Haziran 26, 2019, 06:24:52
Haberler:

De ki: (Sizi imana davet ettiðimiz) O (Allah) çok esirgeyicidir; biz O'na iman etmiþ ve sýrf O'na güvenip dayanmýþýzdýr. Siz kimin apaçýk bir sapýklýk içinde olduðunu yakýnda öðreneceksiniz! (Mulk -28)

Peygamber'imizin(S.A.V) Medine Dönemi

Balatan samimi, ubat 04, 2009, 12:40:59

« nceki - sonraki »

0 ye ve 1 Ziyareti konuyu incelemekte.

Aa git

samimi

1- MEDÝNE'DE GENEL DURUM

Medine, Mekke'nin kuzeyinde, üç tarafý daðlarla çevrili, güneyi ise ovalýk bir þehirdir. Havasý güzel, topraðý zirâate elveriþli, hurmalýklarý boldur.

Rasûlullah (s.a.s.)'in hicreti esnâsýnda, Medine'de Evs ve Hazrec adlý iki Arap kâbilesi ile, Kaynuka, Nadîr ve Kurayzaoðullarý adlý üç Yahûdi kabîlesi vardý. Arap kabileleri buraya "Seylü'l-arim" denilen sel felâketinden sonra Yemen'den; Yahûdîler ise, Romalýlarýn Kudüs'ü iþgal ve tahriplerinden sonra Kudüs'ten gelip yerleþmiþlerdi.

Baþlangýçta, bir müddet Araplarla Yahûdîler iyi geçinmiþlerse de, Yahûdîlerin çýkarcý davranýþlarý yüzünden zamanla aralarý açýlmýþ, Arablar Yahûdîleri yenerek Medine'de hâkim duruma gelmiþlerdi. Fakat çok geçmeden Yahûdîlerin entrikalarý ile birbirlerine düþtüler ve iki kardeþ kabîle uzun yýllar birbirleriyle savaþtýlar. Bu savaþlarýn en sonuncusu Buâs Harbi'dir. Hicretten yaklaþýk 5 yýl önce sona eren ve bazý fâsýlalarla tam 120 yýl süren bu savaþta her iki taraf da büyük kayýp vererek zayýf düþmüþlerdir. Bu yüzden, Hicret esnâsýnda Yahûdîler, özellikle iktisâdî yönden Medine'de hâkim durumda bulunuyorlardý.

Evs ve Hazrec kabîleleri, aralarýndaki bu düþmanlýðýn ancak Rasûlullah (s.a.s.)'in hakemliði, Ýslâm'ýn getirdiði adâlet, sevgi ve kaynaþma ile ortadan kalkabileceðini anlayarak Müslümanlýða sýmsýký baðlandýlar. Gerçekten Hz. Peygamber (s.a.s.)'in Medîne'ye gelmesiyle, bu iki kardeþ kabile arasýnda asýrlarca sürmüþ olan kin ve düþmanlýktan eser kalmamýþtýr.(144)

2- MESCÝD-Ý NEBÎ'NÝN ÝNÞÂSI

Hicret esnâsýnda Medîne'de câmi yoktu. Rasûlullah (s.a.s.) namaz vaktinde nerede bulunursa namazý orada kýldýrýrdý. Ýlk mescid, hicretin ilk günlerinde Kuba'da yapýldý.

Hicret sýrasýnda, Rasûlullah (s.a.s.)'in devesinin çöktüðü, Halid b. Zeyd'in evinin karþýsýndaki boþ arsaya mescid yapýlacaktý. Neccâroðullarýndan iki yetim çocuða âit olan bu arsayý, Neccâroðullarý hibe etmek istedilerse de Peygamber (s.a.s.) Efendimiz kabûl etmedi. Bedeli olan 10 miskal (40.9 gr) altýný Hz. Ebû Bekir ödedi.

Arsada müþrik kabirleri, yabâni hurmalar ve engebeler vardý. Kabirler baþka yere nakledildi. Hurma aðaçlarý kesildi, çukurlar düzlendi. Mescid'in yapýmýnda bizzât Rasûlullah (s.a.s.)'de bir iþçi gibi çalýþtý. Temeli taþtan, duvarlarý kerpiçten, direkleri hurma aðaçlarýndan yapýldý. Üzeri de hurma dallarýyla örtüldü; zemini ise topraktý. Kýblesi Kudüs'e doðru olan bu mescid'in, biri mihrab'ýn karþýsýndaki ana kapý, biri Rasûlullah (s.a.s.)'in evine açýlan kapý, diðeri de "Bab-ý Rahmet" denilen kapý olmak üzere üç kapýsý vardý. Kýble'nin deðiþmesinden sonra, ana kapý ile mihrap yer deðiþtirdiler.(145/1)

3- HÂNE-Ý SAÂDET'ÝN ÝNÞÂSI ve RASÛLÜLLAH (S.A.S.)'ÝN HZ. ÂÝÞE ÝLE EVLENMESÝ

Ýnþâsý 7 ay süren Mescid'in bir tarafýna Rasûlullah (s.a.s.) ve âilesinin ikameti için odalar (hücreler) yapýldý. Bu odalarýn sayýsý daha sonra dokuza çýkmýþtýr. Odalardan her birinin geniþliði 3-3,5 arþýn, uzunluðu 5 arþýn, yüksekliði ise bir adam boyu kadardý. Hz. Aiþe, Safiyye ve Sevde'nin odalarý Mescid'in güneyinde; Ümmü Seleme, Ümmü Habibe, Meymûne, Cüveyriye, Zeyneb bt. Cahþ ve Zeyneb bt. Huzeyme'nin odalarý ise Mescidin kuzeyinde bulunuyordu. Rasûlullah (s.a.s.)'in hâlen "Kabr-i Saâdet"inin bulunduðu yer, Hz. Âiþe'ye tahsis edilen oda idi.

Mescid ve hücrelerin yapýmý tamamlanýnca, Hz. Peygamber (s.a.s.) misâfir kaldýðý Halid b. Zeyd'in evinden buraya taþýndý. Evlâtlýðý Zeyd b. Hârise ve Ebû Râfi'i Mekke'ye gönderip kendi âilesi ile Ebû Bekir'in âilesini de Medine'ye getirtti. Kendi âilesi, Hz. Hatice'nin vefâtýndan sonra evlendiði Zem'a kýzý Hz. Sevde ile kýzlarý Ümmü Gülsüm ve Fâtýma idi. Kýzlarýndan Rukiyye daha önce eþi Hz. Osman'la birlikte hicret etmiþti. Diðer kýzý Zeyneb, kocasý henüz müþrik olduðu için gelemedi.(145/2) (Zeyneb, Bedir savaþýndan sonra hicret edebildi)

Ebû Bekir'in âilesi ise, karýsý Ümmü Rumân ile çocuklarý Abdullah, Esmâ ve Âiþe'den ibâretti. Bunlarla berâber Zeyd b. Hârise'nin eþi Ümmü Eymen ile oðlu Üsâme de Medine'ye geldiler.

Hz. Ebû Bekir'in kýzý Âiþe ile Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) hicretten önce Mekke'de iken niþanlanmýþlardý. Hicretten 8 ay sonra, Þevval ayýnda Medine'de evlendiler. Böylece, Rasûlullah (s.a.s.) ile Hz. Ebû Bekir arasýndaki mânevi bað, akrabalýk baðý ile daha da kuvvetlenmiþ oldu.

Hz. Âiþe son derece zeki, bilgili ve kültürlü bir hanýmdý. Dinî hükümlerin, Müslüman kadýnlara öðretilmesinde büyük gayreti yanýnda, özellikle Rasûlullah (s.a.s.)'in ev ve âile hayatýyla ilgili bilgileri Müslümanlar O'ndan öðrenmiþlerdir. Kendisinden 2210 hadis rivâyet edilmiþtir.

4- SUFFE ASHÂBI (ASHÂB-I SUFFE)

Mescid'in bir tarafýna da, etrâfý açýk, üstü hurma dallarýyla örtülü bir gölgelik, (çardak, suffe) yapýldý. Evi ve âilesi olmayan fakir Müslümanlar burada kaldýklarý için onlara "Ashâb-ý Suffe" denilmiþtir.

Suffe ashâbý son derece fakirdi. Ýþ bulduklarý zaman çalýþýrlar, diðer zamanlarda Mescidde ilim ve ibâdetle meþgul olurlardý. Burasý Ýslâm Târihinde ilk yatýlý öðretmen okulu durumundaydý. Bu okulun dershanesi mescid, yatakhanesi suffe, öðrencileri suffe ashâbý, öðretmenleri de bizzat Rasûlullah (s.a.s.) idi. Medine'nin dýþýnda yeni Müslüman olan topluluklara Ýslâm'ý öðretmek üzere bir öðretmen göndermek gerektiðinde, bunlar arasýndan gönderiliyordu. Sayýlarý 70 ile 400 arasýnda deðiþen Suffe ashâbýnýn ihtiyaçlarý, ashâbýn zenginleri tarafýndan karþýlanýyordu. Rasûlullah (s.a.s.) her akþam bunlardan bir kýsmýný kendi sofrasýna alýr, bir kýsmýný da ashâb arasýna daðýtýrdý. Getirilen sadakalarý tamamen bunlara gönderir, kendisine gelen hediyelerden de suffe ashâbý için hisse ayýrýrdý.(146/1) Rasûlullah (s.a.s.)'den en çok hadis rivâyet etmiþ olan Ebû Hüreyre de suffe ashâbýndandý.

5- FARZ NAMAZLARIN DÖRT REKAT OLMASI

Mirâctan önce Müslümanlar akþam ve sabah olmak üzere iki vakit namaz kýlýyorlardý. Beþ vakit namaz mirâcta farz kýlýndý. Ancak, Hicretten önce, akþam namazýnýn farzý üç rekât, diðer vakitlerin hepsi de ikiþer rekâttý, Hicretten sonra, öðle, ikindi ve yatsý namazlarýnýn farzlarý dört rekâta çýkarýldý. Sefer zamanlarýnda ise ilk farz kýlýndýðý sayýda býrakýldý.(146/2)

6- EZÂN'IN MEÞRÛÝYETÝ

Mescid-i Nebi'nin inþâsý bittikten sonra, namaz vakitlerinin Müslümanlara duyurulmasýna ihtiyaç duyuldu. Çünkü, namaza erken gelenler vaktin girmesini bekleyip iþlerinden kalýyorlar; geç gelenler ise cemâate yetiþemedikleri için üzülüyorlardý.

Rasûlullah (s.a.s.) vahiy gelmeyen konularda ashâbý ile istiþâre ederdi.(147) Bu konuda yapýlan istiþâre esnâsýnda, namaz vakitlerinin "çan veya boru çalýnarak, ateþ yakýlarak, yüksek bir yere bayrak çekilerek duyurulmasý" teklifleri yapýldý. Rasûlullah (s.a.s.), "çan çalmak Hristiyanlarýn, boru çalmak Yahûdîlerin, ateþ yakmak Mecûsîlerin âdetidir." diyerek kabûl etmedi. Bayrak çekme teklifi de beðenilmedi. Ýstiþâre sonunda hiç bir þeye karar verilemedi.

Ensârdan Zeyd oðlu Abdullah, rüyâsýnda elinde nâkûs (çan) bulunan birini görmüþ, namaz vakitlerini duyurmak için bu nâkûsu satýn almak istemiþ, Rüyâsýnda gördüðü bu zât ona:

-"Ben sana daha güzelini öðreteyim" diyerek ezân lafýzlarýný söylemiþ. Abdullah uyanýnca, Rasûlullah (s.a.s.)'e gelerek rüyasýnda gördüklerini haber verdi. Rasûl-i Ekrem (s.a.s.):

-"Ýnþâllah hak rüyâdýr. Bilâl'in sesi seninkinden gür. Gördüðünü ona öðret. Namaz vaktinde ezâný o okusun", buyurdu. Bilâlin okuduðu ezân, Medine'nin her tarafýndan duyuldu. Ayný rüyâyý Hz. Ömer de görmüþ, fakat Abdullah daha önce haber vermiþti.(148) Daha sonra Bilâl, sabah ezânlarýna "es-salâtü hayrun minen-nevm" (namaz uykudan hayýrlýdýr.) cümlesini de eklemiþtir.

Ezân, þeâir-i Ýslâmiye'dendir. Vâcib derecesinde kuvvetli bir sünnetdir. Yalnýz rüyâ ile deðil, Rasûlullah (s.a.s.)'in sünneti ve daha sonra inen âyetlerle de sâbittir.(149)

7- ENSÂR ÝLE MUHÂCÝRLER ARASINDA KARDEÞLÝK

Mekke'li Müslümanlar, dinleri uðrunda bütün servet ve varlýklarýný Mekke'de býrakmýþlar, Medine'ye hicret ederek muhâcir olmuþlardý. Medineli Müslümanlar, onlarý kendi nefislerine bile tercih ederek, her türlü yardýmý yapmýþlar, onlarýn bütün ihtiyâçlarýný karþýlamýþlardý.(150) Fakat muhâcirler, ensâr'a yük oluyoruz, kendi kazancýmýz yok, diye üzülüyorlardý.

Rasûlullah (s.a.s.) muhâcirlerin bu üzüntüsünü gidermek, aradaki sevgi ve samimiyeti güçlendirmek, herhangi ayrýlýk belirtisini önlemek için Hicretin 7'inci ayýnda muhâcirlerle ensârý, Mâlik oðlu Enes'in evinde topladý.(151) Burada, bir muhâciri, bir ensârla kardeþ yaparak 90 (veya 360 kiþi asarýnda kardeþlik baðý kurdu.(152) Ensâr, muhâcir kardeþlerini alýp evlerine götürdüler Mallarýna ortak ettiler. Rasûl-i Ekrem (s.a.s.)'e baþvurarak:

-Ya Rasûlallah, hurmalýklarýmýzý, muhâcir kardeþlerimizle aramýzda paylaþtýr... dediler. Rasûlullah (s.a.s.):

-Hayýr, mülkiyet size âit. Muhâcir kardeþlerinizle birlikte çalýþacak, mahsûlü paylaþacaksýnýz... buyurdu.(153/1) Ýki taraf buna râzý oldular. Kardeþler birbirlerine o derece baðlandýlar ki, baþlangýçta, zev'il-erhâmdan önce birbirlerine mirâsçý bile oldular.(153/2)

Ensâr'dan Reb'i oðlu Sa'd, muhâcir Avf oðlu Abdurrahman'a:

-Ben malca ensârýn en zenginiyim. Rasûlullah (s.a.s.) ikimizi kardeþ yaptý. Malýmýn yarýsý senindir. Ýki zevcem var, dilediðini boþayacaðým. Onu da nikâhlarsýn... dedi. Abdurrahman:

-Allah malýný da, zevceni de sana mübârek kýlsýn. Benim bunlara ihtiyâcým yok. Sen bana çarþýyý göster... dedi.(154)

Abdurrahman ticârete baþladý, kýsa zamanda zengin oldu. Muhâcirlerin büyük kýsmý ticâretle hayatlarýný kazandýlar.

Ensâr ve muhâcirlerden belirli kimseler arasýnda Hz. Peygamber tarafýndan yapýlan kardeþlik, daha sonra "Mü'minler ancak kardeþtirler"(el-Hucurât Sûresi, 10) âyet-i celîlesiyle geniþledi. Fakat bu kardeþliðin, mirâsla ilgili hükmü, Bedir Savaþý'ndan sonra "...Akraba olanlar (mîrâs hususunda) Allah'ýn Kitabýnda mü'minlerden ve muhâcirlerden daha yakýndýr.." (el-Ahzâb Sûresi, 6) ve "Allah'ýn Kitâbýnda (mirâs hususunda) hýsýmlar birbirlerine daha yakýndýr." (el-Enfâl Sûresi, 75) ayet-i kerimeleri ile kaldýrýldý.(155/1) Çünkü muhâcirler, çalýþýp ticâret yaparak ilk sýkýntýlý günlerinden kurtuldular. Bedir Savaþý ganimetlerinden de yararlandýktan sonra, artýk ensârýn yardýmýna ihtiyaçlarý kalmadý.

8- MÜSLÜMANLARLA YAHÛDÎLER ARASINDA VATANDAÞLIK ANLAÞMASI

Rasûlullah (s.a.s.) Mekkeli muhâcirlerle, Medineli ensârý kardeþ yaparak birbirlerine baðladýktan sonra, Medine'yi dýþ düþmanlara karþý müþtereken savunmak üzere muhâcirler, ensâr ve Medine'deki Yahûdîler arasýnda yazýlý bir "vatandaþlýk anlaþmasý" yaptý. Bu anlaþmaya göre:

a) Diyet ve fidyelere ait kurallar, eskiden olduðu þekilde devam edecek:

b) Yahûdîler kendi dinlerinde serbest olacaklar;

c) Müslümanlarla Yahûdîler, barýþ içinde yaþayacaklar,

d) Ýki taraftan biri, üçünçü bir tarafla savaþýrsa, diðer taraf yardýmcý olacak,

e) Taraflardan biri Kureyþle dostluk kurmayacak ve onlarý himâyesine almayacak,

f) Dýþardan bir tecâvüz olursa, Medine müþtereken savunulacak,

g) Ýki taraftan biri, üçüncü bir tarafla sulh yaparsa, diðer taraf bu sulhü tanýyacak,

h) Müslümanlarla Yahûdîler arasýnda çýkacak her türlü anlaþmazlýkta Hz. Peygamber (s.a.s.) hakem kabûl edilecekti. (155/2)

9- MEDÝNE'DE MÜSLÜMANLARIN DURUMU

Müslümanlar Medineye göç etmekle rahata kavuþmuþ olmadýlar. Bir bakýma tehlike ve düþmanlarý daha da çoðaldý. Hicretten önce karþýlarýnda düþman olarak yalnýzca Mekke müþrikleri vardý. Hicretten sonra puta tapýcý müþrikler, münâfýklar ve Yahûdîler olmak üzere üç sýnýf düþmanla karþý karþýya geldiler.

a) Puta tapýcý müþrik Arablar: Arabistan'ýn çeþitli bölgelerinde Kâbe'yi ve putlarýný ziyârete gelen Arab kabîleleri sâyesinde bol kazanç elde eden Mekkeliler, maddî çýkarlarýný putperestliðin yaþamasýnda gördükleri için, Müslümanlýða düþman olmuþlar, Müslümanlarý yok etmek için ellerinden gelen her þeyi yapmýþlardý. Müslümanlýðýn, Þam ticâret yolu üzerinde bulunan Medine'de yayýlmasý da onlarýn iþine gelmedi. Bu sebeple hicretten sonra, Müslümanlarýn peþini býrakmadýlar. Müslümanlýðý henüz kuvvetlenmeden yok edebilmek için her tedbire baþvurdular.

b) Yahûdîler: Evs ve Hazrec kabîleleri arasýndaki anlaþmazlýðý körükleyerek onlarý zayýf düþürüp, Medine'de ekonomik yönden hâkim duruma gelen Yahûdîlerin de, Müslümanlýk menfaatlerine uygun gelmemiþti. Hz. peygember (s.a.s.) Efendimiz bunlardan gelecek tehlikeleri önlemek için Yahûdî kabîlelerinin her biriyle ayrý ayrý anlaþmalar yapmýþtý. Fakat, bunlar anlaþmalara sâdýk kalmýyorlar, Kureyþ kabîlesi ve Müslümanlara düþman olan diðer unsurlarla iþbirliði yapýyorlardý.

c) Münâfýklar: Hicretten önce Hazrec kabîlesinin ileri gelenlerinden Übeyy oðlu Abdullah'ýn (Abdullah b. Übeyy b. Selûl) Hazrec kabîlesine reis olmasý kararlaþtýrýlmýþtý. Taraftarlarý ona süslü bir taç bile hazýrlamýþlardý. Müslümanlýðýn Medine'de süratle yayýlmasý ve Rasûlullah (s.a.s.)'in hicret etmesi, Abdullah'ýn reisliðine engel oldu. Bu yüzden Abdullah ve taraftarlarý Müslümanlýða düþman oldular. Fakat mücâdele ve bozgunculuklarýný daha etkili yapabilmek için, imân etmedikleri halde Müslüman göründüler. Böylece bir de "Münafýklar zümresi" meydana geldi. Peygamber Efendimiz (s.a.s.) bunlarý bilyor, fakat ayýplarýný yüzlerine vurmuyordu.

Mekkeli müþrikler, Medine'deki Yahûdîlerle münâfýklarý, Müslümanlara karþý el altýndan devâmlý teþvik ve tahrik ediyorlar, Medine etrafýndaki müþrik Arab kabîleleriyle anlaþmalar yaparak Medine'ye baskýn yapmaða hazýrlanýyorlardý. Münâfýklarýn reisi Übeyy oðlu Abdullah'a bir mektup yazarak:

"Siz Muhammed (s.a.s.)'in yurdunuzda barýnmasýna izin verdiniz. O'nu ya öldürmez veya bize teslim etmez, yahut da Medine'den çýkarmazsanýz hepinizi öldürmek, esir etmek ve kadýnlarýnýza tecâvüzde bulunmak üzere Medine'yi basacaðýz" (156/1) diye münâfýklarý bile tehdit etmiþlerdi. Medine'lilerin gözlerini korkutmak ve Müslümanlara yardýmcý olmaktan vazgeçirmek için bir defa da Câbir oðlu Kürz komutasýndaki bir çete ile Medine'lilerin mer'ada otlamakta olan hayvanlarýný sürüp götürmüþlerdi.

Görüldüðü üzere Müslümanlar, Medine'ye hicretten sonra da güven içinde olmadýlar. Bu yüzden Peygamber Efendimiz (s.a.s.) Medine'nin savunmasýyla ilgili bütün tedbirleri aldý. Medine'deki Yahûdîler ve Medine etrâfýndaki müþrik Arab kabîleleri ile saldýrmazlýk anlaþmalarý yaptý. Etrafa seriyyeler (küçük askeri birlikler) göndererek, düþmanýn hareketlerini kontrol altýna aldý. Mekkelilerin Þam ticâret yolunu kapattý. Müþriklerin gece baskýný ihtimâline karþý geceleri Medine sokaklarýnda ashâb nöbet tuttu. Peygamber Efendimiz (s.a.s.) bile ancak kapýsýnda nöbet beklendiði zamanlarda endiþesiz uyuyabiliyordu.(156/2)

10- ÝLK NÜFUS SAYIMI

Savunma ile ilgili alýnan tedbirler arasýnda, Müslümanlarýn sayýsýný bilmeðe de lüzûm görüldüðünden, Rasûlullah (s.a.s.) "Bana Müslüman olduklarýný söyleyenlerin isimlerini yazýnýz," buyurmuþtur. Sayým sonunda Medine'de 1500 müslüman bulunduðu anlaþýlmýþtýr.(157)

11- ÝLK SERÝYYELER

Rasûlullah (s.a.s.) düþmanýn hareketini kontrol altýnda tutmak, Medine'yi muhtemel bir tecâvüzden korumak için, civârdaki bazý bölgelere "keþif kollarý" (seriyye) göndermiþ, fakat kendilerine silahlý tecavüz olmadýkça çarpýþma izni vermemiþtir.

Hicretin ilk yýlýnda üç seriyye gönderilmiþtir. Ýlk seriyye, Hz Peygamber (s.a.s.)'in amcasý. Hz. Hamza komutasýndaki 30 kiþilik seriyyedir. Ýslâm'da ilk sancak bu seriyyeye verilmiþtir.

2'inci seriyye, Rasûlullah (s.a.s.)'in amcalarýndan Hâris'in oðlu Ubeyde komutasýnda; 3'üncüsü ise Sa'd b. Ebî Vakkas komutasýnda gönderilmiþtir.

Bunlar Kureyþ kervanlarýný takip için gönderilmiþlerdi. Ýlk iki seriyyede karþýlaþma olduðu halde çarpýþma olmamýþtýr. Sadece Sa'd b. Ebî Vakkas, ikinci seriyye'de bir ok atmýþtýr ki Ýslâm'da Allah yolunda atýlan ilk ok budur.

Bu seriyyeler, hicretin 7-8 ve 9' uncu (Ramazan, Þevval ve Zilkade) aylarýnda gönderilmiþtir.

Seriyye: Rasûlullah (s.a.s.)'in kendisinin bulunmadýðý küçük harp müfrezesi demektir. Rasûlullah (s.a.s.)'in katýldýðý ve bizzât idare ettiði askeri harekâta ise "Gazve" denir. Seriyyeler, genellikle gece çýkarýlan ve sayýlarý 5-400 arasýnda deðiþen askeri birliklerdir. Gazvelerin sayýsý 19'dur. Seriyyelerin sayýsý daha çoktur.

(144) "Hepiniz, toptan sýmsýký Allah'ýn ipine (Ýslâm Dini'ne ve Kur'ân-ý Kerîm'e) sarýlýn. Allah'ýn üzerinizdeki nimetini hatýrlayýn. Hani siz birbirinizin düþmanlarý idiniz de O, kalblerinizi birleþtirmiþti. Ýþte O'nun bu nimeti sâyesinde kardeþ olmuþtunuz. Siz bir ateþ çukurunun kenarýnda iken sizi oradan da O kurtarmýþtý." (Âl-i Ýmrân Sûresi, 103)

(145/1) el-Buhârhi, 1/ 111; Tecrid Tercemesi, 2/306 (Hadis No: 270); Zâdü'l-Meâd, 2/145-146; Tarih-i Din-i Ýslâm, 3/21-26

(145/2) Târih-i Din-i Ýslâm, 3/14

(146/1) Tecrid Tercemesi, 12/202-207 (Hadis No: 2027);Târih-i Din-i Ýslâm, 3/26-27

(146/2) Bkz. el-Buhârî, 1/93; Tecrid Tercemesi, 2/233, (Hadis No: 228); Ýbn Hiþâm, 260

(147) Bkz. Âl-i Ýmrân Sûresi, 159

(148) Bkz. Ebû Dâvud, es-Sünen, 1/116 (Hadis No: 499), Mýsýr, 1371/1952; Tecrid Tercemesi, 2/451, (Hadis No: 358);

(149) Bkz.el-Mâide Sûresi, 58; el-Cum'a Sûresi,9; Tecrid Tercemesi, 2/451 (358 No. lu hadisin açýklamasý)

(150) Daha önceden Medine'yi yurt edinmiþ ve gönüllerine imâný yerleþtirmiþ olan kimseler (ensâr), kendilerine hicret eden muhâcirleri severler, onlara verilen þeylerden dolayý, içlerinde bir çekememezlik duymazlar, zaruret içinde olsalar bile, muhacirleri kendilerine tercih ederler... (el-Hâþr Sûresi,9)

(151) Tecrid Tercemesi, 7/99 (Hadis No: 1035); Zâdü'l-Meâd, 2/146

(152) Kimin kime kardeþ olduðu için bkz. Ýbn Hiþâm, 2/150-153; Tecrid Tercemesi, 7/102-106

(153/1) Tecrid Tercemesi, 8/66-69, (Hadis No: 1145)

(153/2) Ýmân idip hicret eden ve Allah yolunda mallarý ve canlarýyla cihâd eden muhâcirlerle, bu muhâcirleri barýndýrýp onlara yardýmcý olanlar (ensâr) bir birlerinin velisidir. (el-Enfâl Sûresi, 72)

(154) Bkz. el-Buhârî 3/3 Tecrid Tercemesi, 6/407, (Hadis No:958)

(155/1) Tecrid Tercemesi, 7/99-106 (1035 numaralý hadisin izahý); Zâdü'l-Meâd, 2/146

(155/2) 47 maddelik bu yazýlý antlaþmanýn tam metni için bkz. Ýbn Hiþâm, es Sîretü'n-Nebeviyye, 2/147-150; Tuð, Doç.Dr.Salih, Ýslâm Ülkelerinde Anayasa Hareketleri, 31-40, Ýst., 1969; M. Hamîdullah, Ýslâm Peygamberi, 1/131-134, Ýst., 1966

(156/1) Asrý Saâdet, 1/327

(156/2) Bkz. el-Buhârî, 4/Ý; Tecrid Tercemesi, 8/372 (Hadis No: 1217)

(157) Bkz. el-Buhârî, 4/34; Tecrid Tercemesi, 8/483 (Hadis No: 1277)

samimi

1- SAVAÞA ÝZÝN VERÝLMESÝ

Ýslâm'da asýl olan barýþtýr. Savaþ, zulmün önlenmesi, hakkýn kabûl ettirilmesi için meþrû kýlýnmýþtýr. 13 seneye yaklaþan Mekke Devri'nde ve Medine Devrinin ilk yýlýnda, müþriklerden gördükleri bunca zulüm, iþkence ve haksýzlýða raðmen, mü'minlere sabýrlý olmalarý, Allah'ýn dinini güzellikle tebliðe çalýþmalarý emredilmiþ(158), savaþa izin verilmemiþti. Müslümanlardan:

-Ey Allah'ýn Rasûlü, nedir bu çektiklerimiz? Ýzin ver de þunlarý gizli gizli öldürelim, diye izin istiyenlere Hz. Peygamber (s.a.s.):

-Henüz savaþ izni verilmedi, sabredin Allah'ýn yardýmý yakýndýr, çektiðiniz çilelerin mükâfâtýný göreceksiniz, diye cevap vermiþti.

Hicretten sonra Müslümanlar, giderek müþriklere karþý koyabilecek duruma geldiler. Üstelik Müslümanlarýn düþmanlarý çoðaldý, sabýr yolu ile barýþý sürdürmek artýk mümkün deðildi. Bundan dolayý Hicretin 2'inci yýlý baþlarýnda Safer ayýnda;

"Zulüm ve haksýzlýða uðratýlarak, kendilerine savaþ açýlan kimselere (mü'minlere) savaþ izni verildi. Allah onlara yardým etmeðe elbette Kâdirdir. Onlar, 'Rabbýmýz Allah'týr' dediler diye, haksýz yere yurtlarýndan (Mekke'den) çýkarýldýlar..." (el-Hacc Sûresi, 39-40) anlamýndaki âyet-i kerimelerle Müslümanlara, kendilerini savunmak üzere savaþ izni verildi.

2-ÝLK GAZVELER

Mekke müþrikleri, Medine'ye baskýn hazýrlýðý içindeydiler. Rasûlullah (s.a.s.) düþmanýn hazýrlýklarý hakkýnda bilgi edinmek için zaman zaman seriyyeler gönderdiði gibi, Medine ile Mekke arasýndaki kabîlelerle görüþüp anlaþmalar yapmak, kureyþ'in planladýðý yaðmalarý önlemek için bizzat kendisi de askerî yürüyüþlere katýldý. Rasûlullah (s.a.s.)'in katýlýp bizzât idâre ettiði askeri harekâta "Gazve" denir.

Rasûlullah (s.a.s.)'in ilk gazvesi, 60 kiþilik müfreze ile Ebvâ Köyüne yapýlan gazvedir.(159) Hicretin ikinci yýlý Safer ayý baþýnda yapýlmýþtýr. Ayný yýl içinde sýrasýyla Buvat, Uþeyre, Küçük Bedir ve Büyük Bedir Gazveleri olmuþtur. Ýlk dördünde düþmanla karþýlaþma olmamýþ, kan dökülmemiþtir. Büyük Bedir Gazvesi, Müslümanlarýn yaptýðý ilk savaþ olmuþtur.

3- KIBLENÝN DEÐÝÞMESÝ

Ýslâm'ýn ilk yýllarýnda namaz, Beyt-i Makdis'e (Kudüs'e) doðru kýlýnýyordu. Ancak, Hicret'ten önce Rasûlullah (s.a.s.) Mekke'de namaz kýlarken, mümkün mertebe Kâbe'yi arkasýna almaz; Kâbe, kendisiyle Beyt-i Makdis arasýnda kalacak þekilde, Rükn-i Yemânî ile Rükn-i Hacer-i esved arasýnda namaza dururdu. Böylece hem Kâbe'ye hem de Kudüsteki Mescid-i Aksa'ya yönelmiþ oluyordu. Hicretten sonra Medine'de Mescid-i Aksa'ya yöneldiðinde Kâbe'nin arka tarafta kalmasýndan Rasûlullah (s.a.s.) üzüntü duyuyor, kýblenin Kâbe'ye çevrilmesini içten arzu ediyordu.(160) Çünkü Kâbe, atasý Hz. Ýbrahim'in kýblesiydi.

Hicretten 16-17 ay kadar sonra, Þaban ayýnýn 15'inci günü Hz. Peygamber (sa.s.) Medine'de Selemeoðullarý Yurdu'nda öðle namazý kýldýrýrken, ikinci rek'atýn sonunda;(161)

"Yüzünü gök yüzüne çevirip durduðunu görüyoruz. Seni elbette hoþnut olduðun kýbleye çevireceðiz. Hemen yüzünü Mescid-i Harâm'a doðru çevir. (Ey mü'minler) siz de nerede olursanýz, (namazda) yüzlerinizi, onun tarafýna çeviriniz..." (el-Bakara Sûresi, 144) anlamýndaki âyet nâzil oldu. Hz. Peygamber yönünü hemen Kudüs'ten Mescid-i Harâm'a çevirdi. Cemâat da saflarýyla birlikte döndüler. Kudüs'e doðru baþlanýlan namazýn, son iki rek'atý, Kâbe'ye yönelinerek tamamlandý. Bu yüzden Selemeoðullarý Mescidine "Mescid-i Kýbleteyn" (iki kýbleli mescid) denilmiþtir

4- CAHÞ OÐLU ABDULLAH SERÝYYESÝ ve BATN-I NAHLE OLAYI

Medine'ye baskýn hazýrlýðý yapan Kureyþ'in harekâtýndan haber almak üzere, Peygamber Efendimiz, Recep ayýnýn son günlerinde, Mekke tarafýna halasýnýn oðlu Cahþ oðlu Abdullah komutasýnda, 8 kiþilik bir seriyye gönderdi. Ýki gün sonra açýlmak üzere Abdullah'a bir de mektup vermiþti. Mektupta, Mekke ile Tâif arasýndaki Nahle Vâdisi'ne kadar gidilmesi, Kureyþ'in faâliyetleri konusunda bilgi toplanmasý isteniyordu.(162)

Nahle Vâdisinde, Kureyþ'in Tâif'ten dönmekte olan bir kervanýna rastladýlar. Kervanýn reisi Hadramî oðlu Amr'ý öldürüp ele geçirdikleri iki esir ve zaptettikleri mallarla Medine'ye döndüler. Rasûlullah (s.a.s.) bu olayý hoþ karþýlamadý. Çünkü kendilerine çarpýþma izni verilmemiþti. Üstelik bu olay, kan dökülmesi yasak sayýlan "eþhür-i hurum"dan Recep ayýnda meydana gelmiþti. Mekke müþrikleri bu olayda öldürülen Hadramî oðlu Amr'ýn intikamýný vesile ederek savaþ hazýrlýklarýný hýzlandýrdýlar. "Muhammed harâm aylara bile saygý göstermiyor, harâm aylarda kan döküyor, yaðma yapýyor.." diye de yaygara kopardýlar.(163)

5- BEDÝR SAVAÞI (17 Ramazan 2 H/13 Mart 624 M.)

"Siz güçsüz bir durumda iken Allah size Bedir'de yardým etmiþti".

(Âl-i Ýmran Sûresi, 123)

a) Kureyþ'in Gönderdiði Kervan

Kureyþ Medine'yi basýp Rasûlullah (s.a.s.)'i öldürmek, Müslümanlýðý ortadan kaldýrmak için hazýrlanýyordu. Yapýlacak savaþýn masraflarýný karþýlamak üzere, Ebû Süfyân'ýn baþkanlýðýnda büyük bir ticâret kervanýný Medine yolu ile Þam'a göndermiþlerdi. Nahle Vâdisinde öldürülen Hadramî oðlu Amr'ýn kardeþi Âmir, Mekke sokaklarýnda çýrýlçýplak:

-"Vâh Emrâh, vâh Amrâh..." diyerek dolaþýyor, halký savaþa ve intikama teþvik ediyordu. Kervan döner dönmez, Medine'ye hücûm edeceklerdi.

Gönderdiði seriyyeler (keþif birlikleri) vasýtasýyla Hz. Peygamber (s.a.s.), Mekke'de olup bitenleri, yapýlan hazýrlýklarý tamâmen öðrenmiþti. Ebû Süfyân'ýn idâresindeki ticâret kervanýndan elde edilecek kazanç, Müslümanlarla yapýlacak savaþ için kullanýlacaktý. Bu yüzden Rasûlullah (s.a.s.) Þam'a giderken engel olmak üzere "Uþeyre" denilen yere kadar bu kervaný tâkip etmiþ fakat yetiþememiþti. Dönüþünü haber alýnca, kervaný ele geçirmek üzere, Ramazan'ýn 12'inci günü Abdullah b. Ümmi Mektûm'u imâm býrakarak 313 kiþi ile Medine'den çýktý. Yolda ensârdan Ebû Lübâbe'yi Medineye muhâfýz tâyin ederek, geri çevirdi. 8 kiþi de mâzeretleri sebebiyle izin aldýklarýndan 64'ü muhâcir, diðerleri de ensârdan omak üzere 305 kiþi kaldýlar. 6 zýrh, 8 kýlýç, 3 at, 70 develeri vardý. Binek yetiþmediði için develere nöbetleþe biniyorlardý.

Ebû Süfyan, dönüþte Müslümanlarýn kervana saldýrma ihtimâline karþý Mekke'ye haberci göndererek korunmasý için yardým istemiþti. Esâsen aylardan beri savaþ hazýrlýðý içinde olan Mekkeliler kervaný kurtarmak ve Müslümanlardan intikam almak üzere Ebû Cehil'in komutasýnda 950-1000 kiþilik bir ordu ile hareket ettiler. Ebû Leheb'den baþka bütün Kureyþ ulularýnýn katýldýðý bu ordunun 200'ü atlý, 700'ü develi, diðerleri de yaya idi. Zýrh, ok, mýzrak, kýlýç gibi her türlü savaþ âlet ve silahlarý tamamdý. Ebû Leheb, hastalýðý sebebiyle sefere katýlamamýþ, yerine bedel göndermiþti.

b) Ýki Tâifeden Biri

Kervaný araþtýrdýðý esnâda, yolda Safrâ yakýnlarýnda Zefiran Vâdisi'nde Kureyþ'in büyük bir ordu ile kervaný kurtarmak üzere Medine'ye doðru yürümekte olduðunu haber alan Rasûlüllah (s.a.s.) durumu Müslümanlara anlatarak:

-Kureyþ Mekke'den çýkmýþ, üzerimize doðru geliyor. Kervaný mý tâkip edelim, yoksa kureyþ ordusunu mu karþýlayalým, diye istiþârede bulundu. Medine'den savaþ hazýrlýðý ile çýkýlmadýðý için, çoðunluk kervanýn tâkibini istiyordu.(164)

Rasûlullah (s.a.s.)'in bu duruma üzüldüðünü gören Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer sýra ile ayaða kalkarak, Kureyþ ordusuna karþý çýkmanýn daha uygun olacaðýný savundular. Hz. Peygamber (s.a.s.) bu konuda ensâr'ýn düþüncesini öðrenmek istiyordu. Sonra ilk Müslümanlardan Mikdad b. Esved, Muhâcirler adýna söz alarak:

-Biz, kavminin Hz. Musa'ya "Sen ve Rabbýn gidin ve düþmana karþý savaþýn. Biz burada oturup bekleyelim,(165) dedikleri gibi demeyiz. Biz senin saðýnda, solunda, önünde arkanda çarpýþýrýz. Allah ve Rasûlünün emri ne ise ona itâat ederiz. Sen nereye gidersen oraya gideriz,(166) dedi. Ensar adýna konuþan Sa'd b. Muâz da:

-"Ey Allah'ýn Rasûlü, biz sana imân ettik. Getirdiðin Kur'ân'ýn hakk olduðuna þehâdet ettik, sözlerini dinlemeðe ve itâat etmeðe, düþmana karþý seni korumaða söz verdik. Sen nasýl istersen öyle yap. Seni hak Peygamber gönderen Allah'a yemin ederim ki, sen bize denizi gösterip dalsan biz de dalarýz, hiç birimiz geri dönmeyiz. Biz düþmanla savaþmayý, harpte sebât göstermeyi biliriz. Allah'a güvenerek düþman ordusunun üzerine gidelim..." (167) dedi. Rasûlullah (s.a.s.) bu konuþmadan son derece memnun oldu.

-Öyleyse haydi Allah'ýn bereketine yürüyünüz. Size müjdelerim ki, "Allah iki tâifeden birini (kervanýn ele geçirilmesi veya Kureyþ ordusunun yenilgisini) bize vâdetti".(168) Zaferimiz kesindir. Ben þimdiden Kureyþ reislerinin harp meydanýnda yýkýlacaklarý yerleri görüyor gibiyim, buyurdu. Sonra da Bedir'e doðru hareket etti.(169)

Bedir deve yürüyüþü ile Medine'ye 3; Mekke'ye ise 10 günlük (80 mil) mesâfede bir köydü. Her yýl burada panayýr kurulur, bu sebeple Suriye'ye giden kervanlar buradan geçerdi. Kureyþ ordusu buraya Müslümanlardan önce gelip, suyun baþýný tutmuþtu. Ebû Süfyân idâresindeki 50 kiþilik Kureyþ kervaný ise, henüz Müslümanlar Medine'den çýktýklarý sýralarda, sâhil yolunu izleyerek Medine'den uzaklaþmýþ, Kureyþlilere de geri dönmeleri için haber göndermiþti. Fakat, ordusuna çok güvenen Ebû Cehil, mutlaka savaþmak istiyordu. Bu yüzden Mekkeliler geri dönmeyip, Bedir'e kadar ilerlemiþler ve burada karargâh kurmuþlardý.

c) Ýki tarafýn durumu

17 Ramazan 2 H./13 Mart 624 M. Cuma sabahý iki ordu Bedir'de karþýlaþtý. Araplar ötedenberi hep kabîlecilik gayretiyle savaþmýþlardý. Bu savaþta ise din uðrunda ayný kabîlenin insanlarý birbirleriyle çarpýþacak, kardeþ, amca, yeðen, hatta, baba-oðul birbirlerini öldüreceklerdi.(170/1)

Müslümanlarýn sancaktarý Mus'ab b. Umeyr'in kardeþi Ebû Azîz, Kureyþ'in bayraktarýydý. Utbe b. Rabîa'nýn oðullarýndan Velîd kendi yanýnda, ikinci oðlu Ebû Huzeyfe mü'minlerin arasýndaydý. Hz. Ebû Bekir'in bir oðlu Abdullah kendisiyle beraber, diðer oðlu Abdurrahman ise müþrik saflarýndaydý. Rasûlullah (s.a.s.)'in amcalarýndan Hz. Hamza kendi yanýnda, diðer amcasý Abbâs ise karþý tarafta yer almýþtý. Hz. Peygamberi ömrü boyunca himâye etmiþ olan amcasý Ebû Tâlib'in bir oðlu Hz. Ali Müslümanlar içinde, diðer oðlu (Ali'nin kardeþi) Âkil ise müþrikler safýnda bulunuyordu. Rasûlullah (s.a.s.)in ilk hanýmý Hz. Hatice'nin kardeþi Nevfel ile damadý (kýzý Zeyneb'in eþi) Ebu'l-Âs müþrikler içinde yer almýþlardý.(170/2)

Düþman ordusu sayý, silah, tecrübe ve maddi kuvvet bakýmýndan Müslümanlardan kat kat üstündü. Bulunduklarý yer de savaþ için daha elveriþliydi. Ancak, sabaha karþý yaðan yaðmur, üzerinde rahat yürünemeyen kumlu zemini sertleþtirmiþ ve Müslümanlarýn su ihtiyacýný gidermiþti. Böylece Müslümanlarýn moralleri yükselmiþ, Allahýn yardýmýna sonsuz güven duymaya baþlamýþlardý. Kendileri için ölüm-kalým demek olan bu savaþta, Ýslâm'ýn izzeti ve üstünlüðü için Müslümanlar, Allah'a duâ ediyorlardý.

d) Savaþ Baþlýyor.

