Haziran 27, 2019, 08:37:10
Haberler:

O, gökleri görebildiðiniz bir direk olmaksýzýn yarattý, sizi sarsmasýn diye yere de ulu daðlar koydu ve orada her çeþit canlýyý yaydý. Biz gökyüzünden su indirip, orada her faydalý nebattan çift çift bitirdik. (Lokman -10)

Hacý Bayram-ý Veli

Balatan mis@fir, Mart 03, 2009, 05:46:20

« nceki - sonraki »

0 ye ve 1 Ziyareti konuyu incelemekte.

Aa git

mis@fir

Hacý Bayram-ý Veli

Ýstanbul'u, Fâtih Sultan Mehmed Hanýn fethedeceðini müjdeleyen büyük velî. Nûmân bin Ahmed bin Mahmûd, lakabý Hacý Bayram'dýr. 1352 (H. 753)de Anakra ilinin Çubuk Çayý üzerindeki Zülfadl (Sol-Fasol) köyünde doðdu. 1429 (H. 833) senesinde Ankara'da vefât etti. Türbesi, Hacý Bayram Câmiinin kenarýnda ziyârete açýktýr.

Nûmân, küçük yaþýndan îtibâren ilim tahsîline baþladý. Ankara'da ve Bursa'da bulunan âlimlerin derslerine katýlarak; tefsîr, hadîs, fýkýh gibi din ilimlerinde ve o zamânýn fen ilimlerinde yetiþti. Ankara'da Melîke Hâtun'un yaptýrdýðý Kara Medresede müderrislik yaparak talebe yetiþtirmeye baþladý. Kýsa zamanda, halk arasýnda sevilip sayýlan biri oldu.

Ýlimdeki bu üstünlüðüne raðmen Müderris Nûmân'ýn rûhunda bir sýkýntý vardý. O, bu sýkýntýdan ancak bir mürþid-i kâmilin huzûruna varmakla kurtulabileceðini biliyor ve bir fýrsat gözlüyordu. Nitekim bir gün dersten çýktýðýnda yanýna birisi geldi ve;

"Ben Þücâ-i Karamânî'yim. Kayseri'den senin için geliyorum. Sana bir haberim ve dâvetim var." dedi.

Nûmân, bu sözlerin sonunda kendisi için mühim bir haberin olduðunu anlamýþtý.

"Hoþ geldin, safâlar getirdin. Ýnþâallah hayýrlý haberlerle gelmiþsindir. Anlat! Anlat!" diyerek hayretle sordu.

"Beni þeyhim ve mürþidim Hamîdeddîn-i Velî hazretleri gönderdi ve; "Git Engürü'de (Ankara'da) Kara Medresede Nûmân adýnda bir müderris vardýr. Ona selâmýmý ve dâvetimi söyle. Al getir. O bize gerek..." dedi. Ben de bu vazîfe ile huzûrunuza gelmiþ bulunuyorum."

Müderris Nûmân bu sözleri dinler dinlemez;

"Baþ üstüne, bu dâvete icâbet lâzýmdýr. Hemen gidelim." diyerek müderrisliði býraktý. Þücâ-i Karamânî ile Kayseri'ye gittiler. Kayseri'de Somuncu Baba diye meþhûr Hamîdeddîn-i Velî ile bir kurban bayramýnda buluþtular. O zaman Hamîd-i Velî; "Ýki bayramý birden kutluyoruz." buyurarak, Nûmân'a Bayram lakabýný verdi.

Hamîd-i Velî, Nûmân ile baþbaþa sohbetlere baþlayarak, onu kýsa zamanda olgunlaþtýrdý. Zâhirî ve bâtýnî ilimlerde yüksek derecelere kavuþturduktan sonra ona;

"Hacý Bayram! Zâhirî ilimleri ve bu ilimlerde yetiþmiþ âlimleri ve derecelerini gördün. Bâtýnî ilimleri ve bu ilimlerde yükselmiþ evliyâyý ve derecelerini de gördün. Hangisini murâd edersen onu seç!" buyurdu. Hacý Bayram da, velîlerin yüksek hallerini görerek, kendisini tasavvufa verdi ve bu yolda daha yüksek derecelere kavuþmak için çalýþtý. Hocasýnýn teveccühleri ile zamânýnýn en büyük velîlerinden oldu.

