdu.

Fahr-i Kâinat (s.a.) Efendimiz evlenecek bir kimseyi tebrik edeceði zaman "Allah bunu senin için mübarek kýlsýn! Allah'ýn bereketi senin üzerine Olsun! Allah ikinizi hayýrda birleþtirsin!" diye duâ ederdi.

Yeni gelin ve damata bu duâlarý yaptýktan sonra onlarýn arasýndaki muhabbeti kuvvetlendirmek için kýzýna: "Vallahi Ey Fâtýma! Ben seni, ailemin en hayýrlýsýna nikâhladým! Allah hakký için erin iyi erdir. Sahâbenin evvelidir. Ýslâm'da büyüðüdür. Ýlim de en derinidir. Ýmamlarýn kadýsý, Ýslâm'ýn kahramanýdýr. Zinhar ona isyan eyleme ve emrine muhalefet etme!" diye nasihatta bulundu. Damadýna da: "Ey Ali, Fâtýma'nýn hakkýna riâyet eyle! Onu hoþ tut. O benden bir parçadýr. Eðer onu üzersen, beni üzmüþ olursun." buyurdu. Her ikisini de Allah'a emanet ederek oradan ayrýldý.

Yeni bir hayat baþladý. Nurlu bir ocak kuruldu. Ýki Cihan Güneþi Efendimizin neslini devam ettirecek bir nur yumaðý oluþtu. Bu mesut evlilikten "seyyid" "þerif" ünvanlarýyla anýlan bahtiyar insanlar dünyaya geldi. Cennet gençlerinin efendileri ve cennet hurîlerinin hanýmefendileriyle nurlu nesil devam etti.

Seyyidler neslinin kaynaðý olan bu aile muhabbet dolu sýcacýk bir yuva oldu. Orada sevgi, saygý þefkat, merhamet, hizmet, firaset, nezâket ve nezâhet gibi üstün ahlâkî meziyyetler yeþerdi. Acýsýyla tatlýsýyla hayatý olduðu gibi kabul eden aile ferdleri, dünyanýn sýkýntýlarýný da birlikte sabýr ve rýza ile göðüslediler. Evin içindeki hizmetler Hz. Fâtýma'ya dýþardaki iþler de Hz. Ali'ye býrakýldý. Ýç ve dýþ hizmetleri paylaþma yönüyle onlar bir bütünün iki parçasý haline gelmiþlerdi. Hz. Fâtýma (r. anhâ) yerine göre el deðirmeninde arpa öðütüp ekmek yaptý. Yemeðini piþirip, temizliðini yaptý. Ev iþleriyle uðraþtý. Deðirmeni çevirmekten avuçlarýnýn içi kabardý. Ama yokluktan, yoksulluktan hiç þikâyet etmedi. Zâhidâne bir hayat yaþayýp kimseye dert yanmadý.

Fahr-i Kâinat (s.a.) Efendimiz damadýný ve kýzýný evliliklerinin ilk altý ayýnda devamlý sabah namazýna çýkarken kapýlarýnýn önünde durup: "Ey Muhammed'in ev halký! Haydi Namaza!" diye çaðýrmýþ ve peþinden; "Ey Ehl-i Beyt! Allah sizden günah kirini gidermek, sizi tertemiz yapmak ister." meâlindeki Ahzâb sûresi 33. âyetini okumuþtur. Bir defasýnda da sabah namazý dönüþünde damadýnýn evine uðramýþ ve kýzýný uykuda bulunca, namazýný kýlmadý zannederek þöyle seslenmiþti:

"Kýzým Fâtýma! Muhammed Mustafa'nýn kýzýyým diye sakýn namazý terk edeyim deme. Beni hak peygamber olarak gönderen Allah'a andolsun ki, beþ vakit namazý vakti içinde kýlmadýkça cennete giremezsin" buyurdu.