Kureyþ adým adým Müslümanlara yaklaþýyordu. Manzara pek hazîndi. Bir avuç Müslüman, "Allah adýný yüceltmek için", tepeden týrnaða silahlý koca þirk ordusunun karþýsýna çýkýyordu. Rasûlullah (s.a.s.) yanýna Hz Ebû Bekir'i alarak, kendisi için hazýrlanan gölgeliðe çekildi, ellerini semâya kaldýrýp:

-Yâ Rabb, iþte Kureyþ bütün gurûr ve azametiyle senin dinini ortadan kaldýrmak için geldi. Sana meydan okuyor, Peygamberini yalanlýyor. Yâ Rabb, peygamberlerine yardým edeceðine dâir ahdini, bana verdiðin zafer va'dini lütfet. Þu bir avuç mü'min telef olup yok olursa, bu günden sonra yeryüzünde sana ibadet ve kulluk edecek kimse kalmayacak.. "diye dua ediyordu.

Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) vecd içinde, kendinden geçerek, o kadar çok duâ etmiþ ve ellerini öylesine semâya kaldýrmýþtý ki, sýrtýndan ridâsýnýn düþtüðünün farkýna varmamýþtý. Hz. Ebû Bekir ridâsýný örttü, elinden tutarak:

-Ey Allah'ýn Rasûlü, yetiþir artýk, duan arþý titretti, Allah va'dini yerine getirecektir, dedi. Rasûlullah (s.a.s.)'in bu hâlini gören müslümanlar heyecandan aðlýyorlardý. Nihâyet Rasul-i Ekrem (s.a.s.): "Tapluluklarý bozulacak, arkalarýný dönüp kaçacaklar" (el- Kamer Sûresi, 45) anlamýndaki âyet-i kerîmeyi okuyarak çadýrdan çýktý.(171) Allah yardýmýný böylece müjdelemiþ, zaferin Müslümanlarýn olacaðýný bildirmiþti.(172)

Savaþý Kureyþ baþlattý. Batn-ý Nahl'e de kardeþi öldürülen Hadramî oðlu Âmir'in attýðý ok, Hz. Ömer'in azatlýsý Mihca'a isâbet ederek þehit etti.

Savaþtan önce, her iki taraftan birer ikiþer kiþinin ortaya çýkýp çarpýþarak taraflarý kýzýþtýrmasý âdetti. Buna "mübâreze" denirdi. Kureyþ reislerinden Utbe b. Rabîa, kardeþi Þeybe ile oðlu Velîd; birlikte ilerlediler. Müslümanlardan kendilerine karþý çýkacak er dilediler. Bunlara karþý Hz. Peygamber (s.a.s.)'in emri ile Ubeyde, Hamza ve Ali çýktýlar. Hamza Þeybe'yi, Ali de Velîd'i birer hamlede öldürdüler. Sonra yaralý Ubeyde'nin yardýmýna koþup Utbe'nin de iþini bitirdiler.(173)

e) Sonuç: Hakk'ýn Bâtýla Zaferi

Artýk savaþ kýzýþmýþtý, müþrikler saldýrýya geçtiler, mü'minler kahramanca karþý koydular, Allah'ýn yardýmý ile müþrik ordusunu bozguna uðrattýlar.(174) Müþrikler savaþ alanýnda 70 ölü, 70 esir býrakarak kaçtýlar. Öldürülenlerden 24'ü Müslümanlara en çok düþmanlýk gösteren Kureyþ büyükleriydi. Savaþýn baþkomutaný Ebû Cehil de ölenler arasýndaydý.(175/1) Müslümanlardan þehit düþenler ise 6'sý muhâcirlerden, 8'i de ensârdan olmak üzere 14 kiþiydi. (175/2)

Bedir Zaferi Medine'de bayram sevinci meydana getirdi. Mekke ise mâteme büründü. Ebû Leheb bir hafta sonra üzüntüsünden öldü. Fakat Kureyþîler, Müslümanlar sevinmesinler diye yas tutmadýlar.

Zaferden sora Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) Bedir'de üç gün daha kaldý. Þehitler defnedildi. Meydanda kalan müþrik ölüleri açýlan bir çukura gömüldü.

Kureyþ eþrâfýndan 24 kiþinin cesetleri ise pislik atýlan susuz kuyulardan birine atýldý. Rasûlullah (s.a.s.) Bedir'den ayrýlacaðý sýrada bu kuyunun baþýna varýp, içindeki cesetlerin herbirinin adýný söyleyerek:

-Ey filân oðlu filân, biz Rabb'ýmýzýn bize va'dettiði zaferi gerçek bulduk, siz de rabbýnýzýn size va'dettiðini gerçek buldunuz mu? diye seslendi. (176) Hz. Ömer:

-Ey Allah'ýn Rasûlü, ruhlarý olmayan cesetlerle mi konuþuyorsun? dediðinde, Rasûlullah (s.a.s.):

-Allah'a yemin ederim ki, söylediklerimi siz onlardan daha iyi iþitiyor deðilsiniz, buyurdu.(177)

f) Bedir Esirleri

Hz. Peygamber (s.a.s.) yolda Safra denilen yerde, elde edilen ganimetleri gazîlere eþit olarak paylaþtýrdý. Mâzeretleri sebebiyle ordudan ayrýlmýþ olan 8 kiþiye de pay ayýrdý. Esirlerle ilgili henüz bir hüküm inmemiþti. Medine'ye gelince Rasûlullah (s.a.s.) bu konuyu ashâbýyla istiþâre etti. Hz Ebû Bekir, fidye (kurtuluþ bedeli) karþýlýðýnda serbest býrakýlmalarýný; Hz. Ömer ise hepsinin boyunlarý vurularak öldürülmelerini istedi. Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) ve ashâbýn çoðunluðu Hz. Ebû Bekir'in teklifini uygun buldular.(178) Esirlerden fidyelerini ödeyenler, hemen serbest býrakýldý, ödeyemeyenler ise, her biri Medine'li 10 çocuða okuyup yazma öðretme karþýlýðýnda hürriyetini kazandý.

Bu olay, dinimizin ilme ve okuyup yazmaða ne kadar çok önem verdiðini; Rasûlullah (s.a.s.)'in, Müslümanlarýn düþmaný olan müþriklere bile öðretmenlik yaptýrmakta sakýnca görmediðini göstermektedir.

6- BENÎ KAYNUKA YAHÛDÎLERÝNÝN MEDÝNE'DEN ÇIKARIL-MASI (Þevval 2 H./Nisan 624 M.)

Hz. Peygamber (s.a.s.) Medine'de Yahûdîlerle anlaþmalar yapmýþ, onlarla barýþ içinde olmak istemiþti. Fakat Yahûdiler dâima düþmanca bir davranýþ içinde oldular. Her fýrsatta Evs ve Hazrec Kabîleleri arasýndaki eski düþmanlýklarý hatýrlatýp, Müslümanlarý birbirine düþürmeðe çalýþtýlar. Kendileri ehl-i kitâb ve tek Allah inancýnda olduklarý halde, "müþrikler, mü'minlerden daha doðru yolda" (179) dediler. Sabahleyin Müslüman olmuþ görünüp, akþam dönerek(180), Müslümanlarla alay ettiler. Hz. Peygamber (s.a.s.) ve Müslümanlar aleyhine þiirler yazdýlar. Oysa, ellerinde bulunan Tevrat'taki bilgilerden Hz. Muhammed (s.a.s.)'in hak peygamber olduðunu da biliyorlar(181), buna raðmen düþmanlýk ediyorlardý.

Müslümanlarla Medine'deki Yahûdî kabîleleri arasýnda yapýlan vatandaþlýk anlaþmasýný ilk bozan Kaynukaoðullarý oldu. (182)

Müslümanlardan bir kadýn, Kaynuka yahûdilerinden bir kuyumcunun dükkanýnda alýþ- veriþ ederken, bir Yahûdî, kadýn duymadan örtüsünün eteðini arkasýna baðlamýþ, kadýn kalkýp gitmek isteyince her tarafý açýlývermiþti. Kadýnýn feryâdý üzerine yetiþen bir Müslüman bu Yahûdîyi öldürmüþ, orada bulunan Yahûdîler de bu Müslümaný öldürmüþlerdi. Bu olay yüzünden Kaynukaoðullarý ile Müslümanlarýn arasý açýldý.(183) Rasûlullah (s.a.s.) Beni Kaynuka'ya muâhedeyi yenilemeyi teklif etti, onlar buna yanaþmadýlar.

-"Sen bizi, savaþ bilmeyen Mekkeliler mi sanýyorsun? Biz savaþa hazýrýz...." dediler.(184) Rasûlullah (s.a.s.) Ebû Lübâbe'yi Medine'de vekil býrakarak Þevval ayý ortalarýnda ordusu ile Benî Kaynuka'yý muhasara etti. Kuþatma 15 gün sürdü. Kaynukaoðullarý diðer Yahûdî kabîleleri ve münâfýklardan bekledikleri yardýmý göremeyince, teslim olmaða mecbûr oldular. Muâhedeyi bozduklarý, vatana ihânet ettikleri için öldürülmeleri gerekiyordu. Kaynukaoðullarý daha önce Hazrec kabîlesinin himâyesindeydi. Hazrec kabîlesi eþrâfýndan, münâfýklarýn baþý Ubeyy oðlu Abdullah, bunu bahâne ederek bunlarýn öldürülmemeleri için ýsrar ettiðinden, Rasûlullah (s.a.s.) Medine'den çýkarýlmalarýný emretti. Böylece, 700 kiþiden ibâret Kaynuka Yahûdîleri, Medine'den Þam tarafýna sürüldüler.(185) Ele geçen ganimet mallarýnýn beþte biri Beytü'l-mâle (Devlet hazinesine) ayrýldý.(186) Geri kalaný gazilere paylaþtýrýldý. Topraklarý da, topraksýz Müslümanlara verildi. Böylece Müslümanlar, Yahûdîlerin en cesûru sayýlan Kaynukaoðullarýnýn kötülüklerinden kurtulmuþ oldular.

7-SEVÝK GAZASI (Zilhicce 2 H./Mayýs 624 M.2)

Bedir Savaþýnda Mekkelilerin ileri gelenleri ölmüþ, Kureyþin baþýna Ebû Süfyan geçmiþti. Ebû Süfyan, Müslümanlarla savaþýp, Bedir yenilgisinin öcünü almadýkça kadýnlarýna yaklaþmayacaðýna, yýkanmayacaðýna ve koku sürmeyeceðine yemin etmiþti. 200 atlý ile Mekke'den çýkarak Medine'ye bir saatlik mesâfede Urayz Köyü'ne gelmiþ, çift sürmekte olan ensârdan Sa'd b. Âmir ile hizmetçisini þehit edip bir kaç ev ve hurma aðacýný ateþe verdikten sonra, "yeminim yerine geldi", diyerek dönüp kaçmýþtýr.

Hz. Peygamber (s.a.s.) bu durumu duyunca 80 süvâri, 120 yaya ile hemen tâkibe çýkmýþ ise de Ebû süfyân sür'atle kaçtýðý için yetiþememiþtir. Mekkelilerin erzak olarak getirip, kaçarken aðýrlýk olmasýn diye býraktýklarý çuvallar dolusu, kavrulmuþ un (sevik) Müslümanlarýn eline geçtiðinden bu gazveye Sevik (kavrulmuþ un, kavut) Gazasý denilmiþtir.(187)

8- HÝCRETÝN ÝKÝNCÝ YILINDA DÝÐER OLAYLAR

Medine Devri'nin 2'nci yýlýnda, Bedir Savaþý'ndan önce Þaban ayýnda Ramazan orucu farz kýlýndý. Zekât da hicretin 2'inci yýlýnda farz kýlýnmýþtýr. Bazý Ýslâm bilginleri, zekâtýn Mekke devride farz kýlýndýðý, Medine Devrinde ise, zekâtýn verileceði yerlerin belirlendiði görüþündedir.(188) Gene bu yýlda Ramazan ve Kurban bayramlarý namazlarý ile fýtýr sadakasý ve kurban kesmek meþrû kýlýnmýþtýr.(189)

Rasûlullah (s.a.s.)'in kýzý Hz. Osman'ýn zevcesi Rukiyye Bedir zaferi esnâsýnda Medine'de vefât etmiþtir. Eþinin hastalýðý sebebiyle Hz. Osman Bedir Savaþý'na katýlamamýþtýr.

Rasûlullah (s.a.s.)'e ilk vahyin geldiði yýl doðmuþ olan en küçük kýzý Hz. Fâtýma ile Hz.Ali bu yýlda evlenmiþlerdir. Evleninceye kadar Hz. Ali Rasûlullah (s.a.s.)'in yanýnda kalmýþ ve O'nun elinde yetiþmiþti. Evliliðinden sonra ayrý bir eve çýktýlar. Rasûlullah (s.a.s.)'in en sevgili kýzý Fâtýma'ya çeyiz olarak verdiði eþya, bir yatak, bir þilte, (minder), bir su tulumu, bir el deðirmeni, iki su ibriði ve bir su kabýndan ibârettir.

Bedir esirleri arasýnda Hz. Paygamber (s.a.s.)'in damadý, Zeyneb'in eþi Ebu'l-As da bulunuyordu. Zeyneb, eþinin fidyesi (kurtuluþ bedeli) için kendisine annesi Hz. Hatice'nin düðün hediyesi olarak verdiði gerdanlýðý da göndermiþti. Bu durumdan çok hislenen Rasûlullah (s.a.s.) ve ashâbý, Ebu'l-Âs'ý fidye almadan serbest býrakmýþlar, Zeyneb'in gerdanlýðýný da geri göndermiþlerdir. Ancak Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) Ebu'l-Âs'dan müþrik olduðu için Zeyneb'in kendisine helâl olmadýðýný, bu yüzden hemen Medine'ye göndermesini istedi. Ebu'l-Âs sözünü yerine getirdi. Böylece Rasûlullah (s.a.s.)'in en büyük kýzý Zeyneb de bu yýl içinde Medine'ye hicret etmiþtir.(190)

(158) "Rabbýnýn yoluna hikmet ve güzel öðütle çaðýr, onlarla en güzel þekilde tartýþ..." (en-Nahl Sûresi, 125)

(159) Ýbn Hiþâm, 2/241

(160) Zâdü'l-Meâd, 2/147

(161) Bkz. el-Buhârî, 1/15; Tecrid Tercemesi, 1/41 (Hadis No: 38); Ýbnü'l-Esîr, a.g.e., 3/252; Târih-i Din-i Ýslâm 3/65; Tahir Olgun, Ýbâdet Tarihi, s. 80, Ýst., 1946; M. Zihni Efendi, Kitabü's-Salât, s.75, Ýst.,1326

(162) Ýbn Hiþâm, 2/252; Ýbü'l-Esîr, a.g.e.,2/113

(163) Ýbn Hiþâm, 2/254; Yahûdîlerin ve Kureyþin "Muhammed harâm aylara saygý göstermedi" yaygaralarý üzrine inen âyet-i kerime'de þöyle buyrulmuþtur.

"Sana harâm ayý ve o ayda yapýlan savaþý sorarlar. De ki: O ayda savaþmak, büyük günah ise de, insanlarý Allah yolundan alýkoymak, O'nu inkâr etmek, Mescid'i Harâm'ýn ziyâretlerine engel olmak, halkýný oradan çýkarmak, Allah katýnda daha büyük günahtýr.." (el-Bakara Sûresi, 217)

(164) Bkz. el-Enfâl Sûresi, 5-6

(165) Mâide Sûresi, 24

(166) Bkz. El-Buhârî, 5/4; Tecrid Tercemesi, 10-146 (Hadis No: 1562); Ýbn Hiþâm 2/266; Ýbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/120

(167) Ýbn Hiþâm, 2/267; Ýbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/120; Müslim, 3/1403, (Hadis No: 1779) Kahire 1375/1955

(168) Enfâl Sûresi, 7

(169) Ýbn Hiþâm, 2/267; Zâdü'l-Meâd, 2/217; Tecrid Tercemesi, 10/148-149

(170/1) Karþý karþýya gelen iki topluluðun durumlarýnda sizin için ibret vardýr. Bunlardan biri Allah yolunda savaþan topluluk, diðeri ise onlarý (müslümanlarý) kendilerinin iki katý gören kâfir topluluk. Allah dilediðini yardýmýyla destekler. Bunda gerçeði görebilenler için ibret vardýr. (Âl-i Ýmrân Sûresi,13)

(170/2) Bkz. Târih-i Din-i Ýslâm, 3/100-101

(171) Bkz. el-Buhârî, 3/230; Müslim, 3/1384, (Hadis No: 1763) Ýbn Hiþâm, 2/ 279; Ýbn'ül-Esîr, a.g.e., 2/125; Tecrid Tercemesi, 8/385 (Hadis No:1228)

(172) "Rabbýn meleklere 'Ben sizinleyim, mü'minleri destekleyin' diye vahyetti ve 'ben kâfirlerin kalplerine korku salacaðým, artýk onlarýn boyunlarýný vurun, parmaklarýný doðrayýn' dedi" (el-Enfâl Sûresi, 12) " (Bedir'de) Rabbýnýzýn yardýmýna sýðýnýyordunuz. O, 'Ben size birbiri peþinden bin melekle yardým edeceðim' diye cevap vermiþti." (el-Enfâl Sûresi,9)

(173) Ýbn Hiþâm, 2/277; Ýbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/125

(174) Siz Bedir'de düþkün bir durumda iken, Allah size yardým etmiþti. (Âl-i Ýmrân Sûresi, 123)

(175/1) Bkz. Tecrid Tercemesi, 8/ 507-509 (Hadis No:1298)

(175/2) Ýbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/136

(176) el-Bûharî; 1/65; Tecrid Tercemesi, 1/161-164 (Hadis No: 177) ve 2/ 377-378 (Hadis No: 314)

(177) Bkz. el-Buhârî 5/8; Tecrid Tercemesi, 4/734, (Hadis No: 673) ve 10/160 (Hadis No: 1567); Ýbn Hiþâm, 2/292; Ýbnü'l-Esîr, 2/129

(178) Ýbnü'l-Esîr, 2/136 "Yeryüzünde düþmaný yere sermeden esir almak, hiç bir peygambere yaraþmaz. Siz dünya malýný istiyorsunuz. Oysa Allah, âhireti kazanmanýzý ister. Allah azizdir, hakîmdir. Eðer Allah'ýn geçmiþ bir yazýsý olmasaydý, aldýðýnýz fidyelerden dolayý size büyük bir azab dokunurdu" (el-Enfâl Sûresi, 67-68)

(179) Bkz. en-Nisâ Sûresi, 51

(180) Bkz. Âl-i Ýmrân Sûresi, 72

(181) Bkz. el-Bakara Sûresi, 146

(182) Ýbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/137

(183) Ýbn Hîþâm, 3/51; Ýbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/138

(184) Ýbn Hîþâm, 3/50; Ýbnü'l-Esîr a.g.e., 2/137

(185) Zâdü'l-Meâd, 2/230

(186) Bkz. el-Enfâl Sûresi, 41; Ýbnü'l-Esîr a.g.e., 2/138

(187) Ýbn Hiþâm, 3/47-48; Ýbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/139-140; Zâdü'l-Meâd, 2/229

(188) Bkz. Yazýr, M. Hamdi, Hak Dini Kur'an Dili, 7/5438, Ýst.,1938

(189) Ýbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/115 ve 2/138

(190) Ýbn Hiþâm, 2/306-308

samimi

 1- UHUD SAVAÞI (11 Þevval 3 H./27 Mart 625 M.)

"Gevþemeyin, üzülmeyin, eðer inan-mýþsanýz üstün gelecek sizsiniz.

(Âl-i Ýmrân Sûresi, 139)

a) Savaþýn Sebebi

Bedir Savaþýnda Mekke müþriklerinden 70 kiþi ölmüþtü. Bunlar arasýnda Ebû Cehil, Ukbe, Utbe, Þeybe, Ümeyye, Âs b. Hiþâm gibi Kureyþ'in önde gelen simâlarý vardý. Bu yüzden Mekkeliler Bedir yenilgisini unutamýyorlar, intikam ateþiyle yanýyorlardý.

Bedir'de,babalarýný, kardeþlerini, oðullarýný ve diðer yakýnlarýný kaybedenler. Mekke reisi Ebû Süfyân'a baþvurdular. Dârun'-Nedve'de toplanarak, Þam kervanýnýn kazancý ile bir ordu toplayýp Medine'yi basmaða ve Müslümanlardan öç almaða karar verdiler.(191)

Mekke dýþýndaki müþrik Arap kabîlelerine, þâirler, hatipler gönderdiler. Bunlar, Bedir'de öldürülenler için, þiirler, mersiyeler söyleyerek halký heyecâna getirdiler. 50 bin altýn olan kervan kazancýnýn yarýsý ile Mekke dýþýndaki müþrik kabilelerden 2000 asker topladýlar. Mekke'den katýlanlarla, 700'ü zýrhlý, 200'ü atlý omak üzere, Ebû Süfyan'ýn komutasýnda 3000 kiþilik mükemmel bir ordu ile Medine üzerine yürüdüler. Orduda ayrýca 300 deve, þarab tulumlarý, þarkýcý ve rakkase kadýnlar vardý. Bunlardan Baþka, baþta Ebû Süfyân'ýn karýsý Hind olmak üzere Kureyþ ileri gelenlerinden 14 tane evli kadýn da kocalarý ile birlikte bulunuyorlardý.

b) Abbâs'ýn Mektubu

Rasûlullah (s.a.s.)'in Mekke'deki amcasý Abbâs, Bedir'de esir düþtükten sonra Müslüman olmuþ, fakat Müslümanlýðýný gizlemiþti. Bedir'de çok zarar gördüðünü bahâne ederek, bu orduya katýlmadý. Özel haberciyle bir mektup göndererek, durumdan Rasûlullah (s.a.s.)'i haberdar etti. Gönderilen keþif kollarý da, Kureyþ ordusunun Medine'ye yaklaþtýðýný haber verdiler.

Vahiy gelmeyen konularda, karâr vermeden önce Rasûlullah (s.a.s.) ashâbla istiþâre ederdi. Muhâcirleri ve ensârý toplayarak:

-Düþmaný Medine dýþýnda mý karþýlayalým, yoksa þehir içinde savunma tedbirleri mi alalým? diye istiþârede bulundu.

Peygamber Efendimiz, bir gece önce rüyâsýnda, kýlýcýnda bir gedik açýldýðýný,yanýnda bir sýðýrýn boðazlandýðýný ve mübârek elini zýrhý içinde muhâfaza ettiðini görmüþtü. Kýlýcýnda açýlan gediði, ehl-i beytinden birinin þehid olmasý; sýðýrýn boðazlanmasýný, ashâbýndan bazýlarýnýn þehit düþmeleri; zýrhý da Medine ile tâbir etmiþ, bu yüzden Medine dýþýna çýkýlmayarak, þehirde savunma yapýlmasýný uygun görmüþtü.(192) Hz. Ebû Bekir, Sa'd b. Muâz gibi ashâbýn büyükleriyle münâfýklarýn baþý Übeyy oðlu Abdullah da bu görüþteydiler. Fakat ashâbýn çoðunluðu, bilhassa Bedir savaþý'nda bulunamamýþ olan genç Müslümanlarla Hz. Hamza:

- Biz böyle bir günü beklemekteydik, düþmanla Medine dýþýnda savaþalým, diye isrâr ettiler.(193) Rasûlullah (s.a.s.) çoðunluðun arzusuna uyarak, birbiri üzerine iki zýrh giyip, miðferini baþýna geçirerek hâne-i saâdetinden çýktý. Medine dýþýnda savaþýlmasýný isteyenler, Peygamber Efendimizin arzusuna aykýrý davranmakla hata ettiklerini anlayarak fikirlerinden caydýlar. Fakat Rasûlullah (s.a.s.):

c) Peygamber Zýrhýný Giydikten Sonra

-"Bir peygamber zýrhýný giydikten sonra, savaþmadan onu çýkarmaz."(194) Eðer sabreder, görevinizi tam yaparsanýz, Allah'ýn yardýmýyla zafer bizimdir, dedi.

Kureyþ ordusu, Medine'nin 5 km. kadar kuzeyindeki Uhud daðý eteklerinde karargâhýný kurmuþtu. Rasûlullah (s.a.s.) Abdullah b. Ümmi Mektûm'u Medine'de vekil býrakarak, 1000 kiþilik kuvvetle, cuma namazýndan sonra Medine'den çýktý. O gün Uhud'a kadar ilerlemeyip geceyi "Þeyheyn" denilen yerde geçirdi. Sabahleyin þafakla beraber Uhud'a vardý, savaþ için en elveriþli yeri seçti.

Yolda Übeyy oðlu Abdullah, "Muhammed (s.a.s.) bizim gibi yaþlý ve tecrübelileri dinlemedi, çocuklarýn sözüne uydu. Ben meydan savaþýný uygun görmemiþtim..." bahânesiyle, kendisine baðlý 300 münâfýkla, ordudan ayrýldý. Böylece Müslümanlarýn sayýsý 700'e düþtü.

d) Rasûlullah (s.a.s.)'in Savaþ Düzeni

Peygamber Efendimiz, ordusunun arkasýný Uhud Daðý'na vererek Medine'ye karþý saf yaptý. Solundaki Ayneyn tepesi'ne "Cübeyr oðlu Abdullah" komutasýnda 50 okçu yerleþtirdi.

-Galip de gelsek maðlup da olsak, benden emir gelmedikçe yerinizden ayýlmayacaksýnýz, Þu vâdiden, düþman atlýlarý arkamýza dolaþýp bizi kuþatabilirler. Oklarýnýzla onlarý buradan geçirmeyin, çünkü at, oku yeyince ilerleyemez, dedi.(195) Müslümanlarýn karþýsýnda savaþ durumu alan müþrik ordusu, sayýca Müslümanlarýn 4 katýndan daha fazlaydý. Üstelik bunlardan 700'ü zýrhlý, 200'ü atlýydý. Müslümanlarýn ise 100 zýrhý ve sadece 2 atlarý vardý. Sað koluna Ukâþe, sol koluna ise Ebû Mesleme memûr edilmiþti. Rasûlullah (s.a.s.) ise ortada bulunuyordu.

Ebû Süfyân komutasýndaki 3000 kiþilik müþrik ordusunun sað kanadýna Velid oðlu Hâlid, sol kanadýna Ebû Cehil'in oðlu Ýkrime, süvârilere Ümeyye oðlu Safvân, okçulara ise Rabîa oðlu Abdullah komuta ediyordu.

Kureyþli kadýnlar, Bedir'de ölenler için mersiyeler okuyorlar, defler çalýp þarkýlar söyleyerek askerler arasýnda dolaþýyorlar, onlarý savaþa teþvik ediyorlardý.

Savaþ, o devrin âdeti üzerine mübâreze ile (meydanda teke tek çarpýþma ile) baþladý. Kureyþ'in bayraðýný taþýyan Abdüddâr oðullarýndan ortaya çýkan 9 kiþi birer birer Müslümanlar tarafýndan öldürüldü.

Rasûlullah (s.a.s.) elindeki kýlýcý göstererek:

-Hakkýný ödemek þartýyla bu kýlýcý kim ister? diye sordu. Ensârdan Ebû Dücâne:

-Bunun hakký nedir, Ya Rasûlallah? diye sordu. Rasûlullah (s.a.s.):

-Eðilip bükülünceye kadar düþmanla savaþmak, diye cevap verdi.

Ebû Dücâne bu þartla aldýðý kýlýçla düþman üzerine saldýrdý, müþrik saflarý arasýna girdi.(196) Hamza, Ali, sa'd b. Ebî Vakkâs, Ebû Dücâne gibi kahramanlarýn hücûmlarýyla savaþýn ilk anýnda 20'den fazla ölü veren Kureyþ, bozguna uðramýþ, sað ve sol kanat geri çekilmiþ, def çalarak Kureyþlileri savaþa teþvik eden kadýnlar, feryadlar kopararak yüksek tepelere kaçmýþlardý. Ýman kuvveti karþýsýnda sayý ve malzeme üstünlüðü iþe yaramamýþ, müþrikler kaçmaða baþlamýþlardý.

e) Okçular Yerlerini terkedince

Böylece ilk safhada müslümanlar savaþý kazandýlar. Fakat kaçan düþmaný sonuna kadar tâkib etmeden, savaþ alanýna daðýlarak, ganimet (düþmandan kalan mallarý) toplamaða koyuldular. Ellerine geçen fýrsatý yeterince deðerlendiremediler. Ayneyn tepesinden durumu seyreden okçular da birbirlerine:

-Burada ne bekliyoruz, savaþ bitti, zafer kazanýldý, biz de gidip ganimet toplayalým, dediler.(197) Abdullah b. Cübeyr:

-Arkadaþlar, Rasûlullah (s.a.s.)'in emrini unuttunuz mu? O'ndan emir almadýkca yerimizden ayrýlmayacaðýz... diye ýsrâr ettiyse de dinlemediler.(198) Abdullah'ýn yanýnda sadece 8 okçu kaldý.

Düþmanýn sað kanat komutaný Hâlid b. Velîd, Rasûlullah (s.a.s.)'in okçularla koruduðu Ayneyn vâdîsinden geçerken Müslümanlarý arkadan kuþatmayý denemiþ, okçular bu geçidi bekledikleri için baþaramamýþtý. Okçularýn buradan ayrýldýðýný görünce, emrindeki süvârilerle hücûma geçti. Cübeyr oðlu Abdullah ile 8 sâdýk arkadaþýný þehit edip, ganimet toplamakla meþgul Müslüman ordusunu arkadan çevirdi. Müþrikler, geri dönüp yeniden hücûma geçtiler. Tepelere çekilen kadýnlar da def çalarak aþaðýya indiler. Müslümanlar, önden ve arkadan iki hücûmun arasýnda þaþýrýp kaldýlar. Savaþý kazanmýþken kaybetmeðe baþladýlar. Birbirlerinden ayrýlmýþ ve daðýlmýþ bir durumda olduklarý için, canlarýný kurtarma sevdâsýna düþtüler. (199)

f) Hz. Hamza'nýn Þehid Düþmesi

Bedir Savaþý'nda babasý Utbe, kardeþi Velîd ve amcasý Þeybe'yi kaybetmiþ olan Ebû Süfyân'ýn karýsý Hind, babasýný öldüren Hamza'dan öç almak istiyordu. Hamza'nýn karþýsýnda kimse duramadýðý için, Cübeyr b. Mut'im'in kölesi ve iyi bir niþancý (atýcý) olan Habeþli Vahþî'ye Hamza'yý öldürdüðü takdirde, büyük menfaatler vâdetmiþ, efendisi Cübeyr de âzâd etmeðe söz vermiþti.

Vahþî, Hamza'nýn karþýsýna çýkmaya cesâret edemedi. Bir taþýn arkasýna gizlenip, Hamza'nýn önünden geçmesini bekledi.Hamza ise savaþ alanýnda durmadan saða sola koþuyor, elinde kýlýç önüne gelen müþrikleri tepeliyordu. O gün tam 8 müþrik öldürmüþtü. Bunlardan Abdu'l-Uzza oðlu-Sibah'ý öldürdüðü sýrada, Vahþî'nin tam önünde bulunuyordu. Vahþî fýrsatý kaçýrmadý. Habeþlilerin çok iyi kullandýðý harbesini (kýsa mýzraðýný) gizlendiði yerden fýrlattý; kahraman Hamza'yý kasýðýndan vurarak þehit etti.(200) Hamza'nýn ölümünü duyan Hind, koþarak geldi. Karnýný yarýp, ciðerini çýkararak diþledi, fakat yutamadý. Vahþi'yi mükâfatlandýrdý ve kölelikten kurtardý.

Savaþýn en þiddetli anýnda Hz. Hamza'nýn þehit düþmesi, Müslümanlar için büyük kayýp oldu. Esâsen, ansýzýn önden ve arkadan uðradýklarý hücûm sebebiyle ne yapacaklarýný þaþýrmýþlar, bir çok þehid vererek, þuraya buraya daðýlmýþlardý. Bir ara, Rasûlullah (s.a.s.)'in etrafýnda sâdece, ikisi muhâcirlerden, yedisi ensârdan olmak üzere 9 kiþi kalmýþ, bunlar da birer birer þehid düþmüþlerdi.(201)

g) Rasûlullah (s.a.s.)'in Öldüðü Þâyiasý

Ýbni Kamie el-Leysi adlý bir müþrik, Hz.Peygamber (s.a.s.)'e benzeterek, Ýslâm ordusunun sancaktarý Mus'ab b. Umeyr'i þehit etmiþ ve Muhammed (s.a.s.)'i öldürdüm, diye ilân etmiþti.(202) Bu þâyia üzerine Ýslâm ordusunda panik baþladý. Rasûlullah (s.a.s.):

-Ey Allah'ýn kullarý, bana geliniz,etrafýmda toplanýnýz, diye sesleniyor, fakat kimse O'nu duymuyordu.

Müslümanlar birbirinden habersiz üç fýrka olmuþlardý.

l) Rasûlullah þehid olduysa, Allah bâkidir. O'nun yolunda biz de þehit oluruz, diyerek savaþa devâm edenler. Enes b. Nadr (Enes b. Mâlik'in amcasý) bunlardandý.Yetmiþten fazla yara aldýktan sonra þehid düþmüþtür.

2) Rasûlullah (s.a.s.)'in etrâfýný çevirip, vücûdlarýyla O'na siper olan, O'nu düþman saldýrýsýna karþý koruyanlar. Bunlar "14" kiþi kadardý. Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Hz. Ali, Abdurrahman b. Avf, Talha, Zübeyr, Sa'd b. Ebî Vakkas, Ebû Dücâne bunlardandýr.

3) Rasûlullah þehid olduktan sonra, burada durmanýn manasý yok, diyerek, savaþ alanýndan ayrýlanlar.(203) Bunlardan bir kýsmý daðlara çekilmiþler, bazýlarý ise Medine'ye dönmüþlerdi.

Müslümanlarýn bu daðýnýk durumlarýndan yararlanan müþrikler, Rasûlullah (s.a.s.)'in yanýna kadar sokuldular. Atýlan bir taþla Peygamber Efendimizin dudaðý yarýldý, diþi kýrýldý ve Ýbni Kamie'nin kýlýç darbesiyle yere yýkýldý. Zýrhýndan kopan iki halka yanaðýna battýðýndan yüzünden de yaralandý.(204)

Ashâb-ý kirâm, savaþ alanýnda Rasûlullah (s.a.s.)'i bir türlü bulamýyordu. Halbuki, Rasûlullah(s.a.s.) bulunduðu yerden hiç ayrýlmamýþtý. Nihâyet Hz. Peygamber Efendimizi Ka'b b. Mâlik gördü ve:

-Ey mü'minler, Rasûlullah (s.a.s.) burada, diye haykýrdý. Ka'b'ýn sesini duyan Müslümanlar, hemen Rasûlullah (s.a.s.)'in etrâfýnda toplanarak, müþriklerin saldýrýlarýný durdurdular.(205)

h) Ebû Süfyân'la Hz.Ömer Arasýnda Geçen Muhâvere

Müþriklerin saldýrýlarý yavaþlayýnca, Peygamber Efendimiz etrâfýnda toplanmýþ olan Müslümanlarla Uhud Daðý tepelerinden birine çekildi. Müslümanlarýn bir tepede toplandýðýný gören Ebû Süfyân da, onlarýn karþýsýnda baþka bir tepeyi iþgal etti. Ebû Süfyân, Peygamberimizin sað olup olmadýðýný kesinlike öðrenemediðinden merak içindeydi. Bu sebeple yüksek sesle üç defa:

-Ýçinizde Muhammed (s.a.s.) var mý? Ebû Bekir varmý? Ömer var mý? diye seslendi. Rasûlullah (s.a.s.) cevap verilmemesini emretmiþti. Kimseden ses çýkmayýnca, müþriklere dönerek:

-"Görüyorsunuz, hepsi de ölmüþ. Artýk iþ bitmiþtir, diye söylendi. Hz. Ömer dayanamadý.

-"Yalan söylüyorsun ey Allah düþmaný, sorduklarýnýn hepsi sað, hepside burada, diye cevap verdi. Ebû Süfyân:

-Savaþta üstünlük nöbetledir, bugün biz Bedir'in öcünü aldýk, üstünlük bizde... diye gururlandý. Ömer:

-Bizden ölenler Cennet'de, sizinkiler ise Cehennem'de diye cevâp verdi.

-Ya Ömer, Allah aþkýna gerçeði söyle. Biz Muhammed (s.a.s.) 'i öldürdük mü?

-Rasûlullah (s.a.s.) sað ve senin bu sözlerini de iþitiyor.

-Ya Ömer, ben senin sözlerine Ýbni Kamie'nin sözünden daha çok inanýrým. Ölülerinize yapýlan fenâlýklarý ben emretmedim(206), fakat çirkin de görmedim. Gelecek yýl Bedir'de buluþalým, dedi. Hz. Ömer de:

-"Ýnþallah, diye cevap verdi.(207) Hz. Ömer'le Ebû Süfyân arasýnda yapýlan bu konuþmadan sonra, müþrikler Uhud'dan ayrýldýlar. Onlar, Hz. Muhammed (s.a.s.)'i öldürmek, Medine'yi basýp müslümanlarý imhâ etmek, müslümanlýðý ortadan kaldýrmak için Mekke'den gelmiþlerdi. Fakat Allah kalblerine korku saldý. Üstünlük kendilerinde olduðu ve Rasûlullah (s.a.s.)'in de sað bulunduðunu öðrendikleri halde, savaþa devam etmeðe cesâret edemediler. Tek bir esir bile alamadan, geri döndüler.

l) Uhud Savaþý'ndan Üç Safha

Uhud Savaþý'nda üç safha yaþandý:

Ýlk safhada Müslümanlar üstün geldiler, 20'den çok düþman öldürerek, müþrikleri bozguna uðrattýlar.

Ýkinci safhada, kaçan müþrikleri kovalamayý býrakýp, kesin sonuç almadan ganimet toplamaya koyulmalarý ve Rasûlullah (s.a.s.)'in yerlerinden ayrýlmamalarýný emrettiði okçu birliðinin görevlerini terketmeleri yüzünden, Müslümanlar 70 þehit vererek maðlup duruma düþtüler.

Üçüncü safhada ise, daðýlmýþ olan Müslümanlar, Rasûlullah (s.a.s.)'in etrâfýnda toplanýp, karþý hücûma geçerek, düþman hücûmunu durdurdular.

Müþriklerin Uhud'dan ayrýlmasýndan sonra Rasûlullah (s.a.s.) þehitleri yýkanmadan, kanlý elbiseleriyle, ikiþer üçer defnettirdi.(208) Cenâze namazlarýný ise, bu târihten 8 sene sonra kýldý.(209)

2- HAMRÂÜ'L-ESED GAZVESÝ

Müþrikler, elde ettikleri üstünlükten yararlanýp Müslümanlarý imhâ etmeden savaþ alanýndan ayrýldýklarýna piþmân oldular. Aralarýnda, geri dönüp Medine'yi basmayý konuþtular. Rasûlullah (s.a.s.) bu durumdan haberdar olunca, Medineye dönüþünden bir gün sonra, Uhud Savaþý'na katýlmýþ olan ashâbýný toplayarak Medine'den 16 km. kadar uzakta "Hamrâ'ü'l-Esed" denilen yere kadar müþrikleri takibetti. Gece olunca, burada 500 kadar ateþ yaktýrdý. Müþrikler, takib edildiklerini öðrenince, korktular; Medine'yi basma düþüncesinden vazgeçerek, süratle Mekke'ye döndüler.(210/1)

3- HÝCRETÝN ÜÇÜNCÜ YILINDA DÝÐER OLAYLAR

a) Rasûlullah (s.a.s.)'in Hz. Hafsa ve Huzeyme Kýzý Zeyneb'le Evlenmesi.

Hz. Ömer'in kýzý Hafsa'nýn ilk eþi Huneys b. Huzâfe, Kureyþ ileri gelenlerinden ve Habeþistan'a hicret eden ilk Müslümanlardandý. Sonra Medine'ye hicret etmiþ, Bedir ve Uhud Savaþlarýna katýlmýþtý. Uhud Savaþýnda aldýðý bir yaradan, Medine'de vefât etti.

Hz. Ömer, Rasûlullah (s.a.s.) ile kýzý Hafsa'nýn evlenmesini þöyle anlatmýþtýr:

-Hafsa dul kalýnca, Osman'a onunla evlenmesini teklif ettim. Hele bir düþüneyim, diye cevap verdi. Sonra kaþýlaþtýðýmýzda, þu sýrada evlenmeyi uygun görmüyorum, dedi. Bunun üzerine Ebû Bekir'e istersen Hafsa'yý sana vereyim, dedim. Ebû Bekir sustu. Müsbet veya menfi cevap vermedi. Ebû Bekir'in susmasýna Osman'ýn teklifimi geri çevirmesinden daha çok üzüldüm. Keyfiyeti Rasûlullah (s.a.s.)'e arzedince:

-Üzülme yâ Ömer, Hafsa'yý Osman'dan hayýrlýsý alacak; Osman da Hafsa'dan daha iyisi ile evlenecek(210/2), buyurarak, Hafsa'nýn izdivâcýna tâlip oldu; Osman'ý da kýzý Ümmü Gülsüm'le evlendirdi. Sonra Ebû Bekir bana rastladýðýnda:

-Sanýyorum, Hafsa'yý bana teklif ettiðinde cevap vermediðime gücenmiþtin. Ben Hafsa'yý Rasûlullah(s.a.s.)'in alacaðýný biliyordum. (Bana bunu söylemiþti.) Rasûlullah (s.a.s.)'in sýrrýný ifþâ etmeyi uygun bulmadaðým için sana cevap vermedim. Eðer böyle olmasaydý, teklifini kabûl ederdim, dedi.(211)

Rasûlullah (s.a.s.) Hz. Hafsa ile evlenerek, hem en yakýn arkadaþlarýndan Hz.Ömer'in üzüntüsünü giderdi, hem de Hz. Ebû Bekir gibi Hz. Ömer'i de akrabalýk baðý ile kendisine baðlamýþ oldu. (Þaban 3 H / Ocak 625 M)

Hilâloðullarýndan Huzeyme kýzý Zeyneb, ilk kocasýndan ayrýlmýþ; Rasûlullah (s.a.s.)'in halasýnýn oðlu olan ikinci kocasý Cahþoðlu Abdullah ise, Uhud Savaþý'nda þehid düþmüþtü. Zeyneb genç ve güzel deðildi, orta yaþlý ve merhametli bir hanýmdý. Fakirleri, yoksullarý, kimsesizleri gözettiði için, kendisine "Ümmü'l-mesâkin" ünvâný verilmiþti.

Eþinin þehit düþmesiyle himayeye muhtaç kalan bu þefkatli hanýmý Rasûlullah (s.a.s.) nikâhladý. Fakat Zeyneb çok yaþamadý, evlenmesinden üç ay kadar sonra vefât etti.

Rasûlullah (s.a.s.)'in torunu Hz. Hasan da bu yýl Ramazan ortalarýnda doðmuþtur.(212)

b) Rasûlullah (s.a.s.)'in kýzý Ümmü Gülsüm'ün Hz. Osmanla Evlenmesi

Hz. Osman, Rasûlullah (s.a.s.)'in ikinci kýzý Rukiyye ile evliydi. Rukiyye, Bedir Savaþý esnâsýnda vefât etmiþti. Bir yýl sonra, Rasûlullah (s.a.s.) Hz. Osman'ý üçüncü kýzý Ümmü Gülsüm'le evlendirdi. Rasûlullah (s.a.s.)'in iki kýzý ile evlenmiþ olduðu için Hz. Osman'a "Zi'n-nûreyn" (iki nûr sâhibi) denilmiþtir.

(191) Ýbnü'l-Esîr, 2/148-149

(192) Ýbn Hiþâm, 3/66-67; Ýbnü'l-Esîr, 2/150; Zâdü'l-Meâd, 2/232

(193) Ýbn Hiþâm, 3/67

(194) Zâdü'l-Meâd, 2/231; Ýbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/150

(195) Bkz. el.Buhârî, 4/26 ve 5/29; Tecrid Tercemesi, 8/457 (Hadis No: 1269); Ýbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/152

(196) Riyâzü's-Salihin Tercemesi, 1/128, (Hadis No: 91); Ýbnü'l-Esîr, 2/152

(197) Bkz. Âl-i Ýmrân Sûresi, 152

(198) el-Buhârî, 4/26-27 ve 5/29-30; Tecrid Tercemesi, 8/457-460 (Hadis No: 1269)

(199) Ýbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/154

(200) el-Buhârî, 5/36,37; Tecrid Tercemesi, 10/216-221 (Hadis No: 1585); Ýbn Hiþâm, 3/75

(201) Müslim, 3/1415, (Hadis No: 1789)

(202) Ýbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/155; Ýbn Hiþâm, 3/77

(203) "Muhammed ancak bir peygamberdir. O'ndan önce de bir çok peygamberler gelip geçti. Þâyet o ölseydi veya öldürülseydi, siz topuklarýnýz üzerinde gerisin geriye mi dönecektiniz?..." (Âl-i Ýmran Sûresi, 144)

(204) el-Buhârî, 5/35; Müslim, 3/ 1416 (Hadis No: 1790); Ýbn Hiþâm, 3/84; Ýbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/154; Zâdü'l-Meâd, 2/234

(205) Ýbnü'l-Esîr, 2/157; Ýbn Hîþâm, 3/88; Zâdü'l-Meâd, 2/235

(206) Kureyþli kadýnlar savaþ alanýnýn tenhalýðýndan yararlanarak, Bedir'de öldürülen yakýnlarýnýn öçlerini almak için þehitlerin kulak ve burunlarýný kesmiþler, karýnlarýný yararak ciðerlerini çýkarmýþlardý.

(207) Bkz. el-Buhârî, 4/26 ve 5/30; Tecrid Tercemesi, 8/457 (Hadis No: 1269) Zâdü'l-Meâd, 2/236-238

(208) Ýbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/162; Zâdü'l-Meâd, 2/246

(209) el-Buhârî, 2/94; Tecrid Tercemesi, 4/655 (Hadis No: 661)

(210/1) Ýbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/164

(210/2) Ýbn Sa'd, Tabakat, 8/82-83; Ýbn Hacer, el-Ýsâbe, 8/51, Kahire, 1972; Ýbn Abdi'l-Berr el-Ýstîab, 4/1811, Kahire, 1960

(211) el-Buhârî, 6/130; Tecrid Tercemesi, 10/166 (Hadis No: 1571) ve 11/338- 339 (1803 No. lu hadisin izâhý); Riyâzü's-sâlihin, 2/98 (Hadis No: 689)

(212) Ýbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/166

samimi

 1- RACÝ' OLAYI (Safer 4 H./ Temmuz 625 m.)

Uhud savaþý'ndan sonra müþriklerin cesâretleri arttýðý için Medine'de Müslümanlarýn güvenliði geniþ ölçüde sarsýldý. Rasûlullah (s.a.s.) bir taraftan gerekli savunma tedbirleri alýyor, bir taraftan da Ýslâm'ý yaymak için her fýrsattan yararlanmaða çalýþýyordu. Müslümanlýðý kabûl edip, dinin hükümlerini ve Kur'an-ý Kerim'i öðrenmek isteyen kabîlelere mürþitler gönderiyordu.

Adal ve Kare kabîlelerinden bir hey'et, Rasûlullah (s.a.s.)'e baþvurarak, kabîlelerine Müslümanlýðý ve Kur'an-ý Kerim'i öðretecek mürþidler gönderilmesini istediler. Rasûlullah (s.a.s.) bunlara Sâbit oðlu Âsým baþkanlýðýnda, 10 kiþi gönderdi. Yolda, Usfan ile Mekke arasýnda Raci' suyu yakýnlarýnda Hüzeyl kabîlesi'nden 100 kiþilik bir çetenin hücûmuna uðradýlar. Mürþitlerden 8'i çarpýþarak þehid oldu, 2'si teslim oldu. Zeyd b. Desine ve Hubeyb b. Adiy adlarýndaki bu iki zâtý Hüzeyl'liler Mekke'ye götürüp sattýlar.(213)

Zeyd'i, Bedir Savaþý'nda öldürülen babasý Ümeyye'nin öcünü almak için, Ümeyye oðlu Safvan satýn almýþ, öldürülmesini seyretmek üzere bütün Mekke ileri gelenlerini dâvet etmiþti. Ebû Süfyân Zeyd'e yaklaþarak:

-Doðru söyle, hayâtýnýn kurtarýlmasý için, senin yerine Muhammed (s.a.s.)'in öldürülmesini istemez miydin? demiþti.

Zeyd hiç tereddüt göstermeden:

-Asla, Rasûlullah (s.a.s.)'in hayâtý yanýnda, benim hayâtým hiçtir. Benim kurtulmam için deðil O'nun öldürülmesini, Medine'de ayaðýna bir diken batmasýný bile istemem, diye cevap verdi. Bu kuvvetli iman karþýsýnda Ebû Süfyân:

-Gerçek þu ki,hiç kimse, arkadaþlarý tarafýndan Muhammed (s.a.s.) kadar sevilmemiþtir, demekten kendini alamadý.

Hubeyb, Uhud Savaþý'nda Âmir oðlu Hâris'i öldürmüþtü. Babasýnýn intikamýný almak üzere onu da Haris'in kýzý satýn almýþtý. Hubeyb öldürüldüðü esnâda hiç metânetini kaybetmedi. Ýzin alarak, 2 rek'at namaz kýldý. Ölümden korktu da uzattý, demeyesiniz diye kýsa kestim, dedi.(214) O zamandan beri idâm edilen müslümanlarýn, infâzdan önce namaz kýlmalarý âdet olmuþtur.(215)

Dininden dönersen, serbest býrakacaðýz, dedikleri zaman:

-Benim için, Müslüman olarak öldürülmek, dinimden dönmekten daha hayýrlýdýr, diye cevap verdi. Müþrikler tarafýndan bir direðe asýlarak þehid edildi.

Olay. Medine'de duyulunca, Rasûlullah (s.a.s.) ve Müslümanlar son derece üzüldüler. Medine'li Þâir Hassân, Zeyd ve Hubeyb için mersiyeler yazdý. Rasûlullah (s.a.s.)'de:

-"Allah lâyýk olduklarý cezâyý versin" diyerek, cânileri Allah'a havâle etti.

2- MEÛNE KUYUSU FÂCÝASI (Safer 4 H./ Temmuz 625 M.)

Necid Þeyhi Ebû Berâ Mâlikoðlu Âmir, Medine'ye gelerek Rasûlullah (s.a.s.)'e:

-Eðer Necid Bölgesine bir irþât hey'eti gönderirseniz, büyük bir kýsmýnýn Müslüman olacaðýný ümüd ediyorum, dedi. Rasûlullah (s.a.s.):

Necid Bölgesi halkýna güvenemiyorum, diye cevap verdi. Ebû Berâ, mürþitlerin hayatý için kabîlesi adýna kesin teminât verdiðinden, Rasûlullah (s.a.s) Ebû Berâ'nýn kardeþinin oðlu Âmir b. Tufeyl'e bir mektup yazdýrarak, Münzir b. Amr'ýn baþkanlýðýnda 70 kiþilik bir hey'eti Necid Bölgesine gönderdi. Bunlarýn hepsi de Suffe ashâbýndandý. Kafile Medine'den 4 konak uzaklýkta Meûne Kuyusu (Bi'r-i Meûne) denilen yere varýnca, içlerinden Harâm b. Milhân ile Rasûlullah (s.a.s.)'in mektubunu Âmir b. Tufey'le gönderdiler. Âmir mektubu bile okumadan Harâm'ý þehid etti. Hey'etin tamamýný öldürmek üzere kabîlesini (Âmiroðullarýn'ý) teþvik ettiyse de onlar "Biz Ebû Berâ'nýn emân ve sözünü ayaklar altýna alamayýz", diyerek ona uymadýlar. Âmir b. Tufeyl Süleym Kabîlesi'ne mensûp Usayye, Rý'l, Zekvân ve Lihyânoðularý ile Harâm b. Milhân'ýn dönmesini beklemekte olan mürþitler üzerine hücum etti. Hepsi þehid oldu. Ýçlerinden yalnýzca Ka'b b. Zeyd yaralý olarak kurtulmuþtu. O da Hendek Savaþý'nda þehid oldu.

Rasûlullah (s.a.s.)'i, Cibrîl bu fâciadan haberdar etti. Seriyyedeki bütün ashâbýn Rablarýna kavuþtular, Allah onlardan râzý oldu... diye bildirdi. Rasûlullah (s.a.s.) bu fâciadan son derece elem duydu. Tam 40 sabah Rý'l, Zekvân, Usayye ve Lihyanoðullarý için bedduâ etti.(216)

Amr b. Ümeyye ise, olay esnâsýnda develeri otlatmakla görevli olduðu için esir düþmüþ, sonra kurtulmuþtu. Medine'ye dönerken, iki Necidliye rastladý. Þehid edilen arkadaþlarýnýn öcünü almak için bunlarý uyurken öldürdü. Halbuki bunlar, müslümanlarýn himâyesinde olan Âmir oðullarýndandý. Bu sebeple bunlarýn âilelerine diyetleri (kan bedelleri) ödendi.

3- NADÎROÐULLARI GAZVESÝ (Rabiulevvel 4 H./Aðustos 625 M.)

Benî Nadîr Yahûdîleri Medine'ye iki saatlik bir mesâfede oturuyorlardý. Aralarýndaki anlaþma gereðince, Müslümanlarýn ödedikleri diyete, Yahudî kabîlelerinin de katýlmasý gerekiyordu. Âmir oðullarýndan, Amr b. Ümeyye'nin yanlýþlýkla öldürdüðü iki kiþinin diyeti ödenecekti. Rasûlullah (s.a.s.) yanýna ashâbýndan 10 kiþi alarak, diyetten paylarýna düþeni istemek üzere Nadîroðullarý yurduna gitti. Yahudîler, Rasûlullah (s.a.s.)'in teklifini kabul etmiþ göründüler, fakat ayaklarýna kadar geliþini fýrsat sayarak, Rasûlullah (s.a.s.)'e sû-i kast yapmayý planladýlar.

Bir evin gölgesinde oturmakta olan Hz. Peygamber (s.a.s.)'in üzerine, evin saçaðýndan býrakacaklarý büyük bir taþla O'nu öldürmek istediler.(217)

Cenâb-ý Hakk, peygamberini Yahûdîlerin hazýrlýðýndan haberdar etti. Rasûlullah (s.a.s.) oradan ayrýlýp Medine'ye döndü. Yahûdîlerin tuzaðýný ashâbýna bildirdi. Bu davranýþlarýyla Nadîroðullarý anlaþmayý bozmuþlardý. Rasûlullah (s.a.s.), Muhammed b. Mesleme'yi bunlara göndererek 10 gün içinde Medine'yi terk etmelerini, 10 günden sonra kim kalýrsa boynunu vuracaðýný kendilerine bildirdi. Yahûdîler yol hazýrlýðýna baþladýlar. Fakat, münafýklarýn baþý Übeyyoðlu Abdullah:

-"Medine'den çýkmayýn, biz size yardým ederiz, Kurayzaoðullarý da yardým edecek, diye gizlice haber gönderdi. (218) Bu sebeple Nadîroðullarý yol hazýrlýðýndan vazgeçip kendilerini savunmaya karar verdiler.

Rasûlullah (s.a.s.) Rabiulevvel'de Nadîroðullarý yurdunu kuþattý. Nadîroðullarý bir yýllýk yiyeceklerini depo ettikleri kalelerinin saðlamlýðýna güveniyorlard.(219) Kuþatma, 15-20 gün sürdü. Savaþ sokaktan sokaða, evden eve atlayarak devâm etti. Rasûlullah (s.a.s.) Yahûdîlere siper olan, savaþý zorlaþtýran hurma aðaçlarýný kestirdi.(220)

Nadîroðullarý, münâfýklardan da, Kurayzaoðullarýndan da bekledikleri yardýmý görmediler. Muhâsaranýn kaldýrýlmasý için emân dilediler. Berâberlerinde götürebildikleri kadar mal ile Medine'den çýkmalarýna izin verildi. 600 deve yükü eþya ile Medine'den ayrýldýlar. Bir kýsmý Þam'a, bir kýsmý Filistin'e göç etti. Selâm, Kinâne ve Huyey ismindeki reisleri ise Hayber'e sýðýndýlar. Üzüntülerini belli etmemek için, þarkýlar söyleyip, defler çalarak Medine'den ayrýldýlar. Bunlar daha sonra Hendek Savaþý'ný hazýrladýlar.

50 zýrh, 50 miðfer, 340 kýlýç ve diðer bazý mallar ganimet olarak Müslümanlara kaldý. Rasûlullah (s.a.s.) bu ganimetleri muhâcirlere ve yoksullara daðýttý.(221)

Uhud Savaþý'ndan sonra Müslümanlarýn itibârý sarsýlmýþtý. Nadîroðullarý'nýn Medine'den çýkarýlmasýyla, Medine civârýndaki müþrik kabîleleri arasýnda Rasûlullah (s.a.s.) 'in nüfûzu tekrar kuvvetlenmiþ oldu.

4- RASÛLULLAH (S.A.S.)'ÝN HZ. ÜMMÜ SELEME ÝLE EVLENMESÝ

Asýl adý Hind olan Ümmü Seleme, Ebû Ümeyye el-Mahzûmî'nin kýzýdýr. Ýlk kocasý Ebû Seleme Abdullah b. Abdülesed, Abdülmüttalib'in kýzý Berre'nin oðlu olup, Rasûlullah (s.a.s.)'in halazâdesi idi. Kocasý ile birlikte Habeþistan'a hicret etmiþ, ilk çocuðu Seleme orada doðmuþtu.

Ümmü Seleme'nin ilk eþi Ebû Seleme, Uhud Savaþý'nda aldýðý yara sebebiyle vefât etti. Rasûlullah (s.a.s.) Ebû Seleme'yi çok severdi. Vefâtýndan sonra dört çocuðu ile kimsesiz ve himâyesiz kalan eþi Ümmü Seleme'yi nikâhlayarak himâyesi altýna aldý. Ümmü Seleme, fazilet ve olgunluk yönünden Hz. Aiþe'den sonra Ezvâc-ý tâhirâtýn en üstünüydü. Ezvâc-ý tâhirât içinde en son vefât eden, Ümmü Seleme olmuþtur. Hicretin 59'uncu yýlý 84 yaþýnda vefat etmiþ, Baki kabristanýna defnedilmiþtir.

5-ÝÇKÝ VE KUMARIN HARAM KILINMASI

Mekke devrinde içki ve kumar yasaklanmýþ deðildi. Müslümanlardan da içki içen ve kumar oynayanlar vardý. Rasûlullah (s.a.s.) bunlara ses çýkarmýyordu. Ýçki ve kumarýn yasaklanmasý birden bire deðil, tedricen olmuþtur.

Ýçki ile ilgili Kur'ân-ý Kerîm'de 4 âyet vardýr. Mekke'de inen ilk âyetde:

"Hurma ve üzüm aðaçlarýnýn meyvelerinden içki yapar, güzel bir rýzýk edinirsiniz", (en-Nahl Sûresi, 67) buyrulmuþ, içki yasaklanmamýþtýr. Medine devrinde Hz Ömer ve Muâz gibi bazý sahâbe:

-Ey Allah'ýn Rasûlü, içki hakkýnda bize yol göster, çünkü þarab aklý gideriyor, diye Rasûlullah (s.a.s.)'e baþ vurdular: Hicretin 4'üncü yýlý Þevvâl ayýnda:

"Sana içki ve kumarý soruyorlar. De ki: Bunlar da hem büyük günah, hem de insanlara bazý yararlar var, fakat günahlarý menfaatlerinden daha büyük..." (el-Bakara Sûresi, 219) anlamýndaki âyet indi. Ýçkiyi ilk yasaklayan âyet bu oldu. Fakat bu âyetle içki kesinlikle yasaklanmadýðýndan, "günahý var" diye býrakanlar olduðu gibi, "faydasý da var" diye eskisi gibi içenler de vardý.

Abdurrahman b. Avf'ýn verdiði bir ziyâfette dâvetliler içki de içmiþlerdi. Akþam namazýnda cemâte imâm olan zât "el-Kâfirûn Sûresi"ni sarhoþluk sebebiyle yanlýþ okudu. Âyetlerin anlamlarý deðiþti. Bunun üzerine:

"Ey inananlar, ne söylediðinizi bilecek duruma gelmedikçe, sarhoþ iken namaza yaklaþmayýn," (en-Nisâ Sûresi, 43) anlamýndaki âyet indi.

Bir müddet sonra Ensardan Mâlik oðlu Itbâ'nýn ziyâfetinde dâvetliler sarhoþ oldular. Sa'd b. Ebî Vakkas bir þiir okuyarak kendi soyunu övdü, ensârý ise yerdi. Ensârdan bir zât da, sofrada yedikleri devenin çene kemiðini Sa'd'a vurup baþýný yardý. Sa'd, Hz. Peygamber (s.a.s)'e þikâyette bulundu. O zaman:

"Ey Ýnananlar, içki, kumar, tapýnýlmak için dikilmiþ taþlar (putlar), fal oklarý, ancak þeytanýn iþinden birer pisliktir. Bunlardan uzak durun ki, kurtuluþa eresiniz..." (el-Mâide Sûresi, 90) anlamýnda inen âyetle içki ve kumar kesinlikle yasaklandý. Rasûlullah (s.a.s) bu yasaðý hemen ilân ettirdi. Bütün Müslümanlar içkiyi býraktýlar. Evlerinde, dükkânlarýnda bulunan bütün içkileri sokaklara döktüler.

Rasûlullah (s.a.s) Efendimiz içkiyle ilgili olarak:

"Sarhoþ edici bütün içkiler haramdýr." (Müslim,3/ 1575-1576; et-Tâc, 3/141).

"Çoðu sarhoþluk veren içkinin azý da haramdýr" buyurmuþtur. (Ýbn Mâce, es-Sünen, 2/l124 Hadis No: 3392;et-Tâc 3/142)

"Ýçki, bütün kötülüklerin anasýdýr." (Keþfü'l Hafâ, l/382 (Hadis No: 1225, Beyrut 1351) buyurmuþtur.

(191) Ýbnü'l-Esîr, 2/148-149

(192) Ýbn Hiþâm, 3/66-67; Ýbnü'l-Esîr, 2/150; Zâdü'l-Meâd, 2/232

(193) Ýbn Hiþâm, 3/67

(194) Zâdü'l-Meâd, 2/231; Ýbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/150

(195) Bkz. el.Buhârî, 4/26 ve 5/29; Tecrid Tercemesi, 8/457 (Hadis No: 1269); Ýbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/152

(196) Riyâzü's-Salihin Tercemesi, 1/128, (Hadis No: 91); Ýbnü'l-Esîr, 2/152

(197) Bkz. Âl-i Ýmrân Sûresi, 152

(198) el-Buhârî, 4/26-27 ve 5/29-30; Tecrid Tercemesi, 8/457-460 (Hadis No: 1269)

(199) Ýbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/154

(200) el-Buhârî, 5/36,37; Tecrid Tercemesi, 10/216-221 (Hadis No: 1585); Ýbn Hiþâm, 3/75

(201) Müslim, 3/1415, (Hadis No: 1789)

(202) Ýbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/155; Ýbn Hiþâm, 3/77

(203) "Muhammed ancak bir peygamberdir. O'ndan önce de bir çok peygamberler gelip geçti. Þâyet o ölseydi veya öldürülseydi, siz topuklarýnýz üzerinde gerisin geriye mi dönecektiniz?..." (Âl-i Ýmran Sûresi, 144)

(204) el-Buhârî, 5/35; Müslim, 3/ 1416 (Hadis No: 1790); Ýbn Hiþâm, 3/84; Ýbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/154; Zâdü'l-Meâd, 2/234

(205) Ýbnü'l-Esîr, 2/157; Ýbn Hîþâm, 3/88; Zâdü'l-Meâd, 2/235

(206) Kureyþli kadýnlar savaþ alanýnýn tenhalýðýndan yararlanarak, Bedir'de öldürülen yakýnlarýnýn öçlerini almak için þehitlerin kulak ve burunlarýný kesmiþler, karýnlarýný yararak ciðerlerini çýkarmýþlardý.

(207) Bkz. el-Buhârî, 4/26 ve 5/30; Tecrid Tercemesi, 8/457 (Hadis No: 1269) Zâdü'l-Meâd, 2/236-238

(208) Ýbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/162; Zâdü'l-Meâd, 2/246

(209) el-Buhârî, 2/94; Tecrid Tercemesi, 4/655 (Hadis No: 661)

(210/1) Ýbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/164

(210/2) Ýbn Sa'd, Tabakat, 8/82-83; Ýbn Hacer, el-Ýsâbe, 8/51, Kahire, 1972; Ýbn Abdi'l-Berr el-Ýstîab, 4/1811, Kahire, 1960

(211) el-Buhârî, 6/130; Tecrid Tercemesi, 10/166 (Hadis No: 1571) ve 11/338- 339 (1803 No. lu hadisin izâhý); Riyâzü's-sâlihin, 2/98 (Hadis No: 689)

(212) Ýbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/166

(213) Bkz-el-Buhârî, 5/40; Ýbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/167

(214) Bkz. el-Buhârî, 5/41

(215) Ýbn'ül-Esîr, a.g.e., 2/168; Tafsilât için bkz. Riyâzü's-Salih'in, 3/97-101, (Hadis No: 1538)

(216) el-Buhârî, 3/204 ve 5/41-42; Tecrid Tercemesi, 8/305, (Hadis No : 1183)

(217) Ýbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/173

(218) Bkz. el-Haþr Sûresi, 11

(219) Bkz. el-Haþr Sûresi, 2

(220) Bkz. el-Haþr Sûresi, 5; el-Buhârî, 5/ 23; Tecrid Tercemesi, 10/175 (Hadis No: 1576)

(221) Ýbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/174; Târih-i Din-i Ýslâm, 3/215

samimi

 1- BENÎ MUSTALIK GAZÂSI (MÜREYSÝ' SAVAÞI)

(2 Þabân 5 H./17 Aralýk 626 M.)

Mustalikoðullarý Huzâa kabilesindendir. Necid bölgesinde, Medine'ye 9 günlük bir yerde yerleþmiþlerdi. Müslümanlarla iyi geçiniyorlardý. Fakat, Kureyþlilerin teþvikiyle kabîle reisi Ebû Dýrâr oðlu Hâris çevrede yaþayan bedevi kabîlelerle birleþerek Medine'ye baskýn için hazýrlýða baþladý. Rasûlullah (s.a.s) durumu öðrenince, Medine'de Zeyd b. Hârise'yi kaymakam býraktý. 30'u atlý, 1000 kiþilik bir kuvvetle Benî Mustalýk üzerine yürüdü. (2 Þabân 5 H./17 Aralýk 626 M.)

Bedevîler, Müslümanlarýn üzerlerine geldiðini duyunca, korkup daðýldýlar. Hâris'in etrafýnda sâdece kendi kabilesi kaldý.

Benî Mustalýk Müreysi' suyu yanýnda toplanmýþ henüz hazýrlýklarýný tamamlayamamýþtý. Müslüman olmalarý teklif edildi, kabûl etmediler. Fakat Müslümanlarýn düzenli hücûmlarýna karþý duramayýp bir saat içinde daðýldýlar.

Savaþ sonunda, Müslümanlardan bir kiþi þehid oldu, müþrikler ise 10 ölü verdiler. Ayrýca, Müslümanlar ganimet olarak 700 esir, 5000 koyun, 2000 deve ele geçirdiler.

2- RASÛLULLAH (S.A.S.)'IN CÜVEYRÝYE ÝLE EVLENMESÝ

Esirler arasýnda, kabile reisi Hâris'in kýzý Cüveyriye de vardý. Kocasý Safvan oðlu Müsâfî savaþta ölmüþ, kendisi de esir düþmüþtü. Ganimetlerin taksiminde, Sâbit b. Kays'ýn payýna ayrýlmýþtý. Babasý Hâris, Peygamber (s.a.s)'e baþvurarak kýzýnýn þerefinin korunmasýný istedi.

Hz. Peygamber (s.a.s), Cüveyriye'nin bedelini Sâbit b. Kays'a ödeyerek onu serbest býraktý. Cüveyriye kabîlesine dönmedi, kendi isteði ile Rasûlullah (s.a.s)'la evlendi. Bunun üzerine ashâb:

-"Rasûlullah (s.a.s)'in eþinin yakýnlarý esir tutulmaz" diyerek ellerindeki bütün esirleri serbest býraktýlar. Bu sebeple Hz.Âiþe:

-Kavmi için, Cüveyriye kadar hayýrlý baþka bir kadýn bilmiyorum, demiþtir.(222/1)

Görüldüðü üzere Peygamber (s.a.s) Efendimizin Cüveyriye ile evlenmesinin amacý siyâsî idi. Bu evlilik sebebiyle,bütün esirler fidye ödemeden serbest býrakýldýlar. Mustalýkdðullarý daha sonra toptan Müslüman oldu.

3- TEYEMMÜMÜN MEÞRÛ KILINMASI

Rasûlullah (s.a.s) her sefere çýkýþýnda, aralarýnda kur'a çekerek hanýmlarýndan birini yanýnda götürürdü. Benî Mustalýk Gazâsýnda, Hz. Âiþe'yi götürmüþtü. Dönüþte, bir gece konak yerinden hareket edileceði sýra Hz. Âiþe'nin gerdanlýðýnýn kaybolduðu anlaþýldý. Rasûlullah (s.a.s), aranmasýný emretti, bu yüzden hareket gecikti. Derken sabah namazý vakti oldu. Oysa abdest için yanlarýnda yeterli su yoktu. Zamanýnda hareket edilebilseydi, su baþýna yetiþilecekti. Namaz vakti çýkacak, diye herkes telâþ içindeydi. Hz. Ebû Bekir, bu hâle sebep olan kýzý Âiþe'yi azarlamýþ hatta hýrpalamýþtý. Ýþte Müslümanlar böyle bir sýkýntý içindeyken, su bulunmadýðýnda temiz toprakla teyemmüm yapýlacaðýný bildiren âyet indi.(222/2) Müslümanlar son derece sevindiler, hemen teyemmüm yaparak namazlarýný kýldýlar.

Hareket edileceði sýrada, gerdanlýk bulundu. Hz.Âiþe'nin çökmüþ olan devesinin altýnda kalmýþtý.(223)

4- ÝFK (ÝFTÝRA) OLAYI (224)

Mureysi' Savaþý dönüþünde, bir konaklama sýrasýnda Hz Âiþe kazâ-i hâcet için mahfesinden* çýkarak, konaklama yerinden uzaklaþmýþtý. Bu sýrada Yemen boncuðundan yapýlmýþ gerdanlýðý düþmüþ, onu ararken gecikmiþti. Dönüþünde, kafileyi yerinde bulamadý. O'nu mahfesinde sandýklarý için, beklemeyip hareket etmiþlerdi.

Hz. Aiþe, -mahfede olmadýðým anlaþýlýnca,- beni ararlar, diye olduðu yerde beklerken, arkadan askerin býraktýðý þeyleri toplamakla görevlendirilen Safvân b. Muattal geldi. Hz. Âiþe'yi görünce, devesini çöktürdü; Hz.Âiþe bindi. Safvân deveyi önünden çekerek ilerledi. Öðle sýcaðýnda baþka bir konak yerinde kafileye yetiþtiler.

Münâfýklar bu olayý fýrsat bildiler. Hz. Âiþe tamâmen örtülü olduðu ve Safvân ile aralarýnda konuþma bile geçmediði halde, Hz. Âiþe'nin iffetine iftirâ etmekten çekinmediler. Rasûlullah (s.a.s) son derece üzüldü. Hz. Âiþe kederinden hastalandý. Sonunda masûm olduðu âyetle bildirildi.(225) Ýftirâcýlara da "hadd-i kazf"(iffetli kimselere iftira cezâsý) uygulandý. Her birine 80'er deynek vuruldu.(226)

5- HENDEK SAVAÞI (Þevval 5 H./ Þubat 627 M.)

Mü'minler, müttefik düþman birliklerini

gördüklerinde, "Ýþte Allah ve Rasûlünün

bize vâdettiði þey budur. Allah ve Peygamber doðru söylemiþtir" dediler. Bu, onlarýn imân ve teslimiyetlerini artýrmaktan baþka bir þey yapmadý."

(el-Ahzâb Sûresi, 22)

Bir taraftan karþý tarafa geçmeyi engelleyen derin ve uzun çukara"hendek" denir. Medine'yi savunmak üzere, çevresine hendek kazýldýðý için bu savaþa, "Hendek Gazvesi" denildiði gibi, bir çok müþrik ve Yahûdî kabîlesi, Müslümanlara karþý birleþtiði için" Ahzâb Harbi" de denilmiþtir.

"Ahzâb", "hýzb" kelimesinin çoðuludur. Hizb, ayný düþünce, inanç ve kanaatý paylaþan insan topluluðu demektir.

a) Yahûdîlerin Müþriklerle Ýþbirliði

Medine'den sürülen Benî Nadîr Yahûdîlerinin reisleri, Hayber'e saðýnmýþlarý. Müslümanlardan öc almak istiyorlardý. Baþta Ahtaboðlu Huyey olmak üzere, 20 kadar Yahûdî lideri 70 kiþilik bir hey'et ile Mekke'ye gittiler.

-Müslümanlar gün geçtikçe kuvvetleniyor. Onlara kýrþý birlikte hareket etmeliyiz. Biz savaþ için hazýrýz. Medine'deki Benî Kurayzalý kardeþlerimiz de savaþta Müslümanlarý arkadan vuracak... diye müþriklere iþbirliði teklif ettiler. Kendileri "ehl-i kitab" ve tek tanrý inancýnda olduklarý halde, putperest müþriklere hoþ görünmek için:

-"Sizin tuttuðunuz yol, (sizin dininiz) Müslümanlarýnkinden daha doðru..."(227) dediler. Daha sonra Mekke dýþýndaki Gatafan, Esed, Kinâne, Süleym, Fezâre, Mürre, Eþca ve Eslem... gibi bedevi Arap kabileleriyle görüþtüler. Hayber'in bir yýllýk hurma mahsûlünü vermeði va'd ederek, onlarýn da savaþa katýlmalarýný saðladýlar.

Mekke'liler 300'ü atlý, 1500'ü develi 4000 kiþilik bir kuvvet hazýrladýlar. Mekke dýþýndaki bedevî kabîlelerin katýlmasýyla ordunun sayýsý 10 bine ulaþtý. Þimdiye kadar böyle bir kuvvet toplanmamýþtý. Medine'yi basýp Müslümanlýðý yok edeceklerdi. Ordunun baþkomutaný Ebû Süfyân idi.

b) Medine Çevresine Hendek Kazýlmasý

Rasûlullah (s.a.s.) Mekke'deki hazýrlýklarý, Kureyþ ordusu henüz hareket etmeden haber aldý. Ashâbýný toplayarak, bu korkunç saldýrýya nasýl karþý koyacaklarýný istiþâre etti. Müzâkere sýrasýnda, aslen Ýranlý olan Selmân (Selmân-ý Fârisî):

-Yâ Rasûlallah, Ýran'da düþman saldýrýsýndan korunmak için, þehrin etrâfýna, hendek kazarlar. Biz de öyle yapalým, dedi.

Esâsen Medine'nin üç tarafý, evlerin yüksek dýþ duvarlarý, yalçýn kayalýklar ve sýk hurmalýklarla çevrilmiþti. Düþman saldýrýsýna karþý, sadece kuzey yönü açýktý. Bu tarafa da, düþmanýn geçemeyeceði derinlikte bir hendek kazýlýrsa, savunma kolaylaþýrdý.

Arablarca bilinmeyen bu savunma þekli uygun görüldü. Saldýrýya elveriþli olan kuzey tarafda hendek kazýlacak yer iþâretlendi.

Rasûlullah (s.a.s.), ashâbýný 10'ar kiþilik gruplara ayýrdý. Her grubun kazacaðý kýsmý belirledi. Mevsim kýþ, hava soðuktu. Esen rüzgâr, hendekte çalýþanlarýn ellerini ayaklarýný âdeta donduruyordu. Medine'de kýtlýk vardý. Müslümanlar üç gün bir þey yemeden aç çalýþtýlar.* Rasûlullah (s.a.s.) bile açlýktan karný üzerine taþ baðlamýþtý.(228) Ashâbla birlikte Hz. Peygamber (s.a.s.) bizzât toprak kazýyor, açlýða, soðuða, yorgunluða karþý gayretlerini artýrýcý sözler söylüyordu. Bir ara, sert bir kaya çýkmýþ, kimse parçalayamamýþtý. Rasûlullah (s.a.s.) hendeðe indi, ilk vuruþta, kayanýn üçte biri koptu. Hz. Rasûlullah (s.a.s.):

-Allâhü Ekber, bana Þam'ýn anahtarlarý verildi. Þu anda Þam'ýn kýrmýzý köþklerini görmekteyim, dedi. Ýkinci vuruþta kayanýn yarýsý daha koptu. Rasûlullah (s.a.s.):

-Allâhü Ekber, bana Fars ülkesinin anahtarlarý verildi. Þu anda, Kisrânýn beyaz köþklerini görmekteyim, buyurdu. Üçüncü darbede kaya, tamâmen parçalandý. Rasûl-i Ekrem (s.a.s.):

-Allâhü Ekber, bana Yemenin anahtarlarý verildi. Þimdi ben San'a'a'nýn kapýlarýný görüyorum, buyurarak bütün bu ülkelerin pek yakýnda Müslümanlarýn olacaðýný müjdeledi.(229) Münâfýklar, Rasûlullah (s.a.s.)'in bu müjdelerini, hayal sayýyorlardý.

"Münafýklar ve kablerinde hastalýk olanlar: Allah ve Rasûlü bize sâdece kuru vaadlerde bulundular, diyorlardý." (Ahzâb Sûresi, 12)

Açlýða, soðuða ve her türlü sýkýntýya raðmen, yaklaþýk 5,5 km, uzunlukta bir atýn karþýya sýçrayamayacaðý geniþlik ve derinlikte kazýlan hendek, düþman gelmeden önce, iki hafta içinde tamamlandý.

c) Müþriklerin Medine'yi Kuþatmasý

Müþrikler, Medine önünde, þimdiye kadar benzerini görmedikleri derin bir hendekle karþýlaþýnca, þaþýrdýlar. Bir hamlede Medine'yi alt üst edip, Müslümanlarý yok edeceklerini hayâl etmiþlerdi. Bunun kolay olmayacaðýný gördüler. Hendek boyunca, aþaðý-yukarý ilerlediler, geçecek bir yer bulamadýlar. Sonunda, Kureyþliler hendeðin batý kýsmýna, Bedevî kabîleler de doðu kýsmýna karargâh kurdular. Böylece Medine'yi kuþattýlar. (Þevvâl 5 H./Þubat 627M.)

d) Sýkýntýlý Günler

10 bin kiþlik müþrik ordusu karþýsýnda, Müslümanlarýn sayýsý 3 bin kadardý.Yalnýzca 36 atlarý vardý. Önlerinde hendek, arkalarýnda ise Sel` Daðý bulunuyordu. Ancak Benî Kurayza anlaþmayý bozar da müþriklerle iþbirliði yaparsa, Müslümanlar çok tehlikeli bir duruma düþeceklerdi. Bu takdirde, Müslümanlar Hendek önünde düþmanla uðraþýrken, Yahûdîlerin Medine'yi basýp, kadýnlarý ve çocuklarý kýlýçtan geçirmeleri mümkündü.

Karþýlýklý ok ve taþlarýn atýlmasýyla baþlayan kuþatma, aralýksýz 27 gün sürdü. Müslümanlar açlýk ve sefâlet içinde, zor ve sýkýntýlý günler geçirdiler. Savaþýn en tehlikeli bir ânýnda, Benî Nadir Reisi Ahtab oðlu Huyey'in teþvikiyle Benî Kurayza Yahûdîleri de anlaþmayý bozup, müþriklerle iþbirliðine baþladýlar. Rasûlullah (s.a.s.)'in nasihat için kendilerine gönderdiði Evs kabilesi Reisi Sa'd b. Muâz'ý dinlemediler. Düþmanlýklarýný açýkça bildirdiler.

Müslümanlar, hendek önünde 10 bin kiþilik müþrik ordusuna karþý durmaða çalýþýrken, bir yandan da, Medine'yi Yahûdîlerin baskýnýndan korumak zorunda kaldýlar. Böyle tehlikeli bir anda, münâfýklar da bozgunculuða baþladýlar. Hem savaþý býraktýlar, hem de askerin mâneviyâtýný sarsýcý propaganda yaptýlar.(230)

Kuþatmanýn uzayýp gitmesi, müþrikleri de usandýrdý. Mevsim kýþ, havalar soðuktu. Esâsen onlar, böyle günlerce sürecek bir kuþatma için deðil, bir kaç saatte sonuca ulaþýlacak bir zafer için gelmiþlerdi. Ýþi bir an önce bitirmek için bütün güçleriyle genel bir hücûma geçtiler. Bir taraftan Müslümanlarýn üzerine ok yaðmuru yaðdýrýrken içlerinden (Dýrâr, Cübeyre, Nevfel, Amr b. Abdivedd gibi) bir kaç tanesi de, elveriþli bir yerden atlarýyla hendeði geçtiler. Bunlarýn her biri, Araplar arasýnda bin kiþiye denk sayýlýyordu. En meþhûrlarý olan Amr b. Abdivedd mübâreze sonuda Hz. Ali tarafýndan öldürüldü; diðerleri kaçtýlar. Nevfel kaçarken hendeðe düþtü ve Hz. Ali'nin kýlýcýyla can verdi.

Ertesi gün, savaþýn en çetin günü oldu. Bir taraftan müþrikler, diðer taraftan Benî Kurayza Yahûdîleri hücûma geçtiler, aralýksýz akþama kadar ok yaðmurunu sürdürdüler. Rasûlullah (s.a.s.) ve Müslümanlar, o gün namaz kýlmak için bile fýrsat bulamadýlar. Öðle, ikindi ve akþam namazlarýný, yatsýdan önce, tek ezanla, tertip üzere kazâ ettiler.(231)

e) Harb Hiledir

Gatafan Kabilesinden Nuaym b. Mes'ûd, bu sýrada müslüman olmuþtu. Bundan kimsenin haberi yoktu. Rasûlullah (s.a.s.)'la gizlice görüþerek, müþriklerle Yahûdîlerin arasýný açmak için izin istedi. Rasûlullah (s.a.s.):

-Harp hiledir*, yapabilirsen yap, buyurdu. Nuaym önce Benî Kurayza'ya gitti.

