Temmuz 19, 2019, 04:28:32 S
Haberler:

Fakat daha görmeden Rablerinden (azabýndan) korkanlara gelince, onlar için gerçekten hem baðýþlanma hem de büyük mükâfat vardýr. (Mulk -12)

Peygamber efendimizin hanýmlarý: Hazret-i Ayþe-i Sýddýyka (r.a.)

Balatan Resulehasret, Haziran 05, 2009, 04:48:57

« nceki - sonraki »

0 ye ve 1 Ziyareti konuyu incelemekte.

Aa git

Resulehasret

Müminlerin annesi...

Hz.Ebubekir (r.a.)'ýn kýzý. 612 yýlýnda Mekke'de doðdu Annesi Ümmü Ruman binti Amir Ibn Umeyr'dir. Çok küçük yaþta müslüman olmuþtur. Künyesi Ümm-i Abdullah dýr. Resulullah ona "Hümeyra" lakabýný vermiþ;
"Dininizin yarýsýný bu Hümeyra'dan alýnýz" buyurmuþlardýr.

Nikahý

Resulullah, ilk zevceleri Hatcetü'l Kübra hayatta iken baþka bir kadýnla evlenmemiþti. Ölümünden sonra bir müddet daha evlenmedi. Osman Ýbn Maz'un hanýmý Hz. Hule binti Hakim, Resulullah'a gelerek evlenme konusunu dile getirdi. Resulullah kiminle evleneyim diye sorduðu zaman, Hule:
-Kýz da vardýr dul kadýn da vardýr, hangisinmi istersiniz? Dul kadýn Sude bint-i Zema, kýz ise Ebubekir'in kýzý Ayþe. Emr ederseniz ben gidip bir aðýz yoklayayým.

Hule Zatý Risaletpenahilerinin gönlünün isteðini öðrendikten sonra Hz.ebubekir'in evine geldi ve meseleyi kendisine anlattý. O zaman Hz.Ebubekir (r.a.) Resulullah ile din kardeþi olarak sözleþmiþti. Cahiliye devrinde söz kardeþlerinin çocuklarý arasýnda nikah caiz deðildi. Bu yüzden Hz.Hule'nin sözüne Hz.Ebubekir (r.a.) hayretle:
-Resulullah benim söz kardeþimdir, bu nasýl olur? der.
Hule meseleyi Resulullah'a aktardýðýnda Allah Resulü buyururlar:
-Ebu Bekir benim din kardeþimdir, bu þekilde kardeþler arasýnda nikah caizdir.

Hz.Ayþe'nin Resulullah'a nikahlanmasý 620 yýlýnda oldu. Nikahýn kýyýlmasýndan iki yýl geçtikten sonra zifaf olmuþtur.

Nikahýný Hz.Ayþe anlatýyor:
"Ben nikah olacaðým zaman çocuklarla oynuyordum. Annem benim evden dýþarý çýkmama bir þey demezdi. o zamana kadar benim nikahdan haberim yokdu."

Hicret ve Resulullah'ýn Evine Gidiþleri

Resulullah Medineyi Münevvereye vardýktan sonra Zeyd Ýbni Harise ve kölesi Ebu Rafi'i ile aile efradýný getirtmek için görevlendirdi. Bunlara iki deve ve ihtiyaçlarýný tedarik etmek için 500 dirhemde para verdiler. Bir hayli sýkýntýdan sonra Hz.Ayþe (r.a.) annesi ve kýzkardeþleriyle birlikte Medine'ye vardý ve Benu Haris mahallesinde kendi akrabalarýnýn ve yakýnlarýnýn yanýna yerleþti.

Medine havasý muhacirlere yaramamýþ, bir çoðu hastalanmýþtý. Hz.Ebubekir (r.a.) de aðýr hastalanmýþ ve ona Hz.Ayþe bakmýþtý. Ýyileþmesinin ardýndan Ayþe rahatsýzlanmýþ ve yataða düþmüþ, hastalýðýnýn þiddetinden saçlarýnýn tamamý dökülmüþtü. Bir müddet sonra bu hastalýklar atlatýlmýþtý. Hz.Ebubekir Resulullah'a haber göndererek "Ayþe'yi niçin eve almadýðýný" sorar. Resulullah "Mehriyeyi ödemek için paralarý olmadýðýný" bildirirler. Bunun üzerine Hz.Ebubekir ödünç olarak 500 dirhem ona verir. Zatý Saadetleri de bu parayý Hz.Ayþe'ye gönderir.

Bu þekilde Hz.Ayþe (r.a.) koca evine gitme hazýrlýðý baþlar. 623 yýlýnda Þevval ayýnda Resulullah'ýn evine gelir.

Hz.Aiþe, Medine'de Peygamberimizin muharebelerine katýldý ve diðer sahabe hanýmlarý gibi harpte yaralýlarýn tedavisiyle bizzat uðraþtý. Uhud gazasýnda sýrtýnda su ve yiyecek taþýyýp yardým için Peygamber Efendimizin herp yanýnda kalmýþtý. Hatta, peygamberimizin Uhud'da müþrüiklerin taþlarýyla yaralanan mübarek yüzlerine, hasýr yakýp, külünü basarak kanlarýnýn durmasýný saðlamýþtý. Hz.Aiþe bir ara Uhud'da kýlýçla cepheye gitmek istemiþse de, Resulullah buna müsaade etmemiþtir.

Ýftira

Hz. Aiþe (r.a) anlatýyor:


Resulullah (s.a.v) sefere çýkmak istediði zaman, kadýnlarý arasýnda kura çeker, hangisinin ismi çýkarsa onunla giderdi. Benî Mustalik gazasýndan önce yaptýðý gazada da aramýzda kura çekti, benim ismim çýktý, bundan dolayý Resulullah ile beraber çýktým ve bu, hicab (örtünme) âyetinin indirilmesinden sonra idi. Onun için bir hevdece (deve üzerine konulan kapalý taþýyýcýya) konuldum, dönüþte Resulullah Medine'ye yaklaþýnca bir yerde konakladý, sonra da yola çýkmaya nida ettirdi. Yola çýkmaya seslendikleri sýrada ben kalktým ve yürüyüp ordugahý geçtim, tuvalete gittim, yerime dönerken göðsümü yokladým, ne göreyim Zafâr boncuklarýndan bir dizim vardý, kopmuþ düþmüþ, bunun üzerine döndüm, kaybolan dizimi aradým, bunu aramak beni alýkoydu.

Benim yol nakliyemi yapmakta olan grup varmýþlar, hevdeci yüklenmiþler ve beni içinde zannetmiþler. Çünkü hafif idim, henüz küçük yaþta bir taze idim; beni hevdecte sanmýþlar, deveyi çekmiþler gitmiþler. Döndüðüm zaman orada kimseyi bulamadým, bundan dolayý belki beni aramak için dönerler dedim, oturdum. Derken uyumuþum, Safvân b. Muattal ordunun arkasýna kalýr, insanlarýn eþyalarýný araþtýrýr, bir þey kalmýþ ise kaybolmamasý için diðer konak yerine götürürdü, beni görünce tanýmýþ "Allah'tan geldik ve yine O'na döneceðiz" (Bakara, 2/156) demesiyle uyandým, hemen feracemle yüzümü örttüm, devesinden indi, ben bininceye kadar çekildi, bindim. Sonra deveyi çekti, yürüdü, öðle sýcaðýnda orduya yetiþtik; inmiþler, baðrýþýyorlardý. Ýndikleri zaman beni bulamadýklarýndan insanlar çalkalanmýþ, o sýrada imiþ ben üzerlerine varýverdim, artýk herkes beni konuþmuþ. Beni lakýrdýya almýþ, helak olan helak olmuþ.