Resûl-i Ekrem (s.a.) Efendimiz bir gün kýzýnýn hastalandýðýný duydu ve ziyaretine gitti. Ýmran Ýbni Husayn (r.a.) da yanýnda idi. Kapýya varýnca týklattý ve selâm verdi. Hz. Fâtýma (r.anhâ) derhal kapýyý açtý ve : "Buyurun babacýðým" diyerek içeriye aldý. Sevincinden hastalýðýný unutmuþ gibiydi Efendimiz: "Kýzým yanýmda Ýmrân Ýbni Husayn var baþýný ört!" buyurdu. Hz. Fâtýma (r.anhâ): "Babacýðým bundan baþka örtüm yok. Onunla baþýmý örtsem vücudum açýkta kalýyor." dedi. Fahr-i Kâinat (s.a.) Efendimiz: "Örtüyü düz olarak deðil, deðirmi köþeli olarak ört ki her tarafýný kapasýn" buyurdu Sonra Ýmran Ýbni Husayn da içeri alýndý. O da "geçmiþ olsun" dileðinde bulundu dua ederek izin istedi.

Hz. Fâtýma (r.anhâ) böylesine yoksul ve fakirlik içerisinde bir hayat sürdü. Birgün arpa öðütmek için el deðirmenini çevirmekten avuçlarýnýn içi kabardý. Bunu Hz. Ali'ye göstererek bir çare aramasýný arzu etti. Hz. Ali (r.a.) da dilersen babacýðýna durumu açabilirsin dedi. Medine'ye esirlerin getirildiðini duyan Hz. Fâtýma (s.a.) babacýðýndan bir hizmetçi vermesini istedi. Rahmet Peygamberi (s.a.) Efendimiz kýzýna: "Ýstediðinden daha hayýrlýsýný size haber vereyim mi?"

Cebrâil'in bana öðrettiði þu kelimeleri her namazýn sonunda okursan, hizmetçiden daha iyidir. Bunlar: Otuz üç defa: "Subhânallah" otuz üç defa: "Elhamdülillâh" otuz üç defa da: "Allahü Ekber" demenizdir.

Hz. Ali (r.a.) ile Hz. Fâtýma (r.anhâ) arasýnda kurulan evlilik ümmete ibretler dolu örnek bir yuva oldu. Karý ile koca arasýndaki sevgi saygý, samimiyet, hizmet ve güzel geçime en iyi örnek bir yuva. Bu yuvanýn fertlerinden birisi üzgün olsa diðeri onun üzüntüsünü gidermek için gayret eder ve evdeki eksikleri görmezden gelerek musâmaha ile karþýlardý. Müþterek hizmet ve sohbet zeminleri oluþturularak birbirlerini dinler ve dertleþirlerdi. Fakat beþer olarak küçük kýrgýnlýklar da olmaz deðildi.

Birgün Resûl-i Ekrem (s.a.) Efendimiz kýzýný ziyarete gitmiþti. Damadýný evde göremeyince kýzýna: "Amcanýn oðlu nerede?" diye sordu Hz. Fatýma da: "Aramýzda ufak bir þey geçti. O sebeple çýkýp gitti." cevabýný verdi. Bunun üzerine Ýki Cihan Güneþi Efendimiz dýþarý çýktý ve Sehl Ýbni Sa'd (r.a.)'a: "Ya Sehl git Ali'ye bak. Nerede ise bana haber ver." buyurdu. Sehl doðru mescide koþtu. Hz. Ali'nin orada uyumakta olduðunu gördü. Dönüp geldi ve mescidde yattýðý haberini verince Efendimiz kalktý mescide gitti. Hz. Ali toprak üzerine uzanmýþ uyuyakalmýþtý. Rahmet Peygamberi Efendimiz damadýný bu vaziyette görünce mübarek elleriyle yüzündeki tozlarý sildi. Üstü baþý toprak olduðu için "Ey Ebû Tûrâb kalk!" diye seslendi Ýki Cihan Güneþi Efendimizin sesini duyan Hz. Ali derhal ayaða kalktý. Üstü baþý toz toprak içinde olmuþtu. Fahr-i Kâinat (s.a.) Efendimiz elbisesini temizlemeðe yardým etti ve elinden tutarak evine götürdü.

Ne engin merhamet!.. Ne derin þefkat!.. Ne yüce muhabbet!.. Allah'ým bizlere de bu üstün ahlâktan hisseler nasib et!.. Amin.