-Benim size olan dostluðumu bilirsiniz. Sizin için endiþe ediyorum. Mekkeliler bu iþten usandý, býrakýp giderlerse, Müslümanlar karþýsýnda yapayalnýz kalacaksýnýz. O zaman hâliniz nice olur? Onlardan bir kaç rehin isteyin, aksi halde yardým etmeyin... dedi. Sonra Ebû Süfyân'a geldi:

-Duydun mu, Benî Kurayza anlaþmayý bozduðuna piþman olmuþ. Sizi býrakýp giderler diye, Müslümanlarla yeniden anlaþmaya baþlamýþ. Sizden rehin alýp, onlara teslim etmeði vadetmiþ, dedi. Ebû Süfyân esâsen Yahûdîlere pek güvenemiyordu. Ertesi gün, denemek için Yahûdîlerden yardým istedi. Yahûdîler hemen rehin istediler. Ebû Süfyân isteklerini kabûl etmeyince, her iki taraf da:

-Nuaym doðru söylemiþ, dediler. Aralarýnda güven kalmadý. (232)

f) Rasûlullah (s.a.s.)'in Duâsý ve Kuþatmanýn Sona Ermesi

Rasûlullah (s.a.s.), o sýkýntýlý gün:

-Allah'ým, ey Kur'ân'ý indiren ve hesâbý tez gören Rabbým; Þu Arap kabîlelerini daðýt, topluluklarýný boz, iradelerini sars. (233) diye duâ etti. Duâsý bitince, Rasûlullah (s.a.s.)'in yüzünde sevinç eseri görüldü. Rabb'ýmýn yardým va'dini size müjdelerim, buyurdu. Ýþte o akþam, âyet-i celîle ve hadis-i þerifte bildirilen "sabâ rüzgârý" esmeðe baþladý.(234) Fýrtýna ve kasýrga çadýrlarý söküp uçurdu, yemek kazanlarý devrildi, ocaklar söndü, develer ve atlar birbirine karýþtý. Müþriklerin aðýzlarý, burunlarý, gözleri toz-toprakla doldu. Karargâhlarý alt üst oldu. Ortalýðý dehþet kapladý. Neye uðradýklarýný bilemediler.

Müþriklerin mâneviyâtý iyice bozulmuþtu. Ýçlerine korku düþtü. Uzun süren ve hiç bir sonuç alýnamayan kuþatmadan usanýp bezmiþlerdi. Ebû Süfyân:

-"Ben dönüyorum, siz de gelin, diyerek devesine bindi. Mekke'nin yolunu tuttu. Diðerleri de onu izlediler.

Panik pek âni ve þuursuzca olmuþtu. Bu yüzden, müþrikler pek çok techizât, gýda maddesi ve eþyayý toplayamadan çekildiler. Sabah olunca, Müslümanlar düþmandan kalan eþyâyý ve saða-sola daðýlan develeri toplayýp ordugâhlarýna getirdiler. Ebû Süfyân'ýn Yahûdîlerden aldýðý 20 deve yükü hurma da ele geçen ganimetler arasýndaydý. Böylece, Müslümanlar hem kuþatmadan, hem de açlýk sýkýntýsýndan kurtuldular.

Kur'an-ý Kerîm'de bu durum þöle anlatýlmaktadýr:

"Ey inananlar, Allah'ýn size olan nimetlerini hatýrlayýn. Üzerinize ordular gelmiþti, Biz de onlarýn üzerine rüzgâr ve sizin göremediðiniz ordular (Melekler) göndermiþtik." (el-Ahzâb Sûresi.9)

"Allah, kâfirleri hiçbir zafer elde edemeden, kin ve öfkeleriyle geri çevirdi. Savaþta mü'minlere Allah'ýn yardýmý yetti. Allah yegâne kuvvetli ve galib olandýr." (el-Ahzâb Sûresi, 25)

Bu savaþta, müþriklerden 4 kiþi ölmüþ, Müslümanlardan 5 kiþi þehid düþmüþtür. Savaþtan sonra Rasûlullah (s.a.s.):

-"Bundan sonra sýra bizde. Müþrikler artýk üzerimize gelemeyecek, biz onlarýn üzerine gideceðiz." buyurdu.(235) Gerçekten de öyle oldu.

6- KURAYZAOÐULLARI GAZVESÝ (Zilkade 5 H,/Mart 627 M.)

a) Savaþýn Sebebi

Rasûlullah (s.a.s.) Medine'deki Yahûdî kabîleleriyle ayrý ayrý anlaþmalar yapmýþtý. Bunlardan Kaynuka ve Nadîroðullarýnýn, anlaþma hükümlerine uymadýklarý için Medine'den çýkarýldýklarýný daha önce görmüþtük. Kurayza oðullarý ise, Uhud Savaþ'ýndan sonra anlaþmayý yeniledikleri için yerlerinde kalmýþlardý.

Hendek Savaþýnda, Benî Kurayza Yahûdîleri önce anlaþmaya baðlý kaldýlar. Hendek kazýlýrken, kazma, kürek gibi âletler vererek Müslümanlara yardýmcý oldular. Ancak, savaþýn en tehlikeli bir ânýnda, Benî Nadîr Reisi Huyey b. Ahtab'ýn teþvikiyle anlaþmayý bozdular. Müslümanlarla birlikte Medine'yi savunmalarý gerekirken, müþriklerle birlikte, Müslümanlara karþý savaþa girdiler.(236) Böylece vatana ihânet suçu iþlediler. Rasûlullah (s.a.s.)'in nasihat için gönderdiði Evs Kabilesi Reisi Sa'd b. Muâz'ýn sözlerine de kulak asmadýlar. Hz. Peygamber (s.a.s.) hakkýnda çirkin sözler söyleyerek düþmanlýklarýný açýkça ilân ettiler. Ancak, Benî Kurayza'dan yaptýklarýnýn hesâbý sorulacaktý. Bu sebeple, Hendek Savaþýndan Medine'ye döner dönmez, Benî Kurayza üzerine sefer emri verildi.

Rasûlullah (s.a.s.) Hendek Savaþý'ndan dönmüþ silahlarýný çýkarmýþ, üzerindeki toz-topraðý temizlemek için, gusletmek istemiþti. Bu esnâda Cibrîl (a.s.) at üstünde ve toz-toprak içnde geldi:

-"Aa, silahýný çýkardýn mý; vallâhi biz melekler çýkarmadýk. Haydi, þunlarýn üzerine yürü", diye Kurayzaoðullarýný iþâret etti. (237) Rasûlullah (s.a.s.) derhal Benî Kurayza'ya sefer ilân etti. Ashâbýn sür'atle yola çýkmalarýný saðlamak için,

-Hiç kimse ikindi namazýný sakýn baþka yerde kýlmasýn, ancak Benî Kurayza yurdunda kýlsýn, buyurdu.

Ashâbýn bir kýsmý bu emrin zâhirine uyarak, namazlarýný Benî Kurayza yurduna varýnca kýldýlar. Bir kýsmý da Peygamber (s.a.s.)'in maksadý, acele etmemizi saðlamaktýr, diyerek, vakit çýkmadan yolda kýldýlar. Hz. Rasûlullah (s.a.s.) her iki zümrenin yaptýðýný da hoþ gördü.(238)

Müslümanlarýn toplanmasý yatsýya kadar devâm etti sayýlarý 3 bini buldu. Müslümanlarýn üzerlerine geldiðini görünce sövüp-sayarak kalelerine çekilen Beni Kurayza'nýn sayýsý 900 kadardý.

b) Benî Kurayza'ya Verilen Cezâ

Kuþatma 25 gün sürdü. Kurayzaoðullarý anlaþmayý bozduklarýna piþman oldular. Diðer Yahudî kabileleri gibi Medine'den çýkýp gitmek için izin istediler. Fakat Hz. Rasûlullah (s.a.s.) kayýtsýz þartsýz teslim olmalarýný istedi. Reisleri Ka'b b. Esed'in baþkanlýðýnda toplandýlar. Ka'b:

-"Tevratta bildirilen son peygamberin bu olduðu anlaþýldý. Müslüman olup kurtulalým, dedi Yahûdîler:

-Biz Tevrat üzerine baþka kitab kabul etmeyiz, dediler, Ka'b:

-Öyleyse,kadýnlarý ve çocuklarý öldürelim. Sonra kaleden çýkýp çarpýþalým, belki baþarýrýz, dedi. Onlar:

-Çoluk-cocuðumuz öldükten sonra, yaþamanýn ne önemi var, diye cevâp verdiler. Ka'b:

-O halde, yarýn cumartesi, Müslümanlar bizden emîndir. Ansýzýn hücûm edelim, onlarý gafil avlayalým, dedi.

-Biz cumartesinin hürmetini bozamayýz, diye reddettiler. Sonunda kayýtsýz þartsýz teslim oldular. Ancak haklarýnda Evs Kabilesi Reisi Sa'd b. Muâz'ýn hüküm vermesini istediler.

Benî Kurayza, Evs kabilesinin himâyesindeydi. Bu yüzden, Sa'd b. Muâz'ýn hakemliðini istiyorlardý. Sa'd, hastaydý. Hendek Savaþý'nda kolundan okla yaralandýðý için tedâvi görüyordu. Haberi alýnca geldi.

-Kur'an-ý Kerîm'e göre mi, yoksa kendi kanunlarýna göre mi hüküm vermemi istiyorlar, diye sordu. Yâhudîler, kendi kanunlarýna göre hüküm verilmesini istediler. Sa'd da Tevrât'a göre karar verdi.(239)

a) Savaþabilecek durumdaki erkeklerin öldürülmesine,

b) Kadýnlarýn ve çocuklarýn esir edilmesine,

c) Bütün mallarýnýn da zaptedilmesine hükmetti.

Rasûl-i Ekrem (s.a.s.):

"Ey Sa'd, Allah'ýn rýzâsýna uygun hükmettin" buyurdu. (240) Yahudiler de karârýn Tevrât'a uygun olduðunu itirâf ettiler. Sa'd'in bu hükmü, Tevrât'ýn Tesniye kitabýnýn 20. Babýnýn 10-14 üncü âyetlerine uygun düþmüþtü. Bu gün de vatana ihânet edenlere ölüm cezâsý verilmektedir.

Benî Kurayza hakkýndaki hükmü Hz. Ali ve Hz. Zübeyr icrâ ettiler. Kazýlan büyük bir hendeðin kenarýnda 600 kadar Yahûdînin birer birer boyunlarýný vurup hendeðe attýlar. Ýçlerinden 4 tanesi Müslüman olup hayatlarýný kurtardýlar. Benî Nadîr Reisi Huyey b. Ahtab ile Benî Kurayza Reisi Ka'b b. Esed de öldürülenler arasýndaydý.

Benî Kurayza'nýn mallarý, mücâhidlere paylaþtýrýldý. Arâzisi ise, ensarýn rýzâsiyle muhâcirlere verildi.

"Allah, Ehl-i Kitab'dan müþrikleri destekleyen (Benî Kurayza Yahûdî)lerini kalelerinden indirmiþ, kalblerine korku salmýþtý. Onlarýn kimini öldürüyor, kimini de esir alýyordunuz. Yerlerini yurtlarýný, mallarýný ve henüz ayaðýnýzý bile basmadýðýnýz topraklarý Allah size mirâs olarak verdi. Allah her þeye kadirdir ". (el-Ahzâb Sûresi, 26-27)

7- RASÛLÜLLAH (S.A.S.)'ÝN CAHÞ KIZI ZEYNEB'LE EVLENMESÝ:

Zeyneb, Rasûlullah (s.a.s.)'in öz halasý Ümeyme'nin kýzýdýr. Abdülmuttalib'in torunudur. Hz Peygamber (s.a.s.), Zeyneb'i azadlýsý Zeyd b. Hârise'yle evlendirmiþti. Dindar olmasýna raðmen, azadlý bir kölenin eþi olmak Zeyneb'e aðýr geldi. Asâlet ve güzelliðini ileri sürerek, dâima Zeyd'in kalbini kýrdý. Bu yüzden, Rasûlullah (s.a.s.)'in:

-"Eþini tut, Allah'tan kork" (241) emrine raðmen, sonunda Zeyd O'nu boþadý.

Esâsen gerek Zeyneb, gerek kardeþi Abdullah bu evliliði baþlangýçta istememiþler, "halanýzýn kýzýný azadlýnýza mý lâyýk görüyorsunuz?" demiþlerdi. Fakat:

-"Allah ve Rasûlü, bir þeye hükmettiði zaman, mü'min erkek ve mü'min kadýn için muhayyerlik yoktur." (el-Ahzâb Sûresi, 36) anlamýndaki âyet inince, istemeyerek rýzâ göstermiþlerdi. Çünkü Zeyneb, Kureyþ'in Hâþimî kolundandý. Soylu bir kadýndý. Ýslâm'dan önceki Arap örfüne göre soylu bir kadýn, azadlý da olsa, bir köleyle evlenemezdi. Onlar, Zeyneb'in Rasûlullah (s.a.s.)'la evlenmesini istiyorlardý. Oysa Ýslâm Dini bütün insanlarý, yaratýlýþ bakýmýndan eþit saymýþtý.(242)

Hz. Peygamber (s.a.s.), öz halasýnýn kýzý Zeyneb'i azadlýsý ve evlâdlýðý Zeyd ile evlendirerek, Araplarýn yanlýþ anlayýþýný yýkmýþ oldu.

Diðer taraftan, Rasûlullah (s.a.s.), peygamberliðinden önce Zeyd'i evlâd edinmiþti. Arablarýn örfüne göre, evlâdlýk öz çocuk gibi sayýlýr, evlâd edinen kiþinin mirâsçýsý ve mahremi olurdu. Bu sebeple, evlâdlýðýn boþadýðý kadýn, evlâd edinen kiþiyle evlenemezdi. Kur'ân-ý Kerîm Araplarýn bu örfünü hükümsüz saymýþ, evlâdlýk âdetini kaldýrmýþtýr.(243) Bu sebeple, evlâdlýðýn dul kalan eþiyle, babalýðýn evlenmesi helâldir.

Rasûlullah (s.a.s.)'in, Araplarýn bu örfünü de yýkmasý gerekiyordu. Bu sabeple Zeyd'den boþanan Zeyneb'i Allah'ýn emriyle nikâhladý.(244) Böylece hem Zeyneb'i hem de yakýnlarýný memnûn etmiþ oldu.

Görüldüðü üzere, Hz. Peygamber (s.a.s.)'in bu evliliði, dinî hükümlerin uygulanmasý ile ilgilidir.

(222/1) Ýbn Hiþâm, 3/308; Ýbn Sâd, Tabakat, 8/ 177; Ýbn Hacer, el-Ýsâbe, 7/565

(222/2) Bkz. en-Nisâ Sûresi, 43 ve el-Mâide Sûresi, 6

(223) Bkz. el-Buhârî, 1/86); Tecrid Tercemesi, 2/201-204 (Hadis No: Ý)

(224) Olay hakkýnda geniþ bilgi için bkz. el-Buhârî, 3/154 Tecrid Tercemesi, 8/85-112 (Hadis No: 1151); Ýbn Hiþâm, 3/309-321; Ýbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/195-199

(*) Mahfe: Deve ve fil gibi hayvanlarýn üzerinde seyahat edenlerin içine oturduklarý kafesli çadýr veya sepet

(225) en-Nûr Sûresi, 11-13

(226) en-Nûr Sûresi, 40

(227) Bkz. en-Nisâ Sûresi, 51-52

* bk. Riyâzü's-Sâlihîn, 1/543-548 Hadis No: 522

(228) el-Buhârî, 5/45; Tecrid Tercemesi 10/227 (Hadis No: 1588)

(229) Ýbn Hiþâm, 3/230; Ýbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/179; Târih-i Din-i Ýslâm, 3/258-259

(230) Ýçlerinden bir güruh (münâfýklar), Ey Medineliler, tutunacak yeriniz yok, hemen geri dönün, demiþlerdi. Bir kýsmý da Peygamber (s.a.s.)'den evlerimiz düþman saldýrýsýna açýk diye izin istemiþlerdi. Oysa evleri açýk deðildi, sadece savaþtan kaçmak istiyorlardý. (el-Ahzâb Sûresi, 13)

(231) Bu savaþtan baþka, hiçbir olayda Rasûlüllah (s.a.s.)'ýn namazýný geçirdiði nakledilmemiþtir. Burada üç vakit namazýný kazaya býrakmasý, Hendek savaþýnýn ne derece sýkýntýlý ve meþakkatli geçtiðinin en büyük delilidir. Bu yüzden Hz. Peygamber (s.a.s.):

- "Allah onlarýn dünyada evlerini, âhirette kabirlerini ateþle doldursun. Bize ikindiyi kýlacak fýrsat vermediler, nihâyet güneþ battý" diye bedduâ etmiþtir. (el-Buhârî, 5/48 ve 3/233; Tecrid Tercemesi, 2/238 (Hadis No: 353) ve 8/396, (1233 numaralý hadisin izâhý,)

* el-Buhârî, 4/24 (K. el-Cihad, B. 157)

(232) Ýbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/182-184

(233) el-Buhârî, 3/234 ve 5/49; Tecrid Tercemes, 8/395 (Hadis No: 1233)

(234) Bkz. el-Buhârî, 5/47 "Ben sabâ rüzgarýyle yardým olundum, Ad kavmi ise debur (lodos) rüzgârýyla helâk edildi." (bkz.el-Hakka Sûresi, 6)

(235) el-Buhârî, 5/48; Tecrid Tercemesi, 10/230 (Hadis No: 1589); Ýbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/184

(236) el-Ahzâb Sûresi, 26

(237) el-Buhârî, 5/49-51; Tecrid Tercemesi, 8/ 325 (Hadis No: 1191)

(238) el-Buhârî, 5/50; Müslim, 3/1391 (Hadis No: 1770)

(239) Bkz. Tevrât, Tesniye Kitabý, Bab: 20, Ayet:10-14

(240) Bkz. el-Buhârî, 5/50; Tecrid Tercemesi, 10/ 245 (Hadis No: 1591)

(241) Bkz. el-Ahzâb Sûresi, 37

(242) "Allah katýnda en üstününüz, O'na karþý gelmekten en çok sakýnanýnýzdýr". (Hucûrat Sûresi, 13) "Ey insanlar Rabb'ýnýz birdir, babanýz birdir. Arabýn Acem'e (Arab olmayana), Acemin Arab'a, beyazýn siyaha, siyahýn beyaza veya kýzýlderiliye üstünlüðü yoktur. Üstünlük ancak takva iledir." (Müsned-i Ahmed b. Hanbel, 5/ 411; Mecmeu'z-Zevâid, 3/266 ve 8/84)

(243) "Allah evlâtlýklarýnýzý, oðullarýnýz gibi tutmanýzý meþrû kýlmamýþtýr". (el-Ahzâb Sûresi 4)

(244) "... Sonunda Zeyd, eþiyle ilgisini kestiðinde, onu seninle evlendirdik ki, evlâtlýklarý eþleriyle ilgilerini kestiklerinde, onlarla evlenmek hususunda mü'minlere sorumluluk olmadýðý bilinsin." (Ahzâb Sûresi, 37)

samimi

 l- HUDEYBÝYE BARIÞI (Zilkade 6 H./Mart 628 M.)

"Ey Muhammed, Biz sana apaçýk bir zafer saðladýk."

(Fetih Sûresi, 1)

a) Müslümanlarýn Kâbe'yi Ziyâret Arzusu

Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.), Medine'ye hicret edeli 6 yýl olmuþtu. Bu süre içinde Mekke müþrikleriyle, Medine'de bulunan Müslümanlar arasýnda, sýrasýyla Bedir, Uhud ve Hendek Savaþlarý oldu. Mekke müþrikleri Medine'yi basmak, Hz. Rasûlullah (s.a.s.)'i öldürmek, Müslümanlýðý yok etmek için her çâreye baþ vurdular; bütün imkân ve güçlerini ortaya koydular; fakat amaçlarýna ulaþamadýlar. Müslümanlarýn günden güne güçlenmelerine, sayýlarýnýn artmasýna engel olamadýlar.

Ancak Medine dýþýndaki kabîleler, Müslümanlýðýn ne olduðunu yeterince bilmiyorlardý. Kâbe'nin komþusu ve koruycusu olduðu için saygý duyduklarý Kureyþ kabîlesi, kendi içlerinden çýktýðý halde Hz. Muhammed (s.a.s.)'in peygamberliðini kabûl etmemiþ,hatta O'nu yurdundan çýkarmýþlardý. Bu yüzden, Müslümanlýðýn Medine dýþýndaki kabîlelere tanýtýlabilmesi ve geniþ ölçüde yayýlmasýnýn saðlanabilmesi için, Mekke'lilerle barýþ yapýlmasýna ihtiyaç vardý. Rasûlullah (s.a.s.), geçici de olsa Mekkelilerle barýþ yaparak, diðer kabîlelerle serbestçe iliþkiler kurmayý arzu ediyordu.

Diðer taraftan, Mekkeli Müslümanlar, doðup büyüdükleri ve her þeylerini býrakýp ayrýldýklarý yurtlarýný çok özlemiþlerdi. Her namazda yöneldikleri kutsal Kâbe'yi 6 yýldan beri ziyâret edemiyorlardý. Kâbe'yi ziyâret, bütün Müslümanlarýn en büyük ortak özlemleri olumþtu.

b) Rasûlullah (s.a.s.)'in Rüyâsý

Hicretin 6'ýncý yýlý, Rasûlullah (s.a.s.), gördüðü bir rüyâ üzerine(245) hep birlikte Kâbe'yi ziyâret edeceklerini ashâbýna müjdeledi.(246) Hazýrlýklar tamamlandý. Savaþ yapýlmasý yasak olan aylardan Zilkade'nin ilk pazartesi günü (2 Zilkade 6 H./14 Mart 628 M.), yerine Mektûm oðlu Abdullah'ý vekil (kaymakam) býrakarak, ashâbýndan 1400 kiþi ile(247) Medine'den ayrýldý. Hanýmlarýndan Ümmü Seleme de berâberinde bulunuyordu. Maksadý savaþ olmayýp, yalnýzca Kâbe'yi ziyâret etmekti. Mekkelileri telâþlandýrmamak için, ashâbýnýn silah taþýmalarýna izin vermemiþ, sadece yolcu silâhý olarak birer kýlýç almýþlardý. (248) Hac için Mekke'ye gelecek düþman kabîlelerle yolda karþýlaþmamak için, Kâbe ziyâretini hac günlerinden önce yapmayý uygun görmüþtü. Yanlarýndaki 70 kurbanlýk deveyi kýladelediler ve Zülhuleyfe'de "umre" niyyetiyle ihrama girdiler.(249) Yol güvenliðini saðlamak için 20 kadar süvâriyi öncü olarak gönderdiler.

c) Mekkelilerin Tepkisi

Mekkeliler, Hz. Peygamber (s.a.s.)'in Kâbe'yi ziyâret için yola çýktýðýný duyunca telâþlandýlar. Müslümanlarý Mekke'ye sokmamaða karar verdiler. Velîd oðlu Hâlid ve Ebû Cehil'in oðlu Ýkrime'yi 200 süvâri ile öncü olarak gönderdiler.

Resûlullah (s.a.s.), Mekkelilerin bu kararýný önden gönderdiði gözcüleri vasýtasiyle öðrendi. Sað tarafa sapýp, yol güzergâhýný deðiþtirerek, Hudeybiye'ye kadar ilerledi.(250) Rasûlullah (s.a.s.)'in bindiði "Kasvâ" adlý deve burada çöktü, bütün gayretlere raðmen kalkmadý. Müslümanlar:

-Kasvâ harin oldu, çöktü kalkmýyor, diye söylenmeðe baþladýlar. Rasûlullah (s.a.s.):

-"Kasvâ harinleþmez, onun çökme huyu da yoktur. Fakat vaktiyle Fil'in Mekke'ye girmesine engel olan ilahi kudret, þimdi de Kasvâ'yý ilerletmiyor. Allah'a yemin olsun ki, Kureyþ Cenâb-ý Hakk'ýn kutsal kýldýðý þeylere hürmet ve tâzim kasdýyle benden her ne isterse, ne kadar aðýr olursa olsun, istediklerini kabûl edeceðim.. " buyurdu.(251)

d) Barýþ Müzakereleri

Bu sýrada Huzâa kabîlesi reisi Büdeyl çýkageldi. Kureyþin, Müslümanlarý Mekke'ye sokmamak için müþrik kabilelerle anlaþtýðýný ve savaþ hazýrlýðý içinde olduklarýný haber verdi.(252)

Rasûlullah (s.a.s.) savaþ maksadiyle deðil, sâdece Kâbe'yi ziyâret için geldiklerini, daha önce yapýlan savaþlarda Kureyþ'in uðradýðý kayýplarý anlattý.

-Ýsterlerse belirli bir süre onlarla barýþ yapalým. Benimle diðer kabîlelerin arasýný serbest býraksýnlar, (karýþmasýnlar). Eðer ben üstün gelirde, Araplar Ýslâmiyeti kabûl ederlerse, Mekkeliler de isterlerse bu dine girebilirler. Þayet Araplar bana üstün gelirlerse, Kureyþ savaþ külfeti çekmeden istediðini elde etmiþ olur. Aksi halde, Allah'a yemin ederim ki, O'nun yolunda ölünceye kadar onlarla savaþýrým, Allah da yardýmýný gerçekleþtirir, dinini üstün kýlar, buyurdu.(253)

Büdeyl, Rasûlullah (s.a.s.)'den duyduklarýný Kureyþ'e iletti. Kureyþ ileri gelenleri de savaþa taraftar deðildi. Sakif kabilesi reisi Tâifli Mes'ûd oðlu Urve'yi Hz. Peygamber (s.a.s.)'e gönderdiler. Rasûlullah (s.a.s.) Büdeyl'e söylediklerini Urve'ye de anlattý. Urve hem Rasul-i Ekrem (s.a.s.)'le konuþuyor, hem de Müslümanlarýn durumunu ve bütün davranýþlarýný dikkatle tâkip ediyordu. Dönüþünde gördüklerini özetle þöyle anlattý:

-Bilirsiniz ki ben birçok devlet baþkanýný ziyâret ettim, Rum Kayseri, Fars Kisrâsý, Habeþ Necâþi'sinin huzurunda elçi olarak bulundum. Yemin ederim ki, Müslümanlarýn Muhammed (s.a.s.)'e gösterdikleri hürmet, sevgi ve baðlýlýðý bunlarýn hiçbirinin sarayýnda görmedim... Sözlerini dikkatle dinliyorlar. Bir þey sorunca, alçak (hafif) sesle cevâp veriyorlar. Ýsteklerini derhal yerine getiriyorlar. Saygýlarýndan yüzüne dikkatle bakamýyorlar. Abdestinden artan suyu bile,-teberrük için-aralarýnda paylaþýyorlar... Madem ki, bize barýþ teklif ediyor, kabûl edelim, dedi.

Mekkeliler, Urve'nin sözlerinden hoþlanmadýlar. Bir iki elçi daha gidip geldi, fakat hiç bir sonuca varýlamadý.

Rasûlullah (s.a.s.), Kureyþ'ten gelen eçilerle sonuca ulaþýlamadýðýný gördü. Kureyþ'le görüþmek üzere Hz.Ömer'i Mekke'ye göndermeyi düþündü. Ömer:

-Yâ Rasûlallah, Mekkeliler benim kendilerine olan düþmanlýðýmý bilirler, himâyesine sýðýnabileceðim bir yakýným da yok. Osman'ýn Mekke'de akrabasý çok, Ebû Süfyân ile amcazâde. Osman bu iþi benden daha iyi baþarýr, dedi.

Hz. Osman Mekke'ye gitti. Ebû Süfyân ve diðer Kureyþ ileri gelenleriyle görüþtü. Maksatlarýnýn sâdece Kâbe'yi ziyâret olduðunu anlattý. Mekkeliler:

-Hepinizi Mekke'ye býrakýrsak, Araplar, "Kureyþ Müslümanlardan korktu," derler. Fakat istersen Kâbe'yi sen tavâf et, hepiniz birden olmaz, dediler. Hz. Osman, Kâbe'yi Müslümanlardan ayrý olarak ziyâret etmeði kabûl etmedi.

-Rasûlullah (s.a.s.) tavâf etmedikce, ben de etmem, diyerek tekliflerini reddetti. O'nun bu davranýþý Mekkelileri kýzdýrdý, göz hapsine aldýlar ve dönmesine izin vermediler.

2- RIDVÂN BÎATI:

"Allah, mü'minlerden aðacýn altýnda sana bîat ederlerken hoþnud olmuþtur.Gönüllerindekini bilerek onlara güvenlik vermiþ, onlara yakýn bir zafer ve ele geçirecekleri bol ganimetler bahþetmiþtir."

(el-Fetih Sûresi, 18-19)

Hz. Osman'ýn gecikmesi, Müslümanlarý telâþlandýrdý. Öldürüleceðine dâir söylentiler çýktý. Böyle bir ihtimâle karþý Resûlullah (s.a.s.) gereken tedbirleri aldý. Müslümanlarý Allah yolunda yapacaklarý savaþta, canlarýný fedâ etmekten çekinmeyeceklerine dâir, kendisine bîat etmeðe çaðýrdý. "Artýk bunlarla vuruþmadan buradan ayrýlamayýz," buyurdu.

Ýlk biat eden Ebû Sinan el-Esedî oldu. "Rasûlullah (s.a.s.)'in gönlündeki muradý ne ise, onun gerçekleþmesi üzerine biat ediyorum." dedi.

Hudeybiye'de bodur bir aðacýn aldýnda,(254) bütün Müslümanlar sýrayla Rasûlullah (s.a.s.)in ellerini tutarak bîat ettiler. Allah yolunda ölünceye kadar savaþmaða, düþmandan kaçmamaya söz verdiler. Hz. Peygamber (s.a.s.), Hz. Osman adýna da bir elini diðeriyle tuttu, onu da böylece bîata kattý. Yalnýzca Cedd b. Kays adlý münâfýk, devesinin arkasýnda gizlendi, bîata katýlmadý.

Cenâb-ý Hak, Kur'an-ý Kerîm'de, Hudeybiye'de Rasûlullah (s.a.s.)'e bîat eden mü'minlerden hoþnud olduðunu bildirmiþtir. (255) Bu sebeple, Ýslâm Târihinde bu bîata "Rýdvân Bîatý" adý verilmiþtir.

Müslümanlarýn kararlýlýðýný ve Rasûlullah (s.a.s.)'e baðlýlýklarýný gösteren bu bîatýn Mekkeliler üzerindeki etkisi büyük oldu. Derhal Hz. Osman'ý serbest býraktýlar ve Hz. Peygamber (s.a.s.)'le barýþ yapmak üzere Amr oðlu Süheyl baþkanlýðýnda bir hey'et gönderdiler.

a) Barýþ Þartlarý

Uzun müzâkere ve tartýþmalardan sonra kabûl edilen barýþ þartlarý þunlardýr:

1- Müslümanlar bu sene Kâbe'yi ziyâret etmeden dönecekler, bir yýl sonra ziyâret edecekler.

2- Müslümanlar Kâbe'yi ziyâret için geldiklerinde, Mekke'de üç günden çok kalmayacaklar ve yanlarýnda birer kýlýçtan baþka silah bulundurmayacaklar.

3- Müslümanlarýn Mekke'de bulunduðu günlerde, Kureyþliler Mekke dýþýna çýkacaklar, Müslümanlarla temâs etmeyecekler.

4- Mekkelilerden biri Müslümanlara sýðýnýrsa, Müslüman bile olsa, geri verilecek; fakat Müslümanlardan Mekkelilere sýðýnan olursa, geri istenmeyecek.

5- Kureyþ dýþýnda kalan diðer kabileler, iki taraftan istediklerinin himâyesine girmekte ve anlaþma yapmakta serbest olacaklar.

6- Bu anlaþma on yýl geçerli olacak, bu müddet içinde iki taraf arasýnda tecâvüz ve savaþ olmayacak.

b) Barýþ Anlaþmasýnýn Yazýlmasý

Barýþ þartlarýný Rasûlullah (s.a.s) Hz. Ali'ye yazdýrdý. "Bismi'llâhi'r-rahmâni'r-rahîm. Bu anlaþma, Muhammed Rasûlullah ile Kureyþ elçisi Süheyl arasýnda yapýlmýþtýr." diye yazýlmasýna Süheyl itiraz etti.

- "Rahmân" sözünü anlamýyoruz, ayrýca senin Rasûlullah olduðunu kabûl etseydik, bu anlaþmaya gerek yoktu "Bismike'llâhümme (Allah'ým, senin adýnla). Bu anlaþma Abdullah'ýn oðlu Muhammed ile Kureyþ elçisi Süheyl arasýnda yapýlmýþtýr." diye yazýlmasýný istedi.(256/1)

-Rasûlullah (s.a.s) mutlaka barýþý saðlamak istiyordu. Daha iþin baþýnda, "Allah'a yemin olsun ki Kureyþ benden Cenab-ý Hakk'ýn kutsal kýldýðý þeylere hürmet kasdiyle her ne isterse, ne kadar aðýr olursa olsun, isteklerini kabûl edeceðim," buyurmuþtu. Bu sebeple, bütün bu aðýr þartlarý kabûl etti.

Fakat müslümalar son derece üzgündüler. Büyük bir ümit ve heyecanla gelmiþlerdi. Oysa þimdi Kâbe'yi ziyâret edemeden döneceklerdi.

Anlaþmanýn yazýlmasý henüz bitmiþti ki, Süheyl'in oðlu Ebû Cendel, ayaðýndaki zinciri sürükleyerek çýkageldi. Babasý onu Müslüman olduðu için, zincire vurarak hapsetmiþti. Her nasýlsa kurtulmuþ, bin bir güçlükle Mekke'den kaçmýþ, Müslümanlara sýðýnmaða gelmiþti.

Süheyl oðlunun geri verilmesinde isrâr etti. Aksi halde anlaþmayý imzalamadan döneceðini söyledi. Bütün çabalara raðmen, inadýndan dönmedi. Barýþýn saðlanabilmesi için, Ebû Cendel'in müþriklere teslimi gerekiyordu. Çektiði iþkenceleri ve acýklý hâlini anlatarak müþriklerin elinde býrakýlmamasýný isteyen Ebû Cendel'i Rasûlullah (s.a.s):

-Ey Ebû Cendel, biraz daha sabret, pek yakýnda Yüce Rabbým sana ve senin gibilere kurtuluþ yolunu açacaktýr, diye teselli etti.

c) Ashâbýn Üzüntüsü

Fakat bu son durum, artýk Müslümanlarýn üzüntülerini dayanýlmaz hâle getirmiþti. Hepsinin sinirleri gergindi. Hz. Ömer dayanamadý. Rasûlullah (s.a.s) 'ýn huzuruna gelerek:

-Sen Allah'ýn Peygamberi deðil misin? Bizim dinimiz hak deðil mi? Neden bu zilleti kabûl ediyoruz, neden? diye söylendi. Hz. Peygamber (s.a.s):

-Evet ben Allah'ýn Peygamberiyim. Bu yaptýðým iþlerde Allah'a isyan etmiþ de deðilim. O, benim yardýmcýmdýr, diye cevap verdi. Fakat Ömer'in üzüntü ve öfkesi devâm ediyordu.

-Sen bize Kâbe'yi tavaf edeceðiz., demedin mi? diye sordu. Rasûlullah (s.a.s):

-Evet, dedim. Fakat bu sene ziyâret edeceðimizi söylemedim, Tekrâr ediyorum, Kâbe'yi hep beraber tavâf ve ziyaaret edeceðiz, buyurdu.(256/2) Anlaþmanýn imzalanmasýndan sonra Rasûlullah (s.a.s) ashâbýna:

-Haydi, artýk kurbanlarýnýzý kesiniz, sonra týraþ olup ihramdan çýkýnýz, emrini üç defa tekrarladýðý halde, hiç kimse yerinden kýpýrdamamýþtý.(257) Hz Peygamber (s.a.s), ashâbýnýn bu ilgisizliðine üzülerek, eþi Ümmü Seleme'nin yanýna gitti. Ümmü Seleme:

-Yâ Rasûlallah, onlar üzüntülerinden ilgisiz görünüyorlar. Siz kimseyle konuþmadan kendiniz kurbanýnýzý kesin, týraþ olun. Onlar size uyacaklardýr, dedi.

Ashâb, Hz. Peygamber (s.a.s) 'in kurbanýný kesip týraþ olduðunu görünce, hemen onlar da kurbanlarýný kesip, birbirlerini týraþ etmeðe baþladýlar.(258)

d) Hudeybiye Barýþý Aslýnda Zaferdi.

Hudeybiye Barýþý'nýn hemen bütün þartlarý, Müslümanlarýn aleyhine görünüyordu. Fakat barýþýn Müslümanlarýn yararýna ve sonucun lehlerine olacaðýný Rasûlullah (s.a.s) biliyordu. Bu sebeple,barýþý saðlamak için, aleyhlerinde görünen en aðýr þartlarý kabûl etmiþti.

Rasûlullah (s.a.s) barýþ anlaþmasýnýn imzalanmasýndan üç gün sonra Medine'ye döndü. Böylece Müslümanlar Hudeybiye'de 19-20 gün kalmýþ oldular.

Dönüþte yolda "Fetih Sûresi" indi, Cenâb- Hakk Hudeybiye anlaþmasýnýn Müslümanlar için zillet ve yenilgi deðil, aksine zafer olduðunu bildiriyordu.(259)

Gerçekten Hudeybiye anlaþmasý, Müslümanlýðýn Medine dýþýnda yayýlmasýna bir baþlangýç oldu. Mekkeliler o zamana kadar müslümanlara, daðýlýp yok olmaða mahkûm, derme-çatma bir toplululk gözü ile bakýyorlardý. Bu anlaþma ile Müslümanlarý bir devlet olarak tanýmýþ oldular.

Anlaþmadan sonra Müslümanlarla müþrikler arasýnda görüþme ve temâslar arttý. Hz. Peygamber (s.a.s) Ýslâm'ý serbestçe yaymaða baþladý. Hudeybiye musâlahasýndan Mekke'nin fethine kadar geçen 21 aylýk devrede Müslüman olanlarýn sayýsý, Ýslâm'ýn doðuþundan, Hudeybiye Barýþýna kadar geçen 19 yýlda Müslüman olanlarýn sayýsýndan kat kat fazla oldu. Hayber'in ve Mekke'nin fethi gibi zaferler, Hudeybiye musâlahasýný takibetti. Dört yýl sonra, Rasûlullah (s.a.s)'ýn vefâtýnda Müslümanlýk bütün Arab yarýmadasýna yayýlmýþ bulunuyordu.

e) Barýþ Þartlarýnýn Müslümanlar Lehine Dönmesi

Hz. Peygamber (s.a.s.) anlaþmaya baðlý kaldý. Mekkeliler istemedikçe, hiç bir hükmünü tek taraflý kaldýrmadý. Kýsa bir süre sonra, Kureyþ'le aralarýnda anlaþma bulunan Sakîf kabîlesinden Ebû Basîr adýnda biri, Medine'ye gelip Müslümanlara sýðýndý. Ebû Basîr de Ebû Cendel gibi iþkence gören Müslümanlardandý. Mekkeliler, arkasýndan hemen iki kiþi gönderip Ebû Basîr'in iâdesini istediler. Rasûlullah (s.a.s):

-Ey Ebû Basîr, biliyorsun ki, biz Kureyþle bir sözleþme yaptýk, ahdimizi bozamayýz. Biraz daha sabret, Rabb'ým yakýnda bir kurtuluþ yolu açacaktýr, diyerek Ebû Basîr'i Kureyþlilere teslim etti.

Ebû Basîr, Mekke'ye ölüme götürüldüðünü biliyordu. Bu sebeple, bu adamlarýn elinden kurtulmasý gerekiyordu. Yolda, Zülhuleyfe'de(260) yemek için oturdular. Ebû Basîr, bunlara saf ve samîmî göründü. Bir ara:

-Kýlýcýn ne kadar da güzelmiþ, bakmama müsaade eder misin? diyerek, birinin elinden kýlýcý aldý, hemen üzerine atýlýp onu öldürdü; diðeri ise kaçýp kurtuldu.

Ebû Basîr öldürdüðü Kureyþlinin atýna bindi, silahýný kuþandý, tekrar Medine'ye döndü. Rasûlullah (s.a.s)'ýn huzuruna çýkýp:

-"Ey Allah'ýn Rasûlü, siz sözünüzü yerine getirdiniz. Beni onlara teslim ettiniz. Fakat Allah beni kurtardý, dedi. Hz. Peygamber (s.a.s) ona anlaþma þartlarýna göre Medine'de kalmasýnýn mümkün olmadýðýný anlattý. Ebû Basîr Medine'den çýktý. Mekke'ye dönemezdi. Medine'de kalamýyordu. Deniz kýyýsýnda, Mekke- Þam yolu üzerinde "Ýys" denilen bir yere yerleþti. Mekke'de Müslümanlýklarýný gizleyenler ve iþkence görenler, birer, ikiþer kaçýp, Ebû Basîr'in yanýnda toplandýlar. Ebû Cendel de kaçýp buraya geldi. Kýsa zamanda sayýlarý 70'e yükseldi, daha sonra 300 oldular. Mekkelilerin Þam ticâretini önleyecek bir kuvvet hâline geldiler.

Ebû Basîr'in yanýnda toplananlar, Hudeybiye anlaþmasý hükümlerine baðlý deðildiler. Kureyþin Þam ticâret yolu tehlikeye girmiþti. Mekkeliler telâþlandýlar. Anlaþmanýn, Medine'ye sýðýnan Mekkelilerin geri verilmesiyle ilgili maddesini hükümsüz saymaktan baþka çâre yoktu. Baský ile Müslümanlýðýn önlenemeyeceðini anladýlar. Hemen, Hz Peygamber (s.a.s)'e Ebû Süfyan'ý elçi olarak gönderip, bu maddenin kaldýrýlmasýný ve Mekke'den kaçan bütün Müslümanlarýn Medine'ye kabûlünü istediler. Anlaþma yapýlýrken en çok ýsrar gösterdikleri bu madde, gene onlarýn isteðiyle kaldýrýlmýþ oldu.

Peygamber (s.a.s.), Ebû Basîr ve arkadaþlarýný Medine'ye çaðýrdý. Bu sýrada Ebû Basîr ölüm yataðýnda idi. Vefât edince orada defnettiler. Arkadaþlarýný Ebû Cendel toplayýp Medine'ye götürdü. Böylece Kureyþin Þam ticâret yolu açýldý. Müslümanlar da anlaþmanýn en aðýr hükmünden kurtulmuþ oldular.