Hacý Bayram-ý Velî, hocasý ile hacca gitti. Hac vazîfelerini yaptýktan sonra Aksaray'a geldiler. Orada hocasýnýn 1412 (H. 815) senesinde; "Halîfem, vekîlim sensin." emri üzerine, bu aðýr vazîfeyi üzerine aldý. Ayný sene hocasý vefât edince, defn iþleriyle meþgûl olup, cenâze namazýný kýldýrdý. Aksaray'da vazîfesini bitirdikten sonra Ankara'ya döndü. Ankara'da dînin emir ve yasaklarýný insanlara anlatmaya, onlara doðru yolu göstermeye, yetiþtirmeye baþladý. Her gün pekçok kimse huzûruna gelir, hasta kalplerine þifâ bularak giderlerdi. Talebeleri gün geçtikçe çoðalmaya, akýn akýn gelmeye baþladýlar. Kýsa zamanda ismi her tarafta duyuldu.

Bilâhare Ýstanbul'un mânevî fâtihi olacak olan Akþemseddîn de Osmancýk'ta müderrisken þeyhin evliyâlýk derecesini duymuþ ve ona talebe olmak üzere Ankara'ya gelmiþti. Fakat þeyhin dükkan dükkan dolaþýp para topladýðýný görünce, yanýna varýp hikmetini sormadan "Evliyâ para mý toplar, buralara boþuna gelmiþim." diyerek oradan ayrýldý. Zeynüddîn Hafî hazretlerine talebe olmak üzere Mýsýr'a doðru yola çýktý. Haleb'e vardýðý gece bir rüyâ gördü. Rüyâsýnda, boynuna bir zincir takýlmýþ ve zorla Ankara'da Hacý Bayram-ý Velî'nin eþiðine býrakýlmýþtý. Zincirin ucu ise Hacý Bayram'ýn elindeydil. Bu rüyâ üzerine, Akþemseddîn yaptýðý hatâyý anlayarak derhal Anakra'ya geri döndü. Þehre ulaþtýðýnda Hacý Bayram-ý Velî'nin talebeleriyle ekin biçmeye gittiðini öðrendi. Tarlaya gitti. Fakat Hacý Bayram hazretleri ona hiç iltifat etmediler. Akþemseddîn, diðer talebelerle birlikte ekin biçmeye baþladý. Yemek vakti geldiðinde, insanlarýn ve orada bulunan köpeklerin yiyecekleri ayrýldý. Hacý Bayram-ý Velî, talebeleriyle yemek yemeye baþladý. Yine Akþemseddîn'e hiç iltifat etmeyip, yemeðe çaðýrmadý. Akþemseddîn yaptýðý hatâyý bildiði için, kendi kendine;

"Ey nefsim! Sen, Allahü teâlânýn büyük bir velî kulunu beðenmezsen, iþte böyle yüzüne bile bakmazlar. Senin lâyýk olduðun yer burasýdýr." diyerek, köpeklerin yanýna yaklaþýp, onlarla berâber yemeye baþladý.

Hacý Bayram-ý Velî hazretleri, Akþemseddîn'in bu tevâzuuna dayanamayarak; "Köse! Kalbimize çabuk girdin, yanýmýza gel." buyurup iltifât etti, kendi sofrasýna oturttu. Sonra ona; "Zincirle zorla gelen misafiri, iþte böyle aðýrlarlar." diyerek, onun gördüðü rüyâyý, kerâmet göstererek anladýðýný bildirdi.