Hazreti Fatýma ile Hazreti Ali Sohbet Ediyordu:

Hazret-i Fâtýma radýyallahu anhâ annemizin hayatý, kýyamete kadar gelecek Ýslâm hanýmefendilerinin örnek alacaðý ibretlerle, ahlâkî meziyyetlerle doludur. O'nun evliliði, çeyizi, ev iþlerindeki becerisi, mahareti, beyine karþý samimi, sevgi dolu hizmetleri, komþuluk münasebetleri, ilmi, irfaný ve infaký günümüze ýþýk tutmaktadýr. O, eþyanýn kölesi, hizmetçisi olmadý. Allah ve Rasûlünün sevdiði yolda samîmî kul olabilmek için gayret etti. Hayatýný bu hedef ve gaye içerisinde geçirdi. Fahr-i Kâinat (s.a.) Efendimiz kýzýný ve torunlarýný çok severdi. Onlarý görmek için sýk sýk damadýnýn evine giderdi.

Bir defasýnda kapýya vardý ve içeri girmeden geri döndü. Hz. Fâtýma buna çok üzüldü. Hz. Ali eve geldiðinde hanýmýný üzüntülü gördü. Sebebini sordu. O da: "Ya Ali: Rasûlullah geldi kapýdan içeri girmeden geri döndü, gitti" dedi. Buna Hz. Ali (r.a.) da çok üzüldü. Derhal sebebini öðrenmek üzere Rasûlullah'akoþtu, Fâtýma'nýn üzüntüsünü arzetti. Eve niçin girmediðini sordu. Ýki Cihan Güneþi Efendimiz birazcýk sitemle: "Benim dünya ile ne iþim var? Benim iþlemeli perde ile ne iþim var?" buyurdu. Hz. Ali (r.a.) meseleyi anladý ve hemen ailesine döndü ve Efendimizin hoþnutsuzluðunu haber verdi. Bunun üzerine Hz. Fâtýma (r.anha): "O perdeyi ne yapmamý emrediyor" dedi. Yine Rasûlullah'ýn huzuruna varan Hz. Ali'ye: "Fâtýma'ya söyle; O perdeyi filan oðullarýna göndersin" buyurdu. Bunun üzerine o perde yerinden indirilip ihtiyaç sahiplerine gönderildi. Rasûlullah'ýn istemediði bir þeyi onlar hiç istemezlerdi. Allah Rasûlü babacýðýný memnun etmek onlarýn en büyük arzusuydu. Bunun için sevgide kusur etmemeðe son derece dikkat ederlerdi. Efendimiz de damadý ve kýzýný çok severdi, fýrsat buldukça onlarý ziyaret ederdi.

kurtlarvadisi

DAMRAM

Hangimiz Daha Sevgili?

Bir defasýnda Hz. Ali ile Hz. Fâtýma karþýlýklý sohbet ediyorlardý. Birbirlerine iltifatlarda bulunuyor ve: "Hangimiz Allah'ýn Rasûlü'ne daha sevgilidir? Kýzý mý? Damadý mý?" diye konuþuyorlar ve tatlý tatlý gülüyorlardý. Tam bu sýrada Resûl-i Ekrem (s.a.) yanlarýna çýkageldi. Onlarý neþeli görünce pek sevindi. Babacýðýna çok düþkün olan Hz. Fâtýma (r.anhâ) gülümseyerek: "Babacýðým. Ali ile sizin yanýnýzda hangimizin daha sevimli olduðumuz üzerinde konuþuyorduk." dedi. Bunun üzerine Rahmet Peygamberi Efendimiz hem kýzýna hem de damadýna beslediði derin sevgiyi þöyle ifade etti: "Kýzým sen, babanýn evlâdýna olan tabii sevgisinden dolayý bana Ali'den daha sevgilisin. Fakat Ali de benim gözümde senden daha kýymetli ve daha çok izzet sahibidir." buyurdu. Her ikisini de deðiþik yönlerden sevdiðini duyurdu. Her fýrsatta Onlarýn aralarýndaki muhabbetin artmasýna gayret etti.