Hudeybiye Barýþý 2 yýl devâm etti. Anlaþmayý Kureyþ bozdu. Ýki yýl sonra Mekke, Müslümanlar tarafýndan fethedildi. (20 Ramazan 8 H./11 Ocak 630 M.)

3- RASÛLÜLLAH (S.A.S.)'IN ÜMMÜ HABÎBE'YLE EVLENMESÝ

Ümmü Habîbe Ebû Süfyân'ýn kýzýdýr. Mekke Devrinde Müslüman olmuþ ve kocasý Ubeydullah b. Cahþ'la birlikte Habeþistan'a hicret eden ikinci kafileye katýlmýþtý. Alkolik bir adam olan kocasý, Habeþistan'da Hristiyan oldu. Ümmü Habîbe Müslümanlýkta sebât edip kocasýndan ayrýldý. Bu yüzden, yabancý bir ülkede kimsesiz ve himâyesiz kaldý. Henüz müþrik olan babasýnýn yanýna da dönemezdi.

Rasûlullah (s.a.s), Hicretin 6'ýncý yýlý Habeþistan'a bir elçi gönderdi. Habeþ Necâþi'sini vekil yaparak Ümmü Habîbe'yi nikâhladý.(261) Nikâh merâsiminde Câfer Tayyar ve diðer Müslümanlar da bulundu. Nikâhtan sonra Necâþi Ümmü Habîbe'yi Medine'ye gönderdi. Bu evlilikten önce þu âyet inmiþti:

"Allah'ýn, sizinle düþmanlýk gösterdiðiniz kimseler arasýnda dostluk ve sevgi yaratmasý mümkündür." (el-Mümtehine Sûresi,7)

Gerçekten bu evlilikten sonra Ebû Süfyân'ýn, Hz. Peygamber (s.a.s)'e olan düþmanlýðýnda bir yumuþama baþlamýþtýr.

(245) "Andolsun ki, Allah peygamberinin rüyasýnýn gerçek olduðunu tasdik etmiþtir. Allah dilerse, siz güven içinde baþlarýnýzý týraþ etmiþ ve saçlarýnýzý kýsaltmýþ olarak, korkmadan, Mescid-i Haram'a gireceksiniz.." (el-Fetih Sûresi, 27)

(246) Medine civârýndaki henüz Müslüman olmayan Müzeyne, Cüheyne, Gýfâr, Eslem, Eþca', gibi kabileler de birlikte Kâbe'yi ziyâret için dâvet edilmiþlerse de, bunlar Kureyþ'ten çekindikleri için, Müslümanlara katýlmadýlar. (Tecrid Tercemesi, 8/177, 1164 numaralý hadisin izâhý)

(247) el-Buhârî, 5/62-63; Tecrid Tercemesi, 8/ 264 (Hadis No: 1599)

(248) O devirde, çölde yýrtýcý hayvanlara ve çapulculara karþý her yolcunun bir kýlýç bulundurmasý âdet ve zarûri idi.

(249) Umre, ihrâmlý olarak Kâbe'yi tavâf ve ziyâret etmek, Safâ ile Merve arasýnda Sa'y yaptýktan sonra týraþ olarak ihramdan çýkmaktan ibârettir. Umre için belirli bir zaman yoktur, her zaman yapýlabilir. Hac ise belirli zamanda (ancak hac mevsiminde) yapýlýr.

(250) Hudeybiye, Medine'ye 9 konak, Mekke'ye ise 1 günlük mesâfede küçük bir köydür. Adýný, buradaki ayný adý taþýyan bir kuyudan almýþtýr. (Tecrid Tercemesi, 10/258)

(251) Bkz. el-Buhârî, 3/178; Tercid Tercemesi, 8/178 (Hadis No: 1164) Müslümanlarýn indiði yerdeki "Samed" adlý kuyuda çok az su vardý. Herkes almaya baþlayýnca, bir anda suyu tükeniverdi. Susuzluktan þikâyet baþladý. Rasûlüllah (s.a.s.) ok torbasýndan çýkardýðý bir oku, kuyunun dibine koymalarýný emretti. Artýk oradan ayrýlýncaya kadar su sýkýntýsý çekmediler. (bkz. el-Buhârî 3/178 ve 5/62; Tecrid Ter. 8/179 Hadis No: 1164 ve 10/261 Hadis No:1598)

(252) Huzâa kabîlesiyle, Hâþimoðullarý arasýnda câhiliyyet devrinde dostluk vardý. Huzâalýlar bu dostluðu Ýslâmdan sonra da devâm ettirdiler. Müslüman olsun müþrik olsun, bütün Huzâalýlar, Mekke'de olup biteni Rasûlüllah (s.a.s. )'den gizlemezler, gizlice O'na bildirirlerdi.

(253) Bkz. el-Buhârî, 3/79; Tecrid Tercemesi, 8/181 (Hadis No: 1164)

(254) Bu aðaç, müslümanlar arasýnda zamanla kutsal sayýlabilir, düþüncesiyle halifeliði sýrasýnda Hz. Ömer'in emriyle kesilmiþtir. (Tecrid Ter., 10/260)

(255) el-Feth Sûresi, 18

(256/1) Bkz. Tecrid Tercemesi, 8/136-141 (Hadis No: 1158)

(256/2) Hz. Ömer, daha sonra Rasûlüllah (s.a.s.) 'e karþý saygýsýz davrandým diye bu sözlerinden piþmanlýk duymuþtur. (el-Buhârî, 5/67; Tecrid Tercemesi, 10/267; Asr-ý Saâdet, 1/427)

(257) Rasûlüllah (s.a.s.)'in emrini ashâbýn hemen yerine getirmemesi, muhâlefet için deðildi. Þartlarý aðýr olan bu anlaþmanýn vahiy ile kaldýrýlacaðýný, böylece Kâbe'yi ziyâret edebileceklerini ümit ediyorlardý.

(258) Ýslâm bilginleri bu olaydan, fiilî sünnetin, kavlî (sözlü) sünnetden daha kuvvetli olduðu sonucuna varmýþlardýr.

(259) (Ey Muhammed, Hudeybiye anlaþmasýyla) Biz sana apaçýk bir fetih (zafer) verdik. (el-Fetih Sûresi, 1)

(260) Zülhuleyfe Medine'ye bir konak, yaklaþýk 10 km. mesâfede bir yerdir. Medineliler ve Medine'ye uðrayarak hac veye umre için Mekke'ye gidenler ihrama burada girerler. Þimdi bu yere "Abâr-ý Ali" denilmektedir.

(261) Zâdü'l-Meâd, 2/120

samimi

 1- ÝSLÂMA DAVET ÝÇÝN ELÇÝLER GÖNDERÝLMESÝ

"Ya Muhamed! De ki; doðrusu ben, göklerin ve yerin yegâne mâliki, kendisinden baþka ilâh olmayan; dirilten ve öldüren Allah'ýn hepiniz için gönderdiði peygamberiyim..."

(el-A'raf Sûresi, 158)

Hz. Muhammed (s.a.s), daha önceki peygamberler gibi, sâdece Araplarýn veya belli bir toplumun peygamberi deðildir. O'nun peygamberliði umûmîdir. Kýyâmete kadar gelecek bütün insanlara peygamber ve âlemlere rahmet olmak üzere gönderilmiþtir.(262) Bu sebeple Ýslâm'ý her tarafa yaymasý, peygamberliðini bütün dünyaya duyurmasý gerekiyordu. Fakat þimdiye kadar Mekke müþrikleri buna imkân vermemiþlerdi.

Hudeybiye Anlaþmasýyle iki taraf arasýnda barýþ ve güvenlik saðlandý. Artýk, Müslümanlýðýn yayýlmasý için herkese ve her tarafa duyurma zamaný gelmiþti. Rasûlullah (s.a.s) Hudeybiye'den dönünce bu konuyu ashâbýyle istiþâre etti. Büyük ve komþu devletlerin hükümdarlarýyla bazý Arap beyliklerine mektup ve elçi gönderilmesi kararlaþtýrýldý. Kaþýnda "Muhammed Rasûlullah" yazýlý gümüþ bir yüzük yaptýrýldý, mektuplar bununla mühürlendi.(263)

Elçiler ve Gönderildikleri Hükümdarlar

Bizans Kayser'i Hirakliyus'a, Halîfe oðlu Dihyetü'l-Kelbî; Ýran Kisrâ'sý Hüsrev Perviz'e, Huzâfe oðlu Abdullah; Habeþistan Necâþisi Ashame'ye, Ümeyye oðlu Amr; Mýsýr (Ýskenderiyye) Mukavkýsý Çüreyc'e, Ebû Beltea oðlu Hâtýb; Gassan Emîri Hâris b. Ebî Þemmer'e, Vehb oðlu Þuca'; Yemâme Emîri Hevze b.Ali'ye de Amr oðlu Salît elçi olarak mektup götürdüler.(264)

2- HZ. PEYGAMBER (S.A.S.)'ÝN HÜKÜMDARLARA YAZDIRDIÐI MEKTUPLAR

a) Bizans Kayseri'ne Gönderilen Mektûp

"Bismi'llâhi'r-rahmâni'r-rahim... Allah'ýn kulu ve Rasûlü Muhammed (s.a.s.)'den, Rum'un büyüðü Hirakl'e. Hidâyet yoluna uyanlara selâm olsun. Bundan sonra: Ben seni Ýslâm'a ve onu yayma hizmetine dâvet ediyorum. Müslüman ol ki, selâmete eresin, Allah da sana ecrini iki kat versin. Eðer kabûl etmezsen, halkýnýn vebâli senin boynundadýr."

"Ey Ehl-i Kitab! Bizimle sizin aranýzda müþterek bir kelimeye gelin: Ancak Allah'a kulluk edelim. O'na kullukta hiç bir þeyi ortak yapmayalým. Allah'ý býrakýp bir kýsmýnýz diðer kýsmýnýzý Rab edinmesin. Eðer yüz cevirirlerse, 'þâhid olun, biz Müslümanýz' deyin" (Âl-i Ýmrân Sûresi, 64).(265)

Dihye, Rasûlullah (s.a.s.)'in mektubunu Hirakl'e götürdüðü zaman Hirakl Kudüs'te bulunuyordu. Elçiyi iyi karþýladý. Rasûlullah (s.a.s) hakkýnda bilgi edinmek için, bölgede bulunan Arap tâcirlerinin huzûruna getirilmesini emretti.

Mekke'den bir ticâret kafilesi o sýrada bu bölgede bulunuyordu. Kafilede Kureyþ'in reisi Ebû Süfyân da vardý. Ebû Süfyan ve arkadaþlarý getirildiðinde, Bizans'ýn ileri gelen din ve devlet adamlarý, piskoposlar, papazlar Ýmparator Hirakl'in etrâfýnda sýralanmýþlardý. Kayser tercüman vâsýtasiyle:

-Peygamberlik davasýnda bulunan bu zâta, içinizde soyca en yakýn olan kim? diye sordu. Ebû Süfyân:

-Burada nesebce O'na en yakýn benim, diye ilerledi. Kayser Ebû Süfyân'ý arkadaþlarýnýn önüne oturttu. Sorularýma doðru cevâp vermezse, siz düzeltin, dedi. Sonra Ýmparator ile Ebû Süfyân arasýnda þu konuþma geçti:

-Ýçinizde Muhammed (s.a.s.)'in soyu nasýldýr?

-Asil bir soydandýr.

-Memleketinizde ondan önce Peygamberlik davasýnda bulunan oldu mu?

-Hayýr.

-Sülâlesinde hükümdar var mý?

-Hayýr.

-O'nun dinine girenler halkýn eþrâfý mý, zayýflarý mý?

-Çoðunlukla fakir ve zayýf kimseler.

-O'na uyanlar gün geçtikce çoðalýyor mu, azalýyor mu?

-Çoðalýyor.

-Dinine girdikten sonra, beðenmeyip ayrýlanlar oldu mu?

-Olmadý.

-Daha önce yalan söylediði olur muydu?

-Aslâ olmazdý.

-Hiç sözünde durmadýðý oldu mu?

-Olmadý, ancak þimdi biz onunla barýþ yaptýk. Bu müddet içinde nasýl davranacaðýný bilmiyoruz.

-O'nunla hiç savaþtýnýz mý?

-Evet savaþtýk.

-Netice ne oldu ?

-Bazan biz, bazan O kazandý.

-Size ne emrediyor?

-Yalnýz Allah'a kuluk edin, O'na hiç bir þeyi ortak yapmayýn, dedelerinizin taptýðý putlarý býrakýn, diyor. Namaz kýlmayý, doðru ve iffetli olmayý, akrabalýk baðýný kesmemeyi emrediyor.

Bundan sonra imparator sözlerine þöyle devam etti:

Nesebce asîl olduðunu söylediniz. Peygamberler dâima asil soydan gelmiþtir. Ýçinizden daha önce böyle bir davada bulunan olmadýðýný anlattýnýz. O'halde eski bir davanýn peþinde bir kiþi sayýlamaz. Soyunda hükümdar yoktur, dediniz. Bu durumda servet ve saltanat peþinde olduðu da söylenemez. Daha önce kesinlikle yalan söylemediðine þehâdet ediyorsunuz. Ýnsanlara yalan söylemeyen Allah'a karþý da yalan söylemez. O'na imân edenlerin çoðunlukla fakir ve zayýflar olduðunu ifade ettiniz. Peygamberlere ilk uyanlar dâima böyle olmuþtur. O'na uyanlarýn gün geçtikçe arttýðýný söylediniz. Hakk'a uyanlar azalmaz, dâima çaðalýr. Dinine girdikten sonra dönen hiç yok dediniz. Ýmân kalbde kökleþince çýkmaz. Sözünde durduðunu, kimseyi aldatmadýðýný itirâf ettiniz. Peygamberler kimseyi aldatmaz. Sizi ancak Allah'a kulluk etmeðe, O'na hiç bir þeyi ortak koþmamaða dâvet ettiðini açýkladýnýz. Eðer bu söyledikleriniz doðru ise, ayaklarýmýn bastýðý þu topraklar, yakýnda O'nun olacaktýr. Ben bir peygamber geleceðini biliyordum ama, sizden çýkacaðýný sanmazdým. Eðer O'na ulaþabileceðimi bilsem, her zahmete katlanýrdým. Yanýnda olsam, ayaklarýný yýkar, hizmet ederdim. dedi. Sonra mektûbu okuttu.

Ýmparatorun Ebû Süfyânla yaptýðý konuþma, papazlarý kýzdýrmýþtý. Mektup okununca salonda gürültü çoðaldý. Ýmparator iþin kötüye varmasýndan korktu. Elçinin ve Arap tâcirlerin çýkmalarýný istedi. Ben sizin dininize baðlýlýðýnýzýn derecesini anlamak istemiþtim, diyerek tutumunu deðiþtirdi.(266)

Kayser Hirakl'in kalbinde iman kývýlcýmý belirmiþti. Dünya hýrsý ve saltanatýný kaybetme korkusu, bu kývýlcýmý söndürdü. Fakat elçiye saygýsýz davranmadý, hediyeler vererek nezâketle geri çevirdi.

b) Ýran Kisrâ'sýna Gönderilen Mektup

Bismi'llâhi'r-rahmâni'r-rahim. Allah'ýn kulu ve Peygamberi Muhammed (s.a.s.)'den Fars'ýn ulusu Kisrâ'ya. Hidâyete uyanlara, Allah ve Rasûlüne imân edenlere, Allah'tan baþka hiç bir ilah olmayýp O'nun bir tek olduðuna, ortaðý ve benzeri bulunmadýðýna, Muhammed (s.a.s.) 'in O'nun kulu ve rasûlü olduðuna þehâdet edenlere selâm olsun. Ey Kisrâ! Seni Allah'ýn dinine dâvet ediyorum. Çünkü ben, dirileri (Allah'ýn azabýyla) uyarmak, kâfirler üzerine o söz (azab) hak olmak için, bütün insalara Peygamber gönderildim. Ey Kisrâ! müslüman ol ki selâmet bulasýn. Eðer olmazsan, mecûsîlerin günâhý boynuna olsun.(267)

Rasûlullah (s.a.s.), mektubun Kisrâ'ya verilmek üzere, Bahreyn emiri Münzir'e teslimini emretmiþti. Bahreyn, o zaman Ýran'a baðlýydý. Münzir mektubu Kisrâ'ya götürdü. Kisrâ mektubu okuyunca yýrtýp parçaladý. Rasûlullah (s.a.s.) bundan haberdar olunca:

-Parça parça olsunlar, buyurdu.(268)

Çok geçmeden Kisrâ Hüsrev Perviz, oðlu Þirvehy tarafýndan karný deþilerek öldürüldü. Hz. Ömer'in halifeliði sýrasýnda da Kisrâ'nýn imparatorluðu parçalandý, Sâsâni Sülâlesi son buldu. Bütün Ýran topraklarý Müslümanlarýn eline geçti.

c) Habeþistan Necâþisi'ne Gönderilen Mektup

"Bismi'llâhi'r-rahmâni'r-rahîm. Allah'ýn Rasûlü Muhammed (s.a.s.)'den Habeþ Meliki Necâþî'ye. Ey Melik, Müslüman ol. Ben, kendisinden baþka ilâh olmayan, Melik, Kuddûs, Selâm, Mü'min, Müheymin (gibi yüce sýfatlarla muttasýf) Allah'ýn sana olan nimetlerinden dolayý mesrûrum, senin adýna hamdediyorum.

Þehâdet ederim ki, Meryem'in oðlu Ýsâ, Allah'ýn ruhu ve kelimesidir. O'nu hiç evlenmemiþ, tertemiz ve çok iffetli bir haným olan Meryem'e ilka etti. Böylece Meryem Ýsâ'ya hâmile oldu. Âdem'i (anasýz-babasýz) kudretiyle yarattýðý gibi, Ýsâ'yý da (babasýz) olarak ruhundan ve nefhinden yarattý.

Ey Melik! Seni eþi ve benzeri olmayan tek bir Allah'a itâata, bana uymaya ve bana Allah'tan gelene imâna dâvet ediyorum. Çünkü ben Allah'ýn Peygamberiyim. Seni ve askerlerini Allah'ýn dinine çaðýrýyorum. Ben size teblið ve nasihat ettim. Nasihatýmý kabûl edin. Selâm hidâyete uyanlara.(269)

Habeþistan'a hicret etmiþ olan müslümanlardan bir grup ile, Hz. Ali'nin aðabeyi Câfer Tayyar hâlâ dönmemiþlerdi. Rasûlullah (s.a.s.) elçisi vâsýtasiyle bunlarýn gönderilmesini ve Ümmü Habîbe'nin de zât-ý risâletlerine nikâh edilerek, gönlünün hoþ edilmesini istemiþti.

Necâþi, Ümmü Habîbeyi Rasûlullah (s.a.s.)'e nikâhladý. Habeþistan'da bulunan Müslüman muhâcirleri gemiye bindirip gönderdi. Rasûl-i Ekrem'e bir mektup yazarak Müslüman olduðunu da bildiridi.

Rasûlullah (s.a.s.)'e Habeþ Necâþi'sinin Mektubu

"Bismi'llâhi'r-rahmâni'r-rahîm, Allah'ýn Rasûlü Mahammed (s.a.s.)'e Necâþi Ashame tarafýndan. Ey Allah'ýn Peygamberi, kendisinden baþka ilâh olmayan Allah'ýn selâmý, rahmet ve bereketi üzerine olsun.

Ey Allah'ýn Rasûlü, Hz. Ýsâ hakkýndaki açýklamayý hâvi mektubunuz bana ulaþtý. Göklerin ve yerin Rabbý olan Allah'a yemin ederim ki, Hz. Ýsa da, kendisiyle ilgili olarak, zikrettiðinizden ziyâde birþey söylememiþtir. O'nun söyledikleri de, sizin buyurduðunuz gibidir. Bize teblið ettiðiniz þeyleri öðrendik. Amcanýz oðlu (Câfer) ve arkadaþlarýyle tanýþtýk. Ben þehâdet ederim ki sen, Allah'ýn geçmiþ Peygamberleri tasdik eden, sözünde sâdýk Rasûlüsün. Sana bîat ettim, (daha önce) amcanýz oðluna bîat ederek, âlemlerin Rabb'ý Allah Teâla'ya imân edip Müslüman olmuþtum.(270)

d) Mýsýr Meliki Mukavkýs'a Gönderilen Mektup

"Bismi'llâhi'r-rahmâni'r-rahîm. Allah'ýn kulu ve Rasûlü Muhammed (s.a.s.)'den Kýbt milletinin büyüðü Mukavkýs'a. Selâm hidâyet yoluna uyanlara. Ben, seni Ýslâm Dini'ne dâvet ediyorum. Müslüman ol ki selâmete eresin, Allah da ecrini iki kat versin. Kabûl etmez, yüz çevirirsen, Kýbt milletinin günâhý boynuna olsun." (Mektup, Âl-i Ýmrân Sûresi'nin 64'üncü âyetiyle son bulmaktadýr.(271)

Mýsýr Mukavkýsý Cüreyc, Rasûlullah (s.a.s.)'in elçisine hürmet gösterdi, fakat Müslüman olmadý. Elçiye bir mektup verdi, hediyelerle geri çevirdi.

Rasûlullah (s.a.s.)'e Mýsýr Mukavkýsý'nýn Mektubu

Bismi'llâhir'r-rahmâni'r-rahîm. Abdullah oðlu Muhammed (s.a.s.)'e, Kýbtýn büyüðü Mukavkýs'tan, Selâm sana. Mektubunu okudum. Münderecâtýný ve dâvetinizi anladým. Zuhûru beklenen bir peygamber kaldýðýný biliyordum. Fakat ben O'nun Þam'dan çýkacaðýný sanýrdým. Elçinize ikram ettim. Size Kýbt milleti arasýnda mevkii yüksek iki câriye ile bir elbise ve binmeniz için de bir ester hediye gönderiyorum. Selâm sana muhterem Peygamber.(272)

Bu câriyelerden Mâriye'yi Rasûlullah (s.a.s.) kendisi aldý. Ýbrahim adýndaki oðlu bundan oldu. Kardeþi Þirin'i ise þâiri, Hassan b. Sâbit'e verdi. Düldül adý verilen beyaz estere de bindi.

e)Yemâme Emiri Hevze'ye Gönderilen Mektup

"Bismi'llâhi'r-rahmâni'r-rahîm. Allah'ýn Rasûlu Muhammed (s.a.s.)'den Ali oðlu Hevze'ye. Selâm hidâyet yolunda olanlara. Bil ki, Rabb'ým benim dinimi yakýn bir zamanda, dünyanýn en uzak ufuklarýnda parlatacak. Ey Hevze, Müslüman ol da selâmete er. Ben de idâren altýndaki yerleri, senin idârende býrakayým.(273)

Hrýstiyan olan Hevze, Müslüman olmadý. Rasûlullah (s.a.s.)'e yazdýðý cevapta:

-Beni dâvet ettiðin din çok güzel. Ancak Arablar benim yerime göz koymuþlardýr. Beni veliahd yaparsan, sana tâbi olurum, dedi. Rasûllüllah (s.a.s.)'a Hevze'nin cevâbý okununca:

-Bu adam ne söylüyor? Bu þartla O'na bir karýþ yerin idaresini bile býrakmam, buyurdu.(274) Hevze, Mekkenin fethinden sonra öldü. Çok geçmeden bu bölge Müslüman oldu.

f) Gassân Emiri Hâris'e Gönderilen Mektup

"Bismi'llâhi'r-rahmâni'r-rahîm. Allah'ýn Rasûlü Muhammed (s.a.s.)'den Ebû Þemmer oðlu Hâris'e. Selâm hidâyete uyan, bana imân edip nübüvvetimi tasdik edenler üzerine olsun. Seni, eþi ve benzeri olmayan tek bir Allah'a imân etmeðe dâvet ediyorum.Kabûl ettiðin takdirde, yerinde hümükdar olarak kalacaksýn.(275)

Hâris, Rasûlullah (s.a.s.)'in mektubunu küstahca yere attý. Elçiye saygýsýz davrandý. Hatta, Bizans Ýmparatorundan Medine üzerine asker sevki istemiþ, fakat Kayser reddetmiþti. Elçi Þuca', Hâris'in davranýþýný arzedince Rasûl-i Ekrem (s.a.s.):

-Allah mülkünü elinden alsýn, buyurdu.

Hâris, Mekke'nin fethi sýrasýnda öldü. Ülkesi Hz. Ömer'in halifeliði sýrasýnda Ýslâm sýnýrlarý içine girdi.

3- HAYBER'ÝN FETHÝ (Muharrem 7 H./Mayýs 628 M.)

a) Savaþýn Sebebi

Hayber Medine'nin kuzey-doðusunda, Suriye yolu üzerinde, Medine'ye 170 km. mesâfede büyük bir Yahûdî þehriydi. Yedi kalesi vardý. Hurmalýklarýyla meþhûr, münbit bir vâha'da kurulmuþtu.

Hayber, Müslümanlara karþý bir fesâd ocaðý hâline gelmiþti. Daha önce Medine'den çýkarýlmýþ olan Yahûdîler de oraya yerleþmiþlerdi. Müslümanlara karþý, müþrik bedevî Arablarý harekete geçiren, Hendek Savaþýný hazýrlayan bunlardý. Hendek Savaþýnda, Benî Kurayza Yahûdîlerine, düþmanla iþbirliði yaptýranlar da bunlar olmuþtu.

Rasûlullah (s.a.s.) Hayber ahalisiyle barýþ yapmak istiyordu. Hudeybiye'den döndükten sonra, Ravâha oðlu Abdullah'ý Hayber'e gönderdi. Fakat Yahûdîler barýþ teklifini kabûl etmediler. Onlar, komþularý Gatafan kabilesiyle birlikte Medine'yi basmak için hazýrlanýyorlardý. Hudeybiye Barýþ Anlaþmasý'nýn, Müslümanlarýn aleyhine görünen maddeleri,onlara Müslümanlarý kuvvetsiz göstermiþti. Münâfýklar da onlarý savaþa teþvik ediyorlardý.

Gatafan kabîlesi, Müslümanlara karþý Yahûdîlerle birlikte hareket etmeyi kübûl etmiþti. Düþman hazýrlýðýný tamamlamadan harekete geçmek gerekiyordu. Rasûlullah (s.a.s.), ashâbýna:

-"Cihâdý isteyenler bizimle gelsin" diyerek Hayber üzerine yürüneceðini ilan etti. Hicretin 7'inci yýlý Muharrem ayýnda 2000 atlý ve 1600 piyâde ile Medine'den çýktý. Harekâtýný düþmana sezdirmeden, üç günde Raci' Vâdisi'ne ulaþtý.(276) Burada ordugâhýný kurdu. Böylece Gatafan kabîlesinden, Yahûdîlere gelecek yardýmýn yolunu kesmiþ oldu.

b) Hayber'in Kuþatýlmasý

Rasûlullah (s.a.s.) düþman üzerine gece vakti varýrsa, hemen baskýn yapmaz, sabahý beklerdi.(277) Bu sebeple geceyi Raci'de geçirdi. Sabah namazýný kýldýktan sonra, Hayber üzerine yürüdü.

Sabahleyin, kazma ve kürekleriyle iþlerine gitmek üzere evlerinden çýkan Yahûdîler, karþýlarýnda Müslüman ordusunu görünce þaþkýnlýkla:

-Muhammed, vallâhi Muhammed ve askeri... diye baðrýþtýlar (278), geri dönüp kalelerine kapandýlar.

Hayber'de hepsi de gayet saðlam 7 kale vardý. En kuvvetlisi ise Kamûs kalesiydi. Hepsinde de bol miktarda silah ve yiyecek vardý. Yahûdîler savaþ için hazýrlýklýydýlar. Bu yüzden Rasûlullah (s.a.s.)'in sulh teklifini kabûl etmediler.

c) Son Kale ve Fethin tamamlanmasý

Yirmi gün kadar devâm eden kuþatma ve savaþ sonunda, bütün kaleler birer birer zaptedildi. Sadece Kamûs kalesi kaldý. Bu kalenin kumandanlýðýnda, Arablarca bin cengâvere bedel sayýlan meþhûr Yahûdî pehlivaný Merhab bulunuyordu. Her gün sýra ile ashabýn ileri gelenlerinin komutasýnda yapýlan hücumlardan bir sonuç alýnamamýþtý. Nihâyet Rasûlullah (s.a.s.) bir gün:

-Yarýn sancaðý bir kiþiye vereceðim ki, Allah Hayber'in fethini O'nun eliyle müyesser kýlacak. O kiþi Allah ve Rasûlünü sever, Allah ve Rasûlü de onu sever, buyurdu. Bu yüce þerefin kime nasib olacaðý bilinmediðinden, herkes o gece ümitle sabahlamýþtý. Hz. Ali'nin gözlerinde þiddetli bir aðrý vardý. Bu yüzden hiç kimsenin hatýrýndan O geçmiyordu. Sabah olunca Hz. Peygamber (s.a.s.):

-Ali nerede? Bana O'nu çaðýrýn, buyurdu.

-Yâ Rasûlallah, gözleri aðrýyor, dediler ve yederek huzuruna getirdiler.

Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) duâ edip üfledi. Hz. Ali'nin gözleri derhal iyileþti, sanki hiç aðrýmamýþ gibi oldu. Sonra sancaðý O'na verdi.(279)

Hz. Ali, Yahûdîleri önce Ýslâm'a çaðýrdý; kabûl etmediler. Sulh teklifine de yanaþmayýp, savaþa devâm ettiler.

Ýlk önce Merhab kaleden çýktý. Kahramanlýk þiirleri söyleyerek meydan okudu. Karþýsýna çýkacak er diledi. O'na karþý bizzât Hz. Ali çýktý, kahramanca dövüþerek bu güçlü Yahûdîyi yere serdi. Merhab öldürülünce, Yahûdîler fazla dayanamadýlar. Ümitsizliðe düþüp kaleyi teslim ettiler. Böylece Hayber feth edildi; Hz. Ali de Hayber Fâtihi oldu. Savaþ sýrasýnda Yahûdîlerden 93 kiþi ölmüþtü, Müslümanlar ise 15 þehit vermiþlerdi.

d) Hayber Arâzisi

Savaþ sonunda Hayber arâzisi, Müslümanlarýn eline geçti. Ancak Yahûdîler, bu topraklarda yarýcý olarak çalýþmak istediler; istekleri kabûl edildi. Bu sebeple Rasûlullah (s.a.s.) her yýl mahsûl zamaný Ravâhaoðlu Abdullah'ý Hayber'e gönderirdi. Abdullah da mahsûlü iki eþit kýsma böler, yarýsýný Yahûdîlere býrakýr, diðer yarýsýný da Medine'ye götürürdü.

Yahûdîler, Hz. Ömer'in hilâfeti zamanýna kadar yerlerinde kaldýlar. Hz. Ömer'in hilâfetinde, Arabistan dýþýna çýkarýldýlar.

e) Hz. Peygamber (s.a.s.)'i Zehirleme Teþebbüsü

Hz. Peygamber (s.a.s.) fetihden sonra Hayber'de bir kaç gün daha kaldý. Yahûdîler gördükleri insânî muâmeleye raðmen, hâince davranýþlarýndan vazgeçmediler. Rasûlullah (s.a.s)'e suikast yapmayý plânladýlar.

Yahûdî reislerinden Hâris kýzý Zeynep, bir ziyâfet hazýrladý. Rasûlullah (s.a.s.)'i de bazý arkadaþlarýyla birlikte yemeðe dâvet etti. Fakat sofraya konulan koyun eti zehirliydi.

Hz. Peygamber (s.a.s.) durumu ilk lokmada anladý, çiðnediði parçayý aðzýndan çýkardý; ashâbýna da yememelerini emretti. Fakat, Berâ oðlu Biþr bir kaç lokma yemiþti. Rasulüllah (s.a.s.) bunu niçin yaptýklarýný Yahûdîlere sorduðunda:

-Eðer yalancý isen, senden kurtuluruz, þayet hak peygamber isen, sana zarar vermez.. diye düþündük, diye, güya akýllýca bir cevap verdiler.(280)

Zeynep de suçunu inkâr etmedi.

-Babam, amcam, kocam ve kardeþlerim, hepsi savaþta öldüler. Ýntikam için yaptým, dedi. Rasûlullah (s.a.s.) þahsýna karþý iþlenen suçlarý affederdi. Bu sebeple Zeynep'i cezâlandýrmadý. Ancak çok geçmeden zehirli etten yiyen Biþr ölünce, Zeynep de kýsâs edilerek öldürülmüþtür.(281)

4- RASÛLÜLLAH (S.A.S.)'IN HZ. SAFÝYYE ÝLE EVLENMESÝ

Hayber esirleri arasýnda, Benî Nadîr reisi Ahtab oðlu Huyey'in kýzý Safiyye de vardý. Safiyye Hz. Harun'un neslinden olup, annesi de Benî Kurayza reisinin kýzýydý. Hayber Yahûdîlerinin reisi Rabi' oðlu Kinâne ile evlenmiþti. Kocasý savaþta ölmüþ, kendisi esir düþmüþtü. Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) O'nu Dihyetü'l-Kelbî'ye vermiþti. Ashâb bunu uygun bulmadýlar:

-Hayber reisinin eþi Benî Kurayza ve Benî Nadîr'in en þerefli hanýmýnýn câriye olarak Dihye'ye verilmesi, Yahûdîler için son derece haysiyet kýrýcý olur. Bu sebeple Safiyye'yi ancak sizin nikâhlamanýz uygun olur, dediler.

Rasulüllah (s.a.s.) Dihye'ye baþka bir câriye verdi. Safiyye'yi azâd etti ve onunla evlendi.(282) Böylece O'nun haysiyet ve þerefini korudu.

5- FEDEK VE VÂDÝ'L-KURÂ'NIN ALINMASI

Fedek, Medine'ye iki günlük mesâfede, akar sularý ve hurmalýklarý bol, zengin bir Yahûdî köyü idi. Rasûlullah (s.a.s.), Hayber'in muhâsarasý devam ederken, Fedeklileri, Ýslâm'a dâvet için bir elçi gönderdi. Fedekliler, Müslümanlýðý kabûl etmediler. Topraklarýmýz sizin olsun, biz burada Hayberliler gibi, yarýcý olarak çalýþalým, dediler. Ýstekleri kabûl edildi.

Vâdi'l-Kurâ ise, Hayber'le Medine arasýnda bir çok Yahûdî köyünün bulunduðu bir vâdi idi. Buradaki Yahûdîler de çevredeki Arap kabîleleriyle anlaþarak, Müslümanlarla savaþ için hazýrlanýyorlardý. Rasûlullah (s.a.s.)

Hayberden dönerken buraya uðrayýp onlarý da Ýslâm'a dâvet etti, kabûl etmediler, Müslümanlara ok yaðdýrarak savaþý baþlattýlar. Dört gün süren çarpýþma sonrasýnda yenik düþtüler. Hayber gibi, elde edecekleri mahsûlün yarýsý kendilerinin olmak üzere, yerlerinde býrakýldýlar.

Devâmlý Müslümanlara düþmanlýk besleyen Yahûdîlerin iþi böylece tamamlanmýþ oldu. Müslümanlar Safer ayýnda Medine'ye döndüler.

Ele Geçen Arâzi

Müslümanlarýn, düþmandan (kâfirlerden) savaþarak aldýklarý mallara "ganimet" denir. Ganimet mallarýn, beþte dördü savaþa katýlan mücâhidlere paylaþtýrýlýr. Beþte biri ise beytü'l-mâl'e (Devlet Hazinesine) býrakýlýr.(283) Düþmandan (Kâfirlerden) savaþmadan barýþ ve anlaþma yolu ile elde edilen mallara ise "fey" adý verilir. Fey'in tamamý beyt'ül mâl'e aittir. (284) Rasûlullah (s.a.s.) hayatta iken, Beytü'l-mâle âit mallarýn tasarrufu O'na âitti.

Bu sebeple savaþsýz ele geçen Fedek arazisinin tamamý ile Hayber ve Vâdi'l-Kurâ topraklarýnýn beþte biri Rasûlullah (s.a.s.)'ýn emrine ayrýldý. Beni Nadîr arâzisi de, daha önce böyle olmuþtu.(285) Hayber ve Vâdi'l-Kurâ'nýn kalan arâzîsi, mücâhidlere verildi.

6- HABEÞÝSTAN GÖÇMENLERÝNÝN DÖNÜÞÜ

Habeþistan'a hicret etmiþ bulunan Müslümanlarýn 16 kiþilik son kafilesi de, Hayber'in fethi sýrasýnda döndü.(286) Baþlarýnda Hz. Ali'nin kardeþi Câfer Tayyar vardý. Rasûlullah (s.a.s.) son derece memnun oldu.

-Hangisine sevineceðimi bilemiyorum, Hayber'in fethine mi, yoksa Câfer'in geliþine mi? buyurdu.(287) Ganimetlerden onlara da hisse ayýrdý.(288)

7- KÂBE'YÝ ZÝYARET (Umretü'l Kazâ)

(Zilkade 7 H./Mart 629 M.)

"Baþladýðýnýz hac ve umreyi Allah için tamamlayýn"

(el-Bakara Sûresi, 196)

Hudeybiye anlaþmasýna göre, Müslümanlar Kâbe'yi bir yýl sonra ziyâret edebileceklerdi. Anlaþma gereðince üç günden fazla Mekke'de kalamayacaklardý. Mekkeliler de bu esnâda, þehrin dýþýna çekileceklerdi.

a) Bir Yýl Önce Edâ Edilemeyen Umre

Anlaþma'dan bir yýl sonra, Rasûlullah (s.a.s.), Hudeybiye'de bulunan Müslümanlarýn, bir yýl önce edâ edemedikleri Umre'yi kazâ etmek üzere hazýrlanmalarýný emretti. Hicretin 7'inci yýlý zilkade ayýnda (Mart 629) Medine'den hareket edildi. Hudeybiye'de bulunmayanlardan da katýlanlar olduðu için, Kâbe'yi ziyârete gidenlerin sayýsý 2000'i geçti.

Müþrikler, Müslümanlarýn geldiðini duyunca Mekke'yi boþalttýlar. Þehri çevreleyen yüksek tepelere kurduklarý çadýrlardan, Müslümanlarý merakla izlediler.

Müslümanlarýn Mekke'ye giriþleri çok heyecanlý oldu. Hz. Peygamber (s.a.s.) devesi Kasva üzerinde ilerliyor, hep birden yüksek sesle, "Lebbeyk, Allahümme lebbeyk...."(289) diye telbiye söylüyorlardý. Uzaktan Kâbe görülünce "Allâhü Ekber, Allâhü Ekber, Lâilâhe illallâhü vallâhü ekber..."(290) diye tekbir getirmeðe baþladýlar. Yýllardan beri hasretini çektikleri Kâbe, iþte þimdi karþýlarýndaydý. Özellikle muhâcirler, yedi yýllýk bir ayrýlýþtan sonra doðup büyüdükleri kutsal beldeye girerken ayrý bir heyecân duyuyorlardý.

Kâbe, usûlüne göre tavâf edildi, etrafý yedi defa dolaþýldý. (291) Safâ ve Merve tepeleri arasýnda sa'y yapýldý.(292)

Müþriklerin ileri gelenleri, Dâru'n-nedve önünde toplanmýþlar, Müslümanlarý seyrediyorlardý. Aralarýnda:

-Medine'nin hummasý bunlarý zayýf düþürmüþ.. diye konuþuyorlardý.

Rasûlullah (s.a.s.)

Müslümanlarýn zayýf ve güçsüz olmadýklarýný göstermek istedi. Sað kolunu ihramýn dýþýnda tutup bâzûsunu þiþirdi. Tavafýn ilk üç þavtýný kýsa adýmlarla koþarak yaptý. Ashâbýna da böyle yapmalarýný emretti.(293) "Bu gün kendini onlara kuvvetli gösterene Allah rahmet etsin" buyurdu.

Ertesi gün peygamber (s.a.s.) Efendimiz Kâbe'ye girdi. Öðle vaktine kadar orada kaldý. Kâbe hâlâ putlarla doluydu. Habeþli Bilal, Kâbe'nin damýna çýkarak öðle ezanýný okudu. Mekke ufuklarý "Allahü Ekber" sedâlarýyla çýnladý. Rasûlullah (s.a.s.)'ýn arkasýnda, cemâatle namazlarýný kýldýlar.

Daha sonra Müslümanlar týraþ olarak ihramdan çýktýlar. Bir sene önce eda edemedikleri umreyi kazâ etmiþ oldular Rasûlullah (s.a.s.)'in rüyâsý ve ashabýna müjdesi de böylece gerçekleþmiþ oldu. Bu sebeple, Hicretten sonra, müslümanlarýn bu ilk Kâbe ziyâretine "Umretü'l-Kazâ (Kazâ Umresi) adý verilmiþtir

b) Kazâ Umresi'nin Mekkeliler Üzerindeki Tesirleri

Müslümanlar, Hudeybiye Anlaþmasý uyarýnca üç gün Mekke'de kaldýktan sonra, Medine'ye döndüler. Bu esnâda, müþrikler, uzaktan uzaða Müslümanlarýn bütün hallerini, davranýþlarýný merakla ve dikkatle izlediler. Son derece kibâr ve nâzik,huzûr ve sükûn içinde kardeþçe geçinen insanlar olduklarýný gördüler. Ne içki içip sarhoþ olan, ne baþkasýna saygýsýz davranan var. Hepsi edepli, tertemiz, üstün ahlâklý insanlar. Topluca ibâdet ediyorlar, oturup sohbet ediyorlar, birbirlerini sevip sayýyorlar, kimseye kötülük etmiyorlar, dâima Allah'a itâat içinde bulunuyorlar.. Evet, bunlar ne iyi insanlar.

Müslümanlarýn üstün meziyetleri, örnek davranýþ ve yaþayýþlarý, Mekkeliler üzerinde büyük tesirler meydana getirdi. Müslümanlýk hakkýndaki düþünceleri deðiþmeye baþladý. Ýçlerinde Müslüman olma arzusu belirenler bile oldu. Kureyþ'in ileri gelenlerinden Velîd oðlu Hâlid, Âs oðlu Amr,Talha oðlu Osman bunlardandý.