Akþemseddîn bundan sonra hocasýnýn yanýndan hiç ayrýlmadý. Sohbetlerini kaçýrmayarak, kalplere þifâ olan nasihatlarýný zevkle dinlemye baþladý. Hacý Bayram-ý Velî'nin teveccühleri altýnda, kýsa zamanda bütün talebe arkadaþlarýnýn önüne geçti. Nefsini terbiye etmekte herkesten ileri gitti.

Akþemseddîn'e icâzet, diploma verdiðinde, bâzýlarý;

"Efendim! Sizde yýllarca okuyan talebelere hilâfet vermediðiniz hâlde, bu yeni gelen Akþemseddîn'i kýsa zamanda hilâfet ile þereflendirdiniz?" dediler.

Hâcý Bayram-ý Velî de;

"Bu öyle bir kösedir ki, bizden her ne görüp duydu ise hemen inandý. Gördüklerinin ve iþittiklerinin hikmetini de bizzât kendisi anladý. Fakat yanýmda yýllardýr çalýþan talebeler, gördüklerinin ve duyduklarýnýn hikmetini anlayamayýp bana sorarlar. Ona hilâfet vermemizin sebebi iþte budur." diye cevap verdi.




O aradýðýnýz Hacý Bayram


Hacý Bayram-ý Velî, hem talebelerini yetiþtiriyor, hem de belli saatlerde câmide insanlara vâz ve nasîhat ediyordu. Herkes Hacý Bayram-ý Velî'nin vâzlarýna koþuyor, bâzý kerâmetlerini görünce, ona daha çok baðlanýyorlardý. Bu þekilde Hacý Bayram'ýn etrafýnda pekçok kimsenin toplandýðýný gören bâzý hasetçiler, Pâdiþâh Ýkinci Murâd Hana;

"Sultâným! Ankara'da Hacý Bayram isminde biri, bir yol tutturarak halký baþýna toplamýþ. Aleyhinizde bâzý sözler söyleyip saltanatýnýza kasdedermiþ. Bir isyân çýkarmasýndan korkarýz!" diyerek iftirâlarda bulundular. Bunun üzerine sultan, durumun tetkik edilmesi için iki kiþi vazifelendirip;

"O kimseyi hemen gidip huzûrumuza getirin. Emrimize baþ kaldýrýp isyân ederse, zincire vurarak getirin!" emrini verdi.

Vazifeli çavuþlar, ellerinde pâdiþâhýn fermâný olduðu hâlde, Edirne'den kalkýp süratle Ankara'ya gittiler. Þehre yaklaþtýklarýnda önlerine, yaþlý, nûr yüzlü bir kimse ile bir genç çýktý. Selâmlaþtýktan sonra ihtiyâr zât;

"Evlâtlarým! Nereden gelip nereye gidiyorsunuz?" diye sorunca, onlar da;

"Ankara'da Hacý Bayram isminde biri, etrâfýna adamlar toplayýp, Pâdiþâhýmýza baþkaldýrmýþ. Onu yakalayýp pâdiþâhýn huzuruna götüreceðiz." dediler. Çavuþlarýn bu sözünü bekleyen ihtiyâr zât;

"O aradýðýnýz Hacý Bayram bu fakîrdir." diyerek, kendisini gösterdi. Çavuþlar bir fermâna baktýlar, bir de Hacý Bayram-ý Velî'ye. Aradýklarý isyâncý bu olamazdý. Bu nûr yüzlü, hoþ sözlü zât, hiç isyân edecek birine benzemiyordu. Hacý Bayram-ý Velî'ye tekrar tekrar dikkatle baktýktan sonra, birbirlerine;

"Gidelim, Sultanýmýza gidelim. Bu zâtýn mâsûm olduðunu, söylenilenlerin yanlýþ olduðunu bildirelim." dediler.

Hacý Bayram;

"Evlatlar! Sizin geleceðinizi biliyorduk. Onun için yola çýkýp sizi bekledik. Pâdiþâhýmýzýn fermâný baþýmýz üzerindedir. Haydi durmayýnýz, elimi zincirle bðlayýnýz ve bir an önce buradan gidelim." buyurdu.

