Haziran 17, 2019, 09:04:39
Haberler:

Güzel davrananlar için bir hidayet rehberi ve rahmet olmak üzere (indirilmiþtir). (Lokman - 3)

Hususi Açýdan Ýman

Balatan oski, Mart 16, 2008, 01:48:35 S

« nceki - sonraki »

0 ye ve 1 Ziyareti konuyu incelemekte.

Aa git

oski

Küfrün ürperticiliðini ve imanýn vadettiði huzuru, itminaný haykýran bir mü’mine gelince: “Ýmansýz olan paslý yürek sînede yüktür.” ( M.A.) der ve kestirir atar. Bu paslý yüreklerin pasýný çözmeye karar vermiþ bir gönül eri ise: “Hakikî zevk, elemsiz lezzet, kedersiz sevinç yalnýz imanda ve iman hakikatleri dairesindedir;” öyle ise, “hayatýn zevk ve lezzetini isteyenler, onu imanla hayatlandýrmalý, farzlarý yerine getirmekle bezemeli ve günahlardan uzak durmakla korumalýdýrlar;” zira, “bir kimse bâkî hayata tam yönelebildiði takdirde, dünyasý ne kadar fena ve sýkýntýlý da olsa; o, bu dünyayý Cennet’in bir bekleme salonu mahiyetinde gördüðünden her þeyi hoþ karþýlar, her þeye katlanýr ve þükreder.” (Az bir tasarrufla Bediüzzaman’dan) der; reçete mahiyetindeki sözleriyle ufkumuzu aydýnlatýr ve imanýn büyüsünü gönüllerimize duyurur.



Muhteva ve özü itibarýyla iman; can âleminden koparýlýp ruhlarýmýza sunulmuþ bir yemiþ, duygularýmýza içirilmiþ bir kevser, gönül dudaklarýmýzla emilen bir mânâ, his, þuur, idrak pergeli ve cetveliyle sînelerimizde þekillendirilmiþ nurdan bir âbidedir. Gönlünü ve duygularýný imanla, mârifetle onarýp ihya eden bir iman kahramaný, düþünce dünyasýný cennetlere çevirmenin sýrrýný keþfetmiþ, ebedî mutluluk yoluna girmiþ ve baþka arayýþlardan da kurtulmuþ demektir. Zira, “Her zaman imanda mânevî bir Cennetin, küfür ve dalâlette de mânevî bir cehennemin mevcudiyeti söz konusudur.. evet, iman mânevî bir Tûbâ-i Cennet çekirdeðini taþýdýðý gibi, küfür de içinde mânevî bir Cehennem tohumu saklamaktadýr.” (Siyakýn üslûba tesiri çerçevesinde küçük bir deðiþiklikle Bediüzzaman’dan).


Evet, “Ýman hem nurdur, hem kuvvettir; hakikî imaný elde eden adam kâinata meydan okuyabilir ve hâdiselerin tazyikatýndan kurtularak her zaman mutlu olabilir.” Çünkü, “Ýman tevhidi, tevhid teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül de saâdet-i dâreyni (dünya-âhiret mutluluðu) netice verir.” (Bir-iki kelime deðiþikliðiyle Üstad Bediüzzaman’dan). Böyle bir iman âbidesi, her zaman gönlünü, gökler ötesi âlemlere ulaþmak için bir helezon gibi kullanýr ve onunla meleklerin, rûhânîlerin iç içe bulunduðu melekûtî derinliklerde kanat çýrpar durur. Zaman olur, melekler ve rûhânîler onun kulaklarýna bir þeyler fýsýldar ve zaman gelir o, rûhânîlerin boyunlarýna mârifet gerdanlýklarý takar ve bulunduðu âlemin müþârun bil-benâný (parmakla gösterilen) olur. Hele bir de o, imanýný irfanla derinleþtirip irfanýný da rûhânî zevklerle bezeyebilmiþse.. evet iþte o zaman, melekleri bile imrendiren ufuklarda pervaz etmeye baþlar.. hep Hakk’ýn hoþnut olacaðý zirveleri kollar.. sürekli cennetliklerle oturur kalkar ve “a’lâ-yý illiyyîn” rüyalarý görür. Nûr-u iman ile a’lâ-yý illiyyîne yükselip, Cennet’e lâyýk bir kýymet almak hakikî mü’minin kaderi; küfrün zifirî dünyasýnda aþaðýlarýn aþaðýsýna (esfel-i sâfilîn) düþüp Cehennem’e ehil hâle gelmek de kâfirin ma’kus talihidir. (Ýkinci þýk baþlý baþýna bir konu ama, zannediyorum tahliline bu sahifeler yetmez…)

Yukar git