Choose fontsize:
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.

 


*
Sayfa: 1 ... 53 54 [55]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Hz MUHAMMED (s.a.v)  (Okunma Sayısı 9369 defa)
0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
editör
Süper Yönetici
Süper Üye
*****

Başarı Tablosu: 3451
Mesaj Sayısı: 6667


"Nerede oLursanız oLun, ALLah sizinLe beraberdir"


« Yanıtla #810 : 06 Temmuz 2008, 16:00:06 »
Peygamber (s.a.v)´in Zevceleri


Nedense bazı gayri müslim yazarlar Peygamber (s.a.v) efen­dimizin 13 kadınla evlenmiş olduğunu, vefat ederken geride 9 kadın bırakmış olduğunu delil göstererek şehvetli bir kimse ol­duğunu söylemekten hoşlanırlar! Ancak bu tavırlarıyla gerçek­ten aşırı gitmiş olmaktadırlar..Hakikatte onlar gerçekleri gizle­mektedirler, ama gerçekler mutlaka ortaya çıkacaktır. Gerçek­ler her zaman zuhur edip etrafı aydınlatacaktır.

Her ne kadar onlar hak ve hakikat erbabını altetmek, ger­çekleri gizlemek, hakikati köreltmek istiyorlarsa da bunu başa-ramıyacaklardır. Onlar Peygamber efendimizin aşırı derecede şehvetli bir kimse olduğunu ve çok evlendiğini söylerler. Biz ise onun evliliklerini anlatarak şehvetli bir kimse olmadığını ispat­layacağız. Hatta o, neredeyse şehvetsiz denebilecek bir kimse idi. Hiçbir yerde ve hiçbir zaman şehvetinin esiri olmamıştı.

25 yaşındayken, güçlü kuvvetli bir genç iken, 40 yaşındaki Hz. Hatice ile evlenmişti. Onunla 26 sene kadar beraber yaşa­mıştı. Yani Hz. Hatice 66 yaşına kadar onun yanında kalmıştı. Ona 6 çocuk doğurmuştu. Fakat Peygamber efendimiz onun üzerine ikinci bir kadınla evlenmeyi hiç düşünmemişti. O, iffe-tiyle tanınan bir kimseydi. Halbuki yaşıtları şehvetli kimseler­di Onlara nisbetle O, çok iffetli ve nezih bir kimseydi. Kureyşli kadınlar ona eş olmak için can atıyorlardı. Ama O tüm şehvet­lerden kadınlara bakmaktan uzak bir kimseydi.

Nihayet Mü´minlerin annesi Hz. Hatice, vefat etmiş, Pey­gamber efendimizin mesuliyetleri çoğalmıştı. O insanları tev-hid inancına davet etmek ve Ebu Talip ile Hatice´nin vefatın­dan sonra kat kat artan eziyetlere karşı göğüs germekle meşgul olmuştu. Bundan sonra birden fazla evlilikler yapmıştı. Maksa­dı şehvet değildi. Nitekim onun yaptığı bu birden fazla evlilik­lerin gerekçeleri arasında şehvet yoktu. Deliller onun şehvetpe-reslikten tamamen uzak olduğunu ispatlamaktadırlar.

Peygamber (s.a.v) efendimizin birden fazla evlilik yapma ge­rekçeleri şunlardı:

Ya şehit düşen arkadaşlarının zevcelerini himaye etmek için nikahına alıyordu. Hicret ederken bunları şirk yurdunda bırak­tığı takdirde sahipsiz kalacaklarından ötürü müşriklerin eza ve cefalarına uğrayacak, belki de irtidat edeceklerdi. Hicret yur­duna geldikleri takdirde akrabalarından uzak kalacaklarından dolayı yalnız kalacak, himayesiz duruma düşeceklerdi. Pey­gamber efendimiz böylelerini koruma kanadı altına almak için nikahlamıştı. Bu evlilikte o şehvete yönelmiyordu. Aksine bu kimsesiz kadınları himaye etmeyi ön planda tutuyordu.

Ya da kendisiyle tebliğ hususunda irtibatı olan kimseleri iman bağının yanısıra hısımlık bağıyla da kendine bağlamak istiyordu. Bu sebeple bazı evlilikler yapmıştı. Örneğin bir kadını -güzel olup olmadığına bakmaksızın- nikahlayarak kurtarı­yor ve sahiplerim kendilerine kopmaz bağlarla bağlıyordu.

Ya da ameli olarak şer´i hükümlerin uygulamasını açıkla­mak, böylece insanların alışık oldukları cahiliyet adetleriyle sa­vaşmada mükemmel bir örnek olmak için evlilikler yapıyordu. Bu gibi gelenekleri islamiyet doğrulamadığı için Peygamber efendimiz ortadan kaldırmaya çalışıyordu. Ki kendisinden son­ra müslümanlar bu gibi işleri yaptıkları takdirde sıkıntıya düş­mesinler ve başkaları tarafından kınanmasınlar. Ya da bazı arap kabileleriyle irtibat kurup onları islam davetçileri kılmak, yahut nefretlerini gidermek, dostluklarını kazanmak amacıyla bazı evlilikler yapmıştır.

Peygamber (s.a.v) efendimizin birden fazla evliliğinin amaç ve hedefleri işte bunlardı. Çoğunlukla O, kadını yok olmaktan kurtarmak için evlilik yapıyordu. Rabbinin emrini yerine getir­mekle kendini yükümlü görüyordu. Şehvetini tatmin etmek amacıyla değil Rabbinin emrini yerine getirip kimsesiz kadınla­rı yok olmaktan kurtarmak amacıyla evleniyordu. Peygamber efendimizin, mü´minlerin anneleri vasfını taşıyan zevceleriyle evlenişinin amacını kısaca, özet olarak anlatmış olduk. Şimdi de onun zevcelerinin her biriyle evlenişini ayrıntılı olarak an­latmayı düşünüyoruz.

Resulullah (s.a.v) efendimiz, evlenmesi mukadder kılınan zevceleriyle evlendikten sonra onların bu evliliğe razı olup ol­madıklarını kesin bir şekilde anlamadan gerdeğe girmezdi. Zevcesinin yapılan evliliğe rağbetli ve razı olduktan sonra ger­değe girme teklifinde bulunur ve gerdeğe girerdi.

Peygamber (s.a.v) efendimizin 13 zevcesi, iki cariyesi vardı. Bu cariyelerden biri Mariyetül- Kıbtıyye, diğeri Zeyneb kızı Reyhane idi. Reyhaneyi azad etmiş, o da ailesinin yanına gide­rek müslüman olmuştu. Geride Marid kamıştı. Rivayete göre onu da azad ederek kendisiyle evlenmişti. Peygamber efendimi­zin vefatına kadar yanında kalmıştı.

Peygamber (s.a.v) efendimizin ilk zevcesi, mü´minlerin an­nesi Hatice´dir. Peygamber efendimizin hayatını anlatırken il­gili bölümde Hz. Hatice´yle evlenmesini de anlatmıştık. Önce­den işaret ettiğimiz gibi Hz. Hatice Peygamber efendimizin ya­nında 26 sene süreyle yaşamıştı. Peygamber efendimize 6 çocuk doğurmuştu. Onların ikisi erkekti. Birinin adı Kasım, diğe­rinin ki Tayyib idi. îkisi de hicretten veya bi´setten önce vefat etmişlerdi. Rukiyye, Ümmü Gülsüm ve Zeynep Peygamber efendimizden önce vefat etmişlerdir. Sadece Fatıma kendisin­den sonra bir süre daha yaşamış, Peygamber efendimizin vefa­tından 6 ay sonra vefat etmiştir. Peygamber efendimizin müba­rek nesebi, Hz. Fatıma´nın oğulları Hasan ve Hüseyin ile de­vam etmiştir. Bu ikisi, cennet ehlinin gençlerinin efendileridir­ler. Nitekim bu hususta Peygamber (s.a.v) efendimizden de bir hadis varid olmuştur. Hz. Hatice, hayatta iken Peygamber efendimiz ?önce de söylediğimiz gibi? başka bir kadınla ev­lenmiş değildir.