Bu sözlere iyice hayret eden çavuþlar;

"Sizi yanlýþ anlatmýþlar efendim. Size karþý edepsizlik etmeye hayâ ederiz. Hele zincire vurmak hiç aklýmýzdan geçmez. Mâdem ki emrediyorsunuz, buyurunuz gidelim." dediler.

Hacý Bayram ile yanýndaki genç talebesi Akþemseddîn, çavuþlarla birliket Edirne'ye doðru yola koyuldular. Hacý Bayram-ý Velî, yol boyunca çavuþlarla sohbetler etti, onlar nasîhatlerde bulundu. Günler sonra Çanakkale Boðazýndan geçip, Edirne'ye geldiler. Sarayda Sultan Ýkinci Murâd Han, söylentilere göre devletin selâmetine kasdeden ve tahtýna göz diken bir eþkýyâ beklerken, karþýsýnda; nûr yüzlü, kâmil bir velî gördü. Hayretini saklamayarak, onu baþ köþeye oturttu. Utancýndan bu büyük velînin yüzüne bakamadan;

"Yolculuðunuz zahmetli oldu herhalde." dedi.

Hacý Bayram-ý Velî ise tebessümle;

"Ýyi bir vesîle oldu. Birçok yerde ve buralarda epeyce mâneviyât âþýklarý gördük ve tanýþtýk." diyerek, pâdiþâhý rahatlattý.

Sohbete baþladýlar. Sultan Murâd, þehzâdeliðinden beri ilme pek meraklýydý ve büyük bir âlim olarak yetiþmiþti. Hacý Bayram-ý Velî konuþtukça, ilminin yüksekliðini daha iyi anladý. Tâ Ankara'dan buraya kadar getirttiðine çok üzüldü, tanýþmakla þereflendiði için de çok sevindi. Tasavvuftaki bâzý müþkillerini Hacý Bayram-ý Velî'ye sordu. Aldýðý cevaplardan ziyâdesiyle memnun oldu. Pekçok ihsânda bulunup, hediyeler verdi. Fakat Hacý Bayram-ý Velî;

"Sultâným! Bizim dünyâ malýnda gözümüz yoktur. Siz onlarý, ihtiyâcý olanlara veriniz." diyerek nâzikçe reddetti.

Pâdiþhâh ýsrar edince de;

"Mutlaka ihsânda bulunmak istiyorsanýz, talebelerimizin, devlete vereceði vergilerden muaf tutulmasýný arzu ederiz." dedi.

Pâdiþâh da memnuniyetle kabûl etti. Hacý Bayram-ý Velî'yi günlerce sarayda misâfir etti, izzet ve ikrâmda bulundu.



Ýstanbul'un Fethi


Baþbaþa sohbet ettiði günlerden birinde; konu Ýstanbul'un fethine gelmiþti. Murâd Han Gâzi;

"Allahü teâlânýn izniyle, evliyânýn himmet ve bereketleriyle Ýstanbul'u almak istiyorum. Rahmetli dedem Yýldýrým Bâyezîd Han bu iþe giriþti. Fakat bir netice elde edemedi. Devlet-i âl-i Osman'ýn toraklarýnýn ortasýnda bir Bizans Devletinin olmasýna hiç gönlüm râzý deðil. Sevgili Peygamberimizin de fethini müjdelediði bu Ýstanbul bize lâzým. Bunu almak için de himmetinizi, yardýmýnýzý bekliyorum." dedi.

