Haziran 25, 2019, 01:43:33
Haberler:

Fakat daha görmeden Rablerinden (azabýndan) korkanlara gelince, onlar için gerçekten hem baðýþlanma hem de büyük mükâfat vardýr. (Mulk -12)

Abdullah bin abdülazîz

Balatan mis@fir, Nisan 12, 2009, 06:59:26

« nceki - sonraki »

0 ye ve 2 Ziyareti konuyu incelemekte.

Aa git

mis@fir

ABDULLAH BÝN ABDÜLAZÎZ

Dokuzuncu yüzyýldaki hadîs âlimlerinin meþhûrlarýndan. Ömerî ismiyle de tanýnmýþtýr. 800 (H.184) senesinde Medîne-i münevverede vefât etti. Babasýndan ve diðer âlimlerden hadîs-i þerîf rivâyet etti. Kendisinden ise Süleymân bin Muhammed bin Yahyâ bin Urve bin Zübeyr, Ýbn-i Uyeyne, Ýbn-i Mübârek, Mûsâ bin Ýbrâhim gibi âlimler hadîs-i þerîf bildirmiþlerdir.

Ýbn-i Hibbân; "O, zamânýnýn en zâhidi idi. Dünyâya düþkün olmýyan, âbid, hadîs ilminde sika, güvenilir bir âlim idi." demiþtir.

Fudayl bin Ýyâd buyurdu ki: "Abdullah bin Abdülazîz ile Ýbn-i Mübârek'in huzûruna gidip, yanýnda bulunmayý çok seviyorum."

Ebû Ca'fer el-Hýzâ, Abdullah Ömerî'nin bir gün büyüklerden birisinin þu sözünü naklettiðini bildirdi:
"Kur'ân-ý kerîmi çok okumalý. Çünkü, Kur'ân-ý kerîm, okunup emirlerine uyulduðu zaman Cennet'e götürür."

Abdullah Ömerî hazretleri dâimâ kitaplarýyla beraberdi. Onlarý yanýndan hiç ayýrmazdý. Mutlakâ yanýnda bakacaðý bir kitap bulunurdu. Ona;
"Niçin kitaplarý bu kadar seviyorsun?" dediler. O, bunlara þu sözlerle cevap verdi:
"Ýnsana kabirden daha ibret verici ve daha çok nasîhat eden bir þey yoktur. Yalnýzlýktan daha emin bir þey yoktur. Kitap ise, insana yakýn ve samîmî bir arkadaþtýr."

Bir gün þöyle duâ etti:
"Yâ Rabbî! Sana, büyüðümüz, küçüðümüz tövbe ederiz. Tövbelerimizi, doðru kýl. Bizi tövbesine uymayanlardan eyleme, Allahým!".

Ebû Münzir Ýsmâil bin Ömer anlattý. Abdullah Ömerî þöyle diyordu:
"Ýnsanoðlu gaflete dalar ise, Allahü teâlânýn emirlerini yapmaz ve yasakladýðý þeyleri yapmaya baþlar. Ýnsanlardan korkarak, emr-i ma'rûf ve nehy-i an-il-münker; iyiliði emredip, kötülüklerden alýkoyma farzýný terkeder."

Birisi Abdullah bin Abdülazîz'e; "Bana nasîhat et." dedi. Bunun üzerine, o zâta dönerek; "Verâ, þüphelilerden sakýnmak çok kýymetli bir haslettir. Ýnsanýn kalbinde verânýn bulunmasý, bütün dünyâya bedeldir. Onun için, bir þey þüpheli ise ondan sakýn. Yoksa haram iþlersin." dedi.

Talebelerinden biri; "Þükredici ve sabredici kimlerdir?" diye sorduðunda, Enes bin Mâlik'den rivâyet ettiði þu hadîs-i þerîfi okudu. Resûlullah efendimiz buyurdu ki: "Dünyâ husûsunda, kendisinden yukarý olanlara, din husûsunda kendisinden aþaðýda olanlara bakan kimseyi, Allahü teâlâ þükredici ve sabredici olarak yazmaz. Dünyâ husûsunda kendisinden aþaðýda olanlara bakýp, din husûsunda kendisinden yukarýda olana bakan kimseyi Allahü teâlâ, þükreden ve sabýrlý bir kul olarak yazar."

Eshâb-ý kirâma karþý çok muhabbeti vardý. Onlar Peygamber efendimizin en yakýnlarý, dostlarý, arkadaþlarý olduðu için bütün müslümanlarýn onlarý sevmesini emrederdi.

Ýbrâhim bin Sa'd'dan rivâyet ettiði þu hadîs-i þerîfi sýk sýk okurdu: "Eshâbým hakkýnda, Allahü teâlâdan korkun. Sakýn benden sonra onlara düþmanlýk yapmayýnýz. Onlarý seven beni sevdiði için sever. Onlara buðzeden, kin tutan, bana düþmanlýðýndan dolayý böyle yapmýþ olur. Onlara eziyet eden, bana eziyet etmiþ olur. Bana eziyet eden, Allahü teâlâya eziyet etmiþ olur. Kim Allahü teâlâya eziyet ederse, Allahü teâlânýn onu cezalandýrmasý çok yaklaþmýþ demektir."

Duâlarýn kabûl olmasý ile ilgili olarak sorduklarýnda Peygamber efendimizin þu hadîs-i þerîflerini nakletti: "Allahü teâlâya yalvarýp duâ etmeden önce ma'rufu (iyiliði) emredip, münkerden nehyediniz. Günahýnýza piþman olup, Allahü teâlâdan af ve maðfiret dilemeden önce, elbette Allahü teâlâ sizin duâlarýnýzý kabul etmeyecek. O zaman af ve maðfiret de olunmayacaksýnýz. Yahûdî âlimler ve hýristiyan din adamlarý emr-i ma'ruf ve nehy-i an-il-münkeri terkettikleri için, Allahü teâlâ onlarý, kendi peygamberlerinin lisâný üzere lânetleyip, umumî bir belâ vermiþtir."

KABÝR AZABINI HATIRLAYIN

Muhammed bin Harb el-Mekkî þöyle anlatýr:

Abdullah bin Abdülazîz Ömerî hazretleri yanýmýza gelmiþti. Onun etrafýna toplandýk. Mekke-i mükerremenin ileri gelenleri de oradaydý. Bu sýrada Abdülazîz Ömerî hazretleri baþýný kaldýrýnca, Kâbe-i muâzzamanýn etrafýnda yükselen saraylarý gördü. Þiddetli bir þekilde baðýrarak;
"Ey bu köþkleri bu mukaddes mekanýn yanýna dikenler! Ölünce, yapayalnýz kalacaðýnýz mezarlarýn zifiri karanlýklarýný hatýrlayýnýz. Ey zevk ve sefâ sahipleri, ey dünyâ nîmetleri içerisinde yüzenler! Kabirde, kurtlarýn, böceklerin, yiyecekleri ve gýdâlarý olacaðýnýzý, þu güzel vücutlarýnýzýn, toprak altýnda çürüyeceðini, o gören gözlerinizin akacaðýný, konuþan dillerinizin susacaðýný hiç düþündünüz mü?" Abdülazîz hazretleri bunlarý söyleyince gözleri doldu.

1) Hilyet-ül Evliyâ; c.8, s. 283
2) Tehzîb-üt-Tehzîb; c.5, s. 302
3) Tabakât-ý Ýbn-i Sa'd; c.5, s. 435
4) Ýslâm Âlimleri Ansiklopedisi; c.2, s.90
5) Tabakât-ül-Kübrâ (Ýmâm-ý Þa'rânî); c.1, s.65

Yukar git