Hz. Hatice´nin vefatından sonra ve hicretten Önce Peygam­ber efendimiz hemen hemen Hz. Hatice´nin yaşlarında olan Şevde binti Zem´a ile evlenmiştir. Hz. Hatice´nin vefat ettiği za­man ki yaşı olan 66 yaşında bulunan Şevde binti Zem´a, Hz. Hatice kadar güzel değildi.

Şevde bir zamanlar kocasıyla birlikte müslüman olmuş, ikisi beraberce cahil Kureyşlilerin ezalarından kurtulmak için Habe­şistan´a hicret etmişlerdi. Bilahare bu yerden geri döndüklerin­de kocası vefat etmişti. Ailesi henüz müşriklikte devam eden Sevde´ye dönüşü esnasında dininden irtidat etmesi için baskı­lar yapıldı. Peygamber (s.a.v) efendimiz, dininden dönmemesi için Sevde´yi himayesine alarak kendine nikahladı.

Sevde´den sonra Peygamber efendimiz Hz. Ebu Bekr´in kızı ve müminlerin annesi Hz. Aişe (r.a) ile evlendi. Aişe ömrünün dokuzuncu senesinde idi. Zayıf ve cılız olduğundan dolayı in­sanda şehvet hislerini harekete geçirecek durumda değildi. Şu halde Peygamber efendimizin, şehvetini tatmin etmek için Aişe ile evlendiğini söylemeye imkan yoktur. Zaten hicretten sonra onunla gerdeğe girebilmiştir. Öyleyse evleniş amacı,şehveti tat­min etmek değilmiş. Sadece Ebu Bekir´le arasındaki dostluğu, hısımlıkla pekiştirmek istemiştir. Çünkü Ebu Bekir onun iki vezirinden biri idi.

Rivayete göre Peygamber efendimiz Sevde´den önce Hz. Aişe ile evlenmiştir. Ama kuvvetli olan, yukarıda belirttiğimiz riva­yettir. Belki de bu iki evlilik arasında zaman bakımından ya­kınlık bulunmasından dolayı hangisinin daha Önce nikahlandı-ğını tam tanûna belirlemek mümkün olmamıştır.
Logged

"Sür çıkar ağyar-ı dilden, ta tecelli ede hak...
Padişah girmez saraya, hane ma'mur olmadan!"
editör
Süper Yönetici
Süper Üye
*****

Başarı Tablosu: 3451
Mesaj Sayısı: 6667


"Nerede oLursanız oLun, ALLah sizinLe beraberdir"


« Yanıtla #811 : 06 Temmuz 2008, 16:00:40 »
Hicretten sonra Peygamber (s.a.v) efendimiz Hz. Ömer bin Hattab´ın kızı Hafsa ile evlenmiştir. Hafsa, daha önceleri Hu-neys bin Huzeyfe´nin eşi idi. Kocası mümin bir kimse olup vefat etmişti. Peygamber efendimiz Hafsa´nın babası Hz. Ömer ile dostluğunu daha da pekiştirmek için kızı ile evlenmişti. Çünkü Hz. Ömer Peygamber (s.a.v) efendimizin ikinci veziri idi. Hafsa ile evlenmesi esnasında geçen olaylarda Peygamber efendimi­zin sırf Hz. Ömer´le olan dostluğunu daha pekiştirmek için ev­lenmiş olduğunu ispatlamaktadır: Hz. Osman (r.a.) zevcesi Ru-kiyye vefat ettiği zaman -ki o zaman Bedir gazvesi yapılmakta idi- Hz. Ömer kızı Hafsa"yı ona nikahlamayı arzulamıştı. Bu arzusunu ona açtığı zaman Hz. Osman susmuştu. Hz. Ömer bu durumu Peygamber efendimize şikayet mahiyetinde bildirdi. Peygamber efendimiz de Hz, Ömer´e fOsman´dan daha iyi bi­ri, Hafsa ile evlenecektir. Osman da, Hafsa´dan daha iyi biriyle evlenecektir"dedi. Daha sonra Peygamber (s.a.v) efendimiz Haf­sa ile evlendi. Osman da Peygamber efendimizin kızı Ümmü Gülsüm´le evlendi.

Bundan da anlaşılıyor ki, Peygamber (s.a.v) efendimiz dost­luk bağların^ tesis etmek ve kurulu olan dostluk bağlarını da pekiştirmek, ayrıca kalpleri hoşnud edip kazanmak için evlen­miştir.

Müslümanlarla müşrikler arasında müşriklerin büyüğü ve lideri Ebu Sufyan komutasında savaş devam etmekteyken Pey­gamber (s.a.v) efendimiz Ebu Sufyan´ın kızı Ümmü Habibe (Remle) ile evlenmiştir. Ümmü Habibe (Remle) kocası Abdullah bin Cahs ile Habeşistana gitmişti. Fakat kocası orada islamdan çıkıp Hıristiyanlık dinine girmişti. Bu durumda Ümmü Habibe, şirkin lideri olan babası Ebu Sufyan´ın yanına dönmek ve di­ninden olmak ile Medine-i Münevvereye dönmek arasında te­reddüt etti. Medineye döndüğü takdirde sığınacak kimsesi yok­tu. Fakat Peygamber (s.a.v) efendimiz onunla evlenerek hima­ye kanadı altına alacaktı. Bunun içinde Amr bin Ümeyye ed-Damiri´yi Habeşistan´a gönderdi. Ve Ümmü Habibe ile evlenme teklifinde bulunmuştu. Peygamber efendimizin vekili olarak Osman bin Ebul-As 400 dinarlık mehrini Necaşiye verdi. Sonra Ümmü Habibe´yi Peygamber efendimize gönderdi.

Bu evlilik ile Peygamber efendimiz iki hedefi vurmuş olu­yordu;

1- Ümmü Habibe´yi şirke karşı korumuş ve dininden irtidad etmesine engel olmuştu.

2- Ebu Süfyan´la hısım olmuştu. Bu da Ebu Süfyan´ın hoşu­na gitmişti. Rivayete göre O bu evlilikten sonra:" Muhammed ne güzel erkektir!" demiştir.

Peygamber (s.a.v) efendimiz, Zeynep binti Huzeyme ile ev­lenmişti. Zeynep, Abdi Menaf bin Hilal bin Amir bin Sa´saa so-yundandır. Ona ´düşkünlerin annesi* denildi. Uhud savaşında kocası Öldürülmüştü. Peygamber efendimiz onu himayesine al­mak ve düşkünlere yaptığı yardım hususunda onu desteklemek için onunla evlenmişti. Fakat Peygamber efendimizin yanında çok kalmamıştı. Sonra Peygamber efendimiz hayatta iken vefat etmişti.

Peygamber (s.a.v) efendimizin evlendiği kadınlardan biri de Zeynep binti Cahş idi. Bu kadın daha önce Zeyd bin Harise´nin eşi idi. Zeynep, Zeyd´i, Muhammed (s.a.v)´in oğlu olması hase­biyle kocalığa kabul etmişti. Çünkü Peygamber efendimizin bizzat kendisi Zeyd´e ´Muhammed´in oğlu´ lakabım takmıştı. Çünkü Peygamber efendimiz Zeyd´i, azad ettikten sonra Zeyd ailesinin yanına dönmek istememiş ve Resulullah (s.a.v)´in ya­nında kalmaya razı olmuştu. Bunun üzerine Peygamber efendi­miz ona ´Muhammedin Oğlu´ unvanını vermişti. îşte Zeynep, bu unvana sahip olduğu için Zeyd´le evlenmeye razı olmuştu. Ama Cenab-ı Allah, aşağıda mealini nakledeceğimiz şu ayeti kerimeyi inzal buyurunca Zeynep, Zeyd ile evli kalmamak için sızlanmaya ve huzursuzluk çıkarmaya başladı: "(Allah) Evlat­lıklarınızı da sizin öz oğullarınız kılmadı. Bunlar sizin ağızla­rınıza gelen sözlerinizdir. Allah gerçeği söyler ve O, doğru yola iletir.

Onları babalarına nisbet ederek çağırın; Bu, Allah yanında daha adaletlidir. Eğer babalarını bilmiyorsanız, onlar sizin din kardeşleriniz ve dostlarınızdır." (Ahzab. 4-5)

Evet Zeyd´in Kureyşli olmadığı artık açığa çıkmıştı. Bu yüz­den Zeynep onunla evli kalmamak için huzursuzluk çıkarmaya başlamıştı. Zeyd de, Zeyneb´in gururundan rahatsız olmaya başlamıştı. Onu Ijoşamak için Peygamber efendimizden izin istedi. Ama Peygamber efendimiz ona.-"Allah´tan kork ve eşini yanında tuf demişti. Cenab-ı Allah da, Zeyd tarafından soşan-masından sonra Zeynep ile evlenmesini Peygamber efendimize emretmişti. Ama Peygamber efendimiz bu emri gizlemişti. Çünkü insanların "Muhammed oğlunun eşi ile evlendi" demele­rinden çekinmişti. Ama Cenab-ı Allah ona şu emri vermişti:

"Allah ve Resulü, bir işte hüküm verdiği zaman, artık inan­mış bir erkek ve kadına, o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur." (Ahzap: 36)
Logged

"Sür çıkar ağyar-ı dilden, ta tecelli ede hak...
Padişah girmez saraya, hane ma'mur olmadan!"
editör
Süper Yönetici
Süper Üye
*****

Başarı Tablosu: 3451
Mesaj Sayısı: 6667


"Nerede oLursanız oLun, ALLah sizinLe beraberdir"


« Yanıtla #812 : 06 Temmuz 2008, 16:01:39 »
Evlatlıkların boşadıkları ve ilişkilerini kestikleri eşleri ile babalıklarının evlenmesinde herhangi bir sakınca olmadığını bildirmek ve bu gibi evliliklerden mü´minlerin sıkıntıya düşme­sini önlemek için Cenab-ı Allah, Zeyd´in boşadığı zevcesi Zey­nep ile evlenmesi için Peygamber (s.a.v) efendimize emir ver­mişti. Araplar arasında yerleşik hale gelen bu adeti ortadan kaldırmak için Cenab-ı Allah bu evliliği yapmasını Peygamber efendimize emretmişti. Evlatlık edinme adeti Romalılardan Araplara geçmişti. Bu bir akrabalık karekterini taşımıyordu. Aksine bu, yalan ve iftiradan başka bir şey olmayıp aile düzeni­ni bozuyordu. Çünkü aileden olmayan bir kimse aile fertleri arasına katılıyordu.

Bu konuyu açıklayan şu ayet-i kerimeleri okumakta yarar vardır:

"Allah ve Resulü, bir işte hüküm verdiği zaman, artık inan­mışlar, erkek ve kadına, o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah´a ve Resulüne karşı gelirse, apaçık bir sapık­lığa düşmüş olur. Allah´ın nimet Verdiği; Senin de kendisine ni­met verfip hürriyete kavuştur)duğun kimseye:´Eşini yanında tut, Allah´tan kork´ diyordun, fakat Allah´ın açığa vuracağı şeyi içinde gizliyordun. İnsanlardan çekmiyordun; oysa asıl çekin­mene layık olan, Allah idi. Zeyd o. kadından ilişiğini kesince biz onu sana nikahladık ki (bundan böyle) evlatlıkları, kadınlarıy­la ilişkilerini kestikleri zaman o kadınlarla evlenmek hususun­da mü´minlere bir güçlük olmasın. Allah´ın buyruğu (her za­man) yerine getirilmiştir.

Allah´ın, kendisine takdir ettiği bir şeyi yerine getirmekte, Peygambere herhangi bir güçlük yoktur. Sizden Önce geçenler arasında Allah´ın adeti böyle idi. Allah´ın emri, olup bitmiş bir kaderdir.

(O Peygamberler), Allah´ın gönderdiği emirleri duyururlar. Allah´tan korkarlar ve O´ndan başka kimseden korkmazlardı. Hesap görücü olarak Allah yeter.

Muhammed, sizin erkeklerinizden birinin babası değil, fa­kat Allah´ın resulü ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah, herşeyi bilendir. "(Ahzap: 36-40)

Zeynep binti Cahş ile Zeyd bin Harise´nin kıssası, işte Kur´anı Kerimde anlatıldığı gibi olup şu hususlara delalet et­mektedir.

1- Evlatlıklar, cahiliyet devrinde, kendilerini evlat edinen kimselerin oğulları kabul edilirlerdi. Cenab-ı Allah bu adetin hükmünü ortadan kaldırdı. Bunu bildiren Ayeti Kerimeyi de Ahzap suresinin evvelinde okumuştuk.

2- Aileden biri olmadığı halde tıpkı nesep bağı ile bağlıymış-casına alie fertleri arasına giren ama fıtrat gereğince aynı şef­kat duygularını paylaşmasına imkan olmayan, ayrıca aile düze­nini bozan evlatlıkların hükmünü iptal etmeyi Cenab-ı Allah´ın hikmeti gerekli görmüştü. Yine Peygamber efendimizin, kendi evlatlığının eşi ile evlenmesini emrederek bu hükmü iptal et­meyi kesinleştirmeyi de hikmeti gerekli görmüştü. Çünkü Pey­gamber efendimizin evlatlığı Zeyd ile eşi Zeynep arasında evli­lik ilişkileri bozulmuştu. Kureyş kabilesine mensup olan Zey­nep, Kureyşli olmayan, aynı zamanda Peygamber efendimizin azadlısı olan Zeyd´in nikahı altında kalmayı hazmedemiyordu. Ona karşı büyüklük taslıyordu. Zeyd de onun büyüklük tasla­masından bıkmış ve boşamak istemişti, fakat Peygamber (s.a.v) efendimiz, Zeyd´q:"Allah´tan kork ve eşini yanında tut" demişti. Demişti ama, Zeyd´in, Zeyneb i boşamasını Cenab-ı Allah´ın mukadder kıldığım da,biliyordu. Yine ilahi takdir gereğince kendisinin Zeynep ile evleneceğini de biliyordu. Ama Cenab-ı Allah´ın açığa vurmadığı bu boşanma işini kendisi açığa vur­mak istemedi ve gizledi. Çünkü araplarm alışık olmadıkları du­rumlara karşı çıkacakları endişesiyle, kendisine cephe alacak­ların düşünmüştü.

Ama Cenab-ı Allah, insanların kendi evlatlıklarının boşanıp ilişkilerini kestikleri eşleriyle evlenmelerinde sıkıntıya düşme­melerini sağlamak için, Zeyd tarafından boşandıktan sonra Zeynep ile Peygamberimizin evlenmesini emretmişti.

3- Evlatlıklara baba olma durumu ortadan kaldırıldığına gö­re Muhammed (s.a.v) efendimiz artık araplardan herhangi bir adamın babası olamazdı. Ayeti Kerimelerin zahiren ve manen ifade ettikleri de budur. Ancak manaları çarpıtan ve islamiyete karşı komplo kurmak isteyen kimseler, Emeviler devrinde bazı iftiralar ortaya atmıştı. Aslını geçip araştırmadan rivayetlerin çekiciliği karşısında gözleri kamaşan bazı kimseler bu iftiraya aldanmışlardı. Aldananlar arasında maalesef Ebu Cafer îbn Cerir et-Taberi de vardı. O, doğru olduğunu kabul ederek bu ri­vayeti ve asılsız iftirayı aktarmıştır. Müfessirlerin çoğu da Ta-beri´den bu iftirayı nakletmişlerdir. Nihayet İbn Kesir, tefsirin­de bunun bir iftira olduğunu açıklamıştır. Allah ondan razı ol­sun ve bu sapıklığı neşreden Taberiyi de affetsin. Nakleden Ta-beri olsa bile, yalanı nakletmek onu doğruya dönüştaürmez.

Gariptir ki ortaya attıkları iftirayı ayeti kerime ile destekle­meye çalışmışlardır. Mutaassıp bazı gayri müslimler bu iddia­ları ileri sürerek güya Peygamber (s.a.v) efendimizin Zeyneb-i yıkanmakta iken çıplak görüp ona aşık olduğunu onunla evle­nebilmek için de Zeyd´den onu boşamasını istemiş olduğunu, Peygamber efendimizin gizlediği ve halka açıklamaktan çekin­diği, ama Allah tarafından açığa vurulan şeyin de işte bu oldu­ğunu iddia etmişlerdir. Aslında bu durumun hiç bir halde Kur´anm zahiri ve batını manalarına uyduğunu söylemeye im­kan yoktur. Bu onların ortaya attıkları bir iftiradan başka bir şey değildir. Bu söylediklerinin asılsız bir iftira olduğunu ayeti kerimelerin ifadesinden de anlamak mümkündür. Şöyle ki:
Logged

"Sür çıkar ağyar-ı dilden, ta tecelli ede hak...
Padişah girmez saraya, hane ma'mur olmadan!"
editör
Süper Yönetici
Süper Üye
*****

Başarı Tablosu: 3451
Mesaj Sayısı: 6667


"Nerede oLursanız oLun, ALLah sizinLe beraberdir"


« Yanıtla #813 : 06 Temmuz 2008, 16:02:07 »
a- Ayeti Kerimenin de delalet ettiği gibi Peygamber (s.a.v) efendimiz kendi arzusuyla Zeynep´le evlenmemiştir ki onu bu evliliğe iten faktör, şehveti olsun. Aksine bu evlilik Allah´ın şu emri ile yapılmıştı:

"Allah ve Resulü bir işte hüküm verdiği zaman, artık bir inanmış erkek ve kadına o işi kendi isteklerine göre seçme hak­kı yoktur." (Ahzab: 36)

Cenab-ı Allah bu evliliği bizzat kendi yüce zatının yaptırmış olduğunu beyan buyuruyor: "Zeyd, o kadından ilişiğini kesince biz onu sana nikahladık" (Ahzab: 37)

Ayrıca noksanlıklardan münezzeh ve yüce olan Allah, em­rettiği bu evliliğin sebebinin şehvet olmadığım; aksine mümin­lerin, evlat edindikleri kimseler tarafından boşanan kadınlarla evlenmelerinde bir sakınca bulunmadığını açıklamak olduğunu bildirmiştir.

Peygamber (s.a.v) efendimizin bu durumu açığa vurmaktan çekinmesi ise, cahiliyet devri geleneklerini ortadan kaldırması durumunda arapların kendisine karşı cephe alacaklarım dü­şünmesinden dolayı idi. Ama Cenab-ı Allah bu çekinmesinden dolayı onu kınamış ve insanlardan değil, kendisinden çekinme­si ve emrine itaat etmesi gerektiğini ifade buyurmuştur.

b- Ayeti Kerimede şöyle buyuruluyor:"AZ/aVm açığa vura­cağını sen içinde gizliyorsun." Gizlenen şeyin, Peygamber efen­dimizin Zeyneb´e olan aşkı olduğunu iddia ediyorlar, ama ayeti kerime bunun zıddını söylemektedir. Çünkü Cenab-ı Allah´ın açığa vurduğu şey aşk değildi, evlilik.durumu idi. Peygamber efendimiz bunu Zeyd´den gizlemiş ve Ona:´´Allah´tan kork ve eşini de yanında tut!" demişti.

c- Ayeti kerime hem nassı ile hem de manası ile konusunun evlatlığın evlat olmasını men etmeye delalet etmektedir. Bu se­beple Cenab-ı Allah, Peygamberine evlatlığının boşadığı kadın­la evlenmesini emir buyurmuştur ki bu, şer´i bir hükmün tatbi­ki açıklaması olsun. Nitekin Kur´an nassı da bunu kesin bir ya­sak olarak açıklamıştır. Bu sebeple Cenab-ı Allah bu yasaklığı şu ifadelerle tekid etmiştir.

"Muhammed sizin erkeklerinizden birinin babası değil, fa­kat Allah´ın ReSUludur." (Ahzab:40)

İşte açık anlam budur. Bunda da yalancıların ve kuruntu sahiplerine uyanların saplandıkları anlam karışıklığı yoktur. Tefsircilerin, Kur´anın manası üzerinde konuşanların Peygam­ber (s.a.v) efendimizin haberlerinden sözedenlerin bu iftiranın aslını ve kaynağını idrak etmelerim isterdik. Bunu ortaya atan kimse, müslümanlara bir komplo kurmayı amaçlamıştır. ´Hafı­zı Sünne´ unvanına sahip olan İbn Kesir, bunun yalan bir riva­yet olduğunu beyan etmiş ve İbn Cerir et-Taberi´nin bu konuda söylediklerini de güçlü ifadelerle reddetmiştir.

Zamanımızdaki Siyer yazarlarının da bu hakikati idrak et­melerini isterdik. Öyle sanıyoruz ki onların beyani bir zevkleri, kelimelerin işaret yoluyla ifade etmek istedikleri manaları an­lamakta derin bir kavrayışları vardır. Bu sözü inceleyip haki­kati idrak etmelerini arzularız. Ancak uydurulmuş bir masala kendini kaptırma zevki onları etkisi altına almıştır. Örneğin bir siyer yazarı yazmış olduğu bir kitaba ´Sevdalı Peygamber´ adını vermiştir. Bu isimle yazılan kitapta çeşitli iftiralar ortaya atılmış ve bunların oldu bitti birer hadise şeklinde cereyan et­tikleri ifade edilmiştir. Bunu bir hikaye yazarlığı serbestisi içe­risinde yazıp geçmişlerdir. Kendilerini taklid eden kimseler de hak ve batıl arasında herhangi bir ayrım yapmaksızın yollarını izlemişlerdir. Böylelerini Allah affetsin demiyorum. Çünkü bu tür yorumları toplumsal çalkantılara yol açmaktadır. Ve bu gi­bi kimseler ne yazık ki edebi camiada belli bir yer işgal etmiş­lerdir. Yaptıklarının cezasını Allah versin.
Logged

"Sür çıkar ağyar-ı dilden, ta tecelli ede hak...
Padişah girmez saraya, hane ma'mur olmadan!"
editör
Süper Yönetici
Süper Üye
*****

Başarı Tablosu: 3451
Mesaj Sayısı: 6667


"Nerede oLursanız oLun, ALLah sizinLe beraberdir"


« Yanıtla #814 : 06 Temmuz 2008, 16:03:22 »
Peygamber (s.a.v) Efendimizin Diğer Evlilikleri


1- Resulullah (s.a.v) efendimiz Ümmü Seleme ile evlenmişti. Ümmü Seleme´nin adı Hind binti Ebi Ümeyye bin Muğire´dir. Mahzumiyeli bir kadın olup kocası Abdullah bin Abdülesed (Ebu Seleme) vefat etmişti. Kocasının vefatı esnasında Ümmü Seleme genç bir kadındı. Ölmekte olan kocasından, kendisinin vefatından sonra başka bir erkekle evlenmek için izin istemişti. Kocası da ihlaslı bir şekilde dua ederek, kendisinden daha ha­yırlı bir insanla evlenmesini dilemişti. Peygamber (s.a.v) efen­dimiz, dul kalan Ümmü Seleme´nin çoluk çocuk sahibi olduğu­nu, çocuklarına bakacak bir kimseye ihtiyaçları olduğunu gör­müştü. Ümmü Seleme ile kocası muhacir idiler. Akrabaların­dan kopmuşlardı. Şu halde Ümmü Seleme ile çoluk çocuğunu himaye edecek birine ihtiyaç vardı. İşte bu ihtiyacı gidermek için Peygamber (s.a.v) efendimiz onunla evlendi.

2- Peygamber (s.a.v) efendimiz Haris kızı Cüveyirye´iye ev­lenmişti. Cüveyirye ile evlenişini İbn Hişam şöyle anlatır:

"Resulullah (s.a.v) Mustalik oğulları gazvesinden dönerken yanında Haris kızı Cüveyirye de vardı. Cüveyirye´yi ensardan bir adamın yanına emanet olarak bıraktı ve onu korumasını emretti. Kendisi de Medine-i Münevvereye geldi. Öte yandan Cüveyriye´nin babası Haris bin Ebi Dırar, kızını kurtarmak için fidye olarak bir kaç deve getirmekte idi. Akik mevkine gel­diğinde develere baktı ve hoşuna giden ikisini orada bir yerlere sakladı. Sonra Peygamber (s.a.v) efendimize gelerek şöyle de-di:"Ey Muhammedi kızımı esir aldınız işte onun fidyesini getir­dim." Resulullah (s.a.v) efendimiz fidye olarak getirilen devlere baktıktan sonra :"Akik mevkiinde sakladığın iki deve nerede?" diye sorunca Haris şöyle dedi:

"Allah´tan başka ilah olmadığına, senin de Allah´ın elçisi ol­duğuna şehadet ederim. Allah´a yemin ederim ki ben o develeri saklarken hiç kimse beni görmemişti" Böyle dedikten sonra Ha­ris ve beraberindeki iki oğlu müslüman olmuşlardı"

Cüveyirye´nin kavminden 100 kadar adam esir alınmıştı. Peygamber efendimiz Cüveyirye´yi babasından isteyip onunla evlendikten sonra Cüveyirye müslüman oldu. Bunun üzerine Cüveyirye´nin akrabalarından olan bütün esirleri müslümanlar serbest bıraktılar. Ve: "Resulullah (s.a.v)´in hısımlarını yanı­mızda köle olarak nasıl tutarız?" dediler. Peygamber efendimiz Cüveyirye ile evlenmekle onun akrabaları olan Müstalik oğul­larından Aişe bu konuda şöyle der:"Cüveyriye kadar kendi kav­mine hayırlı hiçbir kadın görülmüş değildir. Onun sayesinde akrabalarından 100 kişi serbest bırakıldı"

Görülüyor ki Peygamber (s.a.v) efendimiz yüce bir amaç adı­na Cüveyriye ile evlenmiştir. Maksadı Müstalik oğullarından esir alınan kimseleri hürriyetlerine kavuşturmaktı. Köleliği ye­niden ihya etme damgasını yemek istemiyordu. Çünkü artık kölelik ebediyete kadar yasaklanmıştı. Ama düşmanlarımız bi­zim adamlarımızı alıp köleleştirirler ve onları hürriyetlerine kavuşturmazlarsa biz de onların adamlarını yakalayıp köleleş-tirebiliriz. O ebediyete kadar mubahtır.

Peygamber (s.a.v) efendimiz şehvetini tatmin etmek için de­ğil, Müstalik oğullarından alınan esirleri hürriyetlerine kavuş­turmak için Cüveyriye ile evlenmişti.

3- Peygamber (s.a.v) efendimiz Huyey bin Ahtab´ın kızı Sa-fîyye ile evlenmişti. Safiyye kızkardeşi ile birlikte kendi ölüleri arasında bekleşmekte idiler. Bilal onları, Hayber´de ölen adam­larının yanında dolaştırıyordu. Esirleri gösteriyordu. Peygam­ber (s.a.v) efendimiz Bilal´i kınayarak -."Senin kalbinde hiç merhamet yokmudur? Bu iki genç kızı kendi kavimlerinden öldurulmuş olan kimselerin arasında dolaştırıyorsun?" demişti. Peygamber efendimiz, kendileriyle evlenmeleri için bu iki genç kızı sahabilerine arzetmişti. Biri evlenmiş .diğeri kalmıştı. Onun gönlünü hoşetmek ve yarasına merhem olmak için Pey­gamber efendimiz bizzat onu nikahlamıştı. Böylece Safiyye´de Peygamber efendimizin zevceleri arasına katılmıştı.

4- Peygamber (s.a.v) efendimiz Meymune binti Haris bin Hazn el-Hilaliye ile de evlenmişti. Bu kadını Peygamber efendi­mize eş olarak Abbas bin Abdulmuttalip seçmişti. Hz. Abbas, Peygamber efendimizle diğer arap kabileleri arasındaki bağları sağlamlaştırmak için bu evliliği uygun görmüştü. 400 dirhem-lik mehrini de Hz. Abbas kendi parasıyla ödemişti. Rivayete gö­re Meymune´nin bizzat kendisi nefsini Peygamber efendimize bağışlamıştır. Peygamber (s.a.v) efendimizin kendisiyle evlen­meyi istediğini öğrendiğinde, bir devenin üzerinde bulunuyor­muş. Bu haberi alınca:"Z)et;e ve üzerindeki kadın Allah ve Resu­lüne olsun" demişti. Bu hususta yüce Allah şöyle buyurmuştur:

""Bir de kendisini (mehirsiz olarak) Peygambere hibe eden ve Peygamberin de kendisini almak dilediği inanmış kadını (sana helal kıldık)" (Ahzab: 50)
Logged

"Sür çıkar ağyar-ı dilden, ta tecelli ede hak...
Padişah girmez saraya, hane ma'mur olmadan!"
editör
Süper Yönetici
Süper Üye
*****

Başarı Tablosu: 3451
Mesaj Sayısı: 6667


"Nerede oLursanız oLun, ALLah sizinLe beraberdir"


« Yanıtla #815 : 06 Temmuz 2008, 16:05:19 »
İbret


Peygamber (s.a.v) efendimizin 13 zevcesi vardı. Bunlardan ikisi O hayatta iken vefat etmişlerdi. Bunlardan biri mü´minle-rin annesi Hz. Hatice idi. Zevcelerinin en faziletlisi ve en şef­katlisi idi. Onun vefat ettiği sene Peygamber efendimizin ke­rem sahibi ve şefkatli amcası Ebu Talip de vefat etmişti. Bu ikisinin vefat ettiği seneye hüzün senesi adı verilmişti. Peygamber efendimiz hayatta iken ölen eşlerinden ikincisi ise düş­künlerin annesi Zeynep idi. Allah ondan razı olsun.

Peygamber (s.a.v) efendimiz iki kadınla evlenmiş ama onlar­la gerdeğe girmemişti. Gerdeğe girmeden önce onları boşamıştı. Çünkü birinin bedeninde özür vardı. Diğeri ise Peygamber efendimizi sevmediğini açıkça söylemişti. Bu kadın hicretten sonra 60 sene yaşadı. Peygamber (s.a.v) efendimiz kainatın efendisi gibi en kıymetli varlığın yanında yaşama mutluluğun­dan mahrum kaldığı için kendini "şakiyye" (bahtsız) diye ad­landırmıştı.

Peygamber (s.a.v) efendimiz bazen zevcelerinden ayrı yaşar, bazen de onlarla birleşmeyi ertelerdi. Her halükarda Peygam­ber (s.a.v) efendimiz 13 kadından fazlasıyla evlenmemiştir. Çünkü bu sayı ile, amaçladığı ve islam davetiyle ilgili gördüğü bütün sosyal maksatlar gerçekleşmişti. Bu hususta yüce Allah şöyle buyurmuştu:

"Onlardan dilediğini geri bırakır, dilediğini yanına alır-sın.(Geçici olarak) ayrıldıklarından (tekrar birleşmeyi) arzu et­tiğine (dönmekte) senin üzerine bir günah yoktur. Onların göz­lerinin aydınlanıp tasalanmamalarına ve hepsinin senin ver­diklerine razı olmalarına en elverişli olan budur. (Çünkü ken­dilerine Allah´ın hükmünün uygulandığını bilirler ve araların­da gözettiğin eşit muameleden memnun olurlar.) Allah sizin kalplerinizde olanı bilir. Allah bilendir, halimdir. (Birden Öfke­ye kapılıp ceza vermez)

Bundan sonra artık (başka) kadınlarla evlenmek bunları başka eşlerle değiştirmek helal değildir. İsterse güzelliği çok ho­şuna gitsin, (Artık başka kadınlar alamazsın); Yalnız elinin al­tından bulunan (cariye)ler hariç Allah, herşeyi gözetleyicidir." (Ahzap: 51-52)

Bu kıymetli nas, iki önemli şeye delalet etmektedir: 1- Peygamber Efendimizin bu sayıdan fazla kadınlarla ev­lenmesi men edilmişti. Çünkü on üç kadınla evlenen Peygam­ber efendimiz, birden fazla evlilik yapmaktaki amacını gerçek­leştirmişti. Ayrıca bu kadar çok sayıda kadınla evlenmenin ca-izliği sadece peygamber (s.a.v) efendimize özgü bir hükümdür. Onun bu kadar kadınla evlenmesinin helal olduğuna dair daha önce Cenab-ı Allah şöyle buyurmuştu:

"(Bu kadar çok sayıda kadınla evlenmeyi) diğer mü´minlere değil, sırf sana mahsus olmak üzere (helal kıldık). Biz, eşleri ve ellerinin altında bulunan (cariye)leri hakkında mü´minlere ne farz ettiğimizi bildik (Onların bu hususta ne yapması lazım geldiğini açıkladık)ki, sana bir zorluk olmasın (Sen bir sıkıntı­ya güç bir duruma düşmeyesin)." (Ahzap; 50)

2- Peygamber (s.a.v.) efendimiz, bazı hadisçilerin ibarelerin­den vehm edileceği gibi tüm zevceleri ile her gece cinsel ilişki kurmazdı. Ancak bazı islam düşmanları, hadisçilerin ibarele­rinden ortaya çıkan vehimlere dayanarak Peygamber (s.a.v.) efendimizin şehvetine düşkün bir kimse olduğunu iddia etmiş­lerdir. Bunların sözlerine Peygamber (s.a.v.) efendimizin güya şehvet bakımından kırk erkek gücüne sahip olduğunu iddia et­mişlerdir/ Ama ayeti kerime bütün bu iddiaları reddetmekte­dir. Peygamber (s.a.v.) efendimiz, kadınlarından dilediği ile cin­sel ilişkide bulunmayı ertelerdi. Dilediğimde yanına alırdı. Di­lediğinden uzak yaşardı. Bilahare bu uzak kaldığı kadınlarını da arayıp yanma alırdı. Onun bu davranışları bazı muhaddisle-rin güya peygamber efendimizin her gece sırasıyla kadınlarının yanına uğrayıp onlarla cinsel ilişkide bulunmuş olduğuna dair iddialarını çürütmektedir. Çünkü bu iddialar, müslüman adını takınarak islam cemaatı arasında bulunan bazı islam düşman­larım yalancı ve sapıkları iftirada bulunma fırsatına sahip kıl­maktadır.

Peygamber efendimizin birden fazla kadınla evlenişinin bazı sebeplerini daha açıklamamız gerekiyor. Önce de işaret ettiği­miz gibi Peygamber (s.a.v.) efendimiz hiçbir sığınağı almayan, gurbette kimsesiz kalıp aile ve akrabasından kopan zayıf ve düşkün kadınları himayesi altına almak, ayrıca kendisiyle bazı önde gelen sahabileri arasında bağlar tesis etmek, öldürülen veya ölen veya irtidad eden muhacirlerin müşriklerle irtibatı olup ortada kalan kadınlarını müşriklerin tahakkümüne .karşı korumak için birden fazla kadınla evlenmiştir. Noksanlıklar­dan münezzeh olan yüce Allah bu hususa şu ayeti Kerime ile işarette bulunmuştur:

"Ey Peygamber, biz ücretlerini (Mehirlerini) verdiğin eşleri­ni, Allah´ın sana ganimet olarak uerdiğd savaş esir)lerinden elinin altında bulunan (cariye)leri amcanın, halalarının, dayının ve teyzelerinin seninle beraber göç eden kızlarını sana helal kıldık. Bir de kendisini (mehirsiz olarak) Peygambere hibe eden ve peygamberin de kendisini almak dilediği inanmış kadını, di­ğer müminlere değil, sırf sana mahsus olmak üzere (Helal) kıl­dık. Biz, eşleri ve ellerinin altında bulunan (cariye)leri hakkın­da ne yapması lazım geldiğini açıkladık)" (Ahzab 50)

Bu nastan da anlaşıldığına göre Peygamber (s.a.v.) efendi­miz, arada amcalık ve dayılık gibi akrabalık bağı bulunduğu için muhacirlerle evlenmiştir. Bu hüküm, onun Kureyşlilerle olan yakınlığını da kapsamına almaktadır. O, kocaları şehit dü­şen Muhacir kadınları yalnız başlarına terk edip ziyan etmeye­cekti. Aksine onları kendi sağlam ve uzun gölgesinde barındır­mak işini bizzat üstlenecekti.

Yine görülüyor ki, Peygamber (s.a.v.) efendimiz bazen Rab-binin ahkamını infaz edip şeriatini açıklamak için yüce Allah´ın emri üzerine bazı evlilikler yapmıştır. Peygamber (s.a.v.) efen­dimiz bu gibi evliliklerinde, Arapların alışık oldukları ve tabii gördükleri bazı geleneklere karşı cephe almış. O gelenekleri or­tadan kaldırmıştır. Bundan bazı mü´minler de etkilenmişlerdir. Hatta Peygamber (s.a.v.) efendimiz dahi bu emir gelmeden ön­ce o tür evlilikleri yasaklamıştı. Ama yasaklayışinin hakikata aykırı bir hüküm olduğunu, evlat edinmenin ağızla saöylemek-le değil de, neseple mümkün olabileceğini açıklamıştı. Evlat edinmenin aileye, soydan gelmeyen yabancı bir kimseyi karış­tırmak olduğuna Cenab-ı Allah şu ayeti kerimede işaret buyur­muştu:

"Onları babalarına nisbet ederek çağırın; bu, Allah yanında daha adaletlidir." (Ahzap: 5)
Logged

"Sür çıkar ağyar-ı dilden, ta tecelli ede hak...
Padişah girmez saraya, hane ma'mur olmadan!"
editör
Süper Yönetici
Süper Üye
*****

Başarı Tablosu: 3451
Mesaj Sayısı: 6667


"Nerede oLursanız oLun, ALLah sizinLe beraberdir"


« Yanıtla #816 : 06 Temmuz 2008, 16:05:43 »
Peygamber (s.a.v.) efendimizin birden fazla evlilik yapma-sındaki hikmetlerden, daha önce değinilmemiş iki hikmet daha vardır: Peygamber (s.a.v.) efendimiz sevdiği ashabı ile kendisi arasındaki yardımlaşma bağlarını pekiştirmek için onların ya­kınlarıyla evlenirdi. Zayıf ve güçsüz, kadınlara yardım etmek için de onları nikahına alıp himaye ederdi. Akrabası veya so­yundan bir yakını olmayan kimselerin yüklerini kendisi omuz­lardı ki, O güçsüz, kimsesiz insanlar mü´minlikten sonra din­den dönmesinler. Ayrıca Peygamber (s.a.v.) efendimiz kendisi­ne karşı aşırı düşmanlık gösteren ve düşmanlıklarında ısrar eden uzak (uyarlardaki kimseleri de, arada hısımlık bağları ku­rarak kendine yakın kılıyordu. Onun yaptığı birden fazla evli­liklerin hikmetlerine değinmiştik. Fakat burada daha önce de­ğinmediğimiz veya işarette bulunmadığımız iki hikmet daha yardır.

1- Peygamber (s.a.v.) efendimizin, zevceleri dini hükümleri mübarek kocalarından alıp öğreniyorlardı. Peygamber (s.a.v.) efendimizin ve sahabilerin ve tabiilerin devrinde kadınlar dini ilimleri Öğrenmek için ilim meclislerine gitmezlerdi. Aksine Peygamber efendimiz hayattayken yanına gidip dini meseleleri ondan sorup Öğrenirlerdi. Onun vefatından sonra Aişe, Ümmü Seleme ve diğer hayattaki peygamber zevcelerine gidip onlara sorar, dini hükümleri Öğrenirlerdi. Kadınlık hallerine ilişkin hükümlerin çoğunu müminlerin annesi Hz. Aişe ile babası Ebu Bekir es Sıddık´tan öğrenmiş olduğumuzu söylemeye gerek yok­tur sanırım.

Müminlerin annesi Hz. Hafsa da, yazılışı babası imam Ömer el Faruk devrinde sona eren mushafı şerifi muhafaza et­mekle görevli idi. Allah ona en hayırlı mükafatı ihsan etsin.

Peygamber (s.a.v.) efendimizin vefatından sonra zevceleri ile mümin erkeklerin evlenmelerinin yasaklamşmdaki ilahi hik­mete gelince, belki de onların dini ahkamı kadınlara öğretmek, islami faziletleri onlara açıklamak, dini edep, erkan ruh ve ma­nayı onlara beyan etmek işiyle uğraşmalarını sağlamak içindi. Peygamber (s.a.v.) efendimizin ailesinin, temiz şahsiyyeti hak­kındaki haber8eri müminlere inikal ettirme işine kendilerini vakfetmelerini temin etmek içindir. Bu saydığımız hususların bir çoğu Hz. Aişe (r.a.)nm rivayetlerinde müşahade edilmekte­dir. Onun, kadınlarda eşine az rastlanır bir zekası vardı. Dini hükümlerin yarısının Hz. Aişe´nin rivayetlerinden alınmış ol­duğu görüşünü teyid etmekteyiz. Dini Ahkamın, Hz. Aişe´den öğrenilen yarısı kadınlık hallerine Özgü hükümlerdir.

2- Peygamber (s.a.v.) efendimizin zevceleri iffet, edep, terbi­ye ve herşeyi Allah´tan bekleme hususunda diğer kadınlar için birer güzel örnek olmuşlardı. Çünkü onlar peygamberlik adabı­nı öğrenmişlerdi. Kadının kadından etkilenmesi, erkeklerden etkilenmesinden daha fazla olur. Kadın, kadın arkadaşının iyi­liğinden istifade edip iyileşir. Kadın, arkadaşlarının kötülüğünden etkilenip kötüleşir. Kadın iyi olduğu zaman diğer kadınları da iyileştirir. Kadın kötü olduğu zaman diğer kadınların da kö­tü olmalarına neden olur. Bu gerçeği günümüzde apaçık bir su­rette müşahade etmekteyiz. Mazide de böyle olmuştur. İnsan, insanın oğludur. Yani insanın terbiyesine diğer insanlar etkili olurlar.

Cenab-ı Allah Peygamber (s.a.v.) efendimizin kadınlarının, irşad ve terbiye görevlerini üstlenmelerini emretmişti. Çünkü onlar,diğer mümin kadınlar için nümune-i imtisal olmuşlardı. Bu hususta söz söyleyenlerin en doğru sözlüsü olan yüce Allah şöyle buyurmuştur:

"Ey Peygamber! eşlerine söyle: eğer siz, dünya hayatını ve onun sözünü istiyorsanız, gelin size müt´a (boşanma bedeli) ve­reyim. Ve sizi güzellikle salayım. Eğer siz Allah´ı ve ahiret yur­dunu istiyorsanız, (biliniz ki) Allah, sizden güzel hareket eden­lere büyük bir mükafat hazırlamıştır.

Ey peygamberin kadınları! Sizden kim açık edepsizlik ya­parsa, onun için azap iki kat yapılır. Bu Allah´a göre kolaydır. Fakat sizden kim Allah´a ve Resulüne itaate devam eder ve ya­rarlı iş yaparsa ona da mükafatını iki kez veririz ve (cennette) onun için bol bir rızık hazırlamışızdır. Ey peygamber kadınla­rı! Siz, kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz, eğer (Allah´ın buyruğuna karşı gelmekten) korkuyorsanız, sözü yumuşak (tat­lı bir eda ile) söylemeyin ki kalbinde hastalık bulunan bir kim­se tamah etmesin; güzel, (kuşkudan uzak bir biçimde) söz söyle­yin.

Evlerinizde oturun ilk cahiliyye (çağı kadınları)nın açılıp saçılması gibi açılıp saçılarak (kırıta kırıta) yürümeyin namazı kılın, zekatı verin, Allah´a ve Resulüne itaat edin. Ey Ehl-i beyt (ey Peygamberin ev halkı) Allah sizden kiri gidermek ve sizi ter­temiz yapmak istiyor. Sizin evlerinizde okunan Allah ayetlerini ve hikmeti hatırlayın. Şüphesiz Allah latiftir, haber alandır" (Ahzab: 28-34)

Peygamber (s.a.v.) efendimizin zevceleri bu ilahi terbiyeyi almış olduklarından ötürü bu terbiyenin sınırları dışına çıkma­mışlar ve diğer kadınlar için birer mümune-i imtisal olmuşlar­dı. Diğer mü´minlerin kadınları için değişmez sabit bir ölçü teş­kil etmişlerdir. Müminlerin kadınları için değil tüm alemin kadınları için sabit birer numune ve değişmez birer örnek olmuş­lardır. Onlar birer numune-i imtisal olduktan sonra Cenab-ı Allah onlara uyan mümin kadınların tabi olmaları gereken hu­susları ve bürünmeleri icab eden nitelikleri açıklayarak gerekli irşad ve yönlendirmede bulunarak şöyle buyurmuştur:

"Müslüman erkekler ve müslüman kadınlar, mümin erkek­ler ve mümin kadınlar ve taate devam eden erkekler ve taate devam eden kadınlar, doğru erkekler ve doğru kadınlar, sabre­den erkekler ve sabreden kadınlar, (gönülden Allah´a) saygılı erkekler ve (gönülden Allah´a) saygılı kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve (ırzlarını) koru­yan kadınlar, Allah´ı çok zikreden erkekler ve Allah´ı çok zikre­den kadınlar; (işte) Allah bunlar için bağış ve büyük bir müka­fat hazırlamıştır. "(Ahzap 35)

Peygamber (s.a.v.) efendimizin zevcelerinin mertebelerinin beyan edilmesi ve irşad görevlerim üstlendiklerinin açıklanma­sı ile mümine kadınların Özelliklerinin bir arada zikredilmiş ol-mas,ı peygamber (s.a.v) efendimizin zevcelerinin ahlakının, mümin kadınlar için ideal bir örnek teşkil ettiğini göstermekte­dir. Bu kadınları değerli birer numune olarak kabul etmek icab eder ki bunlar saliha güzel ve latif birer örnek olmuşlardır.

Ayet-i Kerimede Peygamber zevcelerinin evlerinde oturma­ları, açılıp saçılarak zinetlerinin gizli ve açığını ortaya koyarak sokağa çıkmamaları, aksine evlerinde sebat etmeleri, çıkmala­rını gerektiren bir yarar ve maslahat olmadıkça dışarı çıkma­maları emredilmektedir. Ama günümüz kadınları evde oturur­ken dahi dışarıya çıkma hazırlığı içindedirler. Dışarıda bütün yolları işgal etmiş vaziyettedirler. Peygamber (s.a.v) efendimi­zin zevceleri çeşitli kabile ve aşiretlerdeki tanıdıklarının yanı­na giderek islami ilimleri yaymışlar, islami adabı neşretmişler ve yüce ahlakı Inüslüman kadınlar arasında yaygın hale getir­mişlerdi. Bu gibi kadınların sayısı çoğaldıkça Muhammedi hi-yadet umumileşip yayılacak ve nur misali yeryüzünde cereyan edecektir.
Logged

"Sür çıkar ağyar-ı dilden, ta tecelli ede hak...
Padişah girmez saraya, hane ma'mur olmadan!"
editör
Süper Yönetici
Süper Üye
*****

Başarı Tablosu: 3451
Mesaj Sayısı: 6667


"Nerede oLursanız oLun, ALLah sizinLe beraberdir"


« Yanıtla #817 : 06 Temmuz 2008, 16:06:06 »
Son Söz


Elinizdeki bu kitap peygamber (s.a.v) efendimizin yani Ha-temünnebiyyinin siretidir. Biz bu kitapta onun tasvirini veya hayatının izahatını yahut sireti üzerinde bulunan örtüyü tama­men kaldırdığımızı ve bu hususta amaca ulaştığımızı iddia et­miyoruz. Siyerde zirveye ulaştığımızı ve peygamber efendimi­zin siretindeki sırları keşfettiğimizi de iddia etmiyoruz. Zaten biz bunu gücümüzün üstünde bir şey olarak kabul ediyoruz. Ancak idrak edebildiğimiz kadarını sizlere ulaştırmaya çalıştık. Bu hususta orta bir yol tuttuk. Her ne kadar amaca ulaşmadıy-sak da biz amaca ulaşmayı kasdettik. Ve niyetimizin halis ol­duğunu söylüyoruz. Biz zirveye ulaşmak ve semaya yükselmek isteyipde ulaşmak istediği yere varmaktan aciz kalan ve satıh­ta durup üzerindeki nuru görmeye kanaat eden kimseye benze­riz. Amaca ulaşnıadıysak da oradaki hakikatleri görmekle ye­tindik. Her ne kadar nebevi ilmin zirvesini kapsayamadıysak da onun zirvesini görüp müşahade ettik. Onun hidayet nuruna gark olduk. Her ne kadar cereyan eden her hadiseyi idrak ede­mediysek de onun manevi feyzinden istifade ettik.

Allahım taksiratımızı bağışla. Kusurlu olduğumuzdan dola­yı bu taksirat meydana gelmiştir. Biz yücelik iddiasında deği­liz. Biz hakikatlerin peşine düşmüşüz. Sana yaklaşmayı talep ediyoruz. Yücelik iddiasında bulunmak, bizim gücümüzün üs­tündedir. Kapasitemizi aşar sen buyurmuşsun ki senin sözün doğrudur: "Allah hiç kimseye gücünün üstündeki şeyleri yükle-mez". Sen de gücümüzün üstündeki şeyleri bize yükleme, bizi affet, bizi bağışla ve bize merhamet et.

Allah´ım efendimiz Muhammed´e olmuş ve olan şeyler sayı­sınca, kıyamete kadar meydana gelecek şeyler sayısınca selatü selam eyle ve ona bereketler ihsan eyle. Sen ne güzel yardımcı­sın, sen ne güzel dostsun,-sen muvaffakiyet verip doğru yola iletensin. Muvaffakiyetimiz ancak senin yardımınla olur. Gücü­müz kadarıyla biz azmimizi biledik. Muvaffakiyeti senden dili­yoruz. Senin vereceğin muvaffakiyet, uzağı yakın kılar ey mer­hamet edenlerin en merhametlisi!
Logged

"Sür çıkar ağyar-ı dilden, ta tecelli ede hak...
Padişah girmez saraya, hane ma'mur olmadan!"
editör
Süper Yönetici
Süper Üye
*****

Başarı Tablosu: 3451
Mesaj Sayısı: 6667


"Nerede oLursanız oLun, ALLah sizinLe beraberdir"


« Yanıtla #818 : 06 Temmuz 2008, 16:19:54 »
bitti...


bir kandil gecesi başladığım bu uzun ve yorucu çalışmayı Rabbimin lütfu ve keremiyle tamamlamayı nihayet başardım.
Hz. Adem (as) ile başladığım nice asırları içine alan insanlık tarihinin bu şanlı şerefli tevhid mücadelesini sevgili Efendimin vedasını yazarken döktüğüm gözyaşlarıyla bitirdim.

sitemiz kendi ruhuna uygun, en kapsamlı ve en gerekli olan bir temel kaynağa kavuşmuş oldu. Mükafatını Rabbimden bekler, hayatını yazmaktan onur duyduğum sevgili efendimden de şefaatlerini dilerim.

ve tabii sizlerden de bir dua!

********

önemli not:bu kıymetli eserin asıl yazarı, Muhammed Ebu Zehra'dır. biz yazdık derken, onun bu yılları bulan kıymetli çalışmasını buraya nakletmek oldu. Rabbim bu kıymetli alimden razı olsun.
« Son Düzenleme: 06 Temmuz 2008, 18:17:49 Gönderen: MiM » Logged

"Sür çıkar ağyar-ı dilden, ta tecelli ede hak...
Padişah girmez saraya, hane ma'mur olmadan!"
GeneL Koordinatör
İdeal Üye
*****

Başarı Tablosu: 423
Mesaj Sayısı: 1550


Gariß ßir KuL`daN SeLaM oLsuN


« Yanıtla #819 : 06 Temmuz 2008, 17:38:58 »
MİM HOCAM

öncelikle bu güzellikleri bizlerle paylaştığınız için cok cok teşekkürler
ALLAH(cc) her iki cihandada sizi mutlu kılsın dualar bu arada müşterek cok güzel bir paylaşım olmuş ellerinize sağlık
yazacak cok güzellikler var da son bölümü okuduğumdan kelimeleri toplayamıyorum
selam ve dua ile
Logged

editör
Süper Yönetici
Süper Üye
*****

Başarı Tablosu: 3451
Mesaj Sayısı: 6667


"Nerede oLursanız oLun, ALLah sizinLe beraberdir"


« Yanıtla #820 : 06 Temmuz 2008, 18:24:26 »
MİM HOCAM

öncelikle bu güzellikleri bizlerle paylaştığınız için cok cok teşekkürler


sevgili garip_kul, aziz ve vefalı dost...
ben de acizane sizlere teşekkür ediyorum. Rabbim sizden de razı olsun. gösterdiğiniz ilgi ve alakaya müteşekkirim. bu uzun soluklu çalışmaları senin teşvik eden, destekleyen yardımlarınla cesaret bulduğumu itiraf etmeliyim. o pırlanta yüreğin ebeden var olsun,

güzel kardeş.
Logged

"Sür çıkar ağyar-ı dilden, ta tecelli ede hak...
Padişah girmez saraya, hane ma'mur olmadan!"
editör
Süper Yönetici
Süper Üye
*****

Başarı Tablosu: 3451
Mesaj Sayısı: 6667


"Nerede oLursanız oLun, ALLah sizinLe beraberdir"


« Yanıtla #821 : 06 Temmuz 2008, 18:31:46 »
ha bu arada sevgili grafiker,
ortalarda bi yerde teşekkür mesajı göndermiştin. ben de sana teşekkür ediyorum sevgili kardeşim.

bak eğer ondan sonra kalan kısımlarını da okursan sana çilekli dondurma alıcam... kahkahaa
Logged

"Sür çıkar ağyar-ı dilden, ta tecelli ede hak...
Padişah girmez saraya, hane ma'mur olmadan!"
Sayfa: 1 ... 53 54 [55]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


Benzer Konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme