Haziran 27, 2019, 04:10:37
Haberler:

Küçümseyerek insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Zira Allah, kendini beðenmiþ övünüp duran kimseleri asla sevmez.  (Lokman -18)

Ýmam-ý Rabbani (K.S.)

Balatan rana_94, Mays 20, 2009, 04:50:22 S

« nceki - sonraki »

0 ye ve 1 Ziyareti konuyu incelemekte.

Aa git

rana_94

Ýmamý Rabbani baþýný kaldýrýp kutup yýldýzýna yöneldiler ve:
"Yukarý bak! kutup yýldýzýnda þimdi Gavsi Geylani görünecek...ve Gavsý Geylani hazretleri göründü. Hem de kutup yýldýzý iki parça olup arasýndan çýkmýþtý. Ýsmi Ahmed.
Lakaplarý, Bedrüddin.
Künyeleri, Ebulberekat.
Mansýblarý, Kayyumi zaman Müceddidi Elfi Sani.
Mezhebleri, Hanefi.
Tarikatleri, Müceddidiyye, Kadiri, Sühreverdi, Çeþti, Nizamiyye, Sabiriyye olup, yürüdüðü en büyük kol Nakþibendi.
Nesepleri, Hz. Ömer (r.a) 27. göbekten torunlarýdýr.

Onun için kendilerine Ahmed el Faruki denir.
Babalarýnýn ismi Abdülahadd.
H. 971 'de Serhend'de dünyaya geldiler.

Kendilerine Ýmamý Rabbani ismini, mürþidi Baki Billah verdi. Ýmam-ý Rabbani, onun meclisinde özel yetiþtirildi.
Çok kýsa zamanda maddi ve manevi ilimde o kadar mesafe katetti ki, mürþitleri Baki Billah bile ona saygý göstermekte. Bir gün Muhammed Baki Billah, Delhi'den kalkýp, Serhend'e geldi ve eski müridinin (Ýmamý Rabbani'nin) kapýsýndan içeri girdi. îmamý Rabbani' yi baþý önünde murakabede buldu.

-"Rahatsýz etmeyim, ben dýþarýda beklerim" deyip dýþarý çýktý. Biraz sonra Ýmamý Rabbani baþýný kaldýrýp içerdekilere;

-"Bakýn bakalým dýþarýda kimse var mý?"

Cevap: "Fakir Muhammed Bakiy var." Ýmam-ý Rabbani hemen yerinden fýrlar, birçok özür ve iltifatlarla mürþidini baþ köþeye oturtur.

Mektubat' ta buyururlar: "Bir murakabe anýnda idim, ALLAH Resulu (S.A.V) tecelli ettiler ve: "Sana þimdiye kadar kimseye verilmeyen izni vermeye geldim ve ilave ediyorlar, sen hangi cenazenin namazýný kýlarsan, o affedilip cennete girecek."
Ve Müceddid.. Bu payeyi bizzat: Resulu Ekrem (SAV) kendilerine tecelliyat ile veriyorlar. Bu olay; Ravzatul Kayyumiyye adlý eserde tafsilatý ile anlatýlýr.
Baslarda Ýmamý Rabbani'yi inkar eden zatlardan biri, bir gece rüyasýnda kendisine bir ayet okutulur ve bu ayet kendisinde öyle bir basirete sebep olur ki, Müceddid-i Elfi Sani lakabýný bizzat kendisi imama takar ve artýk onun delisidir.

Müceddidlik nedir? Hele bin yýlýn müceddidliði? Bu sorularý îmamýn Mektubat'taki açýklamalarýndan çok daha iyi anlarýz. Böylece îmamýn yüceliðini de

317. Mektup:
"Bilesin ki; her .yüzyýlýn baþýnda bir müceddid gelip gider. Ne var ki yüz senelerin baþýnda gelen müceddid Ýle bin yýlýn baþýnda gelen müceddid ayný deðildir. Bunlarýn arasýndaki fark, bin ile yüz arasýndaki fark gibidir. Hatta daha da fazla.
Müceddid o zattýr ki, o müddet içinde, ümmete her ne gibi feyiz varidatý gelirse, onun vasýtasý ile gelir. Ýsterse o zamanýn kutuplarý, Ebdalý, Evtadý, Nücebasý bulunsun. (Þimdi biz bin yýlýn müceddidini de yukarýdaki yüz yýlýn müceddidlerine kýyas edelim, aradaki uçurumu görürüz.)
Vahdet-i Vücut meselesini, Muhyiddin'i Arabi'nin eksikliklerini en berrak þekli ile meydana getiren ve bu sorunlarý çözen insan kendileri.

Bir örnek mektubat'tan: "Vahdet-i vücut ve zati tecelli davasýnýn belirttiði nispetlerle, ALLAH (CC) arasýnda hiçbir münasebet olmadýðý bizce; Yakin'in (kesinliðin) Yakin'i halinde sabittir. Hakk ehlince çoktan beri bilindiði gibi, ihata (sarma) ve yakýnlýk, ancak ilimdir, ve ALLAH (CC) hiç bir þey ile ittihad halinde deðildir.
Vücudu vacip olanýn, vücudu mümkün olanla ittihadý muhaldir. Gariptir ki, Muhyiddin-i Arabi ve baðlýlarý, ALLAH'a (CC) mutlak meçhul derler, onu hiçbir hükümle mahkum bilmezler de, böyleyken, zati ihata, mahiyet ve yakýnlýk ispatýna kalkarlar. Bu büyük bir yanlýþtýr ve ALLAH (CC)'ýn zatýný teþhis yolunda yersiz bir cesarettir."

Nihayet:
"Bu dava, bu fakire pek gýran (aðýr) gelmekteydi. Bana eh büyük ýzdýrabý veren, bu türlü tevhit ifadesinin verasýndaki son hakikati ve o hakikatin yüceliðini henüz kavrayabilmiþ deðildim. ALLAH'a, (CC) bütün kalbimle yönelerek yalvardým ki, bendeki ilmi ve þer'i inanýþ, kaybolmasýn ve ben en iIeri keþif noktasýndan bu inanýþý gerçekleþtireyim. Duam kabul edildi, önümde hiçbir hicap kalmadý. Hakikat bana olduðu gibi göründü.
Gördüm ki, alem sýfatý, kemallerin aynalarýndan ibarettir ve ilahi isimlerin zuhuratýna yerdir. Yoksa Vahdet-i Vücut'çularýn hayal ettikleri gibi zahir ile mazhar, gölge ile vücut birbirinin ayný deðildir.

Derya'dan daha ne göstereyim? ha birkaç damla ha dünyanýn taþýyamýyacaðý kadar su..."
(Yukarýdaki ifadeler hem Mektubat'ýn, hem de katibinin yüceliðine delil...)

Buyurdular: "Bilmiþ olasýn ki, Seyrü sülük'ten gaye, nefsi emmarenin tezkiyesi ve temizlenmesidir. Böyle olmalý ki, nefsi arzulardan doðan batýl ilahlara tapmaktan kurtuluþ olsun. Hakiki manada yönelinen kýblede yüce mukaddes hakiki vahid Ma'bud'dan gayrý kalmaya.
Daima þeriat alimlerine ve talebelerine saygý duyulmasýný tavsiye eder ve þöyle buyururlardý:

"Ýlim taliplerini (ilmi öðrenmek isteyenleri) öncelikle ele almak, þeriatýn tervec'i (deðerinin yükselmesi) demektir. Zira onlar; þeriatý Nebeviye'nin, milleti Mustafaviyenin, kaimesi (ayakta durduran sütunlarý) hükmündedirler.
Ýnsanlar kýyamet günü, þeriattan sorumlu olacaklar, tasavvuftan deðil."

Cennete girmek, cehennemden uzaklaþmanýn baþlýca sebebi, Þeriatýn emirlerini yerine getirmeye dayanýr."

(48.Mektup)
Þeriata o kadar baðlý idi ki, etrafýndakileri devamlý ona yöneltir ve Resulullah'a (SAV) ittiba'ý emrederdi.
Bununla beraber, etrafýndakileri kendilerini býrakýp Ýmam-ý Rabbani'ye yönelenlerin nakýs mürþitleri, durumdan rahatsýz olup, Ýmam hakkýnda kin, nefret ve iftira fýrtýnasý koparmaya baþlarlar...