Hz. Ali (r.a.) ilim þehrinin kapýsý, harb meydanlarýnýn korkusuz arslaný, âlim, mücâhid bir yiðit!.. Hz. Fâtýma'da Rasûlullah'ýn ciðerpâresi, pýrlantasý ve nur parçasý, kendi dünyasýnýn hanýmefendisi bir bahtiyar!.. Hz. Âiþe (r.anhâ) annemizin bildirdiðine göre insanlardan Rasûlullah (s.a.)'e en sevgili olan Hz. Fâtýma idi. Ýçeri girdiðinde Efendimiz ayaða kalkar ve yerine oturturdu. Bir sefere çýkarken veya seferden döndüklerinde önce mescide girer, iki rekat namaz kýlar ve sonra sevgili kýzýna uðrardý. Onunla bir müddet sohbet ederdi.

Hz. Fâtýma (r.anhâ) da babacýðýný çok seviyordu. Onu gölge gibi takib etmek istiyordu. Uhud savaþýnda babacýðýnýn yaralandýðýný duyunca bütün tehlikeleri göze alarak yanýna vardý. Yanaðýna doðru akan kaný temizledi ve kül bastýrarak durdurdu. Yarasýný tedavi etmeye çalýþtý.

Hz. Ali (r.a.) ile Hz. Fâtýma (r.anhâ)'nýn dünya evleri üstün ahlâkî meziyyetlerle donatýlmýþtý. Nurlu Neslin devamýný saðlayan, bu evlilikte iltifat, saygý, edeb, iffet ve kýymet bilme önde gelen meziyyetlerdendi. Birbirlerinin fikir ve düþüncesine çok deðer verirlerdi. Görüþ ayrýlýðý olsa dahi müþterek bir noktada birleþirlerdi. Dâvâ þuûruna sahib, samimi, sýcak bir aile kurmuþlardý. Bir muhabbet ocaðý olmuþtu onlarýn birlikteliði. Öylesine bir muhabbetle birbirine baðlanmýþlardý ki, gel-geç sevdalar onlara tesir edemedi. Ebedî hayatý kazanmak ve Allah'ýn rýzasýna erebilmek onlar için her þeyden önce gelirdi. Kendileri yemez, ihtiyaç sahiplerine yedirirlerdi. Kapýsýna gelen fakiri reddetmezlerdi. Kendileri muhtaç olduklarý halde baþkalarýna verirlerdi. Onlarýn bu güzelliklerini, cömertliklerini ve îsâr halindeki davranýþlarýný Allah Teâlâ Kitâb-ý Kerîminde övmüþtü. Þöyle ki:

"Hz. Ali ile Hz. Fâtýma'nýn nâfile oruç tuttuklarý bir akþam vakti kapýlarýna bir fakir gelir. "Allah için" diyerek birþeyler ister. Onlar da kendileri için hazýrladýklarý iftarlýklarý olduðu gibi fakire verirler. Peþpeþe üç gün ayný vakitte akþam ezaný okunacaðý zaman deðiþik kýlýk ve kýyafette yoksul, garib birileri kapýlarýna gelir; "Allah için" diyerek dilekte bulunur. Hz. Ali ile Hz. Fâtýma (r.anhûm) birlike hazýrladýklarý iftarlýklarý olduðu gibi bu yabancý garib kimseye verirler. Kendileri üç gün birþey yemeden peþpeþe su ile oruç tutarlar. Onlarýn bu güzel hali, gönüllerindeki engin infak þuuru Allah Teâlâ'nýn hoþuna gider ve þu âyet-i celîle ile methü senâ edilirler. Meâlen:

"Ýyiler þüphesiz (güzel kokulu ve serin) kâfur katýlmýþ bir kadehten içerler. Bu Allah'ýn has kullarýnýn içtikleri ve akýttýkça akýttýklarý bir pýnardýr. O kullar, þiddeti her yere yayýlmýþ olan bir günden korkarak verdikleri sözü yerine getirirler. Onlar, kendi canlarý çekmesine raðmen yemeði yoksula, yetime ve esire yedirirler. Biz sizi Allah rýzasý için doyuruyoruz; sizden ne bir karþýlýk ne bir teþekkür bekliyoruz. Biz çetin ve belalý bir günde Rabbimizden (O'nun azabýna uðramaktan) korkarýz." (derler)" (Ýnsan Sûresi; 5 - 10)