8- RASÛLÜLLAH (S.A.S.)'ÝN MEYMÛNE ÝLE EVLENMESÝ

Hz. Meymûne, Peygamber (s.a.s.) Efendimizin amcasý Abbâs'ýn eþi Ümmü'l-Fadl'ýn kýz kardeþidir. Hâris el-Hilâliye'nin kýzýdýr. Önce Amr oðlu Mes'ûd ile evlenmiþ, sonra Adüluzza oðlu Ebû Rahm'in eþi iken dul kalmýþtý. Rasûllüllah (s.a.s.)'ýn eþleri arasýnda bulunmak en büyük emeliydi. Bu yüzden, külfetsiz ve mehirsiz olarak Rasûl-i Ekrem (s.a.s.)'in kendisini nikâhlamasýný istiyordu.(294) Hz. Abbâs, dul baldýzýnýn isteðini Rasûlullah (s.a.s.)'a iletti. Peygamber (s.a.s.) Efendimiz, þeref ve asâletine hürmet ederek, Hz. Meymûne'nin teklifini kabûl buyurdu. Kaza Umresi esnâsýnda ihramlý iken nikah edip, ihrâmdan çýktýktan sonra zifâf oldu.(295)

Hz. Meymûne, Rasûlullah (s.a.s.)'ýn nikâhlandýðý son eþidir. Hicretin 51.'inci yýlý, hac dönüþünde, Mekke'ye 6 mil mesâfede "Serif" denilen yerde vefât etmiþtir.(296)

Teyze Anne Yerindedir

Hz. Hamza'nýn küçük kýzý Umâme, (veya Umâre) Mekke'de kalmýþtý. Kazâ Umresi'nden Medine'ye dönerken, "amca, amca" diye Rasûlullah (s.a.s.)'in peþinden koþtu. Hz. Ali onu kucaklayýp:

-Al, amcamýzýn kýzý, diyerek eþi Hz. Fâtýma'ya verdi. Medine'ye varýnca Hz. Ali, Hz. Câfer Tayyar ve Zeyd b. Harise hepsi de çocuðun bakýmýnýn kendilerine verilmesini istemiþlerdi. Câfer Tayyar'ýn eþi Esmâ,Ümâme'nin teyzesiydi. Rasûlullah (s.a.s.):

-Teyze, anne yerindedir, buyurdu ve çocuðun bakýmýný ona verdi.(297)

(262) Bkz. el-Enbiyâ Sûresi, 107; Sebe' Sûresi, 28; el-A'raf Sûresi, 158; "Benden önceki peygamberler sadece kendi milletlerine gönderilmiþti. Ben ise bütün insanlara, peygamber olarak gönderildim." (el-Buhârî, 1/86 ve 1/113; Tecrid Tercemesi, 2/204 Hadis No:223)

(263) el-Buhârî, 1/24; Tecrid Tercemesi, 1/62 (Hadis No: 59)

Bu yüzük, Rasûlüllah (s.a.s.)'in vefâtýndan sonra, halifelikleri esnâsýnda Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman tarafýndan kullanýldý. Hz. Osman'ýn parmaðýndan Medine'de Eris kuyusuna düþtü. Kuyunun suyu tamamen boþaltýldýðý halde bulunamadý. (Abdurrahman Þeref, Zübdetü'l-Kýsas, 1/153, Ýst. 1315)

(264) Zâdü'l-Meâd, 1/60-63; (O devirde Bizans Ýmparatorlarýna "Kayser", Ýran Þahinþah-larýna "Kisrâ", Habeþ krallarýna "Necâþi", Mýsýr Meliklerine "Mukavkýs", Türk hükümdarlarýna da "Hâkan" denirdi.)

(265) el-Buhârî, 1/6; M. Hamîdullah, el-Vesâiku's-Siyâsiyye, 109; Tecrid Tercemesi, 1/16; (Hadis No: 7); ve 12/414; Zâdü'l-Meâd, 3/126

(266) Bkz. el-Buhârî, 1/5-7; Tecrid Tercemesi, 1/14-23 (Hadis No:7)

(267) Zâdü'l-Meâd, 3/127; el-Vesâiku's-Siyâsiyye, 140; Tecrid Tercemesi, 12/416; Ýbnül-Esîr, a.g.e., 2/213

(268) el-Buhârî, 1/23,3/225 ve 5/136; Tecrid Tercemesi, 1/61-63 (Hadis No: 58) ve 10/487 ve 12/417

(269) Zâdü'l -Meâd, 3/127; el-Vesâiku's-Siyâsiyye, 100; Tecrid Tercemesi, 12/418-419

(270) Zâdü'l-Meâd, 3/128; el-Vesâiku's-Siyâsiyye, 104; Tecrid Tercemesi, 12/420

(271) Zâdü'l -Meâd, 3/128;el-Vesâiku's-Siyâsiyye,135; Tecrid Tercemesi, 12/422

(272) Zâdü'l -Meâd, 3/129; el-Vesâiku's-Siyâsiyye, 136; Tecrid Tercemesi 12/424

(273) Zâdü'l-Meâd, 3/132-133; el-Vesâiku's-Siyâsiyye, 156; Tecrid Tercemesi, 12/425

(274) Zâdü'l-Meâd, 3/133; Tecrid Tercemesi, 12/426

(275) Zâdü'l-Meâd, 3/ 133-134;el-Vesâiku's-Siyâsiyye, 126; Tecrid Tercemesi, 12/427

(276) Yolda giderken, ashâb, yüksek sesle tekbir getiriyorlardý. Rasûlüllah (s.a.s.): "Kendinize acýyýn, siz ne saðýra, ne de gaibe sesleniyorsunuz, sizi iyi iþiten ve çok yakýn olan Allah'a duâ ediyorsunuz. O her zaman sizinle beraberdir" buyurmuþtur. (Buhârî, 5/75; Tecrid Tercemesi, 10/285, (Hadis No: 1608)

(277) el-Buhârî, 5/73.

(278) el-Buhârî, 5/73; Müslim, 2/1044 (Hadis No: 1428)

(279) el-Buhârî, 5/76; Tecrid Tercemesi, 10/302-303, 1617 numaralý hadisin izâhý.

(280) el-Buhârî, 4/ 66; Tecrid Tercemesi, 8/531 (Hadis No: 1310)

(281) Tecrid Tercemesi, 8/534; Ýbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/219-220

(282) Bkz. el-Buhârî, 1/98 ve 2/1044; Tecrid Tercemesi, 2/248-257 (hadis No: 241) ve 10/272, 1612 numaralý hadisin izahý; Müslim, 2/1044

(283) el-Enfâl Sûresi, 41

(284) el-Enfâl Sûresi, 1; el-Haþr Sûresi, 6-7

(285) Tecrid Tercemesi, 10/306 ve ll/412-413, 8/273 (Hadis No: 1173)

(286) el-Buhârî, 5/80; Tecrid Tercemesi, 10/295 (Hadis No: 1615)

(287) M. Zihni, el-Hakayýk, 1/200; Ýbn Hiþam, 4/3

(288) el-Buhârî, 5/81; Tecrid Tercemesi, 10/301 (Hadis No: 1617)

(289) Rabbým, dâvetine sözüm ve özümle tekrar-tekrar icâbet ettim. Emrine boyun eðdim. Rabb'ým emrine uymak boynumun borcudur, senin eþin ve ortaðýn yoktur. Rabb'ým bütün varlýðýmla sana yöneldim. Hamd senin, nimet senin, mülk de senin. Bütün bunlarla eþin ve ortaðýn yoktur senin.

(290) Allah büyüktür, Allah büyüktür. Allah'tan baþka kulluk edilecek hiç bir ilah yoktur. Allah büyüktür, Allah büyüktür. Hamd O'na mahsustur.

(291) Hacer-i Esved'in bulunduðu köþeden baþlayarak, Kâbe'nin etrafýný 7 defa dolaþmaða "Tavâf" denir. Her bir devire "þavt" adý verilir.

(292) Mescid-i Harâm'ýn doðusunda, Safa ve Merve adý verilen iki tepe arasýnda 4'ü gidiþ 3'ü dönüþ olmak üzere, 7 defa gidip gelmeðe "sa'y" denir.

(293) el-Buhârî, 5/86; Tecrid Tercemesi, 10/308

Tavâfýn ilk üç þavtýnda, erkeklerin kýsa adýmlarla koþarak ve omuzlarý silkerek çalýmlý ve sür'atli yürümelerine, "remel" denir.

Ýhrâmlý iken, ridâ denen örtünün bir ucunu sað koltuðun altýndan geçirip sol omuzun üzerine atarak sað omuz ve kolu, örtünün dýþýnda býrakmaða "Iztýbâ" adý verilir. Iztýbâ ve remel, peþinden sa'y yapýlacak olan tavaflar da sünnettir.

(294) Nefsini hibe eden Müslüman hanýmlarý, mehirsiz olarak nikâhlamasý, Ahzâb Sûresi'nin 50'inci âyetiyle Rasûlüllah (s.a.s.)'e helâl kýlýnmýþtýr.

(295) el-Buhârî, 5/86; Tecrid Tercemesi 10/309 (Hadis No: 1618)

(296) Tecrid Tercemesi 10/310

(297) el-Buhârî, 5/85; Tecrid Tercemesi, 8/136-139 (Hadis No: 1158); Riyâzüs-Sâlihîn

Tercemesi, 1/365 (Hadis No: 333); Zâdü'l-Meâd, 2/369

samimi

 1- MÛTE SAVAÞI (Cumâde'l-ûlâ 8 H./Eylül 629 M.)

a) Savaþýn Sebebi

Mûte Savaþý, Müslümanlarla Hristiyanlar (Rumlar ve Hristiyan Araplar) arasýnda yapýlan ilk savaþtýr. Sebebi, Rasûlüllah (s.a.s.)'in elçisinin öldürülmesidir.

Rasûlüllah (s.a.s.), Ýslâm'a dâvet için hükümdarlara elçilerle mektuplar gönderdiði sýrada, Sûriye'de Busrâ (þimdiki Havran) Emîri Þürahbil'e de Hâris b. Umeyr ile bir mektup göndermiþti. Gassânî Araplarýndan Þürahbil, Hristiyandý. Bizans'ýn himayesinde bulunuyordu.

Hâris, Þürahbil'e, Kudüs'ün iki konak güneyinde, bulunan Mûte kasabasýnda rastladý. Elçi olduðunu söyleyerek Hz. Peygamber (s.a.s.)'in mektubunu verdi. Fakat, Þürahbil, devletler arasý hukuk kurallarýný çiðnedi, Rasûlüllah (s.a.s.) elçisini öldürttü.

Þimdiye kadar Hz. Peygamber (s.a.s.)'in elçilerinden hiçbiri öldürülmemiþti. Bir elçinin öldürülmesi, tarih boyunca bütün toplumlarda insanlýða ve hukuk kurallarýna aykýrý bir davranýþ sayýldýðý gibi, gönderene de en büyük hakaret ve meydan okuma demekti. Bu sebeple Rasûlullah (s.a.s.) üç bin kiþilik bir kuvvet hazýrlayarak, azadlý kölesi Hârise oðlu Zeyd'in komutasýnda yola çýkardý(298) Elçi Umeyr oðlu Hâris'in þehid edildiði Mûte'ye kadar gidilmesini, Þürahbil ve maiyetinin Ýslâm'a dâvet edilmesini, kabûl etmezlerse savaþýlmasýný emretti.(299) "Kadýnlarý, çocuklarý, yaþlýlarý öldürmeyin. Evleri yýkýp hârap etmeyin, aðaçlarý kesip, tahribâtta bulunmayýn!" dedi. Orduyu "Seniyyetü'l-vedâ" denilen ayrýlýk tepesi'ne kadar uðurlayan Hz. Peygamber (s.a.s.):

- "Zeyd þehid olursa, komutanlýðý Câfer alsýn; Câfer de þehit düþerse, Ravâha oðlu Abdullah komutan olsun." buyurdu.(300)

b) Ýki Tarafýn Durumu ve Aradaki Eþitsizlik

Müslüman ordusunun hareketini Þürahbil duydu. Derhal Lahm, Cüzâm, Kayn, Belkýn, Behrâ gibi Hristiyan Arap kabîlelerinden büyük bir kuvvet hazýrladý. Ayrýca durumu Bizans Ýmparatoruna bildirerek, ondan da yardým istedi. Böylece Þürahbil, 200 bin kiþilik büyük bir ordu topladý. Bunun 100 bini Rumlardan, 100 bini de Hristiyan Araplardan meydana gelmiþti. (301) Ýmparator Hirakl de iþi önemseyerek, Belkadaki Meab þehrine kadar geldi.

Müslümanlar, ancak Sûriye topraklarýna girdikten sonra düþmanýn gücü ve hazýrlýklarý hakkýnda bilgi edinebildiler.

Ýki taraf arasýnda gerek sayý, gerek silah ve teçhizât bakýmýndan korkunç bir fark vardý. Tarihte, iki taraf arasýnda böylesine ölçüsüz bir fark görülmemiþtir. 200 bin (bazý rivâyetlerde 100 bin) kiþilik bir kuvvet karþýsýnda üç bin mücâhid ne yapabilirdi? Fakat, savaþmadan geri dönülemezdi. Komutan Zeyd, Maan'da, Mücâhidlerin ileri gelenleriyle toplanýp durumu istiþâre etti. Acaba, durumu Rasûlüllah (s.a.s.)'e bildirip alýnacak cevâba göre mi hareket edilmeliydi? Fakat, Ravâhaoðlu Abdullah bütün tereddütleri giderdi.

- Arkadaþlar, çekindiðimiz þey, ele geçirmek için yola çýktýðýmýz þeydir, yani þehid olmaktýr. Dinimizi yüceltmek için savaþalým. Yâ þehid, ya gazi olacaðýz. Bunun ikisi de güzel deðil mi ?(302) dedi.

Abdullah'ýn konuþmasý mücâhitlerin maneviyâtýný yükseltti. Hepsi de:

- Ravâhaoðlu doðru söylüyor. Savaþmalýyýz, dediler.

c) Komutanlar Sýrayla Þehâdet Þerbetini Ýçtiler

Ýki ordu Mûte'de karþýlaþtý. Zeyd, sancak elinde, ileri atýldý. Kahramanca çarpýþtý, ölümden yýlmadýðýný gösterdi. Fakat düþman mýzraklarýnýn arasýnda þehid düþdü.(303)

Zeyd þehid olunca, sancaðý hemen Câfer aldý. Emsâlsiz kahramanlýklar gösterdi. Önce sað eli kesildi, sancaðý sol eliyle tuttu. Sol eli de kesilince, kollarýyla sancaða sarýldý. Pek çok yara aldýðý halde son nefesine kadar sancaðý býrakmadý. Nihâyet o da þehid oldu.(304)

Câferden sonra sancaðý Ravâhaoðlu Abdullah aldý. O da þiirler söyleyerek, kahramanca savaþtý. Vücudu delik deþik oldu. Sonunda o da þehid oldu.

d) Hâlid b. Velîd'in Üstün Mahâreti

Râvâhaoðlu da þehid olunca, asker komutansýz kaldý, umûmî bir panik baþladý. Daðýlan askerin kaçýþýný Velîdoðlu Hâlid önledi. Mücâhidler, Hâlid'in etrâfýnda yeniden toplandýlar. Hâlid komutayý aldý, sancak elinde akþama kadar çarpýþtý. O gün elinde tam dokuz kýlýç parçalandý.(305) Bu Müslüman olduktan sonra Hâlid'in katýldýðý ilk savaþtý.

Gece olunca, Hâlid askeri yeniden tertipledi. Öndekileri arkaya, arkadakileri öne, saðdakileri sola, soldakileri saða aldý. Böylece düþmana, yardým için yeni kuvvetler gelmiþ intibâýný verdi. Sabah olunca da ansýzýn þiddetli bir hücuma geçerek, düþmaný bozguna uðrattý. Bu fýrsattan yararlanarak, askerini ustalýkla geri çekti. Büyük bir kayba uðramadan Medine'ye döndü. Ýslâm ordusunu korkunç bir felâketten kurtardý.

200 bin kiþiye karþý yapýlan bu çetin savaþta, Müslümanlar sadece 12 þehid vermiþlerdi. Bu durum, komutanlarýn savaþý çok baþarýlý idâre etmeleri ve canlarýný fedâ etmekten çekinmemelerinin bir sonucuydu.

e) Rasûlüllah (s.a.s.)'in Medine'den Savaþý Seyretmesi

Rasûlüllah (s.a.s.) savaþýn bütün safhalarýný, Medine'ye henüz hiç bir haber ulaþmadan, ashâbýna bildirmiþti.

Cenab-ý Hakk, zaman, mekân ve mesâfe kavramlarýný kaldýrarak, sevgili Peygamberine savaþ meydanýný olduðu gibi göstermiþti. Mescid-i Nebî'de minber üzerine oturmuþ bulunan Allah Rasûlü (s.a.s.) gözlerinden yaþlar akarak:

-Ýþte sancaðý Zeyd aldý, Zeyd vuruldu, þehid düþtü. Sonra Câfer aldý, O' da þehid oldu. Sonra Ravâhaoðlu aldý, O 'da þehid oldu. En sonunda sancaðý, Allah'ýn kýlýçlarýndan bir kýlýç, Velîdoðlu Hâlid aldý. Allah O'na fethi müyesser kýldý, buyurdu. (306)

Rasûlüllah (s.a.s.), Zeyd, Câfer ve Abdullah'ýn þehid düþtüklerini haber verdikçe, her biri için istiðfâr etmiþ ve Cennete girdiklerini de müjdelemiþti.(307) Sancaðý Hâlid alýnca ise:

-Allah'ým, Hâlid senin kýlýçlarýndan bir kýlçtýr. Sen O'na nusret ihsan buyur, diye duâ etmiþti.(308) Bundan sonra Hâlid'e "Seyfullah" (Allah'ýn kýlýcý) denildi.(309)

Câferin þehâdet haberini duyunca, âilesi feryâda baþladýlar. Rasûlüllah (s.a.s.)'de son derece üzgündü. Çok sevdiði, en deðerli arkadaþlarýný kaybetmiþti. Câfer'in âilesini teselli etti. Acýlýdýrlar, yemek yapamazlar, diye evine yemek gönderdi.

-Allah Câfer'e, Mûte'de kesilen iki koluna bedel, iki kanat verdi. O'nu Cennet'te meleklerle birlikte uçuyor gördüm, diye müjdeledi.(310) Bu sebeple Câfer, bundan sonra Câfer Tayyâr diye anýldý.

2- ZÂTÜ'S-SELASÎL SAVAÞI (Cumâde'l-âhir 8 H./629 M.)

Kudâa kabîlesi'nin Uzre ve Belî kollarý, Medine hayvanlarýný yaðmalamak üzere, Vâdi'l-Kurâ yakýnlarýnda toplanmýþlardý. Rasûlüllah (s.a.s.) durumdan haberdâr olunca, bunlarýn üzerine Amr b. As (Âs oðlu Amr) komutasýnda 30'u atlý 300 kiþilik bir seriyye gönderdi. Bunlar arasýnda Sa'd b. Ebî Vakkas, Üseyd b. Hudayr, Sa'd b. Ubâde, Sâid b. Zeyd, Âmir b. Rabîa.. gibi ensâr ve muhâcirlerden ileri gelen kimseler de vardý.

Amr b. Âs. ashâbýn büyüklerinden deðildi. Henüz bir yýl kadar önce Müslüman olmuþtu. Fakat dedesi Vâil'in annesi Belî kabîlesinden olduðu için Amr'ýn bu kabîle ile ilgisi vardý. Amr, ayný zamanda savaþ usûlünü iyi bilen, son derece zekî bir kimse idi. Bu sebeple Rasûlüllah (s.a.s.), komutanlýða O'nu seçmiþti.

Amr, Vâdi'l-Kurâ civarýnda Selâsil suyu'na varýnca, düþmanýn sayýca üstün olduðunu öðrendi. Burada konaklayarak, bir haberci ile Rasûlüllah (s.a.s.)'den yardým istedi. Rasûlüllah (s.a.s.)'de Ebû Ubeyde b. Cerrâh komutasýnda 200 kiþilik ek kuvvet gönderdi. Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer de bunlar arasýndaydý. Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) Ebû Ubeyde'yi gönderirken:

- Ayrýlýða düþmeyin, iþbirliði yapýn, buyurmuþtu. Amr b. Âs, Ebû Ubeyde'nin, askerlere imâm olarak namaz kýldýrmasýna itirâz etti.

- Sen bana yardýma geldin, kumandan benim, namazda ben imam olacaðým, dedi.

Ebû Ubeyde yumuþak tabiatlý bir zâttý, hiç itirâz etmedi.

- Yâ Amr, Rasûlullah (s.a.s.) Efendimiz, ihtilâfa düþmememizi emretti. Sen bana uymazsan, ben sana uyarým, telâþa gerek yok, diye cevâp verdi. Amr bütün Müslümanlara sefer süresince imam olup namaz kýldýrdý. Böylece Hz. Ömer ve Hz. Ebûbekir de Amr'ýn idâresine girmiþ oldular. Oysa Rasûlüllah (s.a.s.) Amr'ý ilk 300 kiþiye; Ebû Ubeyde'yi de 200 kiþiye kumandan tâyin etmiþti. Ebû Ubeyde'yi Amr'ýn emrine deðil, yardýmýna göndermiþt.(311)

Amr, düþmana yaklaþýnca gerekli tedbirleri aldý. Hava çok soðuk ve sert olduðu halde, gece ateþ yakmayý yasakladý. "Kim ateþ yakarsa, onu yaktýðý eteþin içine atarým," diye tehdit etti. Asker, soðuktan Ebû Bekir ve Ömer'e baþvurdular. Hz. Ömer:

- Bu nasýl þey, herkesi soðuktan kýracak mý? diye Amr'a haber gönderdi. Amr b. Âs:

- Yâ Ömer, sen bana itâatle memûrsun, Ýþime karýþma, diye , cevâp verdi. Hz. Ebû Bekir de:

Rasûlüllah (s.a.s.) O'nu savaþ usûlünü iyi bildiði için kumandan yaptý. Madem ki kumandan O'dur, iþine karýþmamak gerekir, dedi. Böylece gece soðukta geçirildi. Çünkü ateþ yakýlsaydý, düþman Müslümanlarýn azlýðýný öðrenecekti.

Amr, plânýný kimseye söylemedi. Sabaha karþý, alaca karanlýkta ansýzýn düþman üzerine hücûma geçti ve savaþý kazandý. Düþman pek çok ganimet býrakarak kaçtý. Ashâb, düþmanýn peþini tâkibetmek istedilerse de Amr buna da izin vermedi. Bir kaç gün orada kalýp etraftaki ganimet hayvan sürülerini topladýktan sonra, Medine'ye döndü.

Sefer esnâsýnda Amr b. Âs ihtilâm olmuþ, hava soðuk olduðu için gusletmeyerek teyemmümle namaz kýldýrmýþtý.(312) Dönüþte ashâb, Rasûlüllah (s.a.s.)'e, Amr b. Âs'tan:

1- Hava çok soðuk olduðu halde, gece ateþ yaktýrmadý,

2- Galip geldiðimiz halde düþmaný tâkip ettirmedi,

3- Su bulunduðu halde gusletmeyip, teyemmümle namaz kýldýrdý, diye þikâyette bulundular.

Amr bu þikâyetlere karþý:

1- Sayýmýzýn az olduðunu düþman anlamasýn diye ateþ yaktýrmadým.

2- Yardým için kuvet gönderebileceði düþüncesiyle düþmaný tâkip ettirmedim.

3- Soðukta yýkanmak tehlikeli olduðu ve Cenâb-ý Hakk "Elinizle kendinizi tehlikeye atmayýn." (ElBakara Sûresi, l95) "Kendinizi öldürmeyin. Þüphesiz Allah size acýmaktadýr." (en-Nisâ Sûresi, 29) buyurduðu için gusletmeyip teyemmüm yaptým, diye cevâp verdi.

Rasûlüllah (s.a.s.) Amr'ýn cevâplarýný tebessümle karþýladý. (313)

Amr b. Âs, henüz yeni müslüman olduðu halde, ashâbýn büyüklerinin de bulunduðu bir orduya kumandan tâyin edilmesinden dolayý gururlanmýþtý. Savaþý da kazanarak dönünce, Rasûlüllah (s.a.s.)'in yanýndaki derece ve itibârýný öðrenmek istedi. Rasûl-i Ekrem (s.a.s.)'e:

- En çok kimi seversiniz? diye sordu. Rasûlüllah (s.a.s.)

Âiþe'yi diye cevâp verdi.

- Sonra kimi?

- Âiþe'nin babasýný, Ebû Bekir'i.

- Sonra kimi?

- Ömer'i.

Amr, en sonraya kendisinin kalacaðýndan korkarak daha fazla sormaktan vazgeçti.(314)

(298) Orduda ensâr ve muhâcirlerin ileri gelenleri de vardý. Azadlý bir köle hepsine komutan olmuþtu. Bu olay Ýslâm'daki ehliyet ve eþitlik uygulamasýnýn canlý örneklerinden biridir.

(299) Tecrid Tercemesi, 10/312

(300) el-Buhârî, 5/87; Ýbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/234; Tecrid Tercemesi, 10/313 (Hadis No: 1619)

(301) el-Buhârî, 5/87; Ýbnü'l-Esîr a.g.e., 2/234-235; Tecrid Tercemesi, 4/541, (Hadis No: 644'ün izâhý).

(302) Zâdü'l-Meâd, 2/375; Ýbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/235; Ýbn Hiþâm, 4/17

(303) Zeyd, ilk Müslümanlardandýr. Rasûlüllah (s.a.s.) onu çok severdi. Bedir'den itibâren bütün savaþlarda bulunmuþtu. Ashâbdan Kur'ân-ý Kerim'de ismi geçen, sadece Zeyd'dir. (Ahzâb Sûresi, 37)

(304) Câfer, Rasûlüllah (s.a.s.)'ýn çok sevdiði hâmî amcasý Ebû Tâlib'in büyük oðludur. Hz. Ali'den 10 yaþ büyüktür. Ýkinci Habeþistan hicretinde, kafileye baþkanlýk etmiþ, Hayber'in fethedildiði gün Medine'ye dönmüþtü. Savaþta 90'dan çok yara almýþtýr. Bunlardan 50'si ön tarafýndaydý. (el-Buhârî, 5/86-87; Tecrid Tercemesi, 10/313; Hadis No:1619)

(305) el-Buhârî, 5/87; Tecrid Tercemesi, 4/394 ve 10/315

(306) el-Buhârî, 2/72 ve 5/87; Tecrid Tercemesi, 4/391 (Hadis No: 623) ve 10/315; Ýbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/237

(307) Ýbnü'l -Esîr a.g.e., 2/273; Tecrid Tercemesi, 4/393

(308) Tecrid Tercemesi, 10/315

(309) Ýbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/238

(310) Ýbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/238; M. Zihni Efendi, el-Hakayýk, 1/201, Ýst. 1310

(311) Ýbn Hiþâm,4/272; Zâdü'l-Meâd, 2/378; Ýbnü'l-Esir, a.g.e., 2/232

(312) Ebû Hanife ve Ebû Yûsuf'a göre abdest alan kimselerin teyemmüm yapana iktidâsý câizdir. Ýmâm Muhammed'e göre abdestlinin teyemmümlüye uymasý câiz deðildir. Ýhtilâf, halefiyyet su ile topraktan ibâret iki âlet arasýnda mýdýr? Yoksa Abdest ve teyemmümden ibâret iki temizlik arasýnda mýdýr? meselesinden doðmaktadýr.

Ebû Hanîfe ve Ebû Yusuf'a göre, halefiyyet su ile toprak arasýndadýr.

Ýmâm Muhammed'e göre ise, iki temizlik (abdest ve teyemmüm) arasýndadýr. Abdestli teyemmümlüye uyarsa, kuvvetli zayýfa binâ edilmiþ olur. Oysa imâm muktediden hâlen ednâ olmamalýdýr. Abdest aslî temizlik, teyemmüm ise zarûri temizliktir. Aslî tahâret yapmýþ olan kimse zarûri tahâret yapmýþ olandan hâlen daha kuvvetlidir. (Bkz. Mehmet Zihni Efendi, Kitabü's-Salat,210-211, Ýst. 1326)

(313) Zâdü'l-Meâd, 2/379; Târih-i Din-i Ýslâm, 3/406

(314) el-Buhârî, 5/113; el-Câmiu's Sagîr Þerhi Feyzü'l-Kadîr, 1/168 (Hadis No: 205); Târih-i Din-i Ýslâm, 3/407

samimi

a) Hudeybiye Muâhedesinin Bozulmasý

Hudeybiye Barýþ Anlaþmasý, Müslümanlarla Kureyþ arasýnda yapýlmýþtý. Anlaþma þartlarýna göre, diðer Arap kabîleleri, iki taraftan birinin himâyesine girmekte, anlaþýp birleþmekte serbesttiler. Buna göre, Huzâa kabîlesi, Müslümanlarýn Benî Bekir (Bekir oðullarý) kabîlesi de Kureyþ'in himâyesine girmiþti.

Hicretin 8'inci yýlý Þaban ayýnda, Benî Bekir kabîlesi, Peygamberimizin himâyesinde bulunan Huzâa kabîlesine ansýzýn bir gece baskýný yaptý. Esâsen iki kabîle arasýnda öteden beri düþmanlýk vardý. Bu baskýnda Benî Bekir, Kureyþten yardým ve teþvik görmüþ, hatta Ýkrime, Safvân ve Süheyl.. gibi ileri gelen bir kýsým Kureyþ gençleri baskýnda bizzat bulunmuþlardý. Baskýn sonunda Huzâalýlardan 23 kiþi ölmüþ, sað kalanlar Harem-i Þerîf'e sýðýnarak kurtulabilmiþlerdi.

Bu olay üzerine Huzâalýlar, 40 kiþilik bir heyetle Medine'ye geldiler. Rasûlüllah (s.a.s.)'a durumu anlatýp yardýmýný istediler.

Huzâalýlarla Müslümanlar arasýnda ötedenberi dostluk vardý. Bu dostluðun temeli, Ýslâm'dan öncesine kadar uzanýyordu. Bu sebeple Huzâalýlar, Müslümanlarla ilgili, Mekke'de olup biten her þeyi Rasûlüllah (s.a.s.)'a gizlice bildirirlerdi. Hendek Savaþý hazýrlýðýný da onlar haber vermiþlerdi.

Huzâa kabilesine yapýlanlardan, Rasûlüllah (s.a.s.) son derece üzüldü. Kendilerine yardým edeceðini va'detti. Kureyþ'e derhal bir elçi göndererek:

Öldürülen Huzâalýlardan diyetlerinin ödenmesini, veya

Benî Bekir Kabîlesinin himâyesinden vazgeçilmesini istedi.

Ýki þarttan biri kabûl edilmediði takdirde, Hudeybiye Anlaþmasýnýn bozulmuþ sayýlacaðýný, bildirdi.

Kureyþliler, ilk iki þartý kabûl etmeyip Hudeybiye anlaþmasýný bozduklarýný bildirdiler. Daha önce fiilen bozduklarý antlaþmayý, böylece resmen de bozmuþ oldular.

b) Kureyþ'in Barýþý Yenileme Teþebbüsü

Kureyþliler, bir müddet sonra hatalarýný anladýlar. Alaþmayý bozduklarýna piþmân oldular. Derhal anlaþmayý yenilemek ve barýþ süresini uzatmak üzere Ebû Süfyân'ý Medine'ye yolladýlar.

Ebû Süfyân, Medine'de önce, Rasûlüllah (s.a.s.)'ýn zevcelerinden kýzý Ümmü Habîbe'ye gitti. Oturacaðý sýrada, Ümmü Habîbe minderi topladý. Halbuki evde üzerine oturulacak baþka bir þey yoktu. Ebû Süfyân sordu:

- Kýzým, minderi mi benden esirgiyorsun, yoksa beni mi minderden? Kýzý cevap verdi.:

- Bu, Rasûlüllah (s.a.s.)'e âittir. Sen ise müþriksin, pissin. Bu yüzden üzerine oturmaný istemedim.(315)

Ebû Süfyân, daha sonra Rasûlüllah (s.a.s.)'e baþvurdu. Olumlu bir sonuç alamadý. Baþta Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer olmak üzere ashâbýn ileri gelenleriyle bir bir görüþtü, barýþýn yenilenmesi için desteklerini istedi. Hz. Fâtýma'yý ziyâret ederek O'ndan yardým bekledi. Fakat bütün gayretleri boþa çýktý; hiç bir netice elde edemedi. Eli boþ dönmek istemiyordu. Hz. Ali'nin tavsiyesine uymaktan baþka çâre yoktu. Mescide geldi:

- Ey nâs, ben her iki tarafý da himâyeme alarak, Hudeybiye barýþýný yeniliyorum. Sanýrým, kimse benim ahdimi bozmaz.. dedi. Fakat, kimseden cevâp alamadý. Devesine bindi, ümitsiz olarak Mekke'nin yolunu tuttu. Bir iþâretle bütün Mekke'yi harekete geçiren Ebû Süfyan, Medine'de kimseye sözünü dinletememiþ, öz kýzýna bile merâmýný anlatamamýþtý.

Dönüþünde olup bitenleri olduðu gibi Mekkelilere anlattý. Onun sözlerini dinleyenler:

- Yazýk, sen hiç bir þey yapmamýþsýn. Bize barýþ haberi getirmedin ki, güven içinde olalým, Savaþ haberi getirmedin ki, hazýrlanalým. Ali seninle alay etmiþ. Senin tek baþýna ilân ettiðin barýþ neye yarar..., dediler.(316)

c) Fetih Hazýrlýðý

Ebû Süfyan Mekke'ye döndükten sonra Rasûlüllah (s.a.s.)gizlice fetih hazýrlýðýna baþladý. Ashâbýna sefer için hazýrlanmalarýný emretti. Ayrýca, Gýfâr, Eslem, Eþca' Müzeyne, Cüheyne, Süleym gibi, kendisine baðlý kabîlelere haber salarak Ramazan'ýn ilk günlerinde Medine'de toplanmalarýný istedi.

Rasûlüllah (s.a.s.),Mekke'nin kan dökülmeden fethedilmesini istiyordu. Kureyþ savunma için hazýrlýk yapar da karþý koyarsa, kan dökülürdü. Bu yüzden hazýrlýklar son derece gizli tutuldu. Mekke ile Medine arasýndaki bütün yollar kesildi. Bu vazife Huzâa kabilesine verildi. Ýki taraf arasýnda sanki kuþ uçmuyordu. Bu arada dikkatlerin baþka yöne çekilmesi için Necid tarafýna bir de seriyye göndermiþti.

d) Ebû Beltea oðlu Hâtýb'ýn Kureyþ'e Yazdýðý Mektup

Ancak ashabtan Ebû Beltea oðlu Hâtýb, durumdan Kureyþ'i haberdar etmek istemiþ, bir mektup yazarak gizlice Mekke'ye göndermiþti. Hz. Peygamber (s.a.s.), Ýlâhî vahiy ile bunu öðrendi. Hemen Hz. Ali ile iki arkadaþýný görevlendirdi.

- Hah bostanýna kadar gidin, orada, mahfe içinde yolcu bir kadýn bulacaksýnýz. Yanýnda bir mektup var, onu alýp getirin,buyurdu.

Kadýn önce inkâr etti, fakat, "seni þimdi çýrýlçýplak soyar, her tarafýný ararýz", deyince, çâresiz mektubu saçýnýn hotozu arasýndan çýkardý.(317)

Mektupta, Rasûlüllah (s.a.s.)'ýn önüne durulamaycak bir ordu ile Mekke üzerine yürüyeceði bildiriliyordu. Herkes þaþýrýp kaldý, çünkü Hâtýb'dan böyle bir þeyi kimse beklemiyordu. Rasûlüllah (s.a.s.) bir hey'et önünde Hatýb'ý sorguya çekti.

- Ey Hâtýb, bu ne iþ, niçin bunu yaptýn, diye sordu. Hâtýb:

- Ya Rasûlüllah hakkýmda karar vermekte acele etmeyin. Ben Kureyþ'e anlaþarak baðlý bir kimseyim, fakat hiç bir zaman onlarýn mahremi olmadým. Yanýnýzdaki muhacir kardeþlerimin, Mekke'de âilesini ve mallarýný koruyacak yakýnlarý var, benimse kimsem yok. Mekkelilerden nimetdârlar kazanarak âilemi korumak istemiþtim. Bu iþi dinimden dönmek için yapmadým, ben Müslüman olduktan sonra, kat'iyyen küfre razý olmam, diye kendini savundu. Hz. Ömer, dayanamayýp:

- Yâ Rasûlallah, izin ver de þu münâfýðýn boynunu vurayým, demiþti. Fakat, Rasûlüllah (s.a.s.) Hâtýb'ýn suçunu baðýþladý.

- Yâ Ömer, Hâtýb Bedir Gazasý'nda bulundu, ne bilirsin belki de Cenâb-ý Hak Bedir ehline: "Bundan böyle istediðinizi yapýn, sizi baðýþladým" demiþ olabilir, buyurdu.

Fakat bu olayla ilgili olarak:

"Ey inananlar, benim de düþmaným, sizin de düþmanýnýz olan kimseleri dost edinmeyin. Onlar, size gelen hakký tanýmadýklarý ve Rabbýmýz olan Allah'a inandýðýnýz için peygamberi de sizi de (yurdunuzdan) çýkardýklarý halde onlara sevgi (mi) gösteriyorsunuz? Siz benim yolumda savaþmak ve benim rýzamý kazanmak için (yurdunuzdan) çýkmýþsanýz, ben sizin gizlediðinizi de, açýða vurduðunuzu da bildiðim halde, nasýl olur da onlara sevgi gösterirsiniz. Ýçinizden her kim bunu yaparsa, doðru yoldan sapmýþ olur." (el-Mümtehine Sûresi, 1) anlamýndaki âyet-i kerime indirilmiþtir.(318)

e) Mekke'ye Yürüyüþ

Müslümanlýðýn temeli, "Tevhid Ýnancý" dýr. Tevhid Ýnancý'nýn, yeryüzünde en büyük âbidesi, Mekke'deki Kâbe'dir. Ancak bu kutsal yer, putlarla doldurulmuþ, putperestliðin merkezi hâline getirilmiþti. Ýslâm güneþi doðalý 20 yýl olmuþtu. Artýk, Mekke'nin þirkten kurtulmasý, Kâbe'nin putlardan temizlenmesi gerekiyordu.

Rasûlüllah (s.a.s.), Hicretin 8'inci yýlý, Ramazan'ýn 10'uncu Pazartesi günü 10 bin kiþilik muazzam bir ordu ile Medine'den çýktý.(319) (1 Ocak 630) Yolda katýlan birliklerle, ordunun sayýsý daha sonra 12 bine yükselmiþti.(320) O gün Rasûlüllah (s.a.s.) ve ashâbý oruçluydu. Yola çýktýktan sonra oruçlarýný bozdular. (321)

Rasûlüllah (s.a.s.)'ýn amcasý Abbâs Müslüman olmuþ, fakat Müslümanlýðýný gizliyerek Mekkede müþrikler arasýnda kalmýþtý. Böylece Mekke'deki haberleri gizlice Rasûlüllah (s.a.s.)'e ulaþtýrýyordu. Artýk Mekke'de yapýlacak iþ kalmamýþtý. Hîcret için Mekke'den çýktý, fakat yarý yolda Fetih Ordusuyla karþýlaþtý. Eþyâsýný çocuklarýyla Medine'ye gönderip O da orduya katýldý. Rasûlüllah (s.a.s.) Abbâs'ýn geliþinden memnun oldu.

- Peygamberlerin sonuncusu ben oldum, muhâcirlerin sonuncusu da sen; diye iltifatta bulundu.

Mekke'ye bir konak (yaklaþýk 16 km.) mesâfede "Merru'z-zahrân" denilen yerde karargâh kuruldu. Rasûlüllah (s.a.s.), ortalýk kararýnca burada ordu mevcûdunun sayýsýnca ateþ yakýlmasýný emretti. Böylece, ordunun haþmetini Kureyþ'e göstermek istiyordu.

Yollar iyice tutulduðu için, Ýslâm ordusu Merru'zahrân'a gelinceye kadar Mekkeliler hiç bir haber alamamýþlardý. Müslümanlarýn yaklaþtýðýný duyunca ne yapacaklarýný þaþýrdýlar. Ebû Süfyân durumu anlamak, Müslümanlar hakkýnda bilgi edinmek istiyordu. Yanýna bir kaç kiþi alarak, Mekke'den çýktý. Uzakta yanmakta olan ateþler, hacýlarýn, Arafatta arefe gecesi yaktýklarý ateþlere benziyordu. Merakla ateþlere doðru ilerledikleri sýrada Rasûlüllah (s.a.s.)'ýn muhâfýzlarý tarafýndan yakalanarak Peygamber Efendimizin huzûruna getirildiler, Rasûlüllah (s.a.s.)'a karþý en çok kin besleyen Mekke'nin resi Ebû Süfyân burada müslüman oldu. Artýk Mekke fethedilmiþ demekti. Belki hiç mukavemet görülmeyecekti. Hz. Abbâs:

- Yâ Rasûlallah, Ebû Süfyân övünmeyi sever, iftihâr edebileceði bir lütufta bulunsanýz, demiþti. Rasûl-i Ekrem:

- Her kim Ebû Süfyân'ýn evine girerse, emniyettedir. Her kim kendi evine kapanýr, ordumuza karþý koymazsa, emniyettedir. Her kim Harem-i Þerîf'e girerse, emniyettedir. Ebû Süfyân bunu ilân etsin, buyurdu.(322) Daha dün, Ýslâm düþmanlarýnýn lideri olan kiþi, bugün Rasûlüllah'ýn emirlerini teblið etmekle iftihâr edecek, þeref kazanacaktý.

Merru'z-zahrân'dan hareket edileceði sýra Rasûlüllah (s.a.s.) Hz. Abbas'a:

- Ebû Süfyân'ý yolun dar bir yerine götür, Ýslâm ordusunun ihtiþâmýný görsün, diye emretti.