Resulullah Medine'ye ayak bastý ve bana bir aðrý, sýzý meydana geldi. Fakat rahatsýz olduðum zamanlar Peygamber (s.a.v) den tanýyageldiðim alaka ve lütfu bu defa görmedim, ancak yanýma giriyor, "nasýl o?" diyordu. Bu beni iþkillendirdi, henüz söylenen sözlerden haberim yoktu, nihayet nekahet dönemine geldim. Bir gece Mýstah'ýn annesi ile hacetimiz için dýþarý çýktým, iþimiz biter bitmez yine Mýstah'ýn annesi ile odama doðru döndük. Derken Mýstah'ýn annesi mýrtý, yani yün çarþafý içinde sürçtü dedi. Ben buna itiraz ettim. "Bedir'de bulunmuþ bir zata sövüyor musun?" dedim, "Haberin yok mu" dedi, "ne var" dedim. "Ben dedi, þehadet ederim ki, sen hakikaten "Habersiz mümin hanýmlar" dansýn . Sonra ifk'çilerin dediklerini anlattý. Derhal hastalýk üstüne hastalýðým arttý, hemen aðlayarak döndüm.

Sonra Resulullah girdi ve "nasýl o?" dedi. "Bana izin ver ,ana babamýn yanýna gideyim" dedim. Ýzin verdi, ben de anama babama gittim. Anneme: "Ey anne, dedim, insanlar neler söylüyorlar?" "Kýzcaðýzým dedi, kendini üzme, vallahi bir erkeðin yanýnda sevgili parlak bir kadýn olsun ve ortaklarý bulunsun da aleyhinde çok laf etmesinler, pek azdýr. Daha dedi, bu ana kadar söylenilen sana malum olmadý mý?" Ben aðlamaya baþladým ve bütün gece sabahý ettim, yine aðlýyordum. Aðlarken babam yanýma geldi, anneme, "bu niye aðlýyor" dedi. "Bu ana kadar söylenilenden bilgisi yokmuþ" dedi. Babam da aðladý. "sus kýzým" dedi. O gün durdum, göz yaþým dinmiyordu, ana babama aðlamak ciðerimi parçalayacak gibi geliyordu. Ýkisi de yanýmda oturmuþ, ben aðlýyorken Resulullah (s.a.v) üzerimize geliverdi, selam verdi, sonra oturdu. Hakkýmda söylenilen söylenileliden beri yanýmda oturmamýþtý ve bir ay olmuþ Allah Teâlâ ona benim bu iþimle ilgili vahiy indirmemiþti.

Sonra dedi ki: "Ey Aiþe Hal önemli, senden bana þöyle þöyle söz yetiþti, þimde sen bu durumdan temiz ve beri isen Allah, muhakkak seni aklayacak ve eðer bir günaha düþtünse Allah'a istiðfar ile tevbe et. Çünkü kul tevbe edince Allah Teâlâ tevbeyi kabul eder." Ne zaman ki Peygamber (s.a.v) konuþmasýný bitirdi, göz yaþlarým boþandý, sonra babama "Tarafýmdan Resulullah'a cevap ver" dedim. "Vallahi ne diyeceðimi bilmiyorum." dedi. Bunun üzerine anneme, dedim, "Tarafýmdan Resulullah'a cevap ver." O da "Vallahi ne diyeyim, bilmiyorum, dedi. Ben henüz küçük yaþta bir taze idim, Kur'ân'dan çok okuyamazdým. Yani çok delil getirebilecek halde deðildim. Dedim ki: "Vallahi ben anladým. Siz bunu iþitmiþsiniz, hatta gönüllerinizde yer etmiþ, inanmýþsýnýz. Þimdi ben size beriyim desem inanmayacaksýnýz ve eðer benim muhakkak tertemiz olduðumu Allah bilip dururken size kötü bir itirafta bulunsam hemen tasdik edeceksiniz .Vallahi benimle size baþka bir mesel bulamýyorum, ancak Yusuf'un babasý o salih kulun ki ismini zikretmemiþtim dediði gibi "Artýk (bana düþen) güzel bir sabýrdýr. Sizin anlattýðýnýza göre, yardýmýna sýðýnýlacak ancak Allah'týr" (Yusuf, 12/1) dedim, sonra dönüp yataðýma yattým.