Vahiy tamamlandýðýnda Ýki Cihan Güneþi Efendimiz bu müjdeyi kýzýna ve damadýna bildirdi. Her ikisi de sevinçlerinden üç günlük açlýðýn verdiði sýkýntýyý bir anda unutuverdiler. Kýyamete kadar okunacak bir kitapta övülmek ne büyük bir mükâfattý.

Hz. Fâtýma (r.anhâ) vahyin beþiði sevgili babacýðýnýn sohbetlerinden çok istifade etmiþti. Rasûlullah (s.a.)'in terbiyesinde yetiþtiði için onun feyziyle gönlünü doldurmuþ, ilim, edeb, haya gibi üstün ahlâkî meziyyetlerle kendini yetiþtirmiþti. Bir gün Resûl-i Ekrem (s.a.) Efendimiz Hz. Ali'ye: "-Ya Ali, Allah Teâlâ'yý sever misin?" diye sordu. O da: "Evet! Ya Rasûlallah severim." dedi. Efendimiz: "O'nun Rasûlünü de sever misin?" dedi.Hz. Ali heyecanlanarak: "Evet yâ Rasûlallah!" dedi. Efendimiz tekrar: "Kýzým Fâtýma'yý da sever misin?" diye sordu. Hz. Ali hiç tereddüt etmeden. "Evet"dedi Efendimiz: "Hasan ve Hüseyin'i sever misin?" dedi. O da: "Evet ya Resûlallah severim." diye cevap verdi. Resûl-i Ekrem (s.a.): "Ya Ali, gönül bir tane, sevgi ise dört. Bir kalbe bu kadar sevgi nasýl sýðýyor? buyurdu. Hz Ali bu suale bir türlü cevap veremedi. Düþünceli bir vaziyette evine döndü.

Onu düþünceli ve durgun görünce Hz. Fâtýma (r.anha) üzüldü. Ne olduðunu ve onun zihninden geçirdiklerini öðrenebilmek için þefkatle: "Ya Ali sizi durgun görüyorum. Üzücü bir þey mi oldu diye söze girdi ve; Eðer bu dünya ile ilgili ise kederlenmeðe deðmez. Ahiret ile ilgili bir husus ise nedir sizi üzen þey?" dedi. Muhterem eþinin sorusunu cevapsýz býrakmak istemeyen Hz. Ali (r.a.) baþýndan geçen olayý anlattý ve Efendimizin sorduðu soruya cevap veremediðini söyledi. Hz. Fatýma (r.anhâ) soruyu öðrenince gülümsedi ve "Ya Ali! Babamýn yanýna var ve bu suâli þöyle cevaplandýr." diyerek açýklamalarda bulundu. Hz. Ali bu izâhatten memnun oldu. Gönlüne hoþ geldi ve Efendimizin huzuruna koþtu: "Ya Rasûlallah! Sað, sol, ön, arka diye insanýn yönleri vardýr. Kalbin de böyle. Ben Allah'ý aklým ve imanýmla, sizi ruhum ve imanýmla, Fâtýma'yý, insânînefsim ile, Hasan ve Hüseyini de babalýðýn tabii icabý ile seviyorum." dedi. Ýki Cihan Güneþi Efendimiz bucevaba tebessüm etti ve: "Ya Ali! Bu sözler ancak Peygamber aðacýnýn dalýndan alýnmýþ meyvelerdir." buyurdu...