Yok, Cüneyd ve Bayezid gibi büyükleri inkar ediyor, onlarý küçük görüyormuþ...
Yok, Ahmed Faruki, kendini efendimizin ashabý ile bir sayýyormuþ ve nihayet padiþaha kadar sirayet...
Padiþah, îmamý Rabbaniye:

-"Bana secde edeceksin dedi:

-"Ben ALLAH'tan (CC) baþka kimseye secde etmem. Padiþah ikinci defa tekrarladý ve:

-"Seni secde etmekten muaf tuttuk, baþýný eðeceksin, ben verdiðim sözden dönmekten utanýrým." dedi. Ýîmam-ý Rabbani bu söze de þöyle cevap verdi:

""Caným kurtarmak için gerekirse secde edilir, fetva vardýr. Fakat doðru olan þu ki, ALLAH'tan (CC) baþkasýna secde edilmemesidir.."

Ve kaleye hapis...
Ýmamýn etrafýnda bütün zindandakiler Müslüman oldu.Hem de kamil. Zindan muhafýzýna kadar... Nihayet sultan piþman olur. Ýmamý dýþarý çýkarýr ve ondan af diler.
Ýmam: "zindan ve zulüm, bizim velayette yükselmemize yaradý." der...

Bir gün bir Kadiri zat, Ýmamýn yüceliðini kabul etmeyerek yüz yüze þöyle dedi: "Gavsý Geylani þimdi dirilip gelir, senin müceddidlik ve kayyumluðunu ikrar ederse, biz de sana inanýrýz."

Ýmamý Rabbani baþýný kaldýrýp kutup yýldýzýna yöneldiler ve:
"Yukarý bak! kutup yýldýzýnda þimdi Gavsi Geylani görünecek...ve Gavsý Geylani hazretleri göründü. Hem de kutup yýldýzý iki parça olup arasýndan çýkmýþtý.
Þöyle dedi Gavs: "Müceddidi Elfi Sani'nin dediklerini kabul ederim. Çünkü din ve dünya hususunda kemalat sahibidir. Bu, evliyayý ümmet arasýnda en faziletli zevattan birisidir. Her kim, onu inkar eder ve muhalefette bulunursa, din yolundan sapmýþ olur." Bu sözden sonra Gavsý GeyIani kayboldu.

Derdi ki: "Ýslam fakir kimselerle ortaya çýkýp geliþmiþtir. Yine fakirlerle devam edip gidecektir."

"Zenginlikten daha fazla imaný bozabilecek hiç bir þey yoktur."

"Bizim konuþma tarzýmýz, sezilmeyen þöhret gibidir. Çünkü þöhret açýða çýkarsa zararlý olur."

"Ehli kerem, baþkasýnýn Ýhtiyacýný kendi ihtiyacýna tercih eden kimsedir."

En iyi ve en mükemmel nasihat: "Peygamber (SAV)'e itaat ediniz" sözüdür.

"Ehlullah'dan keramet aramayý býrakýnýz. Esasen onlarýn varlýðý bir keramettir."

"Hiç bir cahil, veli olmamýþtýr, olamayacaktýr da..."
Mübareðin yedi oðlu ve iki kýzý vardý:

Muhammed Sadýk '

Muhammed Sa'id Hazinü'r Rahmet

Muhammed Ma'süm Urvetu'l-Vuska

Muhammed Yahya

Muhammed Ýsa

Muhammed Ferruh

Muhammed Eþref

Bunlardan ilk dördünün çocuklarý vardý. Diðerleri çocuk yaþta iken vefat etmiþlerdir.

Ýki kýz evlad ise:

Hatice Banu

Ümmü Gülsüm idi.

Hazret-i Hatice Banu'nun soyundan gelen çocuklar zamanýmýzda da mevcuttur.

Telifatý (eserleri) :
Hazret-i Müceddid-i Elfi Sani'nin bir hayli telifatý vardýr ki, bu telifat ile kendi davet ve ta'limini beyan buyurmuþlardýr. Çoðu basýlmýþ bulunan eserlerinde; Ulüm-ý Þer'iyye maarif ve tarikat ilimlerinin deryasý olduðunu görürsünüz. Fakat zamanýmýzda bunlardan ancak bir kaçýnýn basýlý nüshalarým bulmak kabildir. Bulunanlar þunlardýr:

Mektübat-ý Þerif

Mebde-Ý Ma'ad

Maarif-i Ledünniye

Mükeþafat-ý gaybiyye

Þerh-Ý Rübaiyat-i Hoca Abdülbaki (R.A)