Hz. Abbâs, Ebû Süfyân'ý, ordunun geçeceði dar bir geçit yerine oturttu. Mücâhidler sýrayla alay alay Ebû Süfyân'ýn önünden geçtikçe Ebû Süfyân'ýn yüreði burkuluyor, geçen her kafilenin hangi kabîle olduðunu soruyordu. Hz. Abbâs:

- Bunlar Gýfâr kabîlesi, þunlar Cüheyne.. diye geçen kabîleleri bir bir anlattýkça Ebû Süfyân:

- Þaþýlacak þey, bunlarla benim aramda ne düþmanlýk var ki , buraya kadar gelmiþler, diye hayretini ifâde ediyordu. Bir ara:

- Yâ Abbâs, kardeþinin oðlunun saltanatý ne kadar da büyümüþ, dedi. Hz. Abbâs:

- Hayýr, bu saltanat deðil, nübüvvettir, diye cevâp verdi.

Nihâyet, Ebû Süfyân'ýn daha önce benzerini görmediði bir birlik geçti. Bunlar, ensârdý. Baþlarýnda Sa'd b. Ubâde sancaðý taþýyordu. Son gelen birlik, sayýca hepsinden azdý. Bu birlikte Rasûlüllah (s.a.s.) ile ensar ve muhâcirlerden en yakýn arkadaþlarý vardý. Rasûlüllah (s.a.s.)'in sancaðýný Avvâm oðlu Zübeyr taþýyordu.

Ensâr alayý, Uhud ve Hendek Savaþlarý'nda müþrik ordusunun baþkomutaný Ebû Süfyân'ýn önünden geçerken Sa'd b. Ubâde:

- Ey Ebû Süfyân, bugün en büyük kýtal günüdür, bu gün Kâbe'de kan dökmenin helal kýlýndýðý gündür, demiþti. Ebû Süfyân Sa'd'ýn sözlerini Rasûlüllah (s.a.s.)'a nakletti. Hz. Rasûlüllah (s.a.s.):

- Sa'd yanlýþ söylemiþ, bugün Cenab-ý Hakk'ýn Kâbe'yi yücelteceði gündür. Bugün Kâbe'nin tevhid elbisesine bürüneceði gündür, buyurdu.(323) Sa'd'ýn kan dökmesinden endiþelendiði için, hemen Hz. Ali'yi gönderdi, ensâr sancaðýnýn Sa'd'dan alýnýp oðlu Kays'a verilmesini emretti.(324)

Müslüman mücâhidlerin geçit resmini baþtan sona seyreden Ebû Süfyân, Mekke'nin tesliminden baþka çâre olmadýðýný anladý. Hz. Abbas'tan ayrýlarak, hemen Mekke'ye döndü. Harem-i Þerif'e vardý. Heyecân içinde kendisini bekleyen Mekkelilere yüksek sesle hitâbetti:

- Muhammed (s.a.s.) , karþý koymamýza imkân olmayan bir ordu ile geliyor:

1) Her kim Ebû Süfyan'ýn evine gelirse emniyettedir.

2) Her kim silahýný býrakýr, evine kapanýrsa emniyettedir.

3) Her kim, Harem-i Þerîf'e sýðýnýrsa emniyettedir. Ey Kureyþ, Müslüman olunki, selâmet bulasýnýz...

Ebu Süfyân'ý dinleyenler, þaþýrýp kaldýlar. Her gün Müslümanlýðýn aleyhinde bulunan bu adam, þimdi herkese "müslüman olun", diyordu. Herkeste bir telâþ baþladý. Kimisi küfrediyor, kimisi baðýrýp çaðýrýyor, kimi de mukavemet için hazýrlanýyordu. Çoðunluk ise Ebû Süfyân'ýn sözlerine uyup evlerine çekildiler. Bir kýsmý da Harem-i Þerîf'te ve Ebû Süfyân'ýn evinde toplandýlar.

f) Mekke'ye Giriþ (20 Ramazan 8 H./11 Ocak 630 M.)

Rasûlüllah (s.a.s.), Mekke'ye girmeden önce, "Zî Tuvâ" denilen yerde durdu. Ordusunu dört kýsma ayýrýp her birinin gireceði yerleri tâyin etti. "Sakýn savaþa girmeyin, saldýrýya uðrayýp mecbûr kalmadýkça kan dökmeyin..." diye tenbihte bulundu.

Sekiz yýl önce, yurdundan üç kiþilik bir kafile ile nasýl ayrýlmýþtý, þimdi nasýl bir ihtiþâmla dönüyordu. Rasûlüllah (s.a.s.) devesinin üstünde bütün bunlarý düþünüyor, maðrûr bir fâtih gibi deðil, son derece mütevâzi bir halde, baþý secde eder gibi, devenin boynuna yapýþmýþ, tesbih, tehlil ve duâ ile, Cenâb-ý Hakk'ýn sonsuz lütuflarýna þükrederek ilerliyordu.

Bütün birlikler, kan dökmeden Mekke'ye girdiler. Yalnýzca Velîd oðlu Hâlid'in komuta ettiði birlik tecâvüze uðradý. Kureyþ'in azýlýlarýndan Ümeyye oðlu Safvân, Amr oðlu Süheyl ve Ebû Cehil'in oðlu Ýkrime bir çete kurdular. Hâlid'in birliklerini Mekke'ye girerken ok yaðmuruna tutarak iki müslümaný þehid ettiler. Bu durumda Hâlid, saldýrganlar üzerine hücûm ederek, bir hamlede onüç tanesini öldürdü, diðerleri daðýlýp kaçtýlar.

Rasûlüllah (s.a.s.) kan döküldüðünü duyunca üzüldü. Fakat, tecâvüzün müþriklerden baþladýðýný öðrenince:

- Ýlahî takdir böyleymiþ, buyurdu.

Rasûlüllah (s.a.s.) çadýrýný Kinâneoðullarý yurdunda "Hacûn" denilen yerde kurdurdu. Mekke Devri'nin 7'inci yýlýnda, Kureyþ müþrikleriyle Kinâneoðullarý burada küfr üzerine anlaþmýþlardý(325). Bu anlaþma gereðince müslümanlar üç yýl muhasara altýnda çok acý günler yaþamýþlardý.

Rasûlüllah (s.a.s.) çadýrýnda gusledip 8 rek'at "duhâ namazý" kýldý, sonra, devesine binerek, Kâbe'ye geldi. Yol boyunca Fetih Sûresi'ni okuduðu iþitiliyordu.(326) Deve üzerinde, ihrâmsýz olarak Kâbe'yi tavâf etti. Elindeki ucu eðri deðnekle hacer-i Esved'i istilâm etti.

g) Kâbe'nin Putlardan Temizlenmesi.

Kâbe etrâfýnda 360 put vardý. Bunlarýn en büyüðü olan "Hubel", Kâbe'nin üstüne konulmuþtu. Diðerleri Kâbe'nin etrafýna ve içine yerleþtirilmiþlerdi. Rasûlüllah (s.a.s.) deðnekle bunlarý itiyor, her birini bizzât deviriyordu. Putlar yýkýlýrken:

"Hak geldi, bâtýl yok oldu, esasen bâtýl yok olmaða mahkûmdur."(327) "Hâk geldi, artýk bâtýl ne yeniden baþlar, ne de geri gelir"(328) diyordu.(329)

Kâbe'ye girmek için Rasûlüllah (s.a.s.) anahtarýný istedi. Talha oðlu Osmân anahtarý getirdi. "Emânettir Ya Rasûlallah", diyerek Hz. Peygamber (s.a.s.)'e teslim etti. Kâbe'nin içi de putlarla doluydu. Duvarlarýna resimler asýlmýþtý. Rasûlüllah (s.a.s.)'ýn emriyle Hz. Ömer bunlarý dýþarý attý. Müþrikler, ilah diye taptýklarý putlarýn parçalanýþýný þaþkýn þaþkýn seyrettiler. Dünkü mabûdlar bir anda moloz yýðýný haline gelmiþ, çöplüklere atýlmýþtý. Sonra, Rasûlüllah (s.a.s.), yanýna Üsâme, Bilal ve Talha oðlu Osmân'ý da alarak Kâbe'ye girdi, kapýnýn karþýsýndaki duvara doðru namaz kýldý.(330) Beyt-i Þerifi dolaþýp her tarafýnda tekbir getirdi. Uzunca bir müddet içeride kaldý. Bu sýrada bütün Kureyþ Hârem-i Þerif'te toplanmýþ, sabýrsýzlýkla, haklarýnda verilecek hükmü bekliyorlardý.

h) Fetih Hutbesi ve Genel Af

Rasûlüllah (s.a.s.) Kâbe kapýsýnýn eþiðinde durdu. Karþýsýnda sýralanmýþ olan Mekkelilere baktý. 20 yýl boyunca þahsýna ve müslümanlara ellerinden gelen her kötülüðü yapmaktan çekinmeyen bu adamlarýn hayâtý, þimdi O'nun iki dudaðý arasýndan çýkacak hükme baðlýydý. Rasûlüllah (s.a.s.) 20 yýl boyunca çektiklerini bir anda zihninden geçirdi, sonra þöyle hitâbetti.

"Allah'tan baþka ilâh yoktur, yalnýz O vardýr. O'nun eþi ve ortaðý yoktur. O va'dine baðlý kaldý, sözünü yerine getirdi. kuluna yardým etti, tek baþýna bütün düþmanlarý hezîmete uðrattý.

Ýyi bilinki bütün câhiliyet âdetleri, mal ve kan davalarý bugün þu iki ayaðýmýn altýndadýr. Yalnýz, Kâbe hizmetleriyle hacýlara su daðýtma iþi (hicâbe ve sikaye hizmetleri) bu hükmün dýþýnda býrakýlmýþtýr.

Ey Kureyþ Cemâati! Allah sizden câhiliyet gururunu, babalarla, soylarla büyüklenmeði giderdi. Bütün insanlar, Âdem'dendir, (O'nun çocuklarýdýr.) Âdem de topraktan yaratýlmýþtýr."

Sonra þu anlamdaki âyet-i kerîmeyi okudu.

"Ey insanlar! Biz sizi bir erkekle bir diþiden yarattýk. Övünesiniz diye deðil, kolaylýkla tanýþasýnýz diye, sizi milletlere ve kabîlelere ayýrdýk. Allah katýnda en deðerliniz, Ona karþý gelmekten en çok sakýnanýnýzdýr. Allah her hâlinizi bilir, O her þeyden haberdârdýr." (Hucurât Sûresi, 13)

Rasûlüllah (s.a.s.) Mescid-i Harâm'ýn geniþ sâhasýný dolduran kalabalýðý mânâlý bir bakýþla süzdükten sonra:

- Ey Kureyþ cemaâtý! Size þimdi nasýl bir muâmele yapacaðýmý sanýyorsunuz? diye sordu. Mekkeliler hep bir aðýzdan:

- Hayýr umuyoruz. Sen kerîm bir kardeþ, âlicenâb bir kardeþ oðlusun, diye cevap verdiler. Rasûl-i Ekrem (s.a.s.):

- Ben de size Yûsuf'un kardeþlerine söylediði gibi, "Bu gün size geçmiþten dolayý azarlama yok." (Yûsuf Sûresi, 92) diyorum. Haydi gidiniz, hepiniz serbestsiniz (331), buyurdu.

Böylece Rasûlüllah (s.a.s.) hepsini affetmiþti. Halbuki bunlar Hz. Peygamber (s.a.s.)'e neler yapmamýþlardý. Müslümanlarý en korkunç iþkencelere tâbi tutmuþlar, akla hayâle gelmedik eziyetler yapmýþlardý. Þimdi baþkalarý olsa ne yapardý; Hz. Peygamber (s.a.s.) ne yapmýþtýr? Bu mukayese Rasûlüllah (s.a.s.)'in büyüklüðünü ortaya koymaða kâfidir.

Bu hitâbesinden sonra Rasûlüllah (s.a.s.) Mescid-i Harâm'da oturdu. Sikaye (hacýlara su ve zemzem daðýtma) hizmeti Abdülmuttaliboðullarýndaydý. Bu hizmeti Hz. Abbâs yapýyordu. Hicâbe (Kâbeyi açýp-kapama ve anahtarýný taþýma) hizmetini ise Ebû Talha oðullarý yapýyordu. Bu esnâda Hz. Ali bu iki hizmetin Abdülmuttaliboðullarý'nda birleþtirilmesini istemiþti. Fakat Rasûlüllah (s.a.s.) Osman b. Talha'yý çaðýrdý.

- Yâ Osmân, bugün iyilik ve ahde vefâ günüdür, al iþte anahtarýn, buyurdu (332).

Öðle vakti, Hz. Bilâl Kâbe'nin üstüne çýktý. Güzel ve gür sesiyle ezana baþladý. "Allâhü Ekber" nidâlarý müþriklerin yüreklerini burkuyordu. Bu esnâda, Ebû Süfyân, Esîd oðlu Attâb, Hiþâm oðlu Hâris gibi Kureyþin ileri gelenlerinden birkaç kiþi Kâbe'nin avlusunda bir köþeye toplanmýþ konuþuyorlardý. Ýçlerinden Attâb:

- Babam þanslý adammýþ, daha önce öldü de þu sesi iþitmedi, dedi. Hâris de:

- Þunun hak olduðunu bilsem, vallâhi ben de icâbet ederdim, diye konuþtu. Ebû Süfyân ise:

- Ben bir þey söylemeyeceðim. Bir þey konuþsam þu çakýllarýn bile dile gelip O'na haber vereceðinden korkuyorum, dedi.

Az sonra yanlarýna Rasûlüllah (s.a.s.), aralarýnda konuþtuklarýný bir bir söyledi. Bunun üzerine:

- Konuþtuklarýmýzý kimse duymamýþtý. Biz þehâdet ederiz ki, sen Allah'ýn Rasûlüsün, diye þehâdet getirdiler.(333)

l) Mekke Halkýnýn Bîatý

Öðle namazýndan sonra, Rasûlüllah (s.a.s.) Safâ tepesinin yüksekce bir yerinde oturdu. Önce erkeklerden, sonra da kadýnlardan bîat aldý. Erkekler, Ýslâm ve cihâd üzerine bîat ettiler(334). Kadýnlar ise aþaðýda meâli yazýlý âyet-i celîledeki esaslara uyacaklarýna dâir bîat ettiler.

"Ey Peygamber, mü'min kadýnlar Allah'a hiçbir eþ ortak koþmamak, hýrsýzlýk yapmamak, zina etmemek, çocuklarýný öldürmemek, elleriyle ayaklarý arasýnda bir bühtan uydurup getirmemek ve hiçbir güzel iþte sana karþý gelmemek üzere sana biata geldiklerinde biâtlarýný kabûl et, Onlara Allah'tan maðfiret dile, Çünkü Allah çok yargýlayýcý, çok esirgeyicidir." (el-Mümtehine Sûresi, 12)

Erkekler, Rasûlüllah (s.a.s.)'in elini tutup musâfaha ederek biât ettiler. Kadýnlar ise sözle ve Rasûlüllah (s.a.s.)'in bulunduðu su kabýna ellerini batýrarak bîat ettiler.(335) Rasûlüllah (s.a.s.) in eli, hiç bir zaman yabancý bir kadýnýn eline deðmemiþtir. (336)

j) Rasûlüllah (s.a.s.)'in Ensâr'ýn Endiþesini Gidermesi

Fetihten sonra ensâr kendi aralarýnda :

- Cenâb-ý Hakk, Rasûlüne doðup büyüdüðü vatanýnýn fethini müyesser kýldý. Artýk bizimle döner mi, yoksa buraya mý yerleþir, diye endiþelerini belirtmiþlerdi. Rasûlüllah (s.a.s.) bunu duyunca:

- Böyle bir þeyden Allah'a sýðýnýrým. Ben memleketinize hicret ettim. Hayatýnýz, hayatým; ölümünüz ölümümdür, buyurdu. (337) Ensârýn endiþelerini giderdi.

(315) Zâdü'l-Meâd, 2/386; Ýbn Hiþâm, 4/38

(316) Ýbn Hiþâm, 4/39; Zâdü'l-Meâd, 2/387; Târih-i Din-i Ýslâm, 3/415

(317) el-Buhârî, 5/89; Tecrid Tercemesi, 10/322; Târih-i Din-i Ýslâm, 3/417

(318) el-Buhârî, 5/89; Tecrid Tercemesi, 10/323

(319) el-Buhârî, 5/90; Tecrid Tercemesi, 10/235 (Hadis No: 1622); Târih-i Din-i Ýslâm 3/418

(320) Tecrid Tercemesi, 10/235; Kýsas-ý Enbiyâ, 1/410

(321) el-Buhârî, 5/90; Tecrid Tercemesi, 10/235 (Hadis No:1622)

(322) Zâdü'l-Meâd, 2/391; Ýbn Hiþâm, 4/47; Tecrid Tercemesi, 10/332

(323) el-Buhârî, 5/91; Tecrid Tercemesi,10/331 (Hadis No: 1624)

(324) Zâdü'l-Meâd, 2/392; Tecrid Tercemesi, 10/332; Ýbn Hiþâm, 4/49

(325) el-Buhârî, 5/92; Tecrid Tercemesi, 6/132 (Hadis No: 786) ve 10/335

(326) el-Buhârî, 5/92; Tecrid Tercemesi, 10/337 (Hadis No: 1625)

(327) el-Ýsrâ Sûresi, 81

(328) Sebe'Sûresi, 49

(329) el-Buhârî, 5/92; Tecrid Tercemesi, 10/338 (Hadis No: 1626)

(330) el-Buhârî, 5/93; Tecrid Tercemesi, 10/339 Buhârî'nin Abdullah b. Ömer'den rivâyetine göre, Rasûlüllah (s.a.s.) Mekke'nin fethi günü Kâbe'ye girdiðinde içerde namaz kýlmýþtýr. Abdullah b. Abbas'tan rivâyetine göre ise namaz kýlmamýþ sadece tekbir getirmiþtir. (Buhârî, 5/93)

(331) Ýbn Hiþâm, 4/54; Ýbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/252; Zâdü'l-Meâd, 2/394; Tecrid Tercemesi, 10/340-341

(332) Ýbn Hîþâm, 4/55; Zâdü'l-Meâd, 2/395; Tecrid Tercemesi, 10/342

Câhiliyet devrinde Kâbe'yi pazartesi ve perþembe günleri ziyarete açarlardý. Bir defasýnda Rasûlüllah (s.a.s) 'de gelmiþ halkla birlikte O da içeri girmek istemiþti. Fakat Osmân b. Talha kabalýk etmiþ, Rasûlüllah (s.a.s.)'ýn içeri girmesine engel olmuþtu. Rasûlüllah (s.a.s.) hiç kýzmadan:

-"Ya Osmân, yakýnda sen benim bu anahtarý dilediðim kiþiye verebileceðim bir günü göreceksin..." buyurmuþtu. Þimdi Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) anahtarý dilediðine verebilirdi. Fakat gene Osmân'a verdi. ve:

-Yâ Osmân, sana söylediðim söz gerçekleþti mi? diye sordu. Osmân, olayý hatýrladý:

-Evet, gerçekleþti, þehâdet ederim ki sen, Allah'ýn Rasûlüsün, dedi. (Zâdü'l-Meâd, 2/395; Tecrid Tercemesi, 10/342-343)

(333) Ýbn Hiþâm, 4/56; Zâdü'l-Meâd, 2/395; Ýbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/254

(334) Ýbnü'l-Esîr, 2/252-253

(335) Hak Dini Kur'ân Dili, 6/4916; Tecrid Tercemesi, 10/344

(336) el-Buhârî, 6/173; Müslim, 3/1489 (Hadis No: 1866); Ýbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/254

(337) Zâdü'l-Meâd, 2/397; Müslim, 3/1405 - 1406 (Hadis No: 1780); Tecrid Tercemesi 10/346-347

samimi

Huneyn, Mekke ile Tâif arasýnda, Mekke'ye yaklaþýk 16 km. mesafede bir vâdidir. Câhiliyet devri Arap þâirlerinin þiir müsabâkasý yaptýklarý "Zü'l-mecâz" panayýrý da bu vâdi kanarýnda kurulurdu. Huneyn Savaþý, Mekke'nin fethinden on altý gün sonra (6 Þevval Cumartesi) bu vâdide Hevâzin Kabîlesi ve müttefikleriyle yapýldý.

a) Savaþýn Sebebi

Hevâzin, Arabistan'ýn en büyük kabîlelerinden biriydi. Mekke'nin güney-doðusundaki daðlarda yaþýyorlardý. Mekke müslümanlar tarafýndan fethedilmiþ, Kâbe'deki bütün putlar kýrýlmýþtý. Hevâzin kabîlesi bu durumdan endiþeye düþtü. Tedbir alýnmazsa, ayný hâl bir gün kendi baþlarýna gelebilirdi. Kabîle baþkaný genç þâir Avf oðlu Mâlik'in teþvikiyle hemen savaþ hazýrlýðýna baþladýlar. Tâif'te bulunan Sakîf Kabîlesi de bunlarla birleþti. Bu iki büyük kabîle (Peygamber Efendimizin süt annesi Halîme'nin mensup olduðu) Sa'd Oðullarý gibi bazý küçük kabîleleri de ittifaklarý içine aldýlar. Böylece 20 bin kiþilik bir kuvvetle Huneyn Vâdisi'nde toplandýlar. Bu harekâtý, ölüm-kalým savaþý sayýyorlardý. Bu sebeple kadýnlarýný, çocuklarýný, bütün hayvanlarýný ve kýymetli eþyalarný da berâberlerinde getirdiler. Ya savaþý kazanýp, Müslümanlýðý ortadan kaldýracaklar, yahut da bu uðurda hepsi öleceklerdi.

b) Düþman Üzerine Yürüyüþ

Rasûlüllah (s.a.s.) Mekke'de þehrin idâresini düzenlemekle meþguldü. Düþmanýn Huneyn'de toplandýðýný öðrenince, Mekke'de Esîd oðlu Attâb'ý kaymakam býrakarak, 12 bin kiþilik bir kuvvetle derhal düþmana karþý harekete geçti. Bu kuvvetin l0 bini, Mekke'nin fethi için Medine'den gelen mücâhidler, 2 bini ise, Mekke'nin fethinden sonra müslüman olan Kureyþlilerdendi. Ayrýca bunlar arasýnda 80 kadar da henüz müslüman olmamýþ Mekkeli müþrik vardý. Ümeyye oðlu Safvân bunlardan biriydi.

Müslüman ordusu gerek sayý, gerek silâh ve teçhizat bakýmýndan mükemmeldi. Þimdiye kadar hiç bu kadar mükemmel bir ordularý olmamýþtý. Bu durum müslümanlarýn bir çoðunu gururlandýrýyor, "artýk bu ordu yenilmez," diyorlardý.(338)

Ýki ordu Huneyn vâdisinde karþýlaþtý. Müslüman ordusu Huneyn'e sabah karanlýðýnda ulaþmýþ, vâdinin alçak kýsýmlarýnda yer alabilmiþti. Düþman kuvvetleri ise buraya önceden gelmiþler, yüksek kýsýmlara ve en elveriþli yerlere yerleþerek pusu kurmuþlardý.

c) Pusaya düþünce

Ýslam ordusunun öncü kuvveti, yeni müslüman olan Mekke'lilerle Süleym Oðullarýndan meydana gelmiþti. Velîd oðlu Hâlid'in komutasýnda sabah karanlýðýnda pervasýz ve tedbirsizce ilerlerken, pusuya düþdüler. Ansýzýn karþýlaþtýklarý ok yaðmuruyla daðýlýp geri çekildiler. Alaca karanlýkta her taraftan düþman hücûma baþladý. Öncü kuvvetlerdeki çekilme, gerideki birliklere de sirâyet etti. Müslümanlar daracýk vâdide, yamaçlarý tutmuþ olan düþmanýn ok yaðmuru altýnda neye uðradýklarýný anlayamadýlar. Þaþýrýp birbirlerine girdiler. Umûmî bir panik baþladý. Böylece o yenilmez sanýlan mükemmel ordu, daha savaþ baþlamadan daðýldý, herkes kaçmaða baþladý.

Ancak Rasûlüllah (s.a.s.) bindiði katýrý düþmana doðru sürüyordu. Saðýnda amcasý Abbâs, solunda amcazâdesi Hâris oðlu Ebû Süfyân, katýrýn dizginlerini tutarak, ilerlemesine engel olmaða çalýþýyorlardý(339). Rasûlullah (s.a.s. ) etrafýnda, Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Hz. Ali, Üsame...gibi, ashâbýn ileri gelenlerinden ancak 80-100 kiþi kalmýþtý.

Bu âni bozgun, yeni müslüman olanlardan, henüz imâný zayýf kimselerin gerçek düþüncelerini ortaya çýkarývermiþti. Ebû Süfyan mânâlý bir tebessümle:

- Artýk bu bozgunun denize kadar önü alýnamaz, demiþti. Kelede:

- Bugün sihir bozuldu, diye haykýrmýþ, henüz müþrik olan kardeþi Safvân:

- Sus, aðzýn kurusun, bana Hevâzinden biri hâkim olacaðýna Kureyþ'den biri olsun, diyerek kardeþini azarlamýþtý? Uhud Savaþýnda öldürülen Ebû Talha'nýn oðlu Þeybe ise:

- Bugün Muhammed'den intikamým alýnýyor, diyecek kadar ileri gitmiþti. Mekke'de bile:

- Muhammed ölmüþ, ordusu daðýlmýþ, Arablar eski dinlerine dönecekler, diye söylentiler çýkmýþ, Rasûlüllah (s.a.s. ) kaymakam býraktýðý Attâb b. Esîd:

- Muhammed ölmüþse, Allah bâkidir, þerîatý duruyor, diye halký teskine çalýþmýþtý.

d) Rasûlüllah (s.a.s. )'in Metâneti ve Düþmanýn Hezîmeti

Ýþte böylesine tehlikeli bir anda Hz. Peygamber (s.a.s.), metânetle yerinde durup, kaçýp daðýlan müslümanlara:

- Ey Allah'ýn kullarý! Buraya geliniz. Ben Allah'ýn Peygamberiyim, bunda yalan yok! Ben Abdülmuttalib'in torunuyum, diyordu.(340)

Sonra Rasûlüllah (s.a.s. )'in emriyle Hz. Abbâs gür sesiyle haykýrdý:

- "Ey Akabe'de bîat eden ensâr! Ey, Þecere-i Rýdvân altýnda, geri dönmemek üzere bîat edip söz veren ashâb! Muhammed (s.a.s.) burada. O'na doðru gelin.

Abbâs'ýn sesini duyanlar,, derhal "Lebbeyk, lebbeyk" diyerek geri dönüp geldiler. Yâ Evs, Yâ Hazrec diye nidâ ederek bütün ensâr Rasûlüllah (s.a.s. )'in etrâfýnda yeniden toplandýlar. Savaþ bütün þiddetiyle yeniden baþladý.(341)

Hz. Peygamber (s.a.s.), Cenâb-ý Hakk'a zafer ihsân etmesi için duâ ettikten sonra yerden bir avuç toprak alýp düþman üzerine savurdu. Düþmanlardan bu topraktan gözüne isâbet etmeyen hiç kimse kalmadý.(342) Cenâb-ý Hakk'ýn yardýmýyla düþman hezimete uðradý. Darmadaðýn olup, kadýnlarýný, çocuklarýný, hayvanlarýný býrakýp kaçmaða baþladýlar. Müslümanlar arkalarýndan kovalayýp, yetiþebildiklerini öldürdüler veya esir ettiler. Savaþý kazanmak üzere olan düþman, maðlup oldu; yenilmek üzere olan Müslümanlar ise galip geldi. Savaþta müþriklerden ölenlerin sayýsý 70'i buldu, müslümanlardan ise 4 þehid vardý.

Kur'ân-ý Kerîm'de bu savaþ þöyle anlatýlmaktadýr:

"(Ey mü'minler), þüphesiz Allah size (Bedir, Hendek, Hudeybiye, Hayber ve Mekke gibi) bir çok yerlerde ve Huneyn gününde yardým etti. O gün Çokluðunuz size gurûr vermiþ, böbürlendirmiþti. Fakat bu çokluðun hiç bir faydasý olmamýþ, yeryüzü bütün geniþliði ile baþýnýza dar gelmiþti. Sonra gerisin geriye dönüp kaçmýþtýnýz. Bu hezîmetten sonra Allah, Peygamberine ve mü'minlere sükûnet veren rahmetini indirdi, görmediðiniz askerler (melekler) gönderdi, inkâr edenleri azâba uðrattý. Kâfirlerin cezâsý iþte budur." (et-Tevbe Sûresi, 25-26)

(338) et-Tevbe, Sûresi, 25-26

(339) Müslim, 3/1398 (Hadis No: 1775)

(340) el-Buhârî, 5/99; Müslim, 3/1400 (Hadis No: 1776); Tecrid Tercemesi, 10/353

(341) Müslim, 3/1398-1399 (Hadis No: 1775); Ýbn Hiþâm, 4/87

(342) Müslim, 3/1402 (Hadis No: 1þ)

samimi

Huneyn'de bozguna uðrayan düþmanýn bir kýsmý, bu bölgedeki Evtâs Vâdisi'nde toplandý. Bunlarýn baþýnda ihtiyar bir savaþçý olan Düreyd b. Simme vardý. Bir kýsmý da Sakif kabîlesiyle birlikte Tâif'e çekildi. Bunlarýn baþýnda ise Hevâzin reisi Avfoðlu Mâlik bulunuyordu. Bunlar, hazýrlýklarýný tamamlayýp yeniden savaþmak istiyorlardý. Bu sebeple Rasûlüllah (s.a.s. ) Evtâs üzerine Ebû Mûsa'l-Eþ'arî'nin amcasý "Ebû Âmir" komutasýnda bir birlik gönderdi.

Yapýlan savaþta Düreyd öldürüldü. Ebû Âmir de þehid oldu. Ebû Âmir, yaralandýðý zaman, kumandayý yeðeni Ebû Mûsa'l-Eþ'arî'ye býrakmýþtý. Ebû Mûsâ savaþý kazandý. Birçok esir ve ganimetle geri döndü.(343)

Esirler arasýnda Sa'd Oðullarý Kabîlesi'nden Rasûlüllah (s.a.s. )'in süt kardeþi "Þeymâ" da vardý. "Ben Peygamberin süt kardeþiyim" deyince, Hz. Peygamber (s.a.s.)'e götürdüler. Rasûl-i Ekrem Þeymâ'yý görünce tanýdý. Üzüntüsünden gözleri yaþardý. Hemen hýrkasýný serip üzerine oturttu, hâl-hatýr sorup ikrâmda bulundu. Bir köle, bir câriye, iki deve ve bir mikdâr koyun vererek, isteði üzerine kabilesine gönderdi.(344)

6- TÂÝF MUHÂSARASI (Þevvâl 8 H./Þubat 630 M.)

Huneyn hezîmetinden sonra Sakif Kabîlesi, memleketleri olan Tâif'e çekilmiþlerdi. Hevâzin Kabîlesinin reisi Avf oðlu Mâlik de bunlarla berâberdi. Huneyn Savaþý'nýn kesin sonucunu almak için Tâif'te toplananlarýn da takibi gerekiyordu.

Hz. Peygamber (s.a.s.), Hâlid b. Velîd'i bin kiþilik öncü kuvvetle Tâif'i muhâsara için gönderdi. Huneyn ve Evtâs'ta ele geçen ganimet ve esirleri Mekke'ye yaklaþýk 16 km. mesâfede "Ci'râne" denilen yerde muhâfaza altýna aldýktan sonra, kendisi de ordusuyla Tâif üzerine yürüdü.

Tâif, Mekke'nin güney doðusunda, etrâfý yüksek kale duvarlarýyla çevrili eski bir þehirdi. Kale içinde bol miktarda erzâk ve silah depo edilmiþti. Muhâsara yirmi günden fazla sürdü. Müslümanlar ilk defa bu muhâsarada, kale duvarlarýný yýkmak için mancýnýk ve debbâbe denilen savaþ âletlerini kullandýlar.(345) Bu âletleri müslümanlara Sel-mân-ý Fârisî öðretmiþti. Fakat kale duvarlarý çok saðlamdý. Tâifliler, duvarlar üzerindeki siperlerden ok atarak kaleyi savunuyorlar, gedik açýlmasýna imkân vermiyorlardý. Hatta, atýlan oklarla 12 kiþi þehid olmuþtu. Bir ara Hâlid b. Velîd mubâreze için er diledi. Tâifliler:

- Sana karþý çýkabilecek kimsemiz yok, erzâkýmýz bitinceye kadar kaleyi savunacaðýz. Sonra hep birlikte çýkýp ölünceye kadar çarpýþacýðýz, diye cevâp verdiler.

Tâiflilerin erzâklarý tükenip teslim olmalarý veya kaleden çýkmalarý uzun sürecekti. Rasûlüllah (s.a.s). durumu, ashabý ile istiþâre etti. Nevfel b. Muâviye:

- Tilki inine kapandý. Uzun müddet sýkýþtýrýlýrsa, mecbûr olup çýkar, böyle býrakýlsa da zarar gelmez, dedi.(346) Muhâsaranýn uzamasýnda yarar görülmedi. Rasûlüllah (s.a.s. ):

- Allah'ým, Sakif'e hidâyet nasip et, onlarý bize gönder, diye duâ etti.(347) Muhâsarayý kaldýrýp, ganimetleri mücâhidlere daðýtmak üzere Ci'râne'ye döndü. Tâifliler bir sene sonra (Hicretin 9'uncu yýlýnda) Medine'ye bir hey'et gönderip Ýslâm Dini'ni kabûl ettiklerini bildirdiler.

(343) el-Buhârî, 5/101; Tecrid Tercemesi, 10/358 (Hadis No: 1629); Ýbn Hiþâm, 4/97

(344) Tecrid Tercemesi, 7/134; Ýbn Hiþâm, 100-101; Târih-i Din-i Ýslâm, 3/454

(345) Ýbn Hiþâm, 4/126; Zâdü'l-Meâd, 2/462

Mancýnýk: Topun icâdýndan önce, kale duvarlarýný dövmek için iri taþ ve gülle atmakta kullanýlan âlet.

Debbâbe: Tahtadan bir iskelet üzerine kalýn deri gerilerek yapýlan bir savaþ âleti. Ýçine kale duvarlarýný delecek askerler girip yavaþ yavaþ kale duvarý dibine kadar yaklaþýrlar ve bu siperin içinde duvarý delerlerdi. Bu âlet, ilkel bir tank demekti.

(346) Zâdü'l-Meâd, 2/462; Tecrid Tercemesi, 10/365 (Hadis No: 163)

(347) Zâdü'l-Meâd, 2/463; Ýbn Hiþâm, 4/131

samimi

Huneyn ve Evtâs Savaþlarýnda, kadýn erkek 6 bin esir, 24 bin deve, 40 bin okiyye (yaklaþýk 5 ton) altýn ve gümüþ ve pek çok kýymetli eþyâ ele geçmiþ, bunlar Ci'râne'de toplanmýþtý. (348) O zamana kadar hiçbir savaþta bu kadar çok esir ve ganimet ele geçmemiþti. Özellikle yeni Müslüman olmuþ bedevî Araplar, Huneyn zaferinin ilk gününden itibâren, ganimet mallarýný paylaþtýrýlmasýný istemiþlerdi. Rasûlüllah (s.a.s.) ise bu mürâcaatlara:

- Tâif'ten döndüðümüzde, diye cevâp vermiþti.

a) Esirlerin Serbest Býrakýlmasý

Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) Tâif'ten Ci'râne'ye döndükten sonra esirleri ve ganimet mallarný hemen paylaþtýrmadý. Esirleri kurtarmak üzere Hevâzinlilerin müracaatlarýný bekledi.(349) Yeni müslüman olan bedevîler ise, kendilerine bir an önce ganimetlerin verilmesi için sabýrsýzlanýyorlardý.(350)

Nihâyet, Hevâzin Kabîlesinden 14 kiþilik bir hey'et geldi. Bunlarýn çoðu bu esnâda müslüman olmuþlardý. Aralarýnda Rasûlüllah (s.a.s.)'in süt annesi Halîme'nin mensûb olduðu Sa'doðullarý'nýn temsilcileri de vardý.

- Yâ Rasûlallah, biz asâlet ve aþîret sâhibi kimseliriz, baþýmýza geleni biliyorsunuz, dediler; esirlerin ve ganimet mallarýnýn geri verilmesini istediler. Ýçlerinden Hz. Peygamber (s.a.s.)'in süt amcasý Zübeyr:

- Ey Allâh'ýn Rasûlü, esir kadýnlar arasýnda süt halalarýnýz, süt teyzeleriniz de var. Onlar sana çocukluðunda hizmet ettiler. Sen ise yardým için baþvurulacak insanlarýn en hayýrlýsýsýn... dedi.(351) Rasûlüllah (s.a.s.) onlarý dinledikten sonra:

- Ben sizi bugüne kadar bekledim. Siz çok geç kaldýnýz. Halk etrâfýmda, ganimetlerin paylaþtýrýlmasýný bekliyor. Þimdi siz ikisinden birini tercih edin. Kadýnlarýnýzý ve çocuklarýnýzý mý istersiniz, yoksa mallarýnýzý mý? diye sordu. Hey'et:

- Elbette kadýnlarýmýzý ve çocuklarýmýzý isteriz. Âile þerefini hiç bir þeyle deðiþmeyiz, dediler. Rasûl-i Ekrem (s.a.s.):

- Bana ve Abdülmuttalib oðullarýnýn payýna düþen esirler serbesttir, onlarý size baðýþladým, buyurdu. Diðerlerinin de serbest býrakýlmasý için, namazdan sonra, kendisini þefâatçi kýlarak, müslamanlardan istemelerini söyledi. Hevâzin hey'eti, Rasûlüllah (s.a.s.) 'in öðrettiði gibi yaptýlar: Öðle namazýndan sonra ayaða kalkýp:

- Biz, Rasûlüllah (s.a.s.)'i þefâtçi kýlarak, Müslüman kardeþlerimizden, kadýnlarýmýzý ve çocuklarýmýzý baðýþlamalarýný istiyoruz, dediler. Gönülleri coþturacak sözler söylediler. Rasûlüllah (s.a.s.) Cenâb-ý Hakk'a hamd ve sena ettikten sonra:

- Ashâbým, bana ve Abdülmuttalib oðullarýnýn payýna düþen bütün esirleri ben serbest býraktým. Ýçinizden, kardeþlerinizin gönlünü hoþ etmek, karþýlýðýný Allah'dan almak isteyenler de böyle yapsýn. Bedelsiz vermek istemeyenlere ise, Cenâb-ý Hakk'ýn ihsân edeceði ilk ganimetten (her bir esir için 6 deve) vereceðim, buyurdu.

Bütün müslümanlar:

- Biz de hissemize düþeni, Rasûlüllah (s.a.s.)'a baðýþladýk, diye baðrýþtýlar. Böylece 6 bin esir bir anda kurtulmuþ oldu.(352) Ýnsanlýk târihinde bu olayýn benzerini göstermek mümkün deðildir. Bu büyüklük karþýsýnda Hevâzin Kabîlesi toptan Müslüman oldu.

Bu esnâda, kabîle reisi Mâlik Tâif'teydi. Hz. Peygamber (s.a.s.) Hevâzin heyetine:

- Eðer Mâlik, gelir de Müslüman olursa,bütün âilesi ve mallarýndan baþka ayrýca 100 de deve veririm, buyurdu. Mâlik bu heberi duyunca, gelip Müslüman oldu. Çocuklarýyla birlikte, bütün mallarýný ve 100 deveyi alarak kabîlesine döndü. Rasûlüllah (s.a.s.) onu kabîlesine âmil (zekât toplama memuru) tâyin etti.(353)

b) Ganimetlerin Taksimi

Esirlerin hürriyete kavuþmasýndan sonra sýra ganimetlerin taksimine geldi. Esâsen Bedevîler:

- Artýk bizim de deveden, davardan hakkýmýzý ver, diye taþkýnlýk yapýyorlar, Rasûlüllah (s.a.s.) 'ýn peþini býrakmýyorlardý. Rasûl-i Ekrem bunlara hitâben:

- Ey nâs! Ne diye sabýrsýzlanýyorsunuz? Ganimet davarlarý, þu vâdinin aðaçlarý sayýsýnca bile olsa, daðýtacaðým. Sonra yanýndaki deveden aldýðý bir tüyü parmaklarýnýn arasýnda göstererek:

- Benim sizin ganimetlerinizle, deðil bir deve, þu tüy kadar bile ilgim yok. Aldýðým beþte bir hisse de gene size (fakirlerinize) sarfolunmaktadýr. Ýðne-iplik bile olsa, aldýðýnýz her þeyi teslim ediniz. Çünkü kýyâmet gününde en büyük ar ve azâb vesîlesidir, buyurdu.(354) Sonra ganimet mallarýný daðýtmaða baþladý.

Ganimetler beþe bölündü. Bir hisse Beytü'l-mâl için ayrýldý, dördü mücâhitlere paylaþtýrýldý. Beytü'l-mâl hissesinin tasarrufu (harcama yetkisi) Rasûlüllah (s.a.s.) 'e âitti.(355)

c) Müellefe-i Kulûb

Rasûlüllah (s.a.s.) , Mekke'nin fethinden sonra müslüman olmuþ olan Kureyþ ileri gelenlerine ganimetten paylarýna düþenden ayrý olarak, Beytü'l-mâl hissesinden de bol mikdârda baðýþda bulundu. Bunlar uzun yýllar, Rasûlüllah (s.a.s.)'a düþmanlýk hareketinin öncülüðünü yapmýþlar, Mekke'nin fethinden sonra çâresiz müslüman olmuþlardý. Ancak gönülleri Ýslâm'a ýsýnmamýþtý. Bunca yýl Ýslâm düþmanlýðý yaptýktan sonra, bir anda bütün kalbiyle Müslümanlýðý benimseyivermek kolay bir iþ deðildi. Kur'ân-ý Kerîm, bu gibilere "el-müellefetü kulûbühüm" adýný vermekte, gönüllerinin kazanýlmasý, Ýslâm'a ýsýndýrýlmasý için bunlara zekât verilebileceðini bildirmektedir.(356) Rasûlüllah (s.a.s.) bunlarý Ýslâm'a ýsýndýrmak istedi. Çünkü bunlar nüfûzlu ve itibârlý kimselerdi, halk üzerindeki tesirleri büyüktü. Samîmî müslüman olduklarý takdirde, kendilerinden faydalý hizmetler beklenebilirdi.