Murâd Han bu sözleri söylerken, Hacý Bayram-ý Velî derin bir tefekküre dalmýþ, onu dinliyordu. Sultanýn sözü bittikten bir süre sonra þöyle konuþtu:

"Sultâným! Bu þehrin alýnýþýný görmek ne size, ne de bize nasîb olacak. Ýstanbul'u almak, þu beþikte yatan Muhammed'e (Fâtih Sultan Mehmed Han) ve onun hocasý, bizim Köse Akþemseddîn'e nasîb olsa gerektir." müjdesini verdi. Sonra geleceðin Fâtih'ini kucaðýna aldý. Onun gözlerine bakarak, uzun uzun teveccühlerde bulunda. Sultan Murâd Han, bu müjdeye çok sevindi. Oðlu þehzâde Muhammed'e ve Akþemseddîn'e artýk baþka bir nazar ile bakmaya baþladý.




Bu kitabý yazacaðýna


Hacý Bayram-ý Velî hazretleri Edirne'de bulunduðu müddet içinde, câmilerde vâz verip, halka nasîhatlerde bulundu. Edirneliler de onu çok sevdiler. Onun hangi câmide nasîhat edeceðini öðrenip, oraya akýn akýn giderlerdi. Pâdiþâh da onun Edirne'de kalmasýný istiyordu. Fakat Hacý Bayram-ý Velî, Ankara'ya talebelerinin baþýna dönüp, onlarý yetiþtirmeye devâm etmek istediðini bildirdi.

Pâdiþâha nasîhatlerde bulunduktan ve onunla vedâlaþtýktan sonra yola koyuldu. Önce Gelibolu'ya geldi. Orada Yazýcýzâde Ahmed Bîcân ve Muhammed Bîcân kardeþlerle görüþtü. Bir müddet onlarý yetiþtirmek için orada kaldý. Onlarýn Bayramiyye yoluna girerek, tasavvufta ilerlemelerine sebeb oldu. Muhammed Efendi, yazdýðý Muhammediyye'yi hocasý Hacý Bayram-ý Velî'ye takdim ettiðinde;

"Ey Muhammed! Bu kitabý yazacaðýna, kalbinin nûrlanmasý için çalýþsan, nefsini terbiye etmek için uðraþýp onu yola getirseydin daha iyi olmaz mýydý?" buyurduðunda, Muhammed Bîcân bir "Âhh!" çekti ki, o anda kitabýn açýk olan sahifeleri "Âhh" ateþinden kararýp simsiyah oldu. Hacý Bayram-ý Velî, kýsa zamanda bu iki kardeþe icâzet, diploma vererek, insanlarý hak yola dâvet ve bu yolda ilerletmekle görevlendirdi.



Kurban


Hacý Bayram-ý Velî, Ankara'ya Sultan Murâd Hanýn verdiði fermânla geldi. Fermanda, Hacý Bayram-ý Velî hazretlerinin talebelerinin, yalnýz ilim ile meþgûl olmalarý için, onlarýn vergi ve askerlikten muâf tutulduðu bildiriliyordu. Bunu duyan pekçok kiþi, vergi ve askerlikten kurtulmak için Hacý Bayram-ý Velî'nin talebesi olduðunu söylemeye baþladý. Bunlar o kadar çoðaldý ki, Ankara'nýn mâlî ve askerî düzeni bozuldu. Sonunda Sultan, Hacý Bayram-ý Velî'den talebelerinin bir listesini istemek zorunda kaldý.

Hacý Bayram-ý Velî de, Ankara'nýn Kanlýgöl mevkiinde bir çadýr kurdu ve;

"Bize intisâb edenler, talebe olanlar burada toplansýn." diye ilân etti. Hacý Bayram-ý Velî'nin talebesi olduðunu söyleyen herkes, akýn akýn gelip meydaný doldurdu.

Hacý Bayram-ý Velî;

"Derviþlerim, müridlerim! Bana intisâb eden talebelerimi bugün burada kurban etmem emrolundu. Canýný, malýný bana feda eden, çadýra girsin." buyurdu.

Bütün talebeleri bir korku aldý. Bir uðultu yükseldi. Vergiden kaçmak için talebe görünenler;

"Bu ne biçim mürþit; bu nasýl müritlik." diye söylenip duruyorlardý.