Sabret Kýzým

Hz. Fâtýma (r.anhâ) çok hassas ve yufka yürekliydi. Kimsenin üzülmesini istemez, acý çekmesine dayanamazdý. Allah Rasûlü babacýðý rahatsýzlandýðý zaman hemen yanýna koþardý. "Vah babacýðým!..." diyerek üzülürdü. Ýki Cihan Güneþi Efendimiz de: "Sabret kýzým! Sabýr güzeldir!" buyurarak onu teselli ederdi. Birgün þiddetli ateþler içinde iken etrafýndakilere:

"Ey insanlar! Siz bana karþý hiçbir þeyle delil bulamazsýn! Zira, Ben ancak Allah'ýn kitabý Kur'an-ý Kerim'in helâl kýldýðýný helâl, haram kýldýðýný da haram kýldým.

"Ey kýzým Fâtýma!Ey halam Safiyye! Allah katýnda makbul olan ameller iþleyiniz. Yani bana güvenip tembellik etmeyiniz. Çünkü Ben, sizi, Allah'ýn azabýndan kurtamam!..." buyurdu. Ýnsan için ancak çalýþtýðýnýn karþýlýðýnýn verileceðini duyurdu. Kiþiyi ancak iman ve amelinin kurtaracaðýna dikkat çekti.

Hastalýðý aðýrlaþtýkça ümmetini daha çok düþünüyor ve onlarý cehennemin korkunç alevlerinden kurtarmak istiyordu. Yine etrafýnda bulunanlara: "Namaza... Namaza dikkat... Namaza... Namaza... devam ediniz!..." buyurarak Ýslâm'ýn ana direðini iyi muhafaza etmek gerektiðini vurguluyordu.

Bana Ýlk Kavuþacak Sensin?

Rahmet ve Þefkat Peygamberi Efendimiz iyice aðýrlaþtýðý birgün kýzý Hz. Fâtýma'yý yaný baþýna çaðýrdý. Babacýðýnýn ateþler içinde yandýðýný gören Hz. Fâtýma: "Vah babam, vah Peygamber babam" dedi. Ýçinin yanýklýðýný bu ifadelerle dile getirdi. Ýki Cihan Güneþi Efendimiz biricik kýzýnýn baþýný kendine doðru eðip kulaðýna bir þeyler fýsýldadý. Hz. Fâtýma aðlamaða baþladý. Sevgili kýzýnýn ellerinden tutarak tekrar kendisine doðru çekti ve yine kulaðýna bir þeyler söyledi. Bu sefer Hz. Fâtýma'nýn yüzünde tebessüm belirdi. Üzüntü ile sevinç bir arada yaþanýnca Hz. Aiþe annemiz merak edip Hz. Fatýma'ya sordu. O da þimdi söyleyemiyeceðini belirteyerek özür diledi. Ýki Cihan Güneþi Efendimiz sevgili kýzýna: "Cebrâil aleyhisselâm her sene bana bir kere Kur'an-ý Kerim'i arz ederdi. Bu sene iki kere okudu. Anladýðým ecelim yaklaþmýþtýr..." buyurdu. Hz. Fâtýma hýçkýrýklara boðularak aðlamaða baþladý. Rahmet Peygamberi babacýðý onu teselli etmek ve sabrýný artýrabilmek için tekrar ona: "Ehl-i beytimden bana ilk kavuþacak olan sensin."buyurdu. Sevgili kýzýna fazla ayrý kalmayacaklarýný duyurarak sabýr diledi.

Hz. Fâtýma (r.anhâ) sevgili babacýðýnýn ateþinin yükseldiðini gördükçe adeta kendi kendine eriyordu. Ýçinin yanýklýðýný, ýstýrabýný: "Vah babama!.. Vay babamýn çektiði ýstýraba..." diyerek dýþa vuruyordu. Efendimiz de sevgili kýzýný teselli edebilmek için: "Kýzým! Bugünden sonra baban hiç ýstýrab çekmeyecektir. Kýzým! Sakýn aðlama! Ben vefat ettiðim zaman ?Ýnnâ Lillâhi ve innâ ileyhi râciûn' de!.." buyurdu.

Yanýk Yüreðin Aðýtlarý

O, Rahmet Peygamberi babacýðýnýn dâr-ý bekâ'ya uçtuðu zaman elem ve kederini: "Ey Allah'ýn davetine koþan babam!.. Ey mekaný Firdevs olan babam! Ey ölüm haberini Cebrâil'den alan babam!... Ey Rabbine kendisinden daha yakýný bulunmayan babam!..." ifadeleriyle dile getirdi.