"Müellefe-i kulûb" denilen bu kimselerin sayýsý, 30 kadardý. Rasûlüllah (s.a.s.) bunlarýn bir kýsmýna 100'er deve ile münâsip miktâr gümüþ verdi. Ebû Süfyân ile oðlu Muâviye, Ebû Cehil'in oðlu Ýkrime, Amr oðlu Süheyl, Ümeyye oðlu Safvân, Ebû Talha oðlu Þeybe bunlardandýr. Diðer kýsmýna ise, durumlarýna göre 50'þer veya 40'ar deve, uygun mikdarda gümüþ verildi.(357)

d) Ensâr'dan bir Kýsým Gençlerin Yakýþýksýz Sözleri

Müellefe-i kulûb'a yapýlan bu baðýþlar, imâný zayýf olanlarý Ýslam'a ýsýndýrmak, henüz imân etmemiþ olanlarýn, gerçek müslüman olmalarýný saðlamak içindi.(358)

Ancak, Rasûlüllah (s.a.s.)'in bu yüksek düþüncesini ensârdan bazý gençler kavrayamamýþtý. Kendi aralarýnda:

- Cenâb-ý Hak, Rasûlüne hayýr ihsan buyursun, artýk kendi kavmine kavuþtu. Henüz kýlýçlarýmýzdan Kureyþ kaný damlarken, bizi býrakýp bütün ganimeti onlara verdi.(359) Savaþ gibi zor iþler olunca biz çaðrýlýyoruz, ganimete ise baþkalarý...(360) gibi sözlerle yakýþýksýz dedi-kodular yaptýlar. Hatta münafýklardan biri:

- Bu taksimde Allah rýzasý gözetilmedi, demiþti. (361/1)

Rasûlüllah (s.a.s.) bu tür dedi-kodularý duyunca son derece üzüldü. Hemen Ensâr'ýn toplanmalarýný emretti. Allah'a hamd ve senâdan sonra:

- Ey Ensâr Cemâti! Siz yolunu þaþýrmýþ müþriklerdiniz. Allah size benimle doðru yolu göstermedi mi? Siz tefrikaya düþmüþ, birbirinize düþman olmuþtunuz. Allah, benim hicretimle sizi kaynaþtýrmadý mý? Siz fakir idiniz. Cena-ý Hakk, benim aranýza gelmemle sizi refâha kavuþturmadý mý? Rasûlüllah (s.a.s.) sordukça ensâr:

- Bütün minnet, Allah ve Rasûlüne, bütün minnet Allah ve Rasûlüne, diye cevap verdiler.(361/2). Rasûlüllah (s.a.s.) devâmla:

- Ey Ensâr! Siz isteseydiniz, þöyle de cevâp verebilirdiniz: "Seni kavmin yalanlamýþtý. Bize hicret ettin, biz seni tasdik ettik. Seni kavmin terk etmiþti, biz sana yardým ettik. Seni kavmin kovmuþtu, biz seni baðrýmýza bastýk. Sen yoksuldun, biz seni malýmýza ortak ettik... Böyle söyleseydiniz, doðru söylemiþ olurdunuz, ben de sizi tasdik ederdim.(362)

Ey Ensâr! Bu ne sözdür ki tarafýnýzdan söylenmiþ, bana kadar ulaþmýþtýr? buyurdu. Ensârýn ileri gelenleri:

- Ey Allah'ýn Rasûlü, bizim büyüklerimizden hiç biri, sizi üzecek hiçbir söz söylememiþtir. Yalnýz bazý gençlerimiz, bu sözleri söylemiþlerdir, dediler. Bunun üzerine Rasûlüllah (s.a.s.) :

- Kureyþten bazý kimselere dünyalýk verdim, bunlar küfür ve þirk zamanýna yakýn olduklarýndan, böylece kalblerini Ýslâm'a ýsýndýrmak istedim. Ey Ensâr! Herkes aldýðý mallarla, koyun ve develerle evlerine dönerken, siz de Peygamberinizle dönmeðe razý olmaz mýsýnýz? Allah'a yemin ederim ki, Sizin Peygamberle Medine'ye dönmeniz, onlarýn ganimet mallarýyla evlerine gitmesinden çok daha hayýrlýdýr, buyurdu. Ensâr yaþlý gözlerle:

- Râzýyýz yâ Rasûlallah, biz yalnýz Seninle dönmek isteriz, diye heyacânla baðrýþtýlar.(363) Rasûlüllah (s.a.s.) devamla:

- Eðer hicret fazileti olmasaydý, ben ensârdan bir fert olmak isterdim. Bütün insanlar açýk bir vâdiye, ensâr ise dar bir dað yoluna girse, ben ensâr'ýn yolunu seçer, onlarla beraber giderdim. Ey Ensâr! Siz benden sonra, hakkýnýzýn çiðneneceði günler de göreceksiniz. Sabrediniz ki, Kevser havzý baþýnda bana kavuþasýnýz, buyurdu.(364)

e) Ci'râne Umresi ve Medine'ye Dönüþ

Ganimetlerin daðýtýlmasýndan sonra, Rasûlüllah (s.a.s.) Ci'râne'de ihrâma girdi. Mekke'ye inip umre yaptý. Esîd oðlu Attâb'ý Mekke'ye Vâlî tayin etti . Muâz b. Cebel'i de Mekkelilere Ýslâmî hükümleri öðretmek üzere býraktý, ordusuyla birlikte Zilkade ayýnda Medine'ye döndü.

Çýkýþý ile Medine'ye dönüþü arasýnda 2 ay 16 gün geçmiþti.

(348) Zâdü'l-Meâd, 2/443; Tecrid Tercemesi, 7/128 ve 10/372

(349) el-Buhârî, 4/54 ve 5/99

(350) Tecrid Tercemesi, 7/135 ve 10/370-372 (Hadis No: 1634)

(351) Ýbn Hiþâm, 4/ 131; Zâdü'l-Meâd, 2/445; Tecrid Tercemesi, 7/33

(352) Bkz. el-Buhârî, 3/62; Nesâi, Sünen, 6/263 (K. Hibe, 1); Tecrid Tercemesi 7/128 (Hadis No: 1040); Ýbn Hiþâm, 4/131-132; Zâdü'l-Meâd, 2/445

(353) Ýbn Hîþâm, 4/133-134; Tecrid Tercemesi, 7/141

(354) Ýbn Hiþâm, 4/134; Nesâi, Sünen, 6/264 (K. Hibe:1)

(355) el-Enfâl Sûresi, 41

(356) et-Tevbe Sûresi, 60

(357) Ýbn Hîþâm, 4/135-136; Tecrid Tercemesi, 7/137 ve 8/506

(358) Tecrid Tercemesi, 8/509 (Hadis No: 1299); Gerçekten bu baðýþlarýn hemen tesiri görülmüþtür. Ebû Süfyân:

"Anam babam sana fedâ olsun, bu ne büyük lütuf ve cömertlik, yâ Rasûlallah, Allah için sen sulh zamanýnda da, savaþ zamanýnda da kerîmsin..." demiþti.

Bu sýrada vâdide en iyi cins 100 kadar deve dolaþmaktaydý. Ümeyye oðlu Safvân onlara bakarak:

Ne kadar güzel, demiþti. Safvân henüz Müslüman deðildi. Mekke'nin fethinden sonra, karâr verebilmek için iki ay mühlet istemiþ, Rasûlüllah (s.a.s.), dört ay mühlet vermiþti. Hz. Peygamber (s.a.s.), Safvan'ýn develere imrendiðini görünce:

-Haydi onlar da senin olsun, buyurdu. Safvân:

-Bu derece lütuf ve cömertlik ancak peygamberde bulunabilir, diyerek verilen süreyi beklemedi, derhal Müslüman oldu. (Târih-i Din-i Ýslâm, 3/459)

(359) el-Buhârî, 4/59, 4/221 ve 5/104; Tecrid Tercemesi, 8/509 (Hadis No: 1300), 10/8 (Hadis No:1520 nin izahý) ve 10/371-373 (Hadis No: 1635); Müslim, 3/733 K. ez-Zekât, B. 46.(Hadis No: 132/1059)

(360) el-Buhârî, 5/106; Müslim, 2/736, K. ez. Zekât, B. 46 (Hadis No: 135/1059)

(361/1) el-Buhârî, 5/106; Tecrid Tercemesi, 8/505 (Hadis No:1296), 8/513 (Hadis No: 1303) ve 10/373

(361/2) el-Buhârî, 5/104; Tecrid Tercemesi, 10/373-374; Müslim 2/738, K. ez-Zekât, (Hadis No: 139/1061)

(362) Ýbn Hiþâm, 4/152; Tecrid Tercemesi 7/138-140 (Hadis No: 1040'ýn izâhý) ve 10/374; Ýbnü'l-Esîr, el-Kâmil, 2/271

(363) el-Buhârî, 5/104-105; Tecrid Tercemesi, 7/139-141 ve 10/374-376; Müslim 2/736 (Hadis No: 135/1059)

(364) el-Buhârî, 4/Ý ve 5/104; Tecrid Tercemesi, 10/9 (Hadis No: 1520) ve 10/375-

samimi

 - ELÇÝLER YILI (Senetü'l-vüfûd)

"Allah'ýn yardýmý ve zafer günü gelip,insanlarýn akýn akýn Allah'ýn dînine girdiklerini görünce; Rabbýný överek tesbih et; O'ndan baðýþlanma dile. Çünkü O, tevbeleri dâima kabûl edendir".

(en-Nasr Sûresi, 1-3)

Arablarýn, Hz. Ýbrâhim'in soyundan gelmeleri ve Kâbe'nin muhâfýzý olmalarý sebebiyle Kureyþ'e büyük saygý ve baðlýlýklarý vardý. Hudeybiye Barýþ Anlaþmasýyla, Kureyþ tarafýndan Müslümanlarýn siyâsi varlýðý tanýnýnca, Arap kabîleleri Medine'ye sefâret hey'etleri göndermeðe baþlamýþlardý. Hicretin 8'inci yýlýnda, puta tapýcý müþrik Araplarýn din merkezi olan Mekke fethedilmiþ, Kureyþ Kabîlesi Müslüman olmuþtu. Bunun Araplar üzerindeki tesiri çok büyük oldu. Müslümanlýðýn önünde hiç bir kuvvetin duramayacaðýný anladýlar. Artýk, Arabistanýn her tarafýnda Müslümanlýk sür'atle yayýlýyordu. Arabistanýn çeþitli bölgelerinde yaþayan kabîleler, Müslüman olmak veya Müslüman olduklarýný bildirmek ve kabûl ettikleri Ýslâm Dini'nin esâslarýný öðrenmek üzere, Hz. Peygambere heyetler gönderdiler. Bunlarýn sayýsý 70'i aþmaktadýr. Ýlk hey'et, Hevâzin Kabilesi'nden Hicreti 8'inci yýlýnda gelmiþti. Son heyet ise, Yemen'deki Neha` Kabilesi'nden, Hicretin 11'inci yýlý Þevval ayýnda gelen hey'ettir. Söz konusu sefâret hey'etlerinin çoðu, hicretin 9'uncu yýlýnda gelmiþtir. Bu yüzden hicretin 9'uncu yýlýna "Senetü'l-vüfûd" (Elçiler yýlý) denilmiþtir.

Rasûl-i Ekrem, kendisine gelen bu sefâret hey'etleriyle bizzât ilgilenir, onlara ikrâmda bulunur, her kabîlenin hâline ve âdetlerine göre onlarla konuþurdu. Ayrýlýrken de münâsib hediyeler verir, Müslümanlýðý öðretmek üzere onlara yetiþkin öðretmenler, mürþidler gönderirdi. Rasûlüllah (s.a.s.) bu mürþidlere:

- Kolaylaþtýrýn, güçleþtirmeyin. Müjdeleyin, korkutup nefret ettirmeyin (365), diye tenbihde bulunuyordu.

Necrân Hey'eti

Necrân, Yemen tarafýnda, Mekke'ye 7 konak mesâfede, ahâlisi Hýristiyan olan büyük bir þehirdi. Rasûlüllah (s.a.s.) Necrân Hýristiyanlarýna bir mektup gönderip, ya Müslüman olmalarýný, yahut da cizye vermelerini istemiþti.(366) Bunun üzerine emirleri Abdülmesih Âkýb'ýn riyâsetinde Medîne'ye 14 kiþilik bir hey'et gönderdiler. Hey'ette, en büyük âlimleri Ebu'l-Hâris ile kardeþi Kürz b. Alkame de vardý. Hz. Ýsâ hakkýnda Rasûlüllah (s.a.s.)'le tartýþmaya girdiler. Rasûlüllah (s.a.s.) onlara:

- Gelin, çocuklarýmýz, kadýnlarýmýz, hepimiz bir yerde toplanalým, Sonra, "Allah'ýn lâneti yalancýlarýn üzerine olsun," diye duâ ve niyâzda bulunalým, var mýsýnýz, dedi.(367) Necrânlýlar korktular, bu teklife yanaþmadýlar. Cizye vermeði kabûl edip ayrýldýlar.

Râhib Ebu'l-Hâris, kardeþi Kürz ile konuþurken:

- Yemin ederim ki, beklediðimiz ümmî peygamber budur.

- O halde neden bunu açýkça söyleyip ona uymuyorsun?

- Sebebi, bizimkilerin yaptýklarý. Bize mevki, þeref ve servet verdiler. Eðer Müslüman olursam., bunlarýn hepsini alýrlar.(368) Kürz, bu konuþmayý gizli tuttu, daha sonra müslüman olunca açýkladý

2- ÞÂÝR KÂ'B'IN ÝSLÂM'I KABÛLÜ

Kâ'b, Ýslâm'dan önce (câhiliye döneminde) þiirleri Kâbe duvarlarýna asýlan "Mualleka" þâirlerinden Züheyr'in oðludur. Kâ'b da babasý gibi güçlü bir þâirdi. Fakat devâmlý olarak Hz. Peygamber (s.a.s.) ve Ýslamiyeti hicvederdi. Bu yüzden Raûlüllah (s.a.s.)'in "yakaladýðýnz yerde öldürün" dediði kimseler arasýnda bulunuyordu.

Mekke fethedilince, Tâif'e kaçmýþtý. Tâif halký da Müslüman olunca, sýðýnacak yer bulamadý. Kardeþi Büceyr daha önce Müslüman olmuþtu. Kâ'b'a bir mektup yazdý. Rasûlüllah (s.a.s.) 'in, Müslüman olup af dileyenleri baðýþladýðýný anlattý. Medine'ye gelip Müslüman olmasýný öðütledi. Baþka kurtuluþ yolu yoktu.

Kâ'b Rasûlüllah (s.a.s.) 'i öven bir þiir hazýrlayýp gizlice Medineye geldi. Sabah namazýnda Mescide gidip Rasûlüllah (s.a.s.)'le birlikte sabah namazýný kýldý. Namazdan sonra Rasûlüllah (s.a.s.) 'in önünde diz çökerek oturdu:

- Yâ Rasûlallah, Kâ'b, geçmiþine tevbe ederek Müslüman oldu. Huzûrunuza getirsem, onu affeder misiniz? diye sordu.

- Evet, diye cevâb alýnca kendini tanýttý.

- Kâ'b bin Züheyr benim, dedi. Ensârdan biri üzerine atýlýp hemen Kâb'ý öldürmek istedi. Fakat Hz. Rasûlüllah (s.a.s.) izin vermedi.

- O, tevbe etti, Müslüman olarak geldi, buyurdu. Bunun üzerine Ka'b önceden hazýrladýðý kasidesini okumaða baþladý.(369)

"Rasûlüllah, her þeyin kendisiyle aydýnlandýðý bir nurdur, Þerri kesip atmak için çekilmiþ Allah'ýn kýlýçlarýndan biridir." anlamýndaki beyitler Rasul-i Ekrem (s.a.s.)'in pek hoþuna, gitmiþti. Hemen bürdesini (hýrkasýný) çýkarýp, þâire giydirdi. Bu yüzden bu þiir "Kaside-i Bürde" adýyle þöhret buldu. (370)

3- HATEM TÂÎ'NÝN KIZI

Tay kabîlesi, Müslümanlara karþý düþmanca bir tavýr içinde bulunuyordu. Rasûlüllah (s.a.s.) 150 kiþilik bir kuvvetle Hz. Ali'yi bu kabîle üzerine gönderdi. Hz. Ali ansýzýn Tay kabîlesine vardý. Burada bulunan puthaneyi yýkýp putu kýrdý. Bir çok esir ve ganimetle Medine'ye döndü. Kabîle reisi meþhûr Hâtem Tâî'nin oðlu Adiyy ise Sûriye'ye kaçtý.

Esirler arasýnda Hatem Tâî'nin kýzý da vardý. Hz. Peygamber (s.a.s.)'e:

- Yâ Rasûlallah, babam öldü, kardeþim kaçtý, fidye ödeyebilecek bir þeyim yok. Babam cömert bir insandý, kabîlesinin ulusuydu. Esirleri kurtarýr, fakirleri doyurur felâkete uðrayanlara yardým ederdi. Kimseyi boþ çevirmez, isteðini reddetmezdi. Kurtulmam için ben de sana sýðýnýyorum, dedi.

Rasûlüllah (s.a.s.) onu serbest býraktý. Elbise ve yol harçlýðý vererek, Sûriye'ye kardeþinin yanýna gönderdi.(371) Kýz kardeþi, Adiyy'e Hz. Peygamber (s.a.s.)'in fazilet ve âlicenablýðýný anlatýnca o da Medine'ye gelip Müslüman oldu.

4- TEBÜK GAZVESÝ (Recep 9 H./Eylül 630 M.)

"Yakýn bir kazanç ve normal bir yolculuk olsaydý, sana uyarlardý. Fakat çýkýlacak yol, onlara uzak geldi. Kendilerini helâk ederek, "gücümüz yetseydi sizinle beraber çýkardýk," diye Allah'a yemin edeceklerdir. Allah, onlarýn yalancý olduklarýný elbette biliyor."

(et-Tevbe Sûresi, 42)

Tebük, Medine'nin 14 konak kuzeyinde, Medine ile Þam'ýn ortasýnda bir kasabadýr. Buraya kadar gelindiði için bu sefere "Tebük Gazvesi" denilmiþtir. Rasûlüllah (s.a.s.)'in bizzât katýldýðý en son gazvedir. Tebük Seferinde savaþ olmamýþ, fakat pek çok güçlük yenilerek kuvvetli bir ordu hazýrlanmýþ, koca Bizans imparatorluðuna meydân okurcasýna, askerî ve siyâsî büyük baþarýlar elde edilmiþtir.

a) Gazvenin Sebebi

Hýristiyanlýðýn temsilcisi olan Bizans Ýmparatorluðu, Arabistan'ý iþgal etmek hevesindeydi. Bunun için, Sûriye'de ve Arabistan'ýn kuzeyinde bulunan Hýristiyan Araplarý, Müslümanlara karþý savaþa hazýrlýyordu. Müslümanlýðýn Araplar arasýnda sür'atle yayýlmaða baþlamasý, Hýristiyanlarýn taassubunu körüklüyordu.

Bu sýrada Medine'ye yað tâcirleri gelmiþti. Bizans Ýmparatorluðunun Gassan, Lahm, Cüzâm... gibi kabîlelerle iþbirliði yaparak, Müslümanlara karþý büyük bir hazýrlýk içinde olduðunu haber verdiler. Rasûlüllah (s.a.s.) esâsen bu bölgeden emîn deðildi. Sûriye ve Þam tarafýndan yapýlacak bir baskýndan endiþe etmekteydi. Bu haber üzerine hemen Bizans'a karþý seferberlik ilân etti.

b) Sefer Hazýrlýðý

Yol uzun, düþman kuvvetliydi. Üstelik, yaz mevsiminin en sýcak günleriydi. Kuraklýk yüzünden kýtlýk vardý. Hurmalar olgunlaþmýþ, hasat mevsimi gelmiþti. Bu mevsimde hurma gölgelerini býrakýp, aç susuz uzun bir yolculuðu göze almak, gerçekten zordu. Nitekim, bu seferin yapýldýðý günlere Kur'an-ý Kerim'de "sâatü'l-usre" (güçlük zamaný) denilmiþtir.(372) Kur'ân-ý Kerîm'deki bu deyimden alýnarak, bu sefere "Gazvetü'l-usre", orduya da "Ceyþü'l-usre" adý verilmiþtir.

Rasûlüllah (s.a.s.) sefer hazýrlýðý yaparken, düþmanýn haber almamasý için, maksadýný gizli tutar, seferin nereye yapýlacaðýný açýklamazdý. Bu seferde, gidilecek yer uzak, yolculuk zordu. Askerin buna göre hazýrlanmasý için Rasûlüllah (s.a.s.) Bizans üzerine gidileceðini açýkça bildirdi. Bütün kabîlelere ve Mekke'ye haber gönderip gönüllü mücâhidlerin Medine'de toplanmalarýný istedi.

Münâfýklar ilk anda yan çizdiler. Akla, hayâle gelmedik bahâneler uydurup sefere katýlmamak için izin istediler.(373) Bunlarla da kalmayýp sefere katýlacak müslümanlarý caydýrmaya çalýþtýlar.(374) Ubey oðlu Abdulllah:

- Muhammed Bizans'ý ne sanýyor. O'nun ashâbýyla birlikte esir düþeceðini gözümle görmüþcesine biliyorum, diyordu.(375) Bedevîlerden bir kýsmý da mâzeret uydurup izin istemiþlerdi. (376) Hâlis Müslümanlar arasýnda bile,(377) bu meþakkatli yolculuðu göze almayýp aðýr davrananlar ve sefere katýlmayanlar (378) olmuþtu.

Fakat baþta Rasûlüllah (s.a.s.) olmak üzere ashâbýn azim ve gayreti bütün engelleri yendi. Etraftaki kabîlelerden gelen akýn akýn mücâhidler, Medine'de toplanmaða baþladý. Kýsa zamanda 30 bin kiþilik büyük bir ordu toplandý. Bunun 10 bini atlý, 12 bini develiydi. Kýtlýk sebebiyle askerin bir çoðunun techizâtý tam deðildi. Rasûlüllah (s.a.s.) zenginlerin ordu için baðýþta bulunmasýný istedi. Herkes elinden geldiðince baðýþ yaptý. Kadýnlar bilezik ve küpe gibi ziynet eþyalarýný verdiler. Hz. Ebû Bekir, malýnýn tamâmýný; Hz. Ömer yarýsýný baðýþladý.(379) En büyük baðýþý ise Hz. Osman yaptý: Bütün silah ve teçhizâtýyla birlikte 300 deve ile bin dinâr altýn.(380) Bu büyük baðýþý sebebiyle Hz. Peygamber ellerini açýp:

"Allah'ým , ben Osman'dan râzýyým, Sen de razý ol," diye duâ etmiþti".(381)

Yapýlan baðýþlarla silah ve bineði olmayan fakir mücâhidler teçhiz edildi. Sefere katýlmak istedikleri halde, binek ve azýk bulamayanlar da vardý. Bunlardan 7 kiþi Rasûlüllah (s.a.s.)'a gelerek:

- Ey Allah'ýn Rasûlü, gazaya gitmek istiyoruz, fakat yiyecek azýðýmýz, binecek devemiz yok, demiþlerdi. Rasûl-i Ekrem:

- Sizi bindirecek deve kalmadý, deyince aðlayarak ayrýlmýþlardý(382) Bu sabeple bunlara "Bekkâûn" (yani aðlayanlar) ünvaný verilmiþti.(383) Daha sonra bunlara da binek temin edildi.(384)

Rasûlüllah (s.a.s.) Recep ayýnda bir perþembe günü Medine'den çýktý.(385) Ordugâhýný, Medine dýþýnda "Seniyyetü'l-vedâ" denilen ayrýlýk tepe'sinde kurdu. Hz. Ali'yi Medine'de kaymakam (vekil) býraktý. Herkes sefere çýkarken Medine'de oturmak, Hz. Ali'ye aðýr geliyordu. Hemen silahlanýp yola çýktý. Ordu Seniyyetü'l-vedâ'dan ayrýlmadan yetiþti.

- Beni kadýnlar ve çocuklar içinde mi býrakýyorsun? dedi. Rasûlüllah (s.a.s.):

- Yâ Ali, bana nisbetle sen, (Tur'a giderken) Musâya nisbetle Harûn'un yerinde olmaða razý deðil misin? Þu kadar ki, benden sonra Peygamber yoktur(386), buyurdu. Hz. Ali de Medine'ye döndü.

c)Münâfýklarýn Tutumu

Ordu, seniyyetü'l-vedâ'dan hareket edince, münâfýklarýn bir kýsmý, reisleri Abdullah b. Übeyy ile geri döndü. Sefere katýlanlar, yolculuk sýrasýnda da bozguncu tutumlarýný sürdürdüler. Bir konaklama sýrasýnda Rasûlüllah'ýn (s.a.s.) devesi Kasvâ kaybolmuþtu. Münâfýklardan Zeyd b. Ebî Salt:

- Tuhaf þey, Muhammed peygamberim der, göklerden haber verir, oysa devesinin nerede olduðunu bilmiyor, demiþti. Bu küstahça sözleri Rasûlüllah (s.a.s.) duyunca:

- Vallahi, ben yalnýzca Allah'ýn bana bildirdiklerini bilirim. Allah bana þimdi bildirdi. Kasvâ, þu iki daðýn arkasýndaki vâdîde yularý bir aðaca dolanýp kalmýþtýr. Haydi, oradan getirin, buyurdu.(387)

Münâfýklarýn yaptýklarý bütün bu mel'anetler, çevirdikleri dolaplar, sefer esnâsýnda günü gününe inen Kur'ân ayetleriyle teþhir edilmiþtir.(388) Münâfýklarýn iç yüzleri ve kirli çamaþýrlarý apaçýk ortaya çýktýðý için Tebük Seferi'ne "Gazve-i fâdýha" (Rüsvaylýk gazvesi) de denilmiþtir.

d) Tebük'ten Dönüþ

Uzun ve meþakkatli bir yolculuktan sonra Tebük'e varýldý. Fakat gerek Bizans, gerekse Arap kabîlelerinde hiç bir harekete rastlanmadý. 30 bin kiþilik muazzam Müslüman ordusu Hýristiyan Arap kabîlelerini yýldýrmýþtý. Medine'ye gelen haberlerin asýlsýz olduðu anlaþýldý. Ýslâm ordusunun kuvvet ve azameti gösterilmiþ, maksat hâsýl olmuþtu. Bu yüzden daha fazla ileriye gitmeðe lüzûm görülmedi. Rasûlüllah (s.a.s.) Tebük'de bulunduðu esnâda o bölgede bulunan Eyle, Cerbâ, Ezruh, Dûmetü'l-cendel gibi bazý küçük Hýristiyan beylikleriyle anlaþmalar yaptý. Bu beylikler yýllýk cizye ödeyerek Ýslâm hâkimiyetine girmeði kabûl ettiler. Müslümanlar, Tebükte 20 gün kaldýktan sonra Ramazanýn ilk günlerinde Medine'ye döndüler.

e) Mescid-i Dýrârýn Yaktýrýlmasý

Münâfýklar, Kubâ Mescidi'nin yakýnýnda bir mescid yaptýlar. Maksatlarý, Kubâ Mescidi'nin cemâatini bölmek, Müslümanlar arasýna ayrýlýk sokmaktý. Münâfýklardan bir hey'et Tebük seferinden dönerken Rasûlüllah (s.a.s.)'ý karþýladýlar. Yaptýkarý mescidde namaz kýlmasýný ricâ ettiler. Ancak bu esnâda, Tevbe Sûresi'nin 107-108'inci âyetleri indi. Ýbâdet için deðil, fitne ve fesât ocaðý olarak yapýlan bu binada Rasûlüllah (s.a.s.)'ýn namaz kýlmasýna izin verilmedi. "Sakýn bunlarýn mescidinde namaz kýlma".(389) buyruldu. Rasûlüllah (s.a.s.) Medine'ye dönünce, Mâlik b. Dühþem ile Ma'n b. Adiyy'e hemen bu mescidi yýkýp yakmalarýný emretti. Onlar da derhal Rasûlüllah (s.a.s.) 'in emrini yerine getirdiler.(390)

Ýki ay kadar sonra, münâfýklarýn baþý olan Übeyy oðlu Abdullah öldü. Müslümanlar da onun kötülüklerinden kurtulmuþ oldular.

f) Medine'ye Giriþ

Rasûlüllah (s.a.s.)'in ordusu ile birlikte dönmekte olduðu Medine'de duyulunca, bütün halk, kadýnlar ve çocuklar sokaklara döküldü. Þiirler ve neþîdeler söyleyerek, orduyu Seniyetü'l-vedâ'da parlak bir merâsimle karþýladýlar.

g) Sefere Katýlmayanlarýn Durumu

Rasûlüllah (s.a.s.) Medine'ye gelince doðru Mescid'e gitti, iki rek'at namaz kýldý. Sefer dönüþlerinde önce mescide gidip iki rek'at namaz kýlmak âdetiydi.(391) Sonra Mescid'de oturup ziyâret ve tebrikleri kabûl etti. Sefere katýlmamýþ olanlarýn herbirinin mâzeretini dinledi, haklarýnda Allah'tan maðfiret diledi. Özürleri olmadýðý halde, Tebük Seferi'ne iþtirak etmeyen üç kiþi için:

- Allah hakkýnýzda hüküm verinceye kadar bekleyin, buyurdu. Müslümanlarýn bunlarla konuþmalarýný yasakladý. Tam 50 gün bunlarla kimse konuþmadý, kimse selâmlarýný almadý. Vakitlerini üzüntü ile ve gözyaþlarý içinde geçirdiler. Sonunda, tevbelerinin kabûl edildiði bildirildi.

(Haklarýndaki hüküm ) geri býrakýlan üç kiþi ise, yeryüzü bütün geniþliðiyle baþlarýna dar geldi. Vicdanlarý da kendilerini sýkýþtýrdý. Allah'a karþý, Allah'tan baþka sýðýnacak bir yer olmadýðýný anladýlar. Allah da eski hallerine dönmeleri için tevbelerini tabûl etti. Þüphesiz ki Allah tevbeleri kabûl edici ve esirgeyicidir.(392) (Tevbe Sûresi, 118)

5- HZ. EBÛ BEKÝR'ÝN HAC EMÝRLÝÐÝ (Zilhicce 9H./Þubat 631 M.)

Haccýn sebebi olan Kâbe, Hz. Ýbrahim ve oðlu Hz. Ýsmâil tarafýndan Mekke'de yapýlmýþtýr. Ýnþâat tamamlandýktan sonra Cibrîl (a.s.), tavâfýn ve hac ibadetinin nasýl yapýlacaðýný amelî olarak onlara göstermiþ, Hz. Ýsmâil de Hicaz halkýna öðretmiþler. Ancak, Hz. Ýbrâhim'in teblið ettiði dini hükümler zamanla unutulmuþ, Mekke putperestliðin merkezi olmuþtur. Hz. Ýsmâil'in öðrettiði hac usûlü yavaþ yavaþ deðiþmiþ yerini putperestlerin haccý almýþtýr.

Ýslâm'dan önce müþrik Araplar, içinde günah iþlenilen elbiselerle Kâbe ziyâret edilemez, derlerdi. Bu sebeple Kâbe'yi çýrýl çýplak tavâf ve ziyaret ederlerdi.(393)

Hicretin 9'uncu yýlýnda hac farz kýlýndý.(394) Fakat o sene Rasûlüllah (s.a.s.) haccetmedi. Hz. Ebû Bekir'i Hac Emiri olarak Mekke'ye gönderdi.

Hicretin 8'inci yýlýnda Mekke fethedilmiþ, Kâbe putlardan temizlenmiþ, Mekke halký Müslüman olmuþtu. Ancak henüz Müslüman olmayan müþrik kabîleler hâlâ Kâbe'yi çýrýl çýplak tavâf ediyorlardý. Diðer taraftan, Hicretin 9'uncu yýlýnda hac, "nesî" uygulamasý yüzünden belirli zamanýndan önce yapýlacaktý.

Bilindiði üzere, oruç, hac, kurban gibi ibâdetlerin vakitleri kamerî aylara göre tesbit edilir. Kamerî yýl (ay senesi), yaklaþýk 354 gün, Güneþ yýlý ise yaklaþýk 365 gündür. Aradaki 11 günlük fark sebebiyle, hac günleri her yýl yer deðiþtirir; bazen yaz, bazanda kýþ mevsimine gelir. Hac mevsimini çok sýcak veya çok soðuk aylara rastlatmamak, sâbit bir mevsimde (ilkbaharda) tutmak için Araplar üç yýlda bir, seneye bir ay ekleyerek o yýlýn aylarýný 13'e çýkarýrlardý. Buna "nesî" deniyordu. Böylece hac mevsimi deðiþmez, fakat, aylar yer deðiþtirirdi. 33 senede bir, aylar yerine gelirdi.(395) Nitekim, Hicretin 10'uncu yýlýnda kamerî aylar aslî yerine geldiler. Kur'an-ý Kerîm, müþrik Araplarýn bu çirkin âdetini yasaklamýþtýr.(396)

Hz. Peygamber (s.a.s.) hac farizasýný aslî günlerinde edâ etmek istediðinden o yýl hacca gitmedi. Hz. Ebû Bekir'i Hac Emiri tâyin etti. Medine'den hacca gitmek isteyen 300 kiþi de Hz. Ebû Bekir'le gittiler.

Hz. Ebû Bekir yola çýktýktan sonra, müþriklerle münâsebetleri düzenleyen hükümler indi.(397) Bunlarýn müþriklere duyurulmasý gerekiyordu. Rasûlüllah (s.a.s.) Hz. Ali'yi de bu iþ için gönderdi. Hz. Ali yolda Hz. Ebû Bekir'e yetiþti.

- Hac Emiri yine sensin, ben Tevbe Sûresi'nin yeni inen ilk âyetlerindeki hükümleri müþriklere teblið ile görevliyim, dedi.

Hz. Ebû Bekir, Zilhicce'nin 8'inci günü Mekke'de bir hutbe okuyarak, haccýn nasýl yapýlacaðýný anlattý. Müslümanlar, Hz. Ebû Bekir'in anlattýðý þekilde haccettiler. Müþrikler kendi bildiklerini yaptýlar.

Hz. Ali ise, Zilhicce'nin 10'uncu günü Mina'da bir hutbe okudu. Hz.Peygamber (s.a.s.) tarafýndan gönderildiðini bildirdi. Tevbe Sûresi'nin ilk âyetlerini yüksek sesle okuduktan sonra:

1- Müslümanlardan baþka hiç kimse Cennete giremez.

2- Bu yýldan sonra hiç bir müþrik Kâbe'ye yaklaþtýrýlmayacak.

3- Hiç kimse Kâbe'yi çýplak tavâf etmeyecek.

4- Kimin Hz. Peygamber (s.a.s.)'le anlaþmasý varsa, müddeti bitinceye kadar ona uyulacak, dedi.(398)

Bu ilândan sonra çok geçmedi. Bütün Arabistan Müslüman oldu. O yýldan sonra da hiç bir müþrik Mekke'ye býrakýlmadý.

(365) el-Buhârî 1/25 ve 4/26; Tecrid Tercemesi, 1/65 (Hadis No: 63)

(366) Zâdü'l-Meâd, 3/81

(367) Âl-i Ýmrân Sûresi, 61; Tecrid Tercemesi, 10/412-414 (Hadis No:1650)

(368) Zâdü'l-Meâd, 3/80

(369) Ýbn Hiþâm, 4/144-158; Târih-i Din-i Ýslâm, 4/ý-445

(370) Bu hýrka Kâ'b'ýn ölümünden sonra mirâscýlarý tarafýndan 20 bin dirhem (yaklaþýk 60 kg.) gümüþ karþýlýðýnda Emevî Devletinin kurucusu Muâviye'ye satýlmýþtýr. Emevîlerden Abbâsilere, Mýsýrýn Yavuz Sultan Selim tarafýndan feth edilmesiyle de "Mukaddes emânetler" arasýnda Osmanlýlara geçti. Halen Topkapý Sarayý Müzesi "Hýrka-i Saâdet Dâiresi"nde, III. Murat tarafýndan yaptýrýlmýþ olan mahfaza içinde korunmaktadýr.

(371) Ýbn Hiþâm, 4/226; Târih-i Din-i Ýslâm, 3/481

(372) et-Tevbe Sûresi, 117; Ýbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/277; Tecrid Tercemesi, 10/445-446

(373) Bkz. et-Tevbe Sûresi, 49; Tecrid Tercemesi, 10/446-447

(374) Bkz. et-Tevbe Sûresi, 81

(375) Târih-i Din-i Ýslâm, 3/485

(376) Bkz.et-Tevbe Sûresi, 91

(377) Bkz. et-Tevbe Sûresi,38-39

(378) Bkz. et-Tevbe Sûresi, 117-118

(379) Târih-i Din-i Ýslâm, 3/483; Ýbnü'l Esîr, a.g.e., 2/227; Tecrid Tercemesi, 10/450

(380) Zâdü'l-Meâd, 3/3; bkz. Buhârî, 3/198 ve 4/202; Tecrid Tercemesi, 8/275 (Hadis No: 1174)

(381) Ýbn Hiþâm, 4/161; Tecrid Tercemesi, 10/450

(382) et-Tevbe Sûresi, 92; Tecrid Tercemesi, 10/451

(383) Ýbn Hiþâm, 4/161; Zâdü'l-Meâd, 3/3-4; Ýbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/277

(384) Bu yediden biri olan Ulbe bin Zeyd, bir gece teheccüt namazýndan sonra göz yaþlarýyla þöye niyâz etmiþti:

-"Allah'ým! Sen cihâdý emrettin ve ona bizi teþvik ettin. Fakat, Peygamberinle birlikte gazaya gitme kudretini bana vermediðin gibi, Peygamberinin elinde beni bindirecek binek de býrakmadýn. Allah'ým Sen bilirsin ki, ben üzerime düþen mal, can ve nâmus borcunu her bâdirede veren bir kulunum."

Sabah namazýndan sonra Rasûl-i Ekrem (s.a.s.):

Bu gece mal, can sadakasý veren nerede, diye sordu. Kimse cevâp vermeyince; ikinci defa sordu. Bunun üzerine Ulbe kalktý. Rasûlüllah (s.a.s.): Müjde sana ey Ulbe, yemin ederim ki sen zekât ve sadakalarý kabul olunanlar divânýna yazýldýn, buyurdu. (Zâdü'l-Meâd, 3/4; Tecrid Tercemesi, 10/455; ibn Hiþâm, 4/161)

(385) el-Buhârî, 4/6; Riyazüs-Sâlihîn Tercemesi, 2/310 (Hadis No: 960)

(386) el-Buhârî, 5/129; Ýbn-Hiþâm, 4/163; Tecrid Tercemesi, 10/456 (Hadis No:1658)

(387) Ýbn Hiþâm, 4/166; Zâdü'l-Meâd, 3/7; Tecrid Tercemesi, 10/457; Ýbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/279

(388) Bkz. et-Tevbe Sûresi, 66-68

(389) Bkz. Tevbe Sûresi, 107-108

(390) ÝbnHiþâm, 4/173-174; Zâdü'l-Meâd, 3/19; Tecrid Tercemesi, 5/377-378

(391) el-Buhârî 4/40; Tecrid Tercemesi, 8/497 (Hadis No: 1287)

(392) Bu üç kiþinin geçirdikleri çok sýkýntýlý 50 günün tafsilâtý için bkz. el-Buhârî, 5/130-135; Tecrid Tercemesi, 10/464-485 (Hadis No: 1659); Riyâzü's-Sâlihin Tercemesi, 1/27 (Hadis No: 21)

(393) el-Hakayýk, 1/67; Tecrid Tercemes, 6/45 ve 6/156 (Hadis No: 803)

(394) Bkz. Âl-i Ýmrân Sûresi, 97

(395) Bkz. Hak Dini Kur'ân Dili, 3/2532; M. Hamîdullah, Ýslâm Peygamberi, 2/87-94

(396) Bkz. et-Tevbe Sûresi, 37

(397) Bkz. et-Tevbe Sûresi, 1-36; Tecrid Tercemesi, 2/245-248 (Hadis No: 240 ve izahý)

(398) Ýbn Hiþâm, 4/190-191

samimi

 1- PEYGAMBERÝMÝZÝN OÐLU ÝBRÂHÝM'ÝN ÖLÜMÜ

(8 Þevval 10 H./7 Ocak 632 M.)

Ýbrâhim, Peygamber (s.a.s.) Efendimizin 7'inci çocuðudur. Diðer 6 çocuðunun hepsi de, ilk eþi Hz. Hatice'den olmuþtu. Ýbrâhim ise Mýsýrlý Mâriye'den doðmuþtur.

Ýbrâhim, Hicretin 8'inci yýlý Zilhicce ayýnda doðmuþtu. Ýki yaþýný doldurmadan öldü. Rasûlüllah (s.a.s.) Ýbrâhim'i öper koklardý. Ölürken gözleri yaþardý. Avf oðlu Abdurrahman:

- Ey Allah'ýn Rasûlü, sen de mi aðlýyorsun? "Oysa ölüye aðlamayý men etmiþtin," dedi. Rasûlüllah (s.a.s.):

Ben, baðýrýp çaðýrmayý, üst-baþ yýrtmayý men ettim. Bu ise, Allah'ýn kullarýnýn kalbine koyduðu þefkattir. Göz aðlar, kalb mahzûn olur. Biz, Rabbýmýzýn rýzâsýna uygun olmayan söz söylemeyiz. Ey Ýbrâhim, seni kaybetmekten dolayý hüzün içindeyiz, buyurdu.(399)

- Ýbrâhim benim oðlumdur. O henüz annesini emerken öldü. Cennette iki süt anne, onun süt müddetini tamamlayacaklardýr, dedi.(400)

Ýbrâhim, Bakî Kabristaný'na defnedildi. Kabrinin üstüne Rasûlüllah (s.a.s.) bir kýrba su döktürdü. (401) Faydasý da yok, zararý da, fakat diriyi tatmin eder, buyurdu.

Ýbrâhimin öldüðü gün (7 Ocak 632 saat: 8.30'da)(402) güneþ tutulmuþtu. Halk.

- Ýbrâhim'in ölümünden dolayý Güneþ tutuldu, dediler. Bunun üzerine Rasûl-i Ekrem:

- Güneþ ve ay, Allah'ýn kudretini gösteren alâmetlerdendir. Hiç kimsenin ölümünden veya doðumundan dolayý tutulmazlar. Siz bu olayla karþýlaþtýðýnýz zaman, namaz kýlýp duâ edin, buyurdu.(403)

Yukar git