O halde ben vallahi biliyordum ki, Allah Teâlâ muhakkak beni temize çýkarýr. Fakat vallahi, hakkýmda vahy-i metlüvu (Kur'ân âyet) indireceðini zannetmiyordum. Benim iþim nefsime göre, Allah Teâlâ'nýn öyle okunup tilâvet olunacak bir emir ile tekellüm buyuracaðý dereceden çok hakir idi. Ve fakat umuyordum ki, Resulullah uykuda bir rüya görür de Allah, beni onunla temize çýkarýr. Allah bilir ya, Resulullah yerinden kalkmamýþtý, ehl-i beyit'ten kimse de dýþarý çýkmamýþtý. Allah Teâlâ, Peygamberine vahyi indiriverdi, ona vahyedilirken olagelen hal hemen geliverdi ki, kýþ günüde bile vahyin aðýrlýðýndan dolu danesi gibi ter dökülürdü. Bunun üzerine, bir örtü örtüldü ve baþýnýn altýna bir yastýk konuldu. Vallahi ben telaþ etmedim, aldýrmadým, çünkü beraatimi, suçsuzluðumu biliyordum. Fakat Resulullah açýlýncaya kadar, insanlarýn dediklerine hak verecek bir vahiy gelivermek korkusundan, anamýn babamýn canlarý çýkacak zannettim.

Ne zaman ki Resulullah açýldý, gülüyordu, ilk söylediði kelime þu oldu: "Müjde ey Aiþe Rahat ol, vallahi Allah, seni kat'î olarak akladý" dedi. "Hamd, Allah'a; ne sana, ne de ashabýna" dedim. Annem, dedi "Kalk ona" Ben, "Vallahi ne ona kalkarým, ne de beraetimi indiren Allah'dan baþkasýna hamd ederim" dedim. Burada Allah Teâlâ den itibaren on âyet indirmiþti. Bunun üzerine Ebu Bekir "Vallahi bundan sonra artýk Mýstah'a infak etmem" dedi. Çünkü ona yakýnlýðý ve fakirliði sebebiyle nafaka veriyordu. Bu sebeple de Allah Teâlâ þu âyeti indirdi. "Ýçinizden faziletli olanlar (yakýnlara...) vermemeye yemin etmesinler. Allah'ýn sizi baðýþlamasýný arzulamaz mýsýnýz?" (Nur, 24/22) , Bunun üzerine Ebu Bekir de "Evet, vallahi, Allah'ýn beni maðfiret etmesini severim" dedi Mýstah'a yine nafakasý verilmeye devam edildi. Netice olarak özrüm nazil olunca Resulullah kalktý minbere çýktý, bunlarý anlattý ve Kur'ân'ý okudu ve minberden indiði vakitte Abdullah b. Ubeyy'e, Mýstah'a, Hamne'ye ve Hassan'a had cezasý vurdu.

Resulullah'ýn Vefatý

Peygamberimiz (s.a.s) 632 senesinde hastalandý. bu hastalýðý onüç gün sürdü. Bu sürenin beþ günlük bölümünü diðer hanýmlarýnýn yanýnda sekiz günlük bölümünü ise Hz.Aiþe validemizin evinde geçirdi. Haziran ayýnýn beþinde pazartesi günü öðleden önce, mübarek baþý, Hz.Aiþe validemizin göðsüne yaslanmýþ olarak vefat etti. Resulullah'ýn vefatýnmdan sonra Ashab-ý Kiram, Hz.Aiþe vaidemize "müminlerin annesi" adýný vererek, ona büyük hürmet göstermiþlerdir.