Hacý Bayram-ý Velî de, eline keskin bir býçak ile çadýrýn kapýsýnda beklemeye baþladý. Bu sýrada topluluktan, bir erkek ile bir kadýn kalabalýðý yararak doðruca çadýrýn içine girdiler. Arkalarýndan Hacý Bayram-ý Velî de girdi. Daha önceden çadýra koyduðu koyunu içeride hemen kesti. Kýrmýzý bir kan, çadýrdan dýþarý çýktý. Kaný gören herkes hemen kaçtý. Meydanda kimse kalmadý. Daha sonra dýþarý çýkan Hacý Bayram-ý Velî;

"Anladýk ki, bu kadar talebemiz varmýþ. Bunlardan baþka herkes, vergi vermek ve asrelik yapmak sûretiyle, devlete olan borcunu ödemelidir." buyurdu.

Halifeleri


Hacý Bayram-ý Velî, ömrünün sonuna kadar Ýslâmiyeti yaymak için uðraþtý. Talebelerine ve sohbete gelen herkese, Allahü teâlânýn emirlerini bildirip, yasaklarýndan kaçýnmanýn þart olduðunu anlattý. Hayâtý, hep verâ ve takvâ üzere, haramlardan þiddetle kaçýp, þüpheli korkusuyla mübahlarýn fazlasýný terk etmekle geçti.

Onun vefâtýndan sonra "Bayramiyye yolu"nu, talebelerinden Akþemseddîn ve Býçakçý Ömer Efendi devâm ettirdiler.

Diðer halifeleri ise: Göynüklü Uzun Selâhaddîn, Yazýcýzâde Muhammed ve Ahmed Bîcân kardeþler, Ýnce Bedreddîn, Hýzýr Dede, Akbýyýk Sultan, Muhammed Üftâde hazretleri bunlardandýr. Birisi de, dâmâdý Eþrefoðlu Rûmî (Abdullah Efendi)dir.




Türbenin Kapýsý


Türbelerin kapatýlma kararý çýktýktan sonra, her yere olduðu gibi Hacý Bayram-ý Velî hazretlerinin türbesine de kilit vurulmuþtu. Fakat sabahleyin türbenin önünden geçenler kilidi kýrýlmýþ, kapýyý da ardýna kadar açýk gördüler. Olayýn birkaç defâ tekerrür etmesi üzerine ilgililerden biri;

"Böyle þey olmaz, bu kapýyý elbette bir açan var." demiþ.

Sonra bunun için iki polis vazifelendirmiþ ve;

"Sabaha kadar bekleyin, gözetleyin. Þu kapýyý kim açýyorsa, hemen yakalayýn." iye de emir vermiþti.

Polisler raldýklarý bu emir gereðince, hazret-i Þeyh'in türbesi önünde sabah ezâný okununcaya kadar beklemiþler. Sabah vakti âniden kilidin çýkardýðý "Çat" sesi ile irkilmiþler. Ýþte o zaman açýlan kapýdan Hacý Bayram-ý Velî hazretlerinin tebessüm ederek kendilerine baktýðýný görmüþler. Türbebyi bekleyen polislerden biri þaþkýnlýktan düþüp bayýlýrken, diðerinin dili tutulmuþ. Bu olaydan sonra bir daha hiç kimse kapýda nöbet tutmaya cesâret edememiþtir.




Hacý Bayram-ý Velî'nin talebelerine nassîhatlerinden....


Ýnsanlarýn fitnesinden kurtulmak istiyorsanýz, çarþý ve pazarlarda sýk sýk bulunmayýnýz.
Hiddet ve kin, hakîkatleri gören gözleri kör eder. Öfke, iyi düþünmeyi daraltýr, yanýltýr.
Allahü teâlâya isyân yolunda, hiçbir kimseye yardým etmeyiniz.
Küçük çocuklarý seviniz, baþlarýný okþayýnýz. Onlarý sevindiriniz ki, Peygamber efendimizin emrini yerine getirmiþ olasýnýz.
Çarþýda ve câmi avlusunda bir þey yemeyiniz. Yol ortasýnda durmayýnýz. Ticâret erbâbýnýn dükkânlarýnda uzun müddet oturmayýnýz.
Hiçbir günâhý küçümsemeyin, çok çalýþýn. Boþ gezenler, zengin bile olsa, arkadaþlarý þeytan, kalbleri þeytanýn konaðý olur.
Helâlinden kazanýp, ondan fakýrlere cömertçe veriniz.
Ölümü çok hatýrlayýnýz. Ölüm gelmeden hesâbýnýzý yapýnýz. Tövbe ediniz ki, affa kavuþasýnýz.
Dünyâ gamýndan, nefsin sýkýþtýrmasýndan hafifleyip kurtulmak istiyorsanýz, kabristanlarý sýk sýk ziyâret ediniz.
Ayýp ve kusurlarýný gördüðünüz arkadaþlarýnýzýn, komþularýnýzýn, sýrlarýný ifþâ etmeyiniz. Çünkü gördüðünüz bu sýrlar, size emânettir. Emânete hiyânet ise, çirkin bir harekettir.
Âlim ve velîlerin kabirlerini ziyâret ediniz. Zîrâ o büyükler, kendilerini ziyâret edenlere þefâat ederler.


Hacý Bayram-ý Velî hazretleri, Âþýk Yûnus'la ayný asýrda yaþamýþ ve onun söylediði gibi þiirler söylemiþtir. Tasavvuf yolunda nefsi tanýmanýn ve itâat altýna almanýn þart olduðunu bildiren Hacý Bayram-ý Velî hazretleri bu hususta þu þiiri söylemiþtir:

Bilmek istersen seni,
Cân içinde ara câný.
Geç cânýndan bul âný,
Sen seni bil, sen seni.

Kim bildi ef'âlini,
Ol bildi sýfâtýný,
Anda gördü zâtýný,
Sen seni bil, sen seni.

Görünen sýfâtýndýr,
O'nu gören zâtýndýr,
Gayri ne hâcetindir,
Sen seni bil, sen seni.

Kim ki hayrete vardý,
Nûra müstagrak oldu,
Tevhîd-i zâtý buldu,
Sen seni bil, sen seni.

Bayram özünü bildi,
Bileni anda buldu,
Bulan ol kendi oldu,
Sen seni bil, sen seni.

ALABÝLÝRSEN AL

Hacý Bayram-ý Velî'nin doðduðu Zülfadl (Sol-Fasol) köyünden bir genç askere çaðrýlmýþtý. Yetim olan bu temiz genç, babasýndan kalma birkaç altýnýný, annesinden kalan hâtýra bilezik ve küpleri emânet edecek bir kimse bulamadý. Hepsini küçük bir çekmeceye koyup, Hacý Bayram-ý Velî'nin türbesine getirdi. Türbeyi ziyâret edip;

"Yâ hazret-i Hacý Bayram-ý Velî! Beni vatanî vazifemi yapmak için çaðýrdýlar. Annemden ve babamdan kalma þu hâtýralraý emânet edecek bir kimse bulamadým. Bu küçük çðekmeceyi zâtý âlinize emânet býrakýyorum. Eðer askerden dönersem, gelir alýrým. Þâyet dönemezsem, istediðiniz bir kimseye verebilirsiniz!" diye münâcaat etti. Sonra çekmececyi sandukanýn kenarýna koyarak ayrýldý.

Aradan yýllar geçti. Gencin askerliði bitti ve emânetini almak üzere Hacý Bayram-ý Velî'ye geldi. Ziyâretini yapýktan sonra, çekmeceyi koyduðu yerde buldu. Hiç dokunulmamýþtý. Orada türbeyi bekleyen türbedâra; "Bu çekmece benimdir. Askere gitmeden önce emânet býrakmýþtým. Þimdi alýyorum." dedi.