Risaleyi Tehliliyye

Risalet'ün fî isbat en-Nübüvve

Risale-yi Silsileyi hadis

Risaleyi Reddi revafýz

Risale-i halat-i Hacegan-i Nakþibend

Risale-i Adab'ül Müridin. Farz ile Nafilenin farký

Hak Teala bizi de, Seyyidü'l Beþer (insanlýðýn efendisi) hürmetine sizi de, taassubdan, eðri yoldan korusun. Sýkýntýdan, üzüntüden kurtarsýn. Elbette ki o, Efendimiz (SAV) her çeþit kusurdan uzaktý.
Ýnsaný barigah-ý Ulühiyyete yaklaþtýracak olan, farzýn eda edilmesidir. Farzlar önce gelir, nafile sonra. Farz varken nafileye itibar edilmez.
Gençlikte Tövbe : ALLAH Teala'nýn kendi kuluna genç iken tövbe etmek nimetini vermesi ne büyük saadettir. Denebilir ki, bu nimet bütün nimetler içinde bir derya, diðer nimetler ise bir damla mesabesindedir. Çünkü bu nimetle Hak Tealanýn rýzasý elde edilmiþ olur ki bu, bütün dünyevi ve uhrevi nimetlerin baþýnda gelir.

Nakþibendiyye Tarikatýnýn Özelliði:
Nakþibendiyye tarikatýnýn hususiyetlerinin en önemlisi sünnet-i seniyyeye sýký sýký sarýlmak ve bidatlardan uzak kalýp çok sakýnmaktýr. îþte bu sebepledir ki, bu tarikatýn ileri gelenleri "Cehren" (yüksek sesle) zikretmekten çekinirler. Zikri kalben ederler. Risalet penah (SAV)'nin, Hulefayi Raþidin (R.Anhüm) hazretinin zamanýnda olmayan raks, sema, vecd ve bunlarýn benzerlerinden sakýnýr ve sakýndýrýrlar. Hatta bu tarikatta "çile" doldurmak, "halvet" de kalmak dahi yoktur.

Müceddid Ne Demektir?
Biliniz ki her yüz senenin sonunda bir müceddid (yenileyici) zuhur eder. Fakat yüz senelenin (müceddid"inden baþka bir de bin senenin müceddidi vardýr. Ýþte yüz ile binin arasýnda ne fark varsa, bu Ýki müceddid'in arasýnda da o kadar fark vardýr. Müceddid o kimsedir ki, ümmet ondan feyz alýr ve onun feyzi uzun müddet için ta uzaklara yayýlýp ulaþýr.

Bey'atten Maksat:
Bir talip, (tarikata girmek isteyen) kendi geliþmesi için bey'at ettiði þeyhinden baþka bir þeyhin huzuruna gidip ondan da feyz almak ister, bu ikinci þeyhin de sohbetiyle ALLAH yolunda çalýþmak isterse bu caizdir. Ýlk þeyhi sað olup kendisinden Ýzin almamýþ olsa da. Þu þartla ki, ilk þeyhini ret edip býrakmamalý ve onu iyilikle yad etmelidir. Bilhassa, zamanýmýzda, Þeyhlik ve müritlik, sadece merasimden ibaret bir hale gelmiþtir.

Müceddid-i Elf-i Sani'nin imdat Etmesi:
Müceddid-i Elf-i Sani buyurmuþlardý: "Putlan kýran gaziler, sevab elde ederler." Bir ara bir kimse Dekkhen civarýnda bir put hane gördü. (Bu zat Müceddid Rahmetü'llahi Aley'in sohbetlerinden feyz almýþ bulunan bir kimsedir.) içeri girdi, bütün putlarý kýrýp döktü. 0 civarýn halký haber aldýlar ve ayaklandýlar, bu zatý öldürmeye kalktýlar. ALLAH'a (CC) Kul olan bu zat ise, gönülden ve içten Ýmam-ý Rabbani'den istimdad eyledi. Bunun üzerine: "Korkma kuþkun olmasýn" diye bir ses geldi. Bir de baktým ki, hemen oracýkta kýrk atlý peyda olmuþ ve put kýran'a saldýrmak isteyenleri daðýtýp kýrýp geçirmekte...

H. 1034 yýlýnda vefat ettiler.
Mübarek; Uzun boylu. esmer, güler yüzlü, kýrmýzýca gözlü siyah sakallý idi...



Yukar git