Resul-i Ekrem (s.a.s) in Hz.Ayþe'ye muhabbeti fazla idi. Resulullah buyurdu:
"Hak Teala ile benim aramda bulunan meselede -kadýnlar arasýnda eþitliði gözetmek hususunda- imkaný olduðu nisbette dikkat edip adaletten ayrýlmadým. Fakat Ayþeye karþý sevgimin fazla olmasýna mani olmak kudret ve imkaným dahilinde deðildir. Hak Teala bunun için beni afv eylesin.

Son Kýrk Yýlý

Resulullah'ýn vefatýndan sonra kýrk yýla yakýn bir müddet daha yaþamýþ ve pek çok hadis rivayet etmiþtir. Hz. Âiþe'nin bu son kýrk yýllýk hayatýndaki en önemli olay; Cemel Vak'asý'dýr. Hz. Osman'ýn karýþýklýk çýkaran entrikacý asiler tarafýndan þehid edilmesinden sonra halîfe olan Hz. Ali, katilleri bulmak ve kýsas yapmak hususunda günün þartlarý gereði olarak sabýrla hareket etmeyi uygun bulmuþtu. Bu yumuþak davranýþtan yüz bulan asiler taþkýnlýklarýný artýrarak fenalýklarýna devam ettiler.

Durum böyle endiþe verici bir hâl alýnca Ashâb-ý Kiram'ýn büyüklerinden bir kýsmý (Talha, Zübeyr...) Mekke'ye giderek o sýrada hac için orada bulunan Hz. Âiþe'yi ziyaret edip, olaylara el koymasýný ve kendilerine yardýmcý olmasýný istediler. Hz. Âiþe de; acele etmemelerini, sabýrla bir köþeye çekilip Hz. Ali'ye yardýmcý olmalarýný tavsiye etti. Ashâb-ý Kirâm'ýn büyükleri de Hz. Âiþe'nin tavsiyesine uyarak, askerleriyle Irak ve Basra'ya gitmeyi uygun gördüler. Hz. Âiþe'ye de: "Ortalýk düzelinceye ve halifeye kavuþuncaya kadar bizimle beraber bulun, bize destek ol, çünkü sen müslümanlarýn annesi ve Resulullah'ýn muhterem zevcesisin, herkes seni sayar dediler. Hz. Âiþe de, müslümanlarýn rahat etmesi ve Ashâb-ý Kirâm'ýn korunmasý için onlarla birlikte Basra'ya hareket etti.

Bu gidiþi asiler, Hz. Ali'ye baþka türlü anlattýlar. Bu arada Hz. Ali'yi de zorlayarak Basra'ya gitmesini saðladýlar. Hz. Ali de Basra'ya gelince Hz. Âiþe'ye bir haberci yollayarak, olaylar ve yolculuðu hakkýndaki düþüncelerini sordu. Hz. Âiþe, fitneyi önlemek ve sulhu saðlamak için Basra'ya geldiðini; öncelikle katillerin yakalanmasýný istediklerini halife Hz. Ali'ye bildirdi. Bu görüþü Hz. Ali de uygun bularak sevindi. Memnun olan her iki taraf üç gün sonra birleþmeyi kararlaþtýrdýlar.

Bu barýþ haberini ve memnunluðu iþiten münafýklar birleþmeye engel olmak için, gece karanlýk basýnca, her iki tarafa da ayrý ayrý askerlerle saldýrdýlar. Taraflara da: "Bakýn, karþýnýzdakiler sözünde durmadý" deyip bu gece baskýný ile ortalýðý karýþtýrdýlar. Karanlýkta neye uðradýklarýný bilemeyen müslümanlar harb etmeye baþladýlar. Her iki taraf da karþýsýndakini suçluyordu. Ýþte bu iki müslüman grup arasýnda meydana gelen çatýþmaya Cemel vak'asý denir.