Türbedâr;
"Tabi, alabilirsen al. Çünkü ben, bir defâsýnda bu çekmecenin yerini deðiþtirmek istedim. Fakat bütün uðraþmalarýma raðmen yerinden bile oynatamadým. Bunda bir hikmet olduðunu düþünerek, bir daha elimi bile sürmedim."

Genç, çekmecenin yanýna gelip, Hacý Bayram-ý Velî'ye teþekkür etti ve emânetini alarak köyüne döndü.

Sultan Murad Han'a Nasihati

Hacý Bayram-ý Velî hazretleri Edirne'den ayrýlýrken kendisinden nasihat isteyen Sultan Murâd Hana þöyle dedi:
Tebean içinde herkesin yerini taný, ileri gelenlere ikrâmda bulun.
Ýlim sâhiplerine hürmet et.
Yaþlýlara saygý, gençlere sevgi göster.
Halka yaklaþ fâsýklardan uzaklaþ, iyilerle düþüp kalk.
Hiç kimseyi küçümseme ve hafife alma.
Ýnsanlýðýnda kusûr etme,
Sýrrýný hiç kimseye açma,
Ýyice yakýnlýk peydâ etmedikçe, kimsenin arkadaþlýðýna güvenme.
Cimri ve alçak insanlarla ahbablýk kurma.
Kötü olduðunu bildiðin hiçbir þeye ülfet etme.
Seninle baþkalarý arasýnda bir toplantý akdedilir veya insanlarla aranýzda bâzý meseleler görüþülürse, yâhut onlar bu meselelerde senin bildiðin hilafýný iddiâ ederlerse, onlara hemen muhâlefet etme. Sana bir þey sorulursa, ona herkesin bildiði þekilde cevap ver. Sonra bu meselede þu veya bu þekilde görüþ ve delillerin de bulunduðunu söyle. Senin bu türlü açýklamalarýný dinleyen halk, hem senin deðerini, hem de baþka türlü düþünenlerin deðerini tanýmýþ olur. Sana bu görüþ kimindir? diye sorarlarsa, fakîhlerin bir kýsmýnýndýr, de. Onlar, verdiði cevâbý benimserler ve onu sürekli olarak yaparlarsa, senin kadrini daha iyi bilir ve mevkiine daha çok hürmet ederler.
Seni ziyârete gelenlere ilimden bir þey öðret, böylece faydalansýnlar. Herkes, öðrettiðin þeyi belleyip tatbik etsin. Onlara umûmî þeyleri öðret, ince meseleleri açma. Onlara güven ver, ahbablýk kur. Zîrâ dostluk, ilme devâmý saðlar. Bâzan da onlara yemek ikrâm et. Ýhtiyaçlarýný temin et. Onlarýn deðer ve îtibârlarýný iyi taný ve kusurlarýný görme.
Halka yumuþak muâmele et, müsâmaha göster.
Hiçbir kimesye karþý býkkýnlýk gösterme, onlardan biri imiþsin gibi davran."

1) Þakâyýk-ý Nu'mâniyye Tercümesi; s.77
2) Nefehât-ül-üns; s.684
3) Tam Ýlmihâl Seâdet-i Ebediyye; (49. Baský) s. 1080
4) Rehber Ansiklopedisi; c.7, s.7
5) Menâkýb-ý Hacý Bayram-ý Velî
6) Tâc-üt-Tevârih; c.2, s.428
7) Osmanlý Müellifleri; c.1, s.56
8) Menâkýb-ý Melâmiyye-i Þûttariyye; s. 5-7
9) Silsile-i Celvetî; s.75
10) Týbyânü'l-Vesâil; c.1, s.174
11) Sefînetü'l-Evliyâ; c.2, s.256
12) Ýslâm Âlimleri Ansiklopedisi; c.12, s.39


cenksonmez

kýrkbeþ yaþýnda babaannesi hacýbayramý velinin köyünden olan biri olarak bu bilgi ve anekdotlara ulaþabilmek çok güzel emegi geçenlere saygýlar.

Yukar git