Hz. Fâtýma (r.anhâ)'nýn acýlarý bitmeyecek ve yüreðinin ateþi sönmeyecekti. Sevgili babacýðýndan ayrýldýðý günden sonra güldüðü hiç görülmemiþtir. Kabr-i þerîfi ilk ziyaret eden Hz. Fâtýma oldu. Gözyaþlarý içerisinde mezara bakarak bir süre öylece kalakaldý. Sonra sevgili kocasý Hz. Ali'ye dönerek: "Allah'ýn Rasûlü'nün üzerine toprak atmaya gönlünüz nasýl râzý oldu?" dedi. Yüreðinin yanýklýðýný isyana varmayan aðýtlarýyla þöyle dile getirdi: "Üzerime öyle musîbetler döküldü ki, þayetonlar gündüzlerin üzerine dökülseydi, kararýr da gece olurdu."

Hz. Fatýma (r.anhâ) Peygamber babacýðýnýn kendisine sýr olarak söylediði sözlerle teselli bulmaða çalýþýyordu. Beþ çocuðu, üçü kýz, ikisi erkek etrafýnda pervane gibi dönüyorlardý. Ama o ilahî kaderin kazâ safhasýna çýkacaðý zamaný bekliyordu.

Rahmet Peygamberi baba-cýðýnýn vefatýndan altý ay geçmiþti. Hz. Fâtýma da hastalanýp yataða düþtü. Hicretin on birinci yýlý, Ramazan ayýna girilmiþti. Rahatsýzlýðý þiddetlenince çocuklarýnýn dýþarý çýkarýlmasýný Hz. Ali'den istedi. Ýçeriye anneciðim dediði Ümü Râfi' ile Hz. Esma binti Umeys girdi. Kendisine abdest aldýrýp yalnýz býrakýlmasýný istedi. Rabbime duâ ve niyazda bulunmak istiyorum dedi. Derin bir niyaz halindeyken nazenin bedenini odanýn içinde býrakarak ruhunu Rabbine teslim eyledi.

Hz. Fâtýma (r.anhâ) geride gözü yaþlý sevgili kocasý Hz. Ali ve beþ çocukbýraktý. Hasan 8; Hüseyin 7; Ümmü Gülsüm 5; Zeyneb 3; Rukiye 2 yaþlarýndaydý. Üç ablasýnýn ismini, üç kýzýnda yaþatmak istemiþti. Kendisi de 28 yaþlarýndaydý. Bir çocuðu da küçükken vefat etmiþti. Sevgili babacýðýndan 18 hadis-i þerif rivayet etmiþti.

Hz. Fâtýma (r.anhâ)vefatýna yakýn günlerde Hz. Esmâ'ya: "Ölünce beni erkekler arasýna perdesiz çýkaracaklarýný düþünerek çok utanýyorum." demiþti. O zaman kadýnlarýn cenâzesi kefene sarýlýp perdesiz götürülürdü. Hz. Esma, Habeþistan'da haným cenazelere hurma dalýndan çadýr gibi örgü yaptýklarýný görmüþtü. Hz. Fâtýma (r.anhâ)'ya bunu anlatmýþtý da hoþuna gitmiþti. O zaman böyle bir tabut yapýlmasýný söylemiþti. Ýslâm'da tabuta konarak kabre götürülen ilk kadýn cenazesi Onun mübarek nâþý olmuþtur. Cenaze-sini Hz. Abbas veya Hz. Ali kýldýrmýþtýr. Vasýyyeti üzerine geceleyin Hz. Ali, Hz. Abbas ile oðlu Fazl tarafýndan Cennetü'l-Baki'aya defnedildi.

Cenâb-ý Hak'tan Hz. Fâtýma (r.anhâ) annemizin ahlâkýndan hisseler alabilmeyi ve cümlemizi þefaatine nâil eylemesini niyaz ederiz. Amin.





 

kurtlarvadisi

Yukar git