Bu vak'ada Hz. Aiþe'nin ictihadý Hz. Ali'nin ictihadýna uymamýþtý. Buna raðmen galib olan Hz. Ali, müminlere anneliði Kur'an-ý Kerim ayeti ile sabit olan Hz. Aiþe'ye ikram ve izzette bulundu. "Ali'yi sevmek imandandýr." hadisini haber veren Hz. Âiþe de Hz. Ali'yi çok severdi. Daha sonra Hz. Ali'nin þehâdetine üzüldü ve çok aðladý. Çünkü, sahâbiler birbirlerini çok severlerdi.

Hayatýnýn son devrelerini müctehid olarak bilhassa kadýnlara mahsus hallere dair fýkhî hükümlerde fetvalar vererek geçirdi. 676 yýlýnda Medine-i Münevvere'de vefat etti. Cenazesini Ashâbtan Ebû Hureyre (r.a.) kýldýrdý. Vasiyyeti üzerine Medine'de el-Bakî' kabristanýna defnedildi.

Giyimleri

Kýrmýzý gömlek ve siyah örtü giymekle beraber, turuncu elbiseyi tercih ederdi. Ehrama girerken altýn yüzük taktýðý sarý elbise giymiþ olduðu görünmüþtür. Arada sýrada ipek de giyerdi. Çok kanaatkar olduðu için yalnýz bir çift ayakkabýsý vardý, bunu temizler temizler giyerdi.
Bir fistaný vardý, kýymet itibarý ile 5 dirhem ederdi, fakat bu fistan zamanýnda o kadar kýymetli idi ki gelinler, düðünlerinde gelir bunu emanet alýrlardý.
Elbise hususunda çok titiz idi, bir ara yeðeni Hafza ince bir baþörtü ile yanýna gelmiþti. Hz.Ayþe onun baþ örtüsünü tutup buyurdu:
"Sen bilmiyormusun Cenab-ý Hak Sure-i Nur da ne buyurmuþtur?" Sonra kendisine kalýn bir baþörtüsü verdi.

Ýlmi ve Ýçtihadlarý

Hz. Ayþeden baþ diðer hatunlarýda Resulullah'ýn mubarek aðýzlarýndan bire çok söz duymuþlarsa da, hiç biri bu sözün hakiki ruhuna Hz.Ayþe gibi nüfuz edememiþlerdir.

Hz.Ayþe körü körüne taklide muhalifdi.

Kadýnlar camiye gidebilir mi?


Resulullah kadýnlarýn camiye gelip de, camide namaz kýlmalarýna müsaade etmiþ olduklarýndan. Hz.Aiþe bu iþin daimi olarak caiz olduðuna karar vermiþtir. Fakat Hz.Aiþe kadýnlarýn dönem içinde camiye gitmelerinin mahzurlu olabileceðini iþaret ederek "Resulullah bu hususu hissetmiþ olsalardý, her halde o zaman kadýnlarýn camiye gitmelerini men ederdi. Nitekim Ýsrail oðullarýnýn kadýnlarý men edilmiþlerdir" dedi.

Ýslamda ibadetlere þirk karýþtýrmaktan men eylemede titiz idi.

Kabenin örtüsü kullanabilinir mi?


Kabe'nin anahtarcý baþýsý olan Þeybe Ýbn-i Osman bir ara, Kabe'nin örtüsünü kaldýrdýktan sonra pis ve kirli ellerle tutulmasýn diye:"Topraða gömelim" diyince. Hz.Ayþe bunun Kabenin örtüsünün zamanla mukaddesleþtirileceðinide göz önüne alarak, uygun görmedi ve buyurdu: "Kabe'nin örtüsünü istediðiniz gibi kullanýrsýnýz, isterseniz satar, onun parasýný da fakire fukaraya verirsiniz"

Ýlim elde etmekle kalmamýþ, bir çok meselede de içtihad etmiþti. .


alýntý

